GÖYNEM ( BEYSEHiR )

İLAHİ-KURAN-İSLAM-DİN-HABER-RESİM-VİDEO-TASAVVUF-BELGESEL-DUA-HADiS-TARİH-ŞİİR

‘RUHU`L BEYAN TEFSİRİNDEN KISSALAR’ Kategorisi için Arşiv

Duanın Kabul Edildiği Bâzı Mekânlar

Posted by Site - Yönetici Mayıs 30, 2012

Duanın Kabul Edildiği Bâzı Mekânlar

Duâ için, kabul edilmesinin umulduğu bâzı mekânlar (yerler) vardır. Meselâ:

1- Kabe ilk görüldüğü ân,

2- Üç büyük mescid görüldüğü ân,

a) Mescid-i Haram,

b)  Mescid-i Nebevî,

c)  Mescid-i Aksa,

3- En’âm sûresinin 124′ncü âyetinde bulunan iki lafzatüllah arasında durulup dua edildiği zaman. O mübarek âyet şudur:

Bunlara bir âyet geldiği zaman,Allah’ın peygamberle-rine verilen risâlet, aynıyla bizlere verilmedikçe sana asla iymân etmeyiz,” diyorlar. Allah, risâletini nereye tevdi  edeceğini daha iyi bilir… Mekkârlıklanndan dolayı öyle mücrimlere, yarın Allah yanında, hem bir küçüklük, hem pek şiddetli bir azap isabet edecek.

4- Tavafta yapılan dua,

5- Mültezem’de (kâbenin kapısında) yapılan dua,

6- Zemzem kuyusunun yanında,

7- Zemzem suyunu içerken,

8- Safa ve Merve (tepelerinin) üzerinde, (1/298)

9- Safa ile Merve arasında sa’y yaparken,

10- Makam-ı ibrahim’in arkasında,

11 - Arafatta,

12-Müzdelifede,

13- Minâ’da,

14- Üç Cemerâtta; hacda üç yerde şeytana taş attıktan sonra,

10-Peygamberler  (a.s.)   hazretlerinin  kabirlerinin yanında

okunan dualar makbuldür. Denildi ki, Efendimiz (s.a.v.) haz­retlerinin kabr-i şeriflerinden başka hiç bir peygamberin kabri kesin olarak bilinmemektedir. İbrahim Aleyhisselâm’m kabri şeriflerinin yeri tam olarak bilinmeksizin sûrun içindedir. Yâni bulunduğu çevre biliniyor. Diğer peygamberlerin kabirleri hakkındaki bütün rivayetler, kesin değildir.

11 - Sâlihlerin kabirlerinin yanında okunan dualar. Ehlince bilinen şartlara riâyet edildiği zaman, sâlihlerin (evliyâ’nın) kabirleri yanında yapılan duaların kabul olduğu tecrübeyle sabittir.

Allah’ım, üzerimize sâlihlerin bereketini saç. Âmin

Duada Tevessül

Kişiye gereken, Esmâ-i hüsnâ (Allahü Teâlâ hazretlerinin güzel isimleriyle) ona dua etmesi ve selef-i kiramdan rivayet ve nakil ile gelen tesirli dualar ile dua etmektir. Dua’da sâlihler, evliya ve peygamberler ile tevessül ederek Allah’a dua edilmelidir

.

Kaynak :İsmail Hakkı Bursevi, Rûhu’l-Beyan Tefsiri: 2/364-365.

Yazı kategorisi: BUNLARI BiLiYORMUYDUNUZ, DiGER KONULAR, DiNi KONULAR, GÜNCEL, GÜNDEM, GENEL, RUHU`L BEYAN TEFSİRİNDEN KISSALAR, TAVSİYELER, TÜRKİYE, YORUMSUZ | » yorum bırak;

Mü’min Ve Fâcirin Duası

Posted by Site - Yönetici Mayıs 27, 2012

Mü’min Ve Fâcirin Duası

“Kuşeyrî risâlesi”nde buyuruldu. Haber’de şöyle rivayet olundu:

Muhakkak ki bir kul, Allah’a dua eder. O kul Allah’ın sevdiği bir bir kul ise, Allahü Teâlâ, Cebrail Aleyhisselâm’a şöyle der:

-”Bu kulumun ihtiyacının gereğini yap, yerine getir; ama hemen verme, ihtiyacının kendisine verilmesini geciktirin. Çünkü ben bu kulumun sesini işitmeyi seviyorum,

Ama Allah’ın kendisine buğzettiği ve sevmediği bir kulu kendisine dua ettiği zaman da Allahü Teâlâ hazretleri, Cebrail Aleyhisselâm’a şöyle emir buyurur:

-”Bu kulumun ihlası karşılığında onun ihtiyaçlarını giderin. İstediklerini hemen acele olarak kendisine verin. Çünkü ben onu sevmiyorum ve sesini işitmekten ikrah ediyorum.

