‘ÖLÜM VE ÖTESİ – İBNİ KESİR’ Kategorisi için Arşiv
Posted by Site - Yönetici Mart 28, 2012

Cennetliklerin Cennete En Son Girecek Olanı:
Buharı… Ata b. Yezid el-Le^sî’den rivayet etti ki; Ebû Hüreyre şöyle demiştir: Peygamber (s.a.v.)’e şöyle bir soru soruldu:
— Kıyamet gününde Rabbimizi görecek miyiz?
— Siz bulutsuz bir günde güneşi görürken itişip kakışır mısınız?
— Hayır ey Allah’ın Rasulü!
— Bulutsuz ve dolunaylı bir gecede ayı görürken itişip kakışır mısınız?
— Hayır ey Allah’ın Rasûlü!
— İşte kıyamet gününde Rabbinizi böyle göreceksiniz. O günde insanları toplar ve onlara şöyle der:
“Kim benden başka bir şeye tapıyorduysa bu gün ona tabi olsun. Kim güneşe tapıyorduysa bu gün güneşe tabi olsun. Kim aya tapıyorduysa bu gün aya tab olsun. Kim tağutlara tapıyorduysa bugün onlara tabi olsun!..”
Orada münafıklarıyla birlikte bu ümmet kalır. Cenab-ı Allah, tanımadıkları bir surette yanlarına gelip, “Ben sizin Rabbinizim” der. Onlarda: “Senden Allah’a sığınırız. Biz burada, yerimizde, Rabbimizin yanımıza gelişini bekleyeceğiz. Gelince de O’nu tanıyacağız.” derler. Cenab-ı Allah, tanıdıkları bir surette yanlarına gelip, “Ben sizin Rabbinizim!” der. Onlar da: “Sen bizim Rabbimizsin” deyip ona tabi olurlar. Ve cehennem köprüsü kurulur. Köprünün üzerinden ilk geçen ben olurum. O gün peygamberler “Allahım, selâmet ver; selâmet ver.” diye duâ ederler. Köprüde deve dikenleri gibi kancalar vardır. Deve dikenlerini görmüşsünüz değil mi?
— Görmüşüz ya Rasûlallah.
— İşte o kancalar, deve dikenleri gibidirler. Yalnız, büyüklüklerini ancak Allah bilir. İnsanlar, amelleri nedeniyle kapılıp götürülürler. Kimi, ameli nedeniyle helak olur. Kimi yardımsız bırakılır, sonra kurtulur. Nihayet Cenab-ı Allah kullan arasındaki ödeştirme işini tamamlayıp Allah’tan başka ilâh bulunmadığına şehadet edenlerden cehennemden çıkarılmasını dilediği kimseleri çıkarmak ister. Bu hususta meleklere gerekli emri verir. (O günahkârlar) cehennemde mahpusturlar. Üzerlerine hayat suyu denen bir su dökülür. Tohumun sel yatağında bitip yeşermesi gibi bitip yeşerirler. Bir adam, yüzü cehenneme yönelik olarak durur, ve “Ya Rab! Yüzümü ateş tarafından çevir. Kokusu beni rahatsız etti. Sıcaklığı da beni yaktı.” Allah’a sürekli yalvarıp yakarır. Allah da ona şöyle der: “Umarım ki bu istediğini verirsem, benden başka bir şey istemezsin. Öyle değil mi?” O da: “Onur ve üstünlüğün yemin ederim ki; senden başka bir şey istemeyeceğim” der. Cenab-ı Allah Onun yüzünü ateşten çevirir. Sonra o der ki: “Ya Rab! Beni cennetin kapısına yaklaştır.” Cenab-ı Allah ona: “Benden başka bir istekte bulunmayacağını söylememiş miydin?“ diye sorar. O da: “Onur ve üstünlüğüne yemin ederim ki; artık bundan başka bir istekte bulunmayacağım” der ve artık başka bir istekte bulunmayacağına dâir söz ve güvenceler verir. Cenab-ı Allah da onu cennetin kapısına yaklaştırır. Adam cennetin içindeki şeyleri görünce Allah’ın dilediği bir süre susar, sonra: “Ey Rabbim! Beni cennete koy” der. Yüce Rab ona: “Artık başka bir stekte bulunmayacağını bana söylememiş miydn? Yazıklarlar olsun sana ey âdemoğlu! Sen ne kadar da dönekmiş-sin?!“ diye sorar. O da: “Ya Rab! Beni yaratıklarının en bahtsızı kılma” der ve yakarışını sürdürür, nihayet Cenab-ı Allah güler. Gülünce de onun cennete girmesine izin verir. Cennete girdiğinde kendisine “Dile ne dilersen” denilir- O da bazı dileklerde bulunur. Sonra yine kendisine: “Dile ne dilersen” denilir. O da bazı dileklerde bulunur. Artık dileyeceği bir şey kalmaz. Kendisine: “Düedikerin, bir misli fazlasıyla sana verildi” denir.”
Ebû Hüreyre dedi ki: “Bu hadiste anlatılan adam, cennete en son girecek kişidir.”
Bu hadisi rivayet ettiğinde Ebû Saîd el-Hudrî de Ebû Hüreyre’nin yanında oturmaktaydı. Onun söylediklerini değiştirmiyordu. Ne zaman ki Ebû Hüreyre “Dilediklerin bir misli fazlasıyla sana verildi” denir. Sözünü nakl etti; işte o zaman Ebû Saîd (r.a.) dedi ki: Ben Rasûlullah (s.a.v.)’in bunu şöyle ifade ettiğini işittim: “Dilediklerin, on misli fazlasıyla sana verildi” denir. Ebû Hüreyre, “Onunla birlikte bir o kadarı da verilir” dedi. İbn Mes’ud ve diğer bazı sahabiler de bu hususta Ebû Saîd’in söylediklerine katılmışlardır. İnşa-allah bu husus ileride d$ açıklanacaktır. [499]
Buharı.., Atâ b. Yesar’dan rivayet etti ki; Ebû Saîd el-Hudrî şöyle demiştir: Biz, Hz. Peygambere şöyle bir soru sorduk:
— Ey Allah’ın Rasûlü! Rabbimizi görecek miyiz?
— Bulutsuz bir günde güneşi görme hususunda birbirinizle itişip kakışmanız olur mu?
-— Hayır.
— Aynı şekilde (kıyamet gününde) Rabbinizi görürken de birbirinizle itişip kakışmanız olmayacaktır.
— Sonra bir çağına şöyle seslenir: “Her kavim, tapageldiğinin yanına gitsin!” Ehl-i salip, salipleri (haçları) ile; putperestler, putlarıyla; başka tanrılara tapanlar, tanrılarıyla giderler. Geride iyisiyle kötüsüyle kitab ehli, Allah’a tapan kimseler kalır. Sonra cehennem getirilip tıpkı bir serap gibidir. Yahudilere sorulur:
— Neye tapardınız?
— Allah’ın oğlu Üzeyir’e tapardık.
— Yalan söylüyorsunuz. Allah’ın hiç eşi ve çocuğu olmadı. Şimdi ne istiyorsunuz?
— Bize su içirmenizi istiyoruz.
— İçin bakalım!
Cehenneme yuvarlanıp düşerler. Sonra hristiyanlara sorulur:
— Neye tapardınız?
— Meryemoğlu Mesih’e tapardık.
— Yalan söylüyorsunuz. Allah’ın hiç eşi ve çocuğu olmadı. Şimdi ne istiyorsunuz?
— Bize su içirmenizi istiyoruz.
— İçin bakalım!
Cehenneme yuvarlanıp düşerler. Geride iyisiyle kötüsüyle, sadece Allah’a kulluk etmiş olanlar kalır. Onlara: “Herkes gitti. Siz niye burada kaldırıız?” diye sorulur. Onlar da şu cevabı verirler: “Dünyada onlardan ayrıldık. O zaman kendilerine bu günkünden daha fazla muhtaç olduğunuz halde kendilerinden ayrılmıştık. Biz, bir çağrıcının ‘Herkes tapageldiğinin yanına gitsin’ dediğini işittik. Biz Aziz ve Celil olan Rabbimizin yanımıza gelmesini bekliyoruz. Her istediğini yaptıracak güce sahib olan yüce Allah, onların tanımadıkları bir surette yanlarına gelip “Ben sizin Rabbinizim” der. Onlar da: “Senden Allah’a sığınırız. Rabbimiz yanımıza gelinceye dek buradan ayrılmayacağız. Rabbimiz gelince de O’nu tanırız” derler. Nihayet yüce Allah, öncekinden değişik ve kendilerinin tanıdıkları bir surette yanlarına gelip “Ben sizin Rabbinizim” der. Onlar da: “Senden Allah’a sığınırız. Rabbimiz yanımıza gelinceye dek buradan ayrılmayacağız. Rabbimiz gelince de O’nu tanırız” derler. Nihayet yüce Allah, öncekinden değişik ve kendilerinin tanıdıkları bir surette yanlarına gelip “Ben sizin Rabbinizim” der. Onlar da: “Evet, sen Rabbimizsin” derler. Allah ile ancak melekler konuşurlar. Mümin kullara: “Sizinle Rabbiniz arasında bildiğiniz bir alâmet var mıdır?” diye sorulur. Onlar derler ki: “O alâmet baldırdır. O günde Allah, baldırını açar (onlara tecelli eder).” Nitekim yüce Allah da şöyle buyurmuştur: “O gün işin dehşetinden baldır açılır” (Kalem, 43) Her mümin kişi o zaman Allah’a secde eder. Dünyadayken gösteriş ve ün yapmak amacıyla secde etmiş olanlar -secde etmesinler diye- o günde sırtları kas katı kesilir; secde edemezler. Sonra sırat köprüsü getirilip cehennemin üzerine kurulur.” Bazıları köprüden bir anda geçer. Bazıları rahvan atlar gibi geçer. Kimi yara bere almadan geçer, kimi yaralanıp berelenrk geçer. Kimi de cehennemin ateşine düşer. Nihayet bir başkası sürünerek köprüden geçer. Siz hakkı taleb etmede benden daha güçlü olamazsınız. O gün kimin mümin olduğu size apaçık görünür. Müminler kurtulduklarını görünce kardeşlerine şefaat etmek için Rablerine şöyle derler: “Rabbimiz! Bunlar kardeşlerimizdir. Dünyada bizimle beraber savaşır, bizimle beraber oruç tutar, bizimle berabr salih ameller işlerlerdi.” Yüce Allah da: “Gidin, kalbinde zerre ağırlığınca imân bulunan kimseleri cehennemden çıkarın” der. Allah, öylelerinin yüzlerini ateşe haram kılar. Onların bir kısmı ayaklarına kadar, bir kısmı bacaklarının yarısına kadar ateşe batmıştır. O şefaatçi müminler, gidip cehennemdeki günahkâr müminlerden tanıdıklarım çıkarır sonra dönrler. Cenab-ı Allah onlara: “Gidin. Kalbinde yarım zerre ağırlığınca iman bulunan kimseleri de cehennemden çıkarın”der. Gder, tanıdıklarını cehennemden çıkarırlar.”
