GÖYNEM ( BEYSEHiR )

İLAHİ-KURAN-İSLAM-DİN-HABER-RESİM-VİDEO-TASAVVUF-BELGESEL-DUA-HADiS-TARİH-ŞİİR

‘ÖLÜM VE ÖTESİ’ Kategorisi için Arşiv

Sırat köprüsü

Yazan: Site - Yönetici Mayıs 8, 2008

Yukardaki resime bakipta sirat køprusunun bu kadar genis oldugunu zannetmeyin,Bu bir tasvir`dir, Sirat køprusu rivayete gøre kil`dan ince ve kilinc`tan keskin`dir. Allah bizlerin ayagini kaydirmasin..

Sırat köprüsü

 

Sual: Sırat köprüsüne inanmak farz mıdır?

CEVAP

Evet farzdır. Çünkü Sırat köprüsü Nass ile sabittir. Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:

(Onları Cehennem Sıratına götürüp hapsedin! Çünkü onlar mesuldür.) [Saffat 23, 24]

Nuhbet-ül-Leali kitabında diyor ki:

Sırat, Cehennem üzerinde bir köprüdür. Âyet-i kerimede mealen buyuruluyor ki:

(İçinizden oraya [Cehenneme] uğramayacak hiç kimse yoktur.) [Meryem 71]

Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

(Cehennem üzerine Sırat köprüsü kurulur. Buradan ümmetiyle ilk geçecek Peygamber benim.) [Buhari]

(Kıyamette Sırat köprüsünün başında durur, ümmetimin geçmesini beklerim. Allahü teâlâ, “Dilediğini iste, istediklerine şefaat et, şefaatin kabul olunacaktır” buyurur. Ümmetime şefaatten sonra, yalvarmaya devam ederim. Rabbim bana “Ümmetinden ihlâsla bir defa “La ilahe illallah” diyen ve imanla ölen herkesi Cennete koy” buyuruncaya kadar yerimden kalkmam.)(Ahmed bin Hanbel)- [İ. Ahmed]

(Sırat köprüsünü geçmek herkesin nuruna bağlıdır. Kimi göz açıp yumuncaya kadar, kimi şimşek gibi, kimi yıldız akması gibi, kimi koşan at gibi sıratı geçerler. Nuru çok az olan da yüzüstü sürünür. Elleri ve ayakları kayar, tekrar yapışır. Nihayet sürüne sürüne kurtulur.) [Taberani]

(Ehl-i beytimi ve Eshabımı çok sevenin, Sırat köprüsünden geçerken ayağı kaymaz.) [Deylemi]

(Hiçbir bid’at ehli Sırattan geçemeyecek, Cehenneme düşecektir.) [İbni Asakir]

(Cehennem ateşi müminlere der ki: Ey mümin, üzerimden çabuk geç, senin nurun ateşimi söndürüyor.) [Taberani]

(Nice kimseler Sırattan geçtiğini bilmeyip, meleklere derler ki: Sırat ve Cehennem nerede kaldı, biz onlardan geçtik mi?

Melekler de şöyle cevap verirler: “Siz Cehennem üstündeki Sırattan geçtiniz; fakat Cehennem ateşi sizin nurunuzdan çekilip, örtülmüştü.”) [Camius-sagir]

Peygamber efendimizin ümmetinden olan bazı kişiler, mezardan kalkınca doğruca Cennete giderler. Melekler bunlara derler ki:

- Hesap gördünüz mü?

- Hayır, biz hesap falan görmedik.

- Sırat köprüsünü geçtiniz mi?

- Hayır, Sırat falan görmedik.

- Cehennemi gördünüz mü?

- Hayır, Cehennemi de görmedik.

- Siz ne amel işlediniz de böyle hesap görmeden, Sırata uğramadan doğruca Cennete geldiniz?

- Bizim iki hasletimiz var idi. Onun sayesinde bu nimete kavuştuk. Allahtan utanır, yalnızken de günah işlemezdik. Bir de Allah`ın verdiği az rızka razı olurduk.

Melekler derler ki: Bu nimetler sizin hakkınızdır. (İbni Hibban)

Köprü denilince, bilinen köprüler zannedilmemelidir! (Sınıf geçmek için imtihan köprüsünden geçilir) diyoruz. Hâlbuki imtihanın köprüye benzer tarafı yoktur. Sırat köprüsü de, bilinen köprülere veya imtihan köprüsüne hiç benzemez. (S.Ebediyye)


Sorulacak sualler

Sual: Sırat köprüsünde sorulacak sualler nelerdir?

CEVAP

Sırat köprüsü üzerinde yedi yerde, yedi şeyden sual edilecektir.

Önce imandan sorulacaktır. İmanı doğru ise birinci duraktan geçecek, doğru değilse Cehenneme düşecektir.

2. durakta namazdan sorulacaktır. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

(Namaz, Allahü teâlânın hoşnut olduğu bütün amellerin en faziletlisidir. Kabirde ışık, Sırat köprüsünü yıldırım gibi geçiricidir.) [M.Cenne]

(Kıyamette ilk önce namazdan sorulacaktır. Namazı düzgün olanın, diğer amelleri kabul edilir. Namazı düzgün olmayanın, hiçbir ameli kabul edilmez.) [Taberani]

[Onun için her Müslüman mutlaka namazı kılmalıdır! Namaz dinin direğidir. Direksiz bina olmaz. Namaza önem vermeyenlerin kâfir olacağını bildiren birçok hadis-i şerif vardır.]

3. durakta zekâttan,

4. durakta oruçtan,

5. durakta hacdan,

6. durakta kul hakkından, ana-baba hakkından, akrabayı gözetip gözetmediğinden,

7. durakta gusledip etmediğinden sorulacaktır.

Hangisinde kusuru varsa, o nispette Cehennemde yanacak, kusuru olmadığı yerden kolayca geçecektir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

(İnsanlar Cehennem üzerindeki köprüden geçerler. Köprüde dikenli demirler, çengeller ve kancalar vardır. İnsanları sağdan soldan yakalar. Köprüdeki melekler, “Allah`ım selamet ver” diye dua ederler. Halkın bir kısmı köprüyü şimşek gibi, bir kısmı rüzgâr gibi, bir kısmı koşan at gibi, bir kısmı koşarak, bir kısmı yürüyerek, bir kısmı emekleyerek ve bir kısmı da sürünerek geçer. Asıl Cehennemliklere gelince, bunlar ne ölür, ne de yeni bir hayata kavuşur. Günahkârlar, günahı nispetinde Cehennemde yandıktan sonra onlara şefaat edilmeye izin verilir.) [Buhari]

(Sırat kıldan ince, kılıçtan keskindir. Melekler, müminleri kurtarmaya çalışır. Cebrail aleyhisselam beni belimden tutar. Ben de, “Ya Rabbi ümmetime selamet ver, onları kurtar” diye dua ederim. O gün ayağı sürçüp düşen çok olur.) [Beyheki]

(Servetiyle Allahü teâlâya itaat eden ve malının hakkını ödeyen kimse, Kıyamette Sırata gelince, malı “Haydi geç, çünkü sen, bende olan Allah`ın hakkını ödedin” der. Daha sonra malındaki Allah hakkını ödemeyen kimse gelir, malı, “Neden bende olan Allah hakkını ödemedin?” der. O da “Yazık bana, ne yaptım?” diye söylenir.) [Beyheki]

(Cennete girene kadar, Sıratta göz kırpması kadar bekletilmemeyi isteyen Allah`ın dini hakkında kendi görüşüyle hiçbir söz söylemesin!) [Kurtubi]

Sıratı geçen müminler iki pınarla karşılaşırlar. Bu pınarın birisinde yıkanır, diğerinden de içerler. Böylece maddi ve manevi temizliğe kavuştuktan sonra Cennetin kapısına gelirler. Melekler, Zümer suresinde bildirildiği gibi, (Sizlere selam olsun, hoş geldiniz. Ebedi olarak buraya girin!) derler. Sonra Cennet elbiseleri giydirilir. Hepsi Cennete girer. (S. Ebediyye)

Yazı kategorisi: BUNLARI BiLiYORMUYDUNUZ, CENNET, CENNET & CEHENNEM, DiGER KONULAR, DiNi KONULAR, GENEL, GÜNCEL, GÜNDEM, SORU ve CEVAPLAR, TAVSİYELER, TÜRKİYE, YORUMLAR, YORUMSUZ, ÖLÜM VE ÖTESİ, İBRETLİK, İLGİNÇ | Etiketler: | 9 Yorum »

MEZARDAKi FAKIR ADAM ( 1 Kurus`un hesabi )

Yazan: Site - Yönetici Mayıs 7, 2008

MEZARDAKi FAKIR ADAM ( 1 Kurus`un hesabi )

Hadis`i serif

1- Birinizin ipini alip daga giderek odun toplamasi, satip yemesi ve sadaka vermesi,insanlardan istemesinden elbette hayirlidir. ( Hadis-i Serif, Muttefekun aleyh ; Sahih-i Buhari ve Muslim )

Bu Hadis ile ilgili bir hikaye anlatmisti Mehmet gøkcekli hocaefendi.

