GÖYNEM ( BEYSEHiR )

İLAHİ-KURAN-İSLAM-DİN-HABER-RESİM-VİDEO-TASAVVUF-BELGESEL-DUA-HADiS-TARİH-ŞİİR

‘H.Z MERYEM’ Kategorisi için Arşiv

İsâ Aleyhisselâmın Annesi Hz. Meryem’in Soyu, Doğuşu, Beytülmakdis Mescidine Adanıp Bırakılışı Ve Bazı Faziletleri:

Posted by Site - Yönetici Eylül 19, 2010

İsâ Aleyhisselâmın Annesi Hz. Meryem'in Soyu, Doğuşu, Beytülmakdis Mescidine Adanıp Bırakılışı Ve Bazı Faziletleri:

İsâ Aleyhisselâmın Annesi Hz. Meryem'in Soyu, Doğuşu, Beytülmakdis Mescidine Adanıp Bırakılışı Ve Bazı Faziletleri:

İsâ Aleyhisselâmın Annesi Hz. Meryem’in Soyu, Doğuşu, Beytülmakdis Mescidine Adanıp Bırakılışı Ve Bazı Faziletleri:

Hz. Meryem’in babası İmran b.Mâsân olup Hub’um b.Süleyman Aleyhisselâ-mın soyundandı.[1]

Mâsân Hanedanı da, İsrail oğullarının Başkanlarından, Din Bilginleri ve Danış­manlarından idiler.[2]

Zekeriyyâ Aleyhisselâmla İmran b.Mâsân, iki kız kardeşle evli olup Zekeriyyâ Aleyhisselâmın zevcesinin adı Eşya’ (İşa’) bint-i Fâkud, İmran b. Mâsân’ın zev­cesinin adı da, Hanne bint-i Fakud idi.[3]

Hanne; İsâ Aleyhisselâmın annesi Hz. Meryem’in annesi idi.[4]

Hanne; yaşlanıp çocuk doğurmaktan âciz bulunduğu ve bir ağacın gölgesinde oturduğu sırada[5], bir kuşun, yavrusunun ağzına yiyecek verdiğini görünce, ken­disinde, bir oğlan çocuğu olması arzusu uyandı.[6]

Bir oğlan çocuğu ihsan etmesi için Allâha yalvardı.[7]:

Ey Allâhım! Eğer, bana, bir erkek çocuğu ihsan edersen, onu, Beytülmak-dis’e vakfetmek, adak ve şükrâne olarak onun hizmetinde bulundurmak, üzeri­me, borç olsun!” dedi.[8]

Hanne’nin bu adağı, Kur’ân-ı kerimde şöyle açıklanır:

Hani, (İmran’in) karısı:

Rabb’im! Karnımdakini, âzâdlı bir kul olarak Sana adadım. Benden olan bu (adağı) kabul et!

Şüphesiz, (niyazımı) hakkıyle işiten, (niyetimi) kemaliyle bilen Sensin Sen!” demişti.[9] Adanılan çocuk; Mescid’in hizmetlerini görür, erginlik çağına basıncaya kadar, hizmetten ayrılmazdı. Erginlik çağına girdikten sonra, orada kalmak veya ayrılıp gitmek hususunda serbest bırakılır[10], gitmek isterse, arkadaşlarından izin alırdı. Oradan çıkıp git­mesi, onların bilgisi dahilinde olurdu.[11] Mescid hizmetine, erkek çocuklardan başkası, adanmazdı. Kızlar, bununla mükellef tutulmazlar; Hayz görmeleri ve rahatsızlığa uğrama­ları sebebiyle, bu hizmete elverişli görülmezlerdi.[12] Hanne; Hz.Meryem’e gebe olup ta, karnındakini, adayınca, kocası İmran “Yazıklar olsun sana! Sen, bunu, ne diye yaptın?! Eğer, karnındaki, kız olursa, kız da, bu hizmete elverişli bulunmadığına göre, şu yaptığın şeyi gördün mü?!” dedi. İkisi de, üzüntüye düştüler.[13]