Hadisi rivayet eden Ebû Saîd dedi ki; Eğer bana inanmıyorsanız şu âyeti okuyun: “Allah şüphesiz zerre kadar haksızlık yapmaz. Zerre kadar iyilik olsa onu kat kat arttırır.” (Nisa, 4/40)
Peygamberler, melekler ve müminler, günahkârlara şefaat ederler. Her istediğini yaptıracak güce sahib olan Aziz ve Celil Allah: “Benim şefaatim kaldı” der. Orada alıkonmuş olanlardan bir kısmını avuçlayıp alır, cennet girişindeki hayat nehrine bırakır. Bunlar sel yatağının iki kıyısındaki ekin taneleri gibi biterler. Ağaç ve kayaların yanındaki ekin tanelerini andırırcasına Yeşerirler. Bu bitkilerin güneşe bakan tarafları yeşil, gölgeye bakan tarafları İse beyaz olur. Oradan, yani hayat nehrinden inci taneleri gibi çıkarlar. Ce-nab-ı Allah onların boyunlarına mühürler takar ve o halde cennete girerler. Cennetlikler onları görünce, “Bunlar Rahmân’ın azatlılarıdır. Hiç bir iyilik yapmadıkları ve önceleri hiç bir hayırda bulunmadıkları halde Allah bunları cennete koydu” derler. Sonra onlara: “Gördükleriniz, bir misli fazlasıyla birlikte SİZİn olsun” denir. [500]
Müslim… Ebû Zübeyr’den rivayet etti ki; Câbir b. Abdullah şöyle demiştir:
“Kıyamet gününde biz şöyle ve şöyle bir yere (tepeye) geliriz. Ben de oradan insanlara üst bir noktadan bakarım. Ümmetler putlarıyla ve taptıkları şeylerle sırasıyla çağırılırlar. Ondan sonra Rabbimiz yanımıza gelir ve biz müminlere şöyle sorar:
— Kimi bekliyorsunuz?
— Rabbimizi bekliyoruz.
— Ben Rabbinizim!
— Hele seni bir görelim.
Yüce Rab müminlere tecelli edip güler. Onları alıp götürür. Onlar da kendisine tabi olup giderler. Mümin olsun münafık olsun herkese, peşine düşüp izleyeceği bir nûr verilir. Cehennem köprüsünün üzerinde kanca ve şişler vardır. Allah’ın dilediği kimseler o kanca ve şişlere takılırlar. Sonra münafıkların nuru söner ve müminler kurtulur. Kurtulan ilk zümrenin yüzleri, dolunaylı gecedeki ay gibi parlaktır. Bunlar yetmiş bin kişi olup hesaba çevilmeksizin cennete gireceklerdir. Bunların ardısıra gelenlerin yüzleri, gökteki en parlak yıldız gibi parıldar. Bunlarda aynı şekilde cennete girerler. Bundan sonra şefaat faslı başlar. Şefaat erbabı kimseler (günahkârlar için) şefaat ederler. Öyle ki, kalbinde bir arpa tanesi ağırlığınca hayır bulunan ve lâ-ilâhe illallah diyen herkes cehennemden çıkarılıp cennetin avlusuna konulurlar. Cennetlikler bunların üzerine su serperler de tıpkı sel yatağındaki ekin taneleri gibi yeşerirler. Bu durumdaki insan cennete girdikten sonra korkusu gider. Artık dünya on katıyla kendisine verilinceye dek istekte bulunur.” [501]
“Müslim… Huzeyfe’den rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
“Cenab-ı Allah insanları (kıyamet gününde) toplar. Müminler kalkıp dururlar. Nihayet cennet onlara yaklaştırılır. Onlar da Âdem (a.s.)’e gidip: “Ey babamız Âdem! Bize cennetin kapılarım açtır” derler. O da; “Ben bunu yapabilecek durumda değilim. Sizi cennetten çıkarın sebep, babanız Âdem’in günahından başkası değildir. Siz Allah’ın dostu İbrahim’e gidin!” der. Yanına gittiklerinde İbrahim onlara şöyle der: “Ben bunu yapabilecek durumda değilim. Ben, Allah’ın gerilerden dostuyum. Siz Mûsâ (a.s.)’a gidin.” Yanına gittiklerinde Musa (a.s.) onlara: “Ben bunu yapabilecek durumda değilim. Siz Allah’ın ruhu ve kelimesi İsa’nın yanma gidin.” der. Yanına gittiklerinde İsâ (a.s.) da onlara: “Ben bunu yapabilecek durumda değilim” der ve onlar, Hz. Muhammed (s.a.v.)’in yanma giderler. O da kalkıp şefaat izni ister. Kendisine izin verilir. Sonra emanet ve rahmet gönderilir. Bunlar, sıratın sağında ve solunda dikilip dururlar. Kiminiz o köprüden yıldırım gibi süratle geçer.” Bu hadisi rivayet eden Huzeyfe: “Anam babam sana feda olsun. Yıldırım gibi geçmek nasıl olur?” diye sorunca Rasûlullah (s.a.v.) ona şöyle cevap vermişti: “Yıldırıma bakmıyorlar mı? Göz açıp yumuncaya kadar nasıl çakıp geçiyor? Sonraki gurup rüzgar gibi, ondan sonraki gurupta yağmur gibi, ondan sanraki gurupta koşucu erkeklerin koşusu gibi hızla geçip gider. Amelleriyle orantılı bir hızla geçip giderler. Derken bir adam gelir köprüden yürüyerek değil de ancak sürünerek geçer. Köprünün iki tarafında asılı kancalar vardır. Bunlar, yakalamakla emrolundukları kimseleri, oradan geçerken, (vücutlarına takılarak) yakalarlar. Kimi yara bere alarak oradan kurtulup geçer. Kimi de ateşe düşer. Ebû Hüreyre’nin câm kudret elinde bulunan zâta yemin ederim ki; cehennemin derinliği yetmiş güz mevsimi kadardır!” İbn Ebi’d-Dünyâ… Ebû Mûsâ el-Eş’arî’den rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
“Cenab-ı Allah ümmetleri aynı platformda toplar. Onları dağıtmak istediğinde, her kavmin tapa geldiği tanrıyı karşılarına diker. Onu görünce peşine takılır, onu ardısıra giderler. Nihayet o da onları cehenneme koyar. Sonra biz (müminler) yüksek bir yerdeyken Rabbimiz yanımıza gelir ve şöyle der:
—- Ne bekliyorsunuz?
— Rabbimizi bekliyoruz.
— O’nu görürseniz tanır mısınız?
— Evet.
— O’nu daha önce görmediğiniz halde nasıl tanıyacaksınız? -— Çünkü O’nun dengi yoktur.
— (Yüce Allah gülmeye başlar) Müjdeler olsun size ey müslümanlar topluluğu! Çünkü sizden her birinizin yerine cehenneme bir yahudi veya hristiyan koydum, (siz kurtuldunuz).”
Müslim… Ebû Musa el-Eş’arî’den rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur:
“Müslüman adam ölmeden önce Cenab-ı Allah mutlaka onun yerine cehenneme bir yahudi ve hristiyan koyar.” [502]
Kaynak : ÖLÜM VE ÖTESİ – İBNİ KESİR
Dipnot: Yazının devamını oku »
Yazı kategorisi: ÖLÜM VE ÖTESİ - İBNİ KESİR, BUNLARI BiLiYORMUYDUNUZ, CENNET, DiGER KONULAR, DiNi KONULAR, GÜNCEL, GÜNDEM, GENEL, TÜRKİYE, YORUMLAR, YORUMSUZ | » yorum bırak;
Posted by Site - Yönetici Aralık 11, 2011

Tûbâ Ağacı:
İmam Ahmed b. Hanbel… Utbe b. Ubeydullah es-Sülemî’nin şöyle de¬diğini rivayet etmiştir:
Bedevinin biri Peygamber (s.a.v.)’e gelerek (cennetteki) havuzu sordu. Peygamber (s.a.v.), ona cenneti anlattı. Bedevi sordu:
— Orada meyve var mı?
— Evet…
— Orada tuba adında bir ağaç var mı?
Peygamber (s.a.v.) ona, anlamadığım bir şeyler söyledi. Bedevî sordu:
— Memleketimizin hangi ağacına benzer?
—- Senin memleketindeki hiç bir ağaca benzemez. Sen Şam’a gittin mi?
— Hayır.
— Tûbâ ağacı, Şam’da yetişen, tek gövde üzerinde biten, tepe kısmı açılıp yayılan cevze denen bir ağaca benzer.
— Gövdesinin büyüklüğü ne kadardır?
—- Senin kabilenin develerinden güçlü bir deve onun gövdesinin etrafında dolansa, arka ayaklarının diz bağı çözülünceye ve ihtiyarlayıncaya kadar yol alsa, yine de gövdenin etrafındaki turunu tamamlayamaz.
— Orada üzüm var mıdır?
— Evet.
— Üzüm salkımlarının büyüklüğü ne kadardır?
— Alaca karganın kesintisiz olarak uçması halinde bir ayda alabileceği yol kadar uzun ve büyüktür.
— Üzüm taneleri ne kadar iridir? Bir taneyle bir kovayı doldurabilir miyiz?
— Evet…
— Anlattığın bu cennet, beni ve ailemi içine alabilecek kadar büyük müdür?
— Hem de aşiretinin tümünü içine alabilecek kadar büyüktür.”
Harmele… Ebû Saîd’den rivayet etti ki; adamın biri Peygamber (s.a.v.)’e şöyle dedi:
— Ey Allah’ın Rasûlü! Seni gören ve sana inanan kimseye ne mutlu!
— Beni gören ve bana inanan kimseye ne mutlu! Beni görmediği halde bana inanan kimseye ne mutlu, hem de ne mutlu!..
— Tûbâ nedir ya Rasûlallah?