Kaynak :Kenzü’l-Ummâl hadis no: 3264

İsmail Hakkı Bursevi, Rûhu’l-Beyan Tefsiri: 2/362.

Yazı kategorisi: DiGER KONULAR, DiNi KONULAR, GÜNCEL, GÜNDEM, GENEL, RUHU`L BEYAN TEFSİRİNDEN KISSALAR, TAVSİYELER, YORUMLAR, YORUMSUZ | » yorum bırak;

Sehl bin Abdullah Tüsteri (k.s.) hazretleri Kimdir ?

Posted by Site - Yönetici Mayıs 20, 2012

Sehl bin Abdullah Tüsteri (k.s.) hazretleri Kimdir ?

Sehl bin Abdullah Tüsteri (k.s.) hazretleri, evliyâ’nm büyüklerindendir. 200 (M. 81 S) yılında doğdu. İyi bir eğitim gördü.

Dayısı Muhammed bin Suvâr’dan ders aldı. Zünnûn-i Mısrî hazretlerine talebe ve mürid oldu. Takva sahibi idi.

Geceleri ibâdetle geçirirdi. 30 sene yatsının abdestiyle sabah namazı kıldığı rivayet edilir.

Duası makbuldü. Bir ara vali Yakub bin Leys hasta olmuştu. Doktorlar tedaviden acizdiler. Ona senin bölgende Sehl bin Abdullah var, onun duasını al şifa bulursun, dediler. O da Sehl bin Abdullah hazretlerine gelip dua etmesi için ricada bulundu. Sehl bin Abdullah; senin hapishanende suçsuz insanlar yatarken, senin için yapmış olduğum dua nasıl kabule mazhar olur,” dedi. Bunun üzerine vali hapishanesinde bulunan bütün suçluları salıverdi. Sehl bin Abdullah: Ya Rabbi bu zata ma’siyet ve musibet zilletini gösterdiğin gibi taat ve izzeti de göster. Bunu yakalanmış olduğu hastalıktan kurtar,” diye ona dua etti:. Vali iyileşti. Vali. Sehl bin Abdullah hazretlerine çok mal, altın ve gümüş vermek istedi. Sehl bunları kabul etmedi, çevresindeki talebe ve muridleri: “Keşke kabul edip fakirlere dağıtsaydı. dediler. Bunun üzerine Sehl bin Abdullah Tüsteri hazretleri, taş ve kayalara nazar etti. Taş, kaya ve çakıl taşları altın ve mücevherat kesildiler.

283 (M. 896) yılında Basra’da vefat etti.

Kaynak: İsmail Hakkı Bursevi, Rûhu’l-Beyan Tefsiri,: 2/363.

Yazı kategorisi: BUNLARI BiLiYORMUYDUNUZ, DiGER KONULAR, DiNi KONULAR, GÜNCEL, GÜNDEM, GENEL, KİM KİMDİR, RUHU`L BEYAN TEFSİRİNDEN KISSALAR, TAVSİYELER, TÜRKİYE, YORUMLAR, YORUMSUZ | » yorum bırak;

Dünya Dört Şeyle Ayaktadır

Posted by Site - Yönetici Mayıs 19, 2012

Dünya Dört Şeyle Ayaktadır

Efendimiz (s.a.v.) hazretleri buyurdular:

Dünyanın ayakta durması dört şey sebebiyledir:

1-Âlimlerin ilmi,

2- Âmirlerin adaleti,

3- Zenginlerin cömertliği,

4- Fakirlerin (gönül erlerinin) duası.

.

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi, Rûhu’l-Beyan Tefsiri: 2/364.

.

