Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Archive for the ‘Ölüm – Ecel’ Category

Ölümün Vakti – Ölümü Hatırlamak

Posted by Site - Yönetici Mart 14, 2014

Ölümün Vakti – Ölümü Hatırlamak

Ümmet (in âlimleri) ölümün belirli bir yaşı, belirli bir süresi ve belirli bir hastalığı olmadığı konusunda icmâ ve ittifak ettiler. Bunun sebebi de kişinin sürekli ölümden korkması ve ölüme hazırlanması içindir.

Ölümü Hatırlamak

Bundan dolayı Efendimiz (s.a.v.) hazretleri buyurdular:
-“Lezzetleri kesen (ölümü) çokça anın!
Yani ölümü çok zikredin. Bu muhtasar ve vecîz bir sözdür. Bu söz bütün öğütleri kendisinde toplamıştır. Bu söz vaazda belagat derecesine ulaştı. Muhakkak ki bir kişi hakikaten ölümü hatırlar ve anarsa o kişi hazır olan lezzetlerden zevk alamaz olur. Ve gelecekte bile onu temenni etmekten ve lezzetlerden zevk almaya mani olur. Kişiyi emel beslediği konularda zâhid kılar. Lakin nefis bulanık ve kirli; kalb ise gafildir. Nefs ve kalb (insan bu vecîz sözden gereken dersi alamıyor da) vaazı uzatmaya ve kendilerine lafizları süslü süslü arz etmeye muhtaçtırlar…
Yoksa Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinin;
-“Lezzetleri kesen (ölümü) çokça anın!” hadis-î şerifleri;
Her nefis ölümü tadacaktır. (Her canlı ölecektir.)” Âyet-i kerimesiyle beraber, kulak verene kâfidir. Bakıp dikkat eden ve üzerinde düşünen kişiyi gereğince meşgul eder…

Sadî (k.s.) buyurdular:
Ey oğul! Cihan ebedî ve bakî bir mülk değildir.
Dünyadan vefalı bir ümit beklemek yersiz ve mümkün değildir.
Ne berbat oldu, sabahı ve akşamı!
Süleyman Aleyhisselâm’ın tahtı sonunda görünmez oldu.
Yerinde yeller esti.
Serinlik odur ki, ateşi söndüre ve gide…

İsmail Hakkı Bursevi(k.s.), Ruhu’l Beyan Tefsir: 5/351-353.

Posted in Ölüm - Ecel, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Hikâye – Ölüm – Ayet-i Kerime`nin Sebebi nüzulu – ( Nisa -78 )

Posted by Site - Yönetici Mart 4, 2014

Hikâye – Ölüm – Ayet-i Kerime`nin Sebebi nüzulu – ( Nisa -78 )

Nerede olursanız olun, sağlam kaleler içinde dahi olsanız ölüm sizi bulacaktır. İman etmeyenlere bir iyilik gelirse: Bu, Allah’tandır. Bir kötülük erişirse de: Bu senin yüzündendir, derler. De ki: Hepsi Allah tarafındandır. Bunlara ne oluyor ki hiçbir sözü anlamaya yanaşmıyorlar? ( Nisa -78 )

Mücahit (r.h.) hazretleri bu âyet-i kerimenin tefsirinde buyurdular:
-“Sizden önce bir kadın vardı. O kadının ücretle çalışan bir işçisi vardı. Kadın bir kız doğurdu. İşçisine;
-“Git bize bir ateş getir!” dedi.
İşçi dışarıya çıktı. Kapıda bir adam gördü. Kapıda olan (yabancı) adam ona sordu:
-“Kadın ne doğurdu?” O da;
-“Bir kız!” dedi. Adam:
-“Bu kız, yüz kişiyle zina etmeden ve daha sonra kendi işçileriyle evlenmeden ölmez! Bu kızın ölümü de Örümcekten olacaktır!” dedi. işçi kendi kendisine;
-“Bu kız yüz kişiyle zina ettikten sonra mı onu alacağım? Bu kızı elbette öldüreceğim! Böylece bu kişinin sözlerini yalanlayacağım!” dedi.

İşçi eline büyük bir bıçak aldı. İçeriye girdi. Sabi kızın karnını yardı. Hemen dışarıya çıktı. Hemen yüzünün geldiği tarafa doğru kaçtı. Denizde gemiye binip gitti.
Sabi kızın karnı dikildi. İlaçlandı. Kız şifâ buldu. Sağlığına kavuştu. Büyüdü genç kız oldu. Zina etmeye başladı. Kız deniz sahillerinden bir sahile geldi. Orada oturup zina etmeye başladı.