Hanne, Hz.Meryem’e gebe iken, İmran vefat etti.[14] (Hanne) Kız çocuğunu doğurunca, Allah, onun ne doğurduğunu daha iyi bilici iken, “Rabb’im! Hakîkat, ben, onu, kız olarak doğurdum. Erkek, kız gibi değildir. Gerçek, ben, (onun) adını, Meryem koydum. Onu da, zürriyetini de, o taşlanmış (koğulmuş) şeytandan, Sana sığınır (ısmar­larım!” dedi.[15]

Hanne; erkek, kız gibi değildir demekle, kızın, Mescid hizmetine ve orada iba­dete -Mahrem olması, za’fı, Hayzdan, nifasdan, rahatsızlanmaktan berî bulun­maması sebebiyle- erkek gibi, elverişli olmadığını söylemek istemişti. Sonra, onu alıp bir beze sararak Mescid’e götürdü. Hârûn Aleyhisselâm oğullarından olan[16] ve o zaman, Beytülmakdis Mescidin­de sayıları otuzu bulan[17] din bilginlerinin yanına koydu.[18]

Şeybe oğulları[19] Kabe işlerine baktıkları gibi, bu Bilginler de, Beytülmakdis Mescidinin işlerine bakarlardı.

Hanne, onlara;

Şu önünüzdeki çocuk, bir adaktır!” deyince, namaz İmamları ve kurbanları­nın Vazifelisi İmran’ın kızı olduğu için, hepsi de, onu alıp bakma arzusuyla çe­kiştiler. Zekeriyyâ Aleyhisselâm, onlara:

Ben, buna bakmağa, sizden daha lâyık ve müstehak bulunuyorum: Çünkü, bunun Teyzesi, benim yanımda(zevcem)dır.” dedi.[20] Öteki Bilginler; Zekeriyyâ Aleyhisselâma:

Böyle yapma! Eğer, o, kendisine, halkın en yakın ve en lâyık olanına bırakıla­cak olursa, onun, doğuran annesine bırakılması gerekir.[21] Fakat, biz, onun hakkında kur’a çekelim.[22]

Kimin okuna çıkarsa, o, onun yanında kalsın!” dediler ve bunun üzerinde söz birliği ettikten sonra, on dokuz kişi[23], Car (Ürdün) ırmağına kadar gittiler.

Tevrat yazarken, kullandıkları kalemlerini, suyun içine attılar. Zekeriyyâ Aleyhisselâmın kalemi, suyun üzerine çıktı. Öbürlerininki suyun di­bine çöktü. Zekeriyyâ Aleyhisselâm da, Hz.Meryem’in bakımını, üzerine aldı ve onu, Yah­ya Aleyhisselâmın annesi olan Teyzesine teslim etti.[24] Büyüyünceye kadar[25], ona, bir süt annesi tuttu.[26] Hz.Meryem, erginlik çağına basınca[27], Zekeriyyâ Aleyhisselâm, Mescid’de, onun için, bir oda yaptırdı. Oraya, ortasından bir kapı da, koydurdu.[28] Kabe’nin içine, merdivensiz çıkılamadığı gibi[29], bunun içine de, merdivensiz çıkılamazdı.[30] Kendisinin yanına, Zekeriyyâ Aleyhisselâmdan başkası, çıkmazdı.

Zekeriyyâ Aleyhisselâm, her gün, ona, yiyeceğini, içeceğini, yağını, kokusu­nu… götürüp bırakır, ayrılırken, kapısını, kilitlerdi. Zekeriyyâ Aleyhisselâm, ne zaman, onun odasına girse, yanında, kış içinde yaz meyvası, yaz içinde de, kış meyvası bulur[31], ona:

Ey Meryem![32] Bu, sana, nereden geliyor?!” diye sorar, o da:

Bu, Allah tarafından!” diye cevap verirdi.[33] Bu hususta Kur’ân-ı kerimde şöyle buyrulur:

Bunun üzerine, Rabb’i, onu, iyi bir rızâ ile kabul etti. Onu, güzel bir nebat gibi, büyüttü. (Zekeriyyâ’yı da), ona (bakmağa) memur etti. Zekeriyyâ, ne zaman (onun bulunduğu yere) Mihrab’a, girdiyse, onun yanında, bir yiyecek buldu:

“Meryem! Bu, sana, nereden geliyor?!” dedi.

