GÖYNEM ( BEYSEHiR )

İLAHİ-KURAN-İSLAM-DİN-HABER-RESİM-VİDEO-TASAVVUF-BELGESEL-DUA-HADiS-TARİH-ŞİİR

‘İMAM-I RABBANİ’ Kategorisi için Arşiv

Küfre sebeb olan söz ve haller ( 99 Madde )

Posted by Site - Yönetici Haziran 26, 2010

Küfre sebeb olan söz ve haller

Küfre sebeb olan söz ve haller

Küfre sebeb olan söz ve haller ( 99 Madde )

İmam-ı Rabbanî hazretleri:

İtikat ve iman arsası tam temizlenmeden ve düzleştirilmeden hiç bir amelin kıymeti yoktur buyuruyor.

Biz bu sözü kendimize ölçü alacak olursak, binbir güçlükle ibadetlerini yapmak isteyen kardeşlerimizin zahmetlerinin boşa çıkmaması için bir kerre daha itikatlarını kontrol etmeleri ve imanî konularda titizlik göstermelerini arzu ediyoruz. Aksi halde imanın gitmesine ve insanın imansız kalmasına sebep olabilecek en ufak bir fikir ve bir amel üzerinde bulunan bir kimsenin Allah korusun yapmış olduğu bütün amelleri bir hiçten öte geçemez. İman tam olmadan yapılan amellerin, sabun köpüğü üzerine kurulmaya çalışılan binadan farkı yoktur.

Hâtemülenbiya Efendimiz: Bir zaman gelecek benim ümmetim dinin muhafazada çok güçlük çekecektir. Din bir ateş olacak; bıraksa dininden olacak elinde tutsa eli yanacak. Ancak bir elinden diğer eline aktarmak suretiyle ateş nasıl elde tutuluyorsa dinini de benim ümmetim işte o güçlükler içinde muhafazaya çalışaktır. buyurmuşlar.

Yine bir hadis-i şerifte: Bir gün gelecek, kişi mümin sabahlayacak fakat, akşama kâfir olarak girecektir buyurmuşlardır.

Bu iki hadîsi şerifin dehşetinden titreyen, geçmişteki din alimleri yaşadıkları devirler için “acaba bu zaman o zaman mıdır?” endişesine kapılmadan kendilerini alamamışlardır. Asrımızda yaşayan ehli sünnet velcemaat alimleri ise Allah’ın Resûlünün sözlerinin tecelliyatının asrımızda olduğunu söylemekte olup bunun üzerinde müttefiktirler. Bunun için de gerçek din alimleri vaaz ve nasihatlarını amelî konulardan ziyade imanî mevzulara hasretmişlerdir ki, pek haklıdırlar.

Önce: İman insanın manevî kalbinde yanan bir mum gibidir. Titrek ve nazlı nazlı yanan bir mum. Etrafı sıkı bir muhafaza yapılmadığında en ufak bir esintide hemen sönüverecek kadar zayıftır. Onun taht kurduğu yer insanın gönlüdür, insanın manevî kalbidir ki, bu gün herkesin atışlarına şahit olduğu maddî kalbin olduğu yerde olması itibariyle kendisine kalb ismi verilmiştir. O manevi kalbe Gönül, Yürek, hatta Ruh diyenler vardır. Bir muzır fikir, ufacık bir zararlı düşünce o yanan mumun üzerine doğru esen bir kasırga gibidir. Allah korusun.

Şimdi o ışığın sönmesine veya sağa sola yalpa yapmasına sebep olacak hususları görelim:

İmanı zayıflatan veya imanı yok eden şeyler:

1- Allahın varlığı hakkında insanda meydana gelecek en ufak bir şüphe ve tereddüt.

2- Allahın cisim olduğu hakkında düşünmek ve hayalinde canlandırmaya çalışmak.

3- Cenab’ı Hakkın sıfatlarından herhangi birini insanların sıfatlarına benzetmek. (Mesela Cenabı Hakk’a dil ve ağız gibi mahlukatın hassalarından olan âzâlar hayal etmek)

4- Allah’ı bir şeye hulûl etmiş olarak kabul etmek.

5- Cenab’ı Hakka analık, babalık veya oğulluk isnad etmek. Haşa “Allah Baba” demek veya “Her şeyi yaratan Allah ama Allah’ı yaratan kim” (!) gibi sözler söylemek veya bunları kalbinden geçirmek. (Cenabı Hak Yaratan varlıktır. Yaratılan varlık değildir)

6- Peygamberlere yalancılık isnadında bulunmak

7- Peygamberlerden herhangi birini inkar etmek.

8- Peygamberlere günah isnadında bulunmak

9- Peygamberlerin yüksek terbiye ve ilimlerini Allah’ın yetiştirmesiyle değil de, bir insanın yetiştirmesiyle olduğunu sanmak.

10- Meleklerden her hangi birini inkar etmek (meselâ münkir ve nekir’i, hafaza meleklerini, dört büyük melekten birini inkâr etmek).

11- Meleklere erkeklik dişilik isnadında bulunmak.

12- Hakkında ayet olan herhangi bir mucizeyi inkâr etmek

13- Tevatur yoluyla sabit olan ayın yarılması ve mirac hadisesi gibi mucizeleri inkâr etmek.

14- Kur’an-ı Kerim’in bir ayet veya bir cümlesini inkâr etmek.

15- Kur’an-ı Kerim’de en ufak bir noksanlık düşünmek ve “kifayetsizdir” diye bir fikre sahip olmak.

16- Kur’an-ı Kerim’in hükümlerinden ve kanunlarından daha üstün kanun ve hükümler olduğunu iddia etmek veya düşünmek, veyahutta ileri bir zamanda böyle bir fikre sahip olabilirim diye düşünmek.

17- Kabir sualini ve azabını, öldükten sonra dirilmeyi inkar etmek veya şüphe ile karşılamak.

18- Hesap gününü, sıratı, mizanı, cennet ve cehennemi inkâr etmek.

19- Cennet nimetleri veya Cehennemin azabı hakkında şüphede bulunmak, inkar etmek “Allah hiçbir kuluna azap etmez” demek.

20- Mü’minlerin ebediyyen Cehennemde kalacağını söylemek.

21- Her hangi bir farzın bir cüz’ünü veya tamamını inkar etmek, Mesela: “5 vakit namazdan öğle veya ikindi namazları bu devirde kılınmaz, farz olamaz” demek veya düşünmek.