— Cennetteki bir ağaçtır. Büyüklüğü, yüz senelik yoldur. Cennetliklerin elbiseleri, onun kapçıklarından elde edilir.”
Kaynak : ÖLÜM VE ÖTESİ – İBNİ KESİR
.
Yazı kategorisi: ÖLÜM VE ÖTESİ - İBNİ KESİR, BUNLARI BiLiYORMUYDUNUZ, DiGER KONULAR, DiNi KONULAR, GÜNCEL, GÜNDEM, GENEL, YORUMLAR, YORUMSUZ | Etiketler: Tûbâ Ağacı | » yorum bırak;
Posted by Site - Yönetici Kasım 23, 2011

Sırat Köprüsünden Bahseden Bazı Âyet-i Kerime Ve Hadis-i Şerifler
İnsanlar haşir (toplanma) yerinden ayrıldıktan sonra, sırat köprüsünün berisindeki karanlık bölgye gelirler. Nitekim önceki sayfalarda geçen ve Hz. Aişe’den rivayet olunan bir hadiste anlatıldığına göre göklerin başka göklerle, yerin de başka bir yerle değiştirileceği günde insanların nerede bulunacakları sorulduğunda Rasûlullah (s.a.v.) şöyle cevap vermiştir: ”Onlar köprünün berisindeki karanlıkta bulunacaklardır.” İşte o karanlık bölgede münafıklar müminlerden ayrılıp onların gerisinde kalır; müminler onları geçerler.
Aralarına bir sûr girer ve müminlere ulaşmalarına engel olur. Nitekim yüce Allah buyurmuş ki:
“İnanmış erkek ve kadınları, defterleri sağdan verilmiş ve ışıkları önlerinde olarak giderken gördüğün gün onlara şöyle denecektir: “Müjde; bugün altlarından ırmaklar akan, içinde temelli kalacağınız cennetler sizindir.” İşte bu büyük kurtuluştur. İki yüzlü erkek ve kadınlar müminlere: “Bizi de gözetin; ışığımızdan faydalanalım” dedikleri gün, onlara: “Ardınıza dönün de ışık arayın” denir. İnananlarla iki yüzlüler arasına, kapısının içinde rahmet ve dışında azâb olan bir sûr çekilir. İki yüzlüler, inananlara: “Biz sizinle beraber değümiydik” diye seslenirler. Onlar: “Evet öyle; fakat sizler kendinizi aldattınız, bize pusu kurdunuz. Allah’ın buyruğu gelene kadar dinde şüpheye düştünüz. Sizi kuruntular aldattı. Sizi şeytanlar Allah’a karşı da ayarttı. Bugün sizden ve inkâr edenlerden fidye kabul edilmez. Varacağınız yer ateştir. Lâyığınız orasıdır. Ne kötü bir dönüştür!“
“Allah’ın, peygamberini ve onunla beraber olan müminler utandırmayacağı o gün, ışıkları önlerinde ve defterleri sağlarından verilmiş olarak yürürler ve “Rabbimiz ışığımızı tamamla, bizi bağışla, doğrusu sen her şeye kadirsin” derler.” [504]
Beyhakî… Mesruk’tan rivayet etti ki; Abdullah şöyle demiştir:
“Cenab-ı Allah kıyâmt gününde insanları toplar. Ve şöyle seslenir: “Ey insanlar! Sizi yaratıp rızıklandıran ve şekillendiren Rabbinizin, dünyada dost edindiklerinize sizleri bu gündede dost kılmasına razı olmaz mısınız?” Böyle denildikten sonra Uzeyr (a.s.)’a dünyada iken tapanların karşısına Uzeyr’in şeytanı dikilir. Artık, dünyadayken taptıkları ağaçlar, dallar ve taşlar, insanların karşısına dikilir. Müslümanlar diz üstü çömelmiş olarak orada kalırlar. Kendilerine şöyle denilir:
— Neyiniz var sizin? Neden siz de diğer insanlarla birlikte gitmediniz?
— Bizim bir Rabbimiz var. Ama O’nu henüz görmedik.
— O’nu görürseniz tanır mısınız?
— Bizimle O’nun arasında bir alâmet vardır. Görürsek, o alâmetle tanırız kendisini.
:— Neymiş o alâmet?
— Baldırın açılmasıdır.
İşte o esnada baldır açılır. Dünyadayken kendisine ibadet etmiş olanlar, Allah’ın huzurunda secdeye kapanırlar. Bazı kimselerin sırtları ise öküz boynuzu gibi kaskatı kesilir. Secde etmek isterler ama edemezler. Secde halinde duranlara, kalkmaları için emir verilir. Başlarını kaldırırlar; kendilerine amelleri miktarınca ışıkları verilir. Kimin bir hurma ağacı kadar, kimine daha az miktarda ışık verilir. En sondakine ise ayağının baş parmağı miktarınca ışık verilir. Öyleki bu ışık bazan söner, bazan aydınlık saçar. Aydınlık saçtığında adamın ayağı ilerler. Söndüğünde ayakta durup bekler. Evet, kılıçtan keskince ve kaygan olan sırat köprüsünün üzerinden geçerler. Onlara: “Işığınız miktarınca ilerleyin” denir. Kimi, yıldız gibi kayarak; kimi rüzgar gibi eserek; kimi göz açıp kapatincaya dek kısa bir sürede; kimi binek hayvanım andırırcasına koşarak, kimi de koşar adımlarla o köprüden geçip gider. Herkes ameline göre oradan geçer. Işığı, ayağının baş parmağında olan kişi de geçer. Geçiş anında bir el iner, bir el kalkar, kimi adam düşer, kimi adam üste çıkar, yan taraflarına ateş isabet eder, neticede kurtulurlar. Kurtulduklarında da şöyle derler: “(Ey Cehennem!) Seni gördükten sonra bizi senden kurtaran Allah’a hamdolsun. Doğrusu Allah, hiç kimseye vermedğini bize verdi.“
Beyhakî… Enes b. Mâlik’ten rivayet etti ki; Peygamber (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Sırat köprüsü kıldan ince, kılıçtan keskincedir. Melekler (oradan aşağıya düşmesinler diye) mümin erkeklerle kadınları korurlar. Cebrail (a.s) de beni korur. Ben: “Yarab! Selâmet ver, selâmet ver” derim. O günde ayağı kayanlar ve ayak kaymaları çok olur.“
Sevrî… Mücahid’den rivayet etti ki; Cünade b. Ebi Ümeyye şöyle demiştir: “Allah katında sizin adlarınız, simanız, eşkâliniz, fısıldaşmalarınız ve oturduğnuz meclisler yazılıdır. Kıyamet günü olduğunda “Ey falan! Bu senin nurundur. Ey falan sana ise nur yoktur” denilir.” Böyle dedikten sonra Cünade şu âyeti okudu: “İnanmış erkek ve kadınları, defterleri sağdan verilmiş ve ışıkları önlerinde olarak giderken gördüğün gün .…”
Dahhâk dedi ki: Kıyamet gününde kendisine ışık verilmeyen kimse kalmaz. Sırat köprüsüne vardıklarında münafıkların ışıkları söner. Müminler bu durumu görünce, kendi ışıklarının da sönmesinden korkarak: “Rabbimiz! Işığımızı tamamla” derler.” [507]
İshak b. Beşîr Ebû Huzeyfe… İbn Abbas’tan rivayet etti ki: Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur:
“Kıyamet gününde Cenab-ı Allah (rahmetiyle) kullarını Örtmek için onları adlarıyla çağırır. Sırat köprüsünün yanına gelindiğinde mümin-münafık herkese ışık verir. Köprünün üzerine çıktıklarında, Cenab-ı Allah münafık erkeklerle kadınların ışıklarını ellerinden alır. Onlar da inanmışlara: “Bizi de gözetin; ışığınızdan faydalanalım” derler. Müminlerse: “Rabbimiz ışığımızı tamamla” derler. Orada kimse hatırlanmaz.”
İbn Ebi Hatim.,. Ebû Derdâ ve Ebû Zerr’den rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur:
“Kıyamet gününde secde etmesi için kendisine izin verilecek ilk kişi benim. Secdeden başını kaldırması için kendisine izin verilen ilk kişi de ben olacağım. (Secdeden kalktıktan sonra) önüme, arkama, sağıma, soluma bakacak ve diğer ümmetler arasında, kendi ümmetimi tanıyacağım.”
Adamın biri: “Ey Allah’ın Rasûlü! Nuh Peygamberden senin zamanına kadar geçen zamanlarda yaşamış olan onca ümmet arasından kendi ümmetini nasıl tanıyabileceksin?” diye sorunca, Rasûlullah (s.a.v) ona şu cevabı verdi: “Onları abdestin izi olarak alınlarında, el ve ayaklarmdaki parlaklıktan tanırım. Bu (ayırıcı özellik) başka ümmetlerde yoktur. Ayrıca amel defterleri sağ ellerine verilecektir. Onları simalarından ve yüzlerinden tanırım. Onları kendilerinin ve zürriyetlerinin önünde giden ışıklarından tanırım.” [509]
İbn Ebi Hatim… Safvan b. Amr’dan rivayet etti ki; Süleym b. Amir şöyle demiştir: Bir cenaze töreni için Dımaşk kapısından dışarı çıktık. Ebû Üma-me el-Bahilî de bizimleydi. Cenazenin namazı kılınıpta gömülmesine başlandığında Ebû Ümame dedi ki: “Ey insanlar! Siz, iyilikler ve kötülükleri paylaştığınız bir menzilde sabahlayıp akşamladınız. Yakında başka bir menzile göçeceksiniz. (Mezarı göstererek) o menzil de şurasıdır. Şurası yalnızlık evidir, karanlık evidir, kurtçukların evidir, darlık evidir, meğer ki Allah genişletsin sonra kıyamet gününde buradan başka yerlere göçeceksiniz. O yerlerde insanları Allah’ın emirlerinden bir emir bürür de bazı yüzler ağınır, bazı yüzlerse kararır. Oradan da başka bir menzile intikal edersiniz. İnsanları şiddetli bir karanlık bürür. Sonra insanlara ışık dağıtılır. Mümine ışık verilir ama kâfire ve münafıka verilmez. Onlar hakkında Cenab-ı Allah kendi kitabında şu örneği vermektedir: “Allah’ın nûr vermediği kimsenin nûr olmaz.” (Nûr, 22/40) Kör adamın, gören adamın gözü ile kendi çevresini görmesi nasıl mümkün değilse, aynı şekilde kâfir ve münafık ta müminin nûr ve ışığından yararlanamaz. Münafıkların, inanmışlara “Bizi de gözetin; ışığınızdan faydalanalım.” dedikleri gün, onlara: “Ardınıza dönün de ışık arayın” denir.”
