GÖYNEM ( BEYSEHiR )

İLAHİ-KURAN-İSLAM-DİN-HABER-RESİM-VİDEO-TASAVVUF-BELGESEL-DUA-HADiS-TARİH-ŞİİR

‘HARiKALAR’ Kategorisi için Arşiv

HUTBE: İSTANBUL’UN FETHİ

Posted by Site - Yönetici Mayıs 29, 2009

İSTANBUL’UN FETHİ

İSTANBUL’UN FETHİ

HUTBE:   İSTANBUL’UN FETHİ

 

بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمنِ الرَّحيمِ اِذَا جَاءَ نَصْرُ اللّهِ وَالْفَتْحُ  وَرَاَيْتَ النَّاسَ يَدْخُلُونَ فى دينِ اللّهِ اَفْوَاجًا  فَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ وَاسْتَغْفِرْهُ اِنَّهُ كَانَ تَوَّابًا

 

وَقاَلَ رَسُولُ الله صَلَّى الله عَلَيْهِ وَسَلَّمَ : لَتُفْتَحَنَّ الْقُسْطَنْطِينِيَّةُ وَلَنِعْمَ الأَمِيرُ اَمِيرُهَاوَلَنِعْمَ الْجَيْشُ ذَلِكَ الْجَيْشُ

 

Muhterem Müslümanlar!

İstanbul’un fethinin 556′ncı sene-i devriyesi olması se­bebiyle bu şehrin alınmasında müessir olan maddî ve manevî sebep­leri dile getirmek istiyoruz.

Milâttan altı buçuk asır önce, Sarayburnu’nda küçük bir köy olarak kurulan İstanbul, zamanla genişleyip büyük bir şehir hâlini almıştır Kostantiniyye şehri hâline gelişi, Milâdî tarihle 300 yılına tesadüf eder. Bundan altmış beş yıl sonra da Şarkî Roma İmparatorluğu’nun merkezi hâline gelince önemi daha da artmıştır.

İstanbul; lâtif havası, denizi, pırıl pırıl manzarası, suları, yeşillikleri ve Asya ile Avrupa arasında köprü teşkil edecek konumu itibariyle pek çok milletlerin hayalini doldurmakta idi. Hükümdarlar ve krallar, orayı elde etmek için açık ve gizli tertipler hazırlıyor, ordular toplayıp İstanbul’u muhasara altına alıyorlardı.

İstanbul, Müslüman Türk milleti tarafından beş defa kuşatılmış­tır. Bunlardan ikisi Yıldırım Bâyezid, biri onun şehzadesi Musa Çelebi tarafından olmuş fakat kendilerine fetih müyesser olmamıştı.

Dördüncü defa Sultan ikinci Murad tarafından yapılan kuşatma da neticesiz kalmıştı. Fakat onun mahdumu İkinci Mehmed, bu zor işi başaracak ve «Fâtih» unvanını alacaktı.

Fatih, 29 Mart 1432 tarihinde İsfendiyar Beyin kızı ve Sultan İkinci Murad’ın zevcesi Hatice Sultan’dan doğmuştu.

O günün saray teamüllerine göre Fatih’in yetişmesine büyük bir dikkat gösterilmekte idi. Manisa Valisi bulunduğu sırada, büyük âlim Molla Gürâniyi hoca tayin eden İkinci Murad, oğlunun yetişmesinde büyük bir titizlik göstermiş idi.

Hazret-i Fatih, din ve dünya ilimlerinin her ikisini de öğrenmek» te idi. O, küfrün bulutlarım darmadağın edecek iman ve İslâm şuuru­na; Bizans’ın surlarını taş taş sökecek teknik bilgilere, tarihte çığır açıp, çığır kapayacak siyasî dehâya ve anadilinden başka beş yabancı lisana vâkıf bulunmakta idi.

Döktürdüğü topların menzil hesaplarını bizzat yapacak kadar hendeseye vâkıf bulunan Fatih, o gün «Müderris» adı verileri bir pro­fesör seviyesinde İslâmî bilgilere sahipti.

İkinci Mehmed’i İstanbul’u fethetme hevesine sevk eden âmil, ci­hangirlik sevdası değildi. Resûlullah Efendimizin asırlarca evvel müj­delediği fetih ve «Orayı fetheden kumandan ne hoş kumandandır» hadîsindeki medhe lâyık olmak arzusu idi.

İSTANBUL’UN FETHİ

İSTANBUL’UN FETHİ

Buna ilâve olarak, İstanbul’un fethi Osmanlı saltanatının Asya ile Avrupa kıtalarındaki ülkeleri birleştirecek, muvasala ve müdafaa imkânlarını kolaylaştıracak ve her iki kıt’ada genişlemeye yardım edecekti.

