GÖYNEM ( BEYSEHiR )

İLAHİ-KURAN-İSLAM-DİN-HABER-RESİM-VİDEO-TASAVVUF-BELGESEL-DUA-HADiS-TARİH-ŞİİR

‘H.Z MEVLANA’ Kategorisi için Arşiv

Hamdım, piştim, yandım.

Posted by Site - Yönetici Ocak 9, 2011

HAMDIM PİŞTİM YANDIM - MEVLANA CELALEDDİN RUMİ

HAMDIM PİŞTİM YANDIM - MEVLANA CELALEDDİN RUMİ

Mevlanada Sevgi : Hamdım, piştim, yandım

1. Cömertlik veya yardım etmede akarsu gibi ol!

2. Şefkat ve merhamette, güneş gibi ol!

3. Başkalarının kusurunu örtmede gece gibi ol!

4. Hiddet ve asabiyette,ölü gibi ol!

5. Tevazu ve alçak gönüllülükte toprak gibi ol!

6. Hoşgörülükte deniz gibi ol!

7. Ya olduğun gibi görün, ya da göründüğün gibi ol!

Mevlana’nın dediği gibi “Ya olduğun gibi görün, ya da göründüğün gibi ol” düşüncesi sevginin en belirgin özelliğidir.

Mevlana’nın büyük bir hayranlıkla okuduğunuz bu yedi öğüdü,gerçek dostluğa, gerçek barışa, gerçek sevgiye bir davetiyedir.

Sevgi konusunu, gerek öz, gerekse biçim bakımından en güzel dile getiren düşünürlerden biri, belki de birincisi, Mevlana’dır.

Mevlana için sevgisiz insan, kanatsız bir kuş gibidir. Sevgi, insanı insan yapan, hırstan, kibirden, bencillikten kurtarabilen biricik ilaçtır.

Yaşamanın asıl amacının sevgiye ulaşmak olduğunu Mevlana şu dizelerle dile getiriyor: Seviyoruz; Yaşamımızın iyiliği bu yüzden İnanıyoruz; Yaşamımızın güzelliği bu yüzden. Biz birleştirmek için geldik, ayırmak için değil. Diyen Mevlâna, bu yüce duyguya verdiği değeri dile getiriyor.

Mevlana, sözlerinde sevgiyi, dostluğu ve kardeşliği gündeme getirmiş, alçak gönüllüğü, hoşgörülü olmayı, başkalarına yardım etmeyi, paylaşmayı, insanların dürüst olmaları gerektiğini, karşılıksız yardımı öğütlemiştir. İnsanların dış görünümüne göre karar verilmemesini, iç dünyasının güzelliğinin fark edilmesini vurgulamıştır. İnsan kusurunu ortaya dökmek yerine, kendisinde saklaması gerektiğini söylemiştir.

Mevlana’nın şu sözlerini de duymayanımız yok gibidir. “Nice insanlar gördüm,üzerinde elbisesi yok. Nice elbiseler gördüm,içinde insan yok.”

Şefkatli ve merhametli davranılması gerektiğini, imkan dahilinde elinden geldiğince yardım edilmesini, hiddet ve şiddete yer verilmemesini, insanın şiddet duygularını kontrol altına almasını, hoşgörülü olmasını tavsiye etmiştir.

Mevlana, sadece halka mesaj vermemiş, zamanın devlet yöneticilerini de yazıları ile uyarmak istemiştir. Bu konuda da şunları yazmıştır.”Balık baştan kokar!.. Yöneticilerin huyu halkına da tesir eder… Yönetici bir havuza benzer; halk da bu havuza bağlı su boruları gibidir. Eğer havuzdaki su pis olursa, borulardan da aynı bu su akar. Sen bu sözün mânasına dal, adamakıllı dikkat et, iyice düşün bakalım!..”

Ne ekerseniz onu biçersiniz. Tasavvufa göre dünya bir aynalar ALEMİDİr. Siz kendinizde dürüstlüğü ve samimiyeti yaşarsanız size diğer insanlardan gelen yansımalarda dürüstlük ve samimiyet olacaktır. Ayna size, sizden başkasını gösteremez.

Bütün mesele insanoğlunun dürüst olmamasından kaynaklanır. Çünkü insan kutsal kitaplarda anlatılan nefsinin etkisi altındadır ve uyumaktadır. Nefs insanı hayatı boyu çıkmaz sokakların karanlıklarında dolaştıran, acıyla kederle mücadeleyle, düşmanlıkla, nefretle, kinle beslenen, ayıran, bölen bir benlikler topluluğudur. İsteklerinin ardı arkası gelmez. Bütün dünyayı verseniz yine de mutlu olmaz.

Kendiniz olmanın temel şartı da dürüst olmaktır. Dürüstlük insan olmanın en büyük erdemidir.

Yaşadığımız yüzyılda herkes, her şeyi kendi gözlüklerinin ardından ve kendi egosal dürüstlüğüne göre değerlendirmekte ve dürüstlük kendi çıkarlarımıza ve arzularımızın tatmin edilmesine uygun olarak şekil değiştirmektedir. Ve bin bir kılığa girmekte. Neden, nasıl dürüst olmamız gerektiği ise çoktan unutulmuş durumdadır. Gerçek insan olmak için, İnsanoğlu olmak için dürüst olmalıyız.

Aşk ve sevgi anlatılamaz olandır. Tanımlanamaz olandır. Yaşanması gerekir. Hissedilmesi gerekir. Sevgi Ruhun Duruşudur.

Mevlana der ki: “Sen düşünceden ibaretsin. Geriye kalan et ve kemiksin. Gül düşünürsen gülistan olursun, Diken düşünürsen, dikenlik olursun.”

