Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Archive for the ‘Mucizeler’ Category

Ağacın Peygamberimize Doğru Gelişi Mucizesi.

Posted by Site - Yönetici Ekim 23, 2013

Ağacın Peygamberimize Doğru Gelişi Mucizesi.

îbn-i Ebû Şeybe, Ebû Yûlâ, Baremi, Beyhaki ve Ebû Nuaym el-A’meş tarikiyle Ebû Süfyan’dan, O da Enes’ten şöyle rivayet ederler: “Cebrail Peygamber Efendimiz’e geldi, kendileri bu sırada Mekke dışında idi ve Kureyş tarafından kanlar içinde bırakılmıştı.

Cebrail: “Bu hal nedir?” diye sordu. Peygamberimiz de: “Kureyş beni kanlar içinde bıraktı” dedi. (cebrail peygamberimize teselli için: “Bir mucize görmek ister misiniz?” diye sordu, peygamberimi.’! de “Evet” dedi. Cebrail: “Şu ağacı çağır” dedi. O da çayırdı. Ağaç yeri yararak gelip Peygamberimi­zin önünde durdu. Cebrail: “Emret de yerine gitsin!” dedi. O da yerine gitmesi için ağaca emretmiş  ağaç da yerine dönmüştür. Bu olay üzerine Peygamberimiz: “Bu kadarı bana yeter” demiştir.

Beyhaki Hasan-ı Basri’den rivayet eder: “Peygamberimiz Kureyş’in kendisini yalanlamaları sebebiyle son derece üzülmüş ve Mekke’den dışarı çıkarak bazı dağ yollarında yürümeye başlamıştı. Bu sırada: “Ey Rabbim, bana teselli olacağım ve kendisiyle üzüntüden kurtulacağım bir şey göster!” diye niyazda bulunmuş. Kendisine, karşısındaki ağacın hangi dalını isterse yanına gelmesi için çağırması hakkında vahiy gelmiş. O da çağırmış. Bunun üzerine dal ağacından ayrılarak O’nun yanına gelmiş. Peygamberimiz o dala yerine gitmesini emretmiş, dal da yeri yararak geri dönmüş ve âit olduğu ağaçla birleşmiştir. Bunun üzerine Resûlullah Efendimiz Allah’a hamdederek Mekke’ye dönmüştür.”

îbn-i Sa’d, Ebû Yâlâ, Bezzâr, Beyhaki ve Ebû Nuaym güzel bir sened ile Hasan-ı Basri’den, o da Ömer Îbnü’l-Hattâb (r.a.)’ten rivayet ederler. Şöyle ki: “Peygamber Efendimiz Mekke’den çıkıp Hacûn tarafın­da bulunuyordu, oldukça üzgün idi. Müşriklerin ezalarını hatırlıyor ve: “ilâhi, bugün bana öyle bir ayet göster ki, bir daha üzülmeyecek şekilde kalbim itmi’nana ersin!” diye dua ediyordu. Bu sırada kendisine “Vadideki ağaçlardan birini çağırması” emredildi. O da çağırdı. Ağaç yeri yararak geldi, O’nun önünde durdu ve kendisine selâm verdi. Sonra Peygamber ağaca: “Yerine dönmesini” emretti. Ağaç da geldiği gibi yerine döndü. Bunun üzerine Peygamber (a.s.): “Bu tecelliden sonra, beni yalanlamalarına hiç de aldırmam!” dedi.”

Ebû Nuaym Câbir’den naklediyor, O demiştir ki: “Müşrikler Peygamber’e (s.a.v.) eziyet ediyorlardı. Cabrâil gelerek Peygamber’i aldı ve Mekke’nin dışına çıkardı. Ağaçlık bir vadinin kenarından geçerlerken Peygamberimiz’e hitaben: “Ağaçlardan hangisini istersen çağır!” dedi. Peygamberimiz de bir ağacı çağırdı, ağaç geldi ve O’nun önünde durdu. Bunun üzerine Cebrail: “Ey Peygamber, gerçekten sen hak üzeresin!” dedi.”

Kaynak : Peygamberimizin Mucizeleri ve Buyuk Ozellikleri – îmam Suyuti

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Mucizeler, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Dünyanın en büyük mantarımı ? Bundan büyüğünü gördünüzmü ?

Posted by Site - Yönetici Ekim 24, 2010

Dünyanın en büyük mantarı GÖYNEM’de

Posted in Bölgemizden Resimler, Belgesel, Diger Konular, Göynem Videoları, Güncel, Gündem, Genel, Mucizeler, Video, İbretlik, İlginç | Leave a Comment »

MUCİZE – Hayrete düşüren kavun

Posted by Site - Yönetici Ekim 18, 2010

 

MUCİZE - Hayrete düşüren kavun

MUCİZE - Hayrete düşüren kavun

 

MUCİZE – Hayrete düşüren kavun

Endonezya’da görenleri hayrete düşüren kavun 

Görenleri hayrete düşürüyor.
Endonezya’nın Surabaya şehrinde manavlık yapan Suprijadi, toptan aldığı kavunları kontrol ederken, çok ilginç bir kavunla karşılaştı.

Önce arkadaşlarına gösteren Suprijadi, “Herkes çok açık bir şekilde kavunun üzerinde Kelime-i Tevhid yazısının olduğunu söyledi.” diye konuşuyor. Bunu üzerine Endonezyalı manav kavunu görüntülemeleri için gazetecilere de haber veriyor.

.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Mucizeler, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, İbretlik, İlginç | Leave a Comment »

3000 BİN YILLIK MUCİZE – İBRETLİK – VİDEO

Posted by Site - Yönetici Ocak 15, 2010

3000 BİN YILLIK MUCİZE – İBRETLİK – VİDEO

Londra British müzesinde bulunan 3000 yıllık Firavun cesedi ilk kez bu kadar net görüntülendi. Firavun cesedi görenleri hayrete düşürüyor.

Firavun’un cesedi ilk olarak, Süveyş kanalı açılırken denizin kenarında küçük bir tepecikte bulunmuş ve Londra’ya getirilmişti. Görüntülerde Firavun’un saçlarının bir kısmının halen yerinde olduğu ve başının bazı azalarının etlerininde çürümeden durduğu görülüyor. Cesedin alın kısmında ise et kalmamış.

İBRET OLSUN DİYE MUMYALANMADAN KORUNMUŞ

Elleri ve ayakları secde eder vaziyette olan cesed diğer Firavunlar gibi mumyalanmamış. Fakat mumyalanmamasına rağmen tam 3000 senedir çürümeyen cesedin Allahü Teala’nın ibret olsun diye korunduğuna inanılıyor.

Tam bir ibret vesikası olarak vücudu hiç bozulmamış, etleri çürümemiş ve tüyleri dahi dökülmemiş şekilde ve secde eder vaziyette bulunmuştur. Firavun ölürken secdeye kapanmıştı. Kur`an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:

(İsrailoğullarını denizi yararak geçirdik, Firavun ve askerleri zulmetmek ve saldırmak üzere onları [yarılan denizde] takip etti. Firavun denizde boğulurken, “İsrailoğullarının inandığından başka ilah olmadığına iman ettim, ben de Müslüman oldum” dedi. Ona “Şimdi mi inandın, daha önce isyan eden bir bozguncu idin” dendi. [Denizde boğulan Firavuna Allahü teâlâ buyurdu ki:] Senden sonrakilere bir ibret teşkil etmesi için, bugün senin [denizdeki] cesedini [çürütmeden] çıkarıp [sahile] atacağız. Buna rağmen insanların çoğu âyetlerimizden gafildir.) [Yunus 90,92]

FİRAVUN VE HZ. MUSA’NIN HİKAYESİ

Firavun, eski Mısır hükümdarlarına verilen isimdir. Mısır`a hakim olan 26 Firavun sülalesi vardı. Her sülalede çeşitli Firavunlar asırlarca hükümdarlık etti.
Musa aleyhisselam zamanındaki Firavun, [II. Ramses olduğu söylenir], 400 sene yaşamış ve ilahlık iddiasında bulunmuştu. Kendisine secde etmeyenlere ve Musa aleyhisselama inananlara işkence ve zulüm yaptı.