Aziz mü’minler!

Azmi önünde alınmayacak kal’a, yıkılmayacak sur tanımayan İkinci Mehmed, fethi kolaylaştırmak için boğazı kontrolü altına al­mak zaruretine inanmış bulunuyordu. Dört ay gibi kısa bir zamanda Rumelihisarı’nı yaptırdı.

Din ile tekniği, hacimle şekil gibi ruhunda mezceden Fatih, biz­zat hazırladığı sur plânını, Peygamber Efendimizin ismi bulunan «Muhammedi» şeklinde çizmiş; mim harfinin geleceği yerlere kuleler koydurmuş ve Hazret-i Muhammed’in yoluna baş koyduğunu açıkla­mış ve:

Avni Hakkı himmet-i cünd-i Ricâlüllah ile,

 Ehl-i küfrü serseter kahreylemektir niyyetim,

beyti ile, Allah’a olan tevekkülünü ve Ricâlüllah’a olan güvenini dile getirmiş oluyordu.

iki yüz altmış beş bin kişilik ordusunun içinde serâmedân-ı evli­yadan ve ilmin zirvesindeki ulemâdan yetmiş yedi kişi vardı. Bu muh­terem zatlar; yaptıkları vaaz ve öğütlerle cihadın faziletini, kulaklar­dan gönüllere, hayat iksiri gibi akıtmışlar ve islâm askerlerini birer «Serdengeçti» İslâm gazisi hâline getirmişlerdi. Hayatını istihkar eden İslâm askerleri, bu uğurda şehid olmayı, yaşamaya tercih etmekte idiler.

İslâm şuuru ile yetişmiş ve cihad hevesiyle bilenmiş bu ordu, 7 Şubat 1453′te Edirne’den hareket etmiş, 5 Nisan’da İstanbul surları önüne varmış bulunuyordu.

Şair, âlim, abid ve istikbalin Fatihi; seccadesini Eyüp tarafına serdirip ordusuna imam olarak öğle namazını bizzat kendisi kıldırdı. Şükür secdesine kapanıp Allahü Teâlâ’ya, muzaffer kılması için dua­larda bulundu ve ordusuna muhasaranın başladığını ilân ettirdi.

İSTANBUL’UN FETHİ

İSTANBUL’UN FETHİ

Celallendiği zaman, atını denize sürüp düşmanı kahretmek iste­yen Fatih yetmiş parçalık bir donanmayı, karadan yürüterek Haliç’e indirmiş, dünya tarihinde ilk ve son defa görülmüş bir işi başarmıştı. Verdiği kararda en ufak bir fikir zaafı göstermeyen Fatih, fası­lasız olarak surları yirmi gün top ateşine tutturdu. Atını ateş hattına kadar sürerek askerlerinin kuvve-i maneviyelerini takviye ediyordu. Kan dökmek gayesi gütmeyen Fatih, İsfendiyaroğlu’nu, Şarkî Roma imparatoru’na elçi olarak gönderip şu haberi ulaştırdı: «Kan dökül­mesini istemiyoruz şehri teslim ediniz». İmparator bu teklifi redde­dince muharebeye devam emrini verdi.

Muhasara devam ediyor ve şehrin alınması gecikiyordu. Devrin sadrazamı, padişaha, muhasaranın kaldırılmasını teklif edince tarih­lere şan veren su cevabı âldı: «Hayır!.. Muhasara asla kaldırılamaz. Ordularımın önünde düşmeyecek bir kal’a, mağlup olmayacak bir or­du yoktur. Ya ben Bizans’ı alırım, ya Bizans beni!».

O günün harp tekniğine göre kanlı bir muharebe başlamıştı. Tü­neller açılıyor, temeller barutla tahrip ediliyor, toplarla kale bedenle­ri dövülmeye devam ediliyordu.

İslâm askeri, dâsitani bir feragatle dövüşmekte «Ya gazi veya şehîd» olmaya azmetmiş bulunmaktaydı.

İSTANBUL’UN FETHİ

İSTANBUL’UN FETHİ

Din kardeşlerim!

Takvimler 29 Mayıs 1453 tarihini gösteriyordu. Fatih’in sabrı son raddeye gelmişti Artık İstanbul, İslâm beldeleri aralarına katılmalıydı. O günün gecesinde hiçbir kimse uyumamış, herkes dua ederek or­dunun zaferine niyazda bulunmuşlardı.

Sabah namazı kılınmış, güneş ortalığı aydınlatırken Fatih hücum emrini vermişti. Mü’minlerin ağızlarından çıkan tekbirler, Allah Allah sesleri, kal’a duvarlarında akisler yaparak etrafa yayılıyordu.

