GÖYNEM ( BEYSEHiR )

İLAHİ-KURAN-İSLAM-DİN-HABER-RESİM-VİDEO-TASAVVUF-BELGESEL-DUA-HADiS-TARİH-ŞİİR

‘H.Z İBRAHİM’ Kategorisi için Arşiv

İbrahim Aleyhisselâm’ın Erkek Evlâdı – Çocukları

Posted by Site - Yönetici Ocak 26, 2012

İbrahim Aleyhisselâm’ın Erkek Evlâdı – Çocukları

İbrahim Aleyhisselârrfm sekiz oğlu vardı:
1-İsmail Aleyhisselâm, annesi Kıbtîolan Hz. Hâcer idi.
2-lshâk Aleyhisselâm, annesi Hz. Sâre idi.
Diğer altı oğlunun ise anneleri, Kantûrâ binti Yaktan el-Kel’ânî’dir. Hz. Sârenin vefatından sonra İbrahim Aleyhisselâm onunla evlendi. Ondan altı oğlu doğdu. Onlar:
3-Medyen,
4-Medâyin,
5-Zemrân,
6-Yakşân,
7-Yaşbuk,
8-Nûh’dur. (Bu alti ismi şöyle sıralayanlarda vardır: Medyen. Medâyin, Nehşân, Zemrân, Neşikve Şeyûh)

Kaynak: İsmail Hakkı Bursevi, Rûhu’l-Beyan Tefsiri: 2/87.

Yazı kategorisi: BUNLARI BiLiYORMUYDUNUZ, DiGER KONULAR, DiNi KONULAR, GÜNCEL, GÜNDEM, GENEL, H.Z İBRAHİM, TAVSİYELER, TÜRKİYE, YORUMLAR, YORUMSUZ | » yorum bırak;

İbrahim Aleyhisselâm’ın Tefekkürü Ve Rabbi`ni Arayışı !

Posted by Site - Yönetici Ocak 23, 2012

http://img36.imageshack.us/img36/9392/allahrab.jpg

İbrahim Aleyhisselâm’ın Tefekkürü Ve Rabbi`ni Arayışı !

İbrahim Aleyhisselâm gelişip genç haline geldiğinde, annesine:
-”Benim Rabbim kimdir?” dedi. Annesi:
-”Benim!” dedi. Yine sordu:
-”Senin Rabbin kimdir?” Annesi:
-”Babandır!” dedi. İbrahim Aleyhisselâm yine sordu:
-”Babamın Rabbi kimdir?” Annesi:
-”Nemruddur,” dedi. İbrahim Aleyhisselâm yine sordu:
-”Nemrud’un Rabbi kimdir?” dedi. Annesi, ona:
-”Sus!” dedi. Annesi eve döndü. Kocasına:
-”Görüyor musun? Yeryüzündeki dini değiştireceğini konuştuğumuz çocuk, senin oğlundur,” dedi ve olup bitenleri ona anlattı. Babası Azer hemen kalkıp, mağaraya geldi. İbrahim Aleyhisselâm bu defa ona sordu:
-”Benim Rabbim kimdir?” dedi. Azer:
-”Senin annendir!” dedi. Yine sordu:
-”Annemin Rabbi kimdir?” Azer:
-”Benim!” dedi. İbrahim Aleyhisselâm yine sordu:
-”Senin Rabbin kimdir?” Azer:
-”Nemruddur,” dedi. ibrahim Aleyhisselâm yine sordu:
-”Nemrud’un Rabbi kimdir?” dedi. Azer, onu tokatladı. Yüzüne vurdu. Ve ona:
-”Sus!” dedi
Gece olduğunda, İbrahim Aleyhisselâm mağaranın kapısına geldi. Mağaranın kapısının üzerinde olan kayanın aralıklarından gök yüzüne baktı. Gök yüzünü ve içindeki yıldızları gördü. Yer ve göklerin yaratılışı hakkında tefekkür etti. Ve şöyle dedi:
-”Muhakkak ki, beni yaratan, beni rızıklandıran, bana yediren, bana içiren benim Rabbimdir. Benim ondan başka Rabbim olamaz.” Sonra gökyüzüne baktı orada yıldızları gördü. Ve; Benim Rabbim budur,” dedi. Yıldıza baktı. Gözlerini yıldıza dikti. Uzun süre baktı. Yıldızın yavaş yavaş battığını gördü. Yıldız sönüp battı. Bunun üzerine İbrahim Aleyhisselâm:
Ben batanları sevmem,” dedi. Sonra ayı gördü.
Ay daha parlak ve daha büyüktü. İbrahim Aleyhisselâm: “Benim Rabbim budur,” dedi. Aya baktı. Sabaha
doğru ay da battı.
Ben batanları sevmem,” dedi.   Sonra güneş doğdu. Güneş daha büyük ve daha parlaktı. Bütün yeryüzünü aydınlatıyordu, ibrahim Aleyhisselâm:
Benim Rabbim budur! Bu daha büyüktür,
dedi. Sonra güneşte battı. Güneş için de yıldız ve aya söylediği gibi söyledi:
Ben batanları sevmem.” dedi. Düşündü ve şöyle seslendi:
Ey kavmim! Ben sizin (Allah’a) ortak  koştuğunuz şeylerden uzağım“.

İbrahim Aleyhisselâm’ın Arayışı Hakkında İhtilaf

Âlimler, ibrahim AleyhisselânYm yukarıda geçen sözleri hakkında ihtilaf ettiler, (ibrahim Aleyhisselâm’ın çok az bir süre de olsa yıldız, ay ve güneşe bir aralık “bu benim Rabbimdir,” demesi caiz mi değil mi konusunda ayrılığa düştüler. Bu konuda görüş vardır:)

(Birincisi:) Bâzı âlimler, bu sözleri zahiri manâsına çektiler. Ve dediler ki, ibrahim Aleyhisselâm, bu sözleri söylerken, tevhidi arayan ve irşad olunmak isteyen bir talebeydi. Bütün gördükleri ve konuşmaları üzerine Allah, ona tevhid bulma muvaffakiyetini verdi ve onu irşâd etti. İbrahim Aleyhisselâm’ın delil arama esnasında yıldız, ay ve güneş için: “Bu benim Rabbimdir,” demesi kendisine yani iman ve tevhidine zarar vermez, dediler.

Yine buyurdular: Bu durum yani ibrahim aleyhisselâm, yıldız, ay ve güneş için; “bu benim Rabbimdir,” demesi onun çocukluğu döneminde, üzerinde kalem geçmeden önce kendisinden sadır oldu. Dolayısıyla bu sözleri asla küfür değildir.

(İkincisi:) Diğer âlimler, bu sözlerin (gerçek manâsında kullanılmasını) inkâr ettiler. Ve dediler ki: “ibrahim Aleyhisselâm gibi bir peygamberden bunlara benzer sözlerin meydana gelmesi nasıl tasavvur edilir? Yıldızları görmekle nasıl; “bu benim Rabbimdir” der? Ve böyle bir şeye inanır? Bunlar ebediyyen olmaz! Böyle bir şey asla mümkün değildir, ibrahim Aleyhis-selâm’ın delil arama esnasında yıldız, ay ve güneş için: “Bu benim Rabbimdir,” sözünü tevil ettiler. (Değişik manâlarda yorumladılar.)
Âlimlerin, İbrahim Aleyhisselâm’ın delil arama esnasında yıldız, ay ve güneş için: “Bu benim Rabbimdir,” demesi hakkındaki bu tevilleri, İmâm Muhyi’s-Sünneh hazretleri tefsirinin En’âm sûresinde zikretti.