Musa aleyhisselam, Firavun`u dine davet etti. Firavun kabul etmedi. Yanındaki veziri Haman`a sordu. O da; “Musa, büyük sihirbazdır. Bizi aldatıp, ülkemizi elimizden almak istiyor” dedi. Böylece Firavun`un imana gelmesine mani oldu ve iman eden hanımı Asiye`nin de şehid olmasına sebep oldu.

Firavun, Musa aleyhisselamın mucizelerine inanmadı, kâfirlerin suları kan oldu, kurbağa yağdı, cilt hastalıkları oldu. Üç günlük karanlık devam etti.

Firavun bu mucizeleri görünce korktu. Musa aleyhisselam ile ona inananların Mısır`dan gitmesine izin verdi. Sonra Firavun verdiği bu izne pişman oldu. Askerlerle peşlerine düştü. Denizde yollar meydana geldi. Musa aleyhisselam da, İsrailoğulları ile birlikte denize girdi. Firavun ve askerleri, bunları yakalamak üzere denize girip takip etmeye başladılar. Kızıldeniz`in Süveyş kısmına gelince, denizdeki yollar kapanıp, Firavun`un askerleri boğulmaya başladı, Firavun da aynı akıbete uğrarken, hemen secdeye kapanıp, iman ettim dediyse de, boğularak askerleri ile birlikte öldü.

Firavun`un cansız cesedi asırlarca denizde kalmasına rağmen Allahü teâlânın kudreti ile çürümedi. Âyette de bildirildiği gibi, cesedi üç bin sene sonra sahile atıldı.

Kaynak :www.egazetehaber.com

Posted in Ölüm - Ecel, Belgesel, Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Kim Kimdir ?, Mucizeler, Tarih, Tavsiyeler, Video, Yorumlar, İbretlik, İlginç | Leave a Comment »

Seyfettin Alkan – Veladet-i Muhammed – Peygamberimizin Dogumu

Posted by Site - Yönetici Nisan 28, 2009

Seyfettin Alkan – Veladet-i Muhammed – Peygamberimizin Dogumu

Bu vaaz’ı  bize gönderen  kardeşimize ve emegi geçen ben fakire bir dua edin LÜTFEN.

Bu vaaz’ı sonuna kadar dinlemenizi kesinlikle tavsiye ederim.Selam ve dua ile.

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, H.z Muhammed ( s.a.v ), Mucizeler, Nasihat, Peygamberler, Tavsiyeler, Türkiye, Video, Yorumlar | 3 Comments »

Eshâb-ı Kehf

Posted by Site - Yönetici Şubat 24, 2008

Eshâb-ı Kehf

Hazreti İsa’dan (a.s.) sonra încil ehlinin işi karmakarışık, alt üst olmuş, aralarında günahkârlar bürümüş, hükümdarlar azgınlaşmış ve putlara tapar; putlar için kurbanlar keser hale gelmişlerdi. Bu yolda en ileri gidenlerden birisi de Rum hükümdarlarından Dekyanus idi. Bu hükümdar Rum diyarını dolaşıp putperestliği kabul etmeyen İsa ümmetini katlediyordu.
Dekyanus bu gezisi sırasında nihayet Eshâb-ı Kehf’in şehri olan Dekinos’a da indi. İner inmez de îman ehlini takip ve toplanmasını emretti, iman ehli bunu duyduklarından dolayı şuraya buraya kaçıp gizlenmişlerdi. Şehrin kâfirlerinden tâyin ettiği zabıtası, îman sahiplerini takip ediyor, gizlendikleri yerlerden çıkarıp Dekyanus’a getiriyorlardı. O da putlara kurban kesilen mezbahalara sevk edip kendilerini putlara tapmak ile öldürülmek arasında muhayyer bırakıyordu. Alçak dünya hayatına rağbet gösterip de bu katliâmdan korkanlar onun dediğini yapıyorlar, ebedî hayatı tercih edenleri ise öldürüp parçalayıp şehrin sûrlarına ve kapılarına asıyorlardı.


Ya putlar, ya ölüm!
Bu durumu gören bir kaç genç ki, onlar Rum’un asilzadelerinden bir rivayete göre de hükümdarın yakınlarından idiler. Kendileri hür kimselerdi. Bunlar bu vaziyetten çok müteessir oldular, bu fitnenin defi için Allahü Teâlâ’ya göz yaşlarıyla yalvararak namaz kılıp dua ediyorlardı. Zalim hükümdarın adamları bunları ihbar ettiler. Bunun üzerine Dekyanus, onları bir sohbet halinde iken bastırıp huzuruna getirtti ve bir şeyler söyledikten sonra kendilerini Ya putlara tapmak veya ölüm»den birini seçmek üzere muhayyer bıraktı. O vakit o yiğitler de Allahü Teâlâ’nın kendilerine verdiği rabıta ve metanetle kıyam edip dediler ki:
Ondan başkası yalandır!
— Bizim bir ilâhımız vardır ki, O’nun azamet ve kudreti Gökleri ve Yeri kaplar. O, Göklerin ve Yerin Rabbidir. Biz O’ndan başka birine ilâh demeyiz, asla ibadet etmeyiz. Senin davetine uyma ihtimalimiz ebediyyen yoktur. Doğrusu biz öyle yaparsak o vakit akıldan uzak, haddini aşmış, yalan söylemiş oluruz. Çünkü ondan başka ilâh muhaldir, yalandır. Hükmün ne ise yap!
Düşünmek için mühlet verdi
Yiğitlerin böyle kıyam edip gereken cevabı vermeleri üzerine Dekyanus, onların üzerlerindeki asalet elbiselerinin soyulmasını emredip yanından çıkardı ve kendisi mühim bir iş için Ninova şehrine gitti ve geri dönünceye kadar onlara düşünmek için mühlet verdi; kendisinin dediğine uyarlarsa uyarlar, yoksa diğer Müslümanlara yaptığını yapacaktı.
Nafakayla Yemliha ilgilendi
Bunun üzerine gençler kavimlerinden de böyle yüz çevirdikten sonra çekilip kendi kendilerine dinlerini muhafaza etmek için karar verip şehrin yakınındaki Benclüs dağında sarp bir mağaraya gizlenmeyi kararlaştırdılar. Her biri babasının hanesinden bir şeyler aldı, bazısını sadaka olarak verdiler, kalanını da nafaka edinerek gidip o mağaraya sığındılar. Burada gece ve gündüz namaz kılıyorlar, Allahü Teâlâ’ya inleyerek, yalvararak niyaz ediyorlardı. Nafakalarına ait işleri Yemliha’ya vermişlerdi. O, sabahleyin bir miskin kıyafetine girerek şehre giriyor, lâzım olanı alıyor, biraz da havadis öğrenerek arkadaşlarının yanına dönüyordu.
Hakiki mümin idiler
Böylece bu yiğitler müşriklere karşı baş kaldırıp Allah’ın birliğini, tevhidi ilân ettiler. Hâsılı bu gençler, Allah’tan başka ilâh tanımayan hakikî mümin idiler, işleri de Allah-u Teâlâ’nın hidayetiyle dinlerini korumak için zalim müşriklerin zorlama ve şiddetlerine karşı baş kaldırmak olmuştu. Şirke sapan ve dünya hayatına rağbet gösteren Hıristiyanlara benzemiyorlardı. Hükümdarın ve müşriklerin huzurunda böyle kıyam edip olanca rabıta ve kalb metanetiyle söz birliği halinde tevhidi ilân ederek kendileriyle beraber hakkı söylemeyip şirke sapan kavimlerini tahkir ve takbih ederek şöyle söylediler:
— Bak hele, şunlar, şu bizim kavim Allah-u Teâlâ’dan başka ilâh kabul ettiler. Allah-u Teâlâ’nın ilâh olduğuna ve Rab olmasının büyüklüğüne Gökler ve Arz gibi açık deliller var. Fakat O’ndan başkasının ilâh olduğuna dair açık bir delil getirseler ya bakalım? Ne mümkün?.. Delilsiz dâva kabul edilir mi? Veya şunun bunun keyfî tahakküm ve tasallutu delil tutulur mu?


