GÖYNEM ( BEYSEHiR )

İLAHİ-KURAN-İSLAM-DİN-HABER-RESİM-VİDEO-TASAVVUF-BELGESEL-DUA-HADiS-TARİH-ŞİİR

‘ŞERİFE ŞEVVAL KARDELEN’ Kategorisi için Arşiv

ŞERİFE ŞEVVAL KARDELEN

ÇOCUKLARIMIZA AD ( isim ) KOYMAK

Posted by Site - Yönetici Mayıs 31, 2012

ÇOCUKLARIMIZA  AD ( isim )  KOYMAK

İsim vermek. Yeni doğan çocuğuna güzel bir isim koymak, öncelikle babanın sonra annenin görevlerindendir. Konulan ismin, güzel bir mânâsının olması, İslâm inancına ve hükümlerine uygun olması gerekir. İslâm’da çocuğa genellikle doğduğu gece isim verildiği gibi, doğumunun üçüncü veya yedinci gününde ad konulmaktadır. Rasûlullah (s.a.s.), oğlu İbrâhim dünyaya gelince: “Bu gece bir oğlum doğdu; ona atam İbrâhim’in adını verdim.” buyurmuşlardır. Bu hadis, ismin ne zaman konacağı hususunda önemli bir delildir. (Ebû Dâvud, Cenâiz, 24) Ayrıca bir kimseye birden fazla isim verilebileceği de yine Rasûlullah (s.a.s.) belirtilmiştir. (Buharî, Menâkıb, 17; Müslim, Fezâil, 124).

Anlamı İslâmî akîdeye uygun olmayan, dinin yasakladığı bir anlam taşıyan isimlerin çocuklara verilmesi uygun değildir. Hz. Peygamber (s.a.s.) yeni Müslüman olanların şirk dönemindeki isimlerini değiştirmez, genellikle aynen bırakırdı. Ancak bu isimler arasında, mânâsı çirkin veya Allah’tan başkasına kulluğu ifâde edenler varsa, meselâ müşriklerin taptığı putlardan biri olan Uzzâ’nın kulu anlamındaki Abdüluzzâ, Kâ’be’nin kulu anlamındaki Abdülka’be ve benzeri isimleri genellikle, Allah’ın kulu mânâsında Abdullah veya Rahman’ın kulu mânâsında Abdurrahman gibi isimlerle değiştirirdi. Kesmek anlamına gelen Sarim ismindeki bir sahâbinin ismini de, mutlu anlamına gelen Saîd; Berrâ olan bir kadının adını Zeyneb olarak değiştirmiştir. (Buhârî, Edeb, 108; Ebû Dâvud, Edeb, 62; İbn Mâce, Edeb, 32) Ayrıca, Firavun ve Kârun gibi zulüm ve küfür önder ve sembolleri olan isimlerin verilmesi de İslâm’da yasaktır.

Allah katında isimlerin en güzeli Abdullah ve Abdurrahman’dır.” hadisi (Buhârî, Edeb, 105-106; Müslim, Âdab, 2; İbn Mâce, Edeb, 2; Tirmizî, Edeb, 64; İbn Hanbel, II, 24, 128) isim koyma hususunda İslâm’ın genel prensibini belirlemektedir. Çocuklarımıza vereceğimiz isimler, Allah’a kulluk ifâde eden, İslâmî gayelere ve insan haysiyetine uygun, çevremizdeki insanların genellikle hoşlanacakları, kulağa hoş gelen, İslâm büyüklerinden hâtıra kalan mânâsı güzel olan isimlerden herhangi biri olabilir. Daha önceden pek duyulmamış diye, yapmacık ifâdeler taşıyan, İslâm toplumunda hiç kullanılmayan uydurma ve müslüman olmayanlara ait isimlerin çocuklarımıza ad olarak verilmesi doğru değildir. Çünkü, Rasûlullah (s.a.s.) “Kıyâmet gününde babalarınızın isimleriyle çağrılacaksınız. Bu bakımdan çocuklarınızın isimlerini güzel koyunuz.” (Ebû Dâvud, Edeb, 61; İbn Hanbel, V, 194) buyurmuştur.

.

Şerife Şevval Kardelen hocahanım kardeşimize teşekkür eder, sizlerinde dualarını bekleriz.

.

Yazı kategorisi: BUNLARI BiLiYORMUYDUNUZ, DiGER KONULAR, DiNi KONULAR, GÜNCEL, GÜNDEM, GENEL, TAVSİYELER, TÜRKİYE, YORUMLAR, YORUMSUZ, ŞERİFE ŞEVVAL KARDELEN | Etiketler: | » yorum bırak;

Feth-i Mübin

Posted by Site - Yönetici Mayıs 29, 2012

Feth-i Mübin


Yürü hâlâ ne diye oyunda oynaştasın,

Fatih’in İstanbul’u fethettiği yaştasın”

Fatih Sultan Mehmed ve İstanbul. Birisi isimlerin en güzeli, öteki şehirlerin en güzeli. Her ikisi Şanlı Nebî’nin (asm) iltifatına mazhar olmuş. O yüzden hem Fatih, hem de İstanbul, Müslümanların gönlünde müstesna bir yere sahiptir.

Hz. Muhammed (asm), İstanbul’un fethinden 850 sene önce, bu fethi müjdelemiş, o kumandanı ve askerleri tebrik etmiş, böylece Müslümanları da bu fetih için teşvik etmiştir. O yüzden, başta sahabeler olmak üzere, İslâm orduları tarafından İstanbul defalarca kuşatılmış, bu büyük fetih için büyük gayretler sarf edilmiştir. Doksan yaşındaki Hz. Eyyub El Ensarî, bu aşk ile surların dibinde şehit düşmüştür. 

İstanbul’un fethi başta Sahabe-i Kiram olmak üzere bütün İslâm askerlerinin ve kumandanlarının rüyalarını süsleyen bir sevda haline gelmiştir. Bu rüya, yine Muhammed isminde bir padişah tarafından hakikate çevrilmiş, İstanbul’un fethi, Fatih Sultan Mehmed Han Hazretlerine nasip olmuştur.

 

Fetih süreci

İstanbul’un fethi, tarihlerin yazdığı gibi 1453 yılının Nisan ayından başlayıp, 29 Mayıs Salı günü tamamlanmış bir fetih değildir. İstanbul’un fethi, Mekke’nin fethi ile başlayan “Feth-i Mübin” sürecinin bir devamıdır. Hendek Savaşı esnasında bunun ilk müjdesi verilmiştir.

Medine’yi savunmak üzere Resulullah’ın (asm) askerleri hendek kazarken, önlerine büyük bir kaya çıkar. En güçlü sahabeler, en büyük balyozlarla bu kayayı kıramazlar. Bunun üzerine Peygamber Efendimize (asm) haber verirler. Karnında bir taş bağlı olduğu halde hendeğe inen Efendimiz, balyozunu ilk vuruşunda büyükçe bir parça kopar. Mübarek yüzünde bir gülümseme belirir. İkinci vuruşta kayanın yarısı parçalanmıştır. Yine gülümserler. Üçüncü vuruşta ise, koca kaya toz olmuştu. Allah Resulü yine gülümsemiştir. Bu gülümsemelerin hikmetini merak eden sahabeler, etrafını sararlar.

Hz. Câbir’in (r.a) rivayetine göre, Resulullah bu davranışını şöyle açıklamıştır: “Birinci vuruşta, Kisra’nın (İran) saltanatının yıkıldığını gördüm. İkincisinde, Sana’nın (Yemen), üçüncü vuruşta da Bizans’ın saltanatını yıkıldığını gördüm. Bu saraylar gelecekte Müslümanların eline geçecektir.” (Sahih-i Buhâri, c. 10, s. 213, Hadis No:1588)  Her söylediği Hak olan, Hak ve hakikat Peygamberinin müjdesi, kendi ismini taşıyan bir padişah vasıtası ile 850 sene sonra tahakkuk etmiştir.

İstanbul’u fethetmek, her İslâm hükümdarının en büyük gayesiydi. 1453 yılına kadar 29 defa kuşatılmış, ama bir türlü fethedilememişti. Osmanlı Padişahlarının da en büyük idealleri İstanbul’u fethetmekti. Bu amaçla ilk ciddi kuşatma 1397 yılında Yıldırım Beyazıt tarafından yapıldı. Bu kuşatmada ünlü Bizans oyunları devreye girdi ve Bizans Kralı 2. Manuel, Yıldırım Beyazıt’ın bir çok şartını kabul ederek onu kuşatmayı kaldırmaya ikna etti. Fetihten önceki son kuşatma da, Fatih’in babası II. Murat tarafından gerçekleştirildi. Ama çok güçlü bir direnişle karşılaşan Osmanlı ordusu, 300 bin akçelik vergi karşılığı kuşatmayı kaldırdı.