Kaynak: İsmail Hakkı Bursevi, Rûhu’l-Beyan Tefsiri, Fatih Yayınevi: 2/83-84.
Mealimi Tenzil (Tefsir-i Bağavî) c. 2, s. 91

Yazı kategorisi: DiGER KONULAR, GÜNCEL, GÜNDEM, GENEL, H.Z İBRAHİM, RUHU`L BEYAN TEFSİRİNDEN KISSALAR, YORUMSUZ | » yorum bırak;

İbrahim Aleyhisselâm Süryânice Konuşurdu

Posted by Site - Yönetici Ocak 11, 2012

İbrahim Aleyhisselâm Süryânice Konuşurdu

İbrahim Aleyhisselâm, Süryânice konuşuyordu. İsmail Aleyhis¬selâm Arabça konuşuyordu. Birbirlerini anlıyorlardi. Kelimeleri birbirlerine karıştırmıyorlardı.

Kureyşin Kâbeyi bina etmesi.
Kureyş’in Kabe’yi bina etmeleri çok meşhurdur ve orada zikredilen yılan haberi çok yaygındır. (Bilindiği üzere, yüzyıllardan beri devamlı yağmur ve sel sularına karşı koyan Kâbenin duvarları iyice yıpranmış ve yıkılmaya yüz tutmuştu. Bir kadının sıçrattığı bir kıvılcım yüzünden Kâbenin örtüsü ve kapısı yanmıştı. Kabe’yi harabe halden kurtarmak isteyen) Kureyşliler, Kabe’yi yıkıp yerine yeniden bina etmek istiyorlardı. Kureyşliler toplandılar. Kâbeyi yıkmak için yaklaştıklarında yılan onlara mâni oldu. Kureyşliler, Kâbeyi, tamir etmek için yıkamadılar. Bunun üzerine bütün Kureyşliler, toplandılar. Yüksek sesle Allah’a seslendiler:
-”Biz kötülük yapmak istemiyoruz. Biz senin beytini (harabe halden kurtarıp onu eskisi gibi) şerefli bir hale getirmek ve senin beytini süslemek istiyoruz. Eğer sen buna râzî isen. bu yılanı buradan defet. Yok eğer sen buna razı değilsen beytin istediğin halde kalsın,” dediler. Gökte kanat çarpan bir kuşun kanat seslerini işittiler. Büyük bir kuşun kanatlarının sesiydi. Akbaba’dan daha büyük bir kuştu. Sırtı siyah, karnı ve ayakları beyazdı. Kuş gelip pençesini yılanın kafasına attı. Sonra yılanı ta uzunca olan kuyruğu görünesiye kadar Kabe’den çekti. Sonra onu alıp, Ecyâd dağına götürdü.  Bunun  üzerine,  Kureyşliler,  Kabe’yi yıktılar. Kureyşliler, vadilerden omuzlarında taşlar çekerek, Kâbeyi bina ettiler. Ve böylece Kâbeyi yirmi zira kadar yüksekliğe çıkarttılar.

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi, Rûhu’l-Beyan Tefsiri, Fatih Yayınevi: 2/58.

Yazı kategorisi: DiGER KONULAR, GÜNCEL, GENEL, H.Z İBRAHİM, RUHU`L BEYAN TEFSİRİNDEN KISSALAR, YORUMSUZ | » yorum bırak;

İSMAİL ve İSHAK ALEYHİSSELAM

Posted by Site - Yönetici Aralık 30, 2009

İSMAİL ve İSHAK ALEYHİSSELAM

İSMAİL ve İSHAK ALEYHİSSELAM

İSMAİL ve İSHAK ALEYHİSSELAM

Hz. İbrahim (a.s)’ın hanımı sare’nin hiç çocugu olmamıştı.Hz Sare bundan dolayı Hacer adındaki cariyesini kocasına bagışladı. Ondan Hz İsmail Aleyhisselam dogdu.

Bu sefer Sare çok üzülüp kederlendi.Cenab-ı Hakk da ona merhamet ve inayet etti.İhtiyarlık çagında,Hz İshak Aleyhisselamı dünyaya getirdi.

Sonra  da Hacer ile oglu İsmail’i kıskandı ve kocası İbrahim Aleyhisselam’a  ‘’ Bu diyardan ırak olsunlar ! ‘’ diye ayak diredi.Hz İbrahim Aleyhisselam çaresiz kaldı. Bunun üzerine Hacer ile İsmail’i aldı ; Mekke’ye götürüp orada bıraktı. Cürhüm kabileleri o vakit Mekke civarındaydılar. Hz İsmail Aleyhisselam onlara yakınlık kurdu ve onlardan kız aldı. On iki çocugu oldu.Bu münasebetle cürhüm kabilelerinden bazıları gelip Mekke’ye yerleşmişlerdir.

Ondan sonra Cenab-ı Hakk’ın emriyle Hz İbrahim Aleyhisselam Mekke’ye gitti ve Hz İsmail Aleyhisselam ile birlikte Ka’be-i Şerif’i yeniden bina ettiler.

İsmail Aleyhisselam, Yemen kabilelerine ve Amalika’ya Peygamber gönderildi. O vakit Amalika kabileleri Arap yarımadasının Şam tarafında otururlardı.

Sonra Hz.İsmail’in ogulları ve torunları çogaldı ve etrafa yayıldı.Nereye vardılarsa galip oldular ve Amalika’yı o topraklardan sürüp çıkardılar.

Hz.İbrahim Aleyhisselam vefat edince yerine Hz.İshak Aleyhisselam geçti. Onun iki oglu oldu.Bunların biri Ays,digeri Ya’kub idi.

Ays amcası İsmail Aleyhisselam’ın kızı ile evlendi ve ondan çok çocugu oldu.Onlar da çogaldılar ve Dimeşk ( Şam ) tarafına sahip oldular.

Hz.Ya’kub Aleyhisselam ise babası H.z İshak Aleyhisselam’ın vefatından sonra Peygamber oldu. Atasının yurdu olan Ken’an ilinde kaldı. Onun da o diyarda çocuk ve torunları çogaldı.

Hz Ya’kub Aleyhisselamı’ın lakabı İsrail idi.Onun için ogullarına ve torunlarına Beni İsrail ( İsrail ogulları ) denir.

Kaynak : Fazilet takvimi 28 Aralık 2009


Yazı kategorisi: DiGER KONULAR, DiNi KONULAR, GÜNCEL, GÜNDEM, GENEL, H.Z İBRAHİM, H.Z İSMAİL, YORUMLAR, YORUMSUZ | Etiketler: | 3 Yorum »

HAZRETİ İBRAHİM’İN OĞLU İSMAİL’İ KURBAN EDİŞİ

Posted by Site - Yönetici Kasım 15, 2009

 

HAZRETİ İBRAHİM’İN OĞLU İSMAİL’İ KURBAN EDİŞİ

HAZRETİ İBRAHİM’İN OĞLU İSMAİL’İ KURBAN EDİŞİ

HAZRETİ İBRAHİM’İN OĞLU İSMAİL’İ KURBAN EDİŞİ

Bu kıssa Kuranı Kerimde Sâffat sûresinde zikredilmiştir. Şöyle ki:

Allâh’ü Teala İbrahim Aleyhisselâm’ı Nemrud’un ateşinden kurtardıktan ve O da Babil’den Şam’a hicret etmeye niyet ettikten sonra şöyle dedi: Ben Rabbime gidiyorum. Yani, Rabbimin bana emrettiği yere, Şam’a gidiyorum. Bu ayet hicrette asıldır ve ilk hicret eden de İbrahim Aleyhisselâm’dır. O, beni yoluna iletir.İbrahim Aleyhisselâm Şam’a ulaştığı zaman mahlukatın rabbine dua etti ve şöyle dedi.Ey Rabbim! Bana Salihlerden (bir oğul) ihsan et.Biz de ona yumuşak huylu bir oğul müjdeledik. Biz de ona bir oğul hibe ettik. Gelişip büyüdü. Oğlu, (İbrahim’in) yanında koşacak çağa gelince; Yani büyüyüp onunla birlikte ihtiyaçları ve menfaatleri için koşturacak duruma gelince.Ey oğlum! Ben seni rüyamda boğazladığımı görmekteyim. Yani Allah için kurban ettiğimi görmekteyim.Artık bak, bu konuda ne düşünürsün? dedi. Çocuk da; “Babacığım! Sana ne emredildiyse yap. İnşallah beni (Allâh’ü Teâlâ’nın bu imtihanına) sabredenlerden bulacaksın” dedi. Vakta ki onlar Allah’ın emrine boyun eğerek teslim oldular.

İbrahim Aleyhisselâm oğlunu alnı üzerine yatırdı. Hadise Mina’da vuku bulmuştur. Bıçağı boğazına sürdü. Ama bıçak, kudreti ilâhiyyeden bir mani sebebiyle hiç kesmedi.Biz de ona şöyle seslendik. Ey İbrahim! Gerçekten sen rüyana (emredileni yerine getirmeye azmetmek suretiyle) sadakat gösterdin. Bu sana yeter. Şüphe yok ki Biz emre imtisal etmekle nefislerine iyi davrananları böyle mükafatlandırırız. Muhakkak ki bu, açık bir imtihandı. Ve ona (boğazlamak ve emredilen işi yerine getirmek üzere) büyük bir koçu çocuğun yerine fidye verdik. (Sâffat-99-107)

Bu kurbanlık, Habil’in takdim edip de kendisinden kabul edilen koç idi ve Cebrail Aleyhisselâm Cennetten getirmişti. İbrahim Aleyhisselâm tekbir getirerek onu kesti. (Ruhul Beyan ve Celaleyn)

 KISSANIN TAFSİLİ

Vakta ki İbrahim Aleyhisselâm Allah’ü Teâlâ’dan kendisine salih bir evlat vermesini istedi. Cebrail Aleyhisselâm geldi ve bir oğlan çocuğu olacağını müjdeledi. İbrahim Aleyhisselâm da aşırı sevincinden, onu, Allah rızası için kurban edeceğini nezretti. Sonra İsmail Aleyhisselâm dünyaya geldi. Yedi veya on üç yaşına geldiğinde Halil-İbrahim Aleyhisselâm Celil olan Rabbinin emriyle Hazreti İsmail’in de yardımı ile Kabe’yi bina etti. Kabe’nin inşaası bitince Beyt-i Şerifi haccetti. Hac vazifelerini bitirdikten sonra Zilhiccenin sekizinci gecesi rüyasında:

Rabbin sana şu çocuğu kurban etmeni emrediyor” denildiğini gördü.Sabahleyin tefekkür etti. “Allah’tan mı, yoksa şeytandan mı? diye iyiden iyiye düşündü. Bu güne “Tevriye günü” denildi. Sabahleyin koyunlarının en iyilerinden yüz tane seçti ve onları kurban etti. Bir ateş geldi, onları yok etti. İbrahim Aleyhisselâm da bunların kafi olduğunu zannetti.İkinci gece (dokuzuncu gece) aynı rüyayı tekrar gördü. Bunun Allah’tan olduğunu anladı. Onun için dokuzuncu güne “Arefe” adı verildi. Bu sefer develerinden yüz tanesini seçti ve onları da kurban etti.Üçüncü gece (kurban bayramı gecesi) tekrar aynı rüyayı gördü ve;“İlâhi, benim kurbanım nedir?” dedi. Cenab-ı Hak:“Sevgide bana ortak ettiğin oğlundur,” buyurdu. İbrahim Aleyhisselâm istiğfar ederek uyandı. Oğlunu kesmeye karar verdi. Zilhiccenin onuncu günü olan bu gün “Nahr” kurban kesme günü diye isimlendirildi.

Hazreti İbrahim oğluna şefkat eder vaziyette İsmail Aleyhisselâm’ın annesi Hacer validemizin yanına geldi, dedi ki: “Başını yıka, koku ve yağ sür, en güzel elbiselerini giydir. Onunla koyun gütmeye gitmek istiyorum.”

İbrahim Aleyhisselâm yola çıkarken yanına ip ve bıçak aldı. Kesilecek yere yöneldiklerinde Şeytan İbrahim Aleyhisselâm’ın yanına geldi. Gönlüne fitne ve fesat sokmak istiyordu. Dedi ki:“Bu işte acele etme. Belki Allah bu kesim işinden sizi muaf tutar. Çocuğun boyunu,endamını, sîret ve suretinin güzelliğini görmüyor musun?” İbrahim Aleyhisselâm:“Bu bana Rabbimin emridir. Bu hayırlı bir iştir. Hayırlı iş geciktirilmez,” dedi. Hazreti İbrahim’den ümidini kesen Şeytan İsmail Aleyhisselâm’ın yanına geldi, şöyle dedi: “Sen sevinip duruyorsun. Ama babanın yanında bıçak var. Rabbinin emrettiği zannıyla seni kesmek istiyor.” İsmail Aleyhisselâm şeytana şöyle cevap verdi:“Peygamberlerin vahyinde yalan olmaz. Eğer böyle yapmak isterse dinler ve itaat ederim.” Şeytan başka sözler de söylemek istediğinde İsmail Aleyhisselâm eline taş aldı ve ona attı. Sol gözünü kör etti. Şeytan Aleyhillane eli boş ve üzüntülü olarak oradan kaçtı.Onun içindir ki Hazreti Allah, şeytanı kovmak için taşları atmayı (hacılara şeytan taşlamayı) vacib kıldı.Melun, bundan sonra Hacer validemizin yanına geldi. Çeşitli şekillerde gönlüne vesvese vermek istedi. Onu aldatmaya da muvaffak olamadı. Hayret içinde kaldı ve perişan oldu. Vakta ki Mina’daki kesim yerine ulaştılar. İbrahim Aleyhisselâm oğlunu imtihan için şöyle dedi: “Oğulcağızım! Rüyada seni kesiyor görüyorum. Sen buna ne dersin, nasıl bir reyde bulunursun?” İsmail Aleyhisselâm:

Babacığım! Emr olunduğun şeyi işle, İnşaallah beni sabredenlerden bulursun,” dedi.Kesmeye azmettiğinde İsmail Aleyhisselâm dedi ki:

Babacığım, ellerimi bağla ki hareket etmeyeyim. Yüzümü yere doğru getir ki bana bakıp da merhamete gelmeyesin. Gömleğimi de anneme götür de ona hatıra olsun. Ayrıca ona benden selam söyle ve “Allah’ın emrine sabret” de.” 

Sonra kesilmek üzere yatırılan koyun gibi, oğlunu sağ yanı üzerine yatırdı. Ellerini bağladı. Hazreti İsmail kendi kendine düşündü. Dedi ki:

El ve ayaklarımı çöz babacığım. Ta ki Allâh’ü Teâlâ’nın emrini zorla yaptığımız zannedilmesin. Bıçağı da boğazımın üzerine süratle çekmek için koy ki, melekler Allah’ın emrine itaatkar olduğumu bilsin.”

