GÖYNEM ( BEYSEHiR )

İLAHİ-KURAN-İSLAM-DİN-HABER-RESİM-VİDEO-TASAVVUF-BELGESEL-DUA-HADiS-TARİH-ŞİİR

‘İMAN’ Kategorisi için Arşiv

Tecdid-i iman ve nikah duası

Posted by Site - Yönetici Eylül 17, 2009

Tecdid-i iman ve nikah duası

Tecdid-i iman ve nikah duası

Tecdid-i iman ve nikah duası

Estagfirullah, Estagfirullah, Estagfirullah’el azim Errahim,Elkadim ellezi lailahe ille hü vel hayyül kayyüm ve etübü ileyk, ve nes`elühüttevbete, vel magfirate,vel`hidayete vel’afve lenaa innehü hüvettevvebürrahim, innehü hüvettevvebürrahim, innehü hüvettevvebürrahim.

Tevbe yarabbi,Tevbe yarabbi,Tevbe yarabbi,eger bizim elimizden,dilimizden,gözümüzden,kulagımızdan Vesair azalarımız’dan her ne kadar küfür,nısyan,hata sadır oldu ise, biz bunların bir daha işlenmemesine azmen cezmen kast eyledik.

Ya Rabbi! Büluğa erdiğim andan bu ana gelinceye kadar, İslam düşmanlarına ve bidat ehline aldanarak, edindiğim yanlış, bozuk itikadlarıma ve bidat, fısk olan söylediklerime, dinlediklerime, gördüklerime ve işlediklerime pişman oldum, bir daha böyle yanlışları yapmamaya azm, cezm ve kasd eyledim. Peygamberlerin evveli Adem aleyhisselam ve ahiri bizim Peygamberimiz Muhammed aleyhisselamdır. Bu iki Peygambere ve ikisi arasında gelip geçmiş Peygamberlerin hepsine iman ettim. Hepsi haktır. Bildirdikleri doğrudur. (Amentü billahi ve bi-ma cae min indillahi, alâ muradillahi, ve amentü bi-Resulillahi ve bi-ma cae min indi Resulillahi alâ muradi Resulillah. Amentü billahi ve Melaiketihi ve kütübihi ve Rusülihi velyevmil-ahiri ve bilkaderi hayrihi ve şerrihi minallahi teâlâ vel-ba’sü ba’delmevti hakkun eşhedü en la ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühu ve resulühü)

Allahümme inni üridü en üceddidelimane vennikaha tecdiden bi-kavli lailahe illallah Muhammedün resulullah

( Manası: Ya Rabbi, la ilahe illallah Muhammedün Resulullah diyerek imanımı ve nikahımı tazeliyorum.)

 ..

Yazı kategorisi: BUNLARI BiLiYORMUYDUNUZ, DiGER KONULAR, DiNi KONULAR, DUALAR, GÜNCEL, GÜNDEM, GENEL, MiZAH, TAVSİYELER, YORUMSUZ, İMAN | » yorum bırak;

İmanın beşinci şartı: Ahiret gününe inanmak

Posted by Site - Yönetici Mayıs 19, 2008

İmanın beşinci şartı: Ahiret gününe inanmak

AHİRET NE DEMEKTİR?

Âhiret, son mânâsına gelen “âhir” kelimesinin müennesidir. Ancak âhiret hayatı insan için son değil, bir menzildir, konak yeridir.

Dinî ilimler ıstılahında/literatüründe âhiret, dünya hayatından sonra başlayıp ebediyyen devam edecek olan ikinci hayatın adıdır. Bu ikinci hayatın varlığına inanmak, altı iman esasından biridir. Âhirete iman, ceza ve mükâfat yerine ve gününe inanmak demektir. Kur’ân-ı Kerim’de şöyle buyrulmuştur:

“Onlar gayba inanırlar, namaz kılarlar, kendilerine verdiğimiz mallardan Allah yolunda harcarlar. Yine onlar, sana indirilene ve senden önce indirilene iman ederler; ÂHİRET GÜNÜne de kesinkes inanırlar.”(1)

Âhiret iyiler için mükâfat, kötüler için bir ceza yeri olacaktır. Allah Teâlâ cennette lûtfiyle, cehennemde adâletiyle tecelli eder.

***

AHİRET HAYATI VE SAFHALARI

Ölüm ânından itibaren âhiret hayatı başlar. Ölüm, ebedî âleme açılan bir berzahtır, geçittir. Bu geçiş devresiyle birlikte sonu olmayan hayata adım atılmış olur.

Ölümden sonraki âhiret gününün hâdiseleri birbirini tâkip eder:

Kabir hayatı, ba’s (diriliş), mîzan (amellerin tartılması), amel defterleri, hesap, havz, sırat, cennet ve cehennem. Bütün bunlar haktır, inanılması şarttır.

Bu kısa girişten sonra şimdi maddeler hâlinde bunları ele alalım.

1. Kabir hayatı: Kâfirler ve günahkâr olan bazı mü’minler için kabir azabı haktır.

Hadîs-i şerifte şöyle buyrulmuştur:

“İdrardan sakınınız! Zira kabirdekilerin çoğunun çektikleri azap o yüzdendir.”(2) Yine Resûlüllah Efendimiz, “Allah mü’minleri, dünya hayatında ve âhirette hak bir söz üzerinde sabit kılar”(3) âyeti, kabir azabı hakkında indirildi buyurmuştur.

Allah Teâlâ’nın affettiği, azap çektirmeyi istemediği bazı günah sahipleri ise azap görmeyecektir.

İbâdet ve tâat ehlinin, sâlih amel sahiplerinin kabirde, Cenâb-ı Hakk’ın bildiği ve dilediği şekilde nimet içinde bulunmaları da haktır.

Resûlüllah Efendimiz (s.a.v.) bir mezarlıktan geçerken iki kabirdeki ölünün bazı ufak şeylerden dolayı azap gördüklerini müşahede etti. Bunlardan birinin koğuculuk ve bozgunculukla çok yakından ilgisi vardı. Diğeri de idrar yaparken ihtiyatlı davranmaz, (sıçrıntılardan) sakınmazdı. Bunun üzerine Peygamber Efendimiz bir yaş ağaç dalı istemiş ve ikiye bölmüş, birini bir kabre, diğerini de öbürüne diktikten sonra şöyle buyurmuştur: ‘Umulur ki bu yaş ağaçlar kuruyuncaya kadar azapları hafifler.”(4)

Yine kabirde Münker ve Nekir’in sual sorması da haktır. Bu iki melek kabre girerek ölüye, ‘Rabbin kimdir? Dinin hangi dindir? Peygamberin kimdir?diye sorduğunda, mü’min şu cevabı verir: ‘Rabbim Allah, dinim İslâm, peygamberim Muhammed’dir (s.a.v.).’