İşçi adam da Allâhü Teâlâ hazretlerinin dilediği kadar kaldı. Sonra (kızın zina etmekte olduğu) sahile geldi. Beraberinde çok mal vardı. (İşçi adam çok zengin olmuştu.) Adam; sahil ehlinden bir kadına;
-“Bana kadınların en güzellerinden birini bulun da onunla evlenmek istiyorum,” dedi. Aracı kadın da;
-“Burada dediğin gibi çok güzel ve bütün kadınlardan daha güzel bir kadın var; lakin fucûr (zina) işlemektedir,” dedi. Adam:
-“Onu bana getirin!” dedi. Kadın dedi:
-“Adam ona çok mal takdim etti!” Aracı kadın, zinâkâr kadına;
-“Sana bu mallan takdim eden bana şöyle şöyle (güzel bir kadın bulup onunla evlenmek istediğini) söyledi. Ben de ona şöyle şöyle (senden söz ettim)” dedi. Zinâkâr kadın:
-“Ben fucûru (zinayı) terk ettim; eğer o benimle evlenmek isterse, ben de onunla evlenirim,” dedi. (Râvi) buyurdu:
-“Adam onunla evlendi. Aralarında büyük bir ünsiyet ve ülfet peyda oldu. Adam bir gün eşinin yanında iken ona kendi başından geçenleri haber verdi. Kadın:
-“İşte ben o kızım!” dedi. Ona karnında bulunan yaranın (bıçağın) izini gösterdi. Sonra devam etti.
-“Doğrudur, zina ettim… Yüz kişi mi yüzden az mı veya daha çok kişiyle mi, zina ettiğim kişilerin sayısını bilmiyorum!” dedi. Adam kendi içinde;
-“Bu durumu bana haber veren kişi:
-“Bu kızın ölümü Örümcekten olacaktır!” demişti, diye geçirdi. Sonra bunu kadına haber verdi.

Adam daha sonra eşine sahrada büyük bir burç yaptı. Burcu çok sağlam ve erişilmez yaptı. Orada Allâhü Teâlâ hazretlerinin diledikleri kadar yaşadılar. Bir gün burçta otururlarken, burcun tavanında bir örümcek gördüler. Kadın;
-“Bu örümcek beni Öldürecek! (Bu beni öldürmeden önce) elbette ben onu öldürmeliyim! Bu takdirde benden başkası onu öldürmesin!” dedi.
Adam örümceği hareket ettirdi.
Örümcek yere düştü. Kadın örümceğin başına geldi. Ayak parmaklarıyla örümceği ezdi. Örümcek parçalandı. Örümceğin zehiri kadının ayak tırnaklarıyla etinin arasına girdi. Ayakları simsiyah (kangren) oldu. Ve kadın örümceğin zehiriyle öldü.

İşte bu hâdise üzerine bu âyet-i kerime nazil oldu. Allâhü Teâlâ;
Her nerede olsanız ölüm size yetişir; eflâke ser çekmiş burçlarda da olsanız… Bununla beraber, kendilerine bir güzellik erdi mi, “bu Allah’tan” diyorlar. Bir musibet de değdi mi, “Bu senden” diyorlar. De ki: “Hepsi Allah tarafından….” Fakat, niye bu adamlar söz anlamaya yanaşmıyorlar?!” ( Nisa -78 ) buyurdu

Kaynak : Tefsirü’t-Taberi: 7873,
İsmail Hakkı Bursevi(k.s.), Ruhu’l Beyan Tefsiri: 5/347-350.

Posted in Ölüm - Ecel, Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Nasıl Yaşarsanız Öyle Ölürsünüz Ve Nasıl Ölürseniz Öyle Diriltilirsiniz.

Posted by Site - Yönetici Kasım 26, 2013

Nasıl Yaşarsanız Öyle Ölürsünüz Ve Nasıl Ölürseniz Öyle Diriltilirsiniz.

Ölmek ve Dirilmek

Cibril Aleyhisselâm, bir defasında Efendimiz (s.a.v.) hazretlerine geldi. Ve:
-“Ya Muhammed (s.a.v.)! Rabbin sana selâm ediyor! Ve buyuruyor:
-“Seni neden kederli ve mahzun görüyorum!” Efendimiz (s.a.v.) hazretleri buyurdular:
-“Ya Cebrail! Ümmetim hakkında tefekkür ettim, düşüncelerim uzadı…!” Cebrail Aleyhissefâm sordu:
-“İslâm ehli hakkında mı yoksa küfür ehli hakkında mı?” E-fendimiz {s.a.v.) hazretleri buyurdular:
-“Lâ ilahe illallah Muhammedü’r-Resûlüllâh! Allâhtan başka ilâh yoktur. Muhammed (s.a.v.) Allah’ın Resulüdür!, diyen tevhid ehli hakkında!