Fakir adam birgun eline ip`ini almis ve daga gitmis. Bir yuk odun kesip pazara getirir ve 40 kurusa odunu satar. Elindeki para ile gunluk ihtiyaclarini karsilamak icin ekmek pirinc vesaire alip dusunceli dusunceli evinin yolunu tutmak uzereyken Dellal Pazar yerinde bagirir ” Eeeeyy ahali, sehrimizin ileri gelenlerinden Ahmed aga vefaat etmistir , Bugun cenazesi topraga verilecektir, Aga`nin oglu babasi`nin kabirde ilk gecesi nasil gecek diye merak eder ve babasi ile beraber kabirde geceleyecek olan kimseye bir kese altin verecektir ” der.

Fakir adam fakirlikten bikmistir, kendi kendine dusunerek ” Birk ese altin az para degil, hayatimi kurtaririm, zaten fakirlikten cok cektim, ne olacak kabirde bir gece yatar cikarim ” der ve Dellal`in yanina gider ve kendisinin kabirde bir k ese altin karsiliginda bir gece kalabilecegini søyler.

Cenazeyi kabire gøtururler ve defnederler yanina`da Fakir adam`i yatirirlar, kabirden hava almasi icin kucuk bir pencere acarlar , imam telkini verdikten sonra cemaat mezarliktan ayrilir, Fakir adam kabirde aga ile basbasa kalir.

Sorgu melekleri Munker ve Nekir gelirler, Bir bakarlarki kabirde bir ølu birde diri var, Fakire sorarlar ” sen kimsin ve nesin ” diye, Fakir durumu izah ettikten sonra,melekler birbirlerine bakarak ” Su ølu olan zaten bizden o bir yere kacamaz, ønce dirinin bir gunluk hesabini bir gørelim” derler ve Fakire ” Peki bugun ne yaptin anlat bakalim” derler, Fakir anlatmaya baslar, Sabah kalktim ipi aldim daga gittim bir yuk odun getirdim ve pazarda sattim, 40 kurus etti 20 kurusuna pirinc,10 kurusuna ekmek vesaire aldim der hesaplar hepsi 39 kurus eder, Melekler ” peki bir kurusu ne yaptin ” derler,Fakir tekrar teakrar hesaplar her seferinde 39 kurus cikar bir kurusu nereye harcadigini bilemez ve sabaha kadar o bir kurusun hesabi devam eder.

Vefaat eden aga`nin yakinlari merak ederler, Sabah olur olmaz hemen mezarliga kosup kabirde o gece nelerin yasandigini øgrenmek isterler.

Mezari acmaya baslarlar ve Fakire ulastiklarinda fakir kursun`un namlu`dan ciktigi gibi mezardan firlar ve yildirim hizi ile kosmaya baslar, Aga`nin yakinlari`da fakir`in arkasindan kosarlar ”dur, dur ” derler ama nafile, Fakir adam hemen evine gider ve kapilari arkasindan kilitler. Aga`nin yakinlari`da fakir`n kapisina gelirler ama fakir kapiyi acmaz , Aga`nin yakinlari ” Mezarda neler oldu bize anlatirmisin” derler, ” Su altinlarini bari al ” derler, ama fakir adam ” Ben sizin altinlarinizdan falan gectim, hepsi sizin olsun, Melekler bana bir kurusun hesabini sordular sabaha kadar o bir kurusun hesabini veremedim ” der.Altinlari almaz ve hepsini geri cevirir.

Øzet: Bizler bu kadar nimetlerin icerisinde yuzerken hesabini nasil verecegiz ? Bir ayakkabi ile yetinmeyip ikinci ucuncu ayakkabilar ne olacak, bir gømlek ile yetinmeyip digerlerinin hesabini nasil verecegiz ? Ya cøpe attigimiz ekmekler`in hesabi ne olacak ? Dusunuyormuyuz acaba ?.

Hadis.

2-Nafakada ( yiyecek icecek, giyecek gibi hususlarda ) iktisatli olmak,gecimin yarisidir. Insanlara sevgi beslemek, aklin yarisidir. Guzel sual ilmin yarisidir.”

( Hadis-i Serif , Beyhaki, Su`abu`l – iman )

3-Gøz ( Yani nazar ), haktir.”

( Hadis-i Serif, Muttefekun aleyh ; Sahih-i Buhari ve Muslim )

4-” Cehennem, nefsin hoslandigi sehevi seylerle perdelenmis ; Cennet ise nefsin hoslanmadigi seylerle perdelenmistir.”

( Hadis-i Serif, Sahih-i Buhari )

Yazı kategorisi: DiGER KONULAR, DiNi KONULAR, DİNİ HİKAYELER, GENEL, GÜNCEL, GÜNDEM, KABİR HAKKINDA HERŞEY, NASİHAT, TAVSİYELER, TÜRKİYE, YORUMLAR, YORUMSUZ, ÖLÜM VE ÖTESİ, ÖLÜM - ECEL, İBRETLİK, İLGİNÇ | Etiketler: , , , | 1 Yorum »

Kıyamet ne zaman ve nasıl kopacak?

Yazan: Site - Yönetici Mart 14, 2008

Kıyamet ne zaman ve nasıl kopacak?

Sual: Bazıları Kıyamete inanmıyor, hepsi bu dünyadadır diyor. Kıyamet hakkında bilgi verir misiniz?
CEVAP
İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:
Kıyamet vardır. O gün, elbette gelecektir. O gün; göklerin parçalanacağı, yıldızların dağılacağı, yeryüzü ve dağların parçalanacağı ve yok olacağı Kur`an-ı kerimde bildirilmektedir. (Müzzemmil 14, İnfitar 1-5)

Kıyamette, bütün mahluklar, yok olup, tekrar yaratılacak, herkes mezardan kalkacaktır. Allahü teâlâ, çürümüş, toz olmuş kemikleri yine diriltecektir. O gün, terazi kurulacak, herkesin hesap defterleri uçarak, iyilere sağ taraflarından, fenalara sol taraflarından gelecektir.

Cehennem üzerindeki sırat köprüsünden geçilecek, iyiler geçip Cennete gidecek, Cehennemlikler, Cehenneme düşecektir.

Bu bildirdiklerimiz, olmayacak şeyler değildir. Muhbir-i sadık [doğru haber veren] Muhammed aleyhisselam haber verdiği için, kabul etmek, inanmak gerekir. Hayale kapılarak şüpheye düşmemeli. Allahü teâlâ, (Resulümün getirdiklerini alınız) yani, her sözüne inanınız buyuruyor. (Haşr 7)

Kâfirler, hesaptan sonra, Cehenneme girecek, Cehennemde ve azapta ebedi kalacaklardır.
Müminler, Cennette ve Cennet nimetlerinde sonsuz olarak kalacaklardır.

Günahı, sevabından çok olan müminlerin, Cehenneme girip, günahlarına karşılık, bir müddet azap görmeleri caiz ise de, bunlar, Cehennemde sonsuz kalmayacaklardır. Kalbinde zerre kadar iman olan bir kimse, Cehennemde sonsuz kalmayacak, rahmet-i ilahiyeye kavuşarak Cennete girecektir. (c.3, m.17)

Kıyametin küçük ve büyük alametleri


Sual:
Kıyametin kesin olarak ne zaman kopacağı belli değil midir?
CEVAP
Kıyametin ne zaman kopacağı bildirilmedi, (Onu ancak Allah bilir) buyuruldu. (Araf 187, Ahzab 63)
Kıyametin kopmasına yakın önce küçük alametler çıkacaktır. Sonra da büyük alametler çıkacaktır.