Oda:

Bu, Allah tarafından! Şüphe yok ki, Allah, kimi, dilerse, ona, sayısız rızık verir!” dedi. [34] (Ey Resulüm!) Bunlar, sana, Vahy etmekte olduğumuz Gayb haber/erindendir. Meryem’i, onlardan, hangisi himayesine alacak diye kalemlerini, atarlarken, sen, yanlarında değildin. (Bu hususta) çekişirlerken de, yine, sen, yanlarında yoktun.[35]

Peygamberimiz Muhammed Aleyhisselâm da, Hz.Meryem’le ilgili Hadîs-i şe­riflerinde şöyle buyurmuşlardır:

Kendi zamanındaki kadınların hayırlısı: îmran’ın kızı Meryem idi. Bu ümmetin kadınlarının hayırlısı da, Hatice’dir.”[36]

Cennet [37] kadınlarının üstünü:

Hatice bint-i Huveylid,

Fâtıma bint-i Muhammed,

Meryem bint-i İmran,

Firavunun Zevcesi Âsiye bint-i Müzâhım’dır

.”

Kaynak : Peygamberler Tarihi – M.Asım Köksal
Dipnotlar: Yazının devamını oku »

Yazı kategorisi: BUNLARI BiLiYORMUYDUNUZ, DiGER KONULAR, DiNi KONULAR, GÜNCEL, GÜNDEM, GENEL, H.Z MERYEM, H.Z İSA, TÜRKİYE, YORUMLAR, YORUMSUZ | » yorum bırak;

Hz. Meryem; Putlaştırma ve İftirâya, Hakarete Uğrama İmtihanı Arasında Örnek Bir Şahsiyet

Posted by Site - Yönetici Kasım 17, 2007

 

Hz. Meryem; Putlaştırma ve İftirâya, Hakarete Uğrama İmtihanı Arasında Örnek Bir Şahsiyet

Meryem’in bütün örnek isimler içerisinde ayrıcalıklı bir yeri olduğu su götürmez bir gerçek. O, örneklerin örneğiydi. Çünkü Âişe, Zeyneb, Safiyye konumları gereği tüm mü’min hanımlara örnek olma makamında bulunan Peygamber eşlerine Allah Meryem’i örnek göstermekteydi. Meryem’in iman, ihlâs ve ameliyle adaylar arasına girip İlâhî seçimi kazanmasının ardından Rabbi, onun konumuna yaraşır bir iç terbiye reçetesi sunuyordu. Çünkü ileride yükleneceği ağır sorumluluğu başka değil; ancak imanı, ihlâsı ve teslimiyet sâyesinde yıkılmadan taşıyabilecekti. Bu reçete şu: “Ey Meryem, Rabbine divan dur, secde et ve (başkasının değil, yalnızca O’nun önünde) eğilenlerle birlikte eğil!” (3/Âl-i İmrân, 43) Ey Meryem! Divan durulacak kapı senin de adandığın yüce kapıdır. Secde edilecek, baş eğilecek, eşiğine yüz sürüp yerlere kapanılacak, “Lebbeyk yâ Rab” denilip itaat edilecek, bin kez kovulsan dahi yüz çevrilmeyecek tek kapı da O’nun kapısıdır.

O halde teşekkürünü yalnız O’na yönelt. Gözünü, özünü, yüzünü, gönlünü yalnız O’ndan yana çevir. Kendine O’ndan başka dayanak, sığınak, tutamak, barınak arama. O’nun önünde baş eğen kâinatla birlikte sen de eğil. O’nun emrine âmâde olan şuurlular, hücreler ve meleklerle birlikte sen de O’na âmâde ol! Duygunu, düşünceni ve eylemini O’na, O’nun sevdiklerine, O’nunla ilişkili olan şeylere tahsis et!Yeryüzündeki tüm sıddîklar, sâlihler, şehidlerle birlikte sen de katıl bu evrensel koroya ve: “eğilenlerle birlikte sen de eğil.” Yalnız değilsin! Kula kulluğu reddedip yalnız Allah’a kul olan insanlarla ortak değerleri paylaşıyorsun. O halde katıl onların mahşerine ve Rabbinin senin için seçtiği rolü severek oyna!..