Ne düşünürseniz O’sunuz.

Binlerce yıldır yeryüzünde meydana gelen  şiddetin, acımasızlığın, sefilliğin, savaşların ve her birimizin kalabalıklar içinde yalnız olmamızın ve bu dünyada artık gidecek bir yer bulamayışımızın nedeni sevgiden ayrılmamızdır.

Birbirimizi,  kardeşlerimizi sevmeyi unuttuk. Yaşamın gerçek özünü ve manasını unuttuk.

Mevlana der ki “Sevgiden acılar tatlılaşır; sevgi yüzünden bakırlar, altın olur; sevgi yüzünden tortular durulur, arınır; sevgiden dertler şifa bulur; sevgi yüzünden padişah kul kesilir.

Çünkü hepimiz Mevlana’nın dediği gibi İlahi güzelliğin aynasıyız.

Mevlana’nın insanı gönül dergahına sevgiye çağırışında ki aşk öyle bir aşktır ki, ham iken pişmeyi ve yanmayı gerektirir.

Sevgiyi,aşkı bilmeyen gönül hamdır. Aşk ateştir. Eriyiştir. Erimek, şimdiye kadar bildiğimiz her şeye ölmek demektir. Yeni olmak,yenilenmek, yeniden doğmak demektir.

Sevgi, bütün insanlığı ve alemi sevmektir. Sevgi olayında, başka insanların düşüncelerine, inançlarına gelenek ve göreneklerine, yaşam biçimlerine saygılı olunması gereklidir. Samimiyet ise sevgi yoğunluğu ve dağılımı olan bir toplumda, içtenliğin yaygın hale gelmesidir. Bunların doğal bir sonucu olan toplum, içten bir bağlılık içerisinde olacak ve güçlü bir dostluk zinciri tesis edebilecektir. Bu aşama çıkarsız bir beraberliğin ve dayanışmanın son halkasıdır.

Mevlana “Ben ayırmak için değil birleştirmek için geldim“ diyor. “Beri gel, beri gel daha da beri gel ama sevgiyle gel“ diyor. İşte bu durum koşulsuz, alemi ve tüm insanları kucaklayan bir sevgidir.

Bu sevgi için Mevlana şöyle diyor:

Aşk Geldi , damarımda derimde Kan kesildi .Beni kendimden aldı sevgiyle doldurdu. Asl olan sevmedir. İnsan mayasındaki bu duyguyu arıtmalı ve ayıklamalıdır. Bedenimiz tıpkı bir arı kovanı gibidir. Bu kovanın balı ve mumu da ilahi aşk’tır. İşte sevginin insana egemen olması dünya  barışınıda  da, dünya kardeşliğini de yaratacaktır. Dostluğun da, barışın da temeli sevgidir. Her şeyi ve her yaratılanı  sevmek ruhu olgunlaştırır, insana huzur verir.

Mevlana yüzyıllar öncesinden “Sevgi ve merhamet insanlığın; hiddet ve şehvet ise hayvanlığın vasıflarındandır” der ve savaşı, çocukların kavgasına benzeterek; hepsinin de anlamsız ve saçma olduğunu söyler. Savaş yeryüzüne ve yüreklerimize kederden acıdan ve sefaletten başka bir şey getirmemiştir. İnsanlığın kendini bilmekten, bildikten sonra değişmekten başka çaresi yoktur. Ve dünyamızın barışa, huzura ve sevgiye ihtiyacı var. Yani her birinizin içindeki sevgiyi açığa çıkarmanıza ihtiyacı var.

Siz sevgi olduğunuzda nihayet insan kardeşlerinizle insan tadında huzur içinde bu dünyada yaşayabilirsiniz. Ve yaşadığınız gezegenin, gezegen üzerinde var olan her bir canlının, cansızın değerini bilirsiniz. Çünkü siz her şey ile dengedesinizdir. Her şey siz olan bütünün eksiksiz bir parçasıdır.

Mevlana gibi herkesi ve her şeyi kabul edebilecek ve bağışlayabilecek, hoş görebilecekseniz,dünya  kadar geniş bir yüreğe sahip olursunuz.

Hatırlanması gereken şey ise insanın sevgi olduğu ve sevginin her şeyin çaresi olduğudur.

Bu konuda Mevlana şöyle der:

Senin canının içinde bir can var, o canı ara!

Senin dağının içinde bir hazine var, o hazineyi ara!

Gelmiş geçmiş onca alim , sayısız veli ve Hak aşığı içinde Mevlana kadar insanı yücelten ve insanın Allah katında ne kadar yüce bir varlık olduğundan bu kadar açık bahseden en önemli şahsiyetlerden birir.

Sevgiyi ve aşkı onun kadar derin anlatan ve tüm insanlığa armağan eden başka birine daha rastlamak mümkün değildir.

Mevlana baştan aşağı bir tevazu abidesi ve sadece yaşadığı devrin değil tüm devirlerin aydınlık ışığıdır. Tüm insanlığın düşünen başı, duyan gönlü olan Mevlana’nın yolu sevgi ve barıştır.

Mevlana’ya göre sevgi “İnsanı hayata bağlayan zincirin en güçlü halkası ve insanı yaratanına ulaştıracak merdiven”dir.

Allah ve insan sevgisi ile yanıp kavrulan Mevlana, son nefesine kadar insanın etrafına faydalı olmasını ve hizmet etmesini ister.

Bu konuda şöyle seslenir: “Bir mum dahi eriyip gideceğini bildiği halde etrafına ışık saçmaktan geri durmaz, ey insan sen ki Yaradanın kudretiyle dopdolu iken neden geri durasın?

Mevlana’nın ağzından çıkan her sözü ve davranışı birlik, kardeşlik ile doludur. Seslenişi bütün insanlara ve insanlığadır.