Kıyametin küçük alametleri ile ilgili hadis-i şeriflerden bazıları şunlardır:
(İnsanlar camilerle ve camilerin süsüyle övünmedikçe kıyamet kopmaz.) [İbni Mace]

(Erkek erkekle, kadın kadınla yetinmedikçe, kıyamet kopmaz.) [Hatib]

(Fitneler artmadıkça, kıyamet kopmaz.)
[Buhari]

(İnsanlarda cimrilik artar ve kıyamet kötülerden başkası üzerine kopmaz.) [İ.Neccar]

(Ahlaksızlık ve fuhuş açık olmadan komşular kötüleşmeden hainler emin, eminler hain sayılmadan, akrabalık arasında soğukluk olmadan kıyamet kopmaz.)
[İ. Ahmed]


(Yemin ederim ki, cimrilik, fuhuş meydana çıkmadıkça, emine hıyanet edilip, haine güvenilmedikçe, iyiler helak olup kötüler kalmadıkça kıyamet kopmaz.) [Hakim]

(Yağmurların bereketi kaldıkça kıyamet kopmaz.)
[Ebu Ya`la]

(Yer yüzünde Allah diyen Müslüman kaldıkça kıyamet kopmaz.) [Müslim]

(Zamanda yakınlık olmadıkça, bir yıl bir ay gibi, bir ay bir hafta gibi, bir hafta bir gün, bir gün bir saat gibi kısa gelmedikçe kıyamet kopmaz.)
[Tirmizi]

(İlim kalkmadıkça, depremler, katliamlar çoğalmadıkça kıyamet kopmaz.)
[Buhari]

(Mal çoğalıp artmadıkça kıyamet kopmaz. Öyle ki, zekat verilecek kimse bulunmaz. Birine zekat teklif edilince, ”Benim buna ihtiyacım yok” der.) [Buhari]

(İki büyük taife, davaları bir olduğu halde, çarpışmadıkça, kendilerine Allah`ın resulüyüm [peygamberim] diyen yalancılar çıkmadıkça kıyamet kopmaz.) [Buhari]

(Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça, taşlar bile, ”Ey Müslüman şu arkamda gizlenen Yahudi
`yi öldür” diye haber vermedikçe kıyamet kopmaz.) [Buhari]

(Yetmiş tane resulüm diyen yalancı çıkmadıkça kıyamet kopmaz.)
[Taberani]

(Erkekler azalacak, kadınlar çoğalacak.) [Buhari]

(Bir erkek çocuk bir kadın gibi kıskanılmadıkça kıyamet kopmaz.)
[Deylemi]

(Livata mubah sayılmadıkça, gökten taş yağmadıkça kıyamet kopmaz.)
[Deylemi]

(Çocuklar öfkeli olmadıkça, büyüğe saygısızlık yapılmadıkça kıyamet kopmaz.)
[Harâiti]

(Kıyamet kopmadan yüz yıl öncesinde yeryüzünde Allah
`a ibadet eden kalmaz.) [Hakim]

(
”Keşke şu kabirdeki ben olsaydım” denmedikçe kıyamet kopmaz.) [Müslim]

(Deprem, fitne, katillik artmadıkça, kıyamet kopmaz.) [Buhari]

(Kardeşler farklı dinden olmadıkça kıyamet kopmaz.)
[Deylemi]

(Kötüler dünyaya hakim olmadıkça kıyamet kopmaz.) [Tirmizi]

(Kıyamet ancak kötü insanların başına kopar.)
[Müslim, İbni Mace]

(Kur
`an-ı kerim kalkmadıkça kıyamet kopmaz.) [Ebu Nuaym]

Kıyamet yaklaştığı zaman şunların da olacağı bildirilmiştir:

(İnsanlar temizlikte fazla titiz olacak, vesvese edip dinde haddi aşacaklar.)
[Ebu Davud]

(Çeşitli isimler altında şaraplar çıkacak, helal sayılacak.)
[İ. Ahmed]

(Ortalık bozulacak, dine uymak avuçta ateş tutmak gibi zor olacak.)
[Hakim]

(Köpek beslemek, evlat yetiştirmekten daha cazip olacak.) [Hakim]

(Kötü kadınlar, çoğalıp, fuhuş bir toplum içinde yayılırsa, halk, daha önce görülmemiş
[frengi, aids gibi] bulaşıcı hastalıklara maruz kalacak. Ölçüde, tartıda hile yapılacak ve geçim darlığı baş gösterecek.) [Beyheki]

(Çalgı her yere yayılacak, güvenlik güçleri çoğalacak.)
[Beyheki]

(İşler, ehli olmayana verilecek.) [Buhari]

(Bu dinin başlangıcı gibi, sonu da garip olacak!)
[Tirmizi]

(Kur’an [Radyo, TV gibi] çalgı aletlerinden okunacak.) [Tergib-üs-salât]

(Sadece tanıdıklara selam verilecek ve yazarlar çoğalacak.) [Hakim]

(Zengine malı için tazim edilecek, fuhuş yayılacak, piçler çoğalacak. Büyüğe hürmet, küçüğe de merhamet edilmeyecek. Kurtlar, kuzu postuna bürünecek.)
[Hakim]

(Tehiyyet-ül-mescid namazı kılınmaz olur.)
[Taberani]

(İlim kalkar, cehalet, anarşi ve ölüm çoğalır.) [İbni Mace]

(Ulema, halkın istediği yönde fetva verip, helale haram, harama helal derler; Kur’anı ticarete, menfaate alet ederler.)
[Deylemi]

(İnsanlar, yalnız malın, paranın gelmesini düşünecekler, helalini, haramını düşünmeyecekler.)
[R.Nasıhin]

(Bir camide binden fazla kişi namaz kılacak, fakat, içlerinde bir tane mümin bulunmayacak.)
[Deylemi]

(İzinsiz ticaret yapılmaz.)
[Müslim]

(Vahşi hayvanlar, insanlarla konuşmadıkça kıyamet kopmaz.) [Tirmizi]

(Kıyamet alametleri bir ipteki boncukların peş peşe kopması gibi birbirini takip eder.)
[İ.Ahmed, Taberani]

(Kıyamet Cuma günü kopacaktır.) [Buhari]

Hadis-i şerifle bildirilen kıyametin diğer alametlerinden bazıları da şöyledir:
1- Emanete riayet kalkar.
2- Veled-i zina çoğalır.
3- İçki çok içilir.
4- Zekat verilmez.
5- Hanıma uyup, anneye isyan edilir.
6- Erkekler ipek giyer.
7- Zararından korunmak için insanlara mudara edilir.
8- Gençler fasık olur.
9- Daha önce yaşamış âlimler cahillikle suçlanır.
10- Tefecilik, faiz aşikâre olur.
11- Bilgin veya âlim denilenlerde, zerre kadar iman olmaz.
12- İslam
a uymak ayıp sayılır.
13- Herkese iyilik eden Müslüman ahmak sayılır.
14- İslam
a uymak, ateşi elde tutmak gibi zor olur.
15- Mescitlerde, toplantılarda fasıkların sesi yükselir.
16- Cihad terk edilir.
17- Bid’atler yayılır.
18- Günaha teşvik artar.
19- İyiliğe mani olunur.
20- Emr-i bil maruf ve nehy-i anil münker kalkar.
22- Komşuluk kötüleşir.
23- Camilerde Kur’an-ı kerim teganni ile okunur.
24- Aşağı kimseler söz sahibi olur.
25- Zararından korunmak için insanlara ikram olunur.
26- Çalgı aletleri çoğalır. Her yerde çalgı çalınır.
27- Anarşi çoğalır.
28- Adam öldürmek çoğalır.
29- Dine uymak, güzel ahlaklı olmak ayıp sayılır.
30- Cansızlar da konuşur.