Peygamber Efendimiz bir hadîs-i şeriflerinde şöyle buyurmuşlardır:

“Ölü mezara gömülünce, gözleri mavi olan iki siyah melek gelir. Bunların birine Münker, diğerine Nekir adı verilir. Ona derler ki:

– ‘Şu zat (Muhammed s.a.v.) hakkında ne dersin?’

O da şöyle cevap verir:

– ‘O Allâh’ın kulu ve resûlüdür. Ben şehâdette bulunurum ki, Allah’tan başka ilah yoktur. Muhammed de onun kulu ve resûlüdür.’

Bunun üzerine melekler:

– ‘Biz senin böyle söyleyeceğini zaten bilmekte idik’ derler. Sonra onun mezarını yetmiş arşın genişletirler; sonra bu ölünün mezarı ışıklandırılır, aydınlatılır. Daha sonra ise melekler ölüye:

– ‘Yat ve uyu’ derler. O da:

– ‘Âileme gidin de durumu haber verin’ der.

Melekler:

– ‘Zifafa giren ve sadece en çok sevdiği kişi tarafından uyandırılan şahıs gibi mahşer gününe kadar sen uyumana devam et’ derler.

Ölü münâfık olursa, meleklerin sualine:

– ‘Halkın Muhammed hakkında bir şeyler söylediklerini işitmiş, ben de onlar gibi konuşmuştum, başka bir şey bilmiyorum’ diye cevap verir.

Melekler de:

– ‘Böyle diyeceğini zaten biliyorduk’ derler.

Daha sonra arza, ‘Alabildiğine sıkıştır’ diye hitap edilir. Yer de başlar adamı cendere gibi sıkıştırmaya… O kadar ki, kemikleri hurdahaş olur. Mahşer gününe kadar mezarda böyle işkence görür.”(5)

Yine Peygamberimiz (s.a.v.) buyurur ki, “Kabir, ya cennet bahçelerinden bir bahçe, ya da cehennem çukurlarından bir çukur olur.”(6)

2. Ba’s: Ba’s kelime olarak gönderme, gönderilme, dirilme, diriltme yayma ve dağılma mânâlarındadır. Akâid ilminde ise, öldükten sonra dirilmedir; canlıların aslî parçalarını bir araya getirerek ve ruhlarını da iade ederek, Allah Teâlâ’nın mezardan çıkarmasıdır. Bu da haktır ve mutlaka gerçeklecektir.

Ba’sla ilgili âyetlerden bazıları şöyledir:

“Bir nutfeden insanı yarattı, ona şekil verdi. Sonra ona yolu (hayır ve şer yolunu seçmeyi) kolaylaştırdı. Sonra onu öldürdü ve kabre koydu. Sonra dilediği bir vakitte onu yeniden diriltir.”(7)

“(İnsan), kendi yaratılışını unutarak bize karşı misâl getirmeye kalkışıyor ve, ‘şu çürümüş kemikleri kim diriltecek?’ diyor. (Resûlüm) de ki: Onları ilk defa yaratmış olan diriltecek. Çünkü o, her türlü yaratmayı çok iyi bilir.”(8)

3. Mîzan: Lûgatta mîzan, ölçü, tartı, ölçek, miktar mânâlarına gelir. Bununla birlikte adâlet ve hukuk gibi mânevî olan herhangi bir şeyi mukayese ile tayin etmek için de kullanılır. Bu mîzan’ın mecazî anlamıdır. Mîzân’ın akâid ilmindeki mânâsı ise, amellerin tartılmasıdır ve haktır.

Cenâb-ı Mevlâmız buyuruyor ki:

“O gün vezn (amellerin tartılması) haktır. Kimin (sevap) tartıları ağır gelirse, işte onlar kurtuluşa erenlerdir. Kimin de tartıları hafif gelirse, işte onlar, âyetlerimize karşı haksızlık ettiklerinden dolayı kendilerini ziyana sokanlardır.”(9)

4. Amel defterleri: İnsanların dünyada inanıp kabul ettikleri iman esasları ile işledikleri amellerin kaydedildiği belge ki, bu da haktır. Kur’ân-ı Kerim’de bu kavram, kitap ve suhuf (sayfalar) isimleri ile geçmektedir. Bu defterler mü’minlere sağ, kâfirlere sol ve arka taraftan verilir. Bu hususla ilgili bazı âyet mealleri şöyledir:

“İnsan hiçbir söz söylemez ki, yanında gözetleyen yazmaya hazır bir melek bulunmasın.”(10)

“Kitabı sağ tarafından verilen, ‘Alın, kitabımı okuyun; doğrusu ben, hesabımla karşılaşacağımı zaten biliyordum’ der. Artık o, meyveleri sarkmış yüce bir cennette hoşnut kalacağı bir hayat içindedir. (Onlara denir ki:) Geçmiş günlerde işlediklerinize (iyi amellerinize) karşılık, âfiyetle yeyin-için. Kitabı sol tarafından verilene gelince, o, ‘Keşke, der, bana kitabım verilmeseydi de, hesabımın ne olduğunu bilmeseydim. Keşke onunla (ölümümle) her iş olup bitseydi! Malım bana hiç fayda sağlamadı. Saltanatım da benden (koptu), yok olup gitti.’ (Bu esnada cehennem bekçilerine şu İlâhî buyrukla hitap edilir:) ‘Onu yakalayın da, ellerini boynuna) bağlayın; sonra alevli ateşe atın onu! Sanra da onu yetmiş arşın uzunluğunda bir zincir içinde oraya sokun! Çünkü o, azîm olan Allâh’a iman etmezdi.”(11)

“Kimin kitabı sağından verilirse, kolay bir hesaba çekilecek ve sevinçli olarak ailesine dönecektir. Kimin de kitabı arkasından verilirse, derhal yok olmayı isteyecek; alevli ateşe girecektir. Zira o, (dünyada) ailesi içinde (mal-mülk, şan-şöhret, makam-mevki ve nüfuzu sebebiyle) şımarmıştı.”(12)

5. Hesap (sual): Kıyâmet gününde insanların, Allah Teâlâ’nın huzurunda, dünyada yaptıklarından dolayı sorgulanmasıdır.

Peygamberimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuşlardır:

“Şüphe yok ki Allah Teâlâ (kıyâmet günü) mü’min kuluna yaklaşarak (rahmet) kanatlarını üzerine gerer ve onu örter. Sonra da buyurur ki: ‘Ey kulum, (işlediğin) şu-şu günahları biliyor musun?’ ‘Evet yâ Rabbî.’ Böyle böyle Allah Teâlâ onun bütün günahlarını bir bir sayar. O kadar ki kul, ‘Artık ben mahvoldum, helâk oldum’ kanaatine varır. Bundan sonra Allah Teâlâ, ‘Bu günahları dünyada iken örtmüş, gizli tutmuştum. Bugün de af ve mağfiret ediyorum’ buyurur. Bunun üzerine sorgusu yapılan kişiye, ‘sevaplarını ihtiva eden defteri’ verilir. Allah Teâlâ kâfirlere ve münafıklara ise, bütün halkın ortasında şöyle nida eder: ‘Rablarını yalanlayanlar işte bunlardır! Dikkat! Allâh’ın lâneti zâlimlerin üzerine olsun!”(13)