22- Faizi, insan öldürmeyi, günah ve haram kabul etmemek.

23- İslam dinini mühimsememek ve hor görmek.

24- Herhangi bir kâfiri mü’minden üstün görmek.

25- Haramlardan birini helâl addetmek veya ayetle sabit bir haramı inkar etmek.

26- Sahabelerden her hangi biri hakkında münafık, mürâî (iki yüzlü), kâfir diye düşünmek.

27- Bir mü’mini imanından dolayı hakir görmek veya bir kâfiri küfründen dolayı üstün görmek.

28- İslâmiyetin dünya saadetine engel olan bir din olduğunu söylemek veya düşünmek.

29- Bir mü’mini küfürle suçlamak.

30- Küfrü icap ettiren her hangi bir şeyi kendi isteğiyle hatırından geçirmek.

31- Üzerinde ayet yazılı her hangi bir şeyi kasten kirletmek veya pisliğe tutmak.

32- Müzik aletlerinden birini çalarak Kur’an okumak.

33- “O adam peygamber olsa gene inanmam“demek.

34- “Peygamber gelse gene kabul etmem” demek.

35- “Allah olsan ne yapabilirsin sen bana” demek.

36- “Allahımı inkar edeyim bu böyle” diye yemin etmek.

37- “Ne olur şu güzelim şarap haram olmasaydı” demek.

38- “Namaz kılmam, kılmayacağım” demek.

39- Allahın emir ve yasaklarından ve kanunlarından biriyle alay etmek, (mesela alaylı alaylı : “Hırsızlık mı yaptın uzat kolunu, adam mı öldürdün uzat boynunu” diyerek istihza etmek veya istihza edenin gülmesine gülerek mukabelede bulunmak.

40- Küfrü icabettiren bir söz söylendiğinde onu gülerek karşılamak.

41- “İslam dini efsane ve hurafeden ibarettir” demek.

42- Ruhların kalıptan kalıba geçtiklerine inanmak.

43- Peygamberimizden sonraki hristiyan ve yahudileri mü’min kabul etme, onların da dini haktır diye itikat etmek.

44- Kur’anın kanunlarını Allahın kelamı diye değil de akla, mantığa, ilme ve felsefeye uygundur diye kabul etmek.

45- Bir kâfire karşı muhabbet etmek. (Bu hususa bilhassa taassup derecesinde her hangi bir fırkaya fikren angaje olan kimseler dikkat etmelidir. Hele hele her şeyin sahtesinin çıkktığı günümüzde pek öyle zahire ve elfaza kapılarak hemen. “iyidir, aradığımız ve beklediğimiz olsa olsa budur” diye körü körüne birine sevgi beslememek lazımdır. Çünkü dış memleketlerden konmuş casuslar bir memleketin en yüksek idari mevkilerini işgal edebiliyorlar ve yükselebiliyorlar. Bu türlü bir sevgi dahi kişinin imanını götürür).

46- Uzun müddet küfre hizmet etmiş ve müslümanlığa zararı dokunmuş birisini sevmek, onu desteklemek ve hakkında Allah razı olsun diye dua etmek.

47- Ölmüş bir kâfire veya İslam dinine kötülüğü dokunmuş birine “Allah rahmet eylesin” demek.

48- Kafirlerin öteden beri kendilerini müslümanlardan ayırmak için kullandıkları Haç, zünnar (v.s) gibi alâmeti küfür olan şeyleri takmak veya giymek.

49- Allah’ın ve dininin düşmanlarını taklit etmek, onların hallerini, tavırlarını kendisine örnek ittihaz etmek.

50- İbadetlerinde Cenabı Hakkın rızasından başkalarının hoşnutluğunu gözetmek ve başkalarının görmeleri için kulluk etmek.

51- Kendisi veli olmadığı halde velilik iddiasında bulunmak.

52- “Bu gün Kur’an-ı Kerimle dünya idare edilemez” demek veya diyen birine “doğru söylüyor” demek.

53- Allah’a (c.c.) peygemberimize ve peygamberlerden herhangi birine, dine veya kitaba sövmek, hakaret etmek veya söven, hakaret eden birine sevgi beslemek o anda onun yüzüne gülmek.

54- Ağıza veya göze sövmek, küfretmek.

55- Nazar değmesin diye bir şeye boncuk takmak (Allah’tan gayri bir şeyden ümit beklemek)

56- Allah dostlarından her hangi bir veli’ye düşmanlık etmek, çalışmalarını baltalamak.

57- Şeriat, dini aykırılıkları bulunmayan ve Allah’ın dinini yaymağa çalışan bir topluluğa, Kur’an’ın şeriatın öğretildiği bir müesseseye düşmanlık etmek ve onların çalışmalarını baltalamak.

58- Bir kâfirin dünyalık bir iyiliğinden dolayı cennete gireceğine kail olmak ve mesela “insanlığa bu kadar iyiliği dokunup da cennete giremiyecek olursa ben de cennet’e girmem” demek.

59- Her hangi bir sünneti ittihaz etmiş bir mü’mine “sana hiç yakışmamış” demek. (Meselâ sakal ve bıyık)

60- Hakkında nas (Ayet-Hadis) olduğu açıkça bilinen, ayrıca icma ve selefi salihiyn efendilerimizin, Şah’ı Nakşi Bendi Abdulhaliki Gucduvani, İmamı Rabbani ve daha binlerce İslam büyüklerinin kail oldukları, kabul ettikleri Rabıta hakkında ileri geri lâf etmek ve küfürdür, demek.

61- “Peygamber gelse kararımdan beni caydıramaz” demek.

62- “Bu işin inşallahı maaşallahı yok artık” demek.

63- “İşte küfrün adını günah koymuşlar. böylelerine küfür sevaptır” demek.

64- “Oruç tutup namaz kılmak neye yarar benim kalbim temiz” demek ve farzları hafife almak.

65- “İslam dini dünya işlerini geriletmiştir” demek.

66- Melaike-i kiramdan herhangi birine günah isnadında bulunmak (Hârut ve Mârut gibi)

67- Hastalanmıyan birisine: “Seni Allah unuttu” demek.

68- Gelcekten haber verdiğini iddia eden kimseyi tasdik etmek doğru söylüyor demek.

69- “Eğer bu işi ben yapmış isem kâfirim” demek.