Cebrail Aleyhisselâm, Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinin mübarek ellerinden tuttular. Seleme oğullarının kabristanlığına götürdüler.
Cebrail Aleyhisselâm sağ kanadıyla bir ölünün mezarına vurdu. Ve ona:
-“Allah’ın izniyle kalk!” buyurdu.
Beyaz (ve nurânî) yüzlü bir adam mezardan çıktı. Mezarından çıkarken;
-“Lâ ilahe illallah Muhammedü’r-Resûlüllâh! Allâhtan başka ilâh yoktur. Muhammed (s.a.v.) Allah’ın Resulüdür!, diyordu.
Cebrail Aleyhisselâm ona:
-“Dön (yerine)” buyurdu.
O hemen daha önce olduğu gibi yerine döndü.
Sonra Cebrail Aleyhisselâm sol kanadıyla başka bir mezara vurdu ve ona da:
-“Allah’ın izniyle kalk!” buyurdu.
0 mezardan, yüzü simsiyah, gözleri mavi, bir adam çıktı. Adam mezarından çıkarken şöyle diyordu.
-“Yazıklar oisun bana! Vay benim hasretim! Vay benim pişmanlığım!“…
Sonra Cebrail Aleyhisselâm ona:
-“Dön (yerine)” buyurdu. O da daha önce olduğu gibi ölü olarak mezarına girdi. Sonra Cebrail Aleyhisselâm:
-“Ya Muhammed (s.a.v.)! İşte kıyamet günü böyle dirileceklerdir!” dedi. Bunun üzerine Efendimiz (s.a.v.) hazretleri buyurdular:
-“Yaşadığınız gibi ölürsünüz ve öldüğünüz gibi de diriltileceksiniz!

Allâhü Teâlâ hazretleri bizleri ve sizleri bu’d (uzaklık) ve seîr (cehenneminin) azabından korusun!
Allâhü Teâlâ hazretleri bizleri, vuslat nimeti nur cemâlini görmekle şereflendirsin! Âmin

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi, Rûhu’l-Beyan Tefsiri: 4/415-417.

Posted in Ölüm - Ecel, Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Kabir Hakkında Herşey, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | 3 Comments »

Canlar nasıl alınır?

Posted by Site - Yönetici Ocak 29, 2012

Canlar nasıl alınır?

Sual: Dünyanın çeşitli yerlerinde, binlerce, hatta milyonlarca insan, trafik kazası, deprem, savaş gibi sebeplerle aynı anda ölüyor. Ölüm meleği bir anda bunların canını nasıl alır?
CEVAP
Azrail aleyhisselamın kudretinden şüphe etmek, Allahü teâlânın kudretinden şüphe etmeye kadar gidebilir. Allahü teâlânın kudretinin büyüklüğünü bilen kimse, sebebini bilmese de, İslam`a teslim olup, Allah`ın her şeye gücü yetebileceğine inanması gerekir.

Bugün bir düğme ile bir veya birkaç şehrin bütün elektrikleri aynı anda söndürülebilmektedir. Ölüm meleği de ruhları bundan daha tez almaktadır.

İbrahim aleyhisselam, ölüm meleğine sual etti ki:
– Ey ölüm meleği, eceli gelen insanların bir kısmı doğuda, bir kısmı batıda olsa, yahut kuzeyde ve güneyde aynı anda zelzele olup ölseler, yahut da dünyanın çeşitli yerlerinde savaş olsa, aynı anda binlerce, milyonlarca insan ölse, aynı anda bunların hepsinin ruhlarını nasıl alıyorsun?
Ölüm meleği cevap verdi:
- Allah`ın izniyle onların ruhlarını çağırırım, derhal avucumun içinde oluverirler.

Süleyman aleyhisselam, ölüm meleğine sual etti:
- İnsanların ruhlarını kimini genç yaşta, kimini bebekken, kimini ihtiyarlayınca alıyorsun. Ruhları almada ölçün nedir?
Ölüm meleği dedi ki:
- Bana eceli gelenlerin listesi verilir. Ben verilen listeyi tatbik ederim. Başka işe karışmam.

Ölüm meleği gelip, Süleyman aleyhisselamın yanında oturan bir kimseye dikkatli bakmaya başladı. Sonra çıkıp gitti. O zat, Süleyman aleyhisselama sual etti:
- Kimdi o bana öyle can alacak gibi bakan?
- Ölüm meleğiydi.
– Beni onun pençesinden kurtar! Rüzgara emret, beni Hindistan`a götürsün!