“Eğilenlerle birlikte” anlamını veren “maa’r-râkiîn” ifâdesi özellikle erkekler için kullanılan cemî sîgasıyla gelmiş. Yalnız kadınlar için kullanılan “râkiât” formunda gelmemiş. Sebebi de Meryem’e tavsiye edilen bu şeyleri, sadece bir cinse tahsis etmemek, yalnız kadınlara has bir tavsiyeymiş gibi göstermemek. Kelime bu mevcut formuyla zâten kadın-erkek tüm insanları, hatta cinleri ve melekleri kapsıyor. “Eğilenlerle birlikte sen de eğil” emr-i İlâhîsinde Meryem’e yalnız olmadığı, evrensel bir hareketin mensubu olduğu hatırlatılmakta. “Râkiîn” formunun gramatik özelliklerinden biri de şuurlu varlıkların tümü için kullanılmasıdır. Meryem’in üyesi olduğu bu hareket, değil sadece kadınlar, kadın-erkek tüm insan cinsini de aşıp melekler ve cinler gibi diğer şuurlu varlıklarla paylaşılan bir harekettir.

Yazının devamını oku »

Yazı kategorisi: H.Z MERYEM | » yorum bırak;

Adayış; Vakıf İnsan Meryem

Posted by Site - Yönetici Ekim 26, 2007

 

Adayış; Vakıf İnsan Meryem

 

Adamak, sahip olduğunun bilincinde olmaktır. Adamak ve adanmak, harcamak ve harcanmanın zıddıdır. İnsanlardan öyleleri vardır ki, sahiptirler ama bilincinde değildirler sahip olduklarının. Bu yüzden o şeylere sahip çıkmazlar. Gerçekte tasarruf hakkı kendilerine verilmiş olan bu şeyleri korumazlar, gözetmezler, kollamazlar. Bu tür insanlara tasarrufu kendilerine verilen şeylere sahip çıkmaları, onları koruyup gözetmeleri hatırlatılır: “Ey iman edenler! Kendinizi ve ehlinizi ateşten koruyun.” (66/Tahrîm, 7)

 

Sahip olan’a tâbî olunur. Eğer sahibi olduğumuz şeye tâbî oluyorsak bu durumda roller değişir, sahibi olduğumuzu sandığımız şey gerçekte bizim sahibimiz olur. Değil mi ki, kişinin sahibi olduğu, tâbî olduğu şeydir. Bu arada akla bir soru gelecektir: Sahip olan ve sahip olunan, tâbî ve metbû yer değiştirince ne olur? Ya da tutalım ki sahibi olduğumuz şeylerin bilincine vardık. Sonrası ne olacak? İşte bu noktada konumuz olan “adamak” giriyor işin içine; harcamamak ve harcanmamak için adamak…

 

Sahip olduğumuz değerlerin en şereflisi hiç kuşkusuz kendi nefsimiz ve tasarrufu elimizde olan insanlardır. Bu değerler tarihin hiçbir döneminde günümüzdeki gibi ucuza gitmemiş, harcanmamıştır. İnsanoğlunun kendi kendisini alçaltmasının en çarpıcı örneklerinden biri, şerefli kılınan varlığını kendi cinsine ya da daha alt değerde bir şeye adamasıdır. Bu anlamda adamak âdetâ bir kaderdir. Eğer elde etmek istediğiniz bir şey var ve varlığınızı onu elde etmeye vakfetmiş; duygu, düşünce ve eyleminizi onun uğruna teksif etmişseniz, siz o şeyin adağı olmuşsunuzdur. Bu anlamda kendisini bir şeye adamamış insan olmadığını, olmayacağını görürüz.