Yazı kategorisi: BUNLARI BiLiYORMUYDUNUZ, DiGER KONULAR, DiNi KONULAR, GÜNCEL, GÜNDEM, GENEL, RUHU`L BEYAN TEFSİRİNDEN KISSALAR, TAVSİYELER, TÜRKİYE, YORUMLAR, YORUMSUZ | » yorum bırak;

Kul Hakkı – Hikâye – MAZLUM`UN AHI.

Posted by Site - Yönetici Mayıs 17, 2012

Kul Hakkı – Hikâye – MAZLUM`UN AHI.

Hikâye olunur. Hıristiyanm biri, hanımını bir eşeğe bindirip Müslüman kasabalarından birine geldi. Rindâne hayat yaşayan serserilerden biri eşeğin kuyruğunu kesti. Eşeğin kuyruğunun kesilmesiyle eşek can havliyle ürküp sıçradı. Kadın eşekten düştü, kolu kırıldı ve hamlini (yani karındaki çocuğunu) düşürdü. Kadın hamileydi.

Hıristiyan adam o memleketin kâdı’sına gitti. Mahkemede durumu anlattı. Şikâyetçi oldu. Kadı efendi işi ciddiye almadı. O Rindâneye şöyle dedi:

-”Kesmiş olduğun eşeğin kuyruğunu yerine yerleştirip tut. Ta ki kuyruk eski haline gelesiye kadar.” Hıristiyan adama :

-”Sen de bekle, kadın hamile kalıncaya kadar. Kolu da zaten kendiliğinden iyileşir,” dedi.

Hıristiyan adam şaşırdı. Kadı efendiye sordu:

-”Sizin adaletiniz bu mu? Şeriatınız bunu mu emrediyor?

Hıristiyan adam, kadı efendinin cevab vermesini beklemeden. başını göğe kaldırdı, ellerini açtı ve şöyle dedi:

-”Yâ ilâhî! Sen halim’sin; ama buna benim sabrım yok. Ey zaif ve horlananları gören ve zulme uğrayanlara yardım eden (bana yardım et!)”

Allah o kadı efendiyi neshetti yani yaratılışını değiştirdi. Hemen o anda taş oluverdi.

Bu hikâyede iki şey vardır.

1 - Bu kadı efendi zulmüyle en büyük belâ’ya uğradı.

2- Mazlumlardan mutlaka zulmü kaldırmak lazım. Bu kişi kâfir olsa bile… Çünkü Allah, mazlum olan kâfirin duasını işitir, yani kabul eder.

.

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi, Rûhu’l-Beyan Tefsiri, Fatih Yayınevi: 2/383-384.

Yazı kategorisi: BUNLARI BiLiYORMUYDUNUZ, DiGER KONULAR, DiNi KONULAR, DİNİ HİKAYELER, GÜNCEL, GÜNDEM, GENEL, RUHU`L BEYAN TEFSİRİNDEN KISSALAR, TAVSİYELER, TÜRKİYE, YORUMLAR, YORUMSUZ | » yorum bırak;

Kul Hakkı – İmâmı Âzam ile Mecûsî

Posted by Site - Yönetici Mayıs 15, 2012

Kul Hakkı – İmâmı Âzam ile Mecûsî

Rivayet olundu: lmam-ı Azam Ebû Hanife (r.h.) hazretlerinin bâzı mecûsîlerden alacağı vardı.

Alacağını istemek için mecûsînin evine gitti.

Mecûsinin evinin kapısına vardığında, ayakkabıları necasete bulaştı.

İmâm-ı Âzam Ebû Hanife hazretleri, ayakkabılarına bulaşan necaseti yani pisliği temizleyip atarken. pislik mecûsî adamın evinin duvarına sıçradı.

Imâm-ı Âzam Ebû hanife hazretleri hayret ettiler. Kendi kendine şöyle düşündü:

-”Eğer ben bu pisliği mecüsînin duvannda olduğu gibi bırakırsam, duvarı çirkin görünür. Eğer duvarı kazıp çıkaracak olursam, adamın duvarının toprakları ve boyası dökülür.

İmâm-ı Âzam Ebû hanife hazretleri, hemen evin kapısını çaldı. Bir cariye (kadın hizmetçi) kapıyı açtı. İmâm-ı Âzam ona:

-”Efendine söyleî Ebû Hanife kapıda kendisini beklediğini söyle, “dedi.

