‘İLGİNÇ’ Kategorisi için Arşiv
Canlar nasıl alınır?
Posted by Site - Yönetici Ocak 29, 2012
Sual: Dünyanın çeşitli yerlerinde, binlerce, hatta milyonlarca insan, trafik kazası, deprem, savaş gibi sebeplerle aynı anda ölüyor. Ölüm meleği bir anda bunların canını nasıl alır?
İbrahim aleyhisselam, ölüm meleğine sual etti ki:
Ölüm meleği gelip, Süleyman aleyhisselamın yanında oturan bir kimseye dikkatli bakmaya başladı. Sonra çıkıp gitti. O zat, Süleyman aleyhisselama sual etti:
O zatın bu isteği derhal yerine getirildi. Ölüm meleği ikinci defa Süleyman aleyhisselamın yanına gelince, Hazret-i Süleyman sual etti:
Yazı kategorisi: ÖLÜM - ECEL, BUNLARI BiLiYORMUYDUNUZ, DiGER KONULAR, DiNi KONULAR, GÜNCEL, GÜNDEM, GENEL, SORU ve CEVAPLAR, TÜRKİYE, YORUMLAR, YORUMSUZ, İBRETLİK, İLGİNÇ | » yorum bırak;
Komutan eşine yoğurt için git – gel 1000 km
Posted by Site - Yönetici Kasım 28, 2010
Komutan eşine yoğurt için git – gel 1000 km
Askerde gördükleri olumsuzluk ve haksızlıkları paylaşmak isteyen subay ve erlerin iddiaları dehşete düşürüyor. Akrep ısıran askerlere ve zehirlenen komutan köpeğine yapılan muamele yaşanmışsa çok vahim!
Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesinde gördükleri olumsuzluk ve haksızlıkları kamuoyuyla paylaşmak isteyen subay ve erlerden oluşan bir grup askerin kurduğu, “askerleranlatiyor.blogspot.com” isimli paylaşım sitesindeki iddialar, Mehmetçiğin vatani görevini yaparken hangi abes işlerde kullanıldığını tartışmaya açacak gibi.
Yeni Akit gazetesinde Murat Alan imzasıyla yer alan habere göre, siteye mektup gönderenlerin arasında halen görevde bulunan albay, yarbay ve binbaşı rütbesinde onlarca subay da bulunuyor. En çok şikayet edilen konulardan birisinin ise, TSK’daki inanç eksikliği, dine ve dindar insanlara karşı tahammülsüzlük olduğu ifade ediliyor. Birçok subayın, yakalanmaktan korktuğu için, gizli namaz kılmak zorunda kaldığı belirtiliyor.
ASKER İÇİN KAMYON, KÖPEK İÇİN JİP
Bir asker, Şırnak’ta, komutan eşinin beğendiği marka yoğurdu bulabilmek için birliğin nasıl seferber edildiğinden bahsederken, bir başka muvazzaf subay ise karakolların durumundan ordu evlerindeki eğlenceye kadar şahit olduğu birçok şeyi anlatıyor. Hatay’da bir hudut karakolunun komutanlığını yapan askerin anlattıkları, kelimelerle izah edilebilecek gibi değil.
Mektupta, akrep sokması sonucu zehirlenen erler için saatler sonra taburdan ekmek kamyonu gönderildiği ifade edilirken, aynı tabur komutanının, köpeği zehirlenen eşi için bir jip ve onu gezdirecek bir asker görevlendirdiği belirtiliyor.
ORDU EVİ AHALİSİ İÇİN ŞEHİT HABERİ ÖNEMLİ DEĞİL
Terörle mücadele eden ve halen Özel Kuvvetler mensubu olarak Güneydoğu’da görev yapan bir subayın, izin için geldiği Ankara Ordu Evi’nde gördüğü manzaralar sonrası yazdığı mektuptan özetle:
“Kato, Gabar, Cudi Dağları, Beşler, Cehennem Deresi, Van-Çatak, Bingöl, Tunceli’de girdiğim çatışmalar… Özel harekatçı olmanın bir bedeli olmalıydı bunlar. Çatışmalar, çatışmaları izliyor. Artık konserve yemekten ne ağzımızda diş ne de midemiz kalmıştı. Tim komutanım, 10 gün izne gideceğimi söyledi. Ankara’da dolaşıyorum. Bir ara içimden orduevine gidip bir çorba içmek geliyor. Orduevinin lüksü ve ihtişamı karşısında içeri girmiyorum. Suçluluk duyuyorum. O gün 4 asker şehit olmuş! Gazeteler, TV’ler bas bas bağırıyor. Orduevi bahçesinden bira, içki kokuları ve hafif bir caz müziğinin eşliğinde nahoş kahkahalar yükseliyor. Masalarındaki gazetelerde yazan haberi gören rütbeliler aldırmıyorlar bile. Ne gerek var ki, bu tür şeyler için keyif mi bozulur?