Mağaranın yeri, kaç kişiydiler?
Eshâb-ı Kehf in uyudukları mağaranın mevkii ile alâkalı olarak muhtelif yerler rivayet edilegelmiştir. Ancak bugün ziyaret edilmekte olan Tarsus yakınlarındaki mevkiin onlara ait yer olduğu büyük ihtimalle zannedilmektedir. Bu kıssaya ait hususlardan biri de onların üç kişi olup kelbleriyle (köpekleriyle) birlikte dört, veya beş kişi olup kelbleriyle beraber altı, yahut da yedi kişi olup kelbleriyle beraber sekiz olduklarına dair rivayetlerdir ki, doğruya en yakın olanı sonuncusudur. Doğrusunu Allah-u Teâlâ bilir. -Eshâb-ı Kehf’in mağarada uyuma sürelerinin ise üç yüz dokuz sene olduğu yine Kur’an’ın beyanıdır. (Kehf Sûresi)
Ve kapı kapandı…
Dekyanus şehre geri dönünceye kadar bu şekilde durdular. Zalim gelir gelmez bunları isteyip babalarını getirtti. Babaları onların kendilerine isyan ve mallarını da yağma ederek çarşılarda israf ile dağa kaçtıklarını söyleyip özür beyan ettiler. Yemliha bu fena durumu görünce pek az azık alıp ağlayarak mağaraya vardı ve arkadaşlarına dehşeti haber verdi. Hepsi ağlaşarak secdelere kapanıp Allahü Teâlâ’ya yalvardılar, sonra başlarını kaldırıp oturdular, yapacakları iş hakkında konuşmaya başladılar. Derken Allahü Teâlâ bunlara bir uyku verdi, yattılar, nafakaları baş uçlarında olduğu halde uyuyup kaldılar. Beri tarafta Dekyanus hiddetinden ne yapacağını düşünüyordu. Onları uykuya daldıran Allah-u Teâlâ bunun kalbine de mağaranın kapısını kapatmayı getirdi. Bunun üzerine Dekyanus mağaranın kapısının ördürülmesini emretti:
— Açlıktan, susuzluktan ölsünler, mağaraları kabirleri olsun! dedi.
İki kuru levha
Adamları da öyle yaptılar. Ancak Dekyanus’un hanesinde îmanını gizleyen iki mü’min vardı. Birinin adı Pendros, diğerininki ise Runas idi. Bunlar Eshâbı Kehf’in isimlerini, neseblerini ve kıssalarını iki kuru levhaya yazıp bir bakır sandığa koyarak yapılan duvarın içine koymayı kararlaştırdılar ve bu şekilde yaptılar.
Güneşe göre döndürülürlerdi
Bu yiğitler öyle bir vaziyette uykuya dalmışlardı ki, görülse uyanık zannedilir fakat hakikatte ise uykuda idiler. Uykuda oldukları halde gözleri açık, sağa ve sola dönüyorlardı. Köpekleri Kıtmîr ise mağaranın girişinde kollarını serîvermiş bir vaziyette uyuyordu. Üzerlerine çıkıp varılsa mutlak dönülür kaçılır, korkudan donakalırlardı. Zira vaziyetleri öyle heybetli, öyle korkunç idi. Bu itibarla kendilerine kimsenin muttali olması mümkün değildi. Öyle bir rahatlık içinde uyuyorlardı ki Güneş doğduğu zaman mağaralarından sağ tarafına, batarken de onları sol taraflarına döndürülüyorlardı. Yani üzerlerine gün bile değmez, değse de nihayet batış sırasında soldan biraz kırkar geçerdi. Çünkü mağaranın vaziyeti buydu. Her tarafı gizli, ancak kapısı biraz batıya meyilli olarak kuzeye bakıyordu. Onlar ise mağaranın bir geniş yerinde sıkıntısız bir şekilde yatıyorlardı.


Ne kadar uyudular?
Eshâbı Kehf’in o suretle Allah için baş kaldırması ve kavimlerini terk edip mağarada böyle yatmaları, Allah-u Teâlâ’nın kudret ve rahmetinden bir delil, bir keramettir. İşte böylece ilâhî bir rahmet olarak bu yiğitlerin o mağarada senelerce uyuyup muhafaza edilmesinden sonra Allah-u Teâlâ onları bir delil olarak ba’s de etti, ölü diriltir gibi uykudan uyandırdı. Eshâbı Kehf uyandıkları vakit aralarında soruşturmaya başladılar ve içlerinden biri:
— Ne kadar durduk, ne kadar uyuduk? diye sordu. Kimisi:
— Bir gün, diye cevap verdi. Kimi de:
— Bir günden âz, dediler. . Nitekim kıyamette diriltilecekler de böyle sanacaklardır. Bu konuşma esnasında kimi de daha fazla durulduğunu sezerek aralarındaki ihtilâfı kesmek için dediler ki:
Allahuvalem…
— Ne kadar durduğumuzu Rabbimiz en iyi bilir. Binaenaleyh ihtilâfı bırakalım da, hemen birimizi şu gümüş paramızla şehre gönderelim, en temiz yiyecek hangisi baksın ve bize ondan bir rızk getirsin, çok dikkat ve nezaketle hareket etsin, sakın bizi kimseye sezdirmesin. Zira başımıza binerlerse şüphe yok ki, ya bizi öldürecekler veya eziyet edip milletlerinin dinî putperestliğe döndürecekler. O zaman da ebedî kurtuluş bulamayız…


Allah vaadini tutar!
Böyle konuştular ve bu sözü kabul ettiler de, içlerinden Yemliha’yı şehre gönderdiler. Fakat Hüdânın takdirine bak ki, o derece sakınmalarına rağmen Allah-u Teâlâ, bu suretle kendilerini tanıttırdı. Çünkü Yemliha’nın elindeki para, o zamanki insanlara göre hayli eski olduğundan dikkati çekmiş ve yakalanmasına sebep olmuştu. Bu şekilde Allah-u Teâlâ va’dinin hak ve saatinin şüphesiz olduğunu insanlar muhakkak bilsinler diye, bu durumu yaratmıştı. Zira mağarada ne kadar durduklarını bilemeyen Eshâb-ı Kehf senelerce yattıkları yerden kabirden kalkar gibi uyanıp kalktıklarını anlamış ve vaktiyle baş kaldırdıkları müşriklere karşı muvaffak olduklarını ve talep – ümit ettikleri ilâhî rahmetin bir tecellîsini görmek ve daha önce îman ettikleri şekilde Alah’ın va’dinin hak olduğunu müşahede ile bilmiş oluyorlardı. Ve bu suretle gerek kendileri ve gerek diğerleri için Kıyametin şüphesiz olduğuna da bir delil ve misâl olmuş bulunuyorlardı.

KONU iLE iLGiLi GUZEL BiR iLAHi – ESHAB-I KEHF

Posted in Ashab-ı Kehf, Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Mucizeler, Tavsiyeler, Türkiye, İbretlik, İlginç | 1 Comment »

Aglayan Kütük!!!

Posted by Site - Yönetici Şubat 13, 2008

AGlayan Kütük!!!

Mescid-i Nebevi inşa edildikten sonra Peygamber(sav)’in hutbe okurken yaslanması ve hatta kalabalık zamanlarda üzerine çıkması için bir hurma kütüğü ayarlanır. Bu kütük yıllarca Sevgili(sav)’nin sesini, nefesini dinler de dinler… Kütüklerin en şanslısı olduğunun sanki farkındadır!

Aradan yıllar geçer ve bir vesile ile benzer birşey gören sahabeden bir zat Peygamber(sav) için marangoz olan bir sahabeye tarifle 3 basamaklı bir minber inşa ettirir. Hayra hizmet eden yeniliklere her zaman açık Peygamber(sav)’imiz bu minberi inşa ettirenlere dualar ederek ilk hutbesini irad etmek için basamakları çıkmaya başlar… İşte o sırada mesciddeki herkesin duyduğu ve olayı rivayet eden sahabelerin annesinden ayrı kalan bir deve yavrusunun sesine benziyordu dedikleri bir inilti duyulur!