6. Havz: Bundan maksat, Peygamberimize (s.a.v.) ait olan cennet havuzlarından Kevser Havuzu’dur ve haktır. Allah Teâlâ, “Biz sana Kevser’i verdik(14) buyurmuştur. Bütün peygamberlerin Haşr meydanında havuzları vardır ve ümmetlerinden hak edenler, cennete girmezden önce bundan içeceklerdir. Peygamber Efendimizin havuzu, ancak sünnetine uyan samimi mü’minler içindir ve son derece büyüktür. Nitekim buyurmuşlardır ki, “Benim havzumın bir kenarı bir aylık mesafedir. Dört açısı ve kenarı birbirine eşittir. Suyu sütten beyaz, kokusu miskten daha hoş, kadehleri gökteki yıldızlardan daha çoktur. Ondan bir defa içen, bir daha ebediyyen susamaz.”(15)

Hak yol olan İslâm’ı bırakıp bâtıl inançlara dönenler, kötü ve murdar işlerle meşgul olanlar -melekler tarafından- bu havuzdan ve cennetten menedileceklerdir.

7. Sırat: Kelime olarak sırat, yol demektir. “Sırât-ı müstakîm”, doğru yol, dümdüz cadde mânâsınadır. Kur’ân-ı Kerim’de, “Allâh’ın gösterdiği hidâyet yolu, İslâm dini” karşılığı olarak geçmektedir. Burada ise bundan maksat, İslâm akâidinde “Sırat köprüsü” olarak bilinen, mahiyetini kavrayamadığımız, ama inanmakla yükümlü bulunduğumuz cehennem üzerinden uzatılmış dehşetli bir geçittir.

Mü’minler sâlih amellerine göre bunun üzerinden geçip cennete giderler. Bazıları bu köprüden yıldırım hızıyla, bazıları fırtına sür’atiyle, diğer bazıları rehvan at üzerinde binmiş gibi, takvâsı az olanlar yürüyen at gibi, günahı arkasına bağlı bulunanlar da yürüyerek geçerler. Münafıklar, müşrikler, mürtedler ve bilumum kâfirler, bu köprünün üzerinden geçerken ayakları sürçer ve cehenneme yuvarlanırlar.

Sırat’tan ilk geçen Peygamberimiz (s.a.v.) olacak… Onun arkasından ümmeti geçecek… Ümmeti geçerken Peygamber Efendimiz Sırat’ın yanında bulunacak, ‘Yâ Rabbî, ümmetime selâmet ver, ümmetimi selâmette kıl’ diye dua edecek. Sahih hadîs kitaplarında, bunlardan bahseden hadîsler vardır. Fakat bu hadîslerde Sırat köprüsünün mahiyeti ve şekli hususunda bir bilgi verilmemiştir.(16)

8. Cennet ve cehennem: Bunlar her ikisi de haktır ve şu anda mevcuttur. Nitekim Kur’an’da şöyle buyrulmuştur:

“Biz, ‘Ey Âdem! Sen ve eşin (Havva) beraberce cennete yerleşin. Orada kolaylıkla istediğiniz zaman her yerde cennet nimetlerinden yeyin. Sadece şu ağaca yaklaşmayın. Eğer bu ağaçtan yerseniz, her ikiniz de kendine kötülük eden zâlimlerden olursunuz’ dedik.”(17)

“Rabbinizin bağışına ve takvâ sahipleri için hazırlanmış olup genişliği gökler ve yer kadar olan cennete koşun!”(18)

“O ateş (cehennem) kâfirler için hazırlandı.”(19)

Hâsılı, cennet ve cehennemin varlığını açıklayan nasslar, hem kimse için gizli kalmayacak kadar gâyet açık, hem de sayılamayacak kadar çoktur.

Âhiret hayatı bâki olduğu gibi cennet ve cehennem de bakîdir, daimîdir, onlara yokluk ârız olmaz. Cennet ve cehennem halkı da fâni değillerdir, ölümsüzdürler. Allah Teâlâ onlar hakkında, “Hâlidîne fîhâ ebedâ: Onlar orada ebediyyen daimîdirler”(20) buyurdu.

***

CENNET NE MÂNÂYA GELMEKTEDİR?

Cennet, kelime olarak “örtmek ve gizlemek” anlamındaki “cenn” masdarından isimdir. “Bitki ve ağaçları ile toprağı örten bahçe” mânâsınadır. Bağ-bahçe, çok güzel ve ferahlık veren yer mânâlarında da kullanılmıştır. Cem’îsi “cinân” ve “cennât” olarak gelir. Burada sözü edilen cennet ise, İslâm’a inanıp bu yolda yürüyerek imanla âhirete göç etmiş, sâlih ameller yapmış olanlar için Allah tarafından va’dedilen ebedî yurdun hususi adıdır.

Mü’minler cennete ancak Allâh’ın rahmeti ve lûtfu ile girerler. İman, bu rahmete sebeptir. Bir nevi cennete giriş vizesidir. İbadet ve tâatler, sâlih ameller ise oradaki rütbe ve derecelere vesiledir. İman sahipleri âhirette, içinde gönül hoşnutluğu ile yaşayacakları bu yerde ebedî kalacaklardır. Günahkâr olup affa da nâil olamamış mü’minler ise, günahlarının cezasını cehennemde çektikten sonra cennete girip, onlar da orada sonsuz olarak yaşayacaklardır. Kur’ân-ı Kerim’de cennete girecekler için ashâbü’l-cenneh” (cennet ehli-cennet halkı) tâbiri kullanılmıştır.

Kur’ân-ı Kerim’de cennet, cennetlikler, çeşitli cennet katları, nimetleri ve benzeri mevzulardan bahsedilmekte; mü’minlere gönül ferahlığı olacak, imanlarını kuvetlendirecek, onları sâlih amellere teşvik edecek bilgiler verilmektedir. Her mü’min; takvâsına, ibâdet, tâat ve sâlih amellerine, güzel ahlâkına göre cennette çeşitli dereceler kazanır, gözlerin görmediği, kulakların işitmediği, akılların düşünemediği nimetlere kavuşur, en önemlisi de Allâh’ın Cemâli ile müşerref olur.