Allah’ın Resulü, ins-ü cin Peygamberi Hazret-i Muhammed’in, «Allah, Rum (ların elinde bulunan) Kostantiniyye’nin fethini tekbir ve tesbih ile nıü’minlere müyesser kılmadıkça kıyamet kopmaz» (1) hadîs-i şerifindeki müjdesi yaklaşmış bulunuyordu.

Fatih, vezirlerin muhalefetine rağmen, atını ön saflara kadar sü­rüyor, «Vurun cengâverlerim, koman kurtlarım! Allah büyüktür» diyerek kılıç sallıyordu.

İSTANBUL’UN FETHİ

İSTANBUL’UN FETHİ

Enbiya ve evliyaya istinadım var benim.

Lutf-ı Haktandır hemen ümidi fethi nusretim.

diyen Fatih, son gayreti sarfetmekte idi. Ulubatlı Hasan, tırnakları ile kal’aya tırmanmaya muvaffak olmuş, Türk bayrağını surların üze­rine dikmişti. Bunu gören İslâm askeri coşmuş ve hiçbir engel tanı­maz hâle gelmişti. Surlarda büyük boşluklar açılmış ve buralardan içeri giren askerlerimiz kale kapısını açmışlardı. Kostantiniyye fetholunmuş, artık İstanbul diye anılacak bu şehir, Müslüman Türk’ün malı olmuştu. Peygamber Efendimiz «İstanbul elbette ve muhakkak fetholunacaktır. (Orayı fetheden ordunun) kumandanı ne hoş emir­dir, onun askerleri ne hoş askerdir» övgüsüne Hazret-i Fatih ve askerleri şayan olmuşlardı

 

İSTANBUL’UN FETHİ

İSTANBUL’UN FETHİ

Kaynak :  Mehmed EMRE – Büyük Hutbe Kitabı – cilt: 1, sayfa: 214 – www.bilgicagi.net

(1)     Deylemi

Yazı kategorisi: DiGER KONULAR, DiNi KONULAR, GÜNCEL, GÜNDEM, GENEL, HARiKALAR, iSTANBUL, OSMANLI TARiHi, OSMANLILAR, TARİH, TÜRKİYE, YORUMLAR, YORUMSUZ | 4 Yorum »

Seyfettin Alkan – Veladet-i Muhammed – Peygamberimizin Dogumu

Posted by Site - Yönetici Nisan 28, 2009

Seyfettin Alkan – Veladet-i Muhammed – Peygamberimizin Dogumu

Bu vaaz’ı  bize gönderen  kardeşimize ve emegi geçen ben fakire bir dua edin LÜTFEN.

Bu vaaz’ı sonuna kadar dinlemenizi kesinlikle tavsiye ederim.Selam ve dua ile.

Yazı kategorisi: DiGER KONULAR, DiNi KONULAR, GÜNCEL, GÜNDEM, GENEL, H.z MUHAMMED ( S.A.V ), HARiKALAR, MUCİZE'LER, MUHAMMED, NASİHAT, PEYGAMBERLER, SEYFETTİN ALKAN - VAAZ, TAVSİYELER, TÜRKİYE, ViDEO, YORUMLAR, YORUMSUZ | 3 Yorum »

Kar tanelerinin gerçek fotoğrafları

Posted by Site - Yönetici Şubat 4, 2009

Kar tanelerinin gerçek fotoğrafları:Fizik profesörü Kenneth Libbrecht kar tanelerinin gerçek resimlerini çekti. İşte çıplak gözle görülemeyen kar tanelerinin açıları, dokuları ve renklerinin harika görünümü.

Kaliforniya Teknoloji Enstitüsünde fizik profesörü Kenneth Libbrecht kar tanelerinin gerçek resimlerini laboratuvarında ve arazide görüntüledi.

Teknolojik cihazlarının yardımıyla çekilen fotoğraflar kar tanesinin “açıları, dokuları ve renkleri” arasındaki harika düzeni gözler önüne serdi.

İşte çıplak gözle göremediğimiz, hiç biri birbirine benzemeyen, görülmeye ve incelemeye değer kar tanelerinin gerçek resimleri.









Alinti.gazeteoku.net

Yazı kategorisi: DiGER KONULAR, GÜNCEL, GÜNDEM, GENEL, HARiKALAR, YORUMLAR, YORUMSUZ, İBRETLİK, İLGİNÇ | 1 Yorum »

GÖYNEM – Gembos “Belgesel – bahar cicekleri” TRT yapımı.

Posted by Site - Yönetici Aralık 18, 2008

TRT yapımı – GÖYNEM – Gembos  “Belgesel – bahar cicekleri” .