  Yazının devamını oku »

Yazı kategorisi: H.Z MERYEM, H.Z İSA | » yorum bırak;

Hadis-i Şeriflerde Meryem (a.s.)

Posted by Site - Yönetici Ekim 26, 2007

 

Hadis-i Şeriflerde Meryem (a.s.)

“Zamanındaki dünya kadınlarının hayırlısı İmrân kızı Meryem’dir. Bu ümmetin kadınlarının hayırlısı da Hadîce’dir.” (S. Buhâri Tecrîd-i Sarih Terc. c. 9, s. 167)

İbn Abbâs (r.a.): “…İbrahim’in âilesi ve İmrân’ın âilesi…” (3/Âl-i İmrân, 33) âyeti hakkında: “Onlar, İbrahim’in neslinden, İmran’ın  neslinden, Yâsin’in neslinden ve Muhammed’in neslinden imân eden kimselerdir.” Allah Teâla hazretleri şöyle buyuruyor: “Gerçekten, insanlardan İbrahim’e en yakın olanı her  halde (zamanında) ona tâbi olanlarla şu peygamber ve (şu) imân edenlerdir. Allah da o imân edenlerin yâridir” (3/Âl-i İmrân, 68) demiştir. Bu hadisi Buhârî, muallak (senetsiz) olarak tahric etmiştir (Enbiya, 44) (Kütüb-i Sitte Tercüme ve Şerhi, 3/361)

Açıklama: İbn Abbâs (r.a.)’ın açıklık getirdiği âyet tam olarak şöyledir: “Allah Adem’i, Nuh’u, İbrahim âilesini, İmrân âilesini -birbirinin soyundan olarak- âlemlere tercih etti…” (3/Âl-i İmrân, 33-34). İbn Abbâs (r.a.) burada İlâhî tercihin, bütün İmrân hânedanına şâmil ve âm gibi gözükse de aslında öyle olmadığını, İmran hânedanına mensup olanlardan bâzılarının maksud olduğunu belirtiyor. Bu kanaatine delil olarak bir başka âyet zikrediyor: “Gerçekten, İbrahim’e insanlardan en yakın olanı herhalde (zamanında) ona tâbi olanlarla, şu peygamber ve (şu) iman edenlerdir…” (3/Âl-i İmran, 68) (İ. Canan, Kütüb-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 3/361) 

Yazının devamını oku »

Yazı kategorisi: H.Z MERYEM, H.Z İSA, HADIS-i SERIFLER | » yorum bırak;

Meryem Sûresi

Posted by Site - Yönetici Ekim 26, 2007

Meryem Sûresi

 

Kur’ân-ı Kerim’in on dokuzuncu sûresinin adı, Meryem Sûresidir. Doksan sekiz âyet, dokuz yüz altmış iki kelime ve üç bin sekiz yüz iki harften ibârettir. Fâsılası elif, dal, mim ve nun harfleridir. Mekkî sûrelerden olup, mushaf tertibinde 35. sûre olan Fâtır sûresinden sonra nâzil olmuştur. Elli sekiz ve yetmiş birinci âyetleri Medenîdir. Adını otuz altıncı âyetinde geçen Meryem kelimesinden almıştır.

 

Sûrenin gâyesi, Mekke’de inen diğer sûrelerde olduğu gibi, Yüce Allah’ın kendisine lâyık olmayan şeylerden uzak olduğunu ifâde ederek, tevhid inancını yerleştirmek, öldükten sonra dirilmeyi ve âhirette hesaba çekilmeyi ispat etmektir.