 

Hacı Bayram Veli’nin müjdesi

Bu arada kader hükmünü icra ediyor, İstanbul da fatihini beklemeye devam ediyordu. Bir gün Hacı Bayram Veli, müridi Akşemseddin ile beraber Sultan II. Murat’ı ziyarete gider. Padişah, manevî tasarrufuna çok güvendiği Hacı Bayram’a “ Ya Hazret himmet etseniz de İstanbul’un fethi müyesser olsa” der. Hacı Bayram Hazretleri gülerek, “Sultanım o iş, şu beşikte yatan ile şu eşikte oturana nasip olacak” diye cevap verir. Beşikteki bebek II Mehmed, eşikteki ise Akşemseddin’dir.

Bu müjdeyi alan II. Murat, oğlu Mehmed’in en iyi şekilde yetişmesi için daha büyük bir gayret gösterir. Onu, hikmetler diyarı Horasan’dan gelen büyük âlim Molla Gürani’ye teslim eder. Daha sonra da Akşemseddin, Mehmed’in eğitimini üstlenir. Onu öyle bir yetiştirirler ki, hem maddî âlemin, hem de mânâ âleminin sultanı olacak ilim ve teknik bilgi ile donatırlar. II. Mehmed’in şahsında din ilimleri ile fen ilimleri birleşir, iki kanatlı bir kuş gibi uçan Fatih, terakkiyatın semalarında seyran eder.

 

İki kanatlı Fatih

II. Mehmed, devrin her türlü müspet ilimlerini en üst seviyede ruhuna sindirmiş, hayatına da yansıtmıştı. Altı yabancı dili rahatça konuşabiliyordu. Matematik, mantık, felsefe, mühendislik, fizik, kimya gibi ilim dallarında uzman denecek kadar bilgi ve beceri sahibiydi. Bütün bu bilgi birikimini, İstanbul’un fethi gibi büyük bir ideal için kullanmak istiyordu. Çocuk yaşta, geceleri sabaha kadar uyumaz, yatağının içinde İstanbul’un fetih planlarını çizerdi. 19 yaşında tahta geçtiğinde, bir imparatorluğu idare edecek bilgi, beceri ve iradeye sahip olmuştu. Zaten tahta geçtikten sonra hemen fetih hazırlıklarına başladı.

II. Mehmed, başarının dua ile elde edileceğini biliyordu. Bir yandan mânâ âlemine dalıp, geceleri hûşu ile kalbî ve kavlî duasını yaparken, diğer yandan da ordusunu en yüksek seviyede eğitip donatarak sebepler tahtındaki fiilî duasını yerine getiriyordu. İlk iş olarak, stratejik bir öneme sahip olan Rumeli Hisarı’nı yaptırdı. Daha önce de Yıldırım Beyazıt tarafından Anadolu Hisarı yaptırılmıştı. Böylece Boğazın iki yakasına İslâm mührü vurulmuş, sıra surların aşılmasına gelmişti.

II. Mehmed’in iki ordusu vardı. Birisi, zamanın en güçlü silahları ile donatılmış muharip ordu, diğeri de hocalardan, dervişlerden ve şeyhlerden meydana gelen maneviyat ordusu. Onların silahı da, dua, zikir ve tesbihattan meydana geliyordu. Muharip ordunun askerleri surları top ve mancınıklarla döverken, maneviyat ordusunun askerleri de dua kalkanı ile onları koruma altına alıyorlardı.

 

Dua kalkanı

Dua kalkanı, ihlas ile istimal edildiği zaman, gayrımüslimleri bile koruyordu. Nitekim Bizans’ta irşâd ile iştigal eden ve kendisine büyük sevgi ve saygı duyulan Cibâli Baba adındaki bir Allah dostu “gavurcuklarım” dediği Bizanslıları korumak için Fatih’in güllelerini tutup denize atıyordu. O yüzden kuşatma uzuyor, İstanbul bir türlü fethedilemiyordu. “Köhne Bizans” bu yüzden bir türlü yıkılmıyordu. Kendisi de aynı zamanda bir maneviyat sultanı olan Fatih, durumu fark edince secdeye kapanır, “Yarabbi, ya ruhumu burada kabzeyle ya da fethi bana müyesser kıl” diye dua eder. 28 Mayıs akşamı Cibâli Baba vefat eder. Kader hükmünü Fatih’ten yana vermiştir. O gece Fatih’in Hocası Akşemseddin de çadırında sabaha kadar dua eder. Seccadesini kaldırıp atar, alnını toprağa koyar, gözyaşlarından ıslanan toprak mübareğin alnını ve yüzünü çamur içinde bırakır. Şafak sökerken müjdeyi alır ve Allah’a şükrederek çadırından çıkar.

 

Ve Osmanlı sancağı surlarda

29 Mayıs sabahı başlayan nihaî saldırı ile surlar yıkılmaya, burçlarda Osmanlı leventleri görünmeye başlar. Elinde sancakla burçlara ilk tırmanan Ulubatlı Hasan, üzerine atılan kızgın yağlara ve vücuduna saplanan onlarca oka aldırmadan tırmanmaya devam eder. Çünkü yukarda kendisini bekleyen Allah’ın Resulü vardı. “GEL, GEL” diyordu. Hz. Muhammed (asm) çağırır da, hangi imanlı yürek bu yolda geri kalır? Ulubatlı Hasan da, yanmış ve delik deşik olan vücuduna aldırmadan ona koşar. Sancağı diker ve şahadet makamına çıkar. Artık surların direnci kırılmıştır. Dört koldan İslâm ordusu Konstantiniyye’ye girmeye başlar. Orası artık Müslümanların bol olduğu “İSLAMBOL” haline gelir. Daha sonra da “İSTANBUL” olarak Türk damgası ile damgalanır.

 

Fatih’in şefkat ve adaleti

İstanbul’un fethi, Mekke’nin fethine çok benzemektedir. Peygamber Efendimiz (asm), muzaffer ordusu ile Mekke’ye girince, teslim olan müşrikler hayatlarından ümitlerini keserler, “Muhammed hepimizi kılıçtan geçirecek” diye düşünürler. Ama şefkat Peygamberi, öyle yapmaz. Herkesi serbest bırakır. İstanbul’un fethinde de, Ayasofya Kilisesine sığınan din adamları ve halk, Fatih’in kendilerini kılıçtan geçirmesini beklerken, o kimsenin kılına dokunmaz. “Herkesin mal ve can güvenliği bizim teminatımız altındadır” diyerek, Bizanslıları gerçek özgürlüklerine kavuşturur.

İstanbul’un fethi, bir cengâverlik destanından ibaret değildi. Orada akıllara durgunluk veren, maddi nazarla anlaşılması ve anlatılması mümkün olmayan olaylar yaşanmıştı. Surların dili olsa da, orada yaşanan sırları bir anlatabilseler!

 

Genç Fatih

İstanbul’un fethini anlamak için, evvela Fatih’i tanımak ve anlamak gerekmektedir. Fatih’i anlamak için de kuru bir hamaset duygusu ile yazılan tarihi okumak, yabancı tarihçilerin yanlış malumatlarıyla yetinmek yeterli değildir. Olayları ve insanları, mümin feraseti ile değerlendirmek gerekmektedir. Nitekim bu ferasete sahip olan gözler ve gönüller, kasıtlı ve haince planları hemen fark ediyorlar. Fatih konusunda, Zübeyir Ağabeyin teşhis ettiği bir hileyi, Necmettin Şahiner bir yazısında şöyle anlatıyor:

“Bir fetih yıldönümünde, İttihad Gazetesinde Fatih’in at üzerinde tasvir edilen büyük bir resmi yayınlanmıştı. Bu, Zübeyir Ağabeyin dikkatini çekmiş. Her zamanki kibar ve mütevazı hali ile ‘Siz bilirsiniz, mekteplisiniz, Fatih İstanbul’u kaç yaşında fethetti’ diye bir soru sordu. Bir kardeş, ‘Yirmi bir yaşında’ cevabını verince, ‘Peki şu gazetedeki resim kaç yaşlarında gösteriyor?’ diye tekrar sordu. Sonra da kendi cevap verdi. ‘Bu resimdeki Fatih, yirmi bir yaşında bir delikanlı değil, kırk yaşlarında, olgun, siyah ve gür sakallı bir kumandan olarak gösterilmiş. Gençlerin gözünde genç Fatih’i gizlemek, o yaşta gösterdiği başarıyı gözlerden saklamak için, Fatih hep büyük ve olgun bir insan olarak tasvir ediliyor.” İşte bizler de bu ayrıntıları gözden kaçırırsak, Fatih’i de, fetih ruhunu da tam olarak kavrayamayız.