Yazı kategorisi: BELGESEL, DiGER KONULAR, FOTOGRAFLAR iLE Y-KAYALAR KASABASI _ ViDEO, GÖYNEM - VİDEOLARI, GÖYNEM`DEN RESİMLER, GÜNCEL, GÜNDEM, GENEL, HARiKALAR, TAVSİYELER, TÜRKİYE, ViDEO, YORUMLAR, YORUMSUZ, YUKARI KAYALAR KASABASINDAN RESiMLER, İLGİNÇ | 1 Yorum »

The Serengeti – Muhtesem bir hayvanlar BELGESELİ – ( ingilizce )

Posted by Site - Yönetici Ağustos 7, 2008

The SerengetiMuhtesem bir hayvanlar BELGESELİ - ( ingilizce )

 

Yazı kategorisi: BELGESEL, DiGER KONULAR, GÜNCEL, GENEL, HARiKALAR, TAVSİYELER, TÜRKİYE, ViDEO, YORUMSUZ, İLGİNÇ | » yorum bırak;

Çörek Otu Mucizesi

Posted by Site - Yönetici Nisan 3, 2008

Çörek Otu Mucizesi

SEVGİLİ Peygamberimiz (s.a.v.) 14 asır önce şöyle buyurmuştu: “Şu kara tanede (çörek otu) ölümden başka her derde deva vardır.” O zamanlardan günümüze kadar geçen asırlar boyunca, bu ufak taneli gıdada her hastalığa şifanın olabileceğine birçok kimse dudak bükmüştü. Ama Maren Franz adlı bir Alman çörek otunun sağlığımız üzerindeki faydalarını araştırıp, bu konudaki yayınları bir araya getirdi. Sonuçta, “Tabiattan Gelen Şifâ Kaynağı: ÇÖREKOTU” adıyla bir kitap ortaya çıkardı. Üstelik, Peygamberimizin çörek otuyla ilgili hadisinin kendisini uyardığını ve bu sözü rehber alarak bu kitabı hazırlamaya giriştiğini önsözde belirterek…
Çörek otunun tohumunda takriben %38 oranında karbonhidrat, %35 oranında çeşitli yağlar, %21 oranında da albumin bulunur. Geri kalan %6 ise, yüzden fazla maddeden oluşur. Bu orana çok değerli olan doymamış yağ asitleri de dahildir. Linolen asidi, alfa linolenasidi ve iç yağı bunlar arasındadır. Eterli yağlar olarak kofur, nigellon, alfa-pinen vb. mevcuttur. Az miktarda bazı vitaminler (B1, B2, B6 folasidi niacin), mineraller (demir, kalsiyum, magnezyum, çinko ve selen) ve amino asitleri vardır.

Doymamış yağ asitleri ve eterli yağ, savunma sisteminde çok yararlıdır. Vitamin ve mineraller, savunma sisteminin işlemesinde önemli rol oynar. Çörek otunun değeri, çok sayıdaki bu maddelerin karışımından gelmektedir.

Doymamış yağ asitleri, metabolizmaya yardım eder. Hücrelerin büyümesi, gelişmesi ve yenilenmesinde yine buna ihtiyaç vardır. Ayrıca vücudun ihtiyacı olan hormonların gelişmesinde yardımcı olur. Alerjik sinyaller gönderen histamin gibi maddelerin artmasını engeller.

İnsan vücudu, doymamış yağ asitlerini üretemediği için, dışarıdan almaya mecburdur. Bir gram çörek otu yağı, bu açıdan günlük ihtiyacımızı karşılamaktadır.



Çörekotunun faydaları:

• Mikrop, virüs ve mantarlara karşı öldürücü tesire sahiptir.

• İfraz boşaltıcı ve solunum borusunu genişleticidir.

• Kan şekerini düşürür.

• Damar hastalıklarını önler.

• Hazmı kolaylaştırır.

• Vücuttaki zehirleri süzerek atar.

• İdrar söktürücü özelliği ile safraya iyi gelir.

• Yaraların çabuk iyileşmesini ve hücrelerin yenilenmesini hızlandırır.

• Alerjiyi önler.

• Savunma sistemini dengeler.

• Hormon sistemini ve ruh hâlini sağlamlaştırır.

• Çocuklarda özellikle sinir ve deri hastalıklarına, astım ile alerjiye iyi gelir.

• Çörek otu ürünleri hamilelik devresindeki şikayetleri azaltır. Yan tesiri olmayıp, bu devredeki hanımlara ve bebeklerini ana sütüyle besleyenler için süt kalitesinin bebeğe daha yarayışlı olmasını sağlar.