Bu, Cenab-ı Allah’ın münafıklara yaptığı bir aldatmacadır. Zira yüce Allah buyurmuş ki: Yazının devamını oku »
Yazı kategorisi: ÖLÜM VE ÖTESİ - İBNİ KESİR, CENNET & CEHENNEM, DiGER KONULAR, DiNi KONULAR, GÜNCEL, GÜNDEM, GENEL, YORUMLAR, YORUMSUZ | » yorum bırak;
Posted by Site - Yönetici Eylül 8, 2011

Müminlerin Kendi Ailelerine Şefaat Edeceklerine Dâir Nakledilen Hadisler:
Bazıları Hz. Davud’un Zebur’unda şu âyetlerin yazılı olduğunu naklederler:
“Zahid kullarıma kıyamet gününde şöyle derim: ‘Ey kullarım! Buna göre çok basit olduğunuz için dünyayı sizden uzaklaştırmadım. Ama bu gün nasibinizi tam almanızı istedim. İnsan saflarının arasına girip araştırın. Beni ve hoşnutluğunu kazanmak amacıyla dünyada size bir lokma yemek yediren veya gıyabınızda sizi savunan veya bir ihtiyacınızı karşılayan sevdiğiniz kimseleri, elinden tutup cennete koyun.“
Tirmizî ve Beyhakî… Ebû Saîd’den rivayet ettiler ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
“Doğrusu ümmetimden öyle adamlar vardır ki; onlardan bazısı bir insan topluluğuna şefaat eder ve onun şefaat ettiği kimseler cennete girerler. Yine onlardan bazısı bir kabileye şefaat eder ve o kabile, onun şefaati sayesinde cennete girer. Yine onlardan bazısı bir erkeğe ve ailesine şefaat eder ve onlar da onun şefaati sayesinde cennete girerler.“
Bezzâr’ın kendi senediyle yaptığı merfu bir rivayette ise şöyle denmektedir: “Şüphesiz, bir adam, iki üç kişiye şefaat eder.”
Bezzâr… İbn Ömer’den rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
“Adama, “Ey Falan! Kalk ta şefaat et” denir. Adam kalkar; kendi (salih) ameline göre ya bir kabileye, ya bir aile efradına, ya bir adama, ya da iki adama şefaat eder.”
Bezzâr… Ebû Sümame’den rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
“Ümmetimden bir adamın şefaati sayesinde Mudar kabilesinin nüfusundan daha fazla sayıda insan cennete girer. Adam, kendi aile efradına şefaat eder. Kişi, kendi salih ameli nisbetinde şefaat eder.”
Hâkim… Ebû Ümame’den rivayet etti ki; Rasûlullah {s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
“Hasan veya Hüseyin gibi olmayan bir adamın şefaati sayesinde Rebia veya Mudar kabilelerinin nüfusu kadar insan cennete girecektir.” Adamın biri: “Ey Allah’ın Rasûlü! Mudar kabilesine göre Rebia kabilesi ne olur ki?” deyince Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Ben diyeceğimi dedim.”
İmam Ahmed b. Hanbel… Abdullah b. Şakik’in şöyle dediğim rivayet etmiştir: Kudüs’te üç kişilik bir cemaatin yanına oturarak dördüncüleri ben oldum. Onlardan biri dedi ki: Ben, Rasûlullah (s.a.v.)’in şöyle buyurduğunu işittim:
“Ümmetimden bir adamın şefaati sayesinde Benî Temim kabilesinin nüfusundan daha çok insan cennete girecektir.” Bizler, “Ey Allah’ın Rasûlüî Senden başka değil mi?” diye sorduk; şu cevabı verdi: “Evet, benden başka...” Ben kendisine: “Bunu sen Rasûlullah’tan işittin mi?” diye sordum. “Evet” dedi. Kalkıp gittikten sonra da oradakilere: “Bu kimdir?” diye sordum. İbn Ebi Hazza olduğunu söylediler.
Kaynak : ÖLÜM VE ÖTESİ – İBNİ KESİR
.
Yazı kategorisi: ÖLÜM VE ÖTESİ - İBNİ KESİR, DiGER KONULAR, DiNi KONULAR, GÜNCEL, GÜNDEM, GENEL | » yorum bırak;
Posted by Site - Yönetici Şubat 19, 2011

Kevser ırmağının Vasfı
Kevser Irmağının Vasfı
Bu, Cennet ırmaklarının en meşhurudur. Yüce Allah, kendi lütuf ve ke-remiyle bize ondan içmeyi nasib eylesin.
Bununla ilgili olarak Kurân-ı Kerim’de şöyle buyurulmaktadır:
“Ey Muhammed! Doğrusu sana Kevser’i vermişizdir. Öyleyse Rabbin için namaz kıl, kurban kes. Doğrusu adı sanı ortadan kalkacak olan, sana kin tutan kimsedir.” (Kevser, 108/1-3)
Sahih-i Müslim’de… Enes’ten rivayet olundu ki; bu sûre kendisine nazil olduğu zaman Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
“Kevser’in ne olduğunu biliyor musunuz?“
Sahabiler dediler ki:
— Allah ve Rasûlü daha iyi bilir. Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:
“O bir nehirdir, Allah, azze ve celle bana vaad etmiştir; onda birçok hayır vardır.”
Sahihayn’da… Enes’ten rivayet olundu ki; Mirâc hadisesinin bir bölümünde Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
“Bir ırmağın yanına götürüldüm. O ırmağın kıyılarında içi oyuk iri inciler vardı. “Ey Cibril! Bu nedir?” diye sordum. “Bu, Aziz ve Celil olan Allah’ın sana bahşetmiş olduğu Kevser’dir.” dedi.”
Bu hadisin bir varyantında şöyle bir ifadeye rastlanmaktadır: “Elimi suyun açtığı yere vurduğumda su yatağının katıksız bir misk olduğunu gördüm.“
İmam Ahmed b. Hanbel… Enes’ten rivayet etti ki; Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
“Kevser, cennette bir ırmaktır. Aziz ve Celil olan Rabbim onu bana va`adettî.“
İmam Ahmed b. Hanbel… Enes’ten rivayet etti ki; Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
“Bana Kevser verildi. Onun yer üzerinde akan bir ırmak olduğunu gördüm. Kıyılarında iri inciler vardır. Üstü kapalı değildir. Elimi toprağına (yatağına) vurduğumda katıksız misk olduğunu gördüm. Çakılları da incidendi.“
İmam Ahmed b. Hanbel… Enes b. Mâlik’ten rivayet etti ki; kendisine Kevser’in ne olduğu sorulduğunda Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
“Kevser, Allah’ın bana bahşettiği bir cennet ırmağıdır. Toprağı misktir. Suyu sütten beyaz, baldan tatlıdır. Oraya boyunları deve boynu gibi (uzun) kuşlar su içmeye gelirler.”
Ebubekir dedi ki:
— Ey Allah’ın Rasûlü! O çok hoştur.
— Onu yemek çok daha hoştur.“ Hâkim… Huzeyfe’den rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
“Cennette horasan devesi gibi (iri) bir kuş vardır.” Ebubekir dedi ki:
— O çok hoştur ya Rasulaüah.
— Onu yiyenler daha hoştur. Ve ey Ebubekir! Sen de onu yiyenlerden biri olacaksın.”
İmam Ahmed b. Hanbel… Enes b. Mâlik’ten rivayet etti ki; kendisine Kevser’in ne olduğu sorulduğunda Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
“Kevser, Aziz ve Celil olan Allah’ın bana bahşettiği bir ırmaktır, (suyu) sütten beyaz, baldan tatlıdır. Onda boyunları deve boynu gibi (iri) kuşlar vardır.“
Ömer (r.a.) dedi ki:
— Ey Allah’ın Rasûlü! O kuşlar hoştur.
— Onu yemek daha hoştur ey Ömer.”
İmam Ahmed b. Hanbel… İbn Ömer’den rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
‘Kevser, cennetteki bir ırmaktır. Kıyıları altundandır. Suyu, incinin üzerinden akar. Suyu sütten beyaz, baldan tatlıdır.”
İbn Cerir… Hz. Âişe’nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: “Kevser ırmağının şırıltısını duymak isteyen kimse, o sesi gözüyle duyamaz. Aksine o akıntının uğultusu, insanın parmaklarını kulaklarına koyduğunda duyduğu uğultu gibidir.“
Kaynak : ÖLÜM VE ÖTESİ – İBNİ KESİR
Yazı kategorisi: ÖLÜM VE ÖTESİ - İBNİ KESİR, DiGER KONULAR, DiNi KONULAR, GÜNCEL, GÜNDEM, GENEL, TÜRKİYE, YORUMLAR, YORUMSUZ | Etiketler: Kevser ırmağı | » yorum bırak;
Posted by Site - Yönetici Şubat 11, 2011

Mü'minler kendi ailelerine şefaat edeceklerdir
Mü’minler kendi ailelerine şefaat sdeceklerdir:
İbn Ebi’d-Dünya… Übey b. Kâ’b'dan rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
“Kıyamet gününde ben peygamberlerin hatibi, imamı ve şefaat sahibi olacağım.”
İbn Ebi’d-Dünya… Enes b. Mâlik’ten rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
“(Kıyamet gününde) ben onların (mezardan) ilk çıkanı, geldiklerinde rehberleri, sustuklarında sözcüleri, alıkonulduklarında şefaatçileri, ümitsizliğe düştüklerinde müjdecileri olacağım. O gün anahtarlar elimde olacaktır. Livâül hamd (hamd sancağı) elimde olacaktır. Aziz ve Celil olan Allah katında insanların en kıymetisi benim. Etrafımda bin hizmetçi dolaşacaktır. Onlar Örtülü yumurta ve saçılmış inci gibidirler.“
İmam Ahmed b. Hanbel… Enes b. Mâlik’ten rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
“Şefaatim, ümmetimin büyük günah işlemiş olanlarınadır.“
Müsned adlı eserinde Hafız Ebubekir el-Bezzâr, Enes’ten rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
“Şefaatim, ümmetimin büyük günah işlemiş olanınadır.”
