GÖYNEM ( BEYSEHiR )

İLAHİ-KURAN-İSLAM-DİN-HABER-RESİM-VİDEO-TASAVVUF-BELGESEL-DUA-HADiS-TARİH-ŞİİR

‘iSTANBUL’ Kategorisi için Arşiv

İki büyük fetihten biri

Posted by Site - Yönetici Mayıs 29, 2010

İki büyük fetihten biri

İki büyük fetihten biri

İki büyük fetihten biri

29 Mayıs Cumartesi günü İstanbul’un fethinin 557‘inci yıldönümü. Bu hafta fethin yeni bir yıldönümünü kutluyoruz.

Peygamber Efendimiz’e Peygamberlik görevi verildiğinde dünyada iki büyük süper devlet vardı. Biri, İran Sasani İmparatorluğu, diğeri de, Doğu Roma Bizans İmparatorluğu. Bu iki “Süper güç” insanlığa bugün Amerika’nın yaptığı gibi dünyaya kan kusturuyordu. Bunlar kan emen vampirlerdi.

Efendimiz (s.a.v.) ilk defa Hendek Savaşı arefesinde bu iki süper gücün yakında yıkılacağını haber vermişti.

Resûl-i Kibriya (s.a.v.)’in bu müjdesi çok geçmeden tecelli etti ve ilk def’a İran Sasani imparatorluğu yıkıldı. Arkasından da Doğu Roma Bizans İmparatorluğu da atamız Osmanlı Sultanı Fatih Sultan Mehmed Han’ın komutasındaki övülmüş komutan ve övgüye mazhar olmuş askerler tarafından tarihin çöplüğüne atıldı. İstanbul fethedildi, Bizans İmparatorluğu yıkıldı ve bir çağ kapanıp yeni bir çağ açıldı.

İstanbul’un fethini Peygamberimiz Efendimiz haber vermişti.

İstanbul mutlaka fetholunacaktır. Onu fetheden Kumandan ne güzel Komutan, O’nun askerleri ne mübarek askerlerdir” ifadesi Efendimizin Müslümanlara muazzam bir müjdesiydi.

Efendimizin bu övgüsüne mazhar olabilmek için İstanbul’u fethe 29 defa teşebbüs edildi. Ve fetih 29‘uncu defada Fatih Sultan Mehmed ve askerlerine nasip oldu.

Muhterem Müslümanlar!

Rabb’imiz Kelâm-ı Kadim’inde:

Nusret ve inayet, ancak aziz ve hakim olan Allah’tan gelir.” (Âl-i İmran: 160) buyuruyor. Fetih askerleri ve kumandanları fethi gerçekleştirdiklerinde işte bu âyette beyan edilen inanca sahip bir eda ile fethi değerlendirdiler.

Başka bir âyette:

Ey mü’minler! Siz Allah’a kulluk ederseniz O da size yardım eder ve ayaklarınızı sağlamlaştırır.” (Muhammed suresi. Âyet: 7) buyurulur. İşte fetihte başarının kaynağı bu idi. Allah’a kulluk edenleri Allah yüceltir ve başarılı kılar. O’na başkaldıranlar her zaman helâke mâruz kalmışlardır.

İstanbul’un fethinin yedi büyük manası vardır:

1- Fethin sekiz buçuk asır önce müjdelenmiş olması,

2- Asırlarca dünyayı kavuran batıl Bizans’ın yıkılışı,

3- Dünyanın kilit noktasının Hakk’ı üstün tutanların eline geçmiş olması,

4- Bir çağın kapanıp, yeni bir çağın açılmış olması,

5- İnancın karşısında hiçbir batılın dayanamaması,

6- Ahlâken bozulan milletlerin çökeceği gerçeğinin gözükmesi,

7- İnancın emrindeki tekniğin ne büyük harikalar meydana getireceği gerçeğinin görülmesi…

Bizim tarihimiz zaferlerle doludur.

