GÖYNEM ( BEYSEHiR )

İLAHİ-KURAN-İSLAM-DİN-HABER-RESİM-VİDEO-TASAVVUF-BELGESEL-DUA-HADiS-TARİH-ŞİİR

‘HARAM ve HELAL’ Kategorisi için Arşiv

Cola`da Alkol Var

Posted by Site - Yönetici Şubat 16, 2011

Cola`da Alkol Var

Cola`da Alkol Var

Cola`da Alkol Var

ABD`li site Coca Cola`nın sır formülünü açıkladı. Açıklanan formülle birlikte Coca Cola`da alkol olduğu da ortaya çıktı.

Yıllardır İsrail bağlantısı nedeniyle tepki gösterilen ve dolaylı yollardan ambargo uyguladığı Coca Cola ile ilgili şok bir iddia daha gündeme geldi.

ABD`nin önde gelen bir sitesi Coca Cola`nın sır formülünü belgeleriyle açıkladı. Yıllardır yılan hikayesine dönen ve Coca Cola`nın, mahkeme kararlarına rağmen şirket sırrı gerekçesiyle yıllardır açıklamaktan kaçındığı ya da belli bir kısmını açıkladığı formülün içinde önemli miktarda alkol bulunduğu ortaya çıktı.

Şirket, sitesinden duyurduğu haberde Coca Cola`nın formülünü tam olarak bulduğunu belirtirken, iddiasını da 1979 tarihli bir gazete makalesine dayandırdı. Söz konusu makalede, kolayı üretmek için geçerli içerik maddeler ve miktarları bulunuyor.

Thisamericanlife.org adlı site, haberinde Atlanta Journal-Constitution gazetesinde 8 Şubat 1979 tarihinde yayınlanan makalenin resmine de yer veriyor.

FORMÜLDE ALKOL DE BULUNUYOR

Sitenin haberini, formülün açıklanmasından çok, Coca Cola`nın içinde bulunan maddeler önemli hale getiriyor. Açıklanan formüle göre, Colanın için kafein ve asit gibi maddlerin yanısıra tam 226,7 gram alkol bulunuyor.

Açıklanan formülle ortaya çıkan bu durum, yıllardır İsrail bağlantısı nedeniyle gündemden düşmeyen ve sık sık İsrail`e yönelik ambargo listelerine giren Colaya bakış açısını kökten değişritecek gibi görünüyor.

Açıklanan formül ve bulunan alkolle ilgili şu ana kadar şirketten herhangi bir açıklama yapılmazken, Diyanetin bu konuda ne diyeceği de merak konusu oldu.

İŞTE AÇIKLANAN O FORMÜL…

12 gram sıvı koka özü

85 gram strik asit (limon asidi)

28,35 gram kafein

Şeker (işaretlerden ne miktar gerektiği anlaşılamıyor)

9,4 litre su

946,9 mililitre kireç suyu

28,35 gram vanilya

42,5 gram ya da renk vermek için daha fazla karamel

7X çeşnisi (56,6 grama 18,9 litre şurup):

226,7 gram alkol

20 damla (1,297 mililitre) portakal esansı

30 damla limon esansı

10 damla küçük hindistan cevizi esansı

5 damla kişniş

10 damla neroli

10 damla tarçın

Kaynak : ROTAHABER

Yazı kategorisi: BUNLARI BiLiYORMUYDUNUZ, DiGER KONULAR, DiNi KONULAR, GÜNCEL, GÜNDEM, GENEL, HARAM ve HELAL, TAVSİYELER, TÜRKİYE, YORUMLAR, YORUMSUZ | Etiketler: | » yorum bırak;

Helal haram kalkacak!!!!

Posted by Site - Yönetici Ocak 22, 2011

Helal haram kalkacak!!!!

Helal haram kalkacak!!!!

Helal haram kalkacak!!!!

Helal haram titizliği kalkacak….
Sünen-İ Nesâî’de Ebû Hüreyre (r.a.)’den rivâyet olunan bir hadîs-i şerifte Resûlüllah (s.a.v.)Efendimiz şöyle buyuruyor:
Öyle bir zaman gelecek ki, kişi eline geçen malın helâldan mi, haramdan mı olduğuna aldırış etmeyecek?
Bu hadîs-i şerifte, helâl titizliğinin ortadan kalktığı, elde edilen kazancın helâl olup olmadığına bakılmadığı günümüze işâret vardır.
Helâl-haram inancı zayıfladığı içindir ki; cemiyette yolsuzluklar, hırsızlıklar, dolandırmalar, rüşvetler, nüfuz suistimalleri alabildiğine yaygınlaşmıştır. Bu ictimaî kiri temizlemenin yolu ise, fertlere helâl lokma titizliğini yeniden kazandırmaktan geçmektedir.

.

Yazı kategorisi: BUNLARI BiLiYORMUYDUNUZ, DiGER KONULAR, DiNi KONULAR, GÜNCEL, GÜNDEM, GENEL, HADIS-i SERIFLER, HADİS, HARAM ve HELAL, TAVSİYELER, TÜRKİYE, YORUMLAR, YORUMSUZ | Etiketler: | 2 Yorum »

Et Harici “Helal” Damgası Aranması Gereken Gıdalar

Posted by Site - Yönetici Ekim 18, 2010

 

Et Harici "Helal" Damgası Aranması Gereken Gıdalar

Et Harici "Helal" Damgası Aranması Gereken Gıdalar

 

Et Harici “Helal” Damgası Aranması Gereken Gıdalar

Kasaplık hayvan ithali ile yeniden gündeme gelen Helal Gıda konusunda, marketlerin daha sıkın denetlenmesi isteniyor. GİMDES Başkanı Büyüközer ‘helal‘ gıdanın sadece ete mahsus olmadığını belirtiyor.