Mevlana insanların arasındaki dayanışmaya çok büyük önem verir ve yardımlaşmanın ancak olgun insanlarda görülen güzel bir davranış olduğunu açıklarken: “Eğer insan birbirine yardım etmiyor, birbirinin mutluluğunu istemiyorsa ve olgun değilse o insan değildir,” diyor.

Mevlana en büyük işlerden en küçük ayrıntıya kadar her hususta başkalarını düşünen, kayıran, severken aynı zamanda insanların gönüllerini tamir eden, insanlardaki ıstırapları yumuşatan, fenalıkları eriten, ihtirasları, kirleri yok edip temizleyen gönüller sultanıydı.

Mevlana’ya göre mala ve mülke tapanların dostluğu dünyevidir.

Ona göre dostluğun şartı kendini dostuna feda etmek, dost için icabında kendini kavgalara atmaktır. Mevlana sevdiklerini herşeyi ile severdi. O’nun sevgi anlayışı basit maddi çıkarlarla kuşatılmış menfi aldatmacalar değil, mert gönüllerin coşkusu ve karşılıksız sevgiydi.

Her şeyin ilacının sevgi olduğunu söylerken şöyle diyor: “Sevgiden bakırlar altın kesilir,dertler sevgiye derman olur ve ölüler sevgiden dirilir.”

Hayatı, sevginin müşahhaslaştığı bir şâheser olmuş olan Mevlana, sevgiye, üstün ve yüceltici bir değer atfederken, ayrıca, ona, en üst dereceden dönüştürme gücü ve kudretini de nispet etmektedir.

Yaşadığı sürece insanı olgunlaştırıp kâmil yapan sevgiyi, insanlık sevgisini esas tutan Mevlana, hudutsuz tolerans ile iyiliği, hayrı, sabrı, sakinliği, hazımlı olmayı, şiddet ve öfkeye esir olmamayı, merhamet ve affetmeyi öğreten Mesnevi’sinde şöyle sesleniyor: ”Sevgiden acılar tatlılaşır, sevgiden bulanık sular arı duru hale gelir, sevgiden dertler şifa bulur. Padişahlar kul olur.

Mevlana hayat sevgisini ve o muhteşem aşkı ölümsüzlük manasıyla yoğurup, kendinden sonraki nesillere bir iksir hassasiyetiyle içinde sunan bir gönül eridir. İnsanlar üzüntülerine dermanı onda bulmuş, fazilet ve hakikati onun sözlerinde aramıştır. O, inanç ve sevgi olmuştur.

Mevlana’nın bu sevgisi sabah rüzgârı kadar serin, dosttan ayrı kalmış gönüllere arkadaş olacak kadar yücedir. Mevlana’nın görüşünde aşk duyulan ve insanı var eden sevgili Hakk’ın kendisidir.

Mevlana’daki insan sevgisinin temelinde ‘aşk’ın çok önemli bir yeri vardır. O, ‘aşk’ın mahiyetini ve insan hayatındaki yerini dikkatli bir şekilde açıklar. Ona göre, insanın Sonsuz Olan’la irtibat kurabilmesi ancak aşk ile olur.

Mevlana’da aşk, hayatın aslıdır, özüdür; kâinatın yaratılış gayesidir.

Mevlana, Mesnevî’de “İlâhî takdirin insanlar arasında aşkı yarattığını” söyler. Ona göre aşk olmasaydı, yaratma da olmazdı. Hayatın bir safhadan ötekine yükseltilmesine ve cansızdan canlının çıkarılmasına hep aşk vesile olmuştur. Aşk, yaratılışın, büyümenin ve gelişmenin ana prensibidir.

Mevlana’ya göre, insanın ideal mahiyetini bulan ve onun idrakinde olan kişi hem “âşık” hem de “mâşuk”, yani hem Allah’ı seven hem de Allah’ın sevdiği kişi olur. Mevlana burada âdeta bir “aşk felsefesi” yapar. Kamil insan bu aşkı bütün benliğinde bulan ve yaşayan kişidir. Dolayısıyla insan kendi canında O’nu bulacak ve orada Gerçek Dostun’a kavuşacak bir varlıktır. O, bu hususu şöyle dile getirir: Her şeyi aramadıkça bulamazsın; Ancak bu Dost başka; O’nu bulmadan arayamazsın.

Mevlana, eserlerinde insanın faziletlerinden bahseder. İnsan ancak kendisindeki bu cevheri keşfettiği zaman insan olma vasfını taşır:

Canının içinde bir can var, o canı ara!

Dağının içinde bir hazine var, o hazineyi ara!

A yürüyüp giden sûfî, gücün yeterse ara;

Ama dışarıda değil, aradığını kendinde ara!

Mevlana’ya göre insanın en önemli görevi kimliğini bulması ve Allah’ın hakikatine vakıf olmasıdır. Ancak bu şekilde insanlık sıfatına layık olabileceğini söylerken şöyle diyor: ”Eğer sevgilini görmediysen, bulmadıysan neden aramıyorsun? Yok eğer bulduysan, neden coşmuyorsun?

Mevlana sadece kendi asrında  değil, temsil ettiği geniş hoşgörü, neşe, umut meşalesiyle kendinden sonraki asırlarda  da ışık tutmuştur. O’nun fikirleri her asırda taze, yeni ve öncüdür. O Allah’ın bağışlayıcı ilhamı ile günah ve kusurları hoş görebilmiştir.

Mevlana, tüm olumsuzluklara rağmen içi sevgi ile dolu olan insanları bakınız, ne de güzel tasvir ediyor:

Diken içindeler,

Ama gül gibiler.

