Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Archive for the ‘Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar’ Category

Ey ashabım! Bunları aranızda bölüşün!

Posted by Site - Yönetici Ağustos 11, 2014

Tablo (285)

Ey ashabım! Bunları aranızda bölüşün!

Mevlânâ (k.s.) hazretlerinin hikâyelerindendir. Mesnevî-i şerifte buyuruldu:
“Kâfir yedi karınla yemek yer; mü’min ise tek bir karınla yemek yer.” Hadis-i şerifin “varid” oluşunun sebebi:
Kâfirler, bir akşam üstü mescide girdiler.
Efendimiz (s.a.v.) hazretlerine konuk oldular.
Dediler ki:
-“Ey herkese ikram ve ihsanda bulunan (cömert).
Sana konuk olarak geldik.
Bizler uzaktan gelmiş, yoksullarız;
Bizi fazlın, cömertliğin ve nurunla, nasiplendir…”
O herkese yardım eden, ikram ve ihsanda bulunan mübarek peygamber. Efendimiz (s.a.v.) hazretleri, ashabına döndü:
-“Ey ashabım! Bunları aranızda bölüşün! Çünkü benim has¬letlerim size haslet oldu…” buyurdu.
Askerlerin bedeni padişahla doludur. Onun için onlar düşmana kılıç sallarlar.
Sen şahın hışmı ile kılıç sallarsın! Yoksa kardeşlere kızmak neden?
Senin suçsuz bir kardeşe ağır bir gürz ile saldırman ve ona aman vermeyisin, şahın hışmının yansıması iledir.
Padişah tek bir ruh oldu, askerlerse onunla doldular. Ruh su gibidir. Bu bedenlerse birer dere ve ırmak…
Şahın, ruh suyu tatlı ise ırmaklar da o tatlı suyla dolarlar.
Halk padişahının dinindedir. Çünkü Habibullah Efendimiz (s.a.v.) hazretleri böyle haber verdi.
Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinin bunları paylaşın emri üzerine ashâb’tan her birini alıp götürdü.
Ortada sadece iri yapılı, büyük cüsseli birisi kaldı.
O iri cüsseli şahsı hiçbir kimse götürmemişti. Kades tortusu gibi mescitte kalakalmıştı.
Onu da o müşfik yüce Peygamber Efendimiz (s.a.v.) hazretleri alıp götürdü.
Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinin süt veren yedi keçisi vardı.
Yemek vakti o keçiler sağılmak için gelmişlerdi.
Ehl-i beyt bu hale hayret edip üzüldüler. Çünkü o sütten bütün ehli beytin hisseleri vardı.
Davul gibi karnıyla o acayip adam on sekiz adamın yiyeceğini yedi. Uyku vakti gelince odaya çekildi. Cariye de öfkesinden kapıyı kapayıp, dışarıdan zincirini bağladı. Çünkü ona kızmış ve içerlen-misti. Kâfiri karın ağrısı gece yarısından sabaha kadar sıkıştırıp durdu.
Kâfir, yatağından kapıya koştuysa da onun dışarıdan bağlanmış olduğunu gördü. Onu açabilmek için ne kadar uğraştı ve denediyse de mümkün olmadı. Sıkışıklığı ona evi dar etti. O ar ve haya eseri şaşırdı, kaldı. Ne edeceğini bilemiyordu.
Bir hile olarak tekrar uykuya daldı. Düşte kendisini bir viranede gördü. Çünkü gönlünde viranelik vardı. Bundan dolayı rüyasında virane gördü.
O murdar kendisini ıssız bir viranede görünce, koyuverdi…. Uyandığında yatağını pislik içinde gördü. Iztırab ve hiddetinden deliye döndü. O an:
-“Böyle bir rezillik ve rüsvâylık toprakla bile örtülmez!” diye içinde geçirdi.
-“Bu uyku uyanıklıktan da beter… Bu taraftan yiyor o, taraftan pisliyorum! Bu ne kötü iştir! dedi.
Mezar içindeki kâfir gibi azap cinde feryad ve figan eyledi.
O gecenin geçip sabahın olmasını ve kapının açılmasını bekledi. O halini bir kimse görmesin diye okdan fırlayan yay gibi kaçıp gidecekti….
Sabah olunca… Efendimiz (s.a.v.) hazretleri, kapıyı açtı. O şaşkın ve yolunu şaşırmışa yol verdi.
O dert ehli utanmasın diye Mustafa (s.a.v.) hazretleri kapıyı açıp kendisi gizlendi.
Böylece o kâfir, çıkıp gitsin ve kapıyı kimin açtığını görmesin ve utanmasın….
Kapının açılmasıyla kâfir kaçıp gitti….
Bir faziletli, o pislik dolu yatağı kasden Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinin önüne getirdi. Ve:
-“Bak senin misafirin bu işi işledi!” dedi. Alemlere rahmet olarak gelen o yüce Resul (s.a.v.) hazretleri tebessüm ettiler.
-“Su kabı nerede? Bulup getirin de onu ben şimdi kendim yıkarım!” dedi. O zaman herkes ona:
“Ey bizlere Allah’ın lütfü ve rahmeti! Senin yoluna canımız ve bedenimiz feda olsun! Onu biz yıkarız sen üzülme! Bu el işidir; gönül işi değil….” dediler.
Efendimiz (s.a.v.) hazretleri buyurdular:
-“Evet biliyorum! Ama bunu şimdi benim yıkamamda bir hikmet gizlidir!”
O pisliği dikkatle ve iyice yıkadı. Bu hakkın emriyleydi, riya olarak değil…
Çünkü kalbi sen yıka, temizle bunda kat kat sır ve hikmetler var, demek istiyordu.
O kaçan kâfirin yadigâr bir heykeli vardı. Onun kayıp olduğunu görünce aklı başından gitti.
-“Her halde o heykeli gece kaldığım odada unuttum!” diye düşündü.
Gerçi mahcup idi ama, hırsı ona cesaret verdi. Hırs bir ejderhadır. Onu ufak tefek bir şey sanma
Heykelin peşine düşüp Hazret-i Ahmed (s.a.v.) hazretlerinin evine gedi!. Onu orada gördü.
Aynı zamanda, o kâfir, Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinin bizzat kendi elleriyle kendisinin pisliğini yıkamakta olduğunu gördü.
Bu manzara karşısında. Aklı başından gitti. Heykeli unuttu. Yakasını yırtarak feryat ve figan etmeye başladı.
İki elini yüzüne ve kafasına vurdu.
Başını duvara ve kapıya çarpıyordu.
Öyle ki burnundan ve başından kanlar akmaya başladı.
Efendimiz (s.a.v.) hazretleri ona şefkat ve merhamet gösterdi. Ağlayıp sızlaması haddi aştı. Onu teskin için, Efendimiz (s.a.v.) hazretleri, onu kucakladı. Lütuf ve keremiyle onu teskin edip sevindirdi. Can gözünü açıp ona aşinalık gösterdi….
Yüzüne su serpti, haydi şahadet getir dedi.
Mümin oldu. O yüce sultan:
-“Bu gece sen yine bizim misafirimiz ol!” buyurdu. O kişi:
-“Vallahi! Ta ebediyete kadar senin misafirinim! Her nerede olursam senin ferman ve emirlerinin bağlısı ve bendesiyim!”
Ya Resûlallah (s.a.v.)! Risâlet tamam oldu. Gerçekten sen hiç şüphesiz bütün güzellikleri bir kandil gibi gösterdin bizlere…..