Mecûsî çıktı. İmâm-ı Âzam Ebû hanife hazretlerini görünce malını istediğini zannetti. Borcunu ödeyemediği veya ödeyemeceği için özür dilemeğe başladı. İmâm-ı Âzam Ebû Hanife hazretleri,

-”Burada özürlerden daha evla bir mesele var,” der. Ve ayakkabısına bulaşan necaseti ve onu temizlerken duvara sıçramayı anlatır. Ve sonra şöyle der:

-”Bunu temizlemenin yolu nedir?

Bunun üzerine mecûsî:

-”Şimdi dur! Önce ben kendi nefsimi temizlemeliyim!” der. Ve hemen Müslüman olur.

Bu kıssadaki nükte ve incelik: İmâm-ı Âzam Ebû Hanife hazretleri, kul hakkına tecâvüz etmemek ve kimseye zulüm etmemek için bu kadar küçük bir konuda titizlik gösterdi ve mecûsinin müslüman olup ebedî şekavetten kurtulmasına sebep oldu.

Kim zulüm yapmaktan sakınır ve haksızlıktan uzak durursa, her iki dünyâ saadeti elde eder. Aksi takdirde rezil olur gider.


Kul Hakkı – Hikâye

Hikâye olundu. Nûşirevân öldüğü zaman, tabutunu bütün memleketini gezdirdiler. (1/302) Bir münâdî şöyle nida ediyordu:

-”Üzerimizde hakkı olan gelsin.”

Vilâyetin hiçbirinde, bir dirhem kadar bile üzerinde hakkı olan bir kimse bulunmadı.

.

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi, Rûhu’l-Beyan Tefsiri: 2/382-383.

.

Yazı kategorisi: BUNLARI BiLiYORMUYDUNUZ, DiGER KONULAR, DiNi KONULAR, DİNİ HİKAYELER, GÜNCEL, GÜNDEM, GENEL, RUHU`L BEYAN TEFSİRİNDEN KISSALAR, TAVSİYELER, TÜRKİYE, YORUMLAR, YORUMSUZ, İMAM-I AZAM | » yorum bırak;

Duaları makbul olan insanlar ve….

Posted by Site - Yönetici Mayıs 14, 2012

Duaları makbul olan insanlar ve….

Hikâye olunur ki, Kûfe’de duaları müstecâb yâni Allah katında! duaları makbul olan bir takım iyi insanlar vardı. Ne zaman onların başına bir vali musallat olsa, onlar, o valiye beddua ederlerdi. Vali` de kısa zamanda helak olurdu.

Haccâc bir hile düşündü, tedbir aldı.

İbni Mervân’dan Kûfe valiliğini aldığı zaman kara kara düşündü.

Bu Allah dostlarının beddualarından emin olmanın yollarını aradı.

Kûfe’ye geldiği ilk’ gün onları sofrasına yâni yemeğe çağırdı. Duası makbul olan o iyi insanlar, Haccac’ın yemeğinden yediler. Yemekten sonra Haccac, çevresindekilere:

-”Artık bunların beddualarından emin oldum. Artık bunların bedduaları bana zarar vermez!” dedi.

(Çevresindekiler, şaşkınlıkla sordular):

-”Nasıl?” Haccac devam etti:

-”Bunların midesine haram lokma girdi. Midesine haram lokma giren bir kişinin duasını Allahü Teâlâ hazretleri asla kabul etmez.” Buyurdu. (Gerçekten de öyle oldu.)

.

Kaynak: İsmail Hakkı Bursevi, Rûhu’l-Beyan Tefsiri: 2/359.

.

Yazı kategorisi: BUNLARI BiLiYORMUYDUNUZ, DiGER KONULAR, DiNi KONULAR, GÜNCEL, GÜNDEM, GENEL, RUHU`L BEYAN TEFSİRİNDEN KISSALAR, TAVSİYELER, TÜRKİYE, YORUMLAR, YORUMSUZ | Etiketler: | » yorum bırak;

Zikr-İ Cehrî

Posted by Site - Yönetici Mayıs 13, 2012

Zikr-İ Cehrî

Ebû Musa ei-Eş’arî hazretlerinden rivayet olundu. Efendimiz (s.a.v.) hazretleri, Hayber’e gaza ettiğinde idi. insanların eşrefi, Rasûlüllah (s.a.v.) hazretleri bir vadiye yöneldiği zaman (sahabeler) tekbirle seslerini şöyle yükselttiler:

Allahü ekber Allahü ekber. Lâilâhe illallah- Allah büyüktür, Allah büyüktür. Allah’tan başka ilâh yoktur.” Efendimiz (s.a.v.) hazretleri onlara:

-”Yavaş olunuz. Nefsinizi yormayın. Çünkü siz sağır ve gaib olanı çağırmıyorsunuz. Yâni sız sağır ve uzakta olana dua etmiyorsunuz. Siz hakkıyla işiten, çok yakın olan ve sizinle beraber olan Rabbinize dua ediyorsunuz.” Buyurdular.[1]

Bu (yâni zikrin gizli veya aşikâr yapılması) meşrebier ve makamlar itibariyledir. Gaflet ehline layık olan hâtıra gelen kötülükleri sökmek (kalb’ten çıkartmak) için cehri zikretmeleridir. Huzur ehline de münâsip olan, zikr-i hafî (yâni gizli zikir daha uygun) olduğu gibi…

Sa’dî buyurdu:

Dost b na benden çok yakındır.

Ne yazık ve ne şaşılacak şey ki, ben ondan çok uzağım.

.

Kaynak :İsmail Hakkı Bursevi, Rûhu’l-Beyan Tefsiri: 2/351-352.
.


[1] Sahih-i Buhârî: 3883; Sahîh-i Müslim: 4873; (Sahih-i Buhari’deki metin esas alınmıştır)

Yazı kategorisi: DiGER KONULAR, DiNi KONULAR, GÜNCEL, GÜNDEM, GENEL, RUHU`L BEYAN TEFSİRİNDEN KISSALAR, TAVSİYELER, TÜRKİYE, YORUMLAR, YORUMSUZ | Etiketler: | » yorum bırak;

Duanın Kabul Sebepleri

Posted by Site - Yönetici Mayıs 10, 2012

Duanın Kabul Sebepleri

Duanın hemen kabul edilmesinin sebepleri (çoktur).

(Duanın kabul sebeblerinden) Bâzıları avama taalluk eder. yâni herkesi ilgilendirir. Bunun zikri ve anlatılması çok uzundur. Bir kısmını burada beyan ettim.

(Duanın kabul sebeblerinden) Bâzıları, havass ehline taalluk eder, sâdece onları ilgilendirir. O da tezkiyedir. Duanın kabulü, dua edenin tezkiyesine yâni temizleyip arındırmasına tavakkuf etmiştir.

Dua eden kişiye gereken, önce bedenini tezkiye edip temizlemesidir. Bedenini helal lokma ile islâh etmelidir. Gerçekten şöyle denildi:

Dua göklerin anahtarıdır. Helal lokma da onun dişleridir.”

Efendimiz (s.a.v.) hazretleri buyurdular:

“(Müslüman) kişi Allah’a itaat için sefere çıkar. Uzun müddet yolculuk yapar. Saçı sakalı birbirine karışmış ve tozlanmış bir halde ellerini semâ’ya (göğe) uzatır ve:

Ya Rabbiî Ya Rabbi!” diye yalvarmaya ve dua et­meye başlar.

Halbuki adamın yediği haramdır. İçtiği haramdır. Giydiği haramdır.

Ve hep haramla beslenip gıdâlanmıştır. Bunun duası nasıl kabul olunsun? Allah onun duasına hiç icabet eder mi?

.

Kaynak: İsmail Hakkı Bursevi, Rûhu’l-Beyan Tefsiri: 2/358.

.

Yazı kategorisi: BUNLARI BiLiYORMUYDUNUZ, DiGER KONULAR, DiNi KONULAR, DUALAR, GÜNCEL, GÜNDEM, GENEL, RUHU`L BEYAN TEFSİRİNDEN KISSALAR, TAVSİYELER, TÜRKİYE, YORUMLAR, YORUMSUZ | Etiketler: | 1 Yorum »

İlim Talebelerine Yardım

Posted by Site - Yönetici Mayıs 9, 2012

İlim Talebelerine Yardım

Abdullah b. Mübarek (r.h.) hazretleri, her sene fakirlere ve ilim talebelerine bin dirhem altın sadaka verirdi. Ve Fudayl bin lyaz (r.h.)’a şöyle derdi: “Eğer sen ve ashabın (talebelerin) olmasaydı ticâret yapmazdım.”