İmam Ahmed b. Hanbel… Enes’ten rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
“Her peygamber bir dilekte bulundu” Ya da şöyle buyurmuştur: “Her peygamberin yaptığı bir duâ vardır ve bu duası kabul edilmiştir. Cenab-ı Allah benim duamı da, kıyamet gününde ümmetime şefaat etmekliğim şeklinde kabul buyurmuştur.”
İbn Ebi’d-Dünya… Enes’ten rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
“Kıyamet günü olduğunda bana şefaat hakkı verilir. Kalbinde zerre ağırlığınca imân bulunan kimselere şefaat ederim. Öyle ki kalbinde şu kadar iman bulunan bir kimse dahi (cehennemde) kalmaz.” Rasûlullah (s.a.v.) böyle buyururken baş parmağıyla işaret parmağını oynatmıştı.
İmam Ahmed b. Hanbel… Enes’ten rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
“Her peygamberin yaptığı ve kabul edilen bir duası vardır. Ben duamı, kıyamet gününde ümmetime şefaat olarak gizledim.”
Müslim… Enes’ten rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
“Kıyamet gününde müminler toplanır ve şefaati derinden derine düşünmeye başlarlar. Sonra da “Bizi şu bulunduğumuz yerden kurtarıp rahata erdirmesi için birini Rabbimiz şefaatçi gönderse” diyerek ve Hz. Âdem’in yanına gidip ona şöyle derler; “Sen insanların babasısın. Allah seni kendi eliyle yarattı. Ruhundan sana üfledi. Meleklere emredip onları sana secde ettirdi. Bizi şu bulunduğumuz yerden kurtarıp rahata erdirmesi için Rabbin katında bize şefaatçi ol.” Hz. Âdem: “Ben bunu size sağlayamam” der; işlemiş olduğu bir günahı hatırlatır; bu nedenle Rabbinden utanır.”
Ebû Avane’den nakledilen bir hadiste Peygamber (s.a.v.) şefaatin aşamalarını anlatırken şöyle buyurmuştur: “Sonra dördüncü kez Allah’ın huzuruna gidip şöyle derim: Ya Rab! Kur’ân’ın hapsettiklerinden başkası kalmadı.“
İmam Ahmed b. Hanbel… Enes’ten rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
“Kıyamet gününde müminler (toplanma yerinde) bekletilirler. Bu işten kurtulmanın çaresini derinden derine düşünmeye başlarlar. “Bizi şu bulunduğumuz yerden kurtarıp rahata erdirmesi için Rabbimize birini şefaatçi olarak göndersek” derler. Âdem‘ (a.s.)’e gidip şöyle derler: “Sen babamızsm. Yüce Allah seni kendi eliyle yarattı. Meleklerini sana secde ettirdi. Her şeyin ismini sana öğretti. Rabbin katında bize şefaatçi ol.” Âdem (a.s.): “Ben bunu size sağlayamam” der. Yasaklanmış olduğu halde ağacın meyvesinden yediğini, böylece günah işlediğini söyleyerek Nuh (a.s.)’a gitmelerini salık verir. Onun allah tarafından yeryüzü halkına gönderilen (ulül-azm) peygamberlerin ilki olduğunu söyler. Bunun üzerine insanlar Hz. Nuh’a giderler. O da onlara: “Ben bunu size sağlayamam” der. Bilmediği bir konuda Rabbinden (kâfir oğlunu affedip kurtarması gibi) bir istekte bulunma günahını işlediğini hatırlatır ve Hz. İbrahim’e gitmelerini salık verir. Onlar da Hz. İbrahim’e giderler. Ancak Hz. İbrahim onlara: “Ben bunu size sağlayamam” der. Ve üç kez yalan söyleyerek günah işlemiş olduğunu beyan eder. Ve Allah’la konuşma şerefine dünyadayken ermiş ve kendisine Tevrat gönderilmiş olan Musa peygambere gitmelerini salık verir. Yanına gittiklerinde Hz. Musa onlara: “Ben bunu size sağlayamam” der. Adam öldürerek günah işlemiş olduğunu beyan eder ve: “İsa’ya gidin. O, Allah’ın kelimesi ve ruhu olan bir kuldur.” der. Hz. İsa’ya giderler. Hz. İsâ onlara: “Ben bunu size sağlayamam. Ama siz Muhammed’e gidin. O, önceki ve sonraki günahları Allah tarafından bağışlanmış bir kuldur.” der. Bana gelirler. Ben de konağına gitmek için Rab-bim’den izin isterim. Bu izin verilir. Gidip kendisini gördüğümde secdeye kapanırım. Rabblm beni dilediği kadar o halde bırakır. Sonra da: “Ya Muhammed! Başını secdeden kaldır. Konuş, sözün dinlenecektir. Şefaat et, şefaatin kabul edilecektir. Dile, dileğin gerçekleşecektir.” der. Başımı secdeden kaldırırım. Rabbimi, O’nun bana öğrettiği şekilde hamd edip överim. Sonra şefaat ederim. Benim için bir sınır konulur. (Günahkârları) cennete koyarım.” Hemmam dedi ki: Rasûlullah (s.a.v.)’ın şöyle buyurduğunu da işittim: “Onları cehennemden çıkarıp cennete koyarım. Yanına ikinci kez gitmek için Rabbimden izin isterim. Bana bu izin verilir. Onu görünce secdeye kapanırım. Rabbim beni dilediği kadar o halde bırakır. Sonra da: “Ya Muham-med başını kaldır. Konuş, dinleneceksin. Şefaat et; şefaatin kabul edilecektir. Dile; dileğin gerçekleşecektir.” der. Başımı secdeden kaldırırım. Rabbimi, O’nun bana öğrettiği şekilde hamdedip överim. Sonra şefaat ederim. Benim için bir sınır konulur. Günahkârları cehennemden çıkarıp cennete koyarım. Yanına üçüncü kez gitmek için Rabbimden izin isterim. Bana bu izin verilir. Yanma gidip O’nu görünce secdeye kapanırım. Rabbim beni dilediği kadar o halde bırakır. Sonra da, “Ya Muhammedi Başını secdeden kaldır. Konuş, dinleneceksin. Şefaat et; şefaatin kabul edilecektir. Dile; dileğin gerçekleşecektir.” der. Başımı secdeden kaldırırım. Rabbimi, O’nun bana öğrettiği şekilde hamd edip överim. Sonra şefaat ederim. Benim için bir sınır konulur. Günahkârları cehennemden çıkarıp cennete koyarım. Cehennemde sadece Kur’ân’ın hapsettikleri kalır.” Yani orada ebediyyen kalmaları vacib olanlar kalırlar. Böyle dedikten sonra Rasûlullah (s.a.v.) şu âyet-i kerimeyi okudu:
“Belki de Rabbin seni övülecek bir makam yükseltir.” (îsrâ, 17/79)
Bu âyette sözü edilen makam, yüce Allanın Peygamberi (s.a.v.)’e vermeyi vaadettiği Makam-ı Mahmud’dur.
Bezzâr… Enes’ten rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
“Benden şefaat istenilmeye ve ben de şefaat etmeye devam ederim. Aziz ve Celil Rabbim de şefaatimi kabul buyurur. Nihayet ben derim ki: Ya Rab! Beni lâ ilahe illallah diyen kimselere şefaatçi kıl.“
İmam Ahmed b. Hanbel… Enes’ten rivayet etti ki; Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
“Ben ayakta durup ümmetimin sıratı geçmesini beklerken İsa bana gelip şöye der: “Ya Muhammed! Şu Peygamberler toplanıp sana gelmişler. Bütün ümmetler hakkında gerekli hükmü verip gidecekleri yere göndermesi ve onları içinde bulundukları şu durumdan kurtarması için Allaha dua etmeni senden istiyorlar. Bütün insanlar (maşherde) ağızlarına kadar tere batmışlardır. Mümin kimse, nezleye tutulmuş gibidir. Kâfiri ise ölüm bürür. Ben isa’ya: “Ben dönünceye kadar burada bekle” derim. Hemen gidip Arş’in altında dururum. Seçkin ve mürsel peygamberlerin karşılaşmadıkları bir ikramla karşılaşırım. Cenab-ı Allah, Cebrail’e şöyle vahyeder: “Muhammed’e git ve ona de ki: Başını secdeden kaldır. Dile, ne dilersen sana verilecektir. Şefaat et, şefaatin kabul edilecektir.” Ümmetim için şefaat eder ve her doksan dokuz kişiden birin cehennemden çıkarırım. Şefaat için sürekli Rabbimin yanına giderim. Huzurunda her duruşumda mutlaka şefaat ederim. Nihayet Allah bana dilediğimi verir. Bu cümleden olmak üzere bana şöyle der: “Ey Muhammed! Ümmetinden bir gün dahi ihlaslı olarak Allah’tan başka ilah bulunmadığına şehadet eden ve bu şehadet üzere vefat eden herkesi cennete koy.”
İbn Ebi’d-Dünyâ… Nadr b. Enes’ten rivayet etti ki; Enes şöyle demiştir:
“Kulların başına gelenler gelmiş iken Cibril, Peygamber (s.a.v.)’in yanına gelir ve “Rabbinden izin iste; ümmetin için şefaatçi olmayı dile.” der. Ben de arşın yanına yaklaşır, orada dururum. Orada hiç bir peygamberin ve gözde meleğin karşılaşmadığı bir ikramla karşılaşırım. Yüce Allah: “Dile ne dilersen verilecektir; şefaat et, şefaatin kabul edilecektir.” der. Ben de: “Ümmetim” der.”
İbn Ebi’d-Dünya… Ebû Büreyde’den rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
“Ümmetimden taşlar ve kerpiçler sayısınca insanlara şefaat edeceğimi umuyorum.”
İmam Ahmed b. Hanbel… Câbir b. Abdullah’tan rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
“Her peygamberin yaptığı bir duâ vardır. Ben duamı, kıyamet gününde ümmetime şefaat olarak gizledim.”
Kaynak : ÖLÜM VE ÖTESİ – İBNİ KESİR
Yazı kategorisi: ÖLÜM VE ÖTESİ - İBNİ KESİR, DiGER KONULAR, DiNi KONULAR, GÜNCEL, GÜNDEM, GENEL, YORUMLAR, YORUMSUZ | Etiketler: şefaat | » yorum bırak;
Posted by Site - Yönetici Şubat 7, 2011

Büyük Şefaat (Şefaati Uzmâ)
Kıyamet Gününde Rasûlullah (S.A.V)’in Şefaati İle ilgili Hadisler Ve Bunların Nevileri.Büyük Şefaat (Şefaati Uzmâ)
Bunların birinci nev’i, Rasûlullah (s.a.v.)’in ilk şefaati yani şefaat-ı uzmâdır. Bu, onun kardeşleri olan diğer müminlerin ve Rasûllerin arasında sadece kendisine özgü olan şefaattir. Allah’ın salât-ü selâmı hepsinin üzerine olsun.