O zatın bu isteği derhal yerine getirildi. Ölüm meleği ikinci defa Süleyman aleyhisselamın yanına gelince, Hazret-i Süleyman sual etti:
- Geçen gelişinde yanımdaki zata niçin öyle bakmıştın?
- Şimdi onun ruhunu alıp geldim. Bana onun ruhunu Hindistan`da almam emredilmişti. Ömrü biterken, hâlâ burada bulunduğu için öyle bakmıştım.

(Mesnevi)

Posted in Ölüm - Ecel, Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Soru Ve Cevaplar, Türkiye, İbretlik, İlginç | Leave a Comment »

Ölüm Büyük Bir Belâ Ve Öğüttür

Posted by Site - Yönetici Şubat 20, 2011

Ölüm Büyük Bir Belâ Ve Öğüttür

Ölüm Büyük Bir Belâ Ve Öğüttür

Ölüm Büyük Bir Belâ Ve Öğüttür

Ve (iyi) bil ki ölüm, en büyük musîbet ve en büyük belâdır.

Ölümden daha büyük olan belâ ve musîbet ise, ölümden habersiz ve gaflet içinde olmak, ölümü anmaktan yüzçevirmek ve ölüm üzerine az tefekkür etmek ve ölüm için ameli terketmektir.

Sadece ölüm bile, ibret alacaklar için, ibretler ve tefekkür edecek olanlar için büyük bir düşünme kaynağıdır.

Vaiz olarak ölüm yeter,” denildiği gibi. Kim ölümü hakîkî olarak zikrederse, dünya arzularından el ve etek çeker. Kişiyi gelecekte ölümü temenni etmekten alıkoyar. İnsanı dünyada olan bütün şeylerde zâhid kılar. Lakin gafil olan kalbler ise, hep vaizlerin uzun uzadıya anlatmalarına süslü kelimelerle meseleyi aktarmalarına muhtaçtırlar. Yoksa, Allahü Teâlâ Hazretleri’nin: Her canlı ölümü tadacaktır.[1] Âyeti kerimesiyle Efendimiz (s.a.v.) Hazretleri’nin;

Lezzetleri yok edeni çokça zikredin, yani ölümü anın[2] hadîs-i şerifleri bir kişinin gaflet uykusundan uyanmaları için yeterli olurdu. Bu âyeti kerime ve hadîs-i şerifleri dinleyen kişi, onlara bakar, kendine çekidüzen verir ve onunla meşgul olurdu. Akıllı kişiye gereken şey, zoraki ölüm gelip çatmadan önce kendi isteğiyle ölümden sonrası için çalışması ve nefsini ahlâkın rezalet ve sefaletinden kurtarması gerekir.

Sadî (k.s.) buyurdu:

Ey kardeşi Âkibet topraktır.

Önü toprak olan şeylerin, iyi bilki sonu da topraktır.

Allahim bizlere yolu kolaylaştır. [3]

Kaynak : Rûhu’l-Beyan Tefsiri Tercümesi- İsmail Hakkı Bursevi Hazretleri


[1] ÂMİmrân: 3/185

[2] Tlrmizl, Mevsûâtü’l-hadîs-i şerif no: 2229

[3] İsmail Hakkı Bursevi, Rûhu’l-Beyan Tefsiri, Fatih Yayınevi: 1/685-686.

Posted in Ölüm - Ecel, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Türkiye, Yorumlar | 2 Comments »

Ölüm Neden Sevilmez?

Posted by Site - Yönetici Ekim 21, 2010

Ölüm Neden Sevilmez?

Ölüm Neden Sevilmez?

Ölüm Neden Sevilmez?

Adamın biri Peygamber Efendimize (s.a.v)
Ya Rasulallah ,acaba neden ölümü sevmiyorum ” diye sordu… 

Peygamberimizde ona:

-Malın var mı ...Diye sordu,adam :

-Evet,var Ya Rasulallah...Diye cevap verdi..

Bunun üzerine peygamberimiz adama şöyle buyurdu…

“Malını önden gönder (hayır yolunda sarfet).Çünkü mü’mininkalbi malına bağlıdır.Buna göre eğer onu erken gönderir ise ölüp ona kavuşmak ister.Buna karşılık eğer onu geride bırakırsa kendiside dünyada kalıp onunla birlikte olmak ister…

..