***

KUR’AN’DA İSMİ GEÇEN CENNETLER Yazının devamını oku »

Yazı kategorisi: BUNLARI BiLiYORMUYDUNUZ, DiGER KONULAR, DiNi KONULAR, DİN, GÜNCEL, GÜNDEM, GENEL, TAVSİYELER, TÜRKİYE, YORUMLAR, YORUMSUZ, İMAN | Etiketler: , , , , | 3 Yorum »

Zerre iman ne demek?

Posted by Site - Yönetici Mart 4, 2008

Zerre iman ne demek?

Sual: Hiçbir iyilik ve ibadeti olmayan günahlar içinde yüzen bir kimse, ihlâsla kelime-i şehadeti söylese ve o hâl üzere ölse cennete gider mi?

CEVAP
Günahlar içinde yüzüp ibadetten uzak kimsenin imanla ölmesi çok zordur. Ancak imanla ölebilirse, günahlarının cezasını çektikten sonra elbette Cennete gider. Bir hadis-i şerif meali şöyledir:
(Kalbinde zerre kadar imanı olan kişi ateşten çıkar.) [Buhari, Müslim, Tirmizi]

İbadeti ve iyiliği küçük görmemelidir. Basit sandığımız bir iyilik kurtuluşumuza sebep olabilir. Bir hadis-i şerif meali de şöyledir:
(Ömründe hiç hayır yapmayan bir Müslüman, [başka Müslümanların ayağına batmasın diye] bir dikeni yoldan kaldırdı. Onun bu işi, Allah indinde makbul oldu ve Cennete gitti.) [Ebu Davud]


Sual: Zerre imanı olan Cennete mutlaka girecek deniyor. Zerre iman nedir?
CEVAP
Amentü`deki altı esasa inanan, Peygamber efendimiz ne bildirdiyse hepsine inandım, beğendim, hepsini kabul ettim diyen kimse, zerre imana kavuşmuş demektir.

Allah’ın rahmeti geniştir, Muhammedün Resulullah demeye lüzum yok dense, İslamiyet ile alaka kesilir, zerre iman hasıl olmaz. Bir hadis-i şerif meali:
(Lâ ilahe illallah Muhammedün Resulullah diyerek, kalbinde zerre kadar imanı olan kişi ateşten çıkar.)
[Buhari, Müslim, Tirmizi]

İmanın altı şartına inanılsa, içinden birine, mesela Peygamberlerden birine inanılmasa, hatta bir farzı, bir sünneti beğenmese, o kimse mümin olamaz. Yani imanın altı şartına inanmamış olur.

Zerre imanla ölebilmek için de haramlardan kaçmaya, ibadetleri yapmaya çalışmalıdır. Çünkü işlenen günahlar iman nurunu söndürebilir, yani o insanı küfre sürükleyebilir.


Sual: Kelime-i şehadeti söyleyip imanla ölen herkes mutlaka Cennete girecek midir?
CEVAP
Zerre imana sahip olan elbette girecektir. Ancak, ibadet etmeyen ve günahlardan kaçınmayan imanını muhafaza edemez, küfre düşer. Muhafaza edebilen ise muhakkak Cennete girer.

Hazret-i Muaz anlatır:
Resulallah, (Ya Muaz, Allahü teâlânın, kulları üzerine ve kulların Allahü teâlâ üzerine hakkı nedir) buyurdu. Ben de, (Allah ve Resulü daha iyi bilir) dedim. (Allahü teâlânın kulları üzerine hakkı, Allah`a [Onun bildirdiği gibi inanarak, beğenerek] ibadet etmeleri ve Ona şerik koşmamalarıdır. Kulların Allah üzerine hakkı da, Ona şerik koşmayanı azap etmemesidir) buyurdu. (Ya Resulallah insanlara bu müjdeyi vereyim mi?) diye sorunca, (Hayır, buna güvenirler de iyi işlerden vazgeçebilirler [diğer emir ve yasaklara riayet etmeyip felakete düşebilirler]) buyurdu. (Buhari, Müslim, Tirmizi)

Resulullah, (Allah`tan başka ilah olmadığına, Muhammed`in Allah`ın Resulü olduğuna ihlasla şehadet eden [bunu muhafaza edip müslüman olarak ölen] herkese, Allahü teâlâ ateşi haram kıldı) buyurunca, (Ya Resulallah bunu insanlara haber vereyim mi?) dedim. (O zaman buna güvenirler de iyi işlerden vazgeçerler) buyurdu. (Buhari, Müslim, Tirmizi)

Hazret-i Muaz, bildiği şeyi gizlemek günahından kurtulmak için bunu vefatından az önce haber verdi.


Sual: Büyük günah işleyen müminler de Cennete girecek midir?
CEVAP
Şefaate kavuşursa hiç Cehenneme girmeden Cennete girecektir. Şefaat büyük günahlar için olacaktır. Zerre imanı olan kıyamette büyük nimete kavuşacaktır. Peygamber efendimiz, yemin ederek şöyle buyuruyor:

(Şunları yeminle söylüyorum:
1- Facir olan
[çeşitli günahlar işleyen], maişetini kazanmaktan da ahmak olan mümin Cennete girecektir.
2- Günahları sebebiyle Cehennem ateşi yakmış olan da Cennete girecektir.
3- Kıyamette Allahü teâlâ hiç kimsenin hatırına hayaline gelmeyecek şekilde müminleri affedecektir.
4- Allahü teâlâ, öyle çok mağfiret edecek ki, İblis bile acaba ben de affolacak mıyım diye başını kaldıracaktır.)
[Beyheki]

(Şunlar kimde bulunursa Allahü teâlâ, onun vücudunu Cehenneme haram eder, onu şeytandan ve nefsinden korur. Nefsi
[günah olan] bir şeye heves ettiği halde nefsine hakim olup, onu yapmayan ve nefsi, [hayırlı bir şeyi, bir ibadeti] yapmak istemediği halde onu yapan, nefsinin şehvet ve gazabına hakim olur. Şunlar da kimde bulunursa, Allahü teâlâ onu rahmetine gark ederek Cennetine koyar: Bir yoksulu barındırmak, zavallı birine acımak, hizmetçiye iyi muamele etmek, ana ve babasına infak etmek.) [Deylemi]

Yazı kategorisi: DiGER KONULAR, DiNi KONULAR, GÜNCEL, GÜNDEM, GENEL, SORU ve CEVAPLAR, TAVSİYELER, TÜRKİYE, YORUMLAR, YORUMSUZ, İMAN | » yorum bırak;

İmanın tadını aldıran üç şey

Posted by Site - Yönetici Şubat 19, 2008

İmanın tadını aldıran üç şey

Abdullah b. Muâviye (r.a.) anlatıyor:

Resûlüllah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

“Üç şey vardır ki, kim onları yaparsa îmânın tadını, lezzetini almış olur. Bunlar;

1) Sadece Allâh’a kulluk etmek, Allah’tan başka ilah olmadığını bilmek.