Ecdadımız insanlığa ışık tutmuştur.

Osmanlı, ülkeleri kuşattığı an bir bütün idi ve Hakk’ı temsil ediyordu.

Milletimiz yeniden güçlenmeli, saadetin kapılarını açmalıdır. Bu büyük görev üzerimizdedir.

İstanbul bir zamanlar İslâmbol idi. Şimdilerde İsyanbol oldu.

Bizans artıkları, Fatih’e duydukları hınçlarını O’nun oğullarından, kızlarından alıyor.

Güzellik yarışmaları.

Fuhuş geceleri.

Eğlence programları gibi tavırlarla alıyor. Papazlar, İstanbul ile ilgili menfur emellerini fiiliyata koymak gibi bir çalışmalarını alenileştirdiler.

Bu ülke bize emanet.

Emanete ihanet edenlerin akıbetleri çok çirkin olur muhterem Müslümanlar! Bunu göz ardı etmeyelim…

Mevlüt Özcan – Milli Gazete

Bu yazıyı gönderen sayın  M.Emin Özler bey’e Teşekkür ederiz

..

Muhteşem bir FETİH ŞİİRİ

AHMET METİNCAN

….

Arif Nihat Asya’nın Fetih Marşı

Yelkenler biçilecek, yelkenler dikilecek;

Dağlardan çektiriler, kalyonlar çekilecek;

Kerpetenlerle surun dişleri sökülecek

Yürü, hala ne diye oyunda oynaştasın?

Fatih’in İstanbul’u fethettiği yaştasın!..

Sen de geçebilirsin yardan, anadan, serden….

Senin de destanını okuyalım ezberden…

Haberin yok gibidir taşıdığın değerden…

Elde sensin, dilde sen, gönüldesin baştasın…

Fatih’in İstanbul’u fethettiği yaştasın!..

Yüzüne çarpmak gerek zamanenin fendini…

Göster: Kabaran sular nasıl yıkar bendini?

Küçük görme, hor görme, delikanlım kendini

Şu kırık abideyi yükseltecek taştasın;

Fatih’in İstanbul’u fethettiği yaştasın!..

Bu kitaplar Fatih’tir, Selim’dir, Süleyman’dır.

Şu mihrap Sinanüddin, şu minare Sinan’dır.

Haydi artık uyuyan destanını uyandır!..

Bilmem, neden gündelik işlerle telaştasın

Kızım, sen de Fatihler doğuracak yaştasın!..

Delikanlım, işaret aldığın gün atandan

Yürüyeceksin… Millet yürüyecek arkandan!

Sana selam getirdim Ulubatlı Hasan’dan….

Sen ki burçlara bayrak olacak kumaştasın;

Fatih’in İstanbul’u fethettiği yaştasın!..

Bırak, bozuk saatler yalan yanlış işlesin!

Çelebiler çekilip haremlerde kışlasın!

Yürü aslanım, fetih hazırlığı başlasın…

Yürü, hala ne diye kendinle savaştasın?

Fatih’in İstanbul’u fethettiği yaştasın!..

******************************************

Yazı kategorisi: iSTANBUL, OSMANLILAR, TAVSİYELER | » yorum bırak;

İSTANBUL’DAKİ “SELÂTİN” CAMİLERİN ÖZELLİKLERİ

Posted by Site - Yönetici Ekim 27, 2009

İSTANBUL’DAKİ “SELÂTİN” CAMİLERİN ÖZELLİKLERİ

İSTANBUL'DAKİ "SELÂTİN" CAMİLERİN ÖZELLİKLERİ

 

İSTANBUL'DAKİ "SELÂTİN" CAMİLERİN ÖZELLİKLERİ

 