 

 

Posted in Ölüm - Ecel, Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Güncel, Gündem, Genel, Hadis-i Şerifler, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | 1 Comment »

Çocukları Yaşamayan Kadın

Posted by Site - Yönetici Ağustos 30, 2010

Çocukları Yaşamayan Kadın

Çocukları Yaşamayan Kadın

Çocukları Yaşamayan Kadın

Bir kadın vardı. Her yıl doğurur, çocukları ise, altı aydan fazla yaşamazdı. Kadın yirmi çocuk doğurmuş yirmisi de ölmüştü. Her çocuğun ardında feryat ederdi.

Sonunda, ”Ey Allahım! Bu çocuklar bana dokuz ay yük olur, bense onlar altı aydan fazla sevemem. Altı ay geçmeden elimden alırsın” diyerek canını yakan ıstıraptan şikâyet etti.

O gece rüyasında cenneti gördü. Cennetteki sayısız nimetlerin arasında kendi adının yazılı olduğu bir köşk vardı. Kadına, ”Bu köşk acılara katlanan, ıstıraplara tahammül eden, Allah sevgisiyle her şeyini feda edenindir. İbadetlerinde gevşeklik gösteren kullarını, Allah musibetleriyle sınar” dediler.

Cennet nimetlerini görmenin sarhoşluğuyla kadın, ”Allah’tan gelen başım gözüm üstüne” dedi. Yavaş yavaş cennet bahçesinde ilerleyip köşküne girdiğinde, bütün çocuklarının orada olduğunu gördü.

***

Bir hadis-i şerifte şöyle buyrulmuştur:

Bir annenin çocuğu ölünce Allah (c.c) meleklerine,

Kulumun çocuğunun ruhunu aldınız mı?” der. Melekler,

Evet” derler.

Cenâb-ı Hak, ”Onun kalbinin yemişini, hayatının meyvesini kopardınız mı?” der.

Melekler, ”Evet” derler.

Allah Teâlâ, ”Kulum ne dedi?” diye sorar.

Melekler, ”Sana hamdetti. ‘Biz Allah’a teslim olmuşuz, ancak ona döneriz’ dedi” derler.

O zaman Allah Teâlâ, ”Kulum için cennette bir ev yapın, o evin adını da, hamd evi diye koyun” buyurur.

Kaynak : Mesnevide Geçen Hikayeler

..

Posted in Ölüm - Ecel, Bunları Biliyormuydunuz, Cennet, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Mesnevi’de Geçen Hikayeler - Mevlana, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Ey Ka’b! Bize ölümü anlat!

Posted by Site - Yönetici Ağustos 28, 2010

Ey Ka'b! Bize ölümü anlat!

Ey Ka'b! Bize ölümü anlat!

Ka’b el-Ahbâr Hazretlerine denildi:

-“Ey Ka’b! Bize ölümü anlat!” Buyurdu:

-“Ölüm diken ağacı gibidir. Ademoğlunun içine girer. 0 ağacın her bir dikeni insanın bir damarını tutar. 0 dikenleri insanın bedeninden çıkartmak için çok kuvvetli ve şiddetli bir adam bütün kuvvetiyle onları çekip çıkartmaktadır. 0 dikenlerden koparılan koparılana, içinde kalan kalana. 0 dikenler kendileriyle beraber insanın belki içini dışına getirirler. İşte ölüm budur. Hadis-i şerifte Efendimiz (s.a.v.) Hazretleri buyurdular:

Ölüm acısından bir kıl (kadar bir şey) göklerin ve yerin ehlinin üzerine konulsa, hemen hepsi ölürlerdi. Muhakkak ki bunların yetmişi (ölüm acısının yetmiş katı) o günün korkularının yanında daha küçüktür.” [1]

Kaynak : Rûhu’l-Beyan Tefsiri Tercümesi- İsmail Hakkı Bursevi Hazretleri


[1] İsmail Hakkı Bursevi, Rûhu’l-Beyan Tefsiri, Fatih Yayınevi: 1/691.

..

Posted in Ölüm - Ecel, Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Ölüm’ün ölmesi.

Posted by Site - Yönetici Temmuz 25, 2010

Ölüm’ün ölmesi.

Ölüm’ün ölmesi.

Ölüm’ün ölmesi.

Günahkârlar cehennemden çıkarılıp da orada kâfirlerden başka kimse kalmadığında, kâfirler orada ne ölür ne de dirilirler. Nitekim yüce Allah bu­yurmuş ki: “O gün oradan çıkarılmazlar.” (Câsiye, 45/24)

Oradan çıkıp sapacakları başka bir yer yoktur. Aksine orada temelli ka­lıcıdırlar onlar. Kur’ân’ın cehennemde hapsettiği kimselerdir onlar. Orada te­melli kalmalarına hükmettiği kimselerdir onlar.