Hapisteler,

Ama süt  gibiler.

Balçık içindeler,

Ama gönül gibiler.

Gece içindeler,

Ama sabah gibiler.

Şöyle diyor Mevlana, “ Düşmanının Seni Sevmesini istiyorsan, kırk gün onun iyiliğini iste, sana karşı düzelecektir. Zira gönülden gönülle yol vardır”.

Bir cümleyle toplamaya çalışırsak, Sevmeyi başarabilen insanlar içtenlikle bir arada olabilecekler ve birbirlerine bağlı kalacaklardır.

Mevlana sevgiyi, aşkı kısaca şöyle anlatır. “Hamdım, Piştim, Yandım”.

 

Bu yazıyı gönderen degerli  ŞERİFE ŞEVVAL KARDELEN hocamizdan Allah razı olsun,Sizlerinde dualarını bekleriz.

.

 

 

Yazı kategorisi: DiGER KONULAR, DiNi KONULAR, GÜNCEL, GÜNDEM, GENEL, H.Z MEVLANA, YORUMLAR, YORUMSUZ, ŞERİFE ŞEVVAL KARDELEN | » yorum bırak;

Kim Allah’la Oturup Kalkmak İstiyorsa

Posted by Site - Yönetici Kasım 1, 2010

Kim Allah'la Oturup Kalkmak İstiyorsa

Kim Allah'la Oturup Kalkmak İstiyorsa

Kim Allah’la Oturup Kalkmak İstiyorsa

Kim Allah’la oturup kalkmak istiyorsa tasavvuf ehliyle oturup kalksın” sözünün anlamı:

O elçi, bu bir iki kadehle kendinden geçti, aklında ne elçilik kaldı, ne haber.

Allah’ın yüce kuvvetine şaşırıp kaldı; elçi buraya ulaşınca da bir padişah kesilip gitti.

Sel denize dökülünce deniz oldu; tohum tarlaya ekilince ekin oldu.

Ekmek, insanlar babasını bedenine girince ölüyken dirildi, her şeyden haberi oldu.

Mumla odun, kendilerine ateşe feda ettiler mi, kapkararanlık özleri ışık kesildi.

Sürme taşı gözlere çekilince görüş kesildi de her şeye gözcü oldu.

Ne mutlu o adama ki kendisinden kurtuldu da bir dirinin varlığına ulaştı.

Eyvahlar olsun diriye ki ölüyle düşüp kalktı da öldü; dirilik kaçtı gitti ondan.

Sende Allah`in Kur’an’ı na kaçarsan peygamberlerinin canlarına ulaşır, onlara karılırsın.

Kur’an peygamberlerin halleridir; onlar tertemiz ululuk denizinin balıklarıdır.

Kur’an’ı okur, fakat dediğini tutmazsan, tut ki peygamberleri, erenleri görmüşsün ne çıkar?

Fakat Kur’an’da ki hikayeleri okur, buyruklarını tutarsan, can kuşun kafeste daralır.

Kafesteki kuş, zindandaki mahpusa benzer, kurtulmayı istemeyişi bilgisizliktendir.

Kafeslerinden kurtarılan canlar peygamberlerdir; halka kılavuzluğa layıktır onlar.

Onların sesleri dışardan gelir, dinden duyulur, sonrada kurtuluş yolu budur, bu der o ses.

Derler ki; bizde bu yola düştükte şu daracık kafesten kurtulduk; bu kafesten kurtulmak için, bu yola düşmekten başka çare yok.

Hastalan ağlar inler bir hale geldi de şu taşınıp bilinmekten kurtarsınlar seni.

Çünkü halkça tanınmak, bilinmek pek sağlam bir bağdır; bu yolda demir bağdan aşağımı kalır hiç?

Mevlana

.

Yazı kategorisi: DiGER KONULAR, DiNi KONULAR, GÜNCEL, GÜNDEM, GENEL, H.Z MEVLANA, TÜRKİYE, YORUMLAR, YORUMSUZ | 1 Yorum »

MEVLANA OĞLUNA DERKİ

Posted by Site - Yönetici Ekim 23, 2010

MEVLANA OĞLUNA DERKİ

MEVLANA OĞLUNA DERKİ

MEVLANA OĞLUNA DERKİ

Bahaeddin! Eğer daima cennette olmak istersen, herkesle dost ol, hiç kimsenin kinini yüreğinde tutma!
Fazla bir şey isteme ve hiç kimseden de fazla olma!
Merhem ve mum gibi ol! İğne gibi olma!
Eğer hiç kimseden sana fenalık gelmesini istemezsen,Fena söyleyici! Fena öğretici! Fena düşünceli olma!

Çünkü bir adamı dostlukla anarsan, daima sevinç içinde olursun..
İşte o sevinç Cennetin ta kendisidir.
Eğer bir kimseyi düşmanlıkla anarsan, daima üzüntü içinde olursun.
İşte bu gam da cehennemin ta kendisidir.
Dostlarını andığın vakit içinin bahçesi çiçeklenir, gül ve fesleğenlerle dolar.
Düşmanları andığın vakit, için dikenler ve yılanlarla dolar, canin sıkılır, içine pejmürdelik gelir..
Bütün peygamberler ve veliler, böyle yaptılar, içlerindeki karakteri dışarı vurdular.
Halk onların bu güzel huyuna mağlup olup tutuldu, hepsi gönül hoşluğu ile onların ümmeti ve müridi oldular.

Mevlana oğluna der ki:
Bahaeddin!

Düşmanını sevmek, düşmanının da seni sevmesini istersen,
kırk gün onun hayrını ve iyiliğini söyle, o düşman senin dostun olur;
Çünkü gönülden dile yol olduğu gibi, dilden de gönüle yol vardır.