İSTANBUL’DAKİ “SELÂTİN” CAMİLERİN ÖZELLİKLERİ
CAMİNİN ADI SÜLEYMANİYE SULTANAHMED AYASOFYA FATİH YENİCAMİ
BÖLGESİ Suriçi Suriçi Suriçi Suriçi Suriçi
SEMTİ Süleymaniye Sultanahmed Sultanahmed Fatih Eminönü
İNŞA TARİHİ 1549 1609 532 1463 1598
İNŞA SÜRESİ 8 yıl 7 yıl 5 yıl 8 yıl 65 yıl
BÂNİSİ Kanuni Sultan Süleyman I. Ahmed I.Justinianus Fatih Sultan Mehmed Hân Safiye Sultan Turhan Sultan
MİMARI Mimar sinan Sedefkâr Mehmed Ağa Antonios ve Isidor Mimar Tahir Ağa Davud Ağa Dalgıç Ahmed
TOPLAM MİNARE 4 6 4 2 2
TOPLAM ŞEREFE 10 16 4 4 6
TOPLAM KUBBE . . . . 66
STİL Klâsik Klâsik X Barok Klâsik
EBAT 63 X 69 m. 64 X 72 m. 81 X 70 m. . X . m. 35.5 X 41 m.
KAPASİTE 27.000 . 20.000 . .
TOPLAM PENCERE 138 260 . . .
FİL AYAĞI 4 4 4 4 4
AÇILIŞ TARİHİ 1557 1616 537 1471 / 1771 1663
KUBBE YÜKSEKLİĞİ 4 4 4 4 4
KUBBE ÇAPI 27.4 m. 22.0 m. 31.2-32.8 m. . 17.5 m.
KAPI ADEDİ 5 2 . 3 3
KÜLLİYESİ Var Var Var Var Var
AVLUSU Var Var Var Var Var
İNŞA SAYISI 1 defa 1 defa 4 defa 2 defa 1 defa
SON CEMAAT YERİ Avluya dahil Avluya dahil . Avluya dahil 8 sütun / 9 kubbe
İÇ AVLU (SÜTUN) 24 26 . 18 .
İÇ AVLU (KUBBE) 28 30 . 22 .
KUBBE PENCERESİ 32 . 40 . 24
MİNARE YÜKSEKLİĞİ 76 m. ve 56 m. . . . .
ÖZELLİĞİ  İnşasında 3000 işçi çalıştı.
 Özel ses Akustiği,
 Kapasitesi.
 6 minareli,
 21.043 çiniye sahip.
Müze olarak kullanımda,
 Suriçi’nin en eski camii,
 Özel ölçüleri.
 Fethin ilk büyük camii.  65 yılda inşa edildi.
 Toprak dolgu alanda.

Yazı kategorisi: BUNLARI BiLiYORMUYDUNUZ, DiGER KONULAR, DiNi KONULAR, GÜNCEL, GÜNDEM, GENEL, iSTANBUL, TÜRKİYE, YORUMLAR, YORUMSUZ | » yorum bırak;

HUTBE: İSTANBUL’UN FETHİ

Posted by Site - Yönetici Mayıs 29, 2009

İSTANBUL’UN FETHİ

İSTANBUL’UN FETHİ

HUTBE:   İSTANBUL’UN FETHİ

 

بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمنِ الرَّحيمِ اِذَا جَاءَ نَصْرُ اللّهِ وَالْفَتْحُ  وَرَاَيْتَ النَّاسَ يَدْخُلُونَ فى دينِ اللّهِ اَفْوَاجًا  فَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ وَاسْتَغْفِرْهُ اِنَّهُ كَانَ تَوَّابًا

 

وَقاَلَ رَسُولُ الله صَلَّى الله عَلَيْهِ وَسَلَّمَ : لَتُفْتَحَنَّ الْقُسْطَنْطِينِيَّةُ وَلَنِعْمَ الأَمِيرُ اَمِيرُهَاوَلَنِعْمَ الْجَيْشُ ذَلِكَ الْجَيْشُ

 

Muhterem Müslümanlar!