BİR TARAFTA LÜKS ORDU EVLERİ BİR TARAFTA KERPİÇ KARAKOLLAR
“Güneydoğu yıllarım esnasında yüzlerce karakol görme imkanım oldu. Gördüğüm şeyler dehşet vericiydi. Gerçekten bunlar birer karakol muydu? Yoksa gecekondudan devşirme binalar mı? Lüks orduevlerine ve kamplara milyarlarca lira para harcayan bu ordu, bu karakollara neden bakmıyordu? Kendi askerini neden bu kadar yalnız ve kaderine terkedilmiş bırakmıştı? Bu kadar lüks ve şaşaalı bir yaşam, subay ve astsubaylar için çok mu gerekli idi? Yeni pişmiş baklavaları ve börekleri löpür löpür yiyen, üstüne de “Oğlum çay, oğlum bira getir!” diye haykıran bu baş edilemez subay ve astsubaylar, gerçekten Türk ordusundan mıydı?“
HANIMIN KÖPEĞİ BİZDEN DAHA MI DEĞERLİ?
Hatay-Kırıkhan’da görev yapan bir asker:
“Suriye hududunda karakol komutanı olarak askerliğimi yaptım. Aman Allahım, neydi o soğuk! Buz gibi geceler, günler… Temmuz ayında bir-iki pusuyu akrepler basmış, askerleri zehirlemiş. Kıvranıp duruyorlar. Telsizle anons yapıyorum, gelen-giden yok. Gecenin üçü veya dördü. Dokuz gibi ekmek arabası geldi, zehirlenenleri yükledik hastaneye götürdük. Ölüm olmadı. Sonra birgün albay geldi karakola. Ben de dışarıda bekleyen şoföre durumu anlattım, “Günah değil mi yazık değil mi?” diye. O da bana şunu anlattı: Komutanın hanımının köpeği hastalanmış. Taburu arıyorlar ve komutanın diğer şoförü ciple eve gidiyor. Dikkat, ciple! Hanımefendi şoföre köpeği teslim ediyor ve aynen şunu söylüyor: “Bunu al, ormanlık alana götür, hava aldır ve getir.” Yani ben, hudutta askeri zehirleyen akrepten kurtarmak için araç istiyorum, kamyon bile gelmiyor, bunlar köpekleri rahatsızlandı diye hava alması için cip tahsis ediyorlar.“
PAŞA KIZININ KAHVE EMRİ
“Ben askerliğimi 303. kısa dönem olarak Antalya-Kaş’ta yaptım. Kaş’a, tatile gelen paşalara ve ailelerine bölük komutanının emri ile lüks restoranlarda rezervasyon yaptırılır. Çıkan hesap ise karakola işi düşen (düğün ruhsatı, av tüfeği ruhsatı, av tezkeresi vs.) vatandaşlardan alınan paralarla kapatılırdı. Tek seferde fatura edilen hesaplar 2005′in parasıyla 1000-1500 TL idi. E adamlar paşa viskisi dururken köpek öldüren şarabı içeçek değiller ya!
Bir de bunlar, karakolun manzarası güzel olduğu için misafirhaneye gelirdi. Ordan bizlere talimat yağdırırlardı. Ben bir defasında Paşa’nın kızının gece 01:00′daki kahve isteğini karşılamadığım için askerliğimi yakıyordum. 2007 yılında bu sefer tatil için gittiğimde, yine aynı düzenin devam ettiğini gördüm. Kan emmeye, askeri uşak gibi kullanmaya devam. Nasıl olsa bu ülkede daha çok uşak var…“
Komutan eşine yoğurt için 1000 km
“Şırnak’ta askerlik yaptım. Kantinde idim ve diğer askerlik yapanlara göre nispeten rahattım. Ancak bu rahatlık başıma tuhaf şeylerin gelmesine engel değildi. Neticede Türkiye’de askerlik yapıyorsun. Bizim tümen komutanı tuhaf bir adamdı; emir subayını bizim kantine gönderir, muz almasını isterdi. Alacağı muzu da tarif ederdi: Düz olacak (hilal şeklindeki muzu sevmezdi), tam sarı olacak, üzerindeki kabukta en ufak bir leke olmayacak. Bunun için de ben dahil emir subayı ve üç askerle birlikte 5 kişi kantine gelen muzlardan böylesini arıyorduk. Yanlış anlaşılmasın, her şey vatan için. Bununla da sınırlı değil tabi. Bir keresinde tümen komutanının eşi bir yoğurt markasının ismini verdi. Şırnak’ta yoktu, bulamadık haliyle. İlla tutturdu, “O yoğurdu isterim” diye. Neyse ki Gaziantep’te bulduk. (Şırnak-Gaziantep arası yaklaşık 500 kilometre) Otobüsle getirmelerini söyledik. Valla ne yalan söyleyeyim, savaş kazanmış bir komutan edasında tüm kantin başkanlığı, yoğurdu hanımefendiye gönderdik. Netice mi? O kadar yol gelen yoğurdun otobüsteki sallanma dolayısıyla üzerinin hafif sulanması yüzünden yine fırça yedik. Ama dedim ya her şey vatan için!...”