Sonuç

Yaşlı dünyamız birçok fetihler ve fatihler görmüş, ama Fatih Sultan Mehmed Han gibi genç yaşta bir çağ kapatıp yeni bir çağ açan kumandanlar çok nadir görülmüştür. Bizler bugün Fatihlerin, Yavuzların torunları olmakla övünüyoruz, ama onların açtığı yolda ilerleyebiliyor muyuz? Genç Fatih, Bizanslılar için “Bizim ulaştığımız yerlere onların hayalleri yetişemez” diyordu. Acaba bizim gençliğimizin hayalleri, Fatih’in ulaştığı noktanın ne kadar yakınından geçiyor? Fatih, yirmi bir yaşında bir imparatorluğun sorumluluğunu yüklenmişti, bugünkü gençler o yaşta bir aile sorumluluğu yüklenmeye hazır mı acaba? Benzer soruları uzatmak mümkün, ama bu sorulara müspet cevaplar almak pek mümkün görünmüyor. Hiç değilse o büyük insanların hatıralarına saygı duyalım, hayırla yâd edip manevî tasarruflarını talep edelim.

CENAB-I HAK ŞEFAATLERİNE NAİL EYLSİN

.

Şerife Şevval Kardelen hocahanım kardeşimize teşekkür eder, sizlerinde dualarını bekleriz.

.

Yazı kategorisi: BUNLARI BiLiYORMUYDUNUZ, DiGER KONULAR, DiNi KONULAR, GÜNCEL, GÜNDEM, GENEL, TAVSİYELER, TÜRKİYE, YORUMLAR, YORUMSUZ, ŞERİFE ŞEVVAL KARDELEN | Etiketler: | » yorum bırak;

EY FETHİN VE FATİHİN BİZLERE ARMAĞANI

Posted by Site - Yönetici Mayıs 28, 2012

EY FETHİN VE FATİHİN BİZLERE ARMAĞANI

Ey fethin ve Fatih’in bizlere armağanı
Ey müjdeli şehirde mabedlerin sultanı
Lanetler bırakmıyor seni kapatanları
Bu millet unutamaz tarihteki şanını

Cami olacağını müjdeleyince Peygamber
Asırlarca bıkmadan sefer etti mü’minler
Senin uğrunda şehid olduysa da Eyyüb’ler
Sekiz asırdan sonra fethettiler Fatihler

Peygamberin (a.s.m.) tükrüğü seni ayakta tutan
Kapalıysan da sanma ellerin olmuş vatan
Senin için savaşmış bu topraklarda yatan
Lanetlerle gebersin seni ellere satan

Heyhaat! Ne acıdır ki, şimdi mahzun duruyorsun..
Mü’min yok mu dünyada?” diye merak ediyorsun..
Vardır, elbette lakin..Halimizi bilmiyorsun!
Anlatsam halimizi hıçkırarak ağlıyorsun..

Kıyamete kadar da sürecek bu lanetler
Gözü sende mü’minler açılışını bekler
O günü görmek için çarpmaktadır yürekler
O gün mesrur olacak; ins ü cin ve melekler

.

Şerife Şevval Kardelen hocahanım kardeşimize teşekkür eder, sizlerinde dualarını bekleriz.

.

Yazı kategorisi: BUNLARI BiLiYORMUYDUNUZ, DiGER KONULAR, DiNi KONULAR, GÜNCEL, GÜNDEM, GENEL, TAVSİYELER, TÜRKİYE, YORUMLAR, YORUMSUZ, ŞERİFE ŞEVVAL KARDELEN, ŞİİR | Etiketler: | » yorum bırak;

AV VE AVCILIK

Posted by Site - Yönetici Mayıs 28, 2012

AV VE AVCILIK

Eti yenilsin, yenilmesin yaratılışı icabı vahşî olup insandan kaçan hayvana av; böyle bir hayvanı kaçmaz hale getirip yakalamaya da “avlama” denir.

Islâm’da gerek kara ve gerekse deniz hayvanlarını avlamak mübahtır. Kur’an-ı Kerîm’de şöyle buyurulur:

Size temiz olanlar helâl kılındı. Allah’ın size öğrettiği üzere alıştırıp yetiştirerek öğrettiğiniz avcı hayvanların sizin için tuttuklarını yiyin ve üzerine Allah’ın adını anın. ” (el-Mâide, 5/4)

Deniz avı size helâl kılındı. ” (el-Mâide, 5/96) (ayrıca bk. el-Mâide, 5/1, 2, 94, 96). Ancak sadece eğlence maksadıyla avlanmak mekruhtur. Hac ve ihramdayken avlanmak haramdır.

Av hayvanlarının bir kısmının eti yenir, bir kısmınınki ise yenmez. Bunlar ya derisi, yünü ve dişleri gibi kısımlarından faydalanmak için, ya da şerlerinden korunmak için avlanırlar.

Avlanan hayvanın etinin helâl olması için birtakım şartlar vardır.

Bu şartların bir kısmı avcı, bir kısmı av hayvanı ve bir kısmı da av aletiyle ilgilidir.

1-Avcıda bulunması gereken şartlar

a-Avcı; müslüman, mümeyyiz, âkîl veya Hristiyan ve Yahudî gibi ehl-i kitaptan olmalıdır. Bunların dışındakilerin kestikleri hayvan yenmediği gibi avları da yenmez.

b-Avcı avına silâh atarken ya da onu yakalayacak hayvanı gönderirken besmele çekmelidir. Kasden besmeleyi terkederse av eti yenilmez.

c-Avcı silâhı ile vurduğu veya eğitilmiş hayvana yakalattığı avı elde etmek için başka bir şeyle meşgul olmayıp hemen harekete geçmelidir. Bazen atılan mermi ava isabet edip onu öldürmeyebilir. Bu nedenle avcının avını araması ve canlı olarak bulduğunda kesmesi gerekir. Aramayıp başka bir işle meşgul olur da sonra hayvanı ölü olarak bulursa eti yenilmez. Fakat oturup beklemeksizin ya da başka bir işle meşgul olmaksızın yaraladığı avını arayıp da ölü olarak bulursa eti yenir. (Meydanî, el-Lübab, III, 220)

d-Ava silâh atma veya avı yakalayacak hayvanı gönderme işi bizzat ehil olan avcı tarafından yapılmalı, ava ehil olmayan biri buna karısınıamalıdır. Resulullah (s.a.s.), taşla, sapanla, sopayla avlanmayı yasak etmişlerdir. Müslim’de rivayet edilen bir hadis şöyledir:

Taş ne avlar, ne de düşmanı yaralar. Ancak o, diş kırar, göz patlatır.

Avcı avını vurur ve fakat onu kaybederek bir müddet sonra bulur. Bununla ilgili olarak Adıy b. Hâtem (r.a.)’dan aşağıdaki hadisler rivayet edilmiştir:

Okunu attığın zaman, suya düşmemiş olmak kaydıyla avı ölü bulursan ye… Aksi halde, suyun veya okun onu öldürdüğünü kestiremezsin.

Eğer onda bir yırtıcı hayvan izi bulamaz ve “senin okunun onu öldürdüğüne hükmedersen ye…

Okunu attıktan üç gün sonra avı kokmadan bulursan ye... “

Avcılıkta dikkat edilmesi gerekli hususların başında elbette merhamet ve ihtiyaç gelmektedir. Ihtiyacı için avlanan bir müslüman merhameti elden bırakmamalı, hayvanların üreme ve yavrulama zamanlarında avlanmamalıdır. Av hayvanlarının nesillerini kurutacak, tabiatın dengesini bozacak bir avcılık, mümini vebâle sokar.