 

Kıyametin Büyük Alametleri


Müslim, İbni Mace, Ebu Davud, Nesai, Tirmizi, İ. Ahmed, Taberani, İbni Cerir ve İbni Hibban`daki hadis-i şerifte, şu on alametin çıkacağı bildirilmiştir:

1- Hazret-i Mehdi gelecek
Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Kıyamet kopmadan önce, Allahü teâlâ, benim evladımdan birini yaratır ki, ismi benim ismim gibi, babasının ismi, benim babamın ismi gibi olur. Ondan önce dünya zulümle dolu iken, onun zamanında adaletle dolar.) [Tirmizi]

(Mehdi
`nin başı hizasında bir bulut olacak, buluttan bir melek, ”Bu Mehdidir, sözünü dinleyin” diyecektir.) [Ebu Nuaym]

2- Deccal gelecek
Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Deccal çıkar, tanrı olduğunu söyler. Onun tanrılığına inanan kâfir olur.) [İ. E. Şeybe]

3- Hazret-i İsa gökten inecek:
Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
(Allah`ın Resulü Meryem oğlu İsa`yı öldürdük dedikleri için Yahudileri lanetledik. Onlar İsa`yı öldürmediler, asmadılar da. Öldürülen, kendilerine İsa gibi gösterildi.) [Nisa 157]

Hazret-i İsa göğe kaldırılmıştır. (Nisa 158)

(Elbette o
[Hazret-i İsa`nın Kıyamete yakın gökten inmesi], Kıyametin yaklaştığını gösteren bilgidir. Sakın bunda şüphe etmeyiniz!) [Zuhruf 61, Beydavi]

Hadis-i şeriflerde de buyuruldu ki:
(İsa, âdil bir hakem olarak gökten inecek, haçı kıracak, [Hıristiyanlığı kaldıracak] domuzu öldürecek, [domuz etini yasaklayacak] İslam`dan başka şeyi yasaklayacaktır.) [Buhari, Müslim, Ebu Davud, Tirmizi, İbni Ebi Şeybe]

(İsa inince, her yerde sükun, emniyet meydana gelir. Öyle ki aslanla deve, kurtla kuzu serbestçe dolaşır, çocuklar yılanlarla oynar.)
[Ebu Davud]

(On alamet çıkmadan kıyamet kopmaz. Biri İsa
`nın gökten inmesidir.) [Müslim, Ebu Davud, Tirmizi, İbni Mace, Nesai, İ.Ahmed, Taberani, İ.Hibban, İ. Cerir]

4- Dabbet-ül-arz çıkacak
Bu husustaki hadis-i şeriflerden birinin meali şöyledir:
(Dabbet-ül arz, Musa`nın asası ile mümine dokunur, alnına Cennetlik yazılır, yüzü nurlanır. Kâfire, Süleyman`ın mührü ile vurur, Cehennemlik yazılır, yüzü simsiyah olur.) [Tirmizi]

Bu hayvandan Kur’an-ı kerimde de bahsedilmektedir. (Neml 82)

5- Yecüc ve Mecüc çıkacak
Kur’an-ı kerimde buyuruluyor ki:
(Yecüc ve Mecüc, set yıkılıp her tepeden akın ederler.) [Enbiya 96]

Hadis-i şerifte buyuruluyor ki:
(Yecüc ve Mecüc, kıyametin ilk alametlerindendir.) [İbni Cerir]

6- Duman çıkacak
Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
(Gökten bir duman çıkacağı günü gözetle!) [Duhan 10]

Hadis-i şerifte de buyuruldu ki:
(Dumanın tesiri mümine nezle gibi gelir, kâfire ise çok şiddetlidir.) [Ebu Davud]

7- Güneş batıdan doğacak
Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Güneş batıdan doğmadıkça kıyamet kopmaz. O zaman herkes iman eder, ama imanı fayda vermez.) [Buhari, Müslim]

Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
(Rabbinin bazı âyetleri [alametleri] geldiği gün, önce iman etmemiş veya imanında bir hayır kazanmamış kimseye, o günkü imanı fayda vermez.) [Enam 158]

Âlimler, bu âyetteki alametlerden birinin de güneşin batıdan doğması olarak bildirmişlerdir. Yukarıdaki hadis-i şerif de zaten bunu açıkça bildiriyor.

8- Ateş çıkacak

Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Hicazdan çıkan ateş, Basra`daki develerin boyunlarını aydınlatır.) [Müslim]

9- Yer batması görülecek
Hadis-i şerifte buyuruluyor ki:
(Doğu, Batı ve Ceziret-ül Arab`da yer batışı görülecek.) [Müslim, Ebu Davud, Tirmizi, İbni Mace]

10- Kâbe yıkılacak

Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Bir Habeşli Kâbe
`yi tahrip edecektir. Onu şu anda siyah elleri ile Kâbe`nin taşlarını bir bir söker halde görüyorum.) [Buhari, Müslim]

Yanlış teviller


Sual: Kıyametin büyük alametlerinden olan güneşin batıdan doğmasını, İslamiyet`in batıdan yayılacağı, Dabbet-ül-arzın ise, Aids hastalığının virüsü olduğu şeklinde tevil caiz midir?
CEVAP
Kur`an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
(Rabbinin bazı âyetleri [alametleri] geldiği gün, önce iman etmemiş veya imanında hayır kazanmamış olana, [o günkü] imanı fayda vermez.) [Enam 158]

Bir hadis-i şerifte, bazı alametlerden üçü şöyle açıklanmaktadır:
(Şu üç şey ortaya çıkınca, iman etmemiş veya imanından hayır kazanmamış olana, imanı fayda vermez: Güneşin batıdan doğması, Deccal ve Dabbet-ül-arz.) [Tirmizi]

Yine hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Şu alametler çıkmadan kıyamet kopmaz: Güneş batıdan doğar, üç yer batar, İsa iner, Duman, Dabbet-ül-arz, Deccal, Yecüc Mecüc ve Aden`den bir ateş çıkar.) [Müslim]

Konumuzla ilgili bir hadis-i şerifin meali şöyle:
(Güneş batıdan doğmadıkça, Kıyamet kopmaz. O zaman herkes iman ederse de fayda vermez.) [Buhari, Müslim]

Avrupa müslüman olunca, iman fayda vermez mi?
Güneşin batıdan doğması aklen de, ilmen de mümkündür. Tevile ihtiyaç yoktur. Allahü teâlâ, dünyayı şimdiki yörüngesinden çıkarır. Başka yörüngeye girer. Dönüşü değişince, güneş batıdan doğmuş olarak görülür.

Aids
hastalığına da, Kur’an-ı kerimde bildirilen hayvan olduğunu söylemek yanlıştır.

Dabbet-ül-arzın, aynı zamanda konuşan bir hayvan olduğu âyet-i kerimede bildirilmektedir:
(O söz başlarına geldiği zaman, [Kıyamet alametleri zuhur edince], onlara yerden bir hayvan çıkarırız, bu hayvan, onlara, insanların âyetlerimize kesin bir iman etmemiş olduklarını söyler.) [Neml 82, Tefsir-i Kurtubi]

Bu hayvanın konuşması aklen de caizdir. Çünkü Allahü teâlâ hayvana konuşma sıfatı vermeye kadirdir. (Sevab-ül kelam fi akaid-il İslam)

Dabbet-ül-arz hakkında birçok hadis-i şerif vardır. (Feraid-ül fevaid), (Muhtasar-ı Tezkire-i Kurtubi), (Megaribüz zaman) ve (El kavlül muhtasar fi alamatil Mehdil muntazar) isimli kitaplardaki hadis-i şeriflerden birkaçı şöyle:

(Dabbet-ül arzın deve ayağı gibi dört ayağı ve kuş gibi kanatları vardır. Başı öküz başına, kulağı fil kulağına, kuyruğu ise, koç kuyruğuna benzer.)

(Dabbet-ül arz, asa-i Musa ile mümine dokunur, alnına ”Cennetlik” yazılır, yüzü nurlanır. Kâfire, mührü Süleymanı vurur, ”Cehennemlikyazılır, yüzü simsiyah olur.)

(İnsanlar, bu hayvandan kaçarlar. Kimi ondan korkarak namaza durur. Hayvan bunun yanına gelir, ”Ey kişi şimdi mi namaz kılıyorsun” diyerek yüzünü damgalar. Böylece müminler kâfirlerden ayırt edilerek tanınır.)

Sual:
Hadis-i şerifte bildirilen kıyametin büyük alametlerinden birisi de Güneşin Batı`dan doğmasıdır. O zaman tevbe kapısı da kapanıyor. Bugün bilim adamlarına göre Güneş
in batıdan doğabilmesi için dünyanın bir an için durması, sonra da ters yönde dönmeye başlaması gerekiyor ve bu da fiziken imkansız bir olay. Buna göre Güneşin Batı`dan doğması, Batı’da bulunan Avrupa`nın Müslüman olması demek değil midir?
CEVAP
Kesinlikle değildir. Allah için imkansız diye bir şey olur mu? Bunu yapacak olan Allahü teâlâdır. Allah yapamaz denir mi hiç? Allahü teâlâ, dünyayı şimdiki yörüngesinden çıkarıp başka yörüngeye sokamaz mı? Dönüşü değişince, Güneş batıdan doğmuş olarak görülür.