İsmail Hakkı Bursevi(k.s.), Ruhu’l Beyan Tefsiri: 6/351-354.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Mesnevi’de Geçen Hikayeler - Mevlana, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

İbrahim Aleyhisselâm’ın Tevekkülü

Posted by Site - Yönetici Ağustos 7, 2014

h.z ibrahim,İbrahim Aleyhisselâm'm Tevekkülü

İbrahim Aleyhisselâm’ın Tevekkülü

İbrâhim Aleyhisselâm’ın tevekkülünü görmüyor musun?
Nemrut ve kavmi İbrahim Aleyhisselâm’a el uzatıp (ve onu bağlayarak) ateşe atmayı kastettiklerinde, Cebrail Aleyhisselâm geldi. İbrahim Aleyhisselâm (mancınıkla atılmış ve daha ateşe düşmeden) havada idi…
Cebrail Aleyhisselâm ona sordu:
-“Bir hacet (ve dileğin) var mı?”
İbrahim Aleyhisselâm, Hazret-i Cebrail’e senden hiçbir bir dileğim ve ihtiyacım yok… (Bu ara) İbrâhim Aleyhisselâm’ın ağzı (yani dili);
-“Hasbiyallahü ve ni’mel vekil, Allâhü Teâlâ hazretleri bana kâfidir! Ve O ne güzel vekildir!” demekle meşguldü.

Efendimizin (s.a.v.) Tevekkülü

Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinin tevekkülüne bak! Allâhü Teâlâ hazretleri, Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinden ye ashabından müşriklerin ellerini defetti. Re’sen Efendimiz (s.a.v.) hazretleri ve ashabına saldırmaya kaadir olamadılar. Belki hallerin çoğunda akıllarına gelmeyen değişik belâlara müptela oldular. Müslümanlara düşündükleri ve tasarladıkları sû-i kast ve kötü maksatlarına ceza olarak hep belâya uğradılar.

Mesnevi` de buyuruldu:
Âd ve Semûd’ün hikâyesini bir bak da peygamberlerin yüceliğini anla!
Bu yere batma, başlarına taş yağma ve korkunç bir sesle helak olmak hep ruhun yüceliği için idi

Tevekkül

Tevekkül, mukarrabîn (Allâhü Teâlâ hazretlerine yaklaşanların yüksek derecelerindendir. Mü’min kişiye düşen vazife, Övülen (tevekkül) sıfatlarıyla süslenmektir.
Güzel bir siyret (gidişle) tarik-i hakda yürümelidir.
Hatâm (hikmet ehlinden) biri, bir adamın (hanesine) girdi. Yepyeni (güzel) ve (ev eşyası, halılar ve sergilerle) düşenmiş (ve donatılmış) bir ev gördü. Ev sahibini faziletten hâli ve erdemlik-ten yoksun görünce, öksürdü ve ev sahibinin yüzüne tükürdü. Ev sahibi:
-“Ey hakîm (bilgi, irfan ve hikmet sahibi)! Bu ne sefahat (ve beyinsizlik)!” dedi. Hakîm kişi:
-“Hayır, belki o (senin yüzüne tükürmem) hikmetin tâ kendisidir!
Çünkü tükürük bu evde olan eşyanın en hasis ve değersizine yapıştı. Zira sen Bâtınî ve kalbî faziletlerden hâli ve mahrum olduğun için; senin evinde gerçekten senden daha değersiz hiçbir şey görmedim!” dedi.

Hikmet sahibi kişi bu sözleriyle, o kişiyi alçaklığına tembih etmek, lezzetlere ve şehevî arzulara dalıp giden ve bütün vakitlerini zahirinin imâr ve süsüne harcayan (fakat kalbî güzellik ve ibâdete önem vermeyen) kişinin çirkinliğini söyleyerek onu uyarmak istedi.