..

Yazı kategorisi: DiGER KONULAR, DiNi KONULAR, GÜNCEL, GÜNDEM, GENEL, H.Z MEVLANA, NASİHAT, TAVSİYELER, YORUMLAR, YORUMSUZ | » yorum bırak;

Hikmetli sözler

Posted by Site - Yönetici Mart 13, 2010

Hikmetli sözler

Hikmetli sözler

Hikmetli sözler

Sen verdikçe dost görünen çok olur. İste de gör hepsi birden yok olur. sen kendi kendine yetmeyi öğren.... Tüm dünyanin malina gónlün tok oLur.

(Hz.Mevlana)

Yazı kategorisi: DiGER KONULAR, DiNi KONULAR, GÜNCEL, GÜNDEM, GENEL, H.Z MEVLANA, TÜRKİYE, YORUMLAR, YORUMSUZ | Etiketler: | » yorum bırak;

Mevlana’dan altın öğütler

Posted by Site - Yönetici Aralık 5, 2009

Mevlana’dan altın öğütler

Bil ki iyiler mutlaka kazanır.

1- Dil tencere kapağına benzer. Kıpırdadı da kokusu duyuldu mu; ne pişiyor anlarsın.

2- Kalbi ve sözü bir olmayan kişinin yüz dili bile olsa, o yine dilsiz sayılır.

3- Ne kadar konuşursan konuş, söylediklerin karşısındakinin anlayabildiği kadardır.

4- Fikir ona derler ki yol açsın; yol ona derler ki bir gerçeğe ulaşsın.

5- İnsanın gözü neyi görüyorsa, değeri o kadardır.

6- Aklın varsa bir başka akılla dost ol, işlerini bir bilene danışarak yap

7- Bir mum diğer mumu tutuşturmakla ışığından bir şey kaybetmez.

8- Hayatta muvaffak olmak için üç şey lazımdır: Dikkat, intizam çalışma.

9- Bir şeyi bulunmadığı yerde aramak, onu aramamak demektir.

10- Vazifesini tam yerine getirmemiş olanın vicdan yarasına ne mazeretin devası ne ilacın şifası deva getirmiş..

11- Görünüşte acı su da, tatlı su da berraktır. Zevk sahibinden başka kim anlayabilir?
İşin ehlini ara. İşin ustasını sor. Onu bul! Tatlı su ile acı suyun farkını işte ancak O anlar.

12- İçinde pusu kurmuş olan nefis, kibir ve kin bakımından bütün düşmanlardan beterdir.

13- Çalış Can! Sebeplere sarıl. Kader, kader deyip kederlenme. Unutma ki; dua ve çaba kaderin önüne geçer.

14- Üzülme Can! Doğruysan zarar gördüm deme. Bil ki iyiler mutlaka kazanır.

15- Doğru olan hiçbir zaman zarar görmez. Birkaç gün sabret de gör, nasıl da gülüp mutlu olacaksın!

16- Can konağını aramadaysan cansın; bir lokma ekmek arıyorsan ekmeksin.

Şu nükteyi biliyorsan işi biliyorsun demektir: Neyi arıyorsan osun sen.

Beri gel, daha beri, daha beri.
Bu yol vuruculuk nereye dek böyle?
Bu hır gür, bu savaş nereye dek?
Sen bensin işte, ben senim işte.

***

Dostum sen düşünceden ibaretsin.

Gerisi et ve kemiktir.

Gül düşünürsen gülistan,

Diken düşünürsen dikenlik olursun.

..

Yazı kategorisi: DiGER KONULAR, DiNi KONULAR, GÜNCEL, GÜNDEM, GÜZEL SÖZLER, GENEL, H.Z MEVLANA, TAVSİYELER, YORUMLAR, YORUMSUZ | » yorum bırak;

MEVLANA CELALEDDİN-İ RUMİ

Posted by Site - Yönetici Mart 27, 2009

MEVLANA CELALEDDİN-İ RUMİ

MEVLANA CELALEDDİN-İ RUMİ

MEVLANA CELALEDDİN-İ RUMİ

Mevlana Celaleddin-i Rumi, asıl adı Muhammed, lakabı Celaleddin,ünvanı Hüdavendigar olup ‘’ Mevlana ‘’ diye meşhur olan bu zat devrin büyük alimlerindendir.1207 ( H.604 ) tarihinde Belh şehrinde dogdu ve 1273 ( H.672 ) senesinde Konya’da vefat etti.

Mevlana zahiri ve Batıni ilimlerde allame olup aşk,vecd ve cezbe ehli idi. Şunun kesinlikle iyi bilinmesi gerekir:Mevlana, Ney,rebap,tanbur gibi çeşitli çalgı aletlerini çalmamış ve onlarla zikir etmemiştir.Mevlevi tarihine baktıgımız zaman, Ney,rebap tanbur gibi çalgı aletlerinin çalınarak yapılan tören ve sema meclisleri, ilk defa onbeşinci asırda ortaya çıkmıştır. İlk Mevlevi bestelerinin bestelenmesi de aynı zamana rastlar. Bu tarih Mevlana Hazretlerinin yaşadıgı dönemden 3-4 asır sonradır. Çalgı aletleri,Mevlana tarafından degil : gerçek aşk, vecd ve cezbeden yoksun olan bazı cahil kişiler tarafından zamanla Mevlevi tarikatına sokulmuştur. Ruhu’l Beyan tefsirinin kaynaklarından biri olan Mesnevi’nin birinci beytinde geçen ‘’ Ney ‘’ kelimesi bizim bildigimiz çalgı aleti olan ney degil : Mürşidi kamil demektir. ‘’ Ney ‘’den maksad’ın mürşidi kamil oldugunu, rahmetli Abidin paşa dokuz türlü isbat etmiştir. Mevlana Hazretleri, ney çalmak, ilahi okumak, oynamak,zıplamak, dans etmek, sema dönmek şöyle dursun yüksek sesle zikir bile yapmazdı. O, zikri hafi yani gizli zikir ile meşguldü.