70- Yalan olduğunu bildiği halde “Allah biliyor ki seni oğlumdan daha çok seviyorum” demek.

71- “Allahım! rahmetini bana vermekle cimrilik etme” demek.

72- “Allah’ın hiç işi kalmamışta bu gibi şeyleri mi yaratıyor” demek.

73- “Allah falan kuluna şu kadar veriyor bana ise şu kadar veriyor. Bu adalet midir” demek.

74- “Ben bu kadar iyilikte ve hayırda bulunuyorum bütün belalar yine bana geliyor. Falan kimse ise her çeşit kötülüğü yapıyor paşa gibi yaşıyor; bu nasıl adalet” demek.

75- “Cinler olacakları biliyor” demek.

76- “Eğer ahirette Allah hakkı ile hükmederse senden hakkımı alırım” demek.

77- “Falan kimse peygamber olsa idi ben iman etmezdim” demek.

78- “Eğer Adem Aleyhisselâm buğdaydan yemese idi biz eşkiya olmazdık” demek.

79- “Falan kimse peygamber olsa idi yine de yalan konuşurdu” demek.

80- Birisini döverken “dövme” denilse o da “Gökten dövme diye ses gelse yine bırakmam” demek.

81- Kur’anın Arapça olmayıp başka bir lisanla olduğunu iddia etmek.

82- Kur’anın bazı ayetlerini alaya almak ve mesela “Ben namazımı yalnız kılarım. Çünkü Allah ‘İnnessalate tenhâ’ buyurur” demek.

83- Namaz kıl diyen kimseye: “Sabret Ramazan gelsin kılarız” demek.

84- Zikirlerle alay etmek.

85- Bir günahı işlerken besmele çekmek.

86- Abdestsiz olarak bilerek namaz kılmak.

87- “Eğer Allah Cenneti bana verse, sensiz girmem” demek.

88- “Falan adamla Cennete bile girmem” demek.

89- “Falan kimse kıble olsa o tarafa yüzümü çevirmem” demek.

90- Hırıstiyan veya Yahudi, yahut başka din üzere ölenlerin azab göreceklerine inanmamak.

91- “Ramazan bitti artık namazı rafa koydum” demek.

92- Alim kıyafetine bürünüp yüksek bir yere çıkarak alay tariki ile konuşma yapmak veya böyle yapan kimsenin hareketlerine gülmek.

93- Boşanma hakkında : “Ben talak malak bilmem” demek.

94- “Hırıstiyanlık Yahudilikten daha hayırlıdır” demek.

95- Yakını ölen kimsenin. “Ey Allahım! Biz şimdi ne yapacağız sen niçin böyle yaptın” diyerek sitemde bulunmak.

96- Meşru bir sebep olmadığı halde bir kimse için “Şu adamın kanı helâldir ve mübahtır” demek.

97- “Allahü Teâlâ falan kimseyi vaktinden evvel öldürdü ve vakitsiz gitti” demek.

98- Yabancı bir kadına bakıpta : “Güzele bakmak sevaptır” demek.

99- Ahiretten bahseden kimseye . “Ordan haber veren kim? Oraya gidip gelen var mı?” demek. Günah işleyen bir kimseye “Tövbe et” denildiğinde “Ben ne yaptımda tövbe edeyim” demek.

Kaynak : Mekasiduttalibin

..

Yazı kategorisi: BUNLARI BiLiYORMUYDUNUZ, DiGER KONULAR, DiNi KONULAR, GÜNCEL, GÜNDEM, GENEL, TAVSİYELER, TÜRKİYE, YORUMLAR, YORUMSUZ, İMAM-I RABBANİ | Etiketler: | 1 Yorum »

İmâm-ı Rabbânî Ahmed el-Fârûkî es-Serhendî Hazretleri

Posted by Site - Yönetici Mayıs 23, 2010

İmâm-ı Rabbânî Ahmed el-Fârûkî es-Serhendî Hazretleri

İmâm-ı Rabbânî Ahmed el-Fârûkî es-Serhendî Hazretleri

İmâm-ı Rabbânî Ahmed el-Fârûkî es-Serhendî Hazretleri

İmâm-ı Rabbânî Müceddid-i Elf-i Sânî kuddise sırruh hazretleri, Hindistan’ın Serhend beldesinde H. 971 (M. 1563) yılı âşûre günü dünyaya geldi. 63 yıl yaşadı. 17 Safer 1034 (M. 11 Aralık 1624) senesinde vefât etti. Mübârek nesepleri 28. vâsıta ile Hz. Ömer’e (r.a.) ulaşmaktadır.

Ezelî takdir olarak kendilerinin nasibi olduğundan, Tarîkat-ı Aliyye-i Nakşibendiye-i Müceddidîn kolunun 23. halkasını teşkil ederler. Bununla beraber Kadiriye, Çeştiye ve Sühreverdiye tarîkatlarından da irşâda salâhiyetlidir.

Kezâ bu dört tarîkattan başka Bedriye, Kübreviye v.s. gibi birçok tarîkatların her birerinden peder-i âlileri Abdülehad hazretleri vâsıtasıyla istifâde ve istifâza etmişler, zamanla bu tarîkatların şeyhi, imamı olup herbirinin dervişlerini fıtrat ve usûlüne göre irşad buyurmuşlardır. Kendilerinin kemâlâta ermeleri ise, Şeyh Muhammed Bâkibillah hazretlerinin hizmetlerinde vâki olmuştur. Hatta onun huzûrunda derecesi o kadar yükselmiştir ki, şeyhi, bütün müridlerin kemâlâtı ile alâkadar olmayı ona havâle ettiği gibi, kendileri dahî istifade etmek için onun meclisinde bulunur ve şöyle derlerdi:

Şeyh Ahmed öyle bir güneştir ki, iki cihan onun feyz ve fazileti ile aydınlanmıştır.

Abdullah Dehlevî hazretleri, talebelerinden birisine yazdıkları mektuplarında, İmâm-ı Rabbânî’yi sevenler mü’min ve takvâ sahibidirler; sevmeyenler ise, şâkî ve münâfıktırlar. Bütün İslâm âlemine İmâm-ı Rabbânî’nin şükrünü edâ etmek vâciptir buyururlar.