Abdullah b. Mübarek (r.h.) hazretleri, Fudayl ve ashabına şöyle derdi: “Siz dünyâ ile meşgul olmayın. İlim ile iştigâl edin. İlim öğrenmeye bakın. Ben sizin bütün ihtiyaçlarınızı karşılarım!

(İlim Talebelerine yardım hakkında İmam-i Rabbani hazretlerinin bir Mektubu) ( 1 )

Yahya Bermekî266, Süfyân-ı Sevrî (r.h.) hazretlerine her ay bin dirhem gönderirdi. Süfyân-ı Sevrî hazretleri, secdelerinde Yahya Bermekî için şöyle dua ederdi:

-”Allahım! Yahya Bermekî benim dünyâ işlerimde bana kâfi geliyor (benim ihtiyaçlarımı giderip kendimi ibâdete vermemde bana yardımcı oluyor). Sen de âhiret işlerinde ona kâfi ol. (Onun âhiretteki hâlini düzelt ve ona yardımcı ol)” (1/295)

Yahya Bermekî öldükten sonra bâzı dostları onu rüyasında gördüler. Ona sordular:

-’”Allah sana ne etti (nasıl muamele etti?) O:

-”Süfyân-ı Sevrî hazretlerinin dualarının bereketiyle Allah, bana bağışladı. Günahlarımı affetti.” dedi.

Saib buyurdu:

Bu cihan günlerinde idare lambasının kandilini yak.

Sen kandile yağ koy ki, o da seni aydınlatsın.

Allahü Teâlâ hazretleri bizi ve sizi, kitabının muktezası ve hitabının medlûlünce amel etmeyi nasîb etsin. Amin

.

Kaynak: Kaynak: İsmail Hakkı Bursevi, Rûhu’l-Beyan Tefsiri: 2/347-350.

.

( 1 )- İlim Talebelerine yardım hakkında İmam-i Rabbani hazretlerinin bir Mektubu

(Imam-ı Rabbani Müceddid-i Elf-i Sâni Ahmed Farûki Serhendi hazretleri. Bu mektûb’u. nakîb seyyid şeyh Ferîde yazmıştır. Din âlimlerine ta’zim etmek ve şeriatı garra’nın hameleleri olan ilim talebelerinin değerini bildirmenin lâzım olduğunu bildirmekdedir:

Allahü Teâlâ, Peygamberlerin en üstünü hürmeti için “aleyhi ve aleyhimüssalevât vetteslîmât vettehtyyât“, din düşmanlarına karşı olan mücâdelenizde yardımcınız olsun! İltifat yoluyla göndermiş olduğunuz mübarek mektubunuzu okumakla şereflendim. İlim talebelerine ve tasavvuf ehline sarf ve harcamak üzere, bir miktar para gönderdiğinizi yazıyorsunuz. Mektubunuzda İlim talebelerini tasavvuf ehlinin üzerine takdim etmeniz çok güzel oldu. Değer bakımından gerçekten böyledir. Zahir, bâtının- unvanı olduğuna hükmedilir. Bâtında da bu cemaatin (yâni ilim talebelerinin tasavvuf ehlinin üzerine) takdim edilmesini ümit ederiz. (Ne güzel buyurmuşlar) “Ve her kabın içinde bulunan şey dışarıya sızar.