İmtihan Dünyası

Sonra bil ki:
Her şey, Allâhü Teâlâ hazretlerinin kaza ve takdiriyledir. Allâhü Teâlâ hazretleri dilediği şekilde kullarını imtihan etmeyi murad eder. Kullara düşen vazife,
1- Zorlukta,
2- Kolaylıkta
3- Sevinçte,
4- Üzüntüde,
5- Varlık ve
6- Yoklukta,
7- Her halinde Allâhü Teâlâ hazretlerine tevekkül etmektir.

İsa Aleyhisselâm’ın Tevekkülleri:

Ebu Osman (r.h.) hazretlerinden rivayet olundu. Buyurdu-
İsa Aleyhisselâm bir dağ başında namaz kılıyor (ve Allâhü Teâlâ hazretlerine ibâdet ediyordu.) iblis aleyhilla’ne kendisine geldi. Ve
-“Ey Isa! Sen her şeyin Allah’ın kaza ve kaderiyle olduğunu zanneden o kişi değil misin?” İsa Aleyhisselâm:
-“Evetr dedi. Şeytan:
-“Öyleyse kendini şu dağdan aşığıya at! Ve sonra bu Allâhü Teâlâ hazretlerinin benim hakkımda olan takdiri idil” de. İsa Aleyhisselâm:
-“Ey mel’ûnl Allâhü Teâlâ hazretleri, kulları, imtihan eder. Kullar, Allâhü Teâlâ hazretlerini imtihan edemezler. Kula düşen vazife, Allâhü Teâlâ hazretlerine tevekkül etmek ve onun nimetlerine şükretmektir…” dedi.

İsmail Hakkı Bursevi(k.s.), Ruhu’l Beyan Tefsiri: 6/ 324-325.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, H.z İbrahim, H.z İsa, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Onlar, kader sorusuyla meşgul değiller (kaderi yaşıyorlar…)

Posted by Site - Yönetici Ağustos 6, 2014

Onlar, kader sorusuyla mesgul degiller (kaderi yasiyorlar...)

Onlar, kader sorusuyla meşgul değiller (kaderi yaşıyorlar…)

Muhammed bin vasi ( r.h.)
Muhammed bin Vasî (zamanın) din büyüklerindendi.
Bir gün vaktin (Basra) Valisi olan Bilâl bin Bürde’nin yanında idi.
Bilâl bin Bürde, büyük bir saltanat ve hayat içindeydi.
Önce onun nimetlerini ve bulunduğu saltanatı seyretti.
Nimetler içinde oturan vali Bilâl bin Bürde, Muhammed bin Vasî hazretlerine sordu:
-“Şu gördüğünüz hanemiz (sarayımız) hakkında ne dersin?
Muhammed bin Vasî (r.h.) buyurdular:
-“Haneniz güzel; lakin cennet bundan daha güzeldir! (Senin bu sarayın) kişiyi cehennem ateşini hatırlamaktan gaflete düşürmektedir…
Bilâl bin Bürde, kendisine sordu:
-“Kader babında (hakkında) ne dersin?” Muhammed bin Vasî (r.h.) buyurdular:
-“Şu an mezarlıklarda medfûn olan arkadaşlarını düşün; onlar, kader sorusuyla meşgul değiller (kaderi yaşıyorlar...)
Bilâl bin Bürde;
-“Bana dua eti” dedi. Muhammed bin Vasî (r.h.) hazretleri,
-“Duamı ne edeceksin? Senin kapının önünde mazlumların âhı olduğu müddetçe duam sana fayda etmezi Onların (mazlumların) bedduaları, bütün dualardan önce gelir…
Zulüm etme, benim duama hacet yoktur…

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi(k.s.), Ruhu’l Beyan Tefsiri: 6/ 313.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Tevekkül Nedir? – Tevekkülün En Yüce Mertebesi

Posted by Site - Yönetici Ağustos 5, 2014

Tevekkül Nedir - Tevekkülün En Yüce Mertebesi

Tevekkül Nedir? – Tevekkülün En Yüce Mertebesi

Bil ki, muhakkak tevekkül, bütün işlerinde Allâhü Teâlâ hazretlerine dayanmak ve itimat etmektir.
Tevekkülün mahalli kalptir.
Zahire göre hareket etmek kalbî tevekküle ters ve zıt değildir.
Bütün takdirin Allâhü Teâlâ hazretlerinin tarafından olduğu ve dolayısıyla muhakkak ki bir şeyin zorluğu da Allâhü Teâlâ hazretlerinin takdiriyle olduğu gerçeği kula tam olarak tahakkuk et-tikten sonra, zahirî hareketler kalbî tevekküle zıt (ve manî) değildir…

Tevekkülün En Yüce Mertebesi

Bil ki:
Tevekkülün en yüce mertebesi, kişinin Allâhü Teâlâ hazretlerinin kudret elinin önünde, yıkayıcının elinde yıkanan ölü gibi olmasıdır…
Mütevekkilin bütün hareketleri, Allâhü Teâlâ hazretlerinin ezelî kudretiyle olmaktadır.
Bu ezelî takdir ise mü’minin Allah’a olan yakînî inancını daha da kuvvetlendirmektedir.

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi(k.s.), Ruhu’l Beyan Tefsiri: 6/ 321-322.

 

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Bizden hakkı olan gelip alsın!

Posted by Site - Yönetici Ağustos 4, 2014

Nûşirevân,Nuşirevan

Bizden hakkı olan gelip alsın!