Herkes mescidde gözleri ile bir deve yavrusu ararken iniltilerin bu hurma kütüğünden geldiği fakedilir. Bunun üzerine Sevgililer Sevgilisi(sav) onun yanına gitti ve eli ile sıvazlayarak birşeyler fısıldadı. Bunun üzerine iniltiler kesildi! Peygamber(sav)’imiz daha sonra yeni minbere döndü ve dudaklarından inciler dökerek hutbesini irad etti…
şeyh galib- naat

EFENDİM!…
Sultân-ı rüsûl, şâh-ı mümeccedsin Efendim!…
Bîçârelere devlet-i sermedsin Efendim!…
Dîvân-ı İlâhîde ser-âmedsin Efendim!…
Menşûr-ı le’amrüke mü’eyyedsin Efendim!…
Sen Ahmed ü Mahmûd u Muhammed’sin Efendim!
Hak’dan bize sultân-ı mü’eyyedsin Efendim!…

şeyh galib- naat

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, H.z Muhammed ( s.a.v ), Mucizeler, Tavsiyeler, Türkiye, İlginç | Leave a Comment »

“İnşikâk-ı kamer” mu‘cizesi ve ay zeminindeki çatlak

Posted by Site - Yönetici Şubat 9, 2008

“İnşikâk-ı kamer” mu‘cizesi ve ay zeminindeki çatlak

“İnşikâk-ı kamer”, Ay’ın ikiye ayrılması demektir. Resûlüllah Efendimiz’in (s.a.v.)mu‘cizelerinden biridir. Bu mu‘cizenin meydana gelişi, tarih ve siyerlerde kısaca şöyle anlatılır:

Rasûlüllah Efendimiz’in (s.a.v.), dolunaya bir işarette bulunması üzerine, ay derhal ikiye bölündü. Her iki parça da birbirinden ayrılıp uzaklaştı ve kısa bir müddet sonra da tekrar yan yana gelip birleştiler.

Bu muazzam mu‘cize, müşriklerin isteği üzerine Mekke‘ye pek yakın bir mesafede Minâ‘da, aydınlık bir gecede vukûa gelmiştir. Kur‘ân-ı Kerim‘in bize haber verdiği en büyük ve en parlak mu‘cizelerden birisidir.

Nübüvvetin sekizinci yılında, Hicret‘ten beş yıl evvel meydana gelmiştir. sûresinin 1’inci âyetinde, “KamerKıyâmet yaklaştı ve ay yarıldı” buyurulmuştur. Pek çok sahâbeden gelen rivâyetlerin, Buhârî‘de geçen şekli ile hulâsası şöyledir:

“Biz Rasûlüllah (s.a.v.) ile Mekke civarında Minâ’da bulunuyorduk. Ay iki parçaya bölündü. Bir parçası dağın arkasında, öbür parçası da önünde idi. Rasûlüllah (s.a.v.), ‘Şâhid olunuz!’ buyurdu.” Mu‘cizeyi bizzat gören müşrikler, Rasûlüllah (s.a.v.)’ı kastederek, birbirlerine, “Bu size büyü yaptı” dediler. İçlerinden biri:

— Eğer Ay’a büyü yaptıysa, büsbütün dünyayı tutacak değil ya! Siz, gelen yolculardan bir sorunuz bakalım, görmüşler mi? Eğer bu hâdiseyi onlar da sizin gördüğünüz gibi gördüklerini söylerlerse, Muhammed’in (s.a.v.) nübüvvet iddiâsı doğrudur. Aksi takdirde bu bir sihirdir, dedi. Ve sorduklarında ise yolcular:

— Evet, gördük; ay ikiye bölündü, demişlerdir.
***

İNŞİKAK-I KAMER’LE ALAKALI BAZI HADİSLER

Müslim’in Sahîhi’nde geçen hadislerden birkaçı ise şöyledir:

Abdullah b. Mesûd (r.a.), Rasûlüllah (s.a.v.) zamanında de Allah’ın Rasûlü: “ay iki parçaya bölündüŞahid olunuz!” buyurdu, demiştir. (Müslim, Sahîh, Hadis No: 5010)

Enes b. Malik‘in (r.a.) anlattığına göre, Mekke halkı Rasûlüllah’tan (s.a.v.) kendilerine bir mucize göstermesini istemişler. O da onlara, ayın yarılmasını iki kere göstermiştir. (Müslim, Sahîh, Hadis No: 5013)

İbn Abbas (r.a.) da Rasûlüllah’ın (s.a.v.) zamanında ay yarıldı demiştir. (Müslim, Sahîh, Hadis No: 5015)
***

İNŞİKAK-I KAMER’LE ALAKALI TARİHİ DELİLLER

Ayrıca bu mu‘cizenin vukûuna dair başka deliller de vardır. Mesela bu cümleden olarak;

- Şifa Şerhi‘nde Aliyyülkârî‘nin (rh.)…

- Muvazzah İlm-i Kelâm‘da Ömer Nasuhi Bilmen merhumun, bazı tefsirlere atfen bildirdiklerine göre, Hindistan‘da bulunan bir heykelin üzerinde:

“Kamer (ay) ikiye bölündüğü yıl yapılmıştır” diye yazmaktadır.
***

SPUTNİK’TEN ALINAN FOTOĞRAFLAR VE BATI’NIN İKİYÜZLÜLĞÜ

“İnşikâk-ı kamer” mu‘cizesi mevzuunda, günümüzde ay etrafında dolaşan ve Sputnik adı verilen uydulardan alınmış –dünyadan çekilebilen fotoğraflara nazaran mesafeleri daha çok yaklaştıran– ay yuvarlağı ile alâkalı fotoğraflarda, ay sathının tam ortasında yukarıdan aşağıya uzanan bir çatlak görülmektedir. Bu çatlak, takriben bir buçuk kilometre genişliktedir. Amerikalılar bu çatlağa ‘Radley Rille’ adını vermişlerdir. Bu çatlakla alâkalı olarak Apollo–15 ile gerçekleştirilen derinliğine araştırmalar, bugüne kadar halka açıklanmadığına göre anlaşılan, bundan sonra da açıklanmayacaktır.

Nitekim dünyaca meşhur İngiliz gazetesi The Guardian’ın, 29 Temmuz 1971 tarihli nüshasında yayınlanan yorum-haber, Batı’nın bu işten korktuğunu ortaya koymuştur. Orada çıkan yazıda, Müslümanlar’ın daha şimdiden bu fotoğraflara dayanmak suretiyle, ‘İslâm Peygamberi’ne (s.a.v.) atfedilen ‘ay’ın ikiye bölünmesi’ mu‘cizesinin gerçekliğine dair isbat yoluna girdikleri… tarzında açıklamalara yer verilmişti.

Acaba bir gün, ilim nâmusu ağır basan insaflı astronotlar çıkıp, bu yarığın aslı ve esası mevzuunda insanlığa ışık tutacak, bunun, inşikâk-ı kamer mu‘cizesinde meydana gelen çizginin bir kısmını teşkil ettiğini açıklayabilecekler mi?..

Ne dersiniz?

HALiS ECE

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Mucizeler, Türkiye, İlginç | 1 Comment »

Bu akşam Hindistan’da

Posted by Site - Yönetici Ekim 25, 2007

 

Bu akşam Hindistan’da


Hz. Süleyman’ın sarayına kuşluk vakti saf bir adam telaşla girer. Nöbetçilere, hayati bir mesele için Hz. Süleyman’la görüşeceğini söyler ve hemen huzura alınır. Hz. Süleyman (as) benzi sararmış, korkudan titreyen adama sorar:

“Hayrola ne var? Neden böyle korku içindesin? Derdin nedir? Söyle bana…”
Adam telaş içinde “Bu sabah karşıma Azrail (as) çıktı. Bana hışımla baktı ve hemen uzaklaştı. Anladım ki, benim canımı almaya kararlı…” “Peki ne yapmamı istiyorsun?” Adam yalvarır: “Ey canlar koruyucusu, mazlumlar sığınağı Süleyman! Sen her şeye muktedirsin. Kurt, kuş, dağ, taş senin emrinde. Rüzgarına emret de beni buradan ta Hindistan’a iletsin. O zaman Azrail (as) belki beni bulamaz. Böylece canımı kurtarmış olurum. Medet senden!”