2) Her yıl gönül hoşnutluğu ile zekât vermek. Zekâtı; yaşlı, uyuzlu, hasta, değersiz hayvanlardan değil, mallarının orta hallisinden vermek. Çünkü Cenâb-ı Hakk, zekâtınızı, ne mallarınızın iyisinden vermenizi emretmiştir, ne de kötüsünden vermenize râzı olmuştur.

3) Nefsini tezkiye etmek (tertemiz kılmak).

Bir sahâbî, Nefsi tezkiye etmek nasıldır? diye sordu. Resûlüllah (s.a.v.), ‘Kişinin nerede olursa olsun, Allâh’ın kendisi ile beraber olduğunu bilmesidir” buyurdu. (Ebî Dâvud, Sünen, Zekât, 5)

Yazı kategorisi: DiNi KONULAR, GÜNCEL, GÜNDEM, GENEL, YORUMLAR, YORUMSUZ, İMAN | » yorum bırak;

Peygamberlere iman

Posted by Site - Yönetici Aralık 9, 2007

Peygamberlere iman

Sual: İmanın dördüncü şartı nedir?
CEVAP
İmanın dördüncü şartı, Peygamberlere imandır. Amentüdeki
Ve rüsülihi” kelimesi, “Allahü teâlânın Peygamberlerine iman etmeyi bildirmektedir.

Peygamberlerin ilki Âdem aleyhisselam ve sonuncusu, bizim Peygamberimiz Muhammed Mustafa sallallahü aleyhi ve sellemdir. Bu ikisinin arasında, çok Peygamber gelmiş ve geçmiştir. Sayıları belli değildir. Yüzyirmidört binden çok oldukları meşhurdur.

Peygamberlere iman etmek, aralarında hiçbir fark görmeyerek, hepsinin Allahü teâlâ tarafından seçilmiş sadık, doğru sözlü olduklarına inanmak demektir. Onlardan birine inanmayan kimse, hiçbirine inanmamış olur.

Peygamberlik, çalışmakla, çok ibadet yapmakla, açlık ve sıkıntı çekmekle ele geçmez. Yalnız Allahü teâlânın ihsanı, seçmesi ile olur.

Allahü teâlâ, ilk insan ve ilk Peygamber olan Âdem aleyhisselamdan beri, her bin senede din sahibi yeni bir Peygamber vasıtası ile, insanlara dinler göndermiştir. Bunlar vasıtası ile, insanların dünyada rahat ve huzur içinde yaşamaları ve ahirette de sonsuz saadete kavuşmaları yolunu bildirmiştir. Kendileri ile yeni bir din gönderilen Peygamberlere (Resul) denir. Resullerin büyüklerine (Ülülazm) Peygamberler denir. Bunlar, Âdem, Nuh, İbrahim, Musa, İsa ve Muhammed aleyhimüssalatü vesselamdır.

Sual: Meşhur olan 33 Peygamberin isimleri nelerdir?
CEVAP
Şunlardır:
Âdem, İdris, Şit, Nuh, Hud, Salih, İbrahim, Lut, İsmail, İshak, Yakub, Yusuf, Eyyub, Şuayb, Musa, Harun, Hıdır, Yuşa bin Nun, İlyas, Elyesa, Zülkifl, Şemun, İşmoil, Yunus bin Meta, Davud, Süleyman, Lokman, Zekeriya, Yahya, Üzeyir, İsa bin Meryem, Zülkarneyn ve Muhammed aleyhimüssalatü vesselam

Bunlardan yalnız yirmisekizinin ismi, Kur’an-ı kerimde bildirilmiştir. Zülkarneyn, Lokman, Üzeyir ve Hıdır`ın, Peygamber olup olmadıklarında ihtilaf vardır. Muhammed Masum hazretleri 2. cilt, 36. mektupta, Hıdır [Hızır] aleyhisselamın Peygamber olduğunu bildiren haberin kuvvetli olduğunu yazmaktadır. 182. mektupta, Hıdır aleyhisselamın insan şeklinde görülmesi ve bazı işleri yapması, onun hayatta olduğunu göstermez. Allahü teâlâ, onun ve birçok Peygamberlerin ve velilerin ruhlarının insan şeklinde görülmesine izin vermiştir. Onları görmek, hayatta olduklarını göstermez, demektedir.

Âdem aleyhisselamdan, son Peygamber Muhammed aleyhisselama kadar bütün Peygamberler, hep aynı imanı bildirmiş, ümmetlerinden aynı şeylere iman etmelerini istemişlerdir. Yahudiler, Musa aleyhisselama inanıp, İsa aleyhisselama ve Muhammed aleyhisselama inanmazlar. Hıristiyanlar, İsa aleyhisselama inanıp, Muhammed aleyhisselama inanmazlar. Müslümanlar ise, bütün Peygamberlere inanırlar.

İlk insan ve ilk Peygamber
Sual: Âdem, İdris ve Şit aleyhimüsselamın peygamberliklerinde şüphe var mı?
CEVAP Yazının devamını oku »

Yazı kategorisi: DiGER KONULAR, DiNi KONULAR, GÜNCEL, GÜNDEM, GENEL, PEYGAMBERLER, SORU ve CEVAPLAR, TÜRKİYE, YORUMLAR, YORUMSUZ, İMAN | » yorum bırak;

Kitaplara iman

Posted by Site - Yönetici Aralık 8, 2007

Kitaplara iman

Sual: İmanın üçüncü şartı nedir?
CEVAP
İmanın üçüncü şartı,
kitaplara imandır. Amentü`deki, (Ve kütübihi) ifadesi, Allahü teâlânın kitaplarına inanmayı, iman etmeyi bildirmektedir. Allahü teâlânın gönderdiği kitaplar çoktur. Din kitaplarımızda bildirilen ise, 104 kitaptır. Bunlardan 100`ü küçük kitaptır. Bu küçük kitaplara suhuf denir.

100 suhuf kitap şu Peygamberlere inmiştir:
10 suhufu, Âdem aleyhisselama,
50 suhufu, Şit aleyhisselama,
30 suhufu, İdris aleyhisselama,
10 suhufu, İbrahim aleyhisselama.

Dört büyük kitap ise şu Peygamberlere inmiştir:
Tevrat, Musa aleyhisselama,
Zebur, Davud aleyhisselama,
İncil, İsa aleyhisselama,
Kur’an-ı kerim, Peygamber efendimiz Muhammed aleyhisselama.