Bu konuda daha geniş bigi için bakınız : Merhum Abidin Paşa ‘’ Terceme-i ve Şerh-i Mesnevi Şerif  c.1 – sahife 17

 

Ruhu’l Beyan Tercümesi  cilt 1 sahife 25 – 26

Yazı kategorisi: BUNLARI BiLiYORMUYDUNUZ, DiGER KONULAR, DiNi KONULAR, GÜNCEL, GÜNDEM, GENEL, H.Z MEVLANA, KİM KİMDİR, MÜZİK, TAVSİYELER, TÜRKİYE, YORUMLAR, YORUMSUZ | » yorum bırak;

Mevlanadan 5 vakte 5 yazı

Posted by Site - Yönetici Şubat 12, 2008

Mevlanadan 5 vakte 5 yazI

Sabah Namazı;
Vakit seher? Zamanın rahmine sabahın nutfesi düştü az önce. Gün doğuyor yine ve yeniden.

Şimdi hatırla ki, sen de bir zamanlar yokluğun karanlığında yitiktin. Kimsenin adını bilmediği, hatırını saymadığı bir yetimdin. Hatırla ki, Rab bin seni yokluğun gecesinden varlık ufkuna eriştirdi. Unutulmuşluğun gecesinde bırakmadı seni. Rab bin seni sahipsiz de bırakmadı.

Şimdi seher vakti. Sıyrıl gafletin gecesinden. Sehere aç gözlerini. Rab bine aç kalbini. Uyan. Uyan ve an seni hiç unutmayan Rabbin’i. Herkes unutsa bile seni unutmayan Rab bini herkesin O’nu unuttuğu anda an! Kalk! Kalk ve miracına eşlik et En Sevgilinin [asm].

Şimdi sabah namazı vakti…

Öğle Namazı;
Vakit öğle… Güneş göğün en yüksek noktasında. Tıpkı gençliğin gibi. Şimdi gün de bir delikanlı. Heyecanlı ve telaşlı… Sanki hiç bitmeyecekmiş gibi, hiç akşam olmayacakmış gibi… Oysa güneş şimdi batmaya başladı. Zirveye erişen herkes gibi o da alçalmaya başladı. Akşama akıyor ışıklar artık. Bil ki gün akşamlıdır; bil ki yazın sonu hazandır.

Vakit öğle… O kadar gürültü var ki ortalıkta. Kalbinin sesini duyamıyorsun bile. Ruhunun sonsuza uzanan emellerine kör olmak üzeresin. Telaşların arasından sıyrıl, yer ayır ruhuna. Kalbini sonsuzluğa bitiştir. Alnını secdeye değdir.

Şimdi öğle namazı vakti.

İkindi Namazı;
Vakit ikindi. Gün ihtiyarladı. Güneş solgun rengini bırakıyor güller üstüne. Hüzün renkli bulutlar sardı göğü. Güneşin saltanatı bitmek üzere. Zevale akıyor ışıklar.

Hatırla ki, sen de bir ömrün ikindisine yürüyorsun. Tenin soluyor. Gözlerinin feri çekiliyor. Öbür kıyısındasın artık nehrin. Güz yaprakları gibi. Hem dalındasın hayatın hem de düşmeye hazırsın.
Rüzgârı bekliyor gibisin. İnceldiğin yerden kopmaya hazırsın. Hoyrat bir rüzgâr artık zaman.

Şimdi ikindi vakti. Secdeye koy alnını. Zamanın Sahibini selâmla. O’na konuş, O’nunla konuş; dualarını fısılda. Sonsuzluğa tutun hece, hece.

Şimdi ikindi namazı vakti.

Akşam Namazı;
Vakit akşam. Gün ölmek üzere. Güneş ışıklarını topluyor eşyanın üzerinden. Kızılca kıyameti kopuyor dünyanın. Kara kefenini giyiniyor gün. Gülün rengi soluyor, eşyanın cezbesi yitiveriyor.

Hatırla ki, senin de akşamın olacak bir gün. Ömrünün ışıkları solacak. Hayatının perdesi çekilecek. Dudaklarında donacak gülüşün güneşi. Zaman uçurumun olacak; gelen günün güneşi sana doğmayacak.

Şimdi akşam. Herkesin senden uzaklaşacağı ölüm anını hatırla ki, sen de şimdi herkesten ve her şeyden uzaklaşıp Rab bine yanaşasın. Seni sen yokken de bilen Rab bin, sen öldükten sonra da bilecek elbet.
Herkesin unuttuğu yerde seni bir O hatırlayacak. Hatırını yalnız O bilecek.Sen de O’nu an şimdi.

Şimdi akşam namazı vakti.

Yatsı Namazı;
Vakit Yatsı. Gün çoktan öldü. Güneş ışıklarını topladı. Gece hükmediyor âleme. Güneşin saltanatı bitti. Işıklar tükendi ufuklarda. Renkler ellerini çekti eşyadan. Gül soldu, gün soldu. Göğe yöneldi gözler.

Hatırla ki, Sen de unutuşun kara gecesine yuvarlanacaksın. Bir adın kalacak geriye. Bir mezar taşın hatırlayacak belki Seni. Belki o da unutacak.

Düşün ki, unutuşun koyu karanlığı çökmüş üzerine. Yokluğuna çoktan alışılmış. Unutuluşun hepten kanıksanmış. Kimsenin özlediği bile değilsin artık.