•Egzamalı deriye sık sık çörek otu yağı sürüldüğünde deri çabuk iyileşir. Yine deri hastalıklarında mikrop öldürücü tesirinden dolayı çok fayda verir.

•Hazım zorluğu ve mide şişkinliklerinde çörek otu eskiden beri bilinmektedir.

•Hemoroide iyi gelir, çünkü damarları güçlendirir ve kan dolaşımını hızlandırır.

•Romatizma, şeker hastalığı ve kolesterolün yükselmesi gibi metabolizma hastalıklarına faydalıdır.

• İktidarsızlık ve kısırlıkta yine yarar verici tesire sahiptir. Çünkü çörek otu, cinsî hormonları tanzim etmekte, bedenî ve ruhî olarak zindelik ve dinçlik vermektedir.

• Çörek otu yağı kadınlardaki aybaşı hâli sancıları ve diş ağrılarına karşı kullanılır.

Sağlıklı olmak için çörek otu kürü:

Tabii muhtevası ile savunma sistemine, metabolizma ve hormonlara iyi gelen çörek otu, vücudu toksin adı verilen zehirli maddelerden temizler, kan dolaşımını güçlendirir ve bağırsakların düzenli çalışmasını sağlar. Cildi parlaklaştırır. Düzgün bir cilde, parlak saç ve gözlere sebep olur. Sağlıklı ve hayat dolu bir görünüm sağlar.

Çörek otu savunma (immun) sistemini güçlendirdiğinden, kanser, AIDS gibi çağın hastalıklarına karşı tavsiye edilmektedir. Yine tansiyon ve ateş düşürücü ve tabii antibiyotik tesirleriyle yaygın hastalıklara şifa olmaktadır. Başta astım ve polen alerjisi olmak üzere alerjik hastalıklara, saç dökülmesine ve kepeğe karşı da tesirlidir.

Maren Franz’ın kitabından naklettiğimiz bu satırlar, çörek otunu “ölümden başka her derde deva” olarak tarif eden Peygamberimizin (a.s.m.) yüceliğini gözler önüne sermektedir. Çünkü Efendimiz (a.s.m.) çörek otunun henüz yeni keşfedilen bu mucizevî özelliklerini asırlar öncesinden, kıyamete kadar gelecek olan insanların en iyi anlayacağı şekilde ifade etmiştir:

Çörek otuna kıymet verin. Zira o ölümden başka her derde şifadır.”


Çörek Otu Mucizesi ~ 2000
Sefa Saygılı

Bilgicagi.net

Yazı kategorisi: BUNLARI BiLiYORMUYDUNUZ, DiGER KONULAR, GÜNCEL, GÜNDEM, GENEL, HARiKALAR, SAĞLIK, TAVSİYELER, TÜRKİYE, YORUMLAR, YORUMSUZ | 1 Yorum »

PEYGAMBER EFENDİMİZ’İN (S.A.V.) SÜT ANNESİ

Posted by Site - Yönetici Mart 24, 2008

PEYGAMBER EFENDİMİZ’İN (S.A.V.) SÜT ANNESİ

Resulüllah (s.a.v.) Hazretleri’nin süt annesi olan Halime Hatun şöyle anlatır: Beni Sa’d kabilesinden bazı hanımlar ile beraber küçük çocukları alıp emzirmek, süt annelik yapmak için Mekke-i Mükerreme’ye geldim. Benimle gelen hanımların hepsine Resulüllah (s.a.v.) Hazretleri’ni emzirmeleri söylendi. “Yetimdir”, diye kimse emzirmek istemedi. Her biri bir oğlan bulup aldılar. Ben de Resulüllah’tan başkasını bulamadım. Zevcime; “Bizimle gelen hanımların her biri bir çocuk bulup aldı. Benim çocuk bulmadan dönmem zoruma gider”, dedim ve Muhammed Mustafa’yı (s.a.v.) almaya karar verdim.
Mübarek vücudunu yeşil bir ipeğe sarmışlar, üstüne de sütten beyaz ve misk rayihalı beyaz bir yün örtmüşlerdi. Peygamber Efendimiz’i (s.a.v.) mübarek arkası üstüne yatırmışlardı. Uyuyordu. Cemal-i şerifine baktım, uyandırmaya kıyamadım. Yavaş yavaş yanına vardım. Elimi göğsünün üstüne koydum. Mübarek gözlerini açıp yüzüme baktı, güldü ve gözlerinden çıkan nurun ta göklere eriştiğini gördüm. Onu, iki gözlerinin arasından öptüm ve sağ mememi verdim, aldı ve istediği kadar emdi.
Sonra sol mememi verdim, almadı. Ondan sonra daima bu şekilde yaptı. Sağ taraftan emdi, hiç sol taraftan emmedi.