İstanbul’un fethinin 556′ncı sene-i devriyesi olması se­bebiyle bu şehrin alınmasında müessir olan maddî ve manevî sebep­leri dile getirmek istiyoruz.

Milâttan altı buçuk asır önce, Sarayburnu’nda küçük bir köy olarak kurulan İstanbul, zamanla genişleyip büyük bir şehir hâlini almıştır Kostantiniyye şehri hâline gelişi, Milâdî tarihle 300 yılına tesadüf eder. Bundan altmış beş yıl sonra da Şarkî Roma İmparatorluğu’nun merkezi hâline gelince önemi daha da artmıştır.

İstanbul; lâtif havası, denizi, pırıl pırıl manzarası, suları, yeşillikleri ve Asya ile Avrupa arasında köprü teşkil edecek konumu itibariyle pek çok milletlerin hayalini doldurmakta idi. Hükümdarlar ve krallar, orayı elde etmek için açık ve gizli tertipler hazırlıyor, ordular toplayıp İstanbul’u muhasara altına alıyorlardı.

İstanbul, Müslüman Türk milleti tarafından beş defa kuşatılmış­tır. Bunlardan ikisi Yıldırım Bâyezid, biri onun şehzadesi Musa Çelebi tarafından olmuş fakat kendilerine fetih müyesser olmamıştı.

Dördüncü defa Sultan ikinci Murad tarafından yapılan kuşatma da neticesiz kalmıştı. Fakat onun mahdumu İkinci Mehmed, bu zor işi başaracak ve «Fâtih» unvanını alacaktı.

Fatih, 29 Mart 1432 tarihinde İsfendiyar Beyin kızı ve Sultan İkinci Murad’ın zevcesi Hatice Sultan’dan doğmuştu.

O günün saray teamüllerine göre Fatih’in yetişmesine büyük bir dikkat gösterilmekte idi. Manisa Valisi bulunduğu sırada, büyük âlim Molla Gürâniyi hoca tayin eden İkinci Murad, oğlunun yetişmesinde büyük bir titizlik göstermiş idi.

Hazret-i Fatih, din ve dünya ilimlerinin her ikisini de öğrenmek» te idi. O, küfrün bulutlarım darmadağın edecek iman ve İslâm şuuru­na; Bizans’ın surlarını taş taş sökecek teknik bilgilere, tarihte çığır açıp, çığır kapayacak siyasî dehâya ve anadilinden başka beş yabancı lisana vâkıf bulunmakta idi.

Döktürdüğü topların menzil hesaplarını bizzat yapacak kadar hendeseye vâkıf bulunan Fatih, o gün «Müderris» adı verileri bir pro­fesör seviyesinde İslâmî bilgilere sahipti.

İkinci Mehmed’i İstanbul’u fethetme hevesine sevk eden âmil, ci­hangirlik sevdası değildi. Resûlullah Efendimizin asırlarca evvel müj­delediği fetih ve «Orayı fetheden kumandan ne hoş kumandandır» hadîsindeki medhe lâyık olmak arzusu idi.

İSTANBUL’UN FETHİ

İSTANBUL’UN FETHİ

Buna ilâve olarak, İstanbul’un fethi Osmanlı saltanatının Asya ile Avrupa kıtalarındaki ülkeleri birleştirecek, muvasala ve müdafaa imkânlarını kolaylaştıracak ve her iki kıt’ada genişlemeye yardım edecekti.

Aziz mü’minler!

Azmi önünde alınmayacak kal’a, yıkılmayacak sur tanımayan İkinci Mehmed, fethi kolaylaştırmak için boğazı kontrolü altına al­mak zaruretine inanmış bulunuyordu. Dört ay gibi kısa bir zamanda Rumelihisarı’nı yaptırdı.