 Sevgilinin eliyle bana zehir sunulsaydı,

Bu zehir onun elinden iyi gelirdi.

Hazreti İsmail elleri ve ayaklarını bağlanmamış vaziyette uzatıverdi. Yüzünü de yere doğru çevirdi. İbrahim Aleyhisselâm bıçağı onun boğazına koydu ve bütün kuvvetiyle çekti.

O anda Hazreti Allah meleklerin gözlerinden perdeyi kaldırdı. Bir de ne görsünler, İbrahim Aleyhisselâm oğlu İsmail’i kurban ediyor. Bu manzarayı görünce hemen secdeye vardılar.

Allâh’ü Teâlâ meleklere buyurdu ki: “Dostum İbrahim’e bakın, benim rızamı kazanmak ve emrimi yerine getirmek için oğlunun boynuna bıçağı nasıl sürüyor ? Halbuki siz:

Yeryüzünde fesat çıkaracak, kan dökecek bir kavim mi yaratacaksın? Halbuki biz sana hamd etmek suretiyle tesbih ve takdis ediyoruz,” (Bakara-30) demiştiniz.

 

Rivayete göre;

Hazreti İbrahim bıçağı her çekişinde bıçak tersine, sırtı üstüne döndü ve Allah’ın izniyle kesmedi. İsmail Aleyhisselâm şöyle haykırdı:

Babacığım! Bana olan sevginin şiddetinden dolayı, korktuğum başına geldi. Elinin kuvveti gitti, kesmeye gücün yetmiyor. Babacığım, bıçağını tekrar bile.”

Hazreti İbrahim kayaya dayandı. Bıçağını tekrar biledi. Bıçak sanki bir ateş parçası gibi oldu. Sonra tekrar sürdü. Allah’ın izniyle yine kesmedi. Oğlu:

Sana ne oluyor da tembel davranıyorsun?” dedi.

Bunun üzerine İbrahim Aleyhisselâm öfkelendi ve bıçağı bir taşa vurdu. Taş iki parçaya ayrildi,

Çok acaib bir iş yaptın. Taşı kesiyor, ama et parçasını kesmiyorsun” dedi. Bıçak onun öfkesinden koktu. Allâh’ü Teâlâ’nın kudretiyle konuştu ve şöyle dedi:

Ya İbrahim! Sen “kes” diyorsun, alemlerin İlâhı ise “kesme diyor.” Kendisine şöyle nida edildi:

Ey İbrahim! Gerçekten sen rüyana sadakat gösterdin.”

O anda Allâh’ü Teâlâ Cebrail Aleyhisselâm’a şöyle emretti.

Cennete gir, boynuzlu, alaca bir koç al, İbrahim’e götür ve benim tarafımdan ona de ki:

“Oğlunu sana hibe ettim. Oğlunun yerine şu dağdan inip gelen koçu kurban et.”

Cebrail Aleyhisselâm Cennete girip de koçun boynundan tutuğu vakit bunu görenler İsmail Aleyhisselâm’ın Rabbi yanındaki kerametine, kadrü kıymetine hayret ettiler. Bunun

üzerine Hazreti Allah şöyle buyurdu:

İzzetim ve celalim hakkı için, bütün melekler boyunlarını İsmail’e fidye olarak koysalardı yine de onun “babacığım, sana ne emredildiyse yap, inşallah beni sabredenlerden bulacaksın” sözüne mükafat olamazdı.”

Cebrail Aleyhisselâm dünya semasına geldiğinde Hazreti İbrahim’i, oğlunu kesmek için aceleyle bıçağı boynuna çekerken gördü.

Allâh’ü Ekber,” diye tekbir aldı. İbrahim Aleyhisselâm da başını dağa doğru kaldırdığı zaman Mina’ya yakın olan dağdan boynuzlu, alaca bir koçun aşağı doğru yavaş yavaş indiğini gördü. Bunun Allah’tan bir müjde olduğunu anladı ve “Lâ İlâhe illallâhü vallâhü ekber,” dedi. Hamd ve şükür makamında bulunan İsmail Aleyhisselâm da:

Allâh’ü Ekber ve lillâhil hamd,” diye hamd etti. Cebrail Aleyhisselâm Hazreti İbrahim’e:

Şu kurbanlık, oğlun için bir fidyedir, onu değil, bunu kes,” dedi. İbrahim Aleyhisselâm koçu alıp getirmesi için oğlunu gönderdi. Koç kaçtı. Hazreti İsmail takip etti, “birinci cemre” denilen yere kadar çıktı. İsmail Aleyhisselâm yedi adet taş attı ve oradan çevirdi. Koç “ikinci cemre” ye geldi. Orada da yedi taş attı ve çıkardı. Hazreti İbrahim koçu tuttu ve kesti.

Koçun kaçmasının faydası, kurban kesim yerinin izhar edilmesi idi. Bu da Mina mevki idi. Taşların atılması sünnet, teşrik tekbiri vacip olarak kaldı

 

Tefciruttesnim

Yazı kategorisi: BUNLARI BiLiYORMUYDUNUZ, DiGER KONULAR, DiNi KONULAR, GÜNCEL, GÜNDEM, GENEL, H.Z İBRAHİM, H.Z İSMAİL, TAVSİYELER, YORUMLAR, YORUMSUZ | Etiketler: | 2 Yorum »

Gül, Bülbül ve İbrahim aleyhisselâm

Posted by Site - Yönetici Mart 2, 2008

Gül, Bülbül ve İbrahim aleyhisselâm

“Bülbülün seherdeki çığlıklarını duymadan asla açılmayan bir gülün sadakati mi büyük; yoksa şakımak için gül mevsiminin gelmesini bekleyen bülbül mü, ayırdedemedim. Kokusunu sevgililer sevgilisinin [iki cihan güneşi sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) Efendimiz'in] terinden alan gül mü daha büyük aşık; yoksa gülün uğrunda can veren bülbül mü; bilemedim” diyor bir yazarımız.

Divan şairimiz Bâki de bir beytinde şöyle diyor:

“Gül gülse dâim ağlasa bülbül acep degül
Zira kimine ağla demişler kimine gül”

Yahya Efendi ise,

“Gül dahî bâğa gelmeden pür–şûr gördüm bülbülü
Pîrâhen-i Yûsuf gibi benzer ki almış bûyunu”
diyor ki, şu demek:

Gül henüz bahçeye teşrif etmeden, bülbül şakımaya başlamıştı… Anladım ki; Ken‘ân diyârındaki Hz. Yâkub‘un, Mısır‘da bulunan oğlu Yûsuf’tan kendisine getirilecek olan gömleğin kokusunu aldığı gibi, o da gülün kokusunu almıştı.”

Bir başka şairimiz de şöyle der:

“Gül ile bülbülü sordum, o gonca güldü dedi:
Benim gibi sana gül yok, senin gibi hezâr
(*) bana”

(*) “Hezâr” kelimesi, “bülbül” demek olduğu gibi, “binlerce” mânâsına da gelmektedir.
***

BÜLBÜLÜN GÜLE MUHABBETİ NE ZAMAN BAŞLADI?