Bütün insanlar, hatta İbrahim Halilullah, Musa Kelimullah bile Rasû¬lullah (s.a.v.)’in bu şefaatine rağbet edip yönelirler. İnsanlar önce şefaat talebiyle Âdem (a.s.)’a, sonra sırasıyla diğer peygamberlerle müracatta bulunurlar. Hepsi, şefaatte bulunamayacaklarını söyler ve onlardan yüz çevirirler. Nihayet iş gelip dünya ve ahirette, her zaman insanların efendisi ve Allah Rasûlü Muhammed (s.a.v.)’e dayanır. O: “Ben buna varım. Ben buna varım” der. Gidip Aziz ve Celil olan Allah katında şefaatte bulunur. Gelip kullar arasında hüküm vermesini, onları mahşerde beklemekten kurtarmasını, müminlere cennet mükâfatını, kâfirlere de cehennem cezasını vererek müminlerle kâfirleri birbirlerinden ayırmasını diler. Nitekim biz bu şefaat-ı uzmâyı (İbn Kesir tefsirinde) şu âyet-i kerimeyi açıklarken anlatmıştık:
“Ey Muhammed! Geceleyin uyanıp, yalnız sana mahsus olarak fazladan namaz kıl. Belki de Rabbin seni övülecek bir makama yükseltir.” (isrâ, 17/79)
Bu şefaat makamını yeterince anlatan hadisleri önceki kısımlarda nakletmişizdir. Hamd ve minnet Allah’adır.
Diğer Nebi Ve Mürseller Arasında Sadece Peygamberimiz (S.A.V.)’e Verilen Bazı Hususiyetler:
Buharı ve Müslim’in sahihlerinde… Câbir b. Abdullah’tan rivayet olundu ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
“Benden önce hiç bir peygambere verilmeyen beş şey bana verildi: Bir aylık mesafeye kadar korkumun uzamasıyla bana yardım edildi. Yeryüzü benim için mescit ve temizleyici kılındı. Benden önce hiç kimseye helâl kılınmamışken ganimetler bana helâl kılındı. Bana şefaat hakkı verildi. Daha önceleri bir peygamber sadece kendi kavmine gönderildi. Bense bütün insanlığa gönderildim.“
“Bana şefaat (hakkı) verildi” sözüyle, şefaat-ı uzmâ makamı kastedilmiştir ki bu, Rasûlullah (s.a.v.)’in Aziz ve Celil olan Allah katında yapacağı ilk şefaattir. Mahşerde bekleşen kullar arasında gelip hüküm vermesini, bu şefaati yaparken Allah’tan dileyecektir. Bütün insanlar, hatta İbrahim Halilullah, Musa Kelimullah, diğer nebi ve rasûllerle müminler de bu şefaate rağbet edecek ve imreneceklerdir. Öncekiler ve sonrakiler bu makamın üstünlüğünü kabulleneceklerdir. Bu sadece Peygamber (s.a.v.) efendimize özgü bir şefaattir.
Günahkârlar için yapılacak olan şefaate gelince, bunu peygamberimiz yapacağı gibi diğer peygamberler ve melekler de yapacaklardır. Bununla ilgili açıklamayı inşaallah nakledeceğimiz sahih hadislerde vereceğiz.
Beyhakî… Abdullah b. Selâm’dan rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
“Ben Ademoğullarının efendisiyim. Bunu söylemekle övünmüyorum. Kendisi için yerin yarılarak (mezardan ilk çıkacak) kişi ben olacağım. İlk şefaat eden ve şefaati ilk kabul edilen ben olacağım. Elimde livâül hamd (hamd sancağı) bulunacaktır. Adem’e ve onun alt seviyesinde bulunanlara da şefaat edeceğim.”
Şefaatin İkinci Ve Üçüncü Nevileri: Hz. Peygamberin, İyiliklerimle Kötülükleri Birbirine Eşit Olan Kimselere, Cennete Girmeleri İçin; Cehenneme Girmeleri Emredilmiş Olan Kimselere De, Cehenneme Girmemeleri İçin Şefaat Etmesi:
Kitabü’l-Ehvâl adlı eserinde Hafız Ebubekir b. Ebi’d-Dünyâ… Abdullah b. Abbas’tan rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
“Kıyamet gününde peygamberler için altından minberler kurulur. Bu minberlerin üzerine otururlar. Benim minberim kurulu kalır. Üzerine oturmam. Ben cennete götürülürüm de benden sonra ümmetim arkada kalır korkusuyla minbere oturmam; Aziz ve Celil olan Allah’ın huzurunda ayakta bekler ve “Ya Rab! Ümmetim“. Yüce Allah: “Ya Muhammed! Üm-metine ne yapmamı istiyorsun?” der. “Ya Rab! Hesaplarını çabuk gör.” derim. Onları çağırır; hesaba çekilirler. Kimi yüce Allah’ın rahmetiyle, kimi de benim şefaatimle cennete girer. Şefaate devam ederim. Nihayet cehenneme gönderilen bazı adamların kurtuluş vesikası bana verilir. Öyleki cehennem bekçisi Mâlik bana şöyle der: “Ya Muhammed! Rabbinin gazabının senin ümmetinden intikam almasına imkân bırakmadın.”
Yine Ebubekir b. Ebi’d-Dünyâ… Ebû Hüreyre’den rivayet etti ki; Pey-gamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
“İnsanlar çıplak olarak hasredilirler. Gözlerini semaya dikmiş olarak toplanır ve haklarında hüküm verilmesini göğe bakarak kırk sene müddetle beklerler. Aziz ve CeliI olan Allah, Arş’tan kürsüye iner. İlk çağırılan İbrahim Halil (a.s.) olur. Ona ince ve beyaz dokumalı iki cennet elbisesi giydirilir. Sonra Aziz ve Celil olan Allah: “Ümmî peygamber Muhammed’i çağırın” der. Ben kalkar (ve huzura gider)im. Bana bir cennet elbisesi giydirilir. Havuzdan benim için su fışkırtılır. Havuzun genişliği, Eyle’den Kabe’ye kadardır. İnsanların susuzluktan boğazlan parçalanmış olduğu halde ben o havuzun suyundan içer ve o suyla yıkanırım. Sonra kalkıp Arş’in sağ tarafına gider dururum. O makamda benden başkası duramaz. Sonra: “Dilekte bulun ki, dileğin verilsin; şefaat et ki, şefaatin kabul edilsin.” denilir.”
Adamın biri “Ebeveynin için bir şey umuyor musun ey Allah’ın Rasû-lü?” diye sorunca Rasûlullah (s.a.v.) şöye cevap verdi: “İstediğim şey bana verilse de verilmese de onlar için mutlaka şefaat edeceğim. Onlar için bir şey ummuyorum.“
Minhal, Abdullah b. Haris’ten rivayet etti ki; Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
“Ümmetimden bir topluluğun cehenneme götürülmeleri emredilir. “Ya Muhammed! Senden şefaat diliyoruz.” derler. Meleklere, onları durdurmalarını emrederim. Hemen gider, Aziz ve Celil olan Rabbimden izin isterim. Bana izin verilir, secdeye kapanırım ve: “Ya Rab! Ümmetimden bir topluluğun cehenneme gönderilmesini emretmişsin!” derim. Yüce Rab: “Git bakalım; çıkarılmalarını Allah’ın dilediği kimseleri cehennemden çıkar” der. Bu defa cehennemde kalan diğerleri; “Ya Muhammed! Senden şefaat diliyoruz. Rab-bine tekrar git ve (bizim de buradan çıkarılmamız için) izin iste.” diye seslenirler. Tekrar Rabbime gidip izin isterim. Bana izin verilir; secdeye kapanırım. Yüce Rab, bana: “Başını secdeden kaldır. Dile ki, dileğin yerine getirilsin. Şefaat et ki, şefaatin kabul edilsin.” der. Ben secdeden kalkar ve Allah’ı daha önce hiç kimsenin övmediği bir şekilde överim. Sonra, “Ümmetimden bir topluluğun cehenneme gönderilmesi emredilmiştir” derim. Yüce Allah: “Git bakalım; onlardan ‘lâilahe illallah‘ diyenleri cehennemden çıkar.” der. Ben: “Kalbinde bir habbe ağırlığınca imân bulunanlarıda cehennemden çıkarayım mı?” diye sorarım. Yüce Allah: “Ya Muhammed! Bu sana değil, bana mahsustur” der. Ben hemen gidip, “çıkarılmalarını Allah’ın dilediği kimseleri cehennemden çıkarırım.” Geride bazı kimseler kalır ve onlar cehenneme girerler. Cehennemlikler onları ayıplayarak, “Siz Allah’a ibadet etmiş ve O’na ortak koşmamış olduğunuz halde Allah sizi cehenneme koydu!” derler. Cehenneme girmiş olan günahkâr müminler bu ayıplanma nedeniyle hüzünlenirler. Bunun üzerine Cenab-ı Allah, meleklerden birini bir avuç suyla oraya gönderir. Melek o suyu ateşe serper. La ilahe illallah ehli günahkârların tümünün yüzüne o sudan birer damla isabet eder. O su damlacığıyla belli olup tanınırlar. Diğer cehennemlikler onlara imrenirler. Sonra Cehennemden çıkıp cennete girerler. Onlara: “İlerleyin bakalım” denilir. İnsanları konuk ederler. İnsanların hepsi onlardan sadece birine konuk olsa, yine de hepsini alabilecek yeri olur ve ikram da bulunabilir! Onlara “Tecrid edilmişler” adı verilir.”
Bu ifadeler şefaatin birden fazla olacağını ve ateşe girmeleri emredilmiş olanlara üç kez ateşe girmesinler diye şefaat edileceğini gerektirmektedir. Yüce Allah’ın, Hz. Peygambere “Çıkar” yani cehennemden kurtar diye bir kaç kez emir vermesi ve bundan sonra bile bazı kimselerin cehenneme girip orada kalmaları, şefaatin bir kaç kez yapılacağını ispatlamaktadır. Doğrusunu yüce Allah daha iyi bilir.