***

İKİ BÜYÜK HÂRİKA

Ravzatü’s-Selâm isimli eserde şöyle denilmektedir:

Şeyh Ahmed Fârûkî hazretleri, kendilerinden sonra bu cihanda, iki büyük hârika bırakmışlardır.

Bunlardan birincisi, başta Mektûbât’ı olmak üzere, te’lif buyurdukları eserleridir… Meşâyihten hiç biri onun eserlerindeki ma‘rifet ve hakîkatleri te’liflerinde yazmamışlardır.

Bıratıkları ikinci kıymetli şey de evlatlarıdır ki, kendi terbiyeleri sayesinde, onları da kemâl derecesine yükselterek her birini kendisi gibi bir merd-i kâmil eylemişlerdir.

***

ZİKİR HALKASINDA VERİLEN MÜJDE

Pek kıymetli eserlerinden ‘Risâle-i Meâd’da buyururlar ki, Bir sabah zikir halkasında oturmuş idim… Şu şekilde nidâ ve ilham olundum:

‘Seni ve kıyâmet gününe kadar seninle bana tevessül edenleri mağfiret eyledim .”

***

“SILA” ÜNVANININ SAHİBİ

Muhakkık İmâm Süyûtî (rh.) ‘Cem‘u’l-Cevâmi’ isimli kitabında, Benim ümmetimin içinden ‘Sıla’ nâmında bir kimse gelecektir. Onun irşad ve şefaati ile nice insanlar cennete gireceklerdir

meâlindeki sahih hadîs-i şerifi nakleder.

Sıla”, şerîatla tarîkatı vasleden birleştiren demektir. Sûfiyye ulemâsı , hadîs-i şerifte geçen “sıla” nâmı ile İmâm-ı Rabbânî hazretlerinin mübârek vücud-i şeriflerine işaret buyurulduğunu ifade ederler.

***

ONUN İRŞÂDI BU ÂLEME YETER

Onun zamanında ve ondan sonra gelen birçok ulemâ-umerâ ve meşâyih ondan istifâde ve istifâza eylemişlerdir. El’an himmetleri sârî, feyzi cârîdir. Nitekim İmâm-ı Rabbânî (k.s.) hazretlerinin ekmel müridlerinden Şeyh Bedreddin Serhendî (k.s.) “Hadarâtü’l-Kuds” isimli eserinde der ki:

Bir gün rüyamda Hızır aleyhisselâm’ı görüp kendilerinden inâbe etmek arzusundu bulunduğumu arz ettim. Bana şöyle buyurdular:

‘Sen öyle bir zâta müntesipsin ki, onun irşâdı, sana ve bu âleme yeter.

***

“İKİNCİ BİN YILIN MÜCEDDİDİ”

Nakledilir ki, devrin allâmesi Abdülhakim Siyalkutî, ilk zamanlar İmâm-ı Rabbânî hazretlerinin büyüklüğünü kabul etmeyenlerden biriydi. Bir gece Hz. İmamı rüyâda gördü. Hz. Şeyh kendisine, (Ey Resûlüm!) Sen ‘Allah’ de, sonra onları bırak, daldıkları bataklıkta oynayadursunlar! (En’âm sûresi, 6/91) meâlindeki âyet-i kerîmeyi okudular.

Abdülhakim Siyalkutî, ondan bu âyet-i kerîmeyi dinledikten sonra gönlüne İlâhî bir aşk ve şevk, İmâm-ı Rabbânî hazretlerine karşı da bir muhabbet peydâ olup kalbi “Allah-Allah-Allah...” diyerek Cenâb-Hak’ı zikretmeye başladı. Uyandıktan sonra baktı ki, kalbi Allah’ı zikretmeye devam ediyor… İmâm-ı Rabbânî hazretlerinin de sûreti gözlerinin önünden gitmiyor. Böylece Hz. Şeyh’in mürîdi oluyordu.

Nihayet Şeyh hazretlerinin yüksek hizmetlerinde bulunarak çok ulvî derecelere kavuşmuştur. İmâm-ı Rabbânî hazretlerini, Hind ulemâsından ilk önce Müceddid-i Elf-i Sânî: İkinci bin yılın müceddidi olarak vasıflandıran da bu zât olmuştur.

Yine keşif ehlinin büyük bir çoğunluğu tarafından, da “Müceddid-i Elf-i Sânî” olarak tavsif olunmuştur. Nitekim Muhammed Hâcegî (k.s.), ekmel halîfesi Muhammed Bâkibillah hazretlerine şöyle diyor:

Hind tarafından bir kimse çıkacak, asrın imamı olacak. Ancak, onun gönül açıklığı senin elinde olacaktır. Ona koş; zira ehlüllah, onun gelmesini beklemektedir.”

Bunun üzerine Muhammed Bâkibillah hazretleri Buhârâ’dan kalkıp Hindistan’ın yolunu tuttu. İmâm-ı Rabbânî Müceddid-i Elf-i Sânî hazretleri ile buluştu ve ona, Geleceği müjdelenen kişi sensin dedi.

Muhammed Bâkibillah (k.s.), İmâm-ı Rabbânî hazretlerine hitâben şöyle diyor:

Serhend’e geldiğim zaman, baktım ki biri, ‘zamanın kutbu’ diye anlatılıyor. Bu vasfın ve bu sûretinle seni görünce, zamanın kutbunun, bahsedilen kişinin sen olduğunu anladım.”

Bir başka ifadelerinde de hâdiseyi şöyle izah ediyorlar: Serhend’e vardığımda bir rüyâ gördüm… Gâyet azametli bir ışık vardı. Bu ışık o kadar yükselmişti ki, başı semâya vâsıl olmuş; âlemin şarkı ve garbı onun nûru ile dolmuştu. Halk lambalarını getiriyor, ondan ışık alıyordu. İşte bu mânâ, senin makamını anlatır, dedim.”

***

KIYAMETE KADAR ONUN YOLUNA GİRECEKLERİN LİSTESİ VE CEHENNEMDEN KURTULACAKLARINA DAİR VERİLEN MÜJDE

Hadîkatü’l-Evliyâ’da İmâm-ı Rabbânî hazretlerinin şöyle buyurduğu nakledilmiştir:

Kıyâmet gününe kadar Tarîkat-ı Muhammediye’me dâhil ve sâlik olacak mürîdân ve dervişânın hepsine, Hz. Allah tarafından muttali‘ kılındım; hepsinin isimleri bana bildirildi. Bu tarîkata sâlik olanların hepsinin cehennem ateşinden kurtulacaklarını Cenâb-ı Hak bana tecellî ettirmiştir.