Hz. İbrahim’in, Nemrud tarafından ateşe atıldığını, ehlî ve vahşî hayvanlar dahi, Allâh Teala’nın ihsan ettiği bir his ile idrak etmiş oldukları için, onlar da ağlamakta, feryad etmektedirler.
İşte bülbül ağlıyor… ve ortasının gülistan oluşundan bî-haber, etrafı hâlâ kor ve alev halindeki büyük ateşe doğru koşuyor. Cenab-ı Hak Cebrail’e (a.s.) emrediyor:

- Ey Cebrail koş, Nemrud’un ateşine doğru uçan bülbülü tut, ne istiyor, sor.

Cibrîl yetişiyor, ateşe varmak üzere olan bülbülü tutuyor ve soruyor:

- Küçük kuş, burada işin ne? Bülbül ağlayarak cevap veriyor:

- Allah’ın Halîl’ini (dostunu) ateşe attılar; madem ki ben onu kurtarmaya kadir değilim, bari ben de onunla beraber yanayım, diyorum.

Cebrail aleyhisselam bülbüle:

- Gel, diyor ve İlahî tecelliyi ona gösteriyorBülbül şimdi ne yapsın?.. Feryadı dinmiştir. Sevincinden mesttir. Dili tutulmuştur. Kıyamete kadar böyle kalabilir. Cenab-ı Hak Cibrîl‘e yine emir veriyor:

- Bülbüle söyle: Benden ne dilerse, şimdi dilesin.

- İste bülbül, Rabbinden, ne isteyeceksen iste!..

Bülbül dile geliyor:

- Ben, diyor, kendimi bildim bileli, Rabbimin zikri ile meşgulüm. İşittim ki, Rabbimin bin bir güzel ismi varmış; ama ben, sadece yüz birini biliyorum. Diğer dokuz yüzünü de öğrenmek isterim.

Bülbülün dileği, derhal kabul edilmiş, bilmediği Esmâ-i Hüsnâyı da hemen öğrenivermiştir… Ve şimdi bülbülün vazifesi var: Cibrîl bülbülü alıyor; nârın, nûr olduğu yere, Hazret-i İbrâhim‘in bulunduğu gülistana koyuyor ve ona ırmağın kenarındaki gül ağacını göstererek;

- Bülbül, diyor, senin yerin burası.

Bülbül, güle konmuştur. Ötüyor… ötüyor… ötüyor…
***

İşte bülbülün güle muhabbeti böyle başlar.

Şimdi o, her seher vakti konacak bir gül dalı bulur, öter, öter, öter… Baygın düşünceye kadar…

Bülbülün seher vaktindeki bu hali, gafiller uyurken, uyanık aşıklarla beraber, binbir Esmâ-i Hüsnâ‘yı zikredişidir.

Eğer siz; seher vakti, bülbül ile beraber uyanmış da secdede iseniz, onun sizi zikirde geçmeğe çalıştığını duyarsınız.

Yok, eğer o sizden daha evvel uyanmış, pencerenizin önündeki güle konmuş ötüyor da; siz onun nağmeleriyle uyandı iseniz, biliniz ki o, sizin kalbinizdeki gaflet külünü eşelemekte, oraya kendisinin küçücük kalbindeki büyük aşk ateşinden bir kıvılcım sıçratarak, ruhunuzu tutuşturmak istemektedir.

Yazı kategorisi: BUNLARI BiLiYORMUYDUNUZ, DiGER KONULAR, DiNi KONULAR, GÜNCEL, GÜNDEM, GENEL, H.Z İBRAHİM, TAVSİYELER, TÜRKİYE, YORUMLAR, YORUMSUZ, İLGİNÇ | 3 Yorum »

Hazret-i İbrahim ve Kurban

Posted by Site - Yönetici Aralık 8, 2007

Hazret-i İbrahim ve Kurban

Sual: Hazret-i İbrahim, niçin oğlunu kurban etmek istedi?
CEVAP
İbrahim aleyhisselam, Allahü teâlâ bir oğul verirse, onu Allah için kurban edeceğini söyledi. Dileği hasıl olunca, sözünü yerine getirmesi rüyada bildirildi.

Hazret-i İbrahim, sözünde durup oğlunu kurban etmek istedi. Cenab-ı Hak, (İbrahim, gerçekten rüyasına sadakat gösterdi. Elbette bu açık bir imtihandı. Oğluna karşılık ona büyük bir kurbanlık koç fidye verdik. İhsan sahiplerini böyle mükafatlandırırız) buyurdu.

Hazret-i İbrahim, Nemrud tarafından ateşe atıldığında canı ile,
Hazret-i İsmaili kurban etmesi emredildiğinde evladı ile,
ovaları kaplayan bütün sürülerini bağışlamakla da malı ile imtihan edildi. Üç imtihanı da kazandı. Kur’an-ı kerimde,
(Sözünün eri İbrahim) diye övüldü. (Necm 37)

Böyle sözünde durmak büyük fazilettir. Kur’an-ı kerimde, sözünde duranlar övülmektedir:
(Müminler içinde Allah`a verdiği sözde duran nice erler var.) [Ahzab 23]
(Elbette İbrahim, sadık bir Peygamberdi.) [Meryem 41]
(İsmail, sözünde sadık resul bir Peygamberdi.) [Meryem 54]

Hadis-i şerifte ise buyuruldu ki:
(Doğruluk iyiliğe, iyilik Cennete götürür. İnsan doğruluk ile Allah indinde, sıddıklardan yazılır.) [Müslim]

Hazret-i İbrahim, Cenab-ı Hakkın gönderdiği koçu kurban etti. Peygamber efendimiz, Eshab-ı kirama, (Kurban kesmek, babanız İbrahim`in sünnetidir) buyurdu. (Hakim)

Dinen zengin sayılmayan kimsenin, borcu yoksa, gücü de yeterse, kurban kesmesi çok iyi olur. Hadis-i şerifte, (Bayramda kurban kesmekten daha faziletli bir amel yoktur. Ancak sıla-i rahm bundan müstesnadır) buyuruldu. (Taberani)

Hazret-i İsmail ve kurban

İbrahim aleyhisselam, oğlu Hazret-i İsmail`in endamındaki cemal ve kemalini görünce, babalık sevgisi ile oğluna karşı muhabbet uyanır. Bu huzur ve rahatlık içinde uyur. Rüyada, oğlu Hazret-i İsmail`i kurban ederken görür. Hanımı Hazret-i Hacer`in yanına gider.
- Ey Hacer, gözümün nuru oğlum İsmail`e en iyi elbisesini giydir, saçını tara, onu bir dostun ziyaretine götüreceğim, bir bıçak ve ip de getir.
- Bıçak ve iple bu nasıl misafirliğe gidiş?
- Belki Allahü teâlâ bize bir koyun verir.

İblis, bunu duyunca, bana iş düştü diyerek Hazret-i Hacer`in yanına gelir.
- Ey Hacer, İbrahim, İsmail`i nereye götürdü?
- Ziyarete.
- Hayır, kurban etmeye…
- Nasıl olur? Bir baba, oğlunu kurban eder mi?
- Ama (Rabbim emretti) diyor.
- Eğer Allahü teâlâ emretmişse, Ona bin can feda olsun.

İblis, bu sefer Hazret-i İbrahim`e gidip der ki:
- Oğlunu nereye götürüyorsun?
- Ziyarete.
- Hayır kurban edeceksin, o rüya şeytanidir.
- Hayır, gördüğüm rüya Rahmani idi.
- Oğlunu kesmene gönlün razı mı?
- Ey melun, şunu yakînen bil ki, dünyadaki herkes benim evladım olsa ve Rabbim hepsini kurban etmemi emretse, hepsini kurban ederim.