Hatırla bunları. Hatırla ki, çoklarının Seni unuttuğu bu gece, herkesi unutup Sen de O’nu hatırla. Çoklarının ışıklara kanıp sahte renklerin kuyularına daldığı bu gece, Rab bini an, Rabbine kan, Rabbine uyan.

Yazı kategorisi: DiGER KONULAR, DiNi KONULAR, GÜNCEL, GÜNDEM, GENEL, H.Z MEVLANA, NAMAZ, TAVSİYELER, TÜRKİYE, YORUMLAR, YORUMSUZ | » yorum bırak;

Hz Mevlanadan Güzel bir öğüt!!!

Posted by Site - Yönetici Şubat 10, 2008

Hz Mevlanadan Güzel bir öğüt!!!

Huysuz adamın biri bir gün herkesin gelip geçtiği yol üzerine dikenli çalılar diker. Yoldan geçenler her ne kadar “Bunları buradan sök at” dese de o bunların hiçbirine kulak asmaz. Yine kendi bildiğini okur. O dikenli çalılar büyür yoldan geçen halkın ayağına takılır, onlara eziyet eder. O yoldan geçenler perişan olur.

Bu durum valiye kadar intikal edince vali onu yanına çağırır. Dikenleri sökmesi için emreder. O da sökerim diye söz verir; ama bugün yarın diye ertelemeye devam eder. Ne sökmem der ne de sökmeye teşebbüs eder. Bir gün vali onu yanına çağırır; “Verdiği sözde durmayan adam, emrimi uygula!” diye sıkı sıkı tembihler. Ağır ikazlarda bulunur. Çalıları diken huysuz adam da şöyle der: “Önümde hayli günler var. Merak etme nasıl olsa günün birinde sökerim.” Vali ise çabuk olmasını söyler ve onu uyarmaya devam eder. Ama adam sözden anlamaz. Dikenler de kök salıp büyümeye devam eder. Mevlânâ, hikayenin bu kısmında bir işi yarına ertelerken zamanın su gibi akıp gittiğini söylüyor ve; “Her gün sen yarın bu işi görürüm diyorsun ama günler geçip gittikçe o dikenler daha da kuvvetleniyor. Onu sökecek olan da ihtiyarlıyor, kuvvetten düşüyor. Sen de her bir kötü huyunu bir diken bil. O dikenler kaç keredir senin ayaklarına battı. Kaç kere oldu seni kötü huyun yaraladı. Sen kendi tabiatından hastalandın da duygusuzluğun yüzünden habersizsin. Çirkin huyunun da başkalarını rahatsız ettiğini bilmiyorsun. Sen şu dikeni gül fidanı haline getir. Gül fidanı ile onu aşıla. Böylece sendeki dikenler gül fidanı haline gelsin. Eğer sen de şerri gidermek istiyorsan, ateşin gönlüne hakkın rahmet suyunu dök.”
Mevlânâ, burada nefsinin kötü arzularına düşmeyi dert edinmeye dikkat çekiyor ve diyor ki:

Nefsinin ateşi söndüren sonra, gönül bahçesine dikersen biter. Laleler, ak güller, güzel kokulu çiçekler yetişir. Sözün kısası; işini yarına bırakma. Çabuk tövbe et de istiğfarı yarına bırakma. Yıl geçti ekin vakti geldiğinde sende yüz karalığından başka bir şey kalmaz.

Beden ağacının köküne kurt düştü.

Onu söküp ateşe atmak, kulluk yaparak iyi işlerle onu öldürmek gerek.

Yazı kategorisi: DiGER KONULAR, DiNi KONULAR, GÜNCEL, GÜNDEM, GENEL, H.Z MEVLANA, NASİHAT, TÜRKİYE, TEVBE, YORUMLAR, YORUMSUZ | » yorum bırak;

Hangi Mevlâna?

Posted by Site - Yönetici Ocak 27, 2008

 

Hangi Mevlâna? 

Mevlana’nın Hakk’a yürüyüşünün 734. yılı dolayısıyla Aralık ayı sonunda Şeb-i Arus törenlerinde devlet büyükleri, siyasiler, sanatçılar, çeşitli sivil toplum kuruluşu temsilcileri ve birçok seçkin davetli bir araya geldi. Törende konuşmalar yapıldı, şarkılar söylendi, şiirler okundu, Mevlana’nın fikir ve görüşlerinden örnekler verildi; slâyt gösterileri oldu, salonun ışıkları yandı söndü. Alkışlar, alkışlar…

Peki, Mevlana Şeb-i Arus törenlerinde hakkıyla anlaşılabiliyor mu? Farklı yerlerde farklı zamanlarda yapılan konuşmalarda Mevlana’nın sözleri yerli yerinde kullanılıyor mu? Mevlana’nın sözleri, fikirleri her düşüncenin, davranışın referans kaynağı olabilir mi? Sorular çok, sorular uzun… Cevap ise kısa ve net: Hayır!

Mevlana 1207 yılında Özbek Türkçesinin konuşulduğu Belh şehrinde dünyaya geldi. Babası dönemin tanınmış âlimlerinde Bahaddin Veled’dir. Mevlana’nın çocukluğu yüzyıllar boyu çeşitli istilalara uğramış, Mecusilik, putperestlik, Hristiyanlık, Budizm, Şamanizm gibi inanışların görüldüğü nihayetinde İslamla hayat bulmuş Belh şehrinde geçmiştir. Onun tasavvufi fikir ve görüşleri de burada filizlenmiş kaderin bir cilvesiyle Konya’da kök salmıştır.