Din ile tekniği, hacimle şekil gibi ruhunda mezceden Fatih, biz­zat hazırladığı sur plânını, Peygamber Efendimizin ismi bulunan «Muhammedi» şeklinde çizmiş; mim harfinin geleceği yerlere kuleler koydurmuş ve Hazret-i Muhammed’in yoluna baş koyduğunu açıkla­mış ve:

Avni Hakkı himmet-i cünd-i Ricâlüllah ile,

 Ehl-i küfrü serseter kahreylemektir niyyetim,

beyti ile, Allah’a olan tevekkülünü ve Ricâlüllah’a olan güvenini dile getirmiş oluyordu.

iki yüz altmış beş bin kişilik ordusunun içinde serâmedân-ı evli­yadan ve ilmin zirvesindeki ulemâdan yetmiş yedi kişi vardı. Bu muh­terem zatlar; yaptıkları vaaz ve öğütlerle cihadın faziletini, kulaklar­dan gönüllere, hayat iksiri gibi akıtmışlar ve islâm askerlerini birer «Serdengeçti» İslâm gazisi hâline getirmişlerdi. Hayatını istihkar eden İslâm askerleri, bu uğurda şehid olmayı, yaşamaya tercih etmekte idiler.

İslâm şuuru ile yetişmiş ve cihad hevesiyle bilenmiş bu ordu, 7 Şubat 1453′te Edirne’den hareket etmiş, 5 Nisan’da İstanbul surları önüne varmış bulunuyordu.

Şair, âlim, abid ve istikbalin Fatihi; seccadesini Eyüp tarafına serdirip ordusuna imam olarak öğle namazını bizzat kendisi kıldırdı. Şükür secdesine kapanıp Allahü Teâlâ’ya, muzaffer kılması için dua­larda bulundu ve ordusuna muhasaranın başladığını ilân ettirdi.

İSTANBUL’UN FETHİ

İSTANBUL’UN FETHİ

Celallendiği zaman, atını denize sürüp düşmanı kahretmek iste­yen Fatih yetmiş parçalık bir donanmayı, karadan yürüterek Haliç’e indirmiş, dünya tarihinde ilk ve son defa görülmüş bir işi başarmıştı. Verdiği kararda en ufak bir fikir zaafı göstermeyen Fatih, fası­lasız olarak surları yirmi gün top ateşine tutturdu. Atını ateş hattına kadar sürerek askerlerinin kuvve-i maneviyelerini takviye ediyordu. Kan dökmek gayesi gütmeyen Fatih, İsfendiyaroğlu’nu, Şarkî Roma imparatoru’na elçi olarak gönderip şu haberi ulaştırdı: «Kan dökül­mesini istemiyoruz şehri teslim ediniz». İmparator bu teklifi redde­dince muharebeye devam emrini verdi.

Muhasara devam ediyor ve şehrin alınması gecikiyordu. Devrin sadrazamı, padişaha, muhasaranın kaldırılmasını teklif edince tarih­lere şan veren su cevabı âldı: «Hayır!.. Muhasara asla kaldırılamaz. Ordularımın önünde düşmeyecek bir kal’a, mağlup olmayacak bir or­du yoktur. Ya ben Bizans’ı alırım, ya Bizans beni!».

O günün harp tekniğine göre kanlı bir muharebe başlamıştı. Tü­neller açılıyor, temeller barutla tahrip ediliyor, toplarla kale bedenle­ri dövülmeye devam ediliyordu.

İslâm askeri, dâsitani bir feragatle dövüşmekte «Ya gazi veya şehîd» olmaya azmetmiş bulunmaktaydı.

İSTANBUL’UN FETHİ

İSTANBUL’UN FETHİ

Din kardeşlerim!

Takvimler 29 Mayıs 1453 tarihini gösteriyordu. Fatih’in sabrı son raddeye gelmişti Artık İstanbul, İslâm beldeleri aralarına katılmalıydı. O günün gecesinde hiçbir kimse uyumamış, herkes dua ederek or­dunun zaferine niyazda bulunmuşlardı.