Bazı ulema bunu şöyle izah ettiler: Sol memenin sahibi Halime’nin kendi oğlu idi. Allah Teâlâ bunu ona bildirmişti. Onun için adalet edip kendi sağ memeden ve sütkardeşi sol memeden emmişlerdi.
Sonra Halime Hatun dedi ki: “Bir dişi devemiz vardı, oğlumuza gıda olacak kadar süt vermez idi. Muhammed Mustafa’yı (s.a.v.) evimize getirdiğimiz zaman, zevcem deveyi sağmaya gitti. Gördü ki devenin memeleri dopdolu süt olmuş. Onu sağıp sütünü getirdi. Ondan içtik. Bu olanlar üzerine zevcim, “Ya Halime, aldığın yetimin ayakları mübarek imiş. Gelir gelmez bereketi zahir oldu ve gecemiz bir başka oldu.’ dedi.

Bir Hadis :

Kanaatkar olunuz. Zira kanaat tükenmez bir servettir.” (Hadis-i Şerif, Taberani, el-Mu’cemü’l-Evsat)

Yazı kategorisi: BUNLARI BiLiYORMUYDUNUZ, DiGER KONULAR, DiNi KONULAR, GÜNCEL, GÜNDEM, GENEL, H.z MUHAMMED ( S.A.V ), HARiKALAR, MUHAMMED, TAVSİYELER, TÜRKİYE, YORUMLAR, YORUMSUZ, İBRETLİK | 6 Yorum »

“İnşikâk-ı kamer” mu‘cizesi ve ay zeminindeki çatlak

Posted by Site - Yönetici Şubat 9, 2008

“İnşikâk-ı kamer” mu‘cizesi ve ay zeminindeki çatlak

“İnşikâk-ı kamer”, Ay’ın ikiye ayrılması demektir. Resûlüllah Efendimiz’in (s.a.v.)mu‘cizelerinden biridir. Bu mu‘cizenin meydana gelişi, tarih ve siyerlerde kısaca şöyle anlatılır:

Rasûlüllah Efendimiz’in (s.a.v.), dolunaya bir işarette bulunması üzerine, ay derhal ikiye bölündü. Her iki parça da birbirinden ayrılıp uzaklaştı ve kısa bir müddet sonra da tekrar yan yana gelip birleştiler.

Bu muazzam mu‘cize, müşriklerin isteği üzerine Mekke‘ye pek yakın bir mesafede Minâ‘da, aydınlık bir gecede vukûa gelmiştir. Kur‘ân-ı Kerim‘in bize haber verdiği en büyük ve en parlak mu‘cizelerden birisidir.

Nübüvvetin sekizinci yılında, Hicret‘ten beş yıl evvel meydana gelmiştir. sûresinin 1′inci âyetinde, “KamerKıyâmet yaklaştı ve ay yarıldı” buyurulmuştur. Pek çok sahâbeden gelen rivâyetlerin, Buhârî‘de geçen şekli ile hulâsası şöyledir:

“Biz Rasûlüllah (s.a.v.) ile Mekke civarında Minâ’da bulunuyorduk. Ay iki parçaya bölündü. Bir parçası dağın arkasında, öbür parçası da önünde idi. Rasûlüllah (s.a.v.), ‘Şâhid olunuz!’ buyurdu.” Mu‘cizeyi bizzat gören müşrikler, Rasûlüllah (s.a.v.)’ı kastederek, birbirlerine, “Bu size büyü yaptı” dediler. İçlerinden biri:

— Eğer Ay’a büyü yaptıysa, büsbütün dünyayı tutacak değil ya! Siz, gelen yolculardan bir sorunuz bakalım, görmüşler mi? Eğer bu hâdiseyi onlar da sizin gördüğünüz gibi gördüklerini söylerlerse, Muhammed’in (s.a.v.) nübüvvet iddiâsı doğrudur. Aksi takdirde bu bir sihirdir, dedi. Ve sorduklarında ise yolcular:

— Evet, gördük; ay ikiye bölündü, demişlerdir.
***

İNŞİKAK-I KAMER’LE ALAKALI BAZI HADİSLER

Müslim’in Sahîhi’nde geçen hadislerden birkaçı ise şöyledir:

Abdullah b. Mesûd (r.a.), Rasûlüllah (s.a.v.) zamanında de Allah’ın Rasûlü: “ay iki parçaya bölündüŞahid olunuz!” buyurdu, demiştir. (Müslim, Sahîh, Hadis No: 5010)