Nûşirevân öldüğü zaman, onun tabutunu bütün memleketinde gezdirdiler.
Ve bir münâdî sürekli bağırıyordu:
-“Bizden hakkı olan gelip alsın!”
Kendi vilâyetinde (yönettiği ülkesinde) kendisinden bir kuruş alacağı olan bir kimse bulunmadı.
Bundan dolayı Nûşirevân adaletle meşhur oldu.
Hâtemü’t-tayy, cömertlikle meşhur olduğu gibi…
Hatta adalet neredeyse onun lakabı oldu.
Onun hiç zulmü ve haksızlığı olmadığı için, adalet lafzı, onun üzerine mutlak olarak kullanıldı. Adaletinin zuhuru sadece onu övmek içindir

İslâm tarihinde Hazret-i Ömer (r.a.)’ın adaleti çok meşhurdur. Hazret-i Ömer (r.a.), Nuşirevân’dan daha âdil idi. Hazret-i Ömer (r.a.)’ın adaletinin iyi işlenildiği ve onun adalet dolu güzel hayatından en güzel şekilde anlatıldığı eserlerin başında, merhum Av. Abdurrahman Şeref Laç’ın kaleminden Fazilet Neşriyatın yayınlamış olduğu “İslamın Âdil Ve Cesur Reisi Halife Hazret-İ Ömer isimli eserdir. O adil halifenin hayatını okumak ve onun adaletini öğrenmek isteyenleri bu kitabı tavsiye ederim.

İsmail Hakkı Bursevi(k.s.), Ruhu’l Beyan Tefsiri: 6/ 315.

Posted in ADALET, Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Âlimler Zâlimler

Posted by Site - Yönetici Ağustos 4, 2014

Tablo (19)

Âlimler Zâlimler

“Aynü’l-Meânî” isimli kitabda buyuruldu:
Âlim (ve evliya) kişi, zâlimlerin bekasına dua etmekten kendisini korumak için asla zâlimlerin meclisine gitmemelidir.

(Hadis-i şerifte) varid oldu:
-“Kim zâlim kişiye beka (mülk, saltanat ve hayatının devamı) İçin dua ederse; o kişi, Allâhü Teâlâ hazretlerinin arzında (yeryüzünde Allâhü Teâlâ hazretlerinin kullarına zulmedilmesini ve) Allâhü Teâlâ hazretlerine isyan edilmesini gerçekten seviyor, demektir.” [Ihyâ-u Ulûmiddin: c. 2. s. 144, Keşfü'1-Hafâ: 2474,]

Muhakkak ki insanlara nasihat edip, yağcılığı terk etmek gerekir.

Bu gun, ne yazık ki, kendisine âlim ve evliya süsü veren dinin istismarını yapan ve dini geçim kapısı, dindarlığı maîşet yolu haline getiren; dindar kisvesine bürünmüş bir çok sahte şeyh ve hocaların (devrin Bersis ve Bel’âmlarının) sürekli zâlimlerle iç içe olduğunu, zâlimlere yağcılık ettiklerini, zulmü alkışladıklarını ve sürekli zâlimlerin ardı sıra yürüdüklerini esefle görmekteyiz. Yazıklar olsun!..

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi(k.s.), Ruhu’l Beyan Tefsiri: 6/ 313.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Adem’in Cenazesinin Yıkanması

Posted by Site - Yönetici Ağustos 3, 2014

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

Adem’in Cenazesinin Yıkanması

Amma ölünün yıkanması ise geçmiş (bütün peygamberlerin) şeriatıdır.
Rivayet olundu:
Adem Aleyhisselâm vefat ettiğinde, Cebrail Aleyhisselâm meleklerle beraber geldi. Adem Aleyhisselâm’i gaslettiler (yıkadılar) ve Adem Aleyhisselâm’ın evlâdına:
-“İşte bu sizin ölülerinizin sünnetidir!” dediler.

Cenazenin Yıkanması

Hadîs-i şerifte buyuruldu:
Müslümanın, Müslüman üzerine hukuku altıdır. Ölümünden sonra cenazesinin yıkanması da o hakların cümlesindendir. [ Bu hadis-i şerif şu İbarelerle geçmektedir:
Ebû Hüreyre (r.a.) hazretlerinden rivayet olundu. Efendimiz (s.a.v. hazretleri buyurdular:
Müslümanın Müslüman üzerine hakkı altıdır. Denildi: -"Onlar nelerdir? Ya Resûlallah (s.a.v.)!" Efendimiz (s.a.v.) hazretleri buyurdular:
1- Onunla karşılaştığın zaman ona selâm ver,
2- Seni çağırdığında ona icabet etmendir,
3- Senden nasihat istediğinde kendisine nasihat et!
4- Aksirdığı ve Ailâhü Teâlâ'ya hamd ettiği zaman, ona yerhamükellah diye dua et,
5- Hastalandığında onu ziyaret et,
6- öldüğü zaman cenazesini teşyîet! Sahih-İ Müslim: 4023,]

Cenaze Namazı

(Cenaze namazı farz-i kifâyedir) Müslümanların bazıları cenazenin yıkanması ve namaz kılınmasını yerine getirdikleri zaman, diğerlerinden düşer. Maksat hâsıl olduğu için…. Âdem Aleyhisselâm hadisiyle bu yol murad edildi….

Cenaze Yıkamada Ücret

(Bir yerde) bir kişi, cenaze yıkamaya tayin edilse, o kişinin cenaze yıkamadan dolayı ücret alması helal olmaz.

Cenaze Suda Bulunsa

Cenazeyi yıkamak vacib oldu. Çünkü ölümle cenaze necis o-lur; diğer kanlı hayvanlar gibi…. Ancak insan oğlunun keramet, şanı ve faziletinden dolayı, yıkanmakla temiz olur.
Bir kişi suda Ölü bulunsa bile yıkanması vaciptir. Çünkü hitâb, Âdem oğluna teveccüh etti; kendilerinden fiil bulunmadı…

Ölüm Anında İnzal Vaki Olur

Denildi:
Muhakkak ki meyyit (ölü kişi) ruh kendisinden ayrıldığı zaman, can vermenin şiddetinden dolayı inzal vaki olur. İşte bundan dolayı bütün ölülerin yıkanması farzdır.
“Hallur’-Rumûz ve Keşfü’l-Künûz” isimli kitapta da böyledir.