..
Yazı kategorisi: BUNLARI BiLiYORMUYDUNUZ, DiGER KONULAR, GÜNCEL, GÜNDEM, GENEL, TAVSİYELER, TÜRKİYE, YORUMLAR, YORUMSUZ, İLGİNÇ | Etiketler: asker, ordu evi | 2 Yorum »
Dünyanın en büyük mantarımı ? Bundan büyüğünü gördünüzmü ?
Posted by Site - Yönetici Ekim 24, 2010
Dünyanın en büyük mantarı GÖYNEM’de
Yazı kategorisi: BÖLGEMİZDEN RESİMLER, BELGESEL, DiGER KONULAR, GÖYNEM - VİDEOLARI, GÜNCEL, GÜNDEM, GENEL, MUCİZE'LER, ViDEO, İBRETLİK, İLGİNÇ | » yorum bırak;
MUCİZE – Hayrete düşüren kavun
Posted by Site - Yönetici Ekim 18, 2010
MUCİZE – Hayrete düşüren kavun
Endonezya’da görenleri hayrete düşüren kavun
Görenleri hayrete düşürüyor.
Endonezya’nın Surabaya şehrinde manavlık yapan Suprijadi, toptan aldığı kavunları kontrol ederken, çok ilginç bir kavunla karşılaştı.
Önce arkadaşlarına gösteren Suprijadi, “Herkes çok açık bir şekilde kavunun üzerinde Kelime-i Tevhid yazısının olduğunu söyledi.” diye konuşuyor. Bunu üzerine Endonezyalı manav kavunu görüntülemeleri için gazetecilere de haber veriyor.
.
Yazı kategorisi: BUNLARI BiLiYORMUYDUNUZ, DiGER KONULAR, DiNi KONULAR, GÜNCEL, GÜNDEM, GENEL, MUCİZE'LER, TAVSİYELER, TÜRKİYE, YORUMLAR, YORUMSUZ, İBRETLİK, İLGİNÇ | » yorum bırak;
Ne yediginizin farkındamısınız? Kesinlikle izleyin LUTFEN.
Posted by Site - Yönetici Eylül 23, 2010
Ne yediginizin farkındamısınız? Kesinlikle izleyin LUTFEN.
Yazı kategorisi: BELGESEL, BUNLARI BiLiYORMUYDUNUZ, DiGER KONULAR, GÜNCEL, GÜNDEM, GENEL, TAVSİYELER, TÜRKİYE, ViDEO, YORUMLAR, YORUMSUZ, İLGİNÇ | » yorum bırak;
Peygamberimizin Hz. Aliye Evlilik öğüdü !
Posted by Site - Yönetici Ağustos 25, 2010
Peygamberimizin Hz. Aliye Evlilik öğüdü !
Özellikle yeni evlenen ve evli olanların bu hadisi şerifleri hıfz (ezber) etmeleri kendilerini birçok sıkıntıdan kurtarıp dünya ve ahıret saadetine nail olmalarına vesile olacaktır.
Hazret-i Fâtıma-tüz-zehrâyı “radıyallahü teâlâ anhâ” hazret-i Alîye “radıyallahü teâlâ anh” tezvîc (nikah) etdiklerinde buyurdukları vasıyyetleri beyânındadır.
Hazret-i Alî “radıyallahü teâlâ anh” rivâyet eder.
Resûlullah “sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem” buyurdular ki:
* Yâ Alî! Gelini kendi evine götürdüğün zemân çorabını ayağından çıkar. Ayağını yıka. O suyu evin bütün köşelerine saç. Böyle yapınca Allahü tebâreke ve teâlâ hazretleri senin evinden yetmiş dürlü fakîrliği dışarı çıkarır. Yetmiş dürlü bereketi evine dâhil eder. Yetmiş rahmeti sana nâzil kılar. O gelin ile ve onun bereketi evin köşelerine erişir. O gelin delilikden ve diğer hastalıklardan emîn olur.