Özellikle ithal ürünlerden ‘Helal’ damgasının aranmasını tavsiye eden Gıda ve İhtiyaç Maddeleri Denetleme ve Sertifikalandırma Derneği (GİMDES) Başkanı Hüseyin Kami Büyüközer, Türkiye’de marketlerde satılan aromalar ile kimi meşrubatların alkol ihtiva edebileceğini savunuyor.

Şeker ve çikolata türü ürünlerin de domuz kökenli jelâtin içerebileceği uyarısında bulunuyor.

GİMDES, Afrika ve Asya ülkelerine Avrupa ile Amerika’dan ihraç edilen ürünleri inceleyerek dini usullere uygunluğuna bakıyor.

Faaliyetini, Dernekler Yasası ve Maliye mevzuatına göre sürdürüyor. Et ithali çerçevesinde yeniden gündeme gelen Helal Gıda Sertifikası’yla ilgili Cihan’a açıklamalarda bulunan Büyüközer, canlı hayvan ithalatına sıcak bakarken, sadece et ithal edilmesini doğru bulmuyor.

Büyüközer, “Kesilmiş et ithalatı çok sakıncalı ve çok riskli görüyorum. Büyük tehdit olabilir. Canlı hayvan ithalatına önem verilmeli.” değerlendirmesini yapıyor.

İslami usullere göre kesim yapmayan mezbahaların bulunabileceğine işaret eden Hüseyin Kami Büyüközer, bu çerçevede ‘Helal’ sertifikasının önemine değiniyor.

Bu noktada market raflarında yer alan pek çok ürünün de aynı anlamda sertifikalandırılması gerektiğini savunarak; şeker, çikolata, aroma ve meşrubatların dinen sakıncalı bazı maddeler içerebileceğine işaret ediyor.

GİMDES Başkanı, “Söz konusu ürünlerle ilgili maalesef marketlerde kontrol mekanizması yok. Bu bağlamda marketlerde helal logolu, Kosher logolu ve vejetaryen logolu stantlar oluşturulmalı.” temennisinde bulunuyor.

Büyüközer, ürünün sahibi firmanın, bu konuda uyarıcı yazı yazmasını da doğru bulmuyor. Gerekçe olarak da ‘referans alınan değerlerin bağımsız bir kuruluş tarafından incelenmemesini’ gösteriyor.

Büyüközer, “Kesimhanelere veya marketlerin et reyonuna girin, İslami usullere göre kesim diyorlar. Neye dayanıyorsunuz? Neye göre, hangi legal kurum inceleme yaptı?

Bakın bunlara bağımsız bir kurumun vereceği rapora dayalı olarak verilecek etikete izin yok.” diyor.

Helal logolu bir ürünü Türkiye’de üretip, Türkiye marketlerinde satışını yapmanın cezası olduğunu ileri süren GİMDES Başkanı Büyüközer, bu yöndeki değişikliğin haksız rekabete yol açağı yönündeki eleştirilere katılmıyor.

Helal sertifikasını verecek kurumlar olarak adı geçen Diyanet ve Türk Standartları Enstitüsü’nün kamu niteliği dolayısıyla bu işe girmelerinin de doğru olmayacağını öne sürüyor.

MEZHEPLERE GÖRE HELAL DENETİMİ

Dernek olarak sertifikalandırmada mezhepleri de göz önünde bulundurduklarından söz eden GİMDES Başkanı Hüseyin Kami Büyüközer,”Helal logolu kimi ürünlerin altına Hanefi, Şafii, Hanbelî ve Maliki olmak kaydıyla dört kutucuk koyacağız.

Ürüne karşı duyarlı olan mezhebin yazılı olduğu kutucuğa çarpı işareti koyacağız. Örneğin Hanefi olan biri çarpı gördüğü ürünün kendisine uygun olmadığını anlayacak.” ifadelerini kullanıyor.

CİHAN – Haber 7

Yazı kategorisi: BUNLARI BiLiYORMUYDUNUZ, DiGER KONULAR, DiNi KONULAR, GÜNCEL, GÜNDEM, GENEL, HARAM ve HELAL, TAVSİYELER, TÜRKİYE, YORUMLAR, YORUMSUZ | » yorum bırak;

Âlimler, âlimcikler ve helâl haram fetvaları

Posted by Site - Yönetici Haziran 3, 2010

Âlimler, âlimcikler ve helâl haram fetvaları

Âlimler, âlimcikler ve helâl haram fetvaları

Âlimler, âlimcikler ve helâl haram fetvaları

Bir şeyi iyi bilmesi için bir ismin başında illaki ‘Prof’’mu yazmalı? Yazmıyorsa allame-i cihan olsa fayda etmeyecek mi? Bu mesele o hale getirildi ki İmam-ı Âzam r.a., İmam Şafii r.a., İbn-i Arabiler, İbn-i Haldunlar gelseler ‘isimlerinin başında profesör yazmıyor’ diye reddedilecekler anlaşılan. İsminin başına ‘Prof’ etiketini ekledin mi alsana âlim öyle mi? Bunu bu hale hem bu etiketin sahipleri hem de cühelamız getirdi.

Herkes ‘koskoca profesör’ diyor. ‘Doktor olmuş yaptığına bak’ diyor. Sanki doktor ya da profesör olunca insanlığında değişim olacakmış gibi. İyi bir insanın ismini başındaki etikete bakılmaz.

Artık bu etikete sahip olmanın bin bir türlü yolu var. Üç beş kuruşa profesörlük etiketi satan üniversiteler dolu dünyada. Yahut da kullanılmaya müsait bir kişi iseniz size fahri profesörlük tabelası asacak çok yer var. ‘Fahri’ kelimesini kartvizitinizin zemin rengine boyadınız mı işte size fırından taze çıkmış bir profesör. Bu şekilde yapan “şeyh”(!)lerimiz bile var!

Ülkemizde yüz otuzdan fazla üniversite ve her birinde onlarca hatta yüzlerce profesör var. İyileri tenzih ederek diyoruz ki acaba kendi alanlarında kaçını tanıyoruz ve kaçı uluslararası üne sahip seçkin kimseler? Hâlbuki bu etikete sahip olmadığı halde kendi alanında dünya çapında saygınlığı olan binlerce insanımız mevcut. Amacımız asla bu akademik unvanı eleştirmek değil, bu etikete gerektiğinden fazla anlam yüklenmesidir.

Bir gün bir adam, elinde bir mektup Nasreddin hoca merhuma; “Hocam, zahmet ya sana, Şu mektubu bana bir okusana” der. Mektup baştan sona kadar merhumun bilmediği bir dilde yazılmış. Şöyle bir iki evirir çevirir: Okuyamaz; çaresiz geri verir ve “Başkasına okut bunu sen” der. Adam şaşırır: “Niçin?” Hoca: “Bu mektup bildiğim bir dilde yazılmamış o yüzden okuyamam.“  Adam hocaya kızar ve “Ayıp Hoca, ayıp. Benden utanmıyorsan şu başındaki kavuktan utan!” der. Hoca kavuğunu çıkartıp uzatır. Sonra: “Mademki iş kavuktadır, haydi giy de şunu, kendin oku bakalım mektubunu.

Demek ki marifet, unvan ve payede değil. Marifet; bilgide, edepte, ifadelendirme biçiminde, taşıdığınız etiketin altında ezilip kalmamakta ve bilmediğini sormakta.

İsminin başında ‘prof’ etiketi taşıyan bir ilahiyatçı, domuz ve alkol ürünlerinin hepsini aklayıp paklamış ve helâlleştirmiş. Başka yazılardan ve ilahiyatçıların Bursa toplantısına katılanlardan anlıyoruz ki, bu konuda yalnız da değil.

Bu ve daha ürpertici fetvaların ayrıntısına girmeden “âlim” sıfatına yüklenen anlam ve doğru anlamına bakmak gerekiyor. Âlim; Allah c.c.’in isimlerinden biridir ve doğrusunu ve her şeyi hakkıyla bilen O’dur. Âlim sıfatı mahlûkların bilmediklerini hakkıyla bilen sırlara ve tüm gizliliklere vakıf olan Allah c.c. için kullanıldığı anlamdan daha dar anlamda, diğer insanlara nazaran ‘daha iyi bilen’ olarak kulları için de kullanılır. Ancak gerçek bir âlim, bilmekle yetinmez ve ilmiyle de âmil olur. Bununla da yetinmez, kibirden uzak bir şekilde tevazu ve hoşgörü sahibidir de. Bugün “âlim” denilen kimselerin bazılarında bu sıfatın aslında mündemiç olan mana ve kendilerinden beklenen vasıflardan uzak olması kahredicidir.

Tartışmalı fetvaların sahipleri, kendilerini eleştirenlerin “bazı meslek sahipleri fetva vermeye kalkıyorlar” şeklinde fetvayı kendi tekellerine alıcı eleştiriler yöneltiyorlar. Ancak bunun önemi yok. En azından kendi adıma belirtmeliyim ki amacım asla fetva vermek değildir ve bu şekilde bir maksat için yazıyor da değilim. Kendi ifadeleriyle fetva verdiklerini belirten kimselere diyorum ki, verdiğiniz fetvalar konuya vakıf kimseleri tatmin etmiyor. Fetvalarınızı verirken daha titiz ve derinlikli olmak zorundasınız!

Allah c.c. “Bütün iyi ve temiz olanlar size helâl kılındı” (Mâide 3) buyururken diğer taraftan “Allah, haramı helâl sayan ve onda ısrar eden nankör ve günahkârların hiçbirini sevmez” (Bakara 276) buyurmakta.

Her devir de âlimler olduğu kadar âlimcikler de olagelmiştir. Âlimler herkesi dinleyip görüşlerine saygı duyar ve hem kendi yanlışlarını hem de tebaanın yanlışlarını hem uygun bir lisan, hem de hâl ile düzeltirlerken; âlimcikler ise önüne gelene çamur atar, kendinden başka bilgin tanımaz, ilmi kendi tekelinde zanneder. Bugün her ikisinden de aramızda çok miktar da mevcut. Gerçek âlimler, itizalcilere tahammül ederler ancak âlimcikler karşılarında hep tebaa görmek isterler.

Kendilerine “ilahiyatçı” denilen ve özellikle profesörlükleri ile ün yapmış bazı kimseler var ki kendilerinden başka hiç kimseyi beğenmemekteler. Bazen İmam-ı Âzam’ı bile, kendilerine rakip görerek eleştirmekteler. Bir alanda uzmanlaşmak yerine her konuda her meseleye fetva veren bu zatlar, tek doğru olarak kendilerini gördükleri için başkalarının fikirlerine saygı duymak bir yana sürekli küçümsemekteler. Kendileri eleştirildiği zaman ise muhataplarına hakaret etmekten bile çekinmiyorlar. Karşılarındakine hitap ederken kullandıkları cümlelerden ve bir konuda ‘falan kitabımda belirttiğim’ gibi nefislerini putlaştıran bu tür kişileri hemen herkes tanıyor.

Kendilerini fukahadan hatta bununla bile yetinmeyip tek doğru ve tek âlim gören, eleştirildikleri zamansa kendilerine benzeyenleri yahut da toplumda kabul görmüş âlimleri kendilerine suç ortağı yapan bu kişiler, fetva verme konusunda son derece bonkörler. Bu kişilerin çoğu özensiz fetvalarının isabetsizliğinden de büyük sevap umuyorlar ve suçlarına delil olarak  ”İçtihat eden kimse isabet ederse iki sevap, etmezse bir sevap alır.” Hadis-i Şerif’ini öne sürmekteler.

Ancak şu çok iyi bilinmeli ki; ‘hem jelâtinin domuzdan yapıldığını bileceksin, hem de kimyası değişmiştir bu nedenle domuza ait her şey helâldirdiyeceksin. Sonra da kendinize kimsenin tanımadığı bazı isimleri suç ortağı yapacaksın. Bu Hadis-i Şerif’e sığınarak herkesi ifsat etmek, büyük bir vebal olmalı.

Günümüzde bir konuda sağlıklı bilgiye erişememek söz konusu değil. Domuzdan yapılan jelâtinin kimyasal değişime uğradığını iddia etmek ve batı kültürünün dayattığı metottan başka metotları tanımayan kültürün ürünü kimselerin eksik ve yanlı verilerini esas alarak ümmetin aklını karıştırmak hatadan öte bir şey olmalı.

Ünlü âlimciklerimiz peynirin mayasının domuz şirdeninden üretilmediğini ,üretilse bile kimyasal değişime uğradığı için “helâl” olduğunu iddia ediyor. Elbette bu zayıf fetvaya katılmak imkânsız. Keşke bu fetvadan önce konuyu derinlemesine müzakere edebilselerdi. Bu konuları kimyacılara, biyologlara değil de batılı ve batının empozesi bilgileri sorgulayan, endişe taşıyan kimselerle daha da derinlemesine görüşselerdi? Görüştükleri kimseleri herhangi bir ticari firmaya danışmanlık yapıp yapmadıklarını sorsalardı? Hatta insanlığı kemiren ilaç şirketleri ve kirli endüstriyel düzene bakışlarını ve oradan nemalanıp nemalanmadıklarını araştırsalardı?

Ancak bunun için de meseleye Kaf Dağı’ndan bakmamak ve “endişe” taşımak gerekiyor. Bu özensiz fetvalardan önce, ön yargılarından sıyrılarak lütfedip bir araştırsalar olup bitenleri bütün çıplaklığı ile görebileceklerdi. Demek ki, her şeyi ve sadece kendilerinin bildiğini sanan kimseler buna ihtiyaç duymuyorlar. Kafaları karışan birçok kimse için peynir mayasının dana ve kuzu gibi hayvanların şirdeninden (mide) elde edildiği gibi ,domuz gibi necis hayvanların şirdeninden de elde edilir. (Şirdeni anlamak ve anlamlandırmak için sadece Farsça bir sözlüğe bakmak yeterli olamaz) Kaldı ki en iyi peynir mayası genç hayvanın şirdeninden elde edilmekte. En genç endüstriyel kesim ise domuzda. Bir domuz genellikle birkaç ay sonra kesime gidiyor. Bu yüzden de tercih sebebi.

Domuzun mide, deri, kıl ve kemiğinin kimyasal değişime uğradığını iddia eden bu kişilere olmasa bile ‘endişeli Müslümanlara’ şunu belirtmekte yarar var. Kimyasal değişime uğrayan bir organizmanın DNA bilgilerine erişemezsiniz. Ancak ister jelâtinde, isterse peynir mayasındaki kimyasal değişime uğradığı bu yüzden helâldir’ dedikleri ürünlerin hepsinin DNA analizlerinde domuzdan olduğuna dair bilgilere erişebilmekteyiz. İsteyene belgesini hemen vereyim. Bu durumda bir kimyasal değişimden söz edilebilir mi? Bir şeyin kendisi olmaktan çıkabilmesi için ona ait tüm özellikleri kaybetmiş olması gerekmez mi? Peki jelâtin istediği kadar üretim evrelerinden geçerse geçsin domuzdan elde edildiği tespit edilebiliyorsa bu değişim midir yoksa gerçeğin örtülmesi mi?

Kaldı ki bu kişilerin verdikleri örneklerde sirkenin alkolden elde edildiği gibi bir gerçek dışı beyanlar okumaktayız. Sirke alkolden üretilmez. Sirkenin üretim süreci ile alkolün üretim süreçleri bambaşka şeylerdir. Meraklısı için milyonlarca bilgi İnternet’te duruyor.

Ebu Talha r.a. anlattığına göre, Resulüllah s.a.v.’den “İçkiye vâris olan yetimler” hakkında sormuştur. Resülullah s.a.v.: “Dök onu!” emretmiştir. Ebu Talha: “Sirke yapsam olmaz mı?” deyince de “Hayır!” diye cevap vermiştir.” (Ebu Dâvud, Eşribe 3 (3675); Tirmizî, Büyû 58, (1293) – Kütüb-i Sitte Cilt 3, Hadis Şerif 219 s29)

İbrahim Canan hoca tarafından derlenen Kütüb-i Sitte adlı eserin 3. cildinin 29. sayfasında 219’uncı sırada yer alan bu Hadis-i Şerif’le ilgili olarak özetle şu açıklama yer almakta. “Âlimler bu hadisin hükmünde de az çok ihtilaf etmişlerdir. Bazıların şarabın hiçbir surette kullanılmaması gerektiğine hükmederler. Zira malının ziyan edilmesi hususunda en ziyâde hassasiyet gösterilmesi gereken yetimlere miras yoluyla intikal eden şarabın sirkeye tahvîl (dönüştürülerek) değerlendirilmesine cevaz verilmemekte, dökülmesi emredilmektedir. Hz Ömer, İmam-ı Şafiî, Ahmet İbn-i Hanbel hazerâtı bu görüştedirler.Okumayan ve sorgulamayan kolaycı Müslümanların kafalarını karıştıran bu fetvaların sahipleri, acaba Allah Rasulü s.a.v.’den daha mı hassaslar?

Yine domuzdan elde edilen jelâtinin kullanılmasında bir beis görmeyen kişiler, bu Hadis-i Şerifleri değil de kimyasal değişime delil olamayacak Ayet-i Kerime’ler, sözler ve metinleri delil olarak sunmaktalar. Acaba şunu mu demek istiyorlar: Siz Hadisleri örnekliyorsunuz ,biz Ayetten delil getiriyoruz mu? Hz. Câbir r.a. anlatıyor: Mekke’nin fethedildiği sene Hz. Peygamber s.a.v.’i Mekke’de işittim, şöyle buyuruyordu: “Cenâb-ı Allah içki, ölmüş hayvan, domuz ve putun alım-satımını yasakladı.” Bunun üzerine: “Ey Allah’ın Resulüölmüş hayvanların iç yağı hakkında ne buyurursunuz, zira onunla gemiler yağlanır, derilere sürülür, kandiller aydınlatılır” dendi. Cevaben: “O’(nun satışı) haramdır” buyurdu ve ilâve etti: “Allah Yahudilerin canını alsın. Allah onlara ölmüş hayvanların iç yağını haram kıldığı vakit bu yağı erittiler, sonra satıp parasını yediler.” (Buhârî, Büyû 112, Meğâzî 50; Müslim, Müsâkât 71 (1581); Ebu Dâvud, Büyû 66 (3486); Tirmizî, Büyû 93, (7, 309-310); İbnu Mâce, Ticarât 11, (2167) – Kütüb-i Sitte Cilt 3, Hadis Şerif 215 s26)

İbn-i Abbas r.a. anlatıyor: “Hz. Peygamber s.a.v.’i Kâbe’nin yanında otururken gördüm. Bir ara başını semaya kaldırarak şunu söyledi: Allah Yahudilere Lânet etsin, Allah Yahudilere lânet etsin, Allah Yahudilere lânet etsin! Allah onlara (ölmüş hayvanların) iç yağını yasaklamıştı tutup bunu sattılar ve parasını yediler. Hâlbuki Allah bir millete bir şeyin yenmesini haram etti mi, onun parasını da haram etti demektir.” (Ebu Dâvud, Büyû 66 (3488) – Kütüb-i Sitte Cilt 3, Hadis Şerif 217 s28) Şimdi hileye başvuran Yahudilere lanet eden Peygamber s.a.v., kendi ümmetini bu lanetten ayırır mı? Ölmüş hayvanın içyağının eritilerek kullanılmasını haram kılan bir din ,domuzun deri ve kemiğinden elde edilen jelâtini helâl diyebilir mi? Yeryüzünde Allah’ın sayısız nimetleri bitti de sıra domuzdan mamul jelâtinin helâlleştirilerek midelerimize girmesine mi kaldı? Bu ümmetin milyonlarca meselesi varken, yeryüzünde insan dâhil, her şeyin genetik yapısı değiştirilerek tahrip edilirken tek sorunumuz domuzdan mamul (en basitinden) şüphelileri aklamak neyin nesi? Nereden çıktı? Bizi niye öpüyorlar?

Hahamlar, papalar hatta Yahova Şahitleri bile beyin ölümü konusuna “cinayet” derken, bizim ilahiyatçı profesörlerin canlı canlı insanların organlarının kesilmesi için verdikleri fetvaları görünce, domuz mamullerinin yenmesine fetva vermeleri çok olmasa gerek.

Acaba son yıllarda domuza ait organların insanlara nakledilebilmesi için yürütülen çalışmalarda önemli mesafeler alındığını biliyorlar mı bu kimseler? Bunun için bir hazırlıkları var mı? Yoksa ‘Ayet’te bir yasak yok, o halde domuzdan insana kalp nakline fetvaya gerek yok. Nakledilebilir mi diyecekler?’ Korkarım ki yine hazırlıksız yakalanacaklar ve bu gidişle tamda bunu diyecekler. Şükür ki İsmail Köksal hoca ‘Genetik Kopyalamanın Fıkhî Yönü’ adlı eseri ile şimdiden bu konulara çözümler üretmeye çalışmış. Çokda çaresiz değiliz. Her şeye rağmen şükürler olsun âlimlerimiz ve alim adaylarımız hâlâ var.

2006 yılında gazozlardaki alkol konusunda yazı yazan bazı kimseler kendi görüşlerini eleştirenler hakkında, “haddini bilmezlik” ve “edepsizlik” gibi çok ağır cevaplar yazmışlardı. Kendileri hakkında hakarete varmayan eleştirilere bile tahammül edemeyen ilahiyatçılarımızı, doğrusu yadırgamaktan öte yapacak bir şeyimiz yok.

Biri çıkmış “iki tek rakı içiyorum, ama sarhoş olmuyorum. Ben Hanefi’yim. Hanefi fıkhının bu fetvasına saygım varderse, ben bu adamı İslam açısından sorgulayamam, ona kızamam. Bin yıllık fıkıh ortada” diyerek İmam-ı Âzam’ı kendi fitnesine alet etmekten çekinmiyor.

Bir hoca efendimiz Bursa toplantısının sonunda kaleme aldığı yazısında maya ve jelâtin konusunda aralarında ihtilaf çıktığını ancak kendisinin de ‘helâldir diyenlerden yana olduğunu’ belirttikten sonra yazısını şöyle tamamlıyor: “Bazı fıkıhçıların ise bu konuda tereddütleri zail olmadı. Hepimizin ittifak ettiğimiz bir konu da vardı: Değişim sebebiyle mubah ve helâl hale bile gelse eğer üretiminde büyük bir zorluk yoksa yeni üretilen de aynı işi görüyorsa Müslümanlar, menşeinde de haram nesne bulunmayan maddeleri üretmeli, bunları kullanmayı teşvik etmeli, makul bir süre içinde bu yeni ürünlere geçiş sağlanmalıdır.” Demek ki “Değişim sebebiyle mubah ve helâl hale bile gelse..” bu cümlenin takdirini sizlere bırakalım. Fakat burada oluşan şüpheden söz etmeden ittifak edilmiş gibi yazanlara ne demeli? Onları Allah c.c.’e havale ediyoruz.

Bir diğer zevat; “Günümüzde bazıları helâl sertifikasından bahsediyor. Helâl sertifikası, helâl damgası olur mu hiç? Haram damgası olur. Allah Teâlâ Kur’an’da helâlleri mi sayıyor haramları mı? Haramları sayıyor çünkü helâller saymakla bitmez” diyor ve ekliyor “Bazıları helâl sertifikası vermekle, helâl damgası basmak istiyor. Her bir basacağı damgaya karşı bir kuruş alsa bile büyük bir rant elde edecek. Ama haram damgası basacak olsa üç-beş damgada kalacak. Onun için kimse haram damgasından bahsetmiyor.” Bu kadarına pes doğrusu… Bu kadar “sığ” bir bakışa tahammül edilemez. İslam Hukukçusu etiketini kullanan birinden bu cümleleri duymak insanı kahrediyor! Sevgili hoca efendi mâdem ki bu kadar hassassınız lütfetseniz de domuz tesislerine ve alkol fabrikalarına gidip “haram damgası” vurup gelseniz. Ne güzel olmaz mı? Hem o azda olsa üç-beş kuruş size kalır. Hem sevaba girersiniz, hem de alkol tüketenleri korumuş olursunuz? Sevabına yapınız bu işi.

Sahi siz hangi çağda ve hangi dünyada yaşıyorsunuz? Aynı çağda ve aynı dünya da yaşıyorsak uyanın Üsküdar da sabah oldu! Yaşadığınız çağ ve dünya; deccalların insanlığı köleleştirdiği, yöneticileri satın aldığı, akademisyenlere sahte belgeler ve raporlar düzenlettiği bir dönemdir. Haberiniz olsun Rockefeller, Monsanto, DuPont, Dow AgroSciences ve Syngenta gibi firmalarla aynı çağda yaşıyorsunuz! Gerçi sizin için bunların yaptığı genetik tahripte helâldir. Ama size Bakara 211 ve Nisa 119-120 hatırlatırız.

Haramlara sertifika konusu bir “şaka” ya da bir “kara mizah” olmalı. Yazıyı birkaç Hadis-i Şerifle noktalarken soralım ‘acaba o gün bugün mü?’ diye!

Hz. Ebu Hureyre r.a. anlatıyor: “Resulüllah s.a.v. buyurdular ki:Öyle bir devir gelecek ki, insanoğlu, aldığı şeyin helâlden mi, haramdan mı olduğuna hiç aldırmayacak. Böylelerinin hiçbir duası kabul edilmez.(Buhari, Büyü’ 7, 23; Nesai, Büyü’ 2, (7, 243))

Ebu Ümâme el-Bahilî r.a. anlatıyor: Resulüllah s.a.v. buyurdular ki:Ümmetimden bir zümre, şaraba bir başka ad takarak onu içmedikçe geceler ve gündüzler tükenmeyecek (Kıyamet gelmeyecek).” (Kütüb-i Sitte 6967)

Resul-ü Ekrem s.a.v.: Allah yolunda sefer yapmış, üstü başı tozlanmış bir adam, ellerini göklere uzatarak: “Ya Rab, ya Rab!” diye yalvarıyor. Hâlbuki onun yediği haram, içtiği haram, giydiği haram, gıdası haramdır. Böylesinin duası nasıl makbul olur?” buyurmuştur. (Müslim) Sahi bu mezkûr adam domuz eti mi yiyor, domuz kürkü mü giyiyor, şarap mı tüketiyordu da bu hadis sadır oldu?

Kemal Özer : Timeturk

..

Yazı kategorisi: DiGER KONULAR, DiNi KONULAR, GÜNCEL, GÜNDEM, GENEL, HARAM ve HELAL, YORUMLAR, YORUMSUZ | » yorum bırak;

HARAM YİYENİN İBADETİ KABUL OLMAZ.

Posted by Site - Yönetici Mayıs 1, 2010

HARAM YİYENİN İBADETİ KABUL OLMAZ.

HARAM YİYENİN İBADETİ KABUL OLMAZ.

HARAM YİYENİN İBADETİ KABUL OLMAZ.

Peygamber Efendimiz ( s.a.v.) ‘’ Kıyamet günü, Tihame dagları kadar sevapları olan topluluklar gelecek.Onlar Allah’ın huzuruna getirildiginde, Allahü Teala onların sevaplarını heder edecek ve onları cehenneme atacaktır.’’ Buyurdu.

Ebu Huzeyfe’nin ( r.a.) azatlı kölesi Salim ( r.a.): ‘ Anam babam sana feda olsun, ya rasülallah! Bu toplulukların kim oldugunu bize bildir, bizde bilelim. Seni hak Peygamber olarak gönderen Allah’a yemin ederim ki, ben onlardan olmaktan korkuyorum,’ dedi.

Rasülullah (s.a.v.): ‘ Ey Salim! Onlar namaz kılarlar ve oruç tutarlardı. Ancak kendilerine haramdan bir şey verildigi zaman hemen atılıp onu alırlardı.Bundan dolayı Allah onların amellerini kabul etmedi,’ buyurdu.

Hadisler:

‘’Büyüklarimize hürmet göstermeyen,Küçüklerimize merhamet etmeyen bizden degildir.’’

( Hadis-i Şerif , Müsned-i Ahmed b. Hanbel.)

‘’ Haramdan beslenen her vücuda cehennem layıktır.’’

( Hadis-i Şerif ,Tabarani el-Mu’cemü’l Kebir )

‘’Bir müslümanın başka bir müslümanı ( şaka bile olsa ) korkutması helal olmaz.’’

( Hadis-i Şerif , Sünen-i Ebu Davud )

Kaynak : Fazilet takvimi – 14.mart.2010

..

Yazı kategorisi: BUNLARI BiLiYORMUYDUNUZ, DiGER KONULAR, DiNi KONULAR, GÜNCEL, GÜNDEM, GENEL, HARAM ve HELAL, TAVSİYELER, TÜRKİYE, YORUMLAR | » yorum bırak;

Müslümana sigarayı bıraktıracak haber

Posted by Site - Yönetici Mart 31, 2010

Müslümana sigarayı bıraktıracak haber

Müslümana sigarayı bıraktıracak haber

Müslümana sigarayı bıraktıracak haber.

Bu haber sigara içen müslümanları ayağa kaldıracak cinsten… Öyle bir iddia ki duyduğunuz andan itibaren bir daha sigara içemeyeceksiniz.

Ne yaptıysanız olmadı mı? Bırakıp bırakıp yeniden  mi başladınız. O zaman bu haberden sonra sigarayı bırakırsınız, tabii Müslümansanız. Sıkı durun açıklıyoruz: Sigarada domuz kanı var:

İddia Avustralyalı bilim adamı Chapman’dan. Chapman’a göre “sigara firmaları, filtrelerde domuz kanı kullanıyor”

FİLTRELERDE DOMUZ KANI ŞÜPHESİ

Sydney Üniversitesi’nden Profesör Simon Chapman, Hollanda’da yapılan bir araştırmaya dayanarak sigara filtrelerinin yapımında domuz kanı kullanılıyor olabileceğine dikkat çekti.

Chapman, kanın solunum organlarına oksijen taşımasını sağlayan hemoglobin isimli proteinin, zararlı kimyasalları süzme özelliği olduğu için filtrelerde kullanıldığını belirtti.

DÜŞÜNCESİ BİLE KORKUTUCU

Bilimadamı, bu durumun başta Müslüman ve Yahudiler olmak üzere bazı grupları rahatsız edebileceğini belirterek, şöyle konuştu: “İnançları gereği domuz ürünleri tüketmeyen bu insanlar için bunun düşüncesi bile korkutucu. Bu sorunu çözmek tütün şirketlerinin sigaraların içeriğiniticari sırgerekçesini öne sürerek açıklamamaları nedeniyle zorlaşıyor.

YUNANİSTAN’DA BİR SİGARA MARKASININ DOMUZ KANI KULLANDIĞI KESİNLEŞTİ

Yunanistan’da bir sigara markasının domuz hemoglabini kullandığı kesinleşti. Eğer Yahudi ya da Müslüman bir sigara tüketicisiyseniz sigaranın içeriğini öğrenmek isteyeceksiniz. Sadece bu dinlere mensup insanlar değil vejeteryanlar da bu durum nedeniyle sigara üreticilerine tepki gösterecektir.

Internethaber.

Yazı kategorisi: BUNLARI BiLiYORMUYDUNUZ, DiGER KONULAR, DiNi KONULAR, GÜNCEL, GÜNDEM, GENEL, HARAM ve HELAL, TAVSİYELER, TÜRKİYE, YORUMLAR, YORUMSUZ, İLGİNÇ | 4 Yorum »

HELAL GIDA ( YEMEK ) KONFERANSI – Prof.Dr. Ahmet Akgündüz

Posted by Site - Yönetici Şubat 1, 2010

HELAL GIDA ( YEMEK ) KONFERANSI – Prof.Dr. Ahmet Akgündüz

Bu videoyu izlemenizi kesinlikle tavsiye ederim.

1.BÖLÜM

2.BÖLÜM

Yazı kategorisi: BUNLARI BiLiYORMUYDUNUZ, DiGER KONULAR, DiNi KONULAR, GÜNDEM, GENEL, HARAM ve HELAL, SAĞLIK, TAVSİYELER, TÜRKİYE, ViDEO, YORUMLAR, YORUMSUZ | 5 Yorum »

Erkeklerin İpek Giyinmesi

Posted by Site - Yönetici Ekim 23, 2009

Erkeklerin İpek Giyinmesi

Erkeklerin İpek Giyinmesi

Erkeklerin İpek Giyinmesi

İpek giyme meselesinde asıl olan Rasûlullah’tan (sas) rivayet edilen şu hadistir: Bir gün, Rasûlullah (sas) sağ elinde altın, sol elinde ipek olduğu halde çıktı ve buyurdu ki: “Bu ikisi ümmetin erkeklerine haram, kadınlarına ise helâl kıhnmıştır.”320 Harb halinin haricinde ipek giyinmek (tahrimen) mekruhtur. Ebû Hanife’ye göre harb halinde de haramdır. İmameyne göre ise, şayet sert ve sık olur da silâhı defedecek durumda olursa, harb halinde onu giyinmekte bir beis yoktur. Şayet çözgüsü veya dokuntusun`dan birisi ipek olmazsa, harb halinin haricinde de giyinmede bir beis yoktur. Bu hususla ilgili tafsilâtlı bilgi kitablarda vardır.

Bir erkeğin kendi evinde üzerinde ipekten sergi bulunan altın veya gümüşten sedir veya koltuk edinmesinde bir beis yoktur. Bunun üzerinde oturmaz veya uyumaz. Böylece evini güzelleştirmiş olur. Bunun cevazi, sahabe ve tabiîn gibi selef-i salihînden bize nakledilmiştir. Rivayet edildiğine göre, Hz. Hasan (ra) veya Hz. Hüseyin (ra) de rivayetler farklı olmakla birlikte, onlardan birisi Şah Bânû isminde bir kadınla evlenmişti evini ipekten yapılmış örtüler, altın ve gümüşten yapılmış kaplar ile süslüyordu. Rasûlullah’ın (sas) en son kalan sahabelerinden bazıları, onun evine girdiler ve dediler: “Ey Allah Rasûlünün torunu, evindeki bu eşyalar nedir?” Dedi ki: “Bu eşyaları evlendiğim kadın getirdi. Ben de onu menetmeyi güzel görmedim.” Muhammed b. Haniften rivayet edildiğine göre, o evini böyle şeylerle süslüyordu. Bundan dolayı bazı sahabeler onu ayıpladılar. Onlara şöyle cevab verdi: “Böylece evime gelenler için evimi güzelleştiriyorum. Onları kullanmıyorum ki. Bunu hiç kimsenin kalbinin benimle meşgul olmaması ve bana kötü bir gözle bakmaması için yapıyorum.

Bir kimsenin bu niyetle yapmasında bir beis olmadığını böylece öğrenmiş olduk. Bunun daha azı ile yetinmek ise, daha faziletlidir. Bu mesele, şu âyetin manası içerisine giriyor: “De ki: Allah’ın kulları için yarattığı ziynet ve temiz rızıkları haram kılan kimdir?…321 Yukarıda “üzerinde oturulmaz ve uyunmaz” denildi. Bu İmam Muhammed’in görüşüdür. Ebû Hanife’nin görüşüne göre ise, üzerinde oturmada ve uyumada bir beis yoktur. Şüphesiz mekruh olan giyinmektir. Giyilen şeylerde, elbise giyene tabi olur ve ona göre hüküm alır. Amma üzerine oturulan ve uyunulan şey ise, oturana ve uyuyana tabi olmaz. Dolayısıyle bir beis de yoktur.

 

İmam Muhammed Şeybani – İslam İktisadında Helal Kazanç

 

Kaynak: Yazının devamını oku »

Yazı kategorisi: BUNLARI BiLiYORMUYDUNUZ, DiGER KONULAR, DiNi KONULAR, GÜNCEL, GÜNDEM, GENEL, HARAM ve HELAL, TÜRKİYE, YORUMLAR, YORUMSUZ, İslam İktisadında Helal Kazanç | » yorum bırak;

Bira alkolsüz olur mu?

Posted by Site - Yönetici Ekim 10, 2009

Bira alkolsüz olur mu?

Bira alkolsüz olur mu?

Bira alkolsüz olur mu?

Ramazan’da Umre’ye giden bir arkadaşımız, hem Mekke hem de Medine’de Harem-i Şeriflerin bitişiklerindeki marketlerde Efes Pilsen ürünlerinin satıldığını ve resimlerini çektiğini belirterek ‘bu nasıl olur?’ diye soruyor.

Kendisine, ‘Devlet Gazetesi’ yazarlarının “Mekke’deyiz… Ertuğrul Özkök ne yaptı dersiniz? Başarılı bir günün ardından bir şampanya açtırdı… Durun, hemen ‘yakaladık’ diye atlamayın… Bu şampanya, Suudi Arabistan’ın alkolsüz şampanyası… Adı da hakikaten şampanya… Suudiler buna ‘Saudi champagne’ diyorlar…” şeklindeki ifşaatlarını hatırlatarak dedim ki;

‘Bunu birilerine anlatırsan derler ki ‘O alkolsüz bira. Bir sakıncası yok. O üründen Türkiye’nin meşhur gıdacısı …’da üretiyor’ derler. Fakat Türkiye’de üretilen gazozlar, kolalar, meyve suları, aromalı içecekler, yapay maden suları, enerji ve sporcu içecekleri gibi birçok yapay içeceğe, üretimde -etil alkol- değişik amaçlarla eklendiği gibi alkolsüz diye satılan tüm biralarda da “alkol var!’

Ama nasıl olur. Bunun belgesi var mı?

Hangi beyanımız delilsiz ki bu delilsiz olsun demedim ama ‘gazlı içecekler, kolalar vb ile ilgili Tübitak’ın alkol tespit belgelerini 2006 ve 