 

Yüce Allah, insanların ve diğer canlıların üreyip çoğalmalarını birtakım biyolojik kanunlara bağlamıştır. Bu kanunlar hiç değişmeden aynen devam edegeldiği için, başka bir şeklin imkânsız olduğunu akla getirebilir. Böyle bir düşünce ise Cenâbı Hakk’ın irâde ve kudretinin de sanki bu kanunlara uymaya mahkûm olduğu kanaatini verebileceği için tevhîd inancına, yani Allah’ın her konuda tek ve eşsiz olduğu gerçeğine ters düşer. Ayrıca öldükten sonra yeniden dirilme ve hesaba çekilme konularında da bazı tereddütleri akla getirebilir. Bu sebeple, hayat ve ölüm konusunda şu dünyada geçerli olan biyolojik kanunlardaki aynîliğin insan aklında doğurabileceği bu ve buna benzer tereddütleri gidermek için yüce Allah, Kur’ân’ın birçok yerinde, ilk insan Hz. Âdem ve Havva’nın, anasız ve babasız olarak topraktan var edildiğini hatırlatmakta ve yok olduğu sanılan bütün insanlar için zamanı gelince bunu tekrar etmenin çok daha kolay olacağını belirtmektedir.

  Yazının devamını oku »

Yazı kategorisi: H.Z MERYEM, H.Z İSA | » yorum bırak;

Hz. Meryem; Hayatı ve Şahsiyeti

Posted by Site - Yönetici Ekim 2, 2007

 

Hz. Meryem; Hayatı ve Şahsiyeti

Hz. Meryem, ulul-azm peygamberlerden biri olan Hz. İsa (a.s.)’nın annesidir. İsrâiloğullarının ileri gelenlerinden ve âlimlerinden biri olan ve Dâvud (a.s.)’un soyundan gelen İmran’ın kızıdır: “Allah iman edenlere namusunu koruyan, İmran’ın kızı Meryem’i de misal gösterir.” (66/Tahrîm, 12). Meryem “dindar kadın” demektir. Erkeklerden sakınan, iffetli anlamında “Betül” adıyla da adlandırılır. İmran’ın hanımı Hanna, kısır bir kadın olup, hiç çocuğu olmamış idi. Bir gün bir ağacın gölgesinde otururken yavrusunu doyurmaya çalışan bir kuş gördüğünde bu olay içindeki çocuk sahibi olma duygusunu alevlendirdi (İbnül-Esir, el-Kâmil fi’t-Tarih, Beyrut 1979, I, 298). Kendisine bir çocuk ihsan etmesi için Allah’a duâ etti ve duâsı kabul edilirse çocuğunu Beytül-Makdis’e hizmetçi olarak adadığını söyledi: “Bir zamanlar İmran’ın karısı şöyle demişti: Rabbim, karnımda taşıdığım çocuğu sadece Sana hizmet etmek üzere adadım. Bunu benden kabul et” (3/Âl-i İmrân, 35). Hanna bu adamayı yaparken çocuğunun bir kız olma ihtimali aklına gelmemişti. Eğer çocuk kız olursa Beytül-Makdis’te hizmette bulunması nasıl mümkün olabilirdi? Kadınların özel durumları buna müsaade etmediği gibi, kurallara göre de bu imkânsız bir şeydi. Bunun içindir ki, Meryem, dünyaya geldiği zaman annesi, Allah Teâlâ’ya şöyle seslenmişti: “… Rabbim! Ben onu kız doğurdum; halbuki Allah onun ne doğurduğunu çok iyi biliyordu. Erkek, kız gibi değildir. Ben onun adını Meryem koydum. Onu ve neslini kovulmuş şeytanın şerrinden sana emânet ediyorum” (3/Âl-i İmran, 30). Babası İmran, Meryem’in doğumundan önce vefat etmişti.

Hanna, çocuğu kundaklayıp Beytül-Makdis’e götürerek, orada görevli bulunanlara teslim etti. Çocuğun gözetilmesi görevini Yahya (a.s.)’nın babası Zekeriyyâ (a.s.) üstüne aldı. Zira onun hanımı, Meryem’in teyzesi veya kardeşi idi (İbnül-Esir, a.g.e., I, 299; Ali Sabûnî, en-Nûbûvve vel-Enbiya, Dımaşk 1985, 201).

Yazının devamını oku »

Yazı kategorisi: H.Z MERYEM | 2 Yorum »

 
Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.

Join 68 other followers