Hz. Peygamberin Şefaatinin Dördüncü Nev’i:
Bu, cennete girenlerin orada amellerinin sevabının gerektirdiğinden daha üst derecelere çıkarılmalarını sağlayacak olan şefaattir. Mutezile mezhebi, diğerlerine değil de sadece bu nevi şefaatin olacağına muvafakat etmiştir. Bu mezhep, bu konuda mütevatir hadisler varid olmasına rağmen şefaatin diğer nevi ve makamlarına inanmamakta ve muhalefet etmektedir. Bu husus inşa-allah yakında açıklanacaktır. Güvencimiz ve dayanağımız Allah’tır.
Sahih-i Müslim’de… Enes b. Mâlik’ten rivayet olundu ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
“Cennet(e giriş hususun)da ilk şefaat edecek olan benim.”
Sûr hadisinde, insanların sırat köprüsünü geçmeleri anlatıldıktan sonra Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyuruyor:
“Cennetlikler cennetin kapısına vardıklarında, “Rabbimizin katında, cennete girmemiz için kim bize şefaat edecek?” derler. Sonra da; “Bu hususta babanız Adem’den daha liyakatli kim vardır?! Çünkü Allah onu kendi eliyle yarattı, ona kendi ruhundan üfledi ve önce onunla konuştu.” diyerek Adem (a.s.)’in yanına gider; ondan şefaat talebinde bulunurlar. O da bir günah işlemiş olduğunu hatırlatarak “Ben şefaat edecek durumda değilim ama Nûh (a.s.)‘ın yanına gidin. Çünkü O, Allah’ın ilk elçisidir.” der. Nûh (a.s.)’ın yanına gidip şefaat talebinde bulunurlar, ama o da bir günah işlemiş olduğunu hatırlatara “Ben şefaat edecek durumda değilim, ama Mûsâ (a.s.)ın yanına gidin.” der. Mûsâ (a.s.)’ın yanına gider, ondan şefaat talebinde bulunurlar, ama o da bir günah işlemiş olduğunu hatırlatarak “Ben şefaat edecek durumda değilim, ama Muhammed (s.a.v.)’in yanına gidin” der.
Yanıma gelirler. Aziz ve Celil olan Rabbimin nezdinde O’nun bana söz vermiş olduğu üç şefaat hakkı vardır. Koşup cennetin kapısına gider, kapının halkasını tutar, açmalarını söylerim. Kapıyı bana açar ve bana selâm verip merhaba derler. Cennete girip Aziz ve Celil olan Rabbime baktığımda, huzurundan hiç birine vermediği kadar bana, kendisine hamdedip temcitte bulunmama izin verir. Sonra bana: “Ya Muhammed! Başını secdeden kaldır. Şefaat et ki, şefaatin kabul edilsin. Dile ki, dilediğin verilsin.” der. Başımı kaldırdığımda durumumu daha iyi bildiği halde bana sorar:
— Durumun nedir? Ne istiyorsun?
— Ya Rab! Şefaat hakkı vermiştin bana. Şimdi cennete girebilmeleri için, cennetliklere şefaat etmeme izin ver.
— Seni onlara şefaatçi kıldım. Onların cennete girmelerine izin verdim.“
Rasûlullah (s.a.v.) şöyle derdi: “Beni hak dinle gönderen zât’a yemin ederim ki; sizler, cennetliklerin cennette eşlerini ve meskenlerini tanıdıkları kadar dünyada eşlerinizi ve meskenlerinizi tanıyor değilsiniz.“
“Cennetliklerden her bir erkek, Aziz ve Celil olan Allah’ın yaratmış olduğu yetmiş iki zevcenin ve Adem’in neslinden olan iki kızın yanına (gerdeğe) girecektir. Bu iki kız dünyada Allah’a ibadet ettiklerinden dolayı, (hurilerden) Allah’ın dilediklerine üstün kılınacaklardır.”
Şefaatin Sekizinci Nev’i: Muhammed Ümmetinin Büyük Günah İşlemişlerinin Cehennemde Olanlarına Hz. Peygamberin Şefaat Ederek Cehennemden Çıkarması:
Bu neviden şefaatin mevcudiyetine ilişkin mütevatir hadisler rivayet edilmiştir.
Şefaat Bilgisi Kendilerine Gizli Kaldığı İçin Hariciler Ve Mutezile Şefaati İnkâr Etmişlerdir:
Bazıları da işi inada bindirdiklerinden dolayı ‘şefaat vardır’ demeyi red-detmişlerdir. Haricîler ve Mutezile bu konuda bilgi sahibi olmadıklarından ilgili hadislerin sıhhatini bilmediklerinden ve bunu bilenlere karşı inatçılık¬larından dolayı muhalefet etmişler ve bidatlerini devam ettirmişlerdir. Bu şe¬faate melekler, peygamberler ve müminler iştirak ederler. Peygamber (s.a.v.) bu şefaati tekrarla yapacaktır.
H.z Allah ümmeti Muhammedi Peygamberimizin şefaatine nail eylesin.
Kaynak : ÖLÜM VE ÖTESİ – İBNİ KESİR
Yazı kategorisi: ÖLÜM VE ÖTESİ - İBNİ KESİR, DiGER KONULAR, DiNi KONULAR, GÜNCEL, GÜNDEM, GENEL, YORUMSUZ | 5 Yorum »
Posted by Site - Yönetici Aralık 20, 2010

Lânetçiler Dışında Bütün Müminler Kıyamet Gününde Şefaat Edecektir
Lânetçiler Dışında Bütün Müminler Kıyamet Gününde Şefaat Edecektir:
İsmail b. Rafi… Ebû Hüreyre’den rivayet etti ki; Peygamber (s.a.v.) cennete girişi anlattıktan sonra şöyle buyurmuştur:
“… Sonra derim ki: “Ya Rab! Ümmetimden cehenneme düşenler için beni şefaatçi kıl.” Cenab-ı Allah buyurur ki: “Evet. Kalbinde dinarın üçte ikisi, yarısı, üçte biri, dörtte biri, hatta iki kırat ağırlığınca imân bulunan kimseleri cehennemden çıkarın. Hiç hayırlı amel işlememiş kimseleri de cehennemden çıkarın.” Sonra (müminlerin) şefaat etmelerine izin verilir. Herkes şefaat eder. Şefaat etmeyen kalmaz. Yalnız lânetçi hariç. O şefaat edemez.
İblis bile o gün Allahın bol rahmetini gördüğü için kendisine şefaat edileceğini umarak cehennemde ayağa kalkarak boynunu uzatıp bakar.
Artık şefaat edecek kimse kalmayacagını anlayınca Cenab-ı Allah: “Şefaatçi olarak merhametlilerin en merhametlisi olan ben kaldım.” der ve sayılarını ancak kendisinin bildiği miktarda çok kimseyi cehennemden çıkarır.
-Onlar yanmış tahtalar gibidirler.
- Onları cennet kapısının bitişiğindeki hayat ırmağına atar.
Orada sel artığı su ve birikintilerde yetişen bitkiler gibi bitip çıkarlar.”
Hafız Ebû Ya’lâ… Enes’ten rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
“Cehennemliklere sıra halinde resm-i geçit yaptırılır. Müminler onların yanından geçerler. Cehennemliklerden biri, dünyadan tanıdığı bir mümini onların arasında görür ve ona şöyle der: Ey falan! Söyle ve şöyle bir ihtiyaç için benden yardım istediğin günü hatırlıyor musun? İhtiyaç duyduğun o şeyi sana verdiğim günü hatırlıyor musun? (Ravi diyor ki: Bence o ‘Şöyle ve şöyle bir şeylerden daha bahseder.’ Mümin kişi, cehennemlik adamın anlattıklarını hatırlar. Onu tanır; Rabbinin katında onun için şefaat eder ve Rabbi de onun hakkında yaptığı şefaati kabul eder.”
Bu hadisin senedinde zayıflık vardır.
İbn Mâce… Hasan’dan rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
“Kıyamet gününde cennetliklerden bir adam şöyle der: “Ya Rab! Dünyadayken falan adam bana bir içim su içirdi. Beni ona şefaatçi kıl.” Cenab-ı Allah ona: “Git, onu cehennemden çıkar bakalım! der. O da gidip araştırır ve onu cehennemden çıkarır.”
Kaynak : Ölüm ve Ötesi - İbn-i Kesir
Yazı kategorisi: ÖLÜM VE ÖTESİ - İBNİ KESİR, DiGER KONULAR, DiNi KONULAR, GÜNCEL, GÜNDEM, GENEL, YORUMLAR, YORUMSUZ | » yorum bırak;
Posted by Site - Yönetici Kasım 12, 2010

Cuma Günü Cenab-ı Allah'ı Görme Günüdür.
Cuma Günü Fazla İnsan, (Yani Cenab-ı Allah’ı Görme) Günüdür:
Müsned’inin Kitâb’ül-Hücce bölümünde İmam Şafiî… Umeyr’den rivayet etti ki; Enes b. Mâlik şöyle demiştir:
“Cebrail, üzerinde bir nokta bulunan beyaz bir aynayı Peygamber (s.a.v)’e getirdi. Peygamber (s.a.v.) ona sordu:
— Bu nedir?
— Bu cumadır. Bu vesileyle sen ve ümmetin üstün kılındınız. Bu hususa insanlar yani yahudi ve hristiyanlar size tabidirler. Bunda sizin için hayır vardır. Bu günde öyle bir an vardır ki, o anda Allah’a hayır duada bulunan kimsenin duasına mutlaka icabet edilir. Bizim yanımızda Cuma, mezid günüdür.
— Ey Cebrail! Mezid günü ne demektir?
— Şüphesiz, Rabbin firdevs cennetinde geniş bir vadi edinmiştir. Orada bir misk tepesi vardır. Cuma günü olduğunda, noksanlıklardan münezzeh olan yüce Allah oraya iner. Dilediği miktarda meleklerim de oraya indirir. O vadinin çevresinde nurdan minberler vardır. O minberlerin üzerinde peygamberlerin kürsüleri vardır. O minberlerin etrafında altın kürsüler vardır. Kürsüler, yakut ve zeberced taçlıdır. Bu kürsülerin üzerine şehidler ve sıd-dıklar otururlar. Evet, bunlar, peygamberlerin arka plânında otururlar. Aziz ve Celil olan Allah: “Ben Rabbinizim, ben Rabbinizim. Size vermiş olduğum sözü yerine getirdim. Dileyin benden, vereyim size.” der. Onlar da: ‘Ey Rab-bimiz! Senden hoşnudluğunu diliyoruz‘ derler. Yüce Allah buyurur ki: “Sizden hoşnud oldum. Dileğiniz yerine getirilecektir. Benim katımda daha fazlası (mezid) de vardır.?“
Rablerinin kendilerine cuma gününde hayırlı şeyler vermesi nedeniyle müminler o günü çok severler. O, Rablerinin Arş üzerinde istiva ettiği bir gündür. O günde Adem (a.s.) yaratıldı. O günde kıyamet kopacaktır.”