Sabah namazı kılınmış, güneş ortalığı aydınlatırken Fatih hücum emrini vermişti. Mü’minlerin ağızlarından çıkan tekbirler, Allah Allah sesleri, kal’a duvarlarında akisler yaparak etrafa yayılıyordu.

Allah’ın Resulü, ins-ü cin Peygamberi Hazret-i Muhammed’in, «Allah, Rum (ların elinde bulunan) Kostantiniyye’nin fethini tekbir ve tesbih ile nıü’minlere müyesser kılmadıkça kıyamet kopmaz» (1) hadîs-i şerifindeki müjdesi yaklaşmış bulunuyordu.

Fatih, vezirlerin muhalefetine rağmen, atını ön saflara kadar sü­rüyor, «Vurun cengâverlerim, koman kurtlarım! Allah büyüktür» diyerek kılıç sallıyordu.

İSTANBUL’UN FETHİ

İSTANBUL’UN FETHİ

Enbiya ve evliyaya istinadım var benim.

Lutf-ı Haktandır hemen ümidi fethi nusretim.

diyen Fatih, son gayreti sarfetmekte idi. Ulubatlı Hasan, tırnakları ile kal’aya tırmanmaya muvaffak olmuş, Türk bayrağını surların üze­rine dikmişti. Bunu gören İslâm askeri coşmuş ve hiçbir engel tanı­maz hâle gelmişti. Surlarda büyük boşluklar açılmış ve buralardan içeri giren askerlerimiz kale kapısını açmışlardı. Kostantiniyye fetholunmuş, artık İstanbul diye anılacak bu şehir, Müslüman Türk’ün malı olmuştu. Peygamber Efendimiz «İstanbul elbette ve muhakkak fetholunacaktır. (Orayı fetheden ordunun) kumandanı ne hoş emir­dir, onun askerleri ne hoş askerdir» övgüsüne Hazret-i Fatih ve askerleri şayan olmuşlardı

 

İSTANBUL’UN FETHİ

İSTANBUL’UN FETHİ

Kaynak :  Mehmed EMRE – Büyük Hutbe Kitabı – cilt: 1, sayfa: 214 – www.bilgicagi.net

(1)     Deylemi

Yazı kategorisi: DiGER KONULAR, DiNi KONULAR, GÜNCEL, GÜNDEM, GENEL, HARiKALAR, iSTANBUL, OSMANLI TARiHi, OSMANLILAR, TARİH, TÜRKİYE, YORUMLAR, YORUMSUZ | 4 Yorum »

Mimar Sinan’ın Kafatası Yok!!!

Posted by Site - Yönetici Eylül 19, 2007

Mimar Sinan’ın Kafatası Yok!!! O sadece Osmanlı-İslam Medeniyeti’nin değil insanlık tarihinin yetiştirdiği en büyük mimarî dehalardandır. Fakat gelin görün ki bu dehanın mezarı, ırkçılığın cazibesiyle açılmış içinden kafatası çıkartılmış ve kaybedilmiştir.”Nasıl olur?” dediğinizi duyar gibiyim. Ben de ilk duyduğumda benzer bir tepki vermiştim. Mustafa Armağan bu olayı anlattığı dostlarının gözlerini faltaşı gibi açıp : “Bu milli ayıbımızı lütfen yazma. Yetmişiki millete bir daha rezil olacağız yoksa” dediğini aktarır. Ve şöyle cevap verdiğini söyler: “Hayır rezil olmayacağız. Asıl bu işin peşini bırakıp gerçeği öğrenmedikçe ve kafatasının nerede olduğunu bulmadıkça insanlığın yüzüne bakamaz hale geleceğiz”(1) diyorum ben de. Nihayet, bir daha böyle bir hadise yaşanmasın diye tepkimizi göstermemiz gerektiğine inanıyorum.Atalarının, büyüklerinin kemiklerini bizim kadar mıncıklamaktan zevk alan başka bir toplum gösterilebilir mi aceba? (Haklarını yemeyeyim. Galiba bir tek Ruslarla rekabet halindeyiz bu alanda)