* Yâ Alî! Gelini ilk hafta yoğurt yimekden ayran yimekden sirke ve ekşi yimekden men’ et! Hazret-i Alî “kerremallahü vecheh” “Yâ Resûlallah! neden ötürü bu şeyleri vermemem gerekdir” diye sordu. Buyurdu ki: (Ondan dolayı ki turşu ve yoğurt ve ayran rahmde evlâd olmasına mâni’ olur. Evde bir hasır olması doğurmayan kadından iyidir.) Hazret-i Alî dedi ki: Yâ Resûlallah! Sirkenin illeti nedir. Buyurdu ki: (Sirke yiyen kadının hayzı zahmetli olur ve temizliği uzar. Keşenç yimek hayzı karında habs eder. Eğer Hak Sübhânehü ve teâlâ hazretleri bir evlâd verirse doğumu zor olur. Ammâ ekşi elmâ yimek hayz kanını keser. Onun ardından başka hastalık zuhûr eder.)
Sonra Resûlullah “sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem” hazretleri buyurdu ki:
* Yâ Alî ayın evvelinde ortasında ve sonunda ehline yakın olma ki o hanımda ve o evlâdda cüzzam ve dîvânelik (delilik) ve pislik olmasından korkulur.
* Yâ Alî! Ehline asr (ikindi) nemâzından sonra yakın olma. Eğer Allahü tebâreke ve teâlâ bir evlâd nasîb ederse ahvel (şaşı) olur ve şeytân şaşı evlâda sevinir.
* Yâ Alî! Ehline yakınlık (cima) etdiğin vakit çok konuşma ki eğer bir evlâd olursa yiyici olur. Avret yerine bakma. Sohbet (cima) esnâsında gözünü yumma. Evlâda körlük getirir.
* Yâ Alî! Kendi ehline bir başka kadının şehveti ile yakın olma ki eğer bir evlâd olur ise muhannes (kadına benzeyen erkek) olur. Kadınlara benzemeye çalışır.
* Yâ Alî! Cünüb olduğun zemân kat’i olarak Kur’ân-ı azîm-üş-şânı okumayasın ki korkulur ki gökden bir ateş inip seni yakar. Cünüb hâlde sohbet (cima) etme. Senin bir su kabın ehlinin bir su kabı olsun. Ayrı ayrı su kapları ile temizleniniz. Eğer bir su kabından ikiniz yıkansanız şehvet şehvet üzerine düşer (tekrar cima ederseniz). Aranıza düşmanlık düşer. Korkulur ki talâk ve iftirâka müncer olur.
* Yâ Alî! ikiniz de ayakda iken sohbet (cima) etmeyiniz eşekler böyle yapar. Eğer çocuk olur ise döşeğe bevl (idrar) eder.
* Yâ Alî! Ehlinle bayram geceleri buluşma! Eğer çocuk olur ise altı parmağı veyâ dört parmağı olur.
* Yâ Alî! Ehlinle meyve ağacı altında buluşma ki eğer çocuk olur ise kâtil olur kan dökücü olur. Halka zulm eder.
* Yâ Alî! Ay ışığında (Açık havada ay ışığının altında) ehline yakın olma. Meğer bir yerde örtünülmüş olasın. Eğer bir çocuk olursa fakîrlikden ömür boyu kurtulamaz.
* Yâ Alî! Ezân ile ikâmet arasında ehline yakın olma ki eğer bir çocuğunuz olur ise kan dökmeğe hevesli olur.
* Yâ Alî! Hanımın hâmile olduğu zemân abdestsiz ona yakın olma. Eğer çocuk olursa kör gönüllü ve bahîl (cimri) elli olur.
* Yâ Alî! Şa’bânın ortasında Berât gecesi ehline yakın olma eğer aranızda bir çocuk olursa derisinde tüylerinde ve yüzünde kötü nişânlar olur.
* Yâ Alî! Hanımına bacısının (baldızının) şehvetiyle yakınlık etme ki eğer bir çocuk olursa hırsız olur ve halkın felâketi onun eli ile olur.
* Yâ Alî! Ehline etrâfında dıvâr olmıyan damda yakın olma ki eğer aranızda bir çocuk olursa münâfık ve mürâi mübtedî’ (bid’at sâhibi) ve kumarbâz olur.
* Yâ Alî! Sefere çıkacağın gece ehline yakın olma ki eğer bir çocuk olursa malını harâm yerlere harc edici olur. Sonra meâl-i şerîfi “Malını saçıp dağıtanlar şeytânın kardeşleridir” âyet-i kerîmesini okudular.
(İsrâ sûresi 27.ci âyet-i kerîmesi.)
* Yâ Alî! Üç günlük seferden geldiğin gecesi ehline yakınlık etme. Bir çocuk olursa zâlim olur.
* Yâ Alî! Pazartesi gecesi ehline yakınlık edersen aranızda bir çocuk olursa hâfız-ı Kur’ân olur. Allahü tebâreke ve teâlâ hazretlerinin kısmetine râzı olur.