2-Av hayvanında aranan şartlar

a-Avlanan hayvan, eti yenen cinsten olmalıdır. (bk. Eti Yenen Hayvanlar)

b-Yaratılışı icabı vahşî olup evcil olmamalıdır.

c-Haşeret cinsinden olmamalıdır.

d-Deniz hayvanlarından ise balık cinsinden (tatlı veya acı su balığı) olmalıdır.

e-Hayvan av tesiri ile ölmüş olmalıdır. Avcı yaralanan avına ölmeden önce yetişirse kesmesi lâzımdır. Aksi takdirde eti yenilmez.

3-Av aleti Av hayvanı ya eğitilmiş köpek, atmaca, doğan, şahin gibi hayvanlarla, veya ağ, tuzak kurmak gibi vasıtalarla, ya da yaralayıcı silâhla avlanır. Avlamada kullanılan hayvanlarda aşağıdaki şartların bulunması gerekir:

a-Ava salıverildiği zaman gitmelidir.

b-Av için yetiştirilmiş olmalıdır.

Köpeğin eğitilmiş olması; üç defa yakaladığı hayvanı yememesi, doğan ve şahin gibi hayvanların da çağırıldığında geri dönmeleri ile bilinir.

c-Yakaladığı hayvanın etinden yememelidir.

d-Avı boğarak öldürmemelidir. Yaraladıktan sonra başka bir tesirle ölürse eti yenmez.

e-Avlama işinde ona eğitilmemiş tilki vb. başka bir hayvan yardım etmemelidir.

Av, günümüzde genellikle silâhla yapılmaktadır. Yukarıda belirttiğimiz gibi avcı ava silâh atarken besmele çekmeli, hayvanı vurunca hemen koşup yanına varmalı, ölmemiş ise kesmelidir. Yetişmeden silâhın tesiri ile ölmüşse bir şey gerekmez, eti yenir. (Meydanî, a.g.e. III, 217 vd.)

.

Şerife Şevval Kardelen hocahanım kardeşimize teşekkür eder, sizlerinde dualarını bekleriz.

.

Yazı kategorisi: BUNLARI BiLiYORMUYDUNUZ, DiGER KONULAR, DiNi KONULAR, GÜNCEL, GÜNDEM, GENEL, TAVSİYELER, TÜRKİYE, YORUMLAR, YORUMSUZ, ŞERİFE ŞEVVAL KARDELEN | Etiketler: | » yorum bırak;

SINAVLARDAN ÖNCE OKUNABİLECEK DUALAR

Posted by Site - Yönetici Mayıs 26, 2012

SINAVLARDAN ÖNCE OKUNABİLECEK DUALAR

Allahümme rabbizitni ilmen ve fehmen ve imanen
anlamı:Allahım zihnimi aç, ilmimi artır ,fehmimi aç, imanımı genişlet ….

********************************************************


رَّبِّ أَدْخِلْنِي مُدْخَلَ صِدْقٍ وَأَخْرِجْنِي مُخْرَجَ صِدْقٍ وَاجْعَلِّي مِن لَّدُنكَ سُلْطَانًا نَّصِيرًا

Rabbi edhılnî müdhalen sıdkin ve ahricni muhrace sıdkin ve’c’al li min ledünke sultânen nasîrâ.
ANLAMI:”Ya Rabbi!,Beni doğru bir giriş ile girdir ve yine doğru bir çıkış ile çikar.Katından bana yardım sdici bir kuvvet ihsan eyle.”


***********************************************************

رَبِّ اشْرَحْ لِي صَدْرِي وَيَسِّرْ لِي أَمْرِي وَاحْلُلْ عُقْدَةً مِّن لِّسَانِي يَفْقَهُوا قَوْلِ
Rabb’şrah li Sadri ve yessir li emri,va’hlül ukdeten min lisani,yefkahü kavlî.

ANLAMI:”Ya Rabbi!,Göğsümü ve gönlümü genişlet,işimi kolaylaştır,Dilimin bağını çöz,sözümü anlaşılır eyle.”

*********************************************************

ياَحَيُّ ياَقَيّوُمُ بِرَ حْمَتِكَ أَسْتَغِيثُ

Ya Hayyu Yâ KayyûM, Bi Rahmetike esteğisû.

ANLAMI:”Ey Hayy ve Kayyum olan Allah’ım, Senin Rahmetine Sığınıyorum.”

Allahümme rabbizitni ilmen ve fehmen ve imanen
anlamı:Allahım zihnimi aç, ilmimi artır ,fehmimi aç, imanımı genişlet ….

sınava girecek olanlar için küçük bir dua
21 adet kuru üzüme besmele ile her bir tanesine fatihayı okuyorsunuz.sınav öncesi aç karna o taneleri yiyoruz. allah a dua ediyoruz inşallah başarılı oluyoruz.birde ashabı keyf in isimlerini bir kağıda yazıp üzerimizde girersek sınava önce allahın izniyle bildiğiniz tüm bilgiler aklımızda canlanır İnşallah..

Ayrıca Ya Fettah ve Ya Mukaddim Esma-i Şerif’leri Ebced değerleri kadar okumanızı tavsiye ederim sınavdan önce. Başarılar.
——————–

İmtihana (Sınava girerken şu dua okunurisra suresi;80)

رَّبِّ أَدْخِلْنِي مُدْخَلَ صِدْقٍ وَأَخْرِجْنِي مُخْرَجَ صِدْقٍ وَاجْعَلِّي مِن لَّدُنكَ سُلْطَانًا نَّصِيرًا

Rabbi edhılnî müdhalen sıdkin ve ahricni muhrace sıdkin ve’c’al li min ledünke sultânen nasîrâ.
ANLAMI:”Ya Rabbi!,Beni doğru bir giriş ile girdir ve yine doğru bir çıkış ile çikar.Katından bana yardım sdici bir kuvvet ihsan eyle.”

Sınav için sıraya oturunca şu âyet okunur;

رَبِّ اشْرَحْ لِي صَدْرِي وَيَسِّرْ لِي أَمْرِي وَاحْلُلْ عُقْدَةً مِّن لِّسَانِي يَفْقَهُوا قَوْلِي

Rabb’şrah li Sadri ve yessir li emri,va’hlül ukdeten min lisani,yefkahü kavlî.”

ANLAMI:”Ya Rabbi!,Göğsümü ve gönlümü genişlet,işimi kolaylaştır,Dilimin bağını çöz,sözümü anlaşılır eyle.”

Sınav Başlayınca da şu dua okunur:

ياَحَيُّ ياَقَيّوُمُ بِرَ حْمَتِكَ أَسْتَغِيثُ

Ya Hayyu Yâ KayyûM, Bi Rahmetike esteğisû.”

ANLAMI:”Ey Hayy ve Kayyum olan Allah’ım, Senin Rahmetine Sığınıyorum.”
CENAB-I HAK SINAVA GİRECEK BÜTÜN KARDEŞLERİMİZE NEBİLERİN ANLAYIŞI GİBİ ANLAYIŞ PEYGABBERLERİN ZEKASI GİBİ ZEKA NASIP EDİP BİHAKKIN İNŞALLAH YÜZLERİNİN AKIIYLA ÇIKMAK NASIP ETSİN.

.

Şerife Şevval Kardelen hocahanım kardeşimize teşekkür eder, sizlerinde dualarını bekleriz.

.

Yazı kategorisi: BUNLARI BiLiYORMUYDUNUZ, DiGER KONULAR, DiNi KONULAR, DUALAR, GÜNCEL, GÜNDEM, GENEL, TAVSİYELER, TÜRKİYE, YORUMLAR, YORUMSUZ, ŞERİFE ŞEVVAL KARDELEN | Etiketler: | » yorum bırak;

…….. Ad Kavmi ……….

Posted by Site - Yönetici Mayıs 21, 2012

…….. Ad Kavmi ……….

Âd kavmi tarımda, hayvancılıkta ve inşaat işlerinde, o dönemin en gelişmiş toplumlarındandı.