Ölü Gasli ve gusül

Ölünün gasli ile canlının yıkanması arasında fark şudur.
1- Ölünün yüzünün yıkanmasından başlanılması müstehaptır; canlıda ise ellerinin yıkanmasından başlanılması müstahaptır.
2- Ölüye mazmaza yoktur.
3- Ölüye istinşak yoktur. Canlı bunun aksidir. (Canlı kişi guslederken mazmaza ve istinşak yapar).
4-Ölünün ayaklarının yıkanması sonraya tehir edilmez. Canlı kişi yıkandığı yerde su birikiyorsa ayaklarını yıkamayı sona geciktirir.
5- Ölünün gusül abdestinde başı da meshedilmez. Canlı kişi bunun aksinedir; bir rivayete göre…
Eşbâh’da da böyledir.

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi(k.s.), Ruhu’l Beyan Tefsiri: 6/292-293.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: , , , | Leave a Comment »

Guslün Hikmeti

Posted by Site - Yönetici Ağustos 2, 2014

1514605_1398264410426483_477956209_n

Guslün Hikmeti

Sa’lebî (r.h.) [1] hazretlerinden rivayetle:
Hazret-i Ali (r.a. )  buyurdular:
Yahudilerden on ahbâr (din âlimi) Efendimiz (s.a.v.) hazretlerine gelip sordular:
-“Ya Muhammedi Allâhü Teâlâ hazretleri, cenabetten dolayı neden gusletmeyi emretti? Bevil ve dışkı (büyük abdestten) dolayi emretmedi? Halbuki bevil ve dışkı nutfe (meniden) daha pis (ve necistirler)?”
Efendimiz (s.a.v.) hazretleri buyurdu:
-“Muhakkak ki Adem Aleyhisselâm, o (yasak) ağaçtan yiyince, o yediği (gıdaya) dönüştü. Damarlarında ve tüylerine kadar işledi. (Bütün insanların yediği gıdalar da böyledir…) insan cima edince, o yediği şey her tüyün dibinden nüzul edip iner. Bundan dolayı Allâhü Teâlâ hazretleri benim üzerime ve ümmetimin üze¬rine gusletmeyi farz kıldı. Bu,
1- Bir temizlik,
2- Bir kefaret,
3- Ve Allâhü Teâlâ hazretlerinin verdiği nimetlere şükür,
4- Cimada kendisine gelen lezzete şükürdür…”

“Bedâyiu’s-Sanâî fi Ahkâmı”ş-Şerâî” isimli meşhur fıkıh kitabında buyuruldu:
Menî’nin çıkmasıyla bütün bedeni yıkamak farz kılındı; bevl ve gâit (dışkının) çıkmasıyla bütün bedeni yıkamak farz kılınmadı. Bu ikisinden dolayı sadece onlara mahsus olan uzuvların yıkanması farz kılındı; diğer yerlerin yıkanması emredilmedi. Menîde ise bedenin hepsinin yıkanmasının emredilmesinde birkaç vecih vardır:

Birincisi: Menînin inzali ile şehvetleri teskin etmek; eseri bütün bedende zahir olan bir nimetten lezzetlenmekle olur. O da lezzettir. Bu (cima) lezzetine şükür olması için Allâhü Teâlâ hazretleri bütün bedeni yıkamayı emretti. Bu lezzet, bevl ve gâıt’te takdir olunmaz.

İkincisi: Cenabet, bedenin zahirî ve Bâtınî (içi ve dışı) her tarafını kaplar. Çünkü (menînin inzali ve yıkanmanın) sebebi olan vatiy (cinsel ilişki), bedende bulunan bütün kuvvetin kullanılmasıyla meydana gelmektedir. Hatta çok vatıy yapmakla insan zayıflar ve vatı’den kaçınmakla kişi kuvvet bulur.
Hades (abdest bozmak) böyle değildir. O ancak bedenin bazı taraflarının zahiriyle meydana gelmektedir. Çünkü onun sebebi, yenilen ve içilen şeylerin bazı taraflarının sebebiyle meydana gelmektedir. Onların dışarıya çıkarılması için bütün bedeni kullanmak gerekmez. Onun için hadeste ilgili bedeni yıkamak vacib oldu; bütün bedeni yıkamak lazım değildir….

Üçüncüsü: Bedenin hepsini yıkamak ve bazısını yıkamak; Allah sübhânellahû ve Teâlâ hazretlerine hizmet olan namaza vesiledir. AHâhü Teâlâ hazretlerinin Önünde kıyam ve ona tazîmin yoludur. Hizmette en mükemmel ve tazimde kemâl derecesi ancak bütün bedeni yıkamak ve tam bir temizlikle’ hâsıl olmaktadır. Bu (durum) ise hadeste azîmettir.
Ve ancak şu kadar var ki, hades (tuvalete çıkma işi), çok meydana gelen bir ihtiyaçtır. Onun için sadece kirlenen yerin temizlenmesiyle iktifa olundu. O da o işin meydana geldiği yerin ve kirlenen çevrenin yıkanmasıdır. 0 da açılandır. Ebedî olarak gözlerin üzerinde vaki olduğudur. O yerin yıkanması bütün bedenin yıkanması yerine geçti. Müslümanlardan zorluğu defetmek ve onlara kolaylık olsun diye Allahü Teâlâ hazretlerinin bir fazl-u keremi ve rahmeti olarak; hadeste sadece kirlenen yerlerin yıkanması emredildi.
Cenabette ise zorluk yoktur. Çünkü bu (cima, hades gibi) çok meydana gelmez. Emir onunla birlikte azîmet olarak kaldı.