* Yâ Alî! Salı gecesi ehline yakınlık edersen çocuk hâsıl olursa mü’min olur ve iyi huylu olur. Rahîm gönüllü (yumuşak kalbli) cömert elli yalandan bühtândan ve gıybetden temizlenmiş dilli olur.
* Yâ Alî! Perşembe gecesi ehline yakınlık et ki eğer çocuk olur ise hikmeti çok hakîm olur. Ve ilmi çok âlim olur ki ilmi ile âmil olur. Perşembe günü öğleden evvel ehline yaklaşsan eğer aranızda bir çocuk olursa aslâ şeytân ona ölene kadar yaklaşamaz. Dünyâda ve âhıretde selâmetde olur. Eğer Cum’a gecesi ehline yakınlık edersen bir çocuk olur ise Kâri-i Kur’ân olur. Veyâ hatib olur. Veyâ Vâiz olur. Eğer Cum’a günü hanımına yakınlık edersen bir çocuk olursa âlim olur. Dindârlığı ile ma’rûf ve meşhûr olur. Eğer Cum’a gecesi îşâ (yatsı) nemâzından bir sâat sonra ehline yakınlık edersen eğer bir çocuk olursa ebdallar (velîler) cümlesinden olur.
* Yâ Alî! Ehline gecenin evvel sâatinde (başında) yakınlık etme ki eğer bir çocuk olursa câdı ve kâhin olur. Dünyâyı âhıret üzerine tercîh eder.
* Yâ Alî! Benim vasıyyetlerimi ezberle ki Allahü teâlânın izni ile sana fâide versin.
Kaynak : (Menakıb-ı Çihar-ı Yari Güzin)
..
Yazı kategorisi: BUNLARI BiLiYORMUYDUNUZ, DiGER KONULAR, DiNi KONULAR, EVLİLİK, GÜNCEL, GÜNDEM, GENEL, H.Z ALİ, HADİS, KADIN & BAYANLAR İÇİN, NASİHAT, TAVSİYELER, TÜRKİYE, YORUMLAR, YORUMSUZ, İLGİNÇ, İSLAMA GÖRE CİNSEL HAYAT | 6 Yorum »
Dr.Aidin Salih Sıradışı Programında
Posted by Site - Yönetici Mayıs 5, 2010
Dr.Aidin Salih Sıradışı Programında
Yazı kategorisi: BUNLARI BiLiYORMUYDUNUZ, DiGER KONULAR, GÜNCEL, GÜNDEM, GENEL, TAVSİYELER, TÜRKİYE, ViDEO, YORUMLAR, YORUMSUZ, İLGİNÇ | 1 Yorum »
Müslümana sigarayı bıraktıracak haber
Posted by Site - Yönetici Mart 31, 2010
Müslümana sigarayı bıraktıracak haber.
Bu haber sigara içen müslümanları ayağa kaldıracak cinsten… Öyle bir iddia ki duyduğunuz andan itibaren bir daha sigara içemeyeceksiniz.
Ne yaptıysanız olmadı mı? Bırakıp bırakıp yeniden mi başladınız. O zaman bu haberden sonra sigarayı bırakırsınız, tabii Müslümansanız. Sıkı durun açıklıyoruz: Sigarada domuz kanı var:
İddia Avustralyalı bilim adamı Chapman’dan. Chapman’a göre “sigara firmaları, filtrelerde domuz kanı kullanıyor”
FİLTRELERDE DOMUZ KANI ŞÜPHESİ
Sydney Üniversitesi’nden Profesör Simon Chapman, Hollanda’da yapılan bir araştırmaya dayanarak sigara filtrelerinin yapımında domuz kanı kullanılıyor olabileceğine dikkat çekti.
Chapman, kanın solunum organlarına oksijen taşımasını sağlayan hemoglobin isimli proteinin, zararlı kimyasalları süzme özelliği olduğu için filtrelerde kullanıldığını belirtti.
DÜŞÜNCESİ BİLE KORKUTUCU
Bilimadamı, bu durumun başta Müslüman ve Yahudiler olmak üzere bazı grupları rahatsız edebileceğini belirterek, şöyle konuştu: “İnançları gereği domuz ürünleri tüketmeyen bu insanlar için bunun düşüncesi bile korkutucu. Bu sorunu çözmek tütün şirketlerinin sigaraların içeriğini ’ticari sır’ gerekçesini öne sürerek açıklamamaları nedeniyle zorlaşıyor.
YUNANİSTAN’DA BİR SİGARA MARKASININ DOMUZ KANI KULLANDIĞI KESİNLEŞTİ
Yunanistan’da bir sigara markasının domuz hemoglabini kullandığı kesinleşti. Eğer Yahudi ya da Müslüman bir sigara tüketicisiyseniz sigaranın içeriğini öğrenmek isteyeceksiniz. Sadece bu dinlere mensup insanlar değil vejeteryanlar da bu durum nedeniyle sigara üreticilerine tepki gösterecektir.