Nitekim Yüce Allah buyurmuş ki: “Allah’a ve peygamberine kim karşı gelirse ona, içinde sonsuz ve temelli kalınacak cehennem ateşi vardır. Sonun­da, kendilerine söz verileni gördükleri zaman, kimin yardımcısının daha güç­süz ve sayısının daha az olduğunu bileceklerdir.” (Cin, 72/23-24)

Allah şüphesiz, inkarcılara lanet etmiş ve onlaraiçinde sonsuz olarak temelli kalacakları- çılgın alevli cehennemi hazırlamışızdır. Onlar bir dost ve yardımcı bulamazlar.” (Ahzâb, 33/64-65)

İnkâr edenleri ve zâlimleri Allah şüphesiz bağışlamaz. Onları içinde te­melli ve ebediyyen kalacakları cehennem yolundan başka bir yola eriştirmez. Bu, Allah’a kolaydır.” (Nisa, 4/168-169)

Bu üç ayetle, kâfirlerin cehennemde temelli kalacaklarına dâir hüküm vardır. Ama Kur’ân-ı Kerîm’de şu âyetler de vardır. Bunlara ne diyeceksiniz:

Cehennem, Allah’ın dilemesine bağlı olarak, temelli kalacağınız durağınızdır” der.” (En’âm, 6/128)

Bedbaht olanlar cehennemdedirler. Onlar orada âh edip inlerler. Rabbinin dilemesi bir yana, gökler ve yer durdukça, orada temelli kalacaklardır. Rabbin, şüphesiz, her istediğini yapar.” (Hûd, il/106-107)

İbn Cerir ve diğer tefsirciler bu âyet üzerinde uzun uzadıya açıklamalar­da bulunmuşlardır. Bu hususta sahabilerden garip eserler ve tuhaf haberler de nakledimiştir. Burası bu hususta açıklama yapmanın yeri değildir. Başka bir yerde buna değineceğiz. Allah çok daha bilen ve hikmet sahibi olandır.

İmam Ahmed b. Hanbel… İbn Ömer’den rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

Cennetikler cennete, cehennemlikler de cehenneme girdiklerinde ölüm getirilip cennetle cehennem arasındaki bir yerde durdurulur; sonra da boğaz­lanır. Ardı sıra bir ünleyici: Ey Cennetlikler! Ebedîlik var, ölüm yok. Ey ce­hennemlikler! Ebedîlik var, ölüm yok.” diye seslenir. Bunun üzerine cennet­liklerin sevincine sevinç; cehennemliklerin üzüntüsüne de üzüntü eklenir.

Buharı… Ebû Hüreyre’den rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle bu­yurmuştur:

Ölüm, alaca bir koç suretinde getirilip cennetle cehennem arası bir yerde durdurulur.Ey Cennetlikler!..” denilir. Cennettekiler, boyunlarını uzatıp bakarlar. SonraEy Cehennemlikler!..denilir. Onlar da boyunlarını uzatıp bakarlar ve düzlüğe kavuşma vaktinin geldiğini görürler. (Koç suretine bü­rünmüş olan) ölüm boğazlanır veEbedilik var, ölüm yokdenir...”

İmam Ahmed b. Hanbel… Ebû Hüreyre’den rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

Ölüm kıyamet gününde getirilip sırat köprüsünün üzerinde durdurulur veEy Cennet halkı!..” diye seslenilir. Onlar da içinde bulundukları mekân­dan çıkarılacakları endişesiye korkarak boyunlarını uzatıp bakarlar. Onlara: Şunu tanıyor musunuz?denilir. Onlarda: “Evet ey Rabbimiz. Bu ölümdürderler. SonraEy Cehennem halkı!..diye seslenilir. Onlar da içinde bulun­dukları mekândan çıkarılacakları ümidiyle sevinerek boyunlarını uzatıp ba­karlar. Onlara:Şunu tanıyor musunuz?denilir. Onlar da:Evet, bu ölüm­dürderler. Sonra emir? verilir ve ölüm, sırat köprüsü üzerinde boğazlanır. Sonra da her iki fırkaya:İçinde bulunduğunuz yerde temelli kalacaksınız. Artık size ebediyyen ölüm yoktur.denilir. Bu hadisin senedi kuvvetli olup Sahihin sıhhat şartına uygundur.

Hafız Ebubekir el-Bezzar… Enes’ten rivayet etti ki; Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

Ölüm, kıyamet gününde getirilip cennetle cehennem arası bir yerde durdurularak boğazlanır. Ardı sıra, “Ey Cennet halkı! Size ebedilik var, ölüm yok. Ey Cehennem halkı! Size de ebedilik var, ölüm yok” denir.