Hz. Süleyman, adamın haline acır. Rüzgarı çağırır ve “Bu adamı hemen al. Hindistan’a bırak!” emrini verir. Rüzgar bu… Bir eser, bir kükrer. Adamı alır ve bir anda Hindistan’da uzak bir adaya götürür. Öğleye doğru Hz. Süleyman, divanı toplayarak gelenlerle görüşmeye başlar. Bir de ne görsün, Azrail (as) de topluluğun içine karışmış, divanda oturmaktadır. Hemen yanına çağırır:
“Ey Azrail! Bugün kuşluk vakti, o adama neden hışımla baktın? Neden o zavallıyı korkuttun?” der. Azrail (as) cevap verir: “Ey dünyanın ulu sultanı! Ben, o adama öfkeyle, hışımla bakmadım. Hayretle baktım. O yanlış anladı. Vehme kapıldı. Onu, burada görünce şaşırdım. Çünkü Allah (cc) bana emretmişti ki:

‘Haydi git, bu akşam o adamın canını Hindistan’da al!’ Ben de, bu adamın yüz kanadı olsa, bu akşam Hindistan’da olamaz. Bu nasıl iştir, diye hayretlere düştüm. İşte ona bakışımın sebebi bu idi.” KAYNAK: TOPBAŞ, Osman Nuri, Mesnevi Bahçesinden Bir Testi Su, Erkam Yay. s. 150-151)

Posted in Diger Konular, Dini Hikayeler, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, H.z Süleyman, Mucizeler, Türkiye, İbretlik, İlginç | Leave a Comment »

H.Z MUSA’NIN HAYATI

Posted by Site - Yönetici Ağustos 4, 2007

Hz. MÛSA (a.s)


Allah Teâlâ’nin, dört büyük kitaptan biri olan Tevrat’i verdigi ve yeryüzünde dinini teblig edip, hakim kilmasi için gönderdigi Ulu’l-Azm* peygamberlerden biri. Hz. ibrahim (a.s)’in soyundan olup, israilogullarinin akidelerini islah etmek ve onlari Allah Teâlâ’nin diledigi nizama kavusturmakla görevlendirilmisti. Küfürle mücadelesi Kur’ân-i Kerim’de uzun uzun anlatilmaktadir.Hz. Adem (a.s)’den, Rasulullah (s.a.s)’e kadar pek çok peygamber gelmistir. Bu peygamberler, gönderildikleri kavimleri, Allah Teâlâ’ya iman etmeye çagirmislar; bu yolda kâfirlerle savasmislar, yasadiklari diyarlardan çikarilmislar; ezilmisler, hor görülmüsler ve hatta öldürülmüslerdir.

Mûsa (a.s) da, Allah Teâlâ tarafindan israilogullari’na gönderilmis bir rasul idi. O da tipki kendisinden önce gönderilmis olan peygamberler gibi kavmini Allah’a iman etmeye çagirdi. Kavmine zulmeden ve ilâhlik iddiasinda bulunan Firavun’a karsi tevhid yolunda mücahede etti. Bu ugurda, bütün peygamberlerin karsisina çikan güçlükler, onun da karsisina çikti. Dogup büyüdügü diyardan çikarildi, kâfirler tarafindan öldürülmek gayesiyle kovalandi. Allah Teâla Kur’ân-i Kerim’de bir ayette Hz. Mûsa (a.s)’dan söyle bahsediyor: “Kur’ân’da Musa’yi da an. Çünkü o ihlâs sahibi idi ve israilogullari’na gönderilmis bir peygamber idi”(Meryem, 19/51).

Hz. Musa (a.s)’nin Firavun ile olan kissasi, Kur’an’in bazi sûrelerinde çesitli üslûplarda ve teferruatli olarak anlatilmistir. Firavun ve ordusunun Kizildeniz’de bogulmalari olayindan sonra, israilogullari ile ilgili kissasina da genisçe yer verilmistir.

Musa (a.s)’nin Firavun ile olan mücadelesi, bir sahsin bir kralla, bir peygamberin sadece büyük bir zorba ile olan mücadelesinden ibaret degildir. Bilâkis bu hak ile bâtil’in çatismasi, Rahman’in ordusu ile seytanin ordusunun kaçinilmaz savasidir. Aslinda hak ile bâtil arasindaki bu savas, insanoglunun yaratilisindan, insanlari islah etmek üzere nebîler ve rasullerin hayat sahnesine çikmasindan beri devam edegelmektedir.

Sapiklik ve bâtil, daima iblis ve onun ordusu tarafindan temsil edilmis, imana, tevhide, peygamberlige, kisaca Hakka sürekli meydan okumustur. Fakat kazanan daima Hak olmustur. Allah Teâlâ söyle buyuruyor: “Muhakkak ki Biz peygamberlerimizi ve iman edenleri hem dünya hayatinda, hem de meleklerin sahid olacagi günde muzaffer kilacagiz” (el-Mü’min, 40/51).

Hz. Musa (a.s)’da gönderildigi kavmi cehalet ve sapiklik içerisinde buldu. Onlari Hakka davet etti, yurdundan çikarildi, savasti ve sonunda Allah Teâlâ’nin izniyle kazandi.

Hz. Musa (a.s)’nin Nesebi, Dogumu ve Hayati

Musa (a.s)’nin babasi, imran’dir Onun babasi Yahser, onun da babasi Kahes’dir. Nesebi Yakub (a.s)’a ulasir; ki, onun babasi Hz. ishak (a.s), onun da babasi Hz. ibrahim (a.s)’dir. Musa (a.s)’nin yaninda gördügümüz Harun (a.s) onun kardesidir. Allah Teâla, Musa (a.s)’yi Firavun’a, imana davet için gönderdiginde, Hz. Harun (a.s)’u da ona yardimci olarak seçmis ve görevlendirmisti. Hz. Musa (a.s) Allah Teâla’ya söyle dua ederek, kardesi Harun (a.s)’u kendisine yardimci yapmasini istemisti: “Bir de bana ehlimden bir vezir, (yardimci) ver. Kardesim Harun’u (ver)” (Tâhâ, 20/29-30).

Hz. Musa (a.s), Misir’in çok zor günler yasadigi bir dönemde dogdu. Bu sirada, ilâhlik iddialarinda bulunarak haddi asan Firavun, israilogullari halkina dayanilamayacak eziyetlerde bulunuyor, bu insanlari zulümle kasip kavuruyordu. israilogullari, Kipt kavminin muamelelerinden ve krallarinin agir baskilarindan bikmislardi. Misir’da yasamanin bir tadi kalmadigini biliyor ve dedelerinin yurdu olan Kenan illerine gitmek istiyorlardi. Ama onlardan her isinde istifade eden Firavun, yakalarini bir türlü birakmak istemiyordu. Onlara zulmün en akla gelmeyecek olanini yapti. Nitekim Kur’ân-i Kerim’de; “Biz sana Musa ve Firavun’un mühim haberlerinden, iman edecek bir kavim için, gerçek olarak okuyacagiz. Çünkü Firavun o yerde (Misir’da) baskaldirmis ve ahalisini parçalara bölüp, kendisine baglamisti” (el-Kasas, 28/3-4) buyuruluyor.

Firavun, saltanati sirasinda israilogullarina çok kötü eziyetlerde bulundu; onlari köle yapti, en çirkin ve adî islerde çalistirdi. Allah Teâlâ, israilogullarini bu sikintidan, azgin Firavun’un serrinden, zulüm ve taskinliklarindan kurtarmak için Hz. Musa (a.s)’yi gönderdi.