llm talebelerini tasavvuf ehlinin üzerine takdim etmek şeriatın ilerlemesine sebeb olur. Çünkü ilim talebeleri, nebevi şeriatın yükünü taşıyanlar ve bekçileridir. Muhammed Mustafa aleyhisseiâmın dîni onlarla kaimdir. Din, ilim talebeleriyle ayakta durmaktadır. Kıyamet günü insanlara islâmiyetden sorulacak, tasavvuftan değil… Cennete girmek. Cehennemden kurtulmak, ancak şeriat ile amel etmeğe bağlıdır. İnsanların en iyileri, seçilmişleri olan Peygamberler “salevâtüllahi Teâlâ ve teslîmâtühü aleyhim“, halkı (insanları) şeriatlere davet ettiler. Kurtuluşun medarının şeriat olduğunu beyan ettiler. O büyüklerin (peygamberlerin), gönderilme maksatları şeriatleri tebliğ etmekti.. O hâlde en büyük hayr ve iyilik, şeriatı yâni islâmiyet! öğretmek ve dinin eğitimine ve öğretimine yapılan çalışma, hizmet, yardımdır ve islâmiyetin hükümlerinden bir ahkâmını ortaya ihya etmektir. Hususiyetle İslâm şiâr’ının yıkıldığı, çöktüğü ve zayıf olduğu bir zamanda; Allah yolunda fakirlere milyonlarca sadaka dağıtmak, şeriatın meşelerinden birinin öğrenilmesine ve halk arasında revaç bulmasına asla müsâvî olamaz.. Çünki, bu işte, (yâni şeriatın öğretilmesinde) mahlukatın en büyükleri olan Peygamberlere “aleyhimüssalevâtü vetteslîmât” uymak ve o büyüklerin vazifesine ortak olmak vardır. Hâlbuki, Müslümanın hasenatının en mükemmeli ancak onlara tabi olmakla mümkündür. Milyonla sadaka vermek, hayrat, hasenat yapmak ise, bu büyüklerden gayrı herkese müyesser olabilir. Şeriatın ikâmesi ve onun ahkamı ile amel etmekte nefse muhalefet vardır. Mal infak etmek (yâni hayrat yapmak) ise, çoğu kere nefsin hoşuna gidebilir. Evet, eğer malın infakı şeriatın öğretilmesi için oluyorsa, yâni İslâm öğretilmesi ve milletin ona revâc bulması, dine eğilmesi için oluyorsa, o harcamanın ve sarf edilenin üzerimizde çok yüksek dereceleri vardır… Bu niyet ile az bir şey vermek, bu niyet olmadan sarf edilen milyonlardan aşağı değildir.

Suâl: (Eğer denilse ki:) Nefsine uyan ve nefsinin elinde esir olan ilim talebesi, nefsi ile cihâd eden ve nefsin elinden kurtulan söfîden nasıl üstün olabilir?

Cevâp: (Buna şöyle cevâb veririm:) Bu suâli soran kişi, kelâmın hakîkatından sonra anlamamış ve meramın aslına muttali olmamıştır. Muhakkak ki ilim talebesi, nefsinin elinde esir olmakla beraber, mahlukatın kurtuluşuna sebebtir. Zîrâ şeriatın hükümlerinin tebliğ edilmesi, ilim talebelerine bağlıdır. Her ne kadar o ilim talebesinin kendi nefsi ondan faydalanmazsa bile (onun ilminden insanlar faydalanmaktadır.) Söfî ise, kendini kendi nefsini kurtarmakla berabar o sâdece kendisini kurtarmıştır. Mahlûkata iltifat etmemektedir (başkalarına faydası yokdur.) Fazilet ve üstünlük, kendisine taalluk eden şeye göredir. Çok kişinin kurtuluşuna sebep olmak, büyük toplulukların saadetine çalışmak, kişinin kendi nefsinin kurtuluşuna çalışmasından daha üstündür. (Yâni İslâmiyet, insanların saadetine çalışanları, kendini kurtarmağa çalışanlardan, daha üstün tutmaktadır.) Evet, şu bir gerçektir ki, (tasavvuf yolunda ilerliyen) sofi bir sâlik, fena ve beka makamlarından, Allah ile Allah’tan seyr derecelerine erer ve sonra insanları da’vet etmek için âleme döner; ilim sahibi olup halkı davet etme vazîfesi ile şereflendirilirse, Peygamberlik makamından nasîbi olur. Böylece o sofî, şeriatı tebliği eden (yâni Islâmiyeti bildirenlerden) sayılır. (Mürşid olan bu kişi) şerefli âlimlerin hükmüne girer. (Ve böylece İslâm âlimleri gibi üstün ve kıymetli olur.) Bu, (makam ve mevki) Allahü Teâlâ’nin fazl-ü keremidir. Onu dilediğine verir. Allah, büyük fazilet ve ihsan sahibidir.”


Yazı kategorisi: DiGER KONULAR, DiNi KONULAR, GÜNCEL, GÜNDEM, GENEL, RUHU`L BEYAN TEFSİRİNDEN KISSALAR, TAVSİYELER, TÜRKİYE, YORUMLAR, YORUMSUZ | Etiketler: | » yorum bırak;

 
Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.

Join 68 other followers