***

ÇOKÇA KİTAP VE MEKTUPLAR YAZMASANIN SEBEBİ

İmâm-ı Rabbânî hazretlerinin te’lifatla çokça meşgul olmasının sebebini ise, “Berekât” müellifi Muhammed Hâşim-i Keşmî hazretleri şöyle zikretmektedir:

İmâm-ı Rabbânî’nin (k.s.) ilimlerinin çokça yazılmasının iki sebebi vardır. Birincisi, Peygamberimiz (s.a.v.) Efendimiz’in kendilerine, “Kelâm ilminde müctehidsin buyurmalarıdır. İkincisi, Hz. Ali’nin (r.a.) ona, “Sana semâvât ilimlerini öğretmek için geldimbuyurarak bu ilimleri kendisine tâ‘lim etmeleridir.

Ayrıca bu sebeplerden başka, bu ilimlerin çokça yazılmasına daha büyük ve hayret verici bir sebep de, bu fakîrin (M. H. Keşmî) Hz. İmâm’ın bir talebesinden duyduğum sözdür. O kıymetli talebesi Hz. İmâm’ın şöyle buyurduklarını nakletmişti:

Bize, bütün yazılarımızı âhir zamanda geleceği va‘d edilen Mehdî’nin (aleyhirrahmeti vettahiyyeti verrıdvân) okuyacağı ve hepsini makbul bulacağı bildirildi. Bu kadar yazı yazmamızın sebebi budur.”

Bu yazıları yazmalarının bir başka sebebi de, Cenâb-ı Hakk’ın kendilerine verdiği nimetleri ızhar ve tâlipleri teşvik içindi. Nitekim Mektûbatın bir çok yerinde bu hususa temas ederler ve buyururlar ki, Bu gibi sözleri yazmaktan maksadım, Allah Teâlâ’nın nimetini bildirmek ve bu yolun tâliplerini teşvik etmek içindir. Yoksa -hâşâ- kendimi başkalarından üstün görmek için değildir. Kendini diğer insanlardan üstün gören, ne kendisini ne de Allah Teâlâ’yı gerektiği gibi tanımamıştır.

***

YAŞADIĞI DEVİR, HİZMET VE MÜCÂDELELERİ

Emîr Timurlenk (r.aleyh) sülâlesinden gelen Ekber Şah, Bâbür Şâh’ın torunu ve Humayun Şâh’ın oğludur. Hicrî 949 (m. 1543) tarihinde doğmuş, 14 yaşında babasından mîras kalan tahta oturmuştur. Hicrî 1014 (M. 1605) tarihinde ölmüştür.

Ekber Şah, 1582 yılında bütün dinleri birleştirme iddiası ile “İlâhî Din” nâmı altında topladığı bir takım hezeyanları, din olarak herkese kabul ettirmek istedi. Kendisinin, Allâh’ın mutlak vekili-halîfesi olduğunu telkin ediyordu. Bu dinde abdest yoktu… Et yemek yasaktı… Ama kaplan eti yenebilirdi. Müslümanlar’a inat olsun diye; domuz eti kutsaldı, şarap da mubahtı!..

Ekber Şah, oğlu Murad’ın ta‘lim ve terbiyesini de Cizvit papazlara hâvâle etmişti. Hatta bir ara kendisi Zerdüşt dinine girmişti. Oğlu Murad, 1599’da uyuşturucu müptelâlığından öldü.

İslâmiyet’ten başka her dine az çok musâmahalı davranan Ekber Şah devri, böyle karmakarışıktı.

İşte İmâm-ı Rabbânî Müceddid-i Elf-i Sânî Ahmed el-Fârûkî es-Serhendî (k.s.) hazretleri, o devirde Hindistan’ın Serhend şehrinde dünyaya geldi (H. 971, M. 1563). Yukarıda da ifade ettiğimiz üzere mübârek nesepleri, yirmi sekizinci vâsıta ile Hazret-i Ömere (r.a.) ulaşmaktadır. Ezelî takdir olarak kendilerinin nasibi olduğundan Tarikat-ı Aliyye-i Nakşibendiye’nin 23. halkasını teşkil ederler.

İmâm-ı Rabbânî hazretleri, Ekber Şah’ın mânevî tahrîbâtını gene onun metodlarına mutâbık olarak (aynı yolu takip ederek) tâmire başladı. İslâm’ın sabır, musâmaha ve tahammül düsturları çerçevesinde, her türlü sıkıntı ve meşakkate göğüs gererek mücâdele ve mücâhedesine devam etti.

İmâm-ı Rabbânî hazretleri, Ekber Şâh’ın ölümünden sonra yerine geçen oğlu Selim Cihangir Şah zamanında da hizmetlerine hızla devam etti. Fakat o zamanda iki-üç sene civarında hapiste kaldı. Yazdığı kitaplarla, yetiştirdiği talebeleriyle hem Hindistan’da hem de bütün dünyada yepyeni ufuklar açtı. Tam bir tecdid ve ihyâ hareketi gerçekleşmiş oldu. Miladî 11 Aralık 1624 tarihinde irtihâl-i dâr-ı bekâ eyledi (Kaddesallâhü sırrahül azîz).

1627’de Cihangir Şah ölünce yerine oğlu Şah Cihan geçti. Şah Cihan, Delhi’de Kırmızı Kale ve Came Mescidi, Ağra’da Tâc Mahal ve Kırmızı Kale’yi (ikinci bir kale) yaptırmıştır. Bunların her birisi gerçekten birer sanat şaheseridir.

İmâm-ı Rabbânî (k.s.) hazretlerinin himmet ve gayretleri ile o devirde dînin tecdîdi adına fevkalâde büyük hizmetler îfa olunmuştu. İşte o devir ve o imkânlar içinde, Şah Cihan’ın yerine geçen oğlu Muînüddîn Âlemgir (Evrengzib) de çok büyük hizmetler verdi.

Miladî 1618’de doğan Âlemgir Şah, Abdüllatif Sultangûrî, Mir Muhammed Hâşim Geylanî, Seyyid Muhammed Kannevcî, Şeyh Ahmed Molla Cîven, Şeyh Abdülkavî Burhanpûrî, Danişmend Han ve Sadullah Han (rahımehümüllah) gibi meşhur âlimlerden ders alarak yetişti.