Kaynak : Ölüm ve Ötesi – İbni Kesir

..

Posted in Ölüm - Ecel, Ölüm Ve Ötesi - İbni Kesir, Cennet & Cehennem, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Yorumlar | 1 Comment »

Ölümü Temenni ve İntihara Teşebbüs Etmenin Günahı

Posted by Site - Yönetici Mayıs 21, 2010

Ölümü Temenni ve İntihara Teşebbüs Etmenin Günahı

Ölümü Temenni ve İntihara Teşebbüs Etmenin Günahı

Ölümü Temenni ve İntihara Teşebbüs Etmenin Günahı

HUTBE

Din kardeşlerim!
İman sahibi her fert, hayatını ve sağlığını korumakla mükelleftir. Zira yaşama nimeti, Allah Teâlâ’nın biz kullarına bir emaneti ve çok değerli bir hediyesidir. Rabbimizin bu armağanına karşı kadirbilmezlik ve Allah’ın kurduğu vücut yapısını tahrip etmek haramdır.
Allah biz kullarını zaman zaman ve değişik sebeplerle imtihana tabi tutar. Rabbimizin verdiği ibtilalar karşısında ümidsizliğe kapılıp ölümü için dua etmek ve daha ileri giderek intihara teşebbüs etmek kulluk vazifelerine sadakatsizlikten doğar.
İntihar, ya cinnet veya cinayettir. Canına kıyan da ya mecnun veya Allah’ın kurduğu bir binayı yıkan canidir.
İntihar, kendine olan güven hissini kaybedip vazifeden kaçmak ve inançlarında iflasa uğramaktır.
İntiharın sebebleri farklı olabilir. Suçu sebebe göre değil, neticeye bakarak hükme bağlamak gerekir. Bu itibarla, intihara teşebbüsün her şekli haramdır. Bu suça cür’et eden kimse ne haklı ne de mazur sayılabilir. Bu suç, adam öldürmekten daha büyük bir cürümdür.


İntihara teşebbüsün başlıca sebepleri şunlardır:
1 — Izdırabı fazla veya iyileşme ümidi olmayan bir hastalığa tutulmak,
2 — Sevdiği bir kimsenin ölümüne dayanamamak,
3 — Kendine olan güvenini kaybetmek,
4 — Okuduğu bir romanın tesiri altında kalmak,
5 — Şöhretine sebep olan şeylerin elden çıkması sonunda, etrafındaki kimselerin dağılmasından dolayı hayata küsmek.


Bu suçu irtikap etmeye insanı iten sebepleri sırası ile neşterleyip tutulan yolun hatalı olduğunu izah etmek isteriz.
Yakalandığımız bir hastalık, şiddetli ağrı ve ateş yapabilir, tedavisi zor ve uzun sürmüş olabilir. Bu gibi durumlarda sabır-u tahammül göstermeli ve tedavi yollarını araştırmalıdır. Hiçbir zaman ümidsizliğe kapılmamalı ve kuvve-i maneviyesini sarsmamalıdır. Çünkü yeis, derin bir uçurum gibidir ve tehlikelerin en büyüğüdür. Hastalığı veren Rabbimiz şifasını da yaratmıştır. Tedavi çaresini araştırırken şifaya sebep olacak ilacı karşımıza çıkaran yüce Rabbimiz, onu kullanınca sağlığımıza kavuştururda hiç hastalık çekmemişe döneriz.
İnsan, tutulduğu ve tedavisi güç bir hastalıktan dolayı, ölümü teşebbüs değil temenni bile etmemelidir. Kâinatın sebeb-i rahmeti ve beşeriyyetin ümit kaynağı bulunan Resul-i Ekrem, bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyurmaktadır:
Biriniz ölümü temenni etmesin ve kendisine gelmeden önce ölümüne dua etmesin. Zira biriniz öldüğü vakit (hayırlı) işleri kesilir. Şüphesiz ki bir mü’minin ömrü (nün uzun olması) hayır (ve sevabı) artırır”.