Tarıma elverişli toprakları, akarsuları boldu ve insanları uzun boylu, iri yapılı sağlıklı, çok kuvvetli ve uzun ömürlü idiler.
Şımarık ve putperest bir toplum olan Âd kavmi, süsü, eğlenceyi, insanlarla alay etmeyi ve komşu ülkelere baskınlar düzenleyip esir aldıkları kişilere işkenceler yapmayı ve sonra onları yüksek binalardan aşağı atıp öldürmeyi severdi.
Yüce Allah buyuruyor:
Âd kavmine de kardeşleri Hûd’u peygamber gönderdik. (Hûd) dedi ki; Ey kavmim! Allah’a kulluk edin, sizin için O’ndan başka ilâh yoktur. (Siz Allah’tan) korkmaz mısınız?” (Âraf, 65)


Hazret-i Hûd, durmadan dinlenmeden insanlara ilâhî emirleri tebliğ ediyor, onları yalnızca yüce Allah’a kulluk etmeye davet ediyor ve tatlı dili, yumuşak üslubu ile onlara öğütler veriyordu ama,
“(Kavmi) Dedi ki; Sen bize öğüt versen de, vermesen de fark etmez (çünkü dinlemiyoruz)!” (Şuarâ, 136)


Peygamberleri Hazret-i Hûd’a; “Sen bize öğüt versen de, vermesen de fark etmez, çünkü seni dinlemiyoruz” diyen azgın ve sapık kavmi, sonra daha da azıttılar ve yüce Allah’a meydan okurcasına!..
Bizden daha kuvvetli kim var ki? dediler.” (Fussilet, 15)


Âd kavminin açıkça yüce Allah’a meydan okuması, Gayretullah’a dokundu ve ilâhî gazabın öncü belirtileri başladı.
Aşırı sıcak ve aşırı kurak derken, kıtlık dönemi başladı. Aşırı bolluğa alışan ve bu nedenle azan, şımaran Hûd kavmi, kısa zamanda açlık sınırının altına düşünce, Hazret-i Hûd;
Dedi ki; Ey kavmim! Rabbinize istiğfar edin (affınızı dileyin). Sonra da O’na tevbe edin, (eğer tevbe ve istiğfar ederseniz) üzerinize bol bol yağmurlar indirir ve kuvvetinize kuvvet katar. Sakın ha! Mücrim olarak dönüp gitmeyin.” (Hûd, 52)


Hazret-i Hûd kavmini tevbeye, istiğfara davet ediyordu ama kavmi küfr-ü inadide direniyor ve putlarından vazgeçemiyordu.
Küfr-ü inadide ve sapık yaşantısında direnen kavminin yakında çok korkunç bir fırtına ile helak edileceğini vahiy yolu ile öğrenen Hazret-i Hûd, bunu kavmine haber verdi ve onları tekrar tevbeye, istiğfara davet etti.
Yüce Allah buyuruyor:
Derken O’nu (Hûd’un haber verdiği azabı) vâdilerine doğru gelen bir bulut şeklinde gördüler ve: İşte! Ufukta beliren yağmur bulutu, bize yağmur yağacak (diye sevinirlerken), Hayır! O, acele ettiğiniz şey ki rüzgardır, onda çok elem verici azap vardır.” (Ahkâf, 24)


Azgın ve şımarık Âd kavmi, vâdilerine doğru gelmekte olan azabı, “yağmur bulutu geliyor, bize yağmur yağacak” diye sevinirlerken ve peygamberleri Hazret-i Hûd ile alay ederlerken..

Yağmur bulutu diye sevindikleri karartının, kendilerine doğru yaklaşması ve koskocaman ağaçları köklerinden söküp fırlatması üzerine, bunun yağmur bulutu olmayıp,
Hazret-i Hûd’un haber verdiği çok korkunç bir fırtına olduğunu anladıkları zaman, iş işten geçmiş ve ilâhî azap başlamıştı.
Yüce Allah buyuruyor:
Âd kavmi de gürültülü ve azgın bir fırtına ile helâk edildi.” (el-Hâkkâ, 6)
“(Allah) O’nu (fırtınayı) 7 gece ve 8 gün hiç kesintisiz üzerlerine estirdi. (Orada bulunsaydın) O kavmin, sanki içi boş hurma kütükleri gibi yıkılıp kaldıklarını görürdün.
(el-Hâkkâ, 7)


Kapkara bulutlar şeklinde ve tozu dumana katarak gelen ilâhî gazab, çok korkunç sesler çıkararak esiyor, koskocaman ağaçları kökünden söküp atıyor ve aşırı dondurucu soğuğu ile insanları âdeta felç ediyordu.
Bizden daha kuvvetli kim var ki!” diye yüce Allah’a meydan okuyanlar, korkudan paniğe kapılıp sağa sola kaçışmaya yeltendiler ama, iş işten geçmiş ve ilâhî gazab başlamıştı.


Yedi gece ve sekiz gün hiç kesintisiz devam eden ve korkunç sesler çıkararak esen fırtına, burun deliklerinden girip, dübürlerinden çıkıyor ve o iri cüsseli kişileri havaya kaldırıp, yerden yere vuruyordu.
Sonuçta meşhur (ünlü) İrem bağları ile birlikte hepsi helak oldular ve içi kof hurma kütükleri gibi yüz üstü düşüp öldüler.

.

Şerife Şevval Kardelen hocahanım kardeşimize teşekkür eder, sizlerinde dualarını bekleriz.

.

Yazı kategorisi: BUNLARI BiLiYORMUYDUNUZ, DiGER KONULAR, DiNi KONULAR, GÜNCEL, GÜNDEM, GENEL, TAVSİYELER, TÜRKİYE, YORUMLAR, YORUMSUZ, ŞERİFE ŞEVVAL KARDELEN | » yorum bırak;

Ayn Şin Kaf

Posted by Site - Yönetici Mayıs 1, 2012

Ayn Şin Kaf

Aşk var olma sebebindeki gizemi çözmek…Çok özel ve güzel olan Rahman’da bakileşen, insanda acının oluşturduğu bir olgunlaşma…Dem-be-dem O’nunla beraber olmak…Her lahza

özlem duymak, varlığı karşısında yok olmak…

Ayn…

Şin…

Kaf..

AŞK…

Hz.İbrahim in ateşe atıldığı zaman ki teslimiyettir,

Hz.Eyyub un hastalığa karşı sabrıdır, zaferidir,

Hz.Davud un sesidir, eliyle demire şekil vermesidir,

Hz.Musa nın kızıldenizi ikiye bölen asasıdır

Hz.İsa nın kokusunu bile hissettiği Son Peygamberi müjdelemesidir

Hz.Muhammed in allaha olan teslimiyetidir

Hz.Muhammed söylüyorsa doğrudur diyen Hz.Ebubekr in sadakatidir

Hz.Ömer in adaleti bile hayran bırakan adilliğidir

Hz.Osman ın melekleri bile utandıran hayasıdır, edebidir

Hz.Ali nin cesaretidir, ilmidir

Hz.Yunus un cenneti istemeyip “Bana Seni gerek Seni” demesidir

Çöllere düşen Mecnun un gözlerinin dağlanmasıdır

Bülbülün güle ötüşü, ölen sahibin başında bekleyen attır

Ezan-ı Muhammed-i okununca felaha, kurtuluşa, namaza koşmaktır

Kur’an-ı Kerim okununca anlamasan bile onu kalbinde hissetmektir

Gönülden gelen bir Kelime-i Şehadettir

Hizmet muvaffak olsunda varsın bizim yerimiz caminin papucluğpu olsun demekdir.

ve Rasulunun adı anılınca göz yaşı dökmektir

İSLAM ı doya doya yaşamaktır.