Bezzâr… Enes’ten rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Cibril, elinde beyaz bir aynayla bana geldi. Aynanın üzerinde siyah bir nokta vardı. Ona dedim ki:
— Ey Cibril, bu nedir?
— Bu Cumadır. Rabbin bunu sana sunacak ve bu, senin için, senden sonra da kavmin için bir bayram olacaktır. Bu hususta sen ilk olacaksın. Yahudi ve hristiyanlarsa senden sonra geleceklerdir.
— Cumada bizim için ne vardır?
— O günde Öyle bir an vardır ki; mümin kişi o anda Rabbine -kendisi için taksim edilmiş- bir hayır duâ bulunursa, Rabbi, dilediğini ona mutlaka verir. Kendisi için taksim edilmemiş bir hayır duada bulunursa Rabbi ona, dilediği o şeyden daha büyük bir şeyi onun için yanında tutar. Mü’min kişi o anda -kaderine yazılmış olan- bir kötülükten Rabbine sığınırsa Rabbi onu, o kötülükten daha büyük bir kötülükten korur.
— Şu siyah nokta nedir?
— Kıyamet günündeki o (eşref) andır. Bizim yanımızda Cuma, günlerin efendisidir. Ahirette biz ona mezid günü deriz.
— Mezid günü ne demektir?
— Rabbin cennette, beyaz misk akıtan geniş bir vadi edindi. Cuma günü olunca yüksek oan illiyyîn makamından oraya inip kürsüsünün üzerine oturur. Sonra o kürsünün çevresine nurdan minberler kurulur. Peygamberler gelip o minberlere otururar. Sonra o minberlerin çevresine altundan kürsüler konulur. Sıddıklar ve şehider gelip o kürsülere otururlar. Daha sonra cennet ehli gelip (miskten) tepenin üzerine otururar. Aziz ve Celil olan Rableri onlara tecellîde buunur ki onlarda O’nun mübarek zâtını seyretsinler. Rableri onlara: “Size verdiğim sözü yerine getirdim. Nimetimi size tamamladım. Burası benim ikramda bulunacağım yerdir. Dileyin benden ne dilerseniz.” der. Onlar da artık hiç bir istek ve arzuları kalmaymcaya dek dilekte bulunurlar. O esnada Rableri onlara gözlerin görmediği, kulakların işitmediği, insanın kalbinden geçmemiş şeyleri verir. İnsanların Cuma namazından sonra (camiden) ayrılıp gitmeleri kadar bir zaman geçtikten sonra yüce Allah kürsüye çıkar. O’nunla birlikte şehidler ve sıddıklar da yerlerine otururlar. Oda (gurfe) sahipleri de beyaz inciden veya kızıl yakuttan, yahut yeşil zebercedden mamul olan odalarına dönerler. O odaların kapıları süslü olup yanlarında meyveleri aşağı sarkmış ağaçlar vardır. Odalarda (müminlerin) eşleri ve hizmetçileri de vardır. Daha fazla ikram görmek ve yüce Rabbin mübarek zâtını seyretmek için onlar, Cuma gününe ihtiyaç duydukları kadar başka bir şeye ihtiyaç duymazlar. Bu nedenle cumaya, mezid günü denilmiştir.”
Bezzâr… Huzeyfe’den rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
“Cebrail bana gelip mezid gününü anlattı ve şöyle dedi: Cenab-ı Allah arşı taşıyan meleklere, onlarla kendisi arasındaki perdeleri kaldırmalarını vahyeder. O’ndan duyacakları ilk söz şu olur: “Beni görmedikleri halde gıyaben bana itaat eden, elçilerime tabi olan, emrimi tasdik eden kullarım nerede? Benden dilekte bulunun. Bu, mezid günüdür.” Kullar da hep bir ağızdan “Razı olduk. Sen de bizden razı ol.” derler. Yüce Allah sözünü şöyle sürdürür: “Ey Cennet ehli! Eğer sizden razı olmasaydım sizi cennetime yerleş-tirmezdim. Bu gün, mezid günüdür. Benden dilekte bulunun.” Bunun üzerine kullar, hep bir ağızdan, “Ya Rab! Bize yüzünü göster de seni görelim” derler. Cenab-ı Allah perdeyi açar. Onlara nûrû ile tecelli eder. Eğer ölmemelerini hükme bağlamış olmasaydı, bu tecelli nedeniyle kullar yanarlardı. Sonra onlara: “Konaklarınıza dönün” denilir. Onlar da konaklarına dönerler. Her yedi günde bir onlaf için bir gün vardır ki, o da cuma günüdür.”
Kaynak – Ölüm ve Ötesi – İbni Kesir
.
Yazı kategorisi: ÖLÜM VE ÖTESİ - İBNİ KESİR, DiGER KONULAR, DiNi KONULAR, GÜNCEL, GÜNDEM, GENEL, TÜRKİYE, YORUMLAR, YORUMSUZ | 2 Yorum »
Posted by Site - Yönetici Ekim 22, 2010

Gece Namazının, Yemek Yedirmenin Ve Çok Oruç Tutmanın Fazileti
Gece Namazının, Yemek Yedirmenin Ve Çok Oruç Tutmanın Fazileti:
Taberanî… Ebû Musa el-Eş’arî’den rivayet etti ki; Rasûiullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
“Doğrusu cennette; dışı içinden içi de dışından görünen odalar vardır. Bunlar, konuşmayı güzel yapan, yemek yediren, insanlar uyurken kendileri geceyi namaz kılarak geçirenler içindir.“
Ebû Mâlik el-Eş’arî: “Ey Allah’ın Rasûlü! O odalar kimler içindir?” di¬ye sordu.
Rasûlullah (s.a.v.) buyurdu ki:
“Konuşmayı güzel yapan, yemek yediren, insanlar uyurken kendileri geceyi namaz kılarak geçirenler içindir.“
Bazı hadislerde anlatıldığına göre; cennetteki köşk kapıları, kapı kanat¬ları ve tavanlarıyla birlikte yekpare inciden yapılmıştır.
Başka bir hadis-i şerifteyse şöyle buyurulmuştur:
“Cennetin çatıları nurdandır. Çakan şimşek gibi parıldar. Cenab-ı Allah insanların gözlerini sabitleştirmeseydi, bu parlaklık onların gözlerini kısa sürede kör ederdi.”
Beyhakî… Câbir b. Abdullah’ın şöyle dediğini rivayet etmiştir: Rasûlu¬lah (s.a.v.) bize şöyle buyurdu:
— Size cennetin odalarından bahsedeyim mi?
— Evet, anlat ya Rasulallah, anamız babamız sana feda olsun.
— Cennette öyle odalar var ki, yapımında bütün mücevher çeşitleri kul¬lanılmıştır. Dışı içinden, içi de dışından.görünür. Oralarda gözlerin görmedi¬ği, kulakların duymadığı nimetler, lezzetler ve imrenilecek şeyler vardır.
— O odalar kimler içindir ya Rasulallah?
— Selâmı yayan, yemek yediren, oruca devam eden ve insanlar uyurken geceleyin namaz kılanlar içindir.
— Ey Allah’ın Rasûlü! Buna kim güç yetirebilir?
— Ümmetim buna güç yetirebilir. Bunu size haber vereceğim. Şöyleki: Bir kimse müslüman kardeşiyle karşılaştığında ona selâm verir, kardeşi de selâmını alırsa selâmı yaymış olur. Ailesine ve hâne halkına doyurasıya ye¬mek yediren kişi, yemek yedirmiş olur. Ramazan ayını ve her ayın da üç gü¬nünü oruçlu geçiren kimse, oruca devam etmiş olur. Yatsı ve sabah namazını cemaatle eda eden kimse, insanlar yani yahudi, hristiyan ve mecusiler uyurken geceleyin namaz kılmış olur.”
Beyhakî… İmrân b. Husayn ile Übeyy’den rivayet etti ki; “Sizi Adn cennetlerinde hoş yerlere koyar.” (Tevbe, 9/73) âyet-i kerimesini kendisine sorduklarında Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
“İnciden bir saray… Bu sarayda, yakuttan inşâ edilmiş yetmiş bina; her binada yeşil zümrütten yetmiş oda; her odada bir kanepe; her kanepede her renkten yetmiş yatak; her yatakta iri gözlü hurilerden bir zevce; her odada yetmiş sofra; her sofrada yetmiş türlü yemek; her evde de yetmiş câriye bu¬lunacak ve bu anlatılanların hepsine varacak kadar bir güç, mümine verilir.“
Ben derim ki ( ibni kesir ): Bu hadis gariptir. Bu (sened) köprü(sü) cidden zayıftır.
Köprü zayıf olunca, onunla bir yere ulaşmak mümkün olmaz.
Abdullah b. Vehb… Zeyd b. Eslem’den rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
“(Cennette) bir tek kişiye mükâfat olarak yekpare inciden yapılma bir saray verilir. O sarayda yetmiş oda, her odada iri gözlü hurilerden bir zevce, her odada bir kapı vardır. Her kapıdan cennetin ayrı bir kokusu içeri girer.”
Böyle dedikten sonra Rasûlullah (s.a.v.) şu âyeti okudu: “Yaptıklarına karşılık onlar için saklanan müjdeyi kimse bilmez.” (Secde, 32/17)
Kurtubî… Enes b. Mâlik’ten rivayet etti ki; Rasûlulah (s.a.v.) şöyle bu¬yurmuştur:
“Doğrusu cennette öyle odalar vardır ki; onları üstten tutan askılar olmadığı gibi, alttan tutan direkler de yoktur.” “O odalar kimler içindir ya Rasû-lallah?” diye sorulduğunda buyurdu ki: “Hastalanan, ağrılarla sancılarla ve belâlara müptelâ olan kimseler içindir.“
Kaynak : Ölüm ve Ötesi – İbni Kesir
Yazı kategorisi: ÖLÜM VE ÖTESİ - İBNİ KESİR, DiGER KONULAR, DiNi KONULAR, GÜNCEL, GÜNDEM, GENEL, YORUMLAR, YORUMSUZ | 1 Yorum »