Vakıa şudur: Yazının devamını oku »

Yazı kategorisi: BUNLARI BiLiYORMUYDUNUZ, BİLİM, DÜNYA TARiHi, DiGER KONULAR, DiNi KONULAR, GÜNCEL, GÜNDEM, GENEL, iSTANBUL, KABİR HAKKINDA HERŞEY, MİMAR SİNAN, OSMANLI TARiHi, TARİH, TÜRKİYE, YORUMLAR, YORUMSUZ, İBRETLİK, İLGİNÇ | 5 Yorum »

FATİH SULTAN MEHMET`İN Bedduası

Posted by Site - Yönetici Eylül 18, 2007

FATİH sULTAN MEHMETİn Bedduası Fatih Sultan Mehmet Han’ın Ayasofya ile alakalı bedduasının hışımına mı uğradık?

O’nun vasiyet namesindeki şu bedduayi hatirlamak acaba bizi bir uyanış ve silkenişe kavuşturabilir mi?:

” Benim bu camimi, camilikten çıkaranlar, ALLAH’ın (c.c), meleklerin ve bütün müslümanların lanetine uğrasınlar!.. Onlar, hiçbir zaman hafiflemeyen bir azap içinde bulunsunlar!.. Yüzlerine bakan ve kendilerine şefaat eden hiçbir kimse bulunmasın!..”

Yazı kategorisi: BUNLARI BiLiYORMUYDUNUZ, DÜNYA TARiHi, DiGER KONULAR, DiNi KONULAR, FATİH SULTAN MEHMET, GÜNCEL, GÜNDEM, GÜZEL SÖZLER, GENEL, iSTANBUL, OSMANLI TARiHi, OSMANLILAR, TÜRKİYE, YORUMLAR, YORUMSUZ, İBRETLİK, İLGİNÇ, İSLAM TARİHİ | 3 Yorum »

( ADALET )iKi PAPAZIN zindandan CIKMAYISI

Posted by Site - Yönetici Eylül 14, 2007

ADALET

İstanbul’un fethinden sonra Hazreti Fatih bütün mahkumları serbest bırakmıştı. Fakat bu mahkumların içinden iki papaz zindandan çıkmak istemediklerini söyleyerek dışarı çıkmadılar. Papazlar Bizans imparatorunun halka yaptığı zülüm ve işkence karşısında ona adalet tavsiye ettikleri için hapse atılmışlardı. Onlar da bir daha hapisten çıkmamaya yemin etmişlerdi.

Durum Hazreti Fatih’e bildirildi. O, asker göndererek, papazları huzuruna davet etti. Papazlar hapisten niçin çıkmak istemediklerini Hazreti Fatih’e de anlattılar. Fatih o dünyaya kahreden iki papaza şöyle hitap etti:

- Sizlere şöyle bir teklifim var: Sizler İslam adaletinin tatbik edildiği memleketimi geziniz, müslüman hakimlerin ve müslüman halkımın davalarını dinleyiniz. Bizde de sizdeki gibi adaletsizlik ve zulüm görürseniz, hemen gelip bana bildiriniz ve sizler de evvelki kararınız gereğince uzlete çekilerek hâlâ küsmekte haklı olduğunu isbat ediniz.

Hazreti Fatih’in bu teklifi papazlar için çok cazip gelmişti. Hemen Padişahtan aldıkları tezkere ile İslam beldelerine seyahate çıktılar. İlk vardıkları yerlerden biri Bursa idi… Bursa’da şöyle bir hadiseyle karşılaştılar:

Bir Müslüman bir yahudiden bir at satın almış, fakat hiçbir kusuru yok diye satılan at hasta imiş. Müslümanın ahırına gelen atın hasta olduğu daha ilk akşamdan anlaşılmış. Müslüman sabırsızlıkla sabahın olmasını beklemiş, sabah olunca da erkenden atını alıp kadının yolunu tutmuş. Fakat olacak ya, o saatte de kadı henüz dairesine gelmemiş olduğundan bir müddet bekledikten sonra adam kadının gelmeyeceğine hükmederek atını alıp ahırına götürmüş. Atını alıp götürmüş ama at da o gece ölmüş.