Şeytan, Hazret-i İbrahim`den ümidini kesip, Hazret-i İsmail`in yanına gelir:
- Ey İsmail, nereye böyle?
- Ziyarete.
- Hayır baban, seni kesecek.
- Beni niçin kesecek?
- (Rabbim emretti) diyor.
- Eğer Allahü teâlâ emretmişse, bin canım dosta feda olsun.

İblisin vesvesesi bitmeyince Hazret-i İsmail, babasına der ki:
- Bu beni rahatsız ediyor.
- Ona taş at, uzaklaşsın.

Taş atıp Mina`ya geldiklerinde, Hazret-i İbrahim oğluna der ki:
- Canım yavrum, başımızda bela var. Bilemiyorum niçin had cezasına müstahak oldun?
- Babacığım, bu sözden kan kokusu geliyor.
- Oğlum, rüyada, seni boğazladığımı görüyorum. Ne dersin? (Saffat 102)
- İnsan, sitem kamçısını yemedikçe kımıldamaz. Babacığım, sana ne emrediliyorsa yap, inşaallah beni sabredicilerden bulacaksın. Başımı vermek benim için bir an sürer. Ama kendi elinle oğlunu kurban etmek, gönlüne zor ve ağır gelebilir. Üç arzum var:

Birincisi: Ellerimi ve ayaklarımı sıkı bağla!
- Yavrucuğum, dosta giderken ağlayıp, feryat edilmez.
- Belki hançerem [gırtlağım] hançerine dayanamaz, elimi, ayağımı oynatır da seni üzerim.

İkincisi: Beni yüzü koyun yatır, yüzümü görme, ben de yüzünü görmeyeyim ki, belki coşarım da, senin babalık sevgin harekete gelir, ikimiz de, emri yerine getirmekte kusur ederiz.

Üçüncüsü: Annem beni göremeyince dayanamaz, onu teselli et ve iyilikte bulun.

Melekler de ağlamıştı

Hazret-i İsmail ağlarken melekler de ağlar. Babası, bıçağı boğazı üzerine koyunca, oğlu güler.
- Yavrucuğum, bu halde iken niçin gülüyorsun?
- Gördüm ki bıçakta Besmele yazılı, dostun ismi yazılı olan bıçak, nasıl keser?

Hazret-i İbrahim, olanca kuvveti ile bıçağı çakar, bıçağın ağzı döner ve kesmez. Kızıp, bıçağı yere çalar. Bıçak Allahü teâlânın emriyle dile gelip der ki:
- Bana niçin kızıyorsun? Sana kes diye emreden, bana da kesme diye emrediyor.
O zaman şu lütuf nidası erişti:
(Ey İbrahim, gerçekten rüyana sadakat gösterdin. Güzel amel işleyeni işte böyle mükafatlandırırız. Bu açık bir imtihandı. Oğluna karşılık ona büyük bir kurbanlık koç fidye verdik)

Hazret-i İbrahim, gökten inen koçu yakalayınca, oğlunun bağlarının çözüldüğünü görür.
- Yavrucuğum, bağlarını kim çözdü?
- Beni ölümden kurtaran dost, bağlarımı çözdü.
- Ey oğlum, şimdi dua et, ne istersen Allahü teâlâ kabul eder.

Hazret-i İsmail şöyle dua etti:
(Ya Rabbi, Kıyamette, mümin olan herkesi mağfiret eyle!)
(Bütün müminleri mağfiret ettim ve bağışladım) müjdesi geldi. (R. Nasıhin)

Yazı kategorisi: H.Z İBRAHİM, KURBAN | » yorum bırak;

H.z İbrahim`in BABASININ ADI

Posted by Site - Yönetici Kasım 25, 2007

HZ.İBRAHİM PEYGAMBERİN ATEŞE ATILDIĞI TAŞ SÜTUNLAR

HZ.İBRAHİM PEYGAMBERİN ATEŞE ATILDIĞI TAŞ SÜTUNLAR

BABASININ ADI

İbrahim aleyhisselamın hayatı, insanlık tarihinin özeti gibidir. Bu bölümümüzde klasik bilgiler vermeyeceğiz. Mevcut kaynaklara yeni kaynaklar ekleyerek ufkunuzu biraz daha açmaya gayret edeceğiz. Buradaki asıl maksadımız yıllardan beridir, belki bile bile tekrarlanan bir yanlışın tasfiyesi olacaktır. O da İbrahim aleyhisselamın babasının putperest olduğu yanlışıdır. Bu yanlış, ilhamlarını doğrudan doğruya Kur’ân’dan aldıklarını iddia edenlerce, Kur’ân-ı Kerîm’de geçen baba kelimesine verilen yanlış manadan kaynaklanmaktadır. Hıristiyanlar İncil’de geçen baba kelimesine yanlış mana vererek sapıttılar. Müslümanlar aynı imtihanla karşı karşıyalar. Ancak müslümanlar hıristiyanlardan çok daha şanslılar. Zira onların sinesinden bir Abdullah b. Abbâs, gibi müfessirler, İmâm-ı A’zâm gibi fakihler, İmâm-ı Rabbânî gibi müceddidler çıkmamıştır. Bu zirveler, Kur’ân-ı Kerîm’den nasıl nasıl hüküm çıkarılacağını bize öğretmeselerdi İbrahim aleyhisselama ve hatta Efendimiz Muhammed aleyhisselama yakışmayacak isnad kapılarında dolaşıyor olacaktık.

İbrahim aleyhisselamın babasının ismi Kur’ân-ı Kerîm’de Âzer olarak geçmektedir. Yine ayet-i Kerîmelerde Âzer’in putperest olduğu bildirilmektedir. Fakat bir başka ayet-i Kerîmede Efendimize hitaben; “Allahü teala seni ayağa kalktığında ve secde edenlerin içinde dolaştığını görüyor.” buyurmaktadır. Eshab-ı kiramdan Hazret-i Abdullah b. Abbâs, ayetin geniş anlamını; “Efendimizin soyu, ilk insan Âdem aleyhisselama kadar hep secde eden, asla putlara tapınmayan babalardan meydana gelmiştir.” şeklinde vermiştir. İbrahim aleyhisselam, Efendimizin dedelerinden biridir. Dolayısı ile babasının da muvahhid olması, asla putlara tapınmamış olması gerekmektedir. Bu ayeti tefsir mahiyetinde buyurulan hadis-i şeriflerde de şöyle buyurulmaktadır; “Her asırda, her zamanda yaşayan insanların en iyilerinden, seçilmişlerden dünyaya geldim.” (Sahih-i Buhari), “Benim dedelerimin hepsi, en iyi insanlardır.” (Tirmizi), “Benim dedelerimin hiç birisi zina yapmadı. Allahü Teala beni temiz ve iyi babalardan, analardan getirdi. Dedelerimden birinin iki oğlu olsaydı, ben bunların en hayırlısında, en iyisinde bulunurdum.” (Mevahib-i Ledüniyye) Yukarıda belirttiğimiz iki ayet-i Kerîme ilk bakışta birbirine zıt manalı gibi görünmektedir. Ayet-i Kerîmeleri yanlış anlamaktan bizi kurtaran diğer ayet-i Kerîmeler ve hadis-i şerifler olmaktadır.

Kur’ân-ı Kerîm’de meallerini aşağıda vereceğimiz ayet-i Kerîmelerde, İbrahim aleyhisselamın babasının putperest Âzer olmadığını, ayette geçen baba kelimesinin ne maksatla kullanıldığını izah etmektedir. Burada bir parantez açarak Kur’ân-ı Kerîm’le ilgili teknik bir bilgi verelim isterseniz.