Aşk; Sadece kuru bi sevgi yada sonu belli bir macera hevesi değildir,

Cânân’la bir CAN olmaktır, onu hergün daha fazla sevmektir,

Aşk; sadece seni seviyorum demek değil,

ALLAH için sevmektir

Yazı kategorisi: BUNLARI BiLiYORMUYDUNUZ, DiGER KONULAR, DiNi KONULAR, GÜNCEL, GÜNDEM, GENEL, TAVSİYELER, TÜRKİYE, YORUMLAR, YORUMSUZ, ŞERİFE ŞEVVAL KARDELEN | » yorum bırak;

ECDADIMIZIN PEYGAMBER AŞKI

Posted by Site - Yönetici Nisan 29, 2012

ECDADIMIZIN PEYGAMBER AŞKI

Şair Nabi,Sultan 4. Mehmet döneminde hacca gitmek üzere bir kısım devlet erkanı ile birlikte yola çıkar.Kafile Medine-i Münevvereye yaklaşmıştır.Vakit gecedir,Rasulullah (s.a.v) efendimize bir an önce ulaşmak özlemi ile Nabi nin gözüne uyku girmemiştir.Fakat kafiledeki bir paşa hem de ayaklarını kıbleye doğru uzatmış ,uyumaktadır.
Hz Peygamberin (s.a.v) beldesinde edebe aykırı böyle bir gaflet halini bir türlü hazmedemeyen ve çok üzülen Nabi,içinden gelen bir ilhamla kasidesini bir anda irticalen söyleyiverir.Kafile şafak vakti Medine-i Münevvereye girmektedir.Ravzayı mutahharanın minarelerinden sabah ezanı okunmaktadır.Müezzin,ezanın ardından Türkçe bir kaside okymaya başlar.
Nabi dikkat eder,okunan, kendi kasidesidir.Hemen minarenin kapısına koşar.Müezzine, allah aşkına,okuduğun bu kasideyi nereden öğrendin?Müezzin şöyle cevap verir:
Bu gece rüyamda Efendimiz (s.a.v) i gördüm.Bana dedi ki ; ya müezzin kalk yatma ! benim ümmetimden bana aşık bir zat benim kabrimi ziyarete geliyor.Muhabbetinden benim için şu kasideyi söylemiştir.İşte bu cümlelerle minareden onu istikbal et ; buyurdu.
Bende hemen kalktım abdest aldım; Peyganberimizin iltifatına mashar olan aşık acaba kimdir diye düşünerek minareye koştum.Öğretildiği gibi okudum.Nabi ,Rasulullah benim için ümmetimden mi dedi ? diyerek sevincinden oracığa bayılıp düşer.İşte o kaside:

SAKIN TERK-İ EDEPTEN
Sakın terk-i edepten kuuy-i mahbub-i hudadır bu
Nazargahı ilahidir,makamı Mustafadır bu
Felekte mah-i nev babusselamın sine-çakıdır bu
Bunun kandili cevza matla-i zıyadır
Habibi kibriyanın habgahıdır fazilette
Tefevvuk-kerde-i arşı cenabı kibriyadır bu
Bu hakin pertevinden oldu deycur-i adem zail
Amadan açtı mevcudat düşçeşmin tutuyadır bu
Murat-ı edep şartıyla gir Nabi bu dergaha
Metafı kutsiyandır cilvegahı enbiyadır bu

AÇIKLAMASI:
Burası Allahın sevgilisinin beldesidir.Cenabı hakkın nazar buyurduğu ravza-i nebidir.Bu gökteki yeni ay babusselam kapısının yüreği yanık aşığıdır.Ayın kandili cevza yıldızı bile ışığının nurunu ondan almaktadır.Burası,Allah (cc) sevgilisinin ebedi istirahat gahının türbesinin bulunduğu yerdir.Ve fazilet bakımından cenabı hakkın arşının bile üstündedir.Bu toprağın ziyasından yokluğun karanlıkları ortadan kalktı,bütün yaratılmışların görmeyen gözleri açıldı.Çünkü bu toprak gözlere şifa veren sürmedir.Bu dergaha edep ölçülerini gözeterek gir.Çünkü burası meleklerin tavaf ettiği ve peygamberlerin tecelli ettiği bir yerdir

.

Şerife Şevval Kardelen hocahanım kardeşimize teşekkür eder, sizlerinde dualarını bekleriz.

.

Yazı kategorisi: BUNLARI BiLiYORMUYDUNUZ, DiGER KONULAR, DiNi KONULAR, GÜNCEL, GÜNDEM, GENEL, OSMANLILAR, TAVSİYELER, TÜRKİYE, YORUMLAR, YORUMSUZ, ŞERİFE ŞEVVAL KARDELEN | 2 Yorum »

Kuran’ı kerimde geçen meyve isimleri

Posted by Site - Yönetici Nisan 15, 2012

Kuran’ı kerimde geçen meyve isimleri


HURMA

Asmalı ve asmasız bahçeleri, hurmaları ve tadları farklı ekinleri, zeytinleri ve narları -birbirine benzer ve benzeşmez- yaratan O’dur. Ürün verdiğinde ürününden yiyin ve hasad günü hakkını verin; israf etmeyin. Çünkü O, israf edenleri sevmez. (Enam Suresi, 141)

Yeryüzünde birbirine yakın komşu kıtalar vardır; üzüm bağları, ekinler, çatallı ve çatalsız hurmalıklar da vardır ki, bunlar aynı su ile sulanır; ama ürünlerinde (ki verimde ve lezzette) bazısını bazısına üstün kılıyoruz. Şüphesiz, bunlarda aklını kullanan bir topluluk için gerçekten ayetler vardır. (Rad Suresi, 4)

Onunla sizin için ekin, zeytin, hurmalıklar, üzümler ve meyvelerin her türlüsünden bitirir. Şüphesiz bunda, düşünebilen bir topluluk için ayetler vardır. (Nahl Suresi, 11)

Hurmalıkların ve üzümlüklerin meyvelerinden kurdukları çardaklarda hem sarhoşluk verici içki, hem güzel bir rızık edinmektesiniz. şüphesiz aklını kullanabilen bir topluluk için, gerçekten bunda bir ayet vardır. (Nahl Suresi, 67)

“Ya da sana ait hurmalıklardan ve üzümlerden bir bahçe olup aralarından şarıl şarıl akan ırmaklar fışkırtmalısın.” (İsra Suresi, 91)

Onlara iki adamın örneğini ver; onlardan birine iki üzüm bağı verdik ve ikisini hurmalıklarla donattık, ikisinin arasında da ekinler bitirmiştik. (Kehf Suresi, 32)

Derken doğum sancısı onu bir hurma dalına sürükledi. Dedi ki: “Keşke bundan önce ölseydim de, hafızalardan silinip unutuluverseydim.” Altından (bir ses) ona seslendi: “Hüzne kapılma, Rabbin senin alt (yan)ında bir ark kılmıştır.” Hurma dalını kendine doğru salla, üzerine henüz oluşmuş-taze hurma dökülüversin.” (Meryem Suresi, 23-25)

Böylelikle, bununla size hurmalıklardan, üzümlüklerden bahçeler-bağlar geliştirdik, içlerinde çok sayıda yemişler vardır; sizler onlardan yemektesiniz. (Müminun Suresi, 19)

“Ekinler ve yumuşak tomurcuklu göz alıcı hurmalıklar arasında?” (Şuara Suresi, 148)

Biz, orada hurmalıklardan ve üzüm-bağlarından bahçeler kıldık ve içlerinde pınarlar fışkırttık: (Yasin Suresi, 34)

Ve birbiri üstüne dizilmiş tomurcuk yüklü yüksek hurma ağaçları da. (Kaf Suresi, 10)

Onda meyveler ve salkımlı hurmalıklar var. (Rahman Suresi, 11)

İçlerinde (her türden) meyve, eşsiz-hurma ve eşsiz-nar vardır. (Rahman Suresi, 68)

Zeytinler, hurmalar, (Abese Suresi, 29)

Nar

O, gökten su indirendir. Bununla herşeyin bitkisini bitirdik, ondan bir yeşillik çıkardık, ondan birbiri üstüne bindirilmiş taneler türetiyoruz. Ve hurma ağacının tomurcuğundan da yere sarkmış salkımlar, -birbirine benzeyen ve benzemeyen- üzümlerden, zeytinden ve nardan bahçeler (kılıyoruz.) Meyvesine, ürün verdiğinde ve olgunluğa eriştiğinde bir bakıverin. Şüphesiz inanacak bir topluluk için bunda gerçekten ayetler vardır. (Enam Suresi, 99)

İçlerinde (her türden) meyve, eşsiz-hurma ve eşsiz-nar vardır. (Rahman Suresi, 68)

Muz

Üstüste dizili meyveleri sarkmış muz ağaçları, (Vakıa Suresi, 29)

İncir

İncire ve zeytine andolsun, (Tin Suresi, 1)

Kiraz

Yüklü dalları bükülmüş kiraz (ağaçları), (Vakıa Suresi, 28)

Üzüm

Hangi biriniz ister ki, altından ırmaklar akan hurmalardan, üzümlerden bir bahçesi olsun, içinde kendisinin olan bütün ürünler de bulunsun; fakat kendisine ihtiyarlık gelip çatsın, (üstelik) zayıf ve küçük çocukları olsun (böyle bir durumda iken) ona (bahçesine) ateşli bir kasırga isabet etsin de yanıversin. İşte Allah size ayetleri böyle açıklar ki, düşünesiniz. (Bakara Suresi, 266)