Internethaber.
Yazı kategorisi: BUNLARI BiLiYORMUYDUNUZ, DiGER KONULAR, DiNi KONULAR, GÜNCEL, GÜNDEM, GENEL, HARAM ve HELAL, TAVSİYELER, TÜRKİYE, YORUMLAR, YORUMSUZ, İLGİNÇ | 4 Yorum »
Tarih bunları asla unutmayacak!
Posted by Site - Yönetici Mart 29, 2010
Tarih bunları asla unutmayacak!
ÜSAME KARAKIŞ’IN HABERİ…
CHP’nin tek parti olarak iktidarda olduğu günlerde Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti tarafından hazırlanan tarih kitabında, Kuran ayetlerinin geçerliliğini kaybettiği ve ilk inen ayetlerin kayıp olduğu iddia edilerek, Kuran’ı Kerim’in Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (sav) tarafından yazıldığı söylenmiş.
CHP’nin tek parti olarak iktidarda olduğu dönemde okullarda Tarih kitabı olarak okutulan kitapta İslam dini ile alakası olmayan çok uçuk bilgiler bulunduğu belirlendi.
CHP’li İsmet İnönü’nün Başbakan olduğu dönemlerde, kitap okullarda ‘Tarih 2‘ kitabı olarak okutulmuş. Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti tarafından kaleme alınan, Maarif Vekilliği Talim ve Terbiye Heyeti’nin 12.6.1932 tarih ve 11 sayılı kararı ile ders kitabı olarak kabul edilen ‘Tarih 2‘ adlı bu kitap, 1932′den 1941′e kadar okullarda öğrencilere ‘ders kitabı‘ olarak okutulmuş.
“KURAN’I KERİM AYETLERİNİ HZ. MUHAMMED (SAV) HAZIRLADI”
Tarih kitabının ‘Orta Zamanlar‘ bölümünün ‘İslam Tarihi‘ kısmındaki ifadeler, insanın kanını donduracak nitelikte. Kabe’nin etrafından dönülerek yapılan ‘tavaf’ ibadetine, ‘ayin‘ denilen kitapta, Kabe’nin kimler tarafından yapıldığının da bilinmediği ifade ediliyor. Kitapta ayrıca Hacer-ül Esved taşının da günahkarların dokunmasından dolayı karardığı iddia ediliyor. Zemzem olayı, İbrahim (as)’nin Kabe’yi inşaatının hepsi Tarih kitabında ‘uydurma‘ olarak yazılmış. Baştan sona yanlışlarla dolu olan kitapta, Kuran’ı Kerim’in, Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (sav) tarafından konulan esaslarla hazırlandığı yazılmış. O zamanlar öğrencilere ders okutulan bu kitapta, yanlışlar bunun gibi birçok örnekle mevcut.
KİTABIN İÇİ YANLIŞ VE YALAN BİLGİLERLE DOLU
İşte tarih kitabındaki yanlış ifadelerden bazıları:
* Kuran ve Vahiy: Muhammed’in koyduğu esasların toplu olduğu kitaba Kuran denir. O, Arapların ahlak ve adetlerinin pek fena ve pek iptidai ve ıslaha muhtaç olduğunu anlamış, bunları ıslah için tenha yerlere çekilerek senelerce düşünmüş ve yıllarca tefekkürden sonra kendisinde vahit ve ilham fikri doğmuştu.
* Muhammed’in peygamberliğinin başlangıcına dair birçok rivayetler vardır. Bunlar pek çok efsanelerle karışmıştır. Hakikatte peygamberin ilk söylediği Kuran ayetlerinin ne olduğu kati surette malum değildir. Muhammed, uzun bir devirdeki tefekkürlerin mahsulü olan ayetleri lüzum ve ihtiyaçlara göre takrir ediyordu.
* Kuran’ın içindekiler başlıca üç bahiste mütalaa olunabilir. Birincisi ve en mühimi Allah’ın bir olduğuna ve ondan başka Allah olmadığına ve Muhammed’in onun Resulü olduğuna inanmak, ikincisi hukuki hükümler, üçüncüsü tarihe ait malumatlardır. Hukuki hükümler zaman ve mekan içinde değişebileceğinden 14 asır evvelki kanunlar zamanla değişmeğe mahkûmdur. Tarihe ait malumata gelince yeni fenler sayesinde meydana çıkarılan hakikatler en yakın tarih bilgilerin bile temellerinden sarsmaktadır. İmana ait olan birinci esas sadeliği itibariyle hakikaten pek mühimdir.
Bu yazıyı gönderen M.Emin Özler bey’e teşekkür ederiz.
..