Ayet-i Kerîmeler muhkem/manası açık ve müteşabih/manası kapalı olmak üzere iki türlüdür. Müteşabih ayetlere görülen, anlaşılan, meşhur olan manalar verilemez. Verilirse Kur’ân-ı Kerîm’in çizdiği ilahi sınırdan çıkılmış olur. Bu sebeple böyle ayetler te’vil edilir. Mesela; “Allah’ın eli, onların üzerindedir.” ayetinde geçen “el” kelimesine bildiğimiz mana verilirse Allahü teala insana benzetilmiş olur. İslam akaidine/inancına göre Allahü teala hiçbir şeye benzemez ve hayal sınırlarının da dışındadır. İslam alimleri buradaki el kelimesine “kudret, güç” manasını vermişlerdir. İbrahim aleyhisselamın babası Âzer’den bahseden ayet-i Kerîmede geçen ebihi/babası kelimesi, arap dili kaidelerine göre atf-ı beyandır. Mesela bir kimsenin iki ismi olup, bu iki isim birlikte söylendiği zaman, birinin meşhur olmadığı, diğerinin meşhur olduğu anlaşılır ki, buna “atf-ı beyan” denir. Ayet-i Kerîmenin anlamı; “İbrahim, Âzer olan babasına dediği zaman...” demektir. Buna göre İbrahim aleyhisselam hayatında iki baba vardır. Birisi öz babası, diğeri ise ismi Âzer olan bir başkasıdır. Kur’ân-ı Kerîm’i diğer metinlerden ayıran en önemli özelliklerinden birisi de i’cazıdır. Yani; kısa ve öz cümlelerle pek çok mananın gizlenmiş olmasıdır. Dolayısıyla Âzer, İbrahim aleyhisselamın öz babası değildir.

Arapçada eb/baba, ukh/erkek kardeş, ukht/kızkardeş gibi kelimeler geniş manalarda kullanılır ve mutlaka asıl baba, anne veya kardeş manasını ifade etmeyebilir. Bunun örneklerine Kur’ân-ı Kerîm’de rastlayabiliriz.

Bakara suresinin diğer bir ayetinde Yakup aleyhisselamın çocuklarının babalarıyla olan bir konuşması nakledilmektedir. Burada çocukları Yakup aleyhisselama; “….. ve senin babaların İbrahim, İsmail ve İshak’ın Rabbi…...” denilmektedir. Ayet-i Kerîmede İsmail aleyhisselam, Hazreti Yakub’un babası gibi görülmektedir. Oysa İsmail aleyhisselam baba değil amcadır. İshak aleyhisselamın kardeşidir. Demek ki; Kur’ân-ı Kerîm’de, amcaya baba diye de hitab edilebilmektedir. Çeşitli arapça sözlüklerde amcaya bazen baba diye hitap edildiği, bu ayetin tefsirlerinde yazılıdır.

Bir başka ayet-i Kerîmede Hazret-i Meryem’e; “Ey Hârûn’un kızkardeşi...” diye bir hitab vardır. Buradaki Hârûn’la Mûsâ aleyhisselamın ağabeyi Hazret-i Hârûn kastedilmiştir. Oysa Îsâ aleyhisselamın annesi Hazret-i Meryem ile Hazret-i Hârûn’un arasında 1000 seneden fazla bir süre vardır.

Efendimizin de bazen, mesela bir bedevi köylüye, amcaları Ebû Talib, Hazret-i Abbâs hatta Ebû Leheb için baba diye hitap ettiği kaynaklarda yazılıdır. Bir gün Hazreti Aişe annemiz Efendimize; “Herkesin künyesi var. Benim yok” diye arzedince Efendimiz; “Oğlun Abdullah b. Zübeyr’in künyesi ile künyelen” buyurmuşlardır. Abdullah, Hazreti Aişe’nin kızkardeşi Esma’nın oğlu idi. Bunda başka “Teyze anne gibidir” veya “Amca baba gibidir” buyurulmuştur. Yine bir gün eshabı kiramdan Ömer b. Hattab’a; “Ya Ömer sen, kişinin amcasının, babasının benzeri olduğunu bilmiyor musun?” buyurmuşlardı.

İbn-i Cerîr’in naklettiği şu olay önemlidir. “Bir gün mü’minlerin annesi Safiyye hanım Efendimizin huzuruna gelerek; Bir takım kadınlar bana iki yahudinin kızı olan (annen de baban da) Yahudi diyorlar diye şikayet etmişti. Efendimiz de ona; Sen onlara; niçin babam Hârûn, amcam Mûsâ, beyim de Muhammed aleyhimüsselamdır demiyorsun buyurmuşlardır.

Arapça “eb” olan kelimenin kökü İbrani, Arami, Arabi gibi bütün sami dillerinde Abb veya abba kelimesi; “müsebbib/sebep olan manasına veya “meyva yüklü” manalarına gelir. Bilindiği gibi İncillerde baba kelimesi sıkça kullanılır. Tevrat’ın Eyüb bölümünde de Allahü teala “yağmurun babası” olarak isimlendirilir. Bu isimlerin hepsi “bir şeye sebep olan” manasına kullanılmaktadır ki öz manası ifade etmezler. Böyle kelimelere yanlış manalar yüklendiğinde ise küfre düşülmüştür.

Bazı kelimeler zaman içerisinde sözlük manalarıyla değil de ıstılah/terim manalarıyla kullanılmıştır. Bunun en belirgin örneği “baba” kelimesinde görülmektedir. Arapçanın bir kolu olan aramicede, baba kelimesi bir dönem ailevi bir bağdan ziyade saygınlık ifade ediyordu. Saygı duyulan kimselere baba kelimesiyle hitap ediliyordu. Bütün bunlardan çıkarılan sonuç, Âzer’in öz baba değil, amca olduğudur. Bazı kaynaklar asıl babasının isminin Taruh/Tareh olduğunu ve Taruh’in ise İbrahim aleyhisselamın doğumundan hemen önce vefat ettiğini yazmaktadır.

……

Yazı kategorisi: DiGER KONULAR, DiNi KONULAR, GÜNCEL, GÜNDEM, GENEL, H.Z İBRAHİM, PEYGAMBERLER, TÜRKİYE, YORUMLAR, YORUMSUZ | 24 Yorum »

YAŞADIĞI DÖNEM ( H.z İbrahim )

Posted by Site - Yönetici Kasım 24, 2007

YAŞADIĞI DÖNEM

Kur’ân-ı Kerîm’de İbrahim aleyhisselamın hangi yıllarda yaşadığı bildirilmemiştir. Efendimizden nakledilen hadis-i şeriflerde de açıkça bir tarihleme söz konusu değildir. Fakat ayet-i kerîmeler ve hadis-i şerifler incelendiğinde, tarihleme yapılabilmesi için bazı bilgilerin kelime aralarına gizlendiği görülmektedir. Bunlar; İbrahim şahıs adı, o dönemin din anlayışı ve aynı yıllarda helak edilen Lût kavminin artıklarıdır. Şimdi kısaca bu konularla ilgili notlarımıza bakalım.