Peygamber efendimiz, o hadis-i şerifi Arabistanda söylemiştir. Arabistan`a göre, Batı, Avrupa değildir, Afrika`dır. Afrika Müslüman olacak dense, biraz daha az yanlış olur. Türkiye`ye göre Avrupa Batı`dadır. Asya`ya göre de Türkiye Batı`dadır. Her ülkenin batısında başka bir ülke vardır. Batı`nın Müslüman olması demek, bütün dünyanın Müslüman olması demektir. Çünkü batıda olmayan tek ülke yoktur. Çünkü dünya yuvarlaktır. Bu tevilin ne kadar mantıksız olduğu meydanda değil mi?

Hadis-i şerifte, (Güneş Batı`dan doğunca tevbe kapısı kapanır, iman edenin imanı fayda vermez) buyuruluyor. Şimdi, yukarıdaki saçma tevile göre, Afrika veya Avrupa, yahut bütün dünya Müslüman olunca, tevbe kapısı niye kapansın ki? Tevbe kapısı kapalı, iman edene imanı fayda vermiyor, bunlar nasıl müslüman olacak? Öyle ya ötekine tevil bulan buna da bir kulp takar. Peygamber efendimizin hadisleri bulmaca bilmece gibi değildir. Müteşabih olanlar hariç, hepsi anlatıldığı gibidir, (Ben elma dersem, sen muz anla) cinsinden değildir.

Kıyamet ne zaman kopacak?


Sual: Bazı gençler, âyetlerdeki sayıları toplayıp çıkarıyor ve bölüyorlar, kıyamet şu zaman kopacak diyorlar. Kıyametin ne zaman kopacağı belli midir?
CEVAP
Senelerdir böyle söyleyen zındıklar çıkmıştır. Hiç birinin aslı çıkmamıştır. Çıkması da mümkün olamaz. Çünkü Allahü teâlâ hiç kimseye bunu bildirmediğini söylüyor. Ben hesapla bilirim diyen Allahü teâlâyı yalanlamış olur. Birkaç âyet meali:
([Resulüm]Sana, kıyametin ne zaman gelip çatacağını soruyorlar. Onlara de ki: Onu ancak Rabbim bilir, onun vaktini, Ondan başka belirtecek yoktur. Göklerin ve yerin, ağırlığını kaldıramayacağı o saat, sizlere ansızın gelecektir. Sen sanki biliyormuşsun gibi sana ısrarla soruyorlar. Onlara de ki: Onu bilmek ancak Allah’a mahsustur` ama insanların çoğu bu gerçeği bilmezler.) [Araf 187]

(İnsanlar senden kıyametin zamanını soruyorlar; Onlara de ki: “Onun bilgisi ancak Allah katındadır. Ne bilirsin, belki de zamanı yakındır.)
[Ahzab 63]

(Kıyametin ne zaman kopacağı bilgisi yalnız Allah
`a aittir.
Onun bilgisi dışında hiçbir ürün kabuğundan çıkmaz, hiçbir dişi gebe kalmaz ve doğurmaz. Onlara: “Bana koştuğunuz ortaklar nerede?” diye seslendiği gün: “Sana, buna dair bizden hiçbir şahit olmadığını arz ederiz” derler.) [Fussilet 47]

(Senden kıyametin ne zaman gelip çatacağını sorarlar.
[Allah bildirmedikçe] sen onu nereden bilirsin ki? Onu ancak Allah bilir.) [Naziat 42-44]

Görüldüğü gibi, kıyametin ne zaman kopacağını ancak Allahü teâlâ biliyor. Tek Müslüman var olduğu müddetçe kıyamet kopmayacaktır. Bir hadis-i şerif meali şöyledir:
(Yeryüzünde Allah diyen [Müslüman] var oldukça kıyamet kopmaz.) [Müslim, Tirmizi, İ.Ahmed]

Âhir zaman fitnesi


Sual: Âhir zaman fitnesi nedir?
CEVAP
Bid`atler, küfür, irtidat, anarşi, bölücülük, çeşitli karışıklıklar, âhir zaman fitnesidir. Bir hadis-i şerif meali şöyledir:
(Kıyamet yaklaştıkla, fitneler çoğalır. Gece başlarken karanlığın artması gibi olur. Sabah evinden mümin olarak çıkan çok kimse, akşam kâfir olarak döner. Akşam mümin iken, gece imanları gider. Böyle zamanlarda, eve kapanmak fitneye karışmaktan iyidir. Kenarda kalan, ileri atılandan iyidir. O gün oklarınızı kırın, silahlarınızı bırakın! Herkesi tatlı dil ile, güler yüzle karşılayın!) [Ebu Davud]

Ahir zaman
Sual: (Hicri bin yılından sonra ahir zamandır) deniyor. Ahir zaman Peygamber efendimizin gelmesiyle başlamadı mı?
CEVAP
Evet. Muhammed aleyhisselamdan sonra, başka peygamber gelmeyecek, kıyamete kadar Onun bildirdiği İslam dini geçerli olacaktır. (Bin yılından sonra ahir zamandır) demek, ahir zaman alametlerinin çoğalmaya başladığı zaman demektir. Bu alametler gittikçe çoğalacak, en son büyük alametler çıkacak, ondan sonra da artık kıyamet kopacaktır.

ALINTI

Yazı kategorisi: BUNLARI BiLiYORMUYDUNUZ, DiGER KONULAR, DiNi KONULAR, GENEL, GÜNCEL, GÜNDEM, KIYAMET, KIYAMET ALAMETLERi, SORU ve CEVAPLAR, TAVSİYELER, TÜRKİYE, YORUMLAR, YORUMSUZ, ÖLÜM VE ÖTESİ, İLGİNÇ | 10 Yorum »

ÖLÜM, KABİR-TÜRBE VE MEZARLIK KAVRAMLARI

Yazan: Site - Yönetici Şubat 26, 2008

Ölüm ve kabristanlar

ÖLÜM, KABİR-TÜRBE VE MEZARLIK KAVRAMLARI

İnsan hayatı, diğer bütün canlılar gibi, doğumla başlayıp ölümle biter. Ölümü tatmayan bir canlı yoktur. “Her can ölümü tadacaktır…”(2) Nerede olursanız olun, ölüm size ulaşır; sarp ve sağlam kalelerde olsanız bile!”(3) Allahtan başka her şey fânidir; sonradan yaratılmış, sonu olan varlıklardır. Başlangıcı ve sonu olmayan tek varlık Allah Teâlâ’dır. Kıyamette ondan başka her şey yok olacaktır.

İnsan hayatında ölüm, çok önemli bir hâdisedir. İslâm inancına göre mü’minler ölmez, sadece geçici ve sıkıcı olan bu hayattan kalıcı ve ferah olan öbür hayata göçerler. Yeter ki insan, cennetin vizesi durumunda olan imanla ruhunu teslim edebilsin… Hatta vahye dayalı olmayan dinlerde bile, ölümden sonra ruhun yaşadığı inancı vardır. Evet vardır; ölüm ruhla değil cesetle alakalıdır; ruh ölmez, bu doğru. Ama nerede olacak?! Asıl önemli olan da burası… Cennette nimetler içerisinde, saadetler deryasında mı yüzecek; yoksa cehennemin o amansız azabı içerisinde, sürgit yanıp kavrulacak mı?

İşte bu ölüm hâdisesinin, İslâm toplumlarında, bir takım dinî icapları vardır. Bunlara aykırı olmamak kaydıyla, zaman içerisinde bazı âdet ve gelenekler de oluşmuştur. Fıkıh kitaplarında, Cenazelerin hükümleri ana başlığı altında, ölümle-ölüyle ilgili bütün hususlar ele alınmıştır. Dileyen oralara bakabilir.

Ölünün gömülmesi için hazırlanan yere, ziyaret edilen yer yani ziyaretgâh anlamında mezar veya ölü gömülen yer mânasında kabir denir. Birçok mezarın bulunduğu yere mezarlık, kabristan ya da makbere adı verilir. Büyük insanların, devlet başkanlarının, velilerin, salihlerin, şehitlerin gömüldüğü âbide görünüşlü mezarlar ise kümbet, türbe, yatır gibi adlarla anılır. Kabir için kullanılan diğer isimlerden bazıları ve anlamları da şöyledir:

Darîh: Yerdeki yarık, çukur, tuzak, kabir, mezar.
Hazîre: Duvarla çevrili mescid, cami, medrese ve tekke civarındaki küçük mezarlık.
Makber, medfen: Ölünün gömüldüğü mekân.
Meşhed: Şehidin gömüldüğü yer.
Merkad: Uyuma yeri, istirahatgâh.
Türbe, kümbet: Mezar üzerine yapılan bina.
Yatır: Evliyanın, salih zatların (ermişlerin) mezarı.