Kendisi âlim bir zât olan Âlemgir Şâh’ın dînine son derece bağlı, zühd ve takvâ sahibi bir Müslüman olduğu, hatta haftanın dört gününü oruçlu geçirdiği bilinmektedir. Devrinin mâneviyat simâlarından İmâm-ı Rabbânî hazretlerinin oğlu ve Silsile-i Nakşibendiye hazerâtının 24. halkasını teşkil eden Hâce Muhammed Ma‘sûm’un torunlarından Hâce Muhammed (kaddesallâhü esrârahüm) hazerâtı ile yakın irtibâtı vardı.

***

EL-FETÂVA’L-HİNDİYYE’NİN HAZIRLANMASI VE DİĞER BAZI FAALİYETLER

İslâm fıkhı ve hukûkunun mühim kaynaklarından olan el-Fetâva’l-Âlemgiriyye (nâm-ı diğer: el-Fetâva’l-Hindiyye) onun himâyesinde mümtaz bir ulemâ heyeti tarafından hazırlanmıştı.

İhtisap kanunlarının (lonca, pazar ve piyasa nizâmını düzenleyen esaslar) tatbiki için çok gayret gösteriyordu.

Gerektiği şekilde saygı gösterilmemesinden endişe ederek bütün paralardan kelime-i tevhîd’i kaldırmıştı.

Hak ve adâlet hususundaki hassâsiyeti sebebiyle defin ve cenaze masraflarının kendi şahsî kazancından karşılanmasını isteyen bir vasiyet bırakmıştı.

Bir devlet adamı olarak Bâbürleri parçalanmaktan kurtarmaya çalışmış, emniyet ve huzuru tesis etmiştir. Çevresindeki devlet adamları da değerli şahsiyetlerden teşekkül etmekteydi.

Âlemgir Şah; ihtiyatlı, âdil, disiplinli bir sultan olarak meşhur olmuş ve hemen herkesin takdirini kazanmıştı.

Âlemgir Şah, Hindistan’ın kuzeyindeki komşu Türk devletleriyle münasebetlerine de ehemmiyet vermişti. Babası Şah Cihan’ın aksine Osmanlılar’la münasebet kurmamıştır ama, Osmanlı himâyesindeki Mekke şerifleri ve Basra valileriyle iyi münasebetlerde bulunmuştur.

Onun zamanında Bâbürlüler en parlak devrini yaşamıştır. Kendisi keskin bir zekâya ve kuvvetli bir hâfızaya sahipti. Hükümdar olduktan sonra 43 yaşında iken Kur’ân-ı Kerim’i ezberleyip hâfız olmuştur.

Âlimleri ve san‘atkârları himâye etmiştir. Onun yaptırdığı pek çok mimarî eserler de vardır. Meselâ bunlardan biri, Delhi’de inşa ettirmiş olduğu Mothki Mescidi’dir. Mothki, inci demektir. Gerçekten de inci gibi bembeyaz mermerlerden yapılmış şâhâne bir eserdir.

Şah Âlemgir’in annesi, meşhur Taç Mahal kendisi için yaptırılan Mümtaz Mahal Hâtun’dur. Esas ismi, Münevver Ercüment Bânû’dur (Rahmetullâhi aleyhim ecmaîn).

Alinti : Halis ece – Bilgicagi.net

..

Yazı kategorisi: BUNLARI BiLiYORMUYDUNUZ, DiGER KONULAR, DiNi KONULAR, GÜNCEL, GÜNDEM, GENEL, KİM KİMDİR, TAVSİYELER, TÜRKİYE, YORUMLAR, YORUMSUZ, İMAM-I RABBANİ | 1 Yorum »

IMAM_I RABBANI

Posted by Site - Yönetici Nisan 21, 2008

IMAM_I RABBANI

Dînin ve dînî ilimlerin ihyâsı husûsunda İmâm-ı Rabbânî hazretlerinin mühim bir mevkii vardır. Çünkü o, “ikinci binin müceddidi”dir. İlk bin yılın sonlarında İslâm dîni büyük bir inkırâz tehlikesi ile karşı karşıya kaldı. Dînî ilimlere rağbet iyice azaldı. Cehâlet ve bid’atlar şuyû’ buldu. Dinde reform ve dinler arası telfik gayretleri devlet eliyle yürütülüyordu. İslâm ve müslümanlar hor ve hakir, küfür ve küffâr hâkim ve kâhirdi. Din ilmi ile meşgul olanlar bile, dünyâya rağbet ederek, âdetâ âlemin fesâdı için uğraşıyorlardı. İnsanların kurtarıcısı olan âlimleri de kurtaracak birine ihtiyaç vardı. Tasavvuf erbâbı ise büyük ölçüde vahdet-i vücûd ve felsefe menşe’li fikirlere kapılmış, ciddî hatalara düşmüştü.

İmâm-ı Rabbanî hazretleri böyle bir devirde dîni tecdîd ve ihyâ vazîfesine başladı. Yetiştirdiği talebeler ve yazdığı mektuplarla, dîni ve dînî ilimleri tervic etmeye çalıştı. Bu husûsta yazdığı mektuplardan bazı kısımları ehemmiyetine binâen arzetmeye çalışalım.

Ulûm-ı şer’iyye talebesinin sûfiyye üzerine takdim edilmesi, himmet nazarında cidden güzel oldu. Talebe-i ulûmun takdîminde, dînin tervîci vardır. Çünkü onlar dîn-i nebeviyenin hâmilidirler. Millet-i Mustafaviyye, onlarla kâimdir. Kâinâtın efdali olan peygamberler, insanları sâdece dîne dâvet etmişlerdir. Bu yüce zâtların bi’setinden maksad, dîni tebliğ etmektir. Öyleyse hayırların en büyüğü, bilhâssa şeâir-i İslâmın yıkıldığı şu zamanda dîni tervîc ve onun hükümlerinden birini ihya için gayret göstermektir. Öyle ki Allah yolunda binler(ce şey)i infak, dînin meselelerinden bir meseleyi tervîce denk olmaz. Çünkü dîni tervîc etmek, peygamberlerin yolunu tâkip etmektir. O peygamberler ki, mahlûkâtın en şereflisi onlardır. İyiliklerin en mükemmeli onlara verilmiştir.” (İmâm-ı Rabbânî, Mektubat 1/48)