Allah’a niyazda bulunan bir kimse hayır, iyilik ve kurtuluş dilemeli ve asla kendi canına ilenmemelidir. Çünkü duaların kabul olunduğu bir vakte tesadüf ederse beddua hedefini bulur. Yaptığına sonradan pişman olursa da hükmü ilahiyi geri çevirmek kabil olmaz. Cenab-ı Hakk biz kullarının bu gibi yersiz istek ve dualarının doğru olmadığına işaret eden bir ayet-i kerimede şöyle buyurmaktadır:
İnsan, hayra olan duası gibi şerre dua eder. Pek acelecidir (bu) insan.
Başına gelen sıkıntıdan dolayı ölümü temenni veya ona teşebbüs etmek, Yüce Rabbimizin rızasını kaybetmemize sebep olur. Eğer bu istikametteki duayı mutlaka yapacak ise,
Canımı al da kurtulayım” gibi yakışıksız sözler, sarf etmemeli, hiç olmazsa Ya Allah, hayat benim için hayırlı olduğu müddetçe beni yaşat; ölüm benim için hayırlı olduğu zaman beni öldür demelidir.
Âlemlere ve âdemlere rahmet olarak gönderilen Peygamber (s.a.v.) Efendimiz, daima hayrı ve azimet yolunu tavsiye etmiştir. Zira hayatta olup bir defa “Allah” demek, yer altında asırlarca yatmaktan hayırlıdır. Bu âleme getirilişindeki gayeyi ve yaşamaktan maksadın ne olduğunu idrak etmiş bulunan bir insan, Resulüllah (s.a.v.) in şu emri dışına çıkmamalıdır:
Biriniz sakın ölümü temenni etmesin. Eğer o iyi bir kimse ise hayrını artırır. Kötü bir şahıs ise (tevbe ederek Allah’tan) rıza isteyebilir.
Sevdiği bir kimsenin ölümü karşısında kendi hayatına kıymak, yanlış hareketlerin en çirkinidir. Böyle bir teşebbüse kalkışan kimse, hem rıza-i ilahiyi kaybeder hem de ahiret hayatında çok sevdiği o kimseyi görememeye mahkûm olur. İman sahipleri cennette bir araya gelecek ve ahiret saadetlerini birlikte yaşayacaklardır..
Bir şahsın kendine olan güvenini yitirmesi, Allah Teala’ya tevekkülünün tam olmamasından kaynaklanmakta ve nefsini boş heveslerinin peşine takmakla sıfıra inmektedir.. Allah Teâlâ’ya inancı tam olan bir kimse, asla ümidsizliğe düşmemeli; her gecenin bir sabahı ve her sıkıntının bir kurtuluş yolu bulunduğunu düşünerek teselli aramalıdır.

Hayatın gerçeklerini bilmeyenler, hayal peşine takılırlar. Hayale dalarlar, hakikata darılırlar. Hakka küsenler, haşirde ayılırlar. Romantik bir hayatın heveslerine kendilerini kaptıranlar, yazar’ın yönlendirdiği hayali şahsın trajedik tablosuna kendilerini uydurmaya heveslenirler Yazılanlarla kendi hayatında benzerlik bulan kimseler, kendi hayatlarını da benzeri bir facia ile noktalama yolunu tutarlar.
Şöhret ve güzellik gibi şeyler, yer değiştiren bir gölge gibi, vefasız ve kararsızdır. Bu gün varsa yarın yok, bu gün azsa ertesi gün çoktur. Bunların varlığı zamanında etrafında haleleşen insanların iltifatına aldanmamalı, sözlerine kulak verse de dostluklarına güvenmemeli, iltifatlarını ihtiyatla karşılamalıdır. Ebedi hayata intikal edecek değerler, zamanların solduramayacağı salih amellerdir.
İnsan hayatını korumak ve canına rıfk ile muamele etmek zorundadır. Dimağını karıştıran öfkeden, kendine olan güvenini zayi etmekten, aklını hayali bir hayat arzusunun peşine takılmaktan sakınmalı; hastalığın acısına ve ölümle gelen ayrılık hasretine katlanmalı ve insanların vefasızlıklarını tabii bir hadise imiş gibi karşılamalı; su üzerindeki bir tahta parçası gibi hayatın çalkantılarına intibak etmeye alışmalıdır. Zira ilahi takdiri değiştirmeye veya geciktirmeye imkân yoktur.


Sözlerimizi kâinatın yegâne Efendisi bulunan Hz. Muhammed (s. a.v.) in bir hadisi ile noktalamak istiyoruz:
Kim kendini bir demir parçası ile öldürürse, demiri elinde olduğu halde ve karnına dürterek ebedi ve daimi surette cehennem ateşi içinde kalacaktır. Kim zehir içerek kendini öldürürse, o kimse, zehirini içer halde ebedi ve daimi olarak cehennem ateşi içinde kalacaktır. Kim de kendini dağdan aşağı atıp intihar ederse o da kendini yüksekten atarak ebedi ve daimi olarak cehennem ateşi içinde (azap) olacaktır.

Kaynak :  Mehmed EMRE – Büyük Hutbe Kitabı, Cilt II, Sayfa 356 – 358

..


Posted in Ölüm - Ecel, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: , | 7 Comments »

 
Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 375 takipçiye katılın