Enes b. Malik‘in (r.a.) anlattığına göre, Mekke halkı Rasûlüllah’tan (s.a.v.) kendilerine bir mucize göstermesini istemişler. O da onlara, ayın yarılmasını iki kere göstermiştir. (Müslim, Sahîh, Hadis No: 5013)

İbn Abbas (r.a.) da Rasûlüllah’ın (s.a.v.) zamanında ay yarıldı demiştir. (Müslim, Sahîh, Hadis No: 5015)
***

İNŞİKAK-I KAMER’LE ALAKALI TARİHİ DELİLLER

Ayrıca bu mu‘cizenin vukûuna dair başka deliller de vardır. Mesela bu cümleden olarak;

- Şifa Şerhi‘nde Aliyyülkârî‘nin (rh.)…

- Muvazzah İlm-i Kelâm‘da Ömer Nasuhi Bilmen merhumun, bazı tefsirlere atfen bildirdiklerine göre, Hindistan‘da bulunan bir heykelin üzerinde:

“Kamer (ay) ikiye bölündüğü yıl yapılmıştır” diye yazmaktadır.
***

SPUTNİK’TEN ALINAN FOTOĞRAFLAR VE BATI’NIN İKİYÜZLÜLĞÜ

“İnşikâk-ı kamer” mu‘cizesi mevzuunda, günümüzde ay etrafında dolaşan ve Sputnik adı verilen uydulardan alınmış –dünyadan çekilebilen fotoğraflara nazaran mesafeleri daha çok yaklaştıran– ay yuvarlağı ile alâkalı fotoğraflarda, ay sathının tam ortasında yukarıdan aşağıya uzanan bir çatlak görülmektedir. Bu çatlak, takriben bir buçuk kilometre genişliktedir. Amerikalılar bu çatlağa ‘Radley Rille’ adını vermişlerdir. Bu çatlakla alâkalı olarak Apollo–15 ile gerçekleştirilen derinliğine araştırmalar, bugüne kadar halka açıklanmadığına göre anlaşılan, bundan sonra da açıklanmayacaktır.

Nitekim dünyaca meşhur İngiliz gazetesi The Guardian’ın, 29 Temmuz 1971 tarihli nüshasında yayınlanan yorum-haber, Batı’nın bu işten korktuğunu ortaya koymuştur. Orada çıkan yazıda, Müslümanlar’ın daha şimdiden bu fotoğraflara dayanmak suretiyle, ‘İslâm Peygamberi’ne (s.a.v.) atfedilen ‘ay’ın ikiye bölünmesi’ mu‘cizesinin gerçekliğine dair isbat yoluna girdikleri… tarzında açıklamalara yer verilmişti.

Acaba bir gün, ilim nâmusu ağır basan insaflı astronotlar çıkıp, bu yarığın aslı ve esası mevzuunda insanlığa ışık tutacak, bunun, inşikâk-ı kamer mu‘cizesinde meydana gelen çizginin bir kısmını teşkil ettiğini açıklayabilecekler mi?..

Ne dersiniz?

HALiS ECE

Yazı kategorisi: BUNLARI BiLiYORMUYDUNUZ, DiGER KONULAR, DiNi KONULAR, GÜNCEL, GÜNDEM, GENEL, HARiKALAR, MUCİZE'LER, TÜRKİYE, YORUMLAR, YORUMSUZ, İLGİNÇ | 1 Yorum »

EŞREFOGLU CAMİİ – Beysehir – Konya

Posted by Site - Yönetici Ocak 14, 2008

EŞREFOGLU CAMİİ

708 Yıllık Tarihi Eşrefoğlu Camii

Orta Asya’da ağaç direkler üzerine yapılan ahşap camilerin Anadolu’daki en güzel örneklerinin başında gelen 708 yıllık Eşrefoğlu Camii,

Yazı kategorisi: BÖLGEMİZDEN RESİMLER, DiGER KONULAR, DiNi KONULAR, EŞREFOGLU CAMİİ, FOTOGRAFLAR, FOTOGRAFLAR iLE BEYSEHiR, GÜNCEL, GÜNDEM, GENEL, HARiKALAR, RESiMLER, YORUMLAR, YORUMSUZ, İLGİNÇ | » yorum bırak;

ULUBATLI HASAN

Posted by Site - Yönetici Haziran 23, 2007

 