İşte bu tür yıkanma diri (canlı) insanların yıkanmasıdır.

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi(k.s.), Ruhu’l Beyan Tefsiri: 6/290-292.

[1] Sa’lebî (r.h.) hazretleri: Ahmed bin Muhammed bin İsmail es-Sa’lebî’dir.
Künyesi Ebû Ishâktır.
Sa’lebî lakabıyla meşhur oldu.
Nişâbûr’da doğdu.
Doğum tarihi kesin olarak bilinmiyor.
Tefsir, kıraat, hadis, tarih, sarf, nahiv, lügat, belagat ilimlerinde büyük bir âlim ve konuşmaları tesirli bir vaiz idi.
Kitabü’l-Arais isimli tarih kitabı çok meşhurdur.
Sa’lebî (r.h.) Şafiî mezhebindeydi.
Sa’lebî tilkici demektir, imam Sa’lebî gençliğinde tilki avı ile uğraştığı ve ilerlemiş yaşında tevbe edip kendisini ilme verdiği ve ilim tahsil ettiği rivayet edilir.
Sa’lebî hazretleri, 1035 (m. 427) tarihinde Nişâbûr’da vefat etti.
.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Gusül Abdesti, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Üç şeye melekler asla yaklaşmazlar

Posted by Site - Yönetici Ağustos 1, 2014

taharet

Üç şeye melekler asla yaklaşmazlar:..

Hadis-i şerifte buyuruldu:
Ammâr bin Yâsir (r.a.)’dan rivayet olundu: Efendimiz (s.a.v.) hazretleri buyurdular: -
“Üç şeye melekler asla yaklaşmazlar:
1- Kâfirin cîfesi (leşi),
2- Safranla boyanan,
3- Cünüp kişi; tâ ki gusledinceye kadar..,
Sünen-I Ebû Davud: 3646

Bevl Biriktirmeyin

Hadis-i şerifte buyuruldu:
-“Evde tas (leğen veya herhangi bir kap) içinde bevl biriktirilmez.
Muhakkak ki melekler, içinde bevl biriktirilen bir eve girmezler.
Yıkandığın yere asla bevletme! (Eğer orada su toplanıyorsa…)”
Kenzul-Ummal: 26384,

Gusletmenin Faydaları

Gusletmede bedenî menfaatler ve dinî faydalar vardır.
O faydalar şunlardır:
1- Kâfirlere muhalefet vardır. Kâfirler gusletmezler.
2- Necaseti gidermek,
3- Bazı hastalıklara sebep olan kirlilikleri ve onların kokusunu gidermek,
4- Tabiî olan şehvetlerin hararetini teskin etmek gibi faydaları vardır…

Gusletmenin On Faydası

Eş-Şeyh Nisâbûrî (r.h.) “el-Letâif isimli (tasavvufî tefsir) kitabında buyurdular:
Taharetin faydaları ondur:
1- Kalp temizliği. Kalp temizliği kalbi, masiva dan çevirmektir.
2- Sırrın temizliği. Sırrın tahareti müşahededir.
3- Sadrın (gönlün) temizliği. Gönlün temizliği ümit ve kanaattir.
4- Ruh temizliği. Ruhun temizliği, haya ve heybettir (Allah’tan utanmak ve korkmaktır…)
5- Batın (karın ve mide) temizliği. Karın temizliği helal yemek; haram ve şüpheli şeyleri yemekten iffetli olup sakınmaktır.
6- Bedenin temizliği. Beden temizliği, kirleri (ve necaseti) gidermektir.
7- İki elin temizliği. Ellerin temizliği, verâ (ve takva sahibi olup) çalışmaktır.
8- Dil temizliği. Dilin temizliği, zikir ve istiğfardır.

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi(k.s.), Ruhu’l Beyan Tefsiri: 6/289.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Gusül Abdesti, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

Raks ve Coşmak – Def İle Ney İle Çalgı İle Zikir Ve İlahi Caizmi ?

Posted by Site - Yönetici Temmuz 27, 2014

Raks ve Coşmak - Def İle Ney İle Çalgı İle Zikir Caizmi

Raks ve Coşmak – Def İle Ney İle Çalgı İle Zikir Caizmi ?

(Sevap adına) raksetmek ve kendinden geçmeyi (coşmayı), ilk ihdas eden (dünya tarihinde ilk uyduran) kişi kimdir ?

Alttaki yazıyı okumanızı Tavsiye ederim…..

Kurtubî hazretleri , Turtûşî (r.h.) [1] hazretlerinden naklettiler.

Kendisine soruldu:
-“Bir kavim (bir topluluk), bir yerde toplanıyorlar. Kur’ân-ı kerimden bir şeyler okuyorlar. Sonra da, onların söyleyeni kendilerine şiir (ilâhî, kasîde, na’t ve benzeri) şeyler söylüyor. Raksediyorlar. Coşuyorlar, Def [2] çalıyorlar ve (yollarının büyüklerini) medhediyorIar...(Ney ve kaval gibi aletleri üflüyorlar [3] Böyle bir toplulukla hazır olmak ve onlarla beraber olmak helal mi değil mi?