Hz Musa

Hz Musa

Sa’lebî, Kisas-i Enbiya’sinda imam Suddî’den; Firavun’un bir rüya gördügünü, korkup kederlendigini naklediyor. Rüyasinda Kudüs tarafindan gelen bir ates gördü. Bu ates, Misir’a kadar uzanip, Firavun’un evlerini yakti. Fakat sadece Kipti’lere zarar verdi, israilogullari ise kurtuldular. Uyaninca hemen kâhin ve müneccimlerden rüyayi tabir etmelerini istedi. Onlar dediler ki; “israilogullari içinden bir çocuk dünyaya gelecek, Misirlilarin helâkina ve senin kralliginin yok olmasina sebep olacak. Dogacagi zaman da iyice yaklasti.”

Bu haber üzerine telaslanan Firavun, israilogullarin’dan dogan bütün erkek çocuklarin öldürülmesini emretti. Kur’ân-i Kerim’de bu olay söyle anlatiliyor: “Firavun, memleketin basina geçti ve halki firkalara ayirdi. içlerinden bir toplulugu güçsüz bularak onlarin ogullarini bogazliyor, kadinlari sag birakiyordu. Çünkü o bozguncunun biriydi” (el-Kasas 28/4).

Hz Musa

Hz Musa

israilogullari arasinda is yapabilecek insanlarin azalmasi üzerine Kiptîlerin ileri gelenleri Firavun’a giderek, “Eger böyle öldürmeye devam ederseniz, ileride bizim islerimizi yapacak kimse bulamayacagiz” dediler. Firavun da erkek çocuklarin bir sene öldürülmesini, bir sene de öldürülmemesini emretti. Erkek çocuklarin öldürülmedigi sene Harun (a.s) dogdu. Öldürüldükleri sene ise Musa (a.s)…

Musa (a.s) dogunca, annesi çok üzüldü. Allah Teâlâ ona korkmamasini, üzülmemesini vahyetti. Kalbine bir rahatlik verdi. Bu, Kur’an’da söyle anlatiliyor: “Musa’nin annesine: “Çocugu emzir, basina geleceklerden korktugun zaman onu suya (Nil’e) birak. Korkma, üzülme. Biz süphesiz onu sana döndürecegiz ve peygamber yapacagiz” diye bildirmistik” (el-Kasas, 28/7).

Musa (a.s)’nin annesi de ilham edileni yapti ve yavrusunu bir muhafaza içerisinde suya birakti. Ablasina da, “Onu izle” dedi. Musa (a.s)’yi tasiyan sandik, Allah’in izniyle dalgalarla sürüklenerek, Firavun’un sarayina ulasti. Yikanmakta olan cariyeler, sandigi bulup Firavun’un karisina götürdüler. Allah Teâlâ, Firavun’un karisi Asiye’nin kalbine bu çocugun sevgisini koydu. Firavun çocugu görünce öldürmek istedi. Ancak Asiye, çocugu kendisine vermesini istedi. Çünkü hiç çocuklari olmuyordu. Kur’an-i Kerim, bunu söyle anlatiyor: “Firavun’un karisi: Benim de senin de gözün aydin olsun! Onu öldürmeyiniz, belki bize faydali olur, yahut onu ogul ediniriz” dedi. Aslinda isin farkinda degillerdi” (el-Kasas, 28/9).

Hz. Musa (a.s) acikinca onu emzirmek icab etti. Fakat o kimseden süt emmek istemiyordu. Allah Teâlâ, bunu söyle zikrediyor: “Önceden, süt annelerinin memesini kabul etmemesini sagladik. Musa’nin ablasi; “size, sizin adiniza ona bakacak, iyi davranacak bir ev halkini tavsiye edeyim mi?” dedi. Böylece onu, annesinin gözü aydin olsun diye, ona geri çevirdik. Fakat çogu bilmezler” (el-Kasas, 28/12-13).

Musa (a.s) böylece annesine dönmüs oldu. Üstelik Firavun’un sarayinda büyüdü. Firavun ailesinin sevgisini kazandi. Allah Teâlâ söyle buyuruyor: “Musa erginlik çagina gelip olgunlasinca ona hikmet ve ilim verdik. iyi davrananlari böyle mükâfatlandiririz” (el-Kasas, 28/14).

Yetisip delikanlilik çagina gelen Musa (a.s) bir gün sehre indi. Ögle üzeriydi. Dükkanlar kapaliydi ve halk evlerinde istirahat ediyordu. Kur’ân-i Kerim’de, sehirde geçen hadise söyle anlatiliyor; “Musa, halkinin haberi olmadigi bir zamanda sehre idi. Biri kendi adamlarindan, digeri de düsmani olan iki adami dövüsür buldu. Kendi tarafindan olan kimse, düsmanina karsi ondan yardim istedi. Musa, onun düsmanina bir yumruk vurdu, ölümüne sebep oldu. “Bu seytanin isidir; çünkü o apaçik saptiran bir düsmandir” dedi. Musa, “Rabbim! dogrusu kendime yazik ettim, beni bagisla” dedi. Allah da onu bagisladi. O, süphesiz bagislayandir, merhamet edendir. Musa; “Rabbim! Bana verdigin nimete and olsun ki, suçlulara asla yardimci olmayacagim ” dedi. sehirde, korku içinde, etrafi gözeterek sabahladi. Dün kendisinden yardim isteyen kimse, bagirarak ondan yine yardim istiyordu. Musa ona: “Dogrusu sen besbelli bir azginsin ” dedi. Musa, ikisinin de düsmani olan kimseyi yakalamak isteyince: “Ey Musa! Dün bir cana kiydigin gibi bana da mi kiymak istiyorsun? Sen islah edenlerden degil, ancak yeryüzünde bir zorba olmak istiyorsun”dedi” (el-Kasas, 28/15-19).

israillinin, olayi agzindan kaçirmasi üzerine, bütün halk Musa (a.s)’nin Misirliyi öldürmüs oldugunu ögrendi. Daha sonra bir adam kosarak geldi ve kendisini öldüreceklerini söyledi.

“Musa korku ipinde çevresini gözetleyerek oradan çikti. Rabbim! Beni zalim milletten kurtar” dedi. Medyen e dogru yöneldiginde: “Rabbimin bana dogru yolu gösterecegini umarim “, dedi” (el-Kasas; 28/21-22).

Musa (a.s) böylece yurdundan uzaklasti. Yanina yiyecek hiç bir sey de almamisti. Tam sekiz günlük yolu, agaç yapraklari yiyerek asti. Misir ile Medyen arasi sekiz günlük bir mesafedir. Allah Teâlâ’nin bu seçkin kulu, aç ve bitap düsmüs olarak bu uzun mesafeyi katetti ve nihayet Medyen’e ulasti. Kur’ân-i Kerim’de kissa söyle devam ediyor:

Hz Musa

Hz Musa

“Medyen suyuna geldiginde, davarlarini sulayan bir insan toplulugu buldu. Onlardan baska, hayvanlarini sudan alikoyan iki kadin gördü. Onlara: “Derdiniz nedir?”dedi. “Çobanlar ayrilana kadar biz sulamayiz. Babamiz çok yaslidir (onun için bu isi biz yapiyoruz) ” dediler. Musa onlarin davarlarini suladi. Sonra gölgeye çekildi: “Rabbim! Dogrusu bana indirecegin hayra muhtacim” dedi” (el-Kasas, 28/23-24).