…
Yazı kategorisi: BUNLARI BiLiYORMUYDUNUZ, DiGER KONULAR, DiNi KONULAR, GÜNCEL, GENEL, TARİH, TAVSİYELER, TÜRKİYE, YORUMLAR, YORUMSUZ, İLGİNÇ | 2 Yorum »
Abdülhamit öyle bir cevap vermiş ki…
Posted by Site - Yönetici Mart 28, 2010
Abdülhamit öyle bir cevap vermiş ki…
Çorum’da ‘Çanakkale‘ konulu konferans veren Eğitimci-Yazar Vehbi Vakkasoğlu, dinleyenleri adeta o günlere götürdü.
Çorum Eğitim Sevenler Derneği (ÇESDER), Çanakkale Zaferi’nin 95. yıldönümü nedeniyle Afra Kültür Merkezi’nde bir program düzenledi. Ünlü yazar ve eğitimci Vehbi Vakkasoğlu’nun konuşmacı olarak katıldığı “Çanakkale Destanı ve Mehmet Akif Ersoy” konulu konferansa ÇESDER yöneticileri, Türkiye Kamu Sen İl Başkanı Mahmut Alparslan, dernek üyeleri ile çok sayıda vatandaş katıldı. Çanakkale programında Mehmet Akif Ersoy’un Mehmetçik için yazdığı şiir Fen Lisesi Edebiyat Öğretmeni Sabri Salman tarafından seslendirildi. Daha sonra ise Çanakkale şehitlerini anlatan kısa film gözyaşları arasında izlendi.
Konuşmasını yapmak üzere kürsüye çıkan Eğitimci-Yazar Vehbi Vakkasoğlu, bazılarının Çanakkale’yi küçümsediğini söyleyerek, “Çanakkale savaşı yanlış bir ifadedir. Doğrusu Çanakkale Savaşları’dır. 14 ay 14 gün süren bir Çanakkale savaşlarından söz ediyoruz. Öyle küçümsenecek bir savaş değildir.” dedi.
“DÜNYADA İLK KEZ BİR SAVAŞTA MOLA VERİLDİ”
Çanakkale’nin kendine özel bir savaş olduğunu dile getiren Vakkasoğlu, “Bu savaş kendince ilkleri taşıyor. İlk defa dedelerimizin tepesine dünyanın dev zırhlıları gelip ateş yağdırdı. O zırhlılardan bir tanesi bile bizde yoktu. O kadar dengesiz iki güç arasında geçmesi bakımından da ilk savaştır. Dünyada ilk defa uçak gemisi Çanakkale’de kullanıldı. Dünyada ilk kez bir savaşta mola verildi. Ayak basacak yer kalmadığı için kumandanlar mecburen 8 saat ara verdiler. Cenazeler ortadan kaldırıldı ve savaş tekrar kaldığı yerden başladı. Bu savaş hem karada hem denizde hem de havada yapıldı. Metrekareye 6 bin mermi düştüğü hesap ediliyor. Ben 40 yıldır araştırıyorum, ama böyle bir savaşın Çanakkale’den başka bir yerde olmadığını gördüm.” şeklinde konuştu.
“Karşımızda dünya toplanmış. Biz ise hasta adam damgasını yemiş bir Osmanlı olarak savaşa katıldık” diyen Vakkasoğlu, “Böyle bir manzarada ne oldu da 18 Mart 1915′de biz o denizde muazzam ve muhteşem bir zafer kazandık, işte bunu iyi anlamak lazım.” diyerek Türk milletinin yazdığı destanı anlattı.
Düşman kuvvetlerinin 200 parça gemi ile gelerek haftalarca Çanakkale önünde hazırlık yaptıklarını ifade eden Vehbi Vakkasoğlu, şunları söyledi: “Kazanacaklarından çok emindiler. O 200 geminin 2 tanesi şarap yüklüydü. Avrupa’nın ünlü yazarları bile 600 yıllık Osmanlı’nın batışını görmek için gelmişlerdi. O sözde destanlarını yazmak istemişlerdi. Ancak o destanı yazmak bizim milletimize ve Akif dedemize nasip oldu.”