Eski Ahid’te anlatıldığına göre; İbrahim ismi sonradan kendisine verilmiştir. İlk ismi Abraham’dır. Eski Ahid yorumcuları; Abraham adının “Yüce Baba”, İbrahim adının da “Cumhurun Babası” anlamlarına geldiğini söylerler. İlk defa, arapçanın bir kolu olan aramicede kullanıldığı sanılan İbrahim ismine, yapılan arkeolojik çalışmalar sonunda başka dillerde de rastlanmıştır. 1980′li yıllarda Kuzey Suriye’de Ebla harabelerinde yapılan kazılarda bu ismin MÖ. 2500′lere kadar uzanan Ebla dilinde de kullanıldığı görülmüştür. Ebla dili Kuzey Suriye’de oturan sami/asya kökenli Eblalılarca konuşulmaktaydı. Abr, Abar, Abri, Abram, Abrama/Abarama şekilleriyle yazılan bu isim MÖ. 2500 senelerine aittir.

Kur’ân-ı Kerîm’de İbrahim aleyhisselamın içinde yaşadığı toplumun dini inanışını şu şekilde görmekteyiz; “Vakta ki; İbrahim’in üzerini gece bürüdü. Bir yıldız gördü. “Bu mu benim Rabbim?!” dedi. Derken yıldız batıverince; “Ben öyle batanları sevmem!” dedi. Sonra ayı doğarken görünce; “Rabbim bu mudur?!” dedi. Fakat o da batıp kaybolunca; “Yemin ederim ki, eğer Rabbim bana hidayet etmemiş olsaydı muhakkak sapıklardan olacaktım.” Daha sonra güneşi doğarken görünce; “Rabbim bu mudur?!.. Bu gördüklerimden daha büyük.” Güneş batınca; “Ey kavmim. Bu gördükleriniz hep yok olan varlıklardır. Ben sizin Allah’a ortak koştuğunuz şeylerden kesinlikle uzağım.” diye söylemiştir.”

Ayet-i Kerîmelerde İbrahim aleyhisselamın döneminin insanlarının tanrı olarak gördükleri 3 ayrı objeyi tek tek incelediğini görmekteyiz. Önce, gece bürürken ortaya çıkıveren bir yıldız görmüştür ki bu, Venüs gezegenidir. Sonra Ay ve nihayetinde en büyüğü olarak Güneş’i gözlemiştir.

O dönemin en büyük şehirlerinden birisi de Harran’dır. Harran; Asur ve Kalde dillerinde “yol” manasına gelmekteydi. Harran adına ilk defa MÖ. 2000 başlarında Mari ve Kültepe tabletlerinde rastlanmaktadır. Oysa şehrin tarihi MÖ. 6000′li yıllara kadar uzanmaktadır. Sanki şehir MÖ. 2000′li yıllarda meşhur olmuş gibidir. Şehrin en büyük özelliği; ay, güneş ve yedi gezegenin kutsal sayıldığı eski mezopotamya putçuluğunun merkezi olmasıydı. Buradaki Sin/ay tapınağı çok meşhurdu. Bunun yanısıra büyük bir ticaret şehriydi. Dini inanış çok tanrılı idi. Ama tapınılan üç belirgin objeye rastlıyoruz ki, bunlar; Şamaş/Güneş, Sin/Ay, İştar/Venüs’dür.

Yazının devamını oku »

Yazı kategorisi: H.Z İBRAHİM, PEYGAMBERLER | » yorum bırak;

ÂZER KİMDİR?

Posted by Site - Yönetici Kasım 24, 2007

ÂZER KİMDİR?

Bazı müfessirlere göre Âzer kelimesinin arapça karşılığı “muhtı/günahkar” dır. Belki de Âzer, asıl isim değil Kur’ân-ı Kerîm’in verdiği bir lakaptı. Nitekim asıl ismi Nahur’dur. Nahur, önceleri babalarının yolunda, yani mümin idi. Nemrud tarafından taltif edilerek vezirlik payesi verilince yoldan çıkmış ve putperestliğin yılmaz savunucularından olmuştur.

O dönem Mezopotamyasında Kâbîle başkanları, bulundukları şehrin adına göre isim alabiliyorlardı. Nahur ismine, Asur ve Mari dökümanlarında şehir adı olarak rastlanmaktadır. Bu şehrin yeri tam olarak bilinmemektedir. Aynı şekilde İbrahim aleyhisselamın amcalarından Aran’ın adını Harran şehir adı olarak görmekteyiz. İbrahim aleyhisselamın öz babası olan Tareh ismine, Kuzey Suriye’de antik bir şehir olan Turahi adında rastlanır. İbrahim aleyhisselama ayak direyen dönemin hükümdarı Nemrud’un adına, Dicle nehrinin kenarında ve Musul’un karşısında yer alan Nimrud şehir adında rastlanır. Benzerlikler bununla da kalmaz; Hazreti İbrahim’in dedelerinden Seruy adına, Harran’ın batısındaki Sarugi/Suruç şehir adında, Peleg’e ise Habur nehrinin ağzındaki Felig adında rastlanır. Bu şehirlerin hepsi de Mezopotamya’nın kuzeyindedir. Buna bir de İbrahim aleyhisselamın Harran’a 44 km uzaklıktaki Urfa’da doğması eklenince bu bilgilerin tesadüf olmadığı ortaya çıkar. Bundan şu sonucu çıkarabiliriz. İbrahim aleyhisselamın bağlı olduğu aile sıradan bir aile değil, Kuzey Mezopotamya’da o dönemin en köklü ve kudretli ailelesiydi. Âzer’in Nemrud tarafından vezirlikle taltif edilmesinin sebebi de sahip olunan bu ailevi kudretti.

YAHÛDİ DEĞİLDİ

Kur’ânı Kerîm, İbrahim aleyhisselamın ne yahudi ne de hıristiyan olmadığını buyurmaktadır. Aynı zamanda tarihi bir gerçeğe de atıf yapmaktadır. Zira; MÖ. 2000′li yıllarda bütün Kuzey Suriye’yi dolaşan İbrahim aleyhisselam zamanında ne yahudilik vardı, ne de ibranice diye bir dil… Yahudilik terimi, MÖ. 6. yüzyılda hahamlarca ortaya atılmıştır. İbranice ise, Hazret-i Süleyman’dan bile çok sonraları MÖ. 900′lerden sonra oluşmaya başlamıştır. Sadece İbrahim aleyhisselam değil, İsrâil tarihinin iki önemli ismi olan Hazret-i Davut ve Hazret-i Süleyman bile bu dili konuşmamışlardı. Onlar, arapçanın bir kolu olan aramiceyi konuşuyorlardı. İbrani terimi ise İbrahim aleyhisselamla çağdaş olan Mısır dışındaki tüm topluluklara (asyalılara) verilen genel bir isimdi ki; “öte yakanın insanı” anlamına gelmektedir.

MISIR HAYATI

İbrahim aleyhisselam, Harran’dan ayrıldıktan sonra Mısır’a hicret eder. Beraberinde hanımı Sârâ ile kardeşinin oğlu Lût aleyhisselam vardır. Lût aleyhisselam yarı yolda, Allahü tealanın emriyle peygamberlikle görevlendirildiği için vazife yapacağı Filistin’de kalır. Hazret-i İbrahim, hanımıyla birlikte Mısır’a giriş yapar. Dönemin Mısır meliki Hazret-i Sare’ye Mûsâllat olur. Fakat vücuduna peşpeşe inen felçler sebebiyle ilişemez. Üstelik Hâcer isminde bir genç kızı Sare’ye verir. Yazının devamını oku »

Yazı kategorisi: H.Z İBRAHİM, PEYGAMBERLER | » yorum bırak;

 
Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.

Join 68 other followers