Çok sevdiği ve birçok yerde tezkiye ettiği, vefât ettiği zaman arkasından Allah’a, “Ey Allah’ım! Bizi onun ecrinden mahrum etme ve onun arkasından bizi fitneye düşürme.”, (İmâm-ı Rabbânî, 1/61) diye duâ ettiği Molla Ahmed Berkî hazretlerine yazdığı bir mektupta, onun mâneviyâtta yüce makâmlara ulaştığını müjdeledikten sonra şöyle buyurur:

Senin bu devleti elde etmenin sebebi, cehâletin temekkün edip, bid’atların rüsuh bulduğu yerlerde, ulûm-ı diniyyeyi ta’lim ve ahkâm-ı fıkhiyyeyi neşretmen, evliyâullah’a muhabbet ve ihlas göstermendir. Allah bunları sana mahzâ fazlı ile vermiştir.” (İmam-ı Rabbani,1/275)

Yazı kategorisi: DiGER KONULAR, DiNi KONULAR, GÜNCEL, GÜNDEM, GENEL, KİM KİMDİR, İMAM-I RABBANİ | » yorum bırak;

PEYGAMBERLERDEN SONRA BEŞERİN EN FAZİLETLİSİ

Posted by Site - Yönetici Şubat 27, 2008

PEYGAMBERLERDEN SONRA BEŞERİN EN FAZİLETLİSİ

 İmâm-ı Rabbânî (k.s.) hazretlerinin söylediklerine kulak verelim(5).

“Halîfelerin daha faziletli olma durumları, hilâfet tertibi sıralarına göredir. Ehl-i Hakk’ın (Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat âlimlerinin) icmâı-ittifakı şu mânâ üzerinde toplanmıştır:

Peygamberlerden (aleyhimüsselâm) sonra beşerin en faziletlisi Hazret-i Ebû Bekir, sonra Hazret-i Ömer’dir.’ (Radıyallâhü anhümâ)

“Fakîrin anlayışına göre, daha faziletli olmanın sebebi; elbette ki menkıbelerin ve meziyetlerin çokluğundan dolayı değildir. Asıl sebep; imanda, infakta, bezl-i nefs etmekte önceliği almasıdır. (Yani Allâh’a ve Rasûlüne iman etmekte, onun rızâsı için bütün malını-mülkünü hiç esirgemeden bol bol sarfetmekte, hiçbir tereddüt göstermeden bezl-i vücûd edip canını ortaya koymakta herkesi geçmiştir.) Bu yapılanlar da dînin te’yidi (kuvvetlenmesi), Seyyidü’l-mürselîn Rasûlüllah Efendimiz’in (s.a.v.)şerîatinin tervîci (yayılması) içindir.

“Dinî umûrda sâbikûn, lâhikûnun üstâzı gibidir… (Yani dinle ilgili işlerde ilkler, sonrakilerin hocası mesabesindedir.) Sonrakiler kavuştukları, sahip oldukları her şeye, ilklerin devlet sofrasından nâil olurlar.

“Üstte anlatılan bu üç kâmil sıfatın tamamı, Hz. Sıddîk’a inhisar etmiştir, ona mahsustur. O kimse ki, imanda başta olmak ve (Allah yolunda) mal harcamak, nefsi bezletmek hasletlerini (kendisinde) birleştirmiştir; işte o, Hz. Sıddîk’tir (r.a.). Bu devlet, ümmet içinde ondan başkasına müyesser olmamıştır.

“İrtihâli ile son bulan hastalığı esnasında Rasûlüllah Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurdu:

“İnsanlar arasında, nefsinde ve malında bana emniyet eden Ebû Bekir bin Ebî Kuhâfe’den başka kimse yoktur. Eğer insanlardan bir halîl edinecek olsaydım, Ebû Bekir’i kendime halîl edinirdim. Lâkin İslâm kardeşliği daha faziletlidir. Ebû Bekir’in penceresinden başkasının penceresini bana kapatınız. Allah Teâlâ beni size gönderdi, sizler yalanladınız. Halbuki Ebû Bekir tasdik etti. Malını ve canını bana bıraktı. Bu durumda arkadaşımı bana bırakır mısınız?”

“Ve yine Rasûlüllah Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurdu:

Eğer benden sonra peygamber (gelecek) olsaydı, elbette Ömer b. Hattâb olurdu.”

“Emîru’l-mü’minîn Hz. Ali (r.a.) şöyle dedi:

Ebû Bekir ve Ömer, bu ümmetin en faziletlileridir. Her kim beni onlardan üstün görürse müfterîdir, iftirada bulunmuştur; binaenaleyh müfterîlerin dövüldüğü gibi, onu kamçı ile döverim.’

“Hayru’l-beşer Rasûlüllah Efendimiz’in (s.a.v.) ashâbı (r.anhüm) arasında vâki olan muhârebe ve münâzaalar, iyiye-hayra yorulmalıdır. Onlar, hevâ ve heves zannından, hatta riyâset (başa geçmek, başkan olmak) ve makam sevdasından, rütbe ve mevki talebinden de uzak tutulmalıdır. Zira bütün bu rezillikler nefs-i emmâreden gelir. Halbuki bu büyüklerin nefisleri, Hayru’l-beşer Rasûlüllah Efendimiz’in (s.a.v.) sohbeti ile saf ve tertemiz olmuştur.

“Ne var ki, hilâfeti hakkında meydana gelen muhârebe ve münâzaalarda, hak Hazret-i Ali tarafında idi. Muhalifleri ise, ictihâdî bakımdan hatalı idiler. Böyle bir hatada da, fâsıklıkla itham şöyle dursun, ayıplamaya ve ta’n etmeye (onlar hakkında kötü konuşmaya) dahi yer yoktur. Zira bütün sahâbe âdildir, rivâyetleri de makbuldür. Hz. Ali’nin muvâfıkları ve muhâlifleri rivâyetlerde doğru olmakta bütünüyle müsâvidir, itimada şâyandırlar. Onların muhârebe ve çekişmeleri, biribirlerini yaralamak için olmamıştır.

“O bakımdan hepsini sevmek gerekir. Zira onları sevmek, Rasûlüllah’ı (s.a.v.) sevmektir. Çünkü Rasûlüllah Efendimiz şöyle buyurdu:

Bir kimse onları (ashâbımı) severse, beni sevdiği için sever.