Kitapların hepsini, Cebrail aleyhisselam getirmiştir. Kur’an-ı kerim, bütün ilahi kitapların hükümlerini nesh etmiş, yani yürürlükten kaldırmış ve bu hükümleri kendisinde toplamıştır. Bugün, bütün insanların Kur’an-ı kerime tâbi olmaları lazımdır. Şimdi, hiçbir memlekette, hakiki Tevrat ve İncil yoktur. Bozulmuş İnciller vardır. Bu kitaplar sonradan tahrif edilmiş, yani insanlar tarafından değiştirilmiştir. Bozulmamış olsaydı bile, geçerliliği yoktu, hepsi Allahü teâlâ tarafından nesh edilmiştir.

Kur’an-ı kerimin gelmesi âyet âyet olmuş ve 23 senede tamamlanmıştır. Kur’an-ı kerim, kıyamete kadar geçerlidir. Geçersiz olmaktan ve insanların değiştirmelerinden korunmuştur. Kur’an-ı kerimde eksiklik veya fazlalık olduğuna inanan, Allahü teâlâya inanmamış olur.
Âyet-i kerimelerde mealen buyuruluyor ki:
(Kur`anı biz indirdik, elbette yine onu biz koruyacağız.) [Hicr 9]
(Kur`an, eşi benzeri olmayan bir kitaptır. Ona önünden, ardından [hiçbir yönden, hiçbir şekilde] bâtıl gelemez [hiçbir ilave ve çıkarma yapılamaz. Çünkü] O, kâinatın hamd ettiği hüküm ve hikmet sahibi Allah tarafından indirilmiştir.) [Fussilet 41-42]

Sual: Peygamberlere kitaplar nasıl indi? Bu kitapların mahiyeti nasıldır?
CEVAP
Allahü teâlâ, kitapları, melek ile, bazı Peygamberlerin mübarek kulaklarına söyleyerek, bazılarına ise, levha üzerinde yazılı olarak, bazılarına da meleksiz işittirerek indirdi. Bu kitapların hepsi Allahü teâlânın kelamıdır. Ebedi ve ezelîdir. Mahluk değildir. Bunlar, meleklerin veya Peygamberlerin kendi sözleri değildir.
Yazının devamını oku »

Yazı kategorisi: DiGER KONULAR, DiNi KONULAR, GÜNCEL, GÜNDEM, GENEL, KUR`AN, KİTAPLARA İMAN, SORU ve CEVAPLAR, TÜRKİYE, YORUMLAR, YORUMSUZ, İMAN | 1 Yorum »

Meleklere iman

Posted by Site - Yönetici Aralık 5, 2007

Meleklere iman

Sual: İmanın ikinci şartı nedir?
CEVAP
İmanın ikinci şartı,
Meleklere imandır. Amentü`deki, (Ve melaiketihi) ifadesi, Allahü teâlânın meleklerine inanmayı, iman etmeyi bildirmektedir.

Sual: Meleklere iman nasıl olmalıdır?
CEVAP
Melekler, Hayat sahibi, diri, nurani yaratıklar olup, akıl sahibidirler. Allahü teâlânın sevgili ve kıymetli kullarıdır, ortakları ve kızları değildir. Allahü teâlânın emirlerine itaat ederler, isyan etmezler. Günah işlemezler. Erkek ve dişi değildir. Evlenmezler, doğurmazlar, çoğalmazlar, çocukları olmaz, yiyip içmezler. Allahü teâlâ, bunlardan bazılarını peygamber olarak seçmiştir. Diğer meleklere vahiy [haber] götürmek görevi ile şereflendirmiştir. Peygamberlerin kitaplarını ve sayfalarını getiren de bunlardır. Mesela Enam suresini Cebrail aleyhisselam ile birlikte 70 bin melek getirmiştir. Bunlar hata etmez, unutmaz. Hile yapmaz, aldatmazlar. Bunların Allahü teâlâdan getirdikleri hep doğrudur, şüpheli, ihtimalli değildir. Kendilerine verilen emirleri yapmaktan başka işleri yoktur.

En üstünleri 4 tanedir:
Cebrail aleyhisselam: Meleklerin en üstünüdür. Vazifesi, Peygamberlere vahiy getirmek, emir ve yasakları bildirmektir. Cebrail aleyhisselamın günah işleyeceğini veya yanlış bir iş yapacağını sanmak çok tehlikelidir. Çünkü Allahü teâlâ buyurdu ki:
(Ey Resulüm de ki; “Cebrail`e düşman olan, Allah`a düşmandır.” Çünkü o, Kur`an-ı kerimi, Allah`ın izniyle, kendinden önce gelen kitapları doğrulayıcı, bir hidayet rehberi ve müminler için müjdeci olarak senin kalbine indirmiştir.) [Bekara 97]

İsrafil aleyhisselam: Sura üfürmekle vazifelidir. Birinci üfürmesinde hasıl olan sesi işiten, Allahü teâlâdan başka her diri ölecek, ikincisinde hepsi tekrar dirilecektir.

Mikail aleyhisselam: Rızk gönderilmek, ucuzluk, bolluk, kıtlık, pahalılık ve her maddeyi hareket ettirmekle vazifelidir.

Azrail aleyhisselam: İnsanların ruhunu almakla vazifelidir.

Bunlardan sonra dört sınıf melek vardır. Hamele-i Arş denen melekler dört tanedir. Huzur-i ilahide bulunan meleklere, Mukarrebin denir. Azab meleklerinin büyüklerine Kerubiyan, rahmet meleklerine Ruhaniyan denir. Cennet meleklerinin büyüğünün adı Rıdvan, Cehennem meleklerinin büyüğünün adı Malik`tir. Cehennem meleklerine Zebani denir. Bunlar, Cehennemde emredilen vazifelerini yapar. Denizin balığa zararlı olmaması gibi, Cehennem ateşi de bunlara zarar vermez. İnsanların iki omuzunda bulunup, iyiliklerini ve kötülüklerini yazan Kiramen katibin ismindeki iki melek ile, cinden koruyan meleklere, Hafaza melekleri denir. Sayısı en çok olan mahluk meleklerdir.

“Zebani gibi bir zalim”, “Azrail gibi cani, işkenceci bir Zebani”, “Çocuğunuzu terbiye etmezseniz, anarşist olur, Azrail ve Zebani olur” gibi sözler uygun değildir. [Bunları mecaz olarak da örnek vermek uygun değildir. Allahü teâlânın emrine uyarak iman eden, emir ve yasaklara uyan müslümanlara mesela namaz kılan, oruç tutan, kul hakkı yemeyen, zina etmeyen müslümanlara ahmak, gerici, örümcek kafalı denir mi hiç? Bunun gibi, Allahü teâlânın emrini yerine getiren meleklere cani, işkenceci, zalim denir mi hiç? Mecazı da, örneği de, şakası da çok çirkindir.] Meleklere hakaret eden Müslüman dinden çıkar. Bütün melekler günahsızdır, cani, işkenceci, zalim değildir. Allahü teâlânın emrini yerine getirirler. (Feraid-ül-fevaid)

Sual: (Ecelin hoyrat eli) demek küfür müdür? Yazının devamını oku »

Yazı kategorisi: DiGER KONULAR, DiNi KONULAR, DİN, GÜNCEL, GÜNDEM, GENEL, MELEKLERE İMAN, SORU ve CEVAPLAR, TÜRKİYE, YORUMLAR, YORUMSUZ, İMAN | » yorum bırak;

İman nedir ?