Mevlana ruhundan çok uzak insanların konuşmalarında Mevlana’dan yaptıkları alıntılar ve özellikle yazımızın merkezini oluşturan Gel ne olursan ol gel, yine gel. Putperest Mecusi, kâfirsen de gel. Bizim dergâhımız ümitsizlik dergâhı değildir. Tövbeni yüz defa bozmuş olsan da yine gel…beyti bu kimselerin vitrin cümlelerinden ibaret kalmıştır. Mevlana ruhundan çok uzak insanlar Mevlana ile kendi bencillikleri ve samimiyetsizlikleri arasında ortak yaşam alanı oluşturmaya çalışmışlardır. . Ömer İkinci’nin de belirttiği gibi oysa yukarıdaki rubai bir turnusol kağıdı gibi lafa böyle başlayanları hemen ele verecek hikmetli bir formüldür adeta. Nasıl 700 yıllık Türk- İslam Yunus Emre bu ham ervahın elinde hümanist olup çıktıysa, Mevlana Celaleddin de kırk gün kaynatsanız derileri bile ısınamayacak bu insanların gözünde ateizme izin veren bir icazetçi olup çıkmıştır.

Mevlana Celaleddin’i de Yunus Emre’yi de anlamak, bilmek ve sevmek öyle kolay değildir. Batılı bu idrake şevke daha da yabancıdır; hele hele bizdeki hümanist geçinenler bu şereften külliyen mahrumdurlar. Bu uluları anlamak için Müslüman olmak, onların yetiştiği, ruhlaştığı yerlerin kokusu, insanları ve ağaç kökleriyle büyümek ve İslam’ı yaşamak lazımdır. Hem kiliseye haraç ver hem Müslümanları ve İslam’ı küçümse, hor gör; sonra da Yunus Emre’nin Mevlananın kapısında boyun kır; onlara söylemediklerini söylet, benimsemedikleri ideali benimsetmeye kalk. Bu düpedüz istismarcılık ve riyakârlıktır. İşine geldiğinde Anadolu edebiyatı yapan ama her daim Anadolu kültürünü ve insanını aşağılamış birisinin Mevlana’dan, insan sevgisinden bahsetmesi ne kadar inandırıcı olabilir ki? Mevlana’nın sözlerini yeri geldiğinde takılan yeri geldiğinde çıkarılan bir maske gibi kullanmak hangi vicdana sığar? Bu ikircikli tutuma olmakve görünmek arasındaki uçurum mu diyelim yoksa bu durumu postmodern çağın kendi içindeki bir çelişkisi bir paradoksu deyip geçiştirelim mi?

Mevlana gel, gelderken insanlığı bir arayışa bir çıkış noktasına davet etmiştir. O, asla Müslüman mahallesinde salyangoz satmayı tasvip etmemiştir. Mevlana, bir ateist olarak bir münafık ateist olarak bir dinden uzak kimse olarak gel ve geldiğin gibi orada kalalabilirsin dememiştir. Gel, gel ey vehim ve korkuyla cismi kirlenmiş olan insan, havuzun dışı insanı temizler mi?diye sormuş havuzun dışındaki insanı tövbe havuzundatemizlenmeye davet etmiştir. OAradığın seninledir; şaşkın şaşkın ne diye her yana koşup yatarsındiye insanlığa tek bir istikamet göstermiştir. O istikamet ruhi olguluğa erişip “ya olduğun gibi görün ya göründüğün gibi ol” mertebesinde bir hayat sürmektir.

2007 yılının UNESCO tarafından Mevlana yılı olarak ilan edilmesi beni heyecanlandırmıştı. Ama bu heyecan yerini hayal kırıklığına bıraktı. Yıl içinde Mevlanayı anlama ve anlatma çabasına yönelik yapılan etkinlikler, Mevlana’yı anlama ve anlatmaktan o kadar uzaktı ki keşke bu yıl Mevlana yılı ilan edilmeseydi dedirtti insana. Her şeyi sömürmeye her şeyi tüketmeye ve mahvetmeye odaklanmış bir zihniyetten elbette yerli yerinde bir Mevlana algısı bekleyemezdik; ama bu kadarı da olmamalıydı. Mevlana’nın ve Mevlana deyince ilk akla gelen sema ayinlerinin bazen bir güzellik yarışmasında bazen bir market açılışında bir pırlanta reklâmında bir figür bir dekor olarak kullanıldığına, çarpıtıldığına tanık olduk. Gerçekte kemale doğru gidiş gelişi temsil eden sema ayini bir gösteri, tanıtımların bir parçası olarak sunulduğu müddetçe değil Mevlana’yı anlatmak onun siluetini bile yansıt(a)mayacaktır.

Ali ÖZDOĞAN

Yazı kategorisi: DiGER KONULAR, DiNi KONULAR, GÜNCEL, GÜNDEM, GENEL, H.Z MEVLANA, HABERLER, KONYA, TÜRKİYE, YORUMLAR, YORUMSUZ | 1 Yorum »

Mevlana

Posted by Site - Yönetici Aralık 19, 2007

Mevlana


birgün Mevlana hazretleri abdest alır ve yanında kalan bir hizmetlisine sorar ,Bugün yemekte ne var diye hizmetli bugün yemek yapamadım çünkü evde hiç birşey yok cevabını verir buna karşılık ise mevlana şu cevabı verir “ALLAH IMA ŞÜKÜRLER OLSUN BUGÜNDE EVİM PEYGAMBER EFENDİMİZİN EVİNE BENZİYOR” ,Keşke bizlerde böyle sebeplere şükredebilsek.

Yazı kategorisi: GÜNCEL, GÜNDEM, GÜZEL SÖZLER, GENEL, H.Z MEVLANA, YORUMLAR, YORUMSUZ | » yorum bırak;

 
Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.

Join 68 other followers