O, gökten su indirendir. Bununla herşeyin bitkisini bitirdik, ondan bir yeşillik çıkardık, ondan birbiri üstüne bindirilmiş taneler türetiyoruz. Ve hurma ağacının tomurcuğundan da yere sarkmış salkımlar, -birbirine benzeyen ve benzemeyen- üzümlerden, zeytinden ve nardan bahçeler (kılıyoruz.) Meyvesine, ürün verdiğinde ve olgunluğa eriştiğinde bir bakıverin. Şüphesiz inanacak bir topluluk için bunda gerçekten ayetler vardır. (Enam Suresi, 99)

Yeryüzünde birbirine yakın komşu kıtalar vardır; üzüm bağları, ekinler, çatallı ve çatalsız hurmalıklar da vardır ki, bunlar aynı su ile sulanır; ama ürünlerinde (ki verimde ve lezzette) bazısını bazısına üstün kılıyoruz. Şüphesiz, bunlarda aklını kullanan bir topluluk için gerçekten ayetler vardır. (Rad Suresi, 4)

“Ya da sana ait hurmalıklardan ve üzümlerden bir bahçe olup aralarından şarıl şarıl akan ırmaklar fışkırtmalısın.” (İsra Suresi, 91)

Onlara iki adamın örneğini ver; onlardan birine iki üzüm bağı verdik ve ikisini hurmalıklarla donattık, ikisinin arasında da ekinler bitirmiştik. (Kehf Suresi, 32)

Böylelikle, bununla size hurmalıklardan, üzümlüklerden bahçeler-bağlar geliştirdik, içlerinde çok sayıda yemişler vardır; sizler onlardan yemektesiniz. (Müminün Suresi, 19)

Biz, orada hurmalıklardan ve üzüm-bağlarından bahçeler kıldık ve içlerinde pınarlar fışkırttık: (Yasin Suresi, 34)

Nice bahçeler ve üzüm bağları. (Nebe Suresi, 32)


KURAN’I KERİMDE GEÇEN SEBZE İSİMLERİ

Siz (ise şöyle) demiştiniz: “Ey Musa, biz bir çeşit yemeğe katlanmayacağız, Rabbine yalvar da, bize yerin bitirdiklerinden bakla, acur, sarmısak, mercimek ve soğan çıkarsın.” (O zaman Musa “Hayırlı olanı, şu değersiz, şeyle mi değiştirmek istiyorsunuz? (Öyleyse) Mısır’a inin, çünkü (orada) kendiniz için istediğiniz vardır” demişti.

Onların üzerine horluk ve yoksulluk (damgası) vuruldu ve Allah’tan bir gazaba uğradılar. Bu, kuşkusuz, Allah’ın ayetlerini tanımazlıkları ve Peygamberleri haksız yere öldürmelerindendi. (Yine) bu, isyan etmelerinden ve sınırı çiğnemelerindendi. (Bakara Suresi, 61)

AĞAÇLAR

Sizin için gökten su indiren O’dur; içecek ondan, ağaç ondandır (ki) hayvanlarınızı onda otlatmaktasınız. (Nahl Suresi, 10)

Rabbin bal arısına vahyetti: Dağlarda, ağaçlarda ve onların kurdukları çardaklarda kendine evler edin. (Nahl Suresi, 68)

Dedi ki: “O, benim asamdır; ona dayanmakta, onunla davarlarım için ağaçlardan yaprak düşürmekteyim, onda benim için daha başka yararlar da var.” (Taha Suresi, 18)

Görmedin mi ki, gerçekten, göklerde ve yerde olanlar, güneş, ay, yıldızlar, dağlar, ağaçlar, hayvanlar ve insanlardan birçoğu Allah’a secde etmektedirler. Birçoğu üzerine azab hak olmuştur. Allah kimi aşağılık kılarsa, artık onun için bir yüceltici yoktur. Şüphesiz Allah, dilediğini yapar. (Hac Suresi, 18)

Derken oraya geldiğinde, o kutlu yerdeki vadinin sağ yanında olan bir ağaçtan: “Ey Musa, Alemlerin Rabbi olan Allah benim;” diye seslenildi. (Kasas Suresi, 30)

Böylece onları aldatarak düşürdü. Ağacı tattıkları anda ise, ayıp yerleri kendilerine beliriverdi ve üzerlerini cennet yapraklarından örtmeye başladılar. (O zaman) Rableri kendilerine seslendi: “Ben sizi bu ağaçtan menetmemiş miydim? Ve şeytanın sizin gerçekten apaçık bir düşmanınız olduğunu söylememiş miydim?” (Araf Suresi, 22


DİKKAT ÇEKİLEN BİTKİLER

Zeytin ve diğerleri

O, gökten su indirendir. Bununla herşeyin bitkisini bitirdik, ondan bir yeşillik çıkardık, ondan birbiri üstüne bindirilmiş taneler türetiyoruz.

Ve hurma ağacının tomurcuğundan da yere sarkmış salkımlar, -birbirine benzeyen ve benzemeyen- üzümlerden, zeytinden ve nardan bahçeler (kılıyoruz.) Meyvesine, ürün verdiğinde ve olgunluğa eriştiğinde bir bakıverin. Şüphesiz inanacak bir topluluk için bunda gerçekten ayetler vardır. (Enam Suresi, 99)

Asmalı ve asmasız bahçeleri, hurmaları ve tadları farklı ekinleri, zeytinleri ve narları -birbirine benzer ve benzeşmez- yaratan O’dur. Ürün verdiğinde ürününden yiyin ve hasad günü hakkını verin; israf etmeyin. Çünkü O, israf edenleri sevmez. (Enam Suresi, 141)

Onunla sizin için ekin, zeytin, hurmalıklar, üzümler ve meyvelerin her türlüsünden bitirir. Şüphesiz bunda, düşünebilen bir topluluk için ayetler vardır. (Nahl Suresi, 11)

Allah, göklerin ve yerin nurudur. O’nun nurunun misali, içinde çerağ bulunan bir kandil gibidir; çerağ bir sırça içerisindedir; sırça, sanki incimsi bir yıldızdır ki, doğuya da, batıya da ait olmayan kutlu bir zeytin ağacından yakılır; (bu öyle bir ağaç ki) neredeyse ateş ona dokunmasa da yağı ışık verir. (Bu,) Nur üstüne nurdur. Allah, kimi dilerse onu kendi nuruna yöneltip-iletir. Allah insanlar için örnekler verir. Allah, herşeyi bilendir. (Nur Suresi, 35)

Kuran’daki Benzetmeler İçinde İsmi Geçen Bitkiler

Mallarını Allah yolunda infak edenlerin örneği yedi başak bitiren, her bir başakta yüz tane bulunan bir tek tanenin örneği gibidir. Allah, dilediğine kat kat arttırır. Allah (ihsanı) bol olandır, bilendir. (Bakara Suresi, 261)

Güzel şehrin bitkisi, Rabbinin izniyle çıkar; kötü olandan ise kavruktan başkası çıkmaz. İşte biz, şükreden bir topluluk için ayetleri böyle çeşitli biçimlerde açıklıyoruz. (Araf Suresi, 58)

Şifa Özelliği Taşıyanlar

Hurma dalını kendine doğru salla, üzerine henüz oluşmuş-taze hurma dökülüversin.” Artık, ye, iç, gözün aydın olsun. (Meryem Suresi, 25-26)

.

Şerife Şevval Kardelen hocahanım kardeşimize teşekkür eder, sizlerinde dualarını bekleriz.

.

Yazı kategorisi: BUNLARI BiLiYORMUYDUNUZ, DiGER KONULAR, DiNi KONULAR, GÜNCEL, GÜNDEM, GENEL, TAVSİYELER, TÜRKİYE, YORUMLAR, YORUMSUZ, ŞERİFE ŞEVVAL KARDELEN | » yorum bırak;

Tilâvet Secdesi Nedir?

Posted by Site - Yönetici Nisan 13, 2012

Tilâvet Secdesi Nedir?

Kur’anı kerimde ki bir secde âyetini okuyan veya dinleyen müslümanın yapması vacib olan secdedir.Bunlardan herhangi biri, üzerine vacib olan secdeyi yapmazsa günahkar olur.