İslâm’a göre dünya hayatının sonu, âhiret hayatının başlangıcı olan ölüm, pek büyük ve çok mühim bir hâdisedir. Hadîs-i şerifte buyurulduğu gibi “Kabir, âhiret yolcusunun konakladığı ilk duraktır. İşte kim onun azabından kurtulursa, artık ötesi ondan kolaydır. Eğer ondan selâmete eremezse, ötesi ondan da çetindir.”(4)
Sinesinde mü’mini-münkiri, müşriki-münafığı, iyiyi-kötüyü ayırt etmeden barındıran
kabir, salih Müslümanlar için cennet bahçelerinden bir bahçe, münkir ve münafıklar ile günahkârlar için de şiddetli ve dehşetli bir çukurdur. Nitekim Peygamber Efendimiz (s.a.v.), Birbirinizi gömmemeniz endişesi olmasaydı, kabir azabı çekenlerin feryatlarını size duyurması için Allâh’a dua edecektim”(5) buyurmuşlardır.

Dünyada iken karı ile kocanın, evlat ile ana-babanın, öğrenci ile hocanın, dost ve ahbapların arasını bozmak için birinden söz alıp diğerine götüren… Ondan aldığı lafı berikine taşıyan… Neticede halkı birbirine düşürüp toplumun huzurunu kaçıran koğucular, kabirde dehşetli bir azap ile karşılaşacaklardır. O bakımdan mü’minlerin, bu ve benzeri kötü huylardan şiddetle kaçınmaları, onlardan uzak bulunmaları lazımdır.
***

KABİR ZİYARETİ

Öncelikle kabirleri-kabristanlar’ı, türbeleri temiz tutmak, ağaçlandırmak, güzelce muhâfaza etmek hayatta olanlar için önemli bir vazifedir.

Kabirlerin üstüne oturmak, çiğneyip üzerinden geçmek mekruhtur,(6) ölüye saygısızlıktır. Böyle bir davranış âdetâ onların haklarına tecâvüzdür. Bundan mümkün olduğunca kaçınmalıdır. Hadîs-i şeriflerde şöyle buyurulmuştur: Kabirler üzerine oturmayınız, kabre doğru namaz kılmayınız.”(7) Birinizin kor parçası üzerine oturup da ateşin elbisesini yakıp derisine kadar ulaşması, kabrin üzerine oturmasından daha hayırlıdır.”( 8) Ancak kabristana ait başka yol bulunmadığı takdirde, Kur’an okumak -meselâ bir Fâtiha onbir İhlâs-ı şerif okuyup ruhlarına hediye etmek- şartıyla, kabirlerin aralarında oturmakta, üzerlerinden geçmekte bir mahzur olmaz. Bu durumda onlar o kişiyi bir nûr olarak görür ve onun kendilerine de uğramasını arzu ederler.

Kabirlerin yanında uyumak, çevrelerini kirletmek, yaş otlarını yolmak ve yaş ağaçlarını kesmek mekruhtur. Kabristandaki otlar, ağaçlar yaş bulundukları müddetçe, bir nevi hayata sahip demektir. Bunlar hâl diliyle Allah Teâlâ’yı tesbih ederler; bu vesîleyle orada yatan iman sahiplerinin rahmet-i ilâhiyeye nâil olacakları ümit edilir.(9) Nitekim İbn Abbas’tan (r.anhüma) şöyle rivayet edilmiştir: Resûlüllah (s.a.v.), bir gün iki kabre uğradı ve Bunlar azap çekiyorlar. Azapları da büyük bir günahtan değil buyurdular. Sonra da sözlerine şöyle devam ettiler: Evet, biri nemîmede (laf getirip götürme) bulunurdu; diğeri de idrar sıçrıntısına karşı korunmazdı.” Ardından da yaş bir hurma dalı istedi ve bunu ikiye böldü. Birini bir kabrin, diğerini de öbür kabrin üzerine dikti. Sonra da, Umulur ki, bunlar kuruyuncaya kadar, bu kabir sahiplerinin azâbı hafifleyecektir”(10) buyurdular.

Onun içindir ki, bazı yerlerde kabirlerin üzerine mersin ağacı dalları koymak âdet olmuştur. Fakat bu hususta aslolan yaş ağaçların dikilmesidir. Sahîh-i Buhâri şârihi Aynî merhumun dediği gibi, Kabirlerin üzerine mücerred yaş, güzel kokulu çiçekler, yeşillikler koymak bir şey değildir. Sünnet olan, ağaç dikmektir.”

Ayrıca ağaçların, bitkilerin havayı temizledikleri, erozyona mâni oldukları, sağlık açısından da çok büyük faydaları olduğu hemen herkesçe bilinen bir gerçektir.

Kabirleri haftada bir gün, bilhassa cuma ve cumartesi günleri gidip ziyaret etmek erkekler için menduptur.(11) Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) EfendimizKabirleri ziyaret ediniz; çünkü ziyaret ölümü hatırlatır”(12) buyurmuşlardır. Ölümü hatırlamak ise, nefsin ihtiraslarını frenler ve insanın doğru yolda devamını temin eder. Kabirdekiler için de rahmet ve mağfirete vesîle olur.

Dinimizde, bazı şartlara riâyet etmek kaydıyla, kadınların da kabirleri ziyâret etmesine müsaade edilmiştir. Hanımların dikkat etmesi gereken bu şartları kısaca şöyle sıralayabiliriz:

1) Tesettüre riâyet etmeli ve güzel koku kullanmamalı.

2) Kalabalık bir günde dahi olsa ziyaret esnasında asla erkeklerin arasına karışmamalı.

3) Ziyârete tek başına değil de ya mahremi olan bir erkekle veya birkaç kadın bir araya gelerek gitmeli.

4) Kabrin başında, mevtânın üzülmesine ve azap görmesine sebep olacak tarzda feryâd u figân ederek ağlayıp sızlamamalıdır. Peygamberimiz (s.a.v.), Ölü, kendisine yas tutulması sebebiyle kabrinde azap olunur”(13) buyurmuşlardır.

Peygamberlerin (aleyhimüsselâm), evliyânın, salih zatların kabirleri de, onları vesile edinip mânevi bakımdan feyizlenmek-bereketlenmek, kendilerinden istifade edebilmek için ziyaret edilir… Velev ki uzak bir yerde dahi bulunsalar, onları ziyaret için yolculuğa çıkmak menduptur. Nitekim hadis-i şerifte, “(Dünya) işlerinde sıkıntıya düştüğünüz zaman, kabir ehlinden (salih zatlardan, onları vasıta ederek Allah’tan) yardım isteyiniz”(14) buyurulmuştur. Bu itibarla mü’min bunaldığında, darlandığında, kendisini çaresiz hissettiğinde sınırsız lûtuf ve ihsan sahibi âlemlerin Rabbi olan Allah‘a sığınarak ondan yardım diler. Fatiha suresinde devamlı okuduğumuz, Yalnız sana ibadet eder ve yalnız senden yardım dilerizmealindeki 5. âyet, mânevi bir kaynaktan yardım dilenecekse bunun ancak Allah olabileceğini açıkça ifade etmektedir. Aslında maddi bir kaynaktan mesela güçlü-kuvvetli, varlıklı-zengin kimselerden gerekip de yardım istediğimizde de onlardan gelen yardımın Allah‘tan olduğunu bilmemiz, bu şuur ve idrak içinde olmamız icap eder. Çünkü onlara bu gücü veren de, bize yardım etmelerine izin ve imkan bahşeden de Allah‘tır.

Bu mevzuda tartışılan mesele, tevessül kelimesiyle ifade edilen Allah’ın yardımını dilerken araya vasıta koymaktır. Burada dikkat edilmesi gereken husus, yardımın yalnızca Allah’tan geleceği”ne inanmaktır. Şayet böyle değil de Allah‘tan başka bir varlığın da, ondan bağımsız olarak kullara yardım edebileceğine inanılırsa bu şirk olur. Yardım, himmet, feyiz, rahmet, bereket…” yalnızca Allah‘tan gelir. Allah’tan başkaları ise sadece vasıtadır.

Peki bu yardımı dilerken, yukarıda da zikrettiğimiz gibi, Yâ Rabbi, filan kulunun (peygamberin, evliyanın, şeyhin,…) hatırı, yüzü suyu hürmeti, nezdindeki makamı-mertebesi için bana şunu ver, lûtfet, şu dileğimi kabul buyur…” dersek bu şirk olur mu? Şirk olmazsa meşru mudur, faydası olur mu?