Ibn-i Kesir, El-Bidaye ve’n-Nihaye’de bu olayi söyle anlatiyor: “Medyen suyunda çobanlar koyunlari suladiktan sonra, kuyunun agzina büyük bir kaya koyarlardi. Bu iki kadin da artan sularla koyunlarini sulamaya çalisirlardi. Musa (a.s), kayayi kuyunun agzindan tek basina kaldirdi, su çekti ve kadinlarin koyunlarini suladi. Sonra tekrar kayayi yerine koydu. Bu kayayi ancak on kisi kaldirabilirdi. Musa (a.s) ise, on kisinin halledebilecegi bu isleri tek basina halletmisti. Kizlar babalarina gidip Hz. Musa’yi ve yaptigi iyiligi anlattilar. Kur’an-i Kerim’de kissa söyle devam ediyor:

“O sirada, kadinlardan biri utana utana yürüyüp ona geldi: “Babam sana sulama ücretini ödemek için seni çagiriyor dedi. Musa ona gelince, basindan geçeni anlatti. O: “Korkma! Artik zâlim milletten kurtuldun”dedi. iki kadindan biri: “Babacigim, onu ücretli olarak tut. Ücretle tuttuklarinin en iyisi bu güçlü ve güvenilir adamdir, dedi. Kadinlarin babasi bana sekiz yil çalismana karsilik bu iki kizimdan birini sana nikâhlamak istiyorum. Eger on yila tamamlarsan, o senden bir lütuf olur. Ama sana agirlik vermek islemem. insallah beni iyi kimselerden bulacaksin” dedi. Musa: “Bu seninle benim aramdadir. Bu iki süreden hangisini doldurursam doldurayim, bir kötülüge ugramayacagim. Söylediklerimize Allah vekildir” dedi” (el-Kasas, 28/25-28).

Ibn-i Kesir söyle diyor: “Kizlarin babasinin kim oldugu hakkinda görüs ayriligi vardir. Bunun Suayb (a.s), oldugu hususunda kanaatler vardir. Ulemanin çogunlugu da bu görüstedir. Hasan Basri, Malik b. Enes’den naklolunan bir rivayeti delil getirerek diyor ki: Hz. Suayb kavmi helâk olduktan sonra uzun bir ömür yasamis, tâ ki Musa (a.s)’a ulasmis ve kizini ona nikâhlamistir.

Hz. Suayb (a.s)’in kiziyla nikâhlandiktan sonra Musa (a.s), Medyen’de kalip, haniminin mehri olmak üzere on yil koyun güttü. Bir rivayete göre, Peygamberimize tam olarak ne kadar çalistigi sorulmus; o da on sene oldugunu buyurmustur. Buradan anlasildigi üzere, tam on yil çobanlik yapmistir.

Hz. Musa (a.s) ya Peygamberliginin Bildirilmesi

Musa (a.s) Medyen’de on sene kalip mehrini tamamladiktan sonra, Misir’a dönmeye karar verdi. Ailesiyle birlikte yola koyuldu. Karanlik ve soguk bir gecede yolu sasirdi ve dag geçidinin yolunu bir türlü bulamadi. Çakmak tasiyla bir seyler tutusturmaya çalisti, basaramadi. Soguk iyice siddetlendi. Kansi da hamileydi ve dogum zamani da yaklasmisti. Musa (a.s) ve ailesinin gerçekten yardima ihtiyaci vardi. Kur’an-i Kerim’de, bu olay söyle anlatiliyor: “Musa, süreyi doldurunca ailesiyle birlikte yola çikti. Tür tarafindan bir ates gördü. Ailesine: “Durunuz, ben bir ates gördüm; belki oradan size bir haber veya tutusmus, bir odun getiririm de isinabilirsiniz” dedi. Oraya gelince, kutlu yerdeki vadinin sag yanindaki agaç cihetinden: “Ey Musa! süphesiz ben âlemlerin Rabbi olan Allah’im ” diye seslenildi. “Degnegini at!.” Musa, degnegin yilan gibi hareketler yaptigini görünce, dönüp arkasina bakmadan kaçti. “Ey Musa! Dön, gel. Korkma. süphesiz güvende olanlardansin” denildi. “Elini koynuna koy, lekesiz, bembeyaz çiksin. Korkudan açilan kollarini kendine çek! Bu ikisi Firavun ve erkânina karsi Rabbinin iki delîlidir. Dogrusu onlar yoldan çikmis bir millettir” denildi. Musa: “Rabbim! Dogrusu ben onlardan bir cana kiydim. Beni öldürmelerinden korkarim. Kardesim Harun’un dili benimkinden daha düzgündür. Onu, beni destekleyen bir yardimci olarak benimle gönder, çünkü beni yalanlamalarindan korkarim” dedi, Allah: “Seni kardesinle destekleyecegiz, ikinize bir kudret verecegiz ki, onlar size el uzatamayacaklardir. Ayetlerimizle ikiniz ve ikinize uyanlar üstün geleceklerdir” dedi” (el-Kasas, 28/29-35).

Tâhâ sûresinin ilk ayetlerinde, Allah Teâlâ ile Musa (a.s) arasinda geçen konusma, daha ayrintili bir sekilde verilir. su ayetler Allah Teâlâ’nin Musa (a.s)’yi rasul olarak görevlendirdigi zamanin anlasilmasinda yardimci oluyor: “Ben seni seçtim, artik vahyolunani dinle. süphesiz ben Allah’im. Benden baska ilâh yoktur. Bana kulluk et, Beni anmak için namaz kil!” (Tâhâ, 20/13-14).

Ve daha sonra Allah Teâlâ, Musa (a.s)’ya söyle buyuruyor: “Firavun’a gidin; dogrusu o azmistir. Ona yumusak söz söyleyin, belki ögüt dinler veya korkar” (Tâhâ, 20/43-44).

Allah Teâlâ’nin, Musa (a.s)’ya bunu emretmesinden sonra, Musa (a.s) ile Firavun arasinda amansiz bir mücadele de baslamis oluyordu. Hak ile bâtil’in amansiz savasi. Bütün peygamberlerin birbirlerine miras biraktiklari tevhid mücadelesi…

Hz. Musa (a.s), Allah Teâlâ’nin bu emriyle Firavun’a gitti. Onu güzellikle Allah’a iman etmeye davet etti: “Musa: Ey Firavun! Ben âlemlerin Rabbinin peygamberiyim! Bana Allah’a karsi ancak gerçegi söylemek yarasir. Size Rabbinizden bir mucize getirdim, israilogullari’ni benimle beraber saliver” (el-A’raf, 7/104-105).

“Firavun: “Musa! Rabbiniz kimdir?” dedi. Musa: “Rabbimiz, her seye ayri bir özellik veren, sonra dogru yola eristirendir” dedi” (Tâhâ 20/49-50).

Firavun, bu davete icabet etmedi ve direndi. Musa (a.s)’yi zindana atmakla tehdit etti. Musa (a.s)’da Firavun’a, belki iman eder diyerek, ispat edici bir delil getirmek istedi. Asasini yere atti, kocaman bir yilan oldu. Elini koynuna sokup çikardi, gözleri kamastiran bir günes parçasi oluverdi. Musa (a.s)’nin gösterdigi bu mucizeler karsisinda Firavun gerçekten korkmustu. Bunun üzerine o da sihirbazlarini toplayip, Musa’yi maglup etmeyi kararlastirdi. Ülkesindeki bütün ünlü sihirbazlari çagirtti ve onlardan Musa (a.s)’nin yaptiklarindan daha büyük bir sihir yapmalarini istedi. Onlarda hazirlandilar ve bir gün kararlastirdilar. O gün gelince de halkin gözleri önünde Musa (a.s) ile yarismaya basladilar.

“Sihirbazlar: “Ey Musa! Marifetini ya sen ortaya koy veya biz koyalim” dediler. Musa: “Siz koyun”dedi. Sihirbazlar marifetlerini ortaya koyunca, insanlarin gözlerini sihirlediler ve onlari ürküttüler, büyük bir sihir yaptilar. Biz de Musa’ya: “Asani koyuver” dedik o da koyuverdi. Hemen onlarin uydurduklarini yutmaya basladi. Hak tahakkuk etti. Onlarin yaptiklari bosa gitti. iste orada yenildiler, küçük düstüler. Sihirbazlar secdeye kapanip: “Âlemlerin Rabbine, Musa ve Harun’un Rabbine inandik” dediler” (el-A’râf, 7/115-122).

Sihirbazlarin iman etmeleri, Firavun’u çok kizdirdi. Onlari öldürmekle tehdit etti. iste küfür, acizligini bu olayla bir kere daha ortaya koymus oldu.