Posted by Site - Yönetici Ekim 22, 2007

 

İman nedir

Sual: İman nedir?
CEVAP
İman, Muhammed aleyhisselamın Allahü teâlâ tarafından getirdiği emir ve yasaklara inanmak ve inandığını dil ile söylemek demektir.

İman, Amentü�de bildirilen altı esasa inanmak ve Allahü teâlâ tarafından bildirilen emir ve yasakların tamamını kabul etmek ve beğenmektir.

Amentü şöyledir:
Âmentü billahi ve melaiketihi ve kütübihi ve rüsülihi vel yevmil ahiri ve bilkaderi hayrihi ve şerrihi minallahi teâlâ vel ba’sü ba’del mevti hakkun. Eşhedü en lâ ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühü ve resülühü.
[Yani, Allah�a, meleklerine, gönderdiği kitaplarına, peygamberlerine, ahiret gününe, kadere, hayrın ve şerrin Allah�tan olduğuna, öldükten sonra dirilmeye inanıyorum. Allah�tan başka ilah olmadığına ve Muhammed aleyhisselamın da Allah�ın kulu ve son Peygamberi olduğuna şehadet ediyorum.]

İman, Muhammed aleyhisselamın, Peygamber olarak bildirdiği dini, akla, tecrübeye ve felsefeye uygun olup olmadığına bakmadan tasdik etmek yani kabul edip, beğenip, inanmaktır. Akla uygun olduğu için tasdik etmek, aklı tasdik etmek olur, Resulü tasdik etmek olmaz. Yahut Resulü ve aklı birlikte tasdik etmek olur ki, o zaman Peygambere itimat tam olmaz. Tam olmayınca, iman olmaz. Allahü teâlâ, (Onlar gayba [görmedikleri halde Resulümün bildirdiği her şeye] iman ederler) buyuruyor. (Bekara 3) Resulü de, (Dini [hükümleri, dinde bildirilenleri] aklı ile ölçenden daha zararlısı yoktur) buyurdu. (Taberani)

Nazara yani göz değmesine inanmayan bir kimse, (Bugün fen, gözle görülemeyen şuaların iş yaptığını açıklıyor. Mesela bir kumanda ile TV�yi, radyoyu veya arabamızı açıp kapatabiliyoruz. Bunun için gözlerden çıkan şuanın zarar verebileceğine artık inanıyorum) dese bunun kıymeti olmaz. Çünkü bu insan dine değil, kumandadan çıkan şuaya inanıyor. Yahut şua ile birlikte Peygambere inanıyor. Yani fen kabul ettiği için, şuaların etkisini gözü ile gördüğü için inanıyor ki bu iman olmaz. Dinde bildirilen her şeyi, fen ispat edemese de, fayda veya zararını gözü ile görmese de, yine inanmak lazımdır. Hakiki iman gayba inanmaktır yani görmeden inanmaktır. Gördükten sonra artık o iman olmaz. Gördüğünü itiraf etmek olur. Bekara suresinin 3. âyetinde, gayba inanmak, görmeden inanmak övülüyor. İmanın altı şartı da gayba inanmayı gerektirmektedir. Çünkü hiç birisini görmüş değiliz.


Yazının devamını oku »

Yazı kategorisi: BUNLARI BiLiYORMUYDUNUZ, DiGER KONULAR, DiNi KONULAR, DİN, FETVALAR, FIKIH, GÜNCEL, GÜNDEM, GENEL, SORU ve CEVAPLAR, TÜRKİYE, YORUMLAR, YORUMSUZ, İMAN | » yorum bırak;

MELEKLER YIKADI

Posted by Site - Yönetici Mayıs 31, 2007

 

MELEKLER YIKADI

Eshâb-ı kirâmdan Hanzala hazretlerinin henüz yeni evlendiği günün gecesiydi. Sevgili Peygamberimiz, eshâbını toplayarak islâma saldırmak ve yok etmek için bütün savaş hazırlıklarını tamamlayan Mekkeli müşriklere karşı harp yapılması kararını vermişlerdi. Harbe katılacak sahâbiler tek tek evinden çağırıldı. Harp haberini duyuran haberci, Hanzala’nın evine uğradı. Bu karar ve resûlullah Efendimizin emri ona da ulaştı. Emri duyan Hanzala, boy abdesti alma fırsatını bulmadan Uhud’a gitmek üzere hemen sahâbenin arkasından koşmaya başladı ve eshâbının arasına katıldı.
Harp sona erince Müslümanlar Medine’ye dönmeye başladılar. Harbe iştirak edenlerin yakınları acaba bizden geriye dönen olacak mı heyecanı içerisinde yollara sıralanmışlardı.

Bunların arasında henüz bir günlük evli olup, gece yarısı sevgili peygamberimizin emrine uyarak harbe giden ve şehitlik şerbeti içen hazreti Hanzala’nın dul hanımı da vardı.Herkes büyük bir heyecanla harpten dönenlere yakınlarını soruyor, fakat hiç kimse kimseye cevap vermiyordu. Ancak sorulan soruları sevgili peygamberimiz”aleyhisselâm” cevaplıyordu. En son olarak soru sorma sırası, şehit olan Hanzala’nın hanımına gelmişti. Resûlullah Efendimize yaklaşarak:
-Ey! Allahın Resûlu! Hanzala nerede, demesi üzerine sevgili peygamberimiz cevabında:
-”Hanzala şehit oldu”, buyurdu.
Bunun üzerine Hanzala’nın hanımı:
-Yâ Resûlullah, şu anda söyleceğim bir aile sırrıdır. Sizler de biliyorsunuz ki, kocamla daha henüz ilk evlendiğimiz geceydi. Kocam Hanzala, sizin mübârek emrinize uyarak boy abdestini alamadan harbe katıldı. Bildiğiniz gibi şehit oldu. Bu sebeple, emir veriniz de kocamı bulsunlar ve yıkasınlar, dedi. Bunun üzerine sevgili peygamberimiz yarı hüzünlü bir şekilde (sen Hanzala için hiç merak etme! Ben Hanzala’yı rahmet suları ile melekler tarafından yıkanırken gördüm) buyurdu.Bunun üzerine bütün sahâbiler Uhud yolunu tuttu ve herkes Hanzala’yı aramaya başladı. Daha sonra sahâbiler Hanzala’nın henüz vücûdu kurumamış ve ıslak bir şekilde buldular. Sevgili peygamberimizin müjdesini bizzat gözleriyle gördüler. Bunun için O’na ”Gasilül- melâike” yani (Meleklerin gusül ettirdiği Hanzala” denir. Bu evlilikten Eshâbın büyüklerinden hazret-i Abdullah dünyaya geldi.