Yardım Allah‘tan dilendiğine ve onun, verecekse araya vasıta koymadan da verebileceğine inanıldığına göre, dileklerin kabulünde faydalıdır inancı ile araya, Allâh’ın sevgili kullarından birinin konması; yani onun hatırı için denmesi elbette ki şirk olmaz. Tam tersine bu davranış, Allah Teâlâ’nın mü’minlerden uymalarını istediği bir usûldür.(15)

Meşru mudur, faydası var mıdır?” sorusunu ise İslâm alimleri farklı şekillerde cevaplandırmışlardır. Bir kısmına göre ölmüş bir kimseyi araya koymanın faydası yoktur, böyle bir uygulamanın sahih delili de bulunmadığından meşru değildir. Ancak Ehl-i Sünnete mensup âlimlere göre ise, Peygamber Efendimiz, diğer peygamberler, ashâb-ı kiram, velîler, hatta salih ameller vasıta kılınarak Allah‘a dua edilmiş, ondan yardım istenmiştir. Diriler için caiz olan ölüler için de caiz olur… Zaten mü’minler ölmez; onlar için ölüm, mekân değiştirmekten ibarettir. Allah’ın sevdiği kullar ise, fani dünyadan ayrıldılar diye Allah katındaki itibar ve değerlerinden bir şey kaybetmezler; bilakis yükleri hafiflemiş, tavassutları daha da sür‘atlenmiş olur.
***

ZİYARET MAKSADI

Ölülerin mekânları olan kabirler, türbeler, mezarlıklar üç maksatla ziyaret edilir:

1. Ölüye faydalı olmak için.
Bu niyetle gidilip kabrin başında
Kur’an okunur, Allah’tan af ve mağfiret dilenir, duâlar edilir. Aslında kabir ziyaretleri, cenaze namazı esnasında ölüye yapılan dua gibidir. Hüküm olarak aynıdır, farklı bir durum bahis konusu değildir. Bu yapılanların, ölen mü’mine faydalı olacağı hususunda bütün âlimlerin ittifakı vardır. Ancak ölüye faydalı olmak maksadıyla sadece Müslümanların kabirleri ziyaret edilir. Çünkü İslâmi inanca göre, şartlarına uygun bir imanla Müslüman olarak ölmek esastır. İman olmayınca kişinin yaptığı ibadetlerin, işlediği hayır ve iyiliklerin, sahip olduğu ahlâki güzelliklerin kendisine bir faydası olmayacağı gibi, başkalarının onun için yaptığı dua ve niyazların da ona bir yararı yoktur. Nasıl ki abdestsiz namaz makbul değilse, iman olmadan yapılan hayır ve hasenatın da hiçbir kıymeti olmaz.

2. Hayatta olanlara faydalı olmak için.
Kabir ziyareti kalpleri yumuşatır-inceltir, gözü yaşartır, ahireti hatırlatır. Ölümden ibret alan insan; kin, hırs, haset, tamah, intikam gibi kötü huyları terk eder. Ebedî hayatta faydası olacak iyi huylara, ibadet ve tâatlere, hayır ve hasenata yönelir. Bu maksatla Müslüman olmayanların kabirlerini ziyaret etmek bile caizdir, hatta müstehap(16) olduğu hususunda âlimlerin ihtilafı yoktur.

3. Ölenin ruhundan yardım istemek için.
Bu maksatla kabir ve türbeleri ziyaret etmenin caiz olup olmaması hususunda, bugün olduğu gibi geçmişte de münakaşalar olmuştur. Adına tevessül denilen bu ziyareti, ileride ayrı bir bölüm ve farklı başlıklar altında geniş bir şekilde ele alacağız. Ancak şu kadarını hemen ifade etmekte fayda görüyoruz:
Ölenleri de hayattakiler gibi üç sınıfta mütalaa edebiliriz. Şöyle ki:

a) Yardıma muhtaç olanlar,

b) Hallerinden ibret alınması gerekenler,

c) Kendilerinden faydalanılabilecek olanlar.

Hal böyle olunca peygamberler, evliyalar, şehitler ve salihlerin ruhaniyetlerinden faydalanmak için onların kabirlerini-türbelerini ziyaretle kendilerini vasıta ederek Allah Teala’dan yardım istemenin makul ve meşru olduğu da kendiliğinden ortaya çıkacaktır, diye düşünüyoruz. Zira onlardan istimdat (yardım istemek), meselâ Medet yâ Seyyid Abdülkadir Geylanî!demek, onun manevi rütbesinden, ruhaniyetinden medettir. Yoksa zatından ve cesedinden yardım beklemek değildir.

Keza Peygamber Efendimize (s.a.v.) getirdiğimiz salavât-ı şerifelerin meyvelerine/faydalarına asıl muhtaç olan bizleriz. Sevgili Peygamberimiz Cenab-ı Hakk’ın, “(Resûlüm!) Biz seni, ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik”(17) hitabına mazhar olmakla onun hazinesi zaten ilâhi rahmetle doludur. Bu sebeple getirilen salavât-ı şerifeler, o dolu hazinenin taşmasına vesile olur da, pek çok hayır ve bereket olarak tekrar bizlere döner.
***

ZİYARET ÂDÂBI

§ Ziyaretçi, kabrin ayak ucuna varıp yüzünü mevtanın yüzüne doğru döner ve es-Selâmü aleyküm dâre kavmin mü’minîn. Ve innâ inşâallâhü biküm lâhikuun.(18) Es’elüllâhe lî ve lekümü’l-âfiyeh”(19) diyerek selâm verir.

Kişi, ziyâret sırasında kabrin üzerine oturmaz. Şayet bir mâzereti§ varsa, kabri çevreleyen duvar veya demire dayanarak oturabilir. Bu esnada, mümkünse Yâsînsûresini okur. Zira Peygamber Efendimiz (s.a.v.), Kim Allâh’ın cemâlini görmek dileğiyle ‘Yâsîn’ sûresini okursa, geçmiş günahları af olunur. Onu mevtâlarınızın yanında okuyunuz”(20) buyurmuşlardır. Şayet şartlar, vaziyet, vakit müsâit değilse; bir Fâtiha onbir İhlâs-ı şerif veya bir Fâtiha ile yedi yahut da üç İhlâs-ı şerif okuyup orada yatan mü’minlerin ruhlarına bağışlar.

§ Türbelere, yol kenarlarındaki ulu ağaçlara, şuraya-buraya iplikler, bezler-paçavralar bağlamak, oralarda mum yakmak suretiyle dileklerde bulunmak bid‘attir, hurâfedir, caiz değildir. Bu gibi haller asla İslâmi bir davranış olamaz, tasvip edilemez.

§ Türbelerin yanında kurban kesmek de bid‘attir, cahiliye devri âdetlerindendir. Halk, filan dedeye veya yatıra kurban adadım, şu işim olursa ona kurban keseceğim diyor. Kurban mâli bir ibadettir; ibadetlerin her türü ise sadece Allah’a yapılır. Kurban da Allah için kesilip eti fakir fukaraya dağıtılır, sevabı ölüye bağışlanır... Yoksa yatıra, evliyaya kurban kesilmez… Keza, karşılama merasimlerinde gelen kişi adına da kurban kesilmez; kesilirse o kurban murdar olur, eti yenmez.

§ Makbul olur düşüncesiyle kabir yanında namaz kılmak, kabirlerin üstüne mescit yapmak ve kabir civarını mescit haline getirmek de cahiliye âdetlerindendir.

 

ALINTI : Halis Ece

DİPNOTLAR Yazının devamını oku »

Yazı kategorisi: BUNLARI BiLiYORMUYDUNUZ, DiGER KONULAR, DiNi KONULAR, GENEL, GÜNCEL, GÜNDEM, KABİR HAKKINDA HERŞEY, TAVSİYELER, TÜRKİYE, YORUMLAR, YORUMSUZ, ÖLÜM VE ÖTESİ, ÖLÜM - ECEL | Leave a Comment »

Ölüm ve rûhun bekası mevzuu

Yazan: Site - Yönetici Şubat 25, 2008

Ölüm ve rûhun bekası mevzuu

Bildiğimiz ölüm, bedenimizin ölümüdür. Bu ölümle rûhumuzda ölüm olmaz.