Tarsûsî (r.h.) hazretleri buyurdular:
-“(Böyle yapan sevap ve ibâdet niyetiyle def çalan, methiyeler okuyan ve coşan) sofiyyenin yolu,
1- Betâlet (boş şeylerle meşgul olmak),
2- Cehalet ve,
3- Dalâlettir. (Yani sapıklıktır…)

islâm dini, Allah’ın kitabı (Kur’ân-ı kerim) ve Resûlüllah (s.a.v.) hazretlerinin sünnetinden başka bir şey değildir.
(Sevap adına) raksetmek ve kendinden geçmeyi (coşmayı), ilk ihdas eden (dünya tarihinde ilk uyduran) kişi Sâmiri’nin arkadaşlarıdır. (Sâmirinin yapmış olduğu buzağıya tapan Yahudîlerdir…)
Onlar, buzağı sesi gibi böğürmesi olan buzağı heykelinden bir ceset edindikleri zaman; ayağa kalktılar ve onun çevresinde raksetmeye başladılar. Ve kendilerinden geçtiler. İşte bu (raksetmek ve kendinden geçip coşmak) kâfirlerin dinidir.
Buzağıya tapan müşrik Yahudilerin dinidir .

Raks ve Ashâb?

Efendimiz (s.a.v.) hazretleri ve ashabı ise (hâşâ raksetmek, kendinden geçmek ve coşmak şöyle dursun), onlar, başlarında uçacak kuş varmışçasına vakar ve sükûnetle otururlardı

Raksedenlerin Yerleri?

Sultan ve sultanın naibine (idarecilerine) gereken vazife, (def çalarak rakseden, oynayan, coşan ve kendisinden geçenlerin) mescidlerde hazır olmalarına ve başka yerlerde toplanmalarına mâni olmaktır .
Allah’a ve âhiret gününe iman eden bir kişiye, onların meclisinde hazır olmak helâl değildir. Onların bâtıl işlerinde onlara yardım etmesi kesinlikle helâl değildir

Bu gün inkıtâya uğrayan tarikatların câhil halkı kendisine çekmek ve cezb etmek için, def çalmak, kendi şeyhlerinin medhiyyelerini okumak, raksetmek, dönmek, coşmak ve benzeri islâm dışı, Kur’ân-ı kerim ve Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinin sünnetiyle ilgisi olmayan sapık faaliyetler içinde oldukları bir vakıadır.
Ve işin kötüsü bu sahte şeyhler, “Çırağlık” adı altında halktan aynî ve nakdî yardımlar toplayarak bu İşlerini devam ettirmektedirler.
Halkın çoğu onlara zekat ve sadakalarını vermektedir.
Halkın bunlara yapmış olduğu yardım da haramdır.
Günümüzde inkıtâya uğrayan tarikatları takip ettiklerini söyleyen kişilerin tek sermâyeleri, def çalmak, medhiyye okumak, raksetmek, yılan tutmak, yalan-yanlış muska yazmaktır.
Bu tür İnsanların âkibeti de gerçekten çok kötüdür.

Siverek’te özellikle bizim çevrede Sofi ibrahim’in unutulmayan bir hikâyesi vardır. Bir çok kitaba da geçen Sofu İbrâhimin hikâyesi sapık tarikat ehlinin en güzel Misâlidir.

Anlatırlar: Sofu İbrahim diye birisi vardı. 1930ların başlarında bu adam köylerde dolaşır, el defi çalar, beyit ve kasideler söyleyerek insanları başına topladıktan sonra kendisine şiş vurup, milleti etkileyerek dilenirdi. Onun nazarında halk, din adamlarını ve evliyayı haşa def çalan, rakseden, oynayan, coşan, kendisine debbûs (şiş) vuran ve sonra da kendi nefsi için dilenen aşağılık ve rezil kişiler sanıyordu.
Hatta onun bu tutumu bir çok kişinin dinden soğumasına sebep oluyordu. Orada bulunan eski eşkiyâlardan Osmanlı hapishanelerinde yatmış hapiste Kur’ân-ı kerimi öğrenerek tevbe etmiş bir zat, Sofu İbrâhimin hareketlerinin Kur’ân-ı kerim ve Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinin sünnetiyie bağdaşmadığım İslâm dininin bu tür şeylerle asla bir ilgisinin olmadığını halka anlattı. Ama kimse ona inanmadı. Sofu İbrahim yine Fırat nehrine yakın bir köye gitti. El defini çıkarttı. Def çaldı. Halkı, kadın-erkek, kız oğlan, çocuk büyük bütün köylüyü başına topladıktan sonra, coştu. Kendi şeyhlerinin üzerlerine medhiyeler okudu. Sonra da debbûs edilen özel şişler çıkarttı. Kendisini orada herkesin gözünün önünde şişledi. Şişleri çıkarıp demledi. Sonra da halktan yiyecek ve para dilenmeye başladı. Köylüden topladığı eşyasını merkebine yükledi. Köyden dışarıya çıktı. Orada bir ağaç vardı. Dut ağacının altına oturdu. Merkebini ağaca bağladı. El defi ve diğer malzemelerini de yanına koyarak istirahata çekildi. Uyudu, Sonrasını Sofu İbrahim şöyle anlatır:
“-Köylerde dilenmekten yorulmuş, dinlenmek ve istirahat etmek için köyün kenarında bir ağacın altında uzanmıştım. Uyku ile uyanıklık arasında idim. Çok geçmedi. Baktım ki 1800’lerin sonlarında o civarlarda yaşamış olan “Deli seyyid” adında bir zat rüyama girdi. Savaşa gider gibi kuşanmıştı. Elinde kılıcı vardı. Büyük bir haşmet ve azametle üzerime geldi ve bana;
-Ey Sofu İbrahim! Sofu ibrahim! Sofu ibrahim!” diye bağırdı.
Onun sesinin korkusundan dudaklarım uçukladı. Konuşmasına devam etti.
-“Ümmeti Muhammed (s.a.v.) Allah’tan, Resûlullah’tan kitabullah’tan ve Din-i Mübîni İslâm’dan habersiz ve câhil bir şekilde yaşarken ve bilgiye muhtaçlar iken, sen sofu olduğunu söylüyorsun, tasavvuf ehli olduğunu İddia ediyorsun, onlara islâm dinini öğreteceğine onların dini duygularını istismar ediyorsun? Neden Allah’ı, kitabı, Resûlüllah’t dini ve İslam büyüklerini alet ederek dileniyorsun?
Dilencilik haram değil mi?
Senin dini istismar ederek halktan bir şeyler alman haram değil mi?
Senin yaptığın bu hareketinle bir çok kişinin dinden soğumasına, evliya ve gerçek sofu ve tasavvuf ehline düşman olmasına yol açıyorsun?…” Ben de;
-“Efendim zorla almıyorum! Halk kendi istek ve arzusuyla seve seve bana veriyorlar!” dedim… Daha da kızdı:
-Halk seni evliyâullah sanarak, hâl sahibi ve ermiş bir kişi olduğunu zannediyor. Halbuki sen Allah’ın düşmanısın! Ümmeti Muhammed (s.a.v.)’e acıyacağına, onlar için göz yaşı dökeceğine ve onların hidâyeti için çalışacağına sen insanları kendi maddî çıkarlarına alet ediyorsun?” Bu halinle sen bir zındıksın!” diye bağırdı. Bana kızdı. Ve kılıcını çekti. Karnıma vurup sırtımdan çıkarttı.
“Kim ahiret amel (iş)i ile dünya (malı kazanmayı) dilerse yüzünün güzelliği değişir, zikir (ve vird)i iptal edilir. Ve ismi (cehennem) ateş (in)de sabit kılınır.” Hadisi şerifini okuyarak gitti. Giderken de Ziya Paşanın şu beyitlerini mırıldanıyordu. “Lanet ola ol male ki, tahsiline anın Ya din ola, ya ırz-u namus ola alet”