Resulullah (s.a.v) buyuruyor: Ademoğlu secde âyeti okur ve secde ederse şeytan ağlayarak ayrılır ve: “Yazık bana, insanoğlu secdeyle emredildi ve secde etti, mukabilinde ona cennet var. Ben de secdeyle emrolundum ama ben itiraz ettim, benim için de ateş var ” der. ”

Tilâvet Secdesi Niçin Vacibtir?

Kur’an-ı Kerîm’de şöyle buyurulur: “Onlar kendilerine Kur’anı kerim okununca secde de etmezler.” (İnşikâk,21). Bir kimse ancak vacib olan işi yapmamaktan ötürü kötülenir. Diğer yandan bu secde namazda yapılan secde olup, namaz secdesi gibi vacib hükmüne tabi olur.
Resulullah (s.a.v) buyuruyor: “Kur’an’ı kerimi okuyan ve dinleyene secde etmek vacibtir
Tilavet secdesi yapmak, Hanefilere göre vacip, diğer üç mezhebe göre ise sünnettir.

Tilâvet Secdesi Ne Zaman Vacib Olur?

Secde âyetini okumak. Okuyanın kulakları duymasa bile secde gerekli olur.
Okunan secde âyetini işitmek veya dinlemek. İşitmek kasıtsız, dinlemek ise kasıtlı olur.
Bir imama uymuş olmak, İmama uyan kimse imamın okuduğu secde âyetini duymasa bile tilâvet secdesi yapar.
Okuyan duyma özürlü olsa dahi, okuma ile üzerine vacip olur.

Müslüman olan bir cünüp veya sarhoş da okuyacağı veya işiteceği bir secde âyetinden dolayı secde ile yükümlü olur. Temizlik ve ayık halinde bu secdeyi yapmaları gerekir.
Kendisine secde âyetinin okunduğu haber verilen uyuyan kimseye de tilâvet secdesi vacib olur.
Secde âyetini hoparlörden dinlemek, okuyucudan dinlemek gibidir. Radyo ve televizyondan dinlenen secde âyeti de hoparlörden dinlemeye benzer. Çünkü sesin tel aracılığı ile ulaşması ile ses dalgaları aracılığı ile telsiz olarak anında ulaşması arasında bir fark bulunmamaktadır.

Tilâvet Secdesi Ne Zaman Gerekmez?

Bir kimse secde âyetini papağan gibi öğretilmiş bir kuştan  yahut ses yankısı olarak dinlerse secde etmesi gerekmez. Secde âyeti uyuyan, baygın olan veya akıl hastası bulunan yahut mümeyyiz olmayan çocuktan işitilse, en sağlam görüşe göre tilâvet secdesi gerekmez.

Tilâvet Secdesini Geciktirmek Günah mı?
Namaz dışında okunan secde ayetlerinin secdesi, ömür boyunca yapılabilir. Ancak özürsüz olarak geciktirmek mekruhtur.

Gecikmeden dolayı bir günah işlenmiş olmazsa da bu vacibi yerine getirmeden ölen insan günahkar olur.

Tilavet Secdesi Nasıl Yapılır?
Başta tilavet secdesi yapacak kişinin abdestli, üstünün başının temiz ve avret yerlerininde örtülü olması şarttır.

Tilavet secdesi yapmak niyetiyle abdestli olarak kıbleye dönülür ve eller kaldırılmaksızın “Allahüekber” diyerek secdeye varılır.

Üç kere “Sübhâne rabbiye’l-a’lâ” denildikten sonra yine “Allahüekber” diyerek kalkılır.
Secdeden kalktıktan sonra “Ğufrâneke Rabbenâ ve İleykel masîr” denir.

Secde âyetinin mealini okuyana secde gerekir mi?
Secde âyetinin mealini okuyan veya dinleyen kimse de secde yapmalıdır.

Kur’an-ı Kerîm’de on dört yerde secde âyeti bulunmaktadır. Bu süreler ve âyet numaraları aşağıda verilmiştir:

SECDE AYETLERİ

Secdeyi Vacib Kılan Ayetler
1.A’raf Suresi ayet:206
2.Rad Suresi ayet:15
3.Nahl Suresi ayet:49
4.İsra Suresi ayet:107
5.Meryem Suresi ayet:58
6.Hacc Suresi ayet:18
7.Furkan suresi ayet:60
8.Neml Suresi ayet:25
9.Secde suresi ayet:15
10.Sad Suresi ayet:24
11.Fussilet Suresi ayet:37
12.Necm Suresi ayet:62
13.İnşikak Suresi ayet:21
14.Alak Suresi ayet:19

Tilavet Secdesi yapılmasını gerektiren
Secde Ayetleri hangi surelerde, kaçıncı cüzlerde bulunur:

1 – A’râf Sûresi’nin     206. âyet-i kerimesi,   ( 9 . Cüz’de)

2 – Ra’d Sûresi’nin       15. âyet-i kerimesi,   (13 . Cüz’de)

3 – Nahl Sûresi’nin       49. âyet-i kerimesi,   (14 . Cüz’de)

4 – İsrâ Sûresi’nin       107. âyet-i kerimesi,  (15 . Cüz’de)

5 – Meryem Sûresi’nin   58. âyet-i kerimesi,  (16 . Cüz’de)

6 – Hacc Sûresi’nin        18. âyet-i kerimesi,  (17 . Cüz’de)

7  – Furkân Sûresi’nin    60. âyet-i kerimesi,  (19 . Cüz’de)

8 – Neml Sûresi’nin        25.âyet-i kerimesi,   (19 . Cüz’de)

9– Secde Sûresi’nin       15. âyet-i kerimesi,  (21 . Cüz’de)

10 – Sâd Sûresi’nin        24. âyet-i kerimesi,  (23 . Cüz’de)

11 – Fussilet Sûresi’nin  37. âyet-i kerimesi  (24 . Cüz’de)

12 – Necm Sûresi’nin     62. âyet-i kerimesi,  (27 . Cüz’de)

13 – İnşikak Sûresi’nin  21. âyet-i kerimesi,  (30 . Cüz’de)

14 – Alâk Sûresi’nin      19. âyet-i kerimesi,  (30 . Cüz’de)

Secde Âyetinin Tekrarlanması
Bir mecliste secde âyetinin birden fazla tekrarlanması hâlinde bir tilâvet secdesi yeterlidir. Secdeyi ilk okuyuştan sonra yapmak daha iyidir. Başka bir görüşe göre, bu secdeyi tehir etmek daha uygundur.
Yine bir kimse çeşitli yer ve meclislerde bir secde âyetini tekrarlarsa, secdenin de tekrarlanması gerekir.
Bir kaç secdenin bulunduğu çeşitli âyetleri okuyan kimsenin, meclis bir olsun farklı bulunsun, her bir âyet için ayrı bir tilâvet secdesi yapması vacib olur.
Açık arazide ve yoldaki meclis birliği üç adım yürümekle, yani o yerden başka yere geçmekle; ağaç üzerinde bulunan için ağacın bir dalından başka bir dalına geçmekle; veya bir nehirde yüzmekle değişmiş olur. Küçük bir evde bir köşeden diğerine geçmekle veya büyük bir camide mekân değişikliği gerçekleşmez.

Ancak okuyan sabit bir yerde bulunmakla birlikte dinleyen meclis değişirse secdenin vücûbu da tekrarlanır.

Tilâvet Secdesini Bozan Haller
Namazı bozan her şey tilâvet secdesini de bozar.

Tilâvet secdesinden kalkmadan abdestin bozulması, konuşma veya kahkaha ile gülme gibi. Ancak bu secdede, kahkaha ile gülmek abdesti bozmaz, kadınlarda bir hizada bulunmak da bu secdeyi ifsat etmez.

Kaynaklar:
1) Kur’an-ı Kerim
2) Kütüb-i Sitte
3) İslam İlmihali, Ali Fikri Yavuz
4) Şamil İslam Ansiklopedisi, Secde-i Tilavet
5) İlmihal, 1, İman, İsam, Türkiye Diyanet Vakfı

.

Şerife Şevval Kardelen hocahanım kardeşimize teşekkür eder, sizlerinde dualarını bekleriz.

.

Yazı kategorisi: BUNLARI BiLiYORMUYDUNUZ, DiGER KONULAR, DiNi KONULAR, GÜNCEL, GÜNDEM, GENEL, TAVSİYELER, TÜRKİYE, YORUMLAR, YORUMSUZ, ŞERİFE ŞEVVAL KARDELEN | Etiketler: | » yorum bırak;

 
Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.

Join 68 other followers