Ruh hâdistir; ancak bedenden çıkmakla ölmez, bakidir-dâimidir. Onun için ölüm yoktur. Sadece cesetten-bedenden alakasını-bağını-ilgisini kesmek vardır. (1)

Bu alakayı kesmek de, bedenin hissî hayatı yani canlılık duyuları bakımındandır. (2)

Yoksa Berzah’ta üzüntü ve ıztırapları, nimetleri (sevinç ve mutlulukları) mânevi bir idrâk ile duyacak-hissedecek olan vücutla birlikte olacak alaka kesilmesi değildir.
***

Berzah nedir?

Berzah, Arapça bir isimdir. İfade ettiği manalara gelince;

a. Engel, engel olan perde.

b. İki coğrafyayı birbirine bağlayan ince-uzun kara parçası ve iki denizi birbirinden ayıran dar dil, veya kanal-geçit-boğaz.

c. s. Can sıkıcı yer.

d. s. Zor, güç.

e. İslâm akaidine göre, ölülerin ruhlarının kıyamete kadar bulunacakları mânâ âlemiyle madde âlemi arasındaki yer ve o vakte kadar geçen zaman, köprü âlem. Bu yer ve zaman için Berzah âlemi tabiri kullanılır. Bu âlem, ahiret hayatının başlangıcını oluşturur. Ruh, cesetten ayrıldıktan sonra ya azap görmek yahut nimete kavuşmak üzere öyle kalır.

Eski dilimizde bu kavramla birlikte kullanılan berzah-ı belâ tabiri de, içinden çıkılmaz bela anlamındadır.

Velhasıl berzah; farklı iki vasat (ortam) arasında yer alan ve bu iki ortama tamamiyle benzemediği gibi tam olarak onlardan farklı da olmayan ara ortam… İki şeyi yekdiğerinden ayıran üçüncü şey… Ara bölge’dir. Bir diğer ifadeyle, ölümle başlayıp kıyamete kadar süren zaman, bu zaman içinde ruhların bulunduğu mekân ve âlem, dünya ile ahiret arasındaki âlem. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de engel, engel olan perde ve ölümden kıyamete kadar kabirde geçen süre” manalarında geçmektedir: “Nihayet onlardan (müşriklerden) birine ölüm gelip çattığında, ‘Rabbim, der, beni geri gönder. Ta ki boşa geçirdiğim dünyada salih amel (iyi iş ve güzel hareketler) yapayım.’ Hayır! Onun bu sözü (boş) laftan ibarettir. Onların gerisinde ise yeniden dirilecekleri güne kadar (süren) bir berzah (ölümle başlayıp yeniden dirilmeye kadar süren bir engel) vardır. (3) “İki denizi birbirine kavuşmak üzere salıvermiştir. Aralarında bir berzah (engel) vardır, birbirine geçip karışmazlar. O halde (ey insanlar ve cinler) Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?” (4)

Ölüm suretiyle dünyadan ayrılan ruhlar berzah âlemine gittikleri gibi, uyku halinde bedenden ayrılan ruhlar da o âleme giderler. İki hâl, iki sıfat, iki mertebe ve iki âlem arasında bulunan bu ara hâle, sıfata, mertebeye ve âleme de berzah denir. Mesela hayâl, varlıkla yokluk arasında yer alan bir berzah’tır; ne vardır ne de yok, ne malumdur ne de meçhul, ne müsbettir ne de menfi veya hem vardır hem yoktur. İnsanın hakikati ve mahiyeti de bir berzah’tır. Hak ile halk arasında bulunur. Bir yönüyle Hakk’a, diğer yönüyle halka dönüktür… Veya insan bir yönden ruhlar âlemine, diğer yönden beden ve madde âlemine bağlıdır. Mülk ile melekût, şehâdet ile gayb âlemleri arasında bulunur. Hem o, hem bu âlemin bazı özelliklerine sahip olduğu halde mutlak olarak ne o ne de bu âlemdendir. Bütün berzahların aslı olan ilk taayyüne ve hazret-i vâhidiyete berzah-ı câmi’, berzah-ı evvel, berzah-ı a’zam gibi isimler verilir. Vahidiyet, mutlak birlikle çokluk arasındaki bir berzahtır. (5)
***

Rûhun bekâsı/dâimiliği mutlak(kayıtsız-şartsız-sınırsız) değildir. Mutlak beka ancak Allah’ın zâtı ve sıfâtıdır. Vücûd-i mutlak, Zât-ı mutlak tabirleri sadece Cenab-ı Hak için kullanılabilir. Yani hiçbir an faniliğin-yokluğun ârız olmaması, sürekli var olma hali sadece Allah’ın zatına ve sıfatlarına mahsustur. Zira Kıyamet-i Kübra’da (büyük kıyamet) bütün âlem külliyat ve cüz’iyatıyla (âlemin tamamı, zerreden küreye büyük küçük ne varsa) helak olacaktır.
***

Kıyamet ikidir:

1.İnsanların ölmesiyle meydana gelen kendi kıyametleri ki buna, “kıyamet-i suğra: küçük kıyamet” denir…

2. Dört büyük melekten İsrafil aleyhisselâmın ilk sûr’a üflemesiyle meydana gelecek olan topyekûn kâinatın yok olma hadisesine de “kıyamet-i kübra: büyük kıyamet” denmektedir.

Kâinatın bu imha ve helaki, yok olma safhasına Kur’an-ı Kerim’de “malum zaman: bilinen vakit” denilmiştir. Bu safha şiddetli korku ve sarsılma, düşüp bayılma, helak olma safhasıdır. Bunun nasıl olacağını Rabbimiz bize şöyle haber vermektedir:

“Her şeyi alt üst eden o büyük felaket geldiği vakit…” (6) “Güneş katlanıp dürüldüğünde, Yıldızlar bulandığında, Dağlar yürütüldüğünde, Kıyılmaz mallar bırakıldığında, Vahşi hayvanlar bir araya toplandığında, Denizler ateşlendiğinde (suları çekilip, volkanlar halinde ateş püskürdüğünde), Nefisler eşleştirildiğinde (iyiler iyilerle, kötüler kötülerle bir araya toplandığında), Diri diri toprağa gömülen kıza sorulduğunda, ‘Hangi günahtan dolayı öldürüldü?’ diye. Amel defterleri açıldığında, Gök sıyrılıp açıldığında,…” (7)

Kıyamet aynı zamanda Kur’an-ı Kerim’in 75. suresinin ismidir. Ve bu ismi, ilk ayette geçen kıyametkelimesinden almıştır. Bu sûre kuvvetli bir yeminle şöyle başlayıp devam etmektedir:

Hayır, yemin ederim o kıyamet gününe. Yine hayır, yemin ederim o sürekli kendini kınayan nefse. İnsan, kendisinin kemiklerini bir araya toplayamayacağımızı mı sanıyor? Evet, bizim onun parmak uçlarını bile aynen eski haline getirmeye gücümüz yeter. Fakat insan günahı devam ettirmek ister. O kıyamet günü ne zaman? diye sorar. Ne zaman ki o göz şimşek çakar, Ay tutulur, Güneş ve ay toplanır,…” (8)

Kısacası, büyük kıyamette Allah’tan başka her şey Onun emriyle helak olacaktır. Bu durumu Kur’an-ı Kerim bize, “… O’ndan başka ilah yoktur. O’nun zatından gayri her şey yok olacaktır…” (9) diyerek haber vermektedir.
***

Bu helake tabiatıyla ruhlar da dâhildir. Fakat ruhların yokluk acısını tatması, saflığı-dürüstlüğü, halinin düzgünlüğü ve marifetullah’a olan yakınlık derecesi ile mütenasip/uygun olarak devam edecektir.

Bütün peygamberlerin imamı Efendimiz (s.a.v.), melekler, mukarrabîn, ülû’l-azm peygamberler, Arş, Kürsî, Levh, Kalem, Cennet, Cehennem gibi yüce varlıkların ölümü ve helakı, yokluğu tatmaları İlahi iradenin bir icabı, anlatılan dereceler münasebetiyle/dolayısıyla az bir zamana, belki de pek az bir âna mahsus, kısacık bir süreyle sınırlıdır. Kur’an-ı Kerim ve hadis-i şerifler buna işaret etmektedir.

Bu meselede en doğru olan budur… Bununla birlikte şu cevabı hiçbir eserde bulamayacaksınız. En iyi bilen Allah Teala’dır. (10)

DİPNOTLAR Yazının devamını oku »

Yazı kategorisi: BUNLARI BiLiYORMUYDUNUZ, DiGER KONULAR, DiNi KONULAR, GENEL, GÜNCEL, GÜNDEM, TAVSİYELER, TÜRKİYE, YORUMLAR, YORUMSUZ, ÖLÜM VE ÖTESİ | 3 Yorum »