Uyandığım zaman büyük bir ağrı ve sancı hissettim. Karnımda sanki, bir kılıç yarası vardı. Kılıç – vurulan yer kıpkırmızı olmuştu. Dilenmiş olduğum bütün eşyaları, el defini ve şişlerimi orada bırakıp yollara düştüm. Derdime çare aradım. Gitmiş olduğum bütün kapılar yüzüme kapandı. Kime derdimi ve ağrımı anlatıysam çare bulunamadı. Çok geçmeden Sofu İbrahim bağıra bağıra can verdi. Ölürken,
İlmi’ manevivâti ve mukaddesatı dünyaya alet etmeyin!
El defi çalmak, debbûs vurmak! Medhıye söylemek, coşmak ve raksedip kendinden geçmek Keramet değildir. İslâm diniyle alâkası yoktur. Kur’ân-ı kerim ve sünnetle ilgisi yoktur. Ben hatâ ettim… Bana bu yolu öğretenler benden daha çok hatalıdırlar!” diye haykırıyordu. Çok feci bir şekilde can verdi. Allah taksiratını bağışlasın. Çünkü onun hayatı sebebiyle bazı gerçekler gün yüzüne çıktı.[ Mütercim - İsmail Hakkı Bursevi(k.s.), Ruhu’l Beyan Tefsiri ]

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi(k.s.), Ruhu’l Beyan Tefsiri: 9/249.

Dipnotlar :

[1] – Turtûşî: İmam Ebû Bekir Turtûşîdir. Asıl ismi Muhammed bin El-Velid, bin Muhammed bin Halef bin Süleyman, Ebû Bekir et-Tartûşî (veya Turtûşî’dir…) 1059 (h.451) tarihinde doğdu. İyi bir eğitim gördü. Hadis, tefsir fıkıh ilimlerinde büyük bir âlim idi. İskenderiyyede zengin bir hanım ile evli olduğu için hanımının parasıyla bir medrese inşa etti. O medresede yıllarca ilim okuttu. Zâhid, verâ sahibi evliya bir kişiydi. Bir çok kitap yazdı.
1- Muhtasarü’t-Tefsirü’s-Salebî Tartûşî tefsiri” diye meşhurdur.
2- Ed-Dua,
3- Siracü’l-Mülûk,
4- El-Havâdisü vel-bed’u,
5- Et-Tahrîmu’s-Simâ,
Özellikle sirâcü’l-Mulûk isimli kitabı her idarecinin mutlaka okuması gereken bir kitaptır. Tartûşî 1126 (h. 520) yılında Iskenderiyye’de vefat etti.

[2] – Def: Madenî küçük ziller takılmış deri gergili kasnaklı bir vurmalı çalgı âletidir.. Batı Müziğinde karşılığı
Tamburin”dir… Günümüz defleri dâire şeklinde yuvarlıktırlar. Eski deflerin 4 veya 8 köşeli olanları vardı.
Bu gün inkıtaa uğrayan bir çok tarikat erbabı bu çalgı aletiyle zikir yapmaktadırlar. Ve çalgı aleti olan defe kutsiyet vermektedirler. Def çalmakla sevap kazandıklarını zannetmektedirler. Mütercim.

[3] – “Ney ve kaval gibi çalgı aletlerini üflemek ibaresi, Ruhu’l-Beyanm kaynağı olan Hayâtü’l-Hayevânü’l-
Kubrâ kitabında bulunduğu için burada parantez içinde aldım. Bakınız: Hayâtü’l-Hayevânü’l-Kübrâ: c.
1,8.458, Demirî.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Müzik - Musiki, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: , | Leave a Comment »

 
Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 375 takipçiye katılın