ULUBATLI HASAN
29 Mayıs 1453 günü Konstantiniyye önlerindeki İslam ordusunda büyük bir hazırlık göze çarpıyordu. İslam askerleri sabah namazından önce en temiz elbiselerini giymişler, birbirleriyle helalleşmişler, cemaatle namazı kıldıktan sonra ordudaki yerlerini almışlardı. Kainatın Efendisinin müjdelediği “Mesud askerler”den olmak ve Cenab-ı Hakkın huzuruna şehid olarak gitmek için yanıp tutuşuyorlardı. Hele içlerinden birisi vardı ki, heyecandan yerinde duramıyordu. Bir gün önceden komutanlarına yalvarmış en ön saflarda vuruşan birlikte yer almak için çok dil dökmüştü.
Ulubatlı Hasan adlı bu yiğit Bursa Karacabey’deki Ulubat gölünün kuzeybatı kıyısının yakınında bulunan Ulubat köyünde dünyaya gelmişti. Yiğitler yiğidiydi. At yarışlarında, ok atmada, güreşte birinciydi. Daha sırtını yere getiren çıkmamıştı. Öyle ki çoğu defa iki kişiyle birden güreşir, ikisini de yenerdi. Ulubatlı Hasan’ın gönlü Allah için cihad etme aşkıyla yanıp kavrulmaktaydı “İla’yi kelimetullah” uğruna can vermek en büyük emeliydi.
Büyük hücum’un yapılacağı gün en ön safta vuruşacağı için çocuklar gibi seviniyordu. Otuz tane gözüpek yeniçeri seçmişti. Hep birlikte aynı noktaya hücum edeceklerdi.
Nihayet beklenilen an gelip çatmıştı. Mehter “hücum” havası çalınca Ulubatlı Hasan ve arkadaşları “Allah Allah” sesteriyle ileri atılmışlardı. Ulubatlı’nın bir elinde sancak, diğer elinde kalkan vardı. Sura dayanan merdivenlerden süratle tırmanıyordu. Atılan oklara, taşlara, üzerlerine dökülen kızgın yağlara kalkanını siper ediyordu. Nihayet surların üzerine varmayı başarmıştı. O anda kalkanını fırlatıp atmış, uzun palasını çekmiş, arslanlar gibi vuruşmaya başlamıştı. Önüne çıkan düşman askerlerine vuruyor, vuruyordu. Yahya Kemal’in tasvir ettiği gibiydi manzara. Şöyle demektedir şair:
Vurpençe-i Alî’deki şemşîr aşkına
Gülbangi asmanı tutan pîr aşkına
Ey leşker-î müfettihü’l-ebvab vur bugün
Feth-î mübîni zamin o tebşir aşkına
Vur deyr-i küfrün üstüne rekz-î hilal içün
Gelmiş bu şehsüvar-ı cihangir aşkına
Düşsün çelengi Rum’un eğilsün ser-i Firenk
Vur Türk’ü gönderen yed-i takdir aşkına
Son savletinle vur ki açılsın bu surlar
Fecr-i hücum içindeki Tekbîr aşkına
Ulubatlı’nın şimşek gibi çakan kılıcından ürken düşman askerleri uzaktan ok yağdırmaya başlamışlardı. Oklar peş peşe Hasan’ın vücuduna saplanıyordu. Ayakta duramayacağını anlayan Ulubatlı, sancağı Topkapı’daki surların üzerine dikivermişti. Sancağın surların üzerinde dalgalandığını gören askerler coşmuştu. Tekbir getirerek büyük bir gayretle surlara hücum ediyorlardı. Ulubatlı Hasan da vücudunun oklarla delik deşik olmasına rağmen yaralı arslan gibi sancağın yanına düşman askerlerini yaklaştırmıyordu. Nihayet diğer arkadaşları yanına gelmiş, Hasan’ın etrafına halka olmuşlardı. Sancağın artık emin ellerde olduğunu gören Hasan yüzünde mes’ud bir tebessümle ruhunu Rahman’a teslim etmişti. Kendisiyle birlikte surlara tırmanan arkadaşlarından 18′i de şehid olmuş, kalan 12′si sancağı düşürmemişti.
Çok genç yaşta şehitlik rütbesini kazanan Ulubatlı Hasan’ın vücuduna 27 ok saplanmıştı. Arkadaşları bu okları çıkardılar ve bu mübarek şehidi Fatih’in huzuruna götürdüler. Fatih, İslam’ın bu bahadır evladına dua ettikten sonra şöyle demiştir: “Ulubatlı Hasan’ım! Ne kadar şanlısın. Eğer sultan olmasaydım, Ulubatlı Hasan olmak isterdim!”

Yazı kategorisi: DiGER KONULAR, DiNi KONULAR, GÜNCEL, GÜNDEM, GENEL, HARiKALAR, KİM KİMDİR, OSMANLI TARiHi, OSMANLILAR, TARİH, TÜRKİYE, İBRETLİK, İSLAM, İSLAM TARİHİ | 1 Yorum »

 
Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.

Join 68 other followers