Hadiseyi daha sonra öğrenen kadı, atı alan müslümanı çağırtıp meseleyi şu şekilde halletmiş:

- Siz ilk geldiğinizde ben makamımda bulunsa idim, sağlam diye satılan atı sahibine iade eder, paranızı alırdım. Fakat ben zamanında makamımda bulunamadığımdan hadisenin bu şekilde gelişmesine madem ki ben sebep oldum, atın ölümünden doğan zararı benim ödemem lazım, deyip atın parasını müslümana vermiş.

Papazlar islam adaletinin bu derece ince olduğunu görünce parmaklarını ısırmışlar ve hiç zorlanmadan bir kimsenin kendi cebinden mal tazmin etmesi karşısında hayret etmişler.

Mahkemeden çıkan papazların yolu İznik’e uğramış. Papazlar orada şöyle bir mahkeme ile karşılaşmışlar:

Bir müslüman diğer bir müslümandan bir tarla satın alarak ekin zamanı tarlayı sürmeye başlar. Kara sabanla tarlayı sürmeye çalışan çiftçinin sabanına biraz sonra ağzına kadar dolu bir küp altın takılmaz mı? Hiç heyecan bile duymayan Müslüman bu altınları küpüyle tarlayı satın aldığı öbür müslümana götürüp teslim etmek ister;

- Kardeşim ben senden tarlanın üstünü satın aldım, altını değil. Eğer sen tarlanın içinde bu kadar altın olduğunu bilseydin herhalde bu fiata bana satmazdın. Al şu altınlarını, der.

Tarlanın ilk sahibi ise daha başka düşünmektedir. O da şöyle söyler:

- Kardeşim yanlış düşünüyorsun. Ben sana tarlayı olduğu gibi, taşı ile toprağı ile beraber sattım. İçini de dışını da bu satışla beraber sana verdiğimden, içinden çıkan altınları almaya hiçbir hakkım yoktur. Bu altınlar senindir dilediğini yap, der. Tarlayı alanla satan anlaşamayınca mesele kadıya, yani mahkemeye intikal eder. Her iki taraf iddialarını kadının huzurunda da tekrarlarlar.

Kadı, her iki şahsada çocukları olup olmadığını sorar. Onlardan birinin kızı birinin de oğlunun olduğunu öğrenir ve oğlanla kızı nikahlayarak altını cehiz olarak verir.

Papazlar daha fazla gezmelerinin lüzumsuz olduğunu anlayıp doğru İstanbul’a Hazreti Fatih’in huzuruna gelirler ve şahit oldukları iki hadiseyi de aynen nakledip şöyle derler:

- Bizler artık inandık ki, bu kadar adalet ve biribirinin hakkına saygı ancak İslam dininde vardır. Böyle bir dinin salikleri başka dinden olanlara bile bir kötülük yapamazlar. Dolayısıyla biz zindana dönme fikrimizden vazgeçtik, sizin idarenizde hiç kimsenin zulme uğramayacağına inanmış bulunuyoruz, derler. (1)

Kaynak:
1) Büyük Dini Hkayeler, İbrahim Sıddık İmamoğlu, Osmanlı Yayınevi

Yazı kategorisi: ADALET, BUNLARI BiLiYORMUYDUNUZ, DiGER KONULAR, DİNİ HİKAYELER, FATİH SULTAN MEHMET, GÜNCEL, GÜNDEM, GENEL, iSTANBUL, OSMANLI TARiHi, OSMANLILAR, TÜRKİYE, TEVAZU, YORUMLAR, YORUMSUZ, İBRETLİK, İLGİNÇ | » yorum bırak;

 
Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.

Join 68 other followers