“Ve yine ashâba, buğzedilmemesi yani onlara karşı düşmanlık hissi, kin ve nefret duyguları taşınmaması lâzımdır. Zira onlara buğzetmek, Rasûlüllah’a (s.a.v.) buğzetmektir. Nitekim bu mânada Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurdu:

Onlara buğzeden, bana buğzettiğinden dolayı buğzeder.’

“O yüzden bu büyüklere hürmet ve saygı göstermek, Hayru’l-beşer Rasûlüllah Efendimiz’e (s.a.v.) hürmet ve saygıdır. Onlara saygının olmayışı da, Resûlüllah Efendimiz’e hürmet ve saygının olmayışındandır. Anlatılan bu mânâdan ötürü münasip olan şudur:

Ashâbın, istisnâsız tamamına hürmet ve tâzim gösterilmelidir; zira onlara yapılan saygı ve hürmet, Resûlüllah Efendimiz’e yapılmış olmaktadır.

Şeyh Şiblî (k.s.) şöyle dedi:

“Ashâbına tâzim etmeyen, (onlara hürmet ve saygı göstermeyen) Allâh’ın Resûlü’ne iman etmemiştir.”

DİPNOTLAR
(1) Bakara sûresi, 3/30; Çantay, Hasan Basri, Kur’ân-ı Hakîm ve Meal-i Kerîm, İstanbul, 1, 18
(2) Yûnus sûresi, 10/14; Çantay, Hasan Basri, a.g.e., İstanbul, 1, 307
(3) Fetih sûresi, 48/29.
(4) Tercüman, Sahâbiler Ansiklopedisi, 5-8.
(5) el-Mektûbât, 3, 17

Yazı kategorisi: ASHAB-I KRAM, DiGER KONULAR, DiNi KONULAR, GÜNCEL, GÜNDEM, GENEL, TAVSİYELER, TÜRKİYE, YORUMLAR, YORUMSUZ, İMAM-I RABBANİ | » yorum bırak;

İmâm-ı Rabbânî hazretlerinden…

Posted by Site - Yönetici Haziran 12, 2007

İmâm-ı Rabbânî hazretleri buyurdu ki:

- Ehlin gönlü için (âilenin gönlünü almak için) günah işlemek ahmaklıktır.

- Farzı bırakıp, nâfile ibâdetleri yapmak boşuna vakit geçirmektir.

- İnsana lâzım olan önce Ehl-i sünnete uygun inanmak, sonra Allahü teâlânın emir ve yasaklarına uymak, daha sonra tasavvuf yolunda ilerlemektir.

- Kâfirlere kıymet vermek, müslümanlığı aşağılamak olur.

- Mübahları gelişi güzel kullanan, şüpheli şeyleri yapmağa başlar. Şüphelileri yapmak da harama yol açar.

- Nefse, günahlardan kaçmak, ibâdet yapmaktan daha güç gelir. Onun için günahtan kaçmak daha sevaptır.

- Sünnet ile bid’at birbirinin zıddıdır. Birini yapınca öteki yok olur.

- Zekât niyeti ile bir kuruş vermek, dağlar kadar altını sadaka olarak vermekten kat kat daha sevapdır.

- Annenin yavrusuna faydası olmadığı (annenin yavrusundan kaçacağı) kıyâmet günü için, hazırlık yapmayana yazıklar olsun!

- Gençlik çağının kıymetini biliniz! Bu kıymetli günlerinizde, İslâmiyet bilgilerini öğreniniz ve bu bilgilere uygun yaşayınız! Kıymetli ömrünüzü faydasız, boş şeyler arkasında, oyun ve eğlence ile geçirmemek için uyanık olunuz.

.

Yazı kategorisi: DiNi KONULAR, DİN, GÜNCEL, GÜZEL SÖZLER, GENEL, TASAVVUF, YORUMLAR, YORUMSUZ, İMAM-I RABBANİ, İSLAM | 1 Yorum »

iMAM-I RABBANi ( K.S. ) VE ELMALI`LI HAMDi EFENDi`NiN DUASI

Posted by Site - Yönetici Mayıs 26, 2007

EY OGUL !

Yazı kategorisi: DiNi KONULAR, DUALAR, DİN, FIKIH, GÜNCEL, GÜNDEM, GENEL, iMAM-I GAZALi, NASİHAT, YORUMLAR, YORUMSUZ, İMAM-I RABBANİ, İMAN, İSLAM, İSLAM ALİMLERİ | » yorum bırak;

Silsile-i Saadat`larin Bazilarinin Turbe & Kabirleri`nin resimleri

Posted by Site - Yönetici Mayıs 19, 2007

Silsile-i Saadat

Bayezid-i bestami hz.nin (k.s.) turbesi

Hasan harkaani (k.s.) hz. kabr-i serifi

Abdulhalik gucduvani hazretlerinin (k.s.)) turbesi

 Arifi rivgiri hazretlerinin (k.s.) turbesi ve kitabesi

Mahmud incir fagnevi hazretlerinin (k.s.)turbesi

Ali ramitini hazretlerinin (k.s.) turbesi

Muhammed baba semasi hazretlerinin (k.s.) turbesi

Emir kilal hazretlerinin (k.s.) turbesi

Muhammed bahaddin naksibend hz kabri

Muhammed bahaddin naksibend hz turbesi

Ubeydullah’il- ahrar hazretlerinin (k.s.) kabr-i serifi

Muhammed baki-billah hazretlerinin (k.s.) kabr-i serifi

İmam- rabbani hazretlerinin (k.s.) kabr-i serifi

 Muhammed ma’sum faruki hz. (k.s.) kabr-i serif

Seyfeddin faruki hazretlerinin (k.s.) turbesi

Said faruki, (28)Abdullah dehlevi (31)Can- canan hz Kabirleri

Said faruki, (28)Abdullah dehlevi (31)Can- canan hz Turbeleri

Suleyman hilmi silistrevi (k.s.) hz. kabr-i seifi

Silsile-i saadat

Yazı kategorisi: DiGER KONULAR, DiNi KONULAR, DİN, GÜNCEL, GENEL, RESiMLER, TASAVVUF, TÜRKİYE, YORUMSUZ, İLGİNÇ, İMAM-I RABBANİ, İSLAM, İSLAM ALİMLERİ | 4 Yorum »

 
Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.

Join 68 other followers