Yazı kategorisi: ASHAB-I KRAM, BUNLARI BiLiYORMUYDUNUZ, DiGER KONULAR, DiNi KONULAR, DİN, DİNİ HİKAYELER, GÜNCEL, GÜNDEM, GENEL, HARiKALAR, TÜRKİYE, YORUMLAR, YORUMSUZ, İBRETLİK, İLGİNÇ, İMAN, İSLAM, İSLAM ALİMLERİ | » yorum bırak;

Hadislerde Beş Rakami

Posted by Site - Yönetici Mayıs 27, 2007

Hadislerde Beş Rakami


Şu beş şey çoğalınca, ümmetim helâk olur:
1- Lânetleşme.
2- İçki içme.
3- İpekli giyme.
4- Çalgı.
5- Eşcinsellik.

Mümin beş çeşit şiddet arasındadır:
1- Müslüman kardeşi onu çekemez.
2- Münafık ona buğzeder.
3- Kâfir ona kasteder.
4- Nefsi onunla uğraşır.
5- Şeytan onu şaşırtmaya çalışır.

Şu beş şey ibadettir:
1- Az yemek.
2- Camide oturmak.
3- Kâbe’ye bakmak.
4- Mushafa bakmak.
5- Âlimin yüzüne bakmak.

Şu beş şeyi bir gün içinde yapan cennet ehli olur:
1- Hasta ziyaret etmek.
2- Cenazede bulunmak.
3- Cuma günü oruçlu olmak.
4- Cuma namazına gitmek.
5- Sadaka vermek.

Şu beş şeyin kefareti yoktur:
1- Allaha şirk koşmak.
2- Haksız yere adam öldürmek.
3- Mümini dehşete koymak.
4- Harp gününde cepheden kaçmak.
5- Hakkı olmadığı malı almak için yalan yere yemin etmek.

Şu beş şeyin cezası gecikmez:
1- Devlete isyan etmek.
2- Gadr etmek.
3- Anaya, babaya asi olmak.
4- Akrabaya ziyareti kesmek.
5- İyiliğe karşı şükretmemek.

Şu beş şey oruç ve abdestte hayır bırakmaz:
1- Yalan söylemek.
2- Gıybet etmek.
3- Söz taşımak.
4- Harama bakmak.
5- Yalan yere yemin etmek.

Beş şeyden beş şeye davet eden âlimle beraber olun:
1- Şekten yakîne [sağlam imana].
2- Kibirden tevazua.
3- Nefretten hayırhahlığa.
4- Riyadan ihlâsa.
5- Dünyaya düşkünlükten zühde.

Kıyamette herkes şu beş suale cevap verecektir:
1- Ömrünü nerede tüketti?
2- Gençliğini nerede geçirdi?
3- Malını nasıl, nereden kazandı?
4- Malını nereye harcadı?
5- İlmi ile nasıl amel etti?

Hiçbir peygambere verilmeyip bana verilen beş şey:
1- Bir aylık mesafeden düşmanların kalbine korku salarım.
2- Yeryüzü bana temiz ve mescit kılındı.
3- Ganimetler bana helâl kılındı.
4- Kıyamette umumî şefaat izni verildi.
5- Her peygamber kendi kavmine, ben ise bütün insanlığa gönderildim.

Beş şey gelmeden önce beş şeyin kıymetini bilmeli:
1- Ölüm gelmeden önce hayatın.
2- Hastalık gelmeden önce sağlığın.
3- Meşguliyetten önce boş vaktin.
4- İhtiyarlamadan gençliğin.
5- Fakirlikten önce zenginliğin.

Şu beş durumda dualar kabul edilir:
1- Kur’an-ı kerim okunurken.
2- Düşman ordusuyla karşılaşınca.
3- Yağmur yağarken.
4- Zulme uğrandığı vakit.
5- Ezan okunurken.

Müslümanın Müslüman üzerinde beş hakkı vardır:
1- Karşılaşınca selâm vermek.
2- Davetine icabet etmek.
3- Nasihat isterse yol göstermek.
4- Aksırıp Elhamdülillah derse, Yerhamükellah demek.
5- Hastalanırsa ziyaretine, ölürse cenazesine gitmek.

Beş şey, beş şeyin karşılığıdır:
1- Verilen sözde durulmazsa, düşmanlar musallat olur.
2- Allahın emrine uyulmazsa, fakirlik yaygınlaşır.
3- Fuhuş yaygınlaşırsa, ölümler çoğalır.
4- Ölçü ve tartıda hile yapılınca, bereket kalkar ve kıtlık gelir.
5- Zekât verilmezse, yağmur yağmaz olur.

Şu beş gecede yapılan dua kabul olur:
1- Regaib Gecesi.
2- Berat Gecesi.
3- Cuma Gecesi.
4- Ramazan Bayramı Gecesi.
5- Kurban Bayramı Gecesi.

Şu beş şey imandandır:
1- Allaha teslim olmak.
2- Onun takdirine razı olmak.
3- İşinin sonunu O’na havale etmek.
4- Ona güvenmek.
5- Musibete sabretmek.

Şu beş şey sünnettir:
1- Hacamat.
2- Misvak.
3- Güzel koku.
4- Hayâ.
5- Hilm.

Şu beş şeye sahip olan dine uymada mazeret bulamaz:
1- Dindar bir hanım.
2- Hayırlı çocuklar.
3- Herkesle güzel geçinme kabiliyeti.
4- Geçim kaynağının şehrinde olması.
5- Çoluk çocuğunu sevmesi.

Şu beş şeyin cezası gecikmez:
1- Zulüm.
2- Hainlik etmek.
3- Anne babaya eziyet etmek.
4- Akraba ile irtibatı kesmek.
5- Yapılan iyiliği görmemek.

Şu beş kişinin duası makbuldür:
1- Zulüm bitene kadar mazlumun.
2- Evine dönünceye kadar hacının.
3- Cihad bitene kadar gazinin.
4- İyileşinceye kadar hastanın.
5- Arkadaşının arkasından dua edenin

Yazı kategorisi: BUNLARI BiLiYORMUYDUNUZ, DiGER KONULAR, DiNi KONULAR, DİN, GÜNCEL, GÜNDEM, GÜZEL SÖZLER, H.z MUHAMMED ( S.A.V ), HADIS-i SERIFLER, HADİS, MUHAMMED, TAVSİYELER, TÜRKİYE, YORUMLAR, YORUMSUZ, İLGİNÇ, İMAN, İSLAM | » yorum bırak;

 
Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.

Join 68 other followers