“ABDÜLHAMİD’DEN OSMANLI TOKATI GİBİ CEVAP”
“İnsanın yüreği götürmüyor ama bilmemiz lazım” diye konuşan Vakkasoğlu, “İngiliz, Fransız gibi birleşik güçler geliyordu, ama bizim tarafımızda durum nasıldı, işte o çok farklı. Mesele sadece top tüfek asker ise bizde pek ümit görünmüyordu. Biz de tedbir aldık. Tutup ülke ele geçirilirse padişahı nereye götürelim diye düşündüler. İkinci tedbir Topkapı Sarayı’na yönelik oldu. Oradaki hazineleri de sandıklara topladılar ve kaçırmaya hazır hale getirdiler. Üçüncü bir tedbir daha düşündüler. Bizim o dönemde ikinci bir padişahımız vardı. Sultan ikinci Abdülhamit’i tahttan indirmişiz. Talat Paşa dönemin sadrazamı. Abdülhamit’in yanına gidiyor ve ‘Hünkarım padişah biraderiniz tedbir olarak Konya’ya gitti. Sizi nereye götürelim’ diyor. Kükremiş mübarek adam: ‘Ben son Bizans Kralı Konstantin kadar şerefli değil miyim? O Fatih dedeme karşı son nefesine kadar çarpıştı, elinde kılıçla mücadele etti. Verin elime silahı ben burada beklerim. O padişaha da söyleyin o da gitmesin!’ şeklindeki Osmanlı tokadı gibi cevabı alınca biraz kendilerine geldiler. Bizim taraftan görünen manzara buydu. Ama biz tüm bunlara rağmen bu savaşı kazandık.” diye konuştu.
CEVAT PAŞA’NIN SIRLI RÜYASI
Düşmanın Çanakkale’ye önce denizden geldiğini belirten Vakkasoğlu, savaştan bir gün öncesini ve yaşananları şöyle anlattı: “Savaşmaya gerek bile görmediler. Yürüyen bir şehir ile geldiler. Hava durumu iyi giderse İstanbul’u iki hafta içinde almayı düşündüler. Savaştan bir gün öncesine kadar durum böyleydi. Ama bekledikleri gibi olmadı. Savaşın kazanılmasında 26 mübarek mayın ile Mecidiye Tabyası büyük rol oynadı. 17 Mart’ta Çimenlik Kalesi’ne gelen Cevat Paşa, burada hafif bir uykuya daldı. Yüzü nurlu mübarek adam rüyasında Efendimizi (sav) gördü. Eliyle denizi gösteriyordu ve denize nurlar yağıyordu. Denizde kef ve vav harflerini yüzerken gördü. Uyanınca rüyadaki mesajı anlayamadı. Rüyadan anlayan bir asker buldurdu. ‘Paşam müjdeler olsun denizde gördüğün zaferdir’ dedi. Biz denizde savaşı kazanacağız. İki harfin sırrını çözsek zafere giden yolu bulacağız. Kumandanım ebced hesabına göre bu iki harfin sayı değeri 20 + 6 yani 26.26′yı bulalım zafere giden yolu bulacağız. Soruyorlar depoda 26 mayınımız olduğu ortaya çıkıyor. ‘Emir güzeller güzelinden geldi 26 mayını hemen denize indirin’ diyor. Tek mayın döşeme gemimiz Nusret gemisi var. Gece düşmanın burnunun dibinde denize 26 mayın bırakıyorlar. Mayınlar Efendimiz’in (sav) rüyada gösterdiği gibi kıyıya paralel diziliyor. Sabah düşman denizden giriş yapıyor. Tabi denizi temiz biliyorlar ve rahatça kıyıya yaklaşmaya çalışıyorlar. O 26 mübarek mayın görevini yerine getiriyor ve dev gemileri batırıyor. Savaştaki ikinci bir kilit nokta ise Mecidiye Tabyası idi. Mecidiye’nin işini bitirdik zannettiler. Sonra bir de Namazgah Tabyası vardı. Sonra da İstanbul. Her şey bitiyordu. Ama Seyit Onbaşı ile Niğdeli Ali vardı Mecidiye Tabyası’nda. Diğer askerlerimiz şehit olmuştu. Seyit Onbaşı koştu tepenin ucuna. Zırhlıları gidiyor gördü. ‘Ali koma düşman gidiyor’ dedi. Niğdeli Ali ise ‘Aha mermi aha top’ dedi. O zaman 215 okka, yani 276 kilo bir top mermisinin ağırlığı. Kemikleri çatırdayarak kaldırdı o mermiyi. Topa kadar götürdü ve namluya sürdü. İlk iki atışında başarısız oldu. Ama üçüncüsünde tam isabet ettirdi. Okyanus isimli gemiyi 700 küsur askerle batırdı ve 18 Mart saat 17.00′de düşman geri dönmek zorunda kaldı. Biz o denizde müthiş bir deniz zaferine imza attık.“
(CİHAN)
Katkilarindan dolayi M.Emin ozler bey`e tesekkur ederiz.
Yazı kategorisi: BUNLARI BiLiYORMUYDUNUZ, DiGER KONULAR, DiNi KONULAR, GÜNCEL, GÜNDEM, GENEL, TARİH, TAVSİYELER, TÜRKİYE, YORUMLAR, YORUMSUZ, İBRETLİK, İLGİNÇ | 1 Yorum »






