Gelisen bu olaylar, Firavun’u yola getirecegi yerde, onu daha çok azdirdi. Ve Musa (a.s) ile kavmini ortadan kaldirmadikça rahata kavusamayacagina inanip, bu arzusunu yerine getirmeye çalisti. Musa (a.s), Firavun ve kavmini, imana çagirmaya devam etti. Firavun inkâr ettikçe, Allah Teâlâ onun kavmine tufan, çekirge, hasarat, kurbaga, kan gibi çesitli azablar gönderdi. Ancak bunlarin hiç biri, Firavun ve kavmini yola getirmedi.

Firavun, küfür ve inadinda, israr ve Musa (a.s)’nin davetine de icabet etmemeye devam etti. Allah Teâlâ, Musa (a.s)’ya israilogullarini bir gece Misir’dan çikarip Filistin diyarina götürmesini vahyetti. Bir gece Musa ve kavmi sehirden çikip, Süveys halici boyunca Kizildeniz’e yöneldiler. Firavun sehirde israilogullarindan hiç bir iz göremeyince, kaçtiklarini anladi ve bütün ordusunu seferber ederek, peslerine düstü. Firavun ordusunun çok kalabalik oldugu rivayet edilmektedir. Firavun iki gün sonra israilogullarina yetisti. israilogullarinin önlerinde geçilmesi mümkün olmayan bir deniz arkalarinda kocaman bir ordu vardi. israilogullari “Yakalandik yâ Musa” diye yakinmaya basladilar. Kur’ân-i Kerim’de olay söyle anlatiliyor: “Musa: “Hayir, Rabbim benimle beraberdir, bana elbette yol gösterecektir”dedi. Bunun üzerine Biz Musa ya: “Degneginle denize vur” diye vahyettik. Hemen deniz ikiye ayrildi, her parçasi yüce bir dag gibiydi. iste oraya geridekileri de yaklastirdik. Musa ve beraberinde bulunanlarin hepsini kurtardik” (es-suara, 26/62-65).

“Firavun, ordusuyla onlari takib etti. Deniz de onlari içine aliverdi. Hem de ne alis!” (Tâhâ, 20/78).

Hz Musa

Hz Musa

Kur’an-i Kerim’de Allah Teâlâ, bir zâlimin, kâfirin sonunu böyle anlatiyor; ve bir kavmi nasil kurtardigini da. iste Hak, Bâtil’in tepesine böyle inip, onu ortadan kaldirabiliyor.

Firavun ordusu, bir tek kisi kalmamacasina yok oldu. Firavun ise, ölümün geldigini anlayinca iman ettigini açikladi: “Firavun bogulacagi anda: “israilogullarinin inandigindan baska tanri olmadigina inandim, artik ben de ona teslim olanlardanim” dedi. Ona: “simdi mi (inandin)? Daha önce baskaldirmis ve bozgunculuk etmistin”dendi” (Yunus, 10/90, 91).

Bu olaydan sonra Allah Teâlâ, Hz. Musa (a.s)’ya kavmiyle birlikte Beyti Makdis’e yönelmelerini emretti. Yola koyuldular. Çölde su bulamayip, siddetli bir susuzluga kapildilar. Gelip Musa (a.s.)’a sitem ve sikayette bulundular. Allah, Musa (a.s)’a, âsâsini tasa vurmasini emretti. Vurunca tasin oniki yerinden su fiskirdi. Her Yahudi kabilesine bir göze düsüyordu. Onlar bu gözelerden kana kana içtiler, susuzluklarini giderdiler. Allah Teâlâ israilogullarina, gökten kudret helvasi ve bildircin eti de gönderdi. Fakat israilogullarinin o ikiyüzlülükleri, bütün bu nimetlere ragmen, kendini burada da ortaya çikardi. Bir tek yemekle yetinemeyeceklerini söylediler: “Ey Musa! Bir çesit yemege dayanamayacagiz. Bizim için Rabbine yalvar da, bize yerin bitirdigi sebze, kabak, sarmisak, mercimek ve sogan yetistirsin” demistiniz de, “hayirli olani daha düsük seyle mi degistirmek istiyorsunuz? Bir sehre inin, orada süphesiz istediginiz vardir” demisti” (el-Bakara, 2/61).

Sonra Allah Teâlâ Hz. Musa’ya, Filistin’e gitmeyi emretti. Orada Heysanilerin kalintilari ve Kenanlilardan meydana gelen zalim bir topluluk ile karsilastilar. Musa (a.s) kavmine, buraya girip bu zalimlerle savasmalarini, ve onlari bu mukaddes beldeden çikarmalarini emretti. Fakat, israilogullari buna cesaret edemedi: “Ey Musa! “Onlar orada oldukça biz asla oraya girmeyecegiz. Sen ve Rabbin gidin savasin, dogrusu biz burada oturacagiz” demislerdi” (el-Maide, 5/24).

Çünkü israilogullari, Firavun ülkesinde zillet ve adilige, asagilanmaya alismislardi. Onlar için bazi degerleri ele geçirmek için savasmak, bir manâ tasimiyordu. Allah’da onlari Tih çölüne atti ve yollarini sasirtti. Kavmine söz geçiremediginden yakinan Musa’ya, Allah Teâlâ: “Orasi onlara kirk yil haram kilindi. Yeryüzünde saskin saskin dolasacaklar. Sen, yoldan çikmis bir millet için tasalanma” dedi” (el-Maide, 5/26).

Zamanla, bu zillet içinde yasayan nesil, yerini hürriyetle yetisen ve izzetle yasayan bir nesile terketti. Bunlar da bir müddet sonra Arz-i Mukaddes’e girmeye muvaffak oldular.

israilogullari, bu kirk yil içinde çok çesitli sapikliklarda bulundular. Hz. Musa’nin Tur daginda kirk gün geçirdigi bir zamanda, Sâmirî isimli bir sahsin imal ettigi ve “iste sizin de Musa’nin da tanrisi” dedigi altindan bir buzagiya tapmaya basladilar. Musa (a.s) döndügünde onlari buzagiya tapinir görünce çok üzüldü. Harun (a.s)’a çikisti. israilogullari’ni buzagiya tapinmaktan vazgeçirmeye çalisti. israilogullari ise, her firsatta iki yüzlülüklerini sergilediler (Sâmirî olayi bak. Daha fazla bilgi için bk. Sâmirî mad.). Musa (a.s), hayati boyunca tevhid yolunda mücadele etti. Bu ugurda pek çok eziyetle karsilasti. Yurdundan çikarildi, ölümle tehdit edildi ve etrafinda kendisiyle beraber, inanan pek az insan bulabildi.

Musa (a.s), Tih çölünde, Harun (a.s)’dan sonra öldü. israilogullarini Arz-i Mukaddes’e sokamadi. Öldügünde yüz yirmi yasinda idi. Buhârî, onun ölümü ile ilgili olarak sunlari rivayet ediyor: “Ölüm melegi geldiginde, Musa (a.s) onun yüzüne dikkatle bakti. Canini almaya gelen Azrail (a.s) korktu ve gözü karardi. Sonra: “Yarabbi, beni bir kuluna gönderdin ki, ölmek istemiyor” diye tazarru eyledi. Allah Teâlâ, o hali üzerinden kaldirarak, tekrar Musa’ya gönderdi: “Söyle, sayili olmak sartiyla istedigi kadar yasasin”. Hz. Musa: “Yarabbi, sonra ne olacak?” dedi. “Öleceksin” buyuruldu. “Öyle ise ölüm simdi gelsin” niyazinda bulundu. Sonra Allah Teâlâ’dan, kendisini bir tas atimi Beyti Makdis’e yaklastirmasini, orada ölmesini ve oraya gömülmesini istedi. Ebu Hureyre (r.a) söyle diyor: “Rasulullah (s.a.s): “Eger ben sizinle beraber orada bulunsaydim, onun yol kenarinda ve kizil bir kum tepesinin yaninda bulunan kabrini size gösterirdim” buyurdu”.

Kaynak: Sâmil Islam ansiklopedisi

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Genel, H.z Musa, Mucizeler, Peygamberler, İbretlik, İslam Tarihi | 35 Comments »

 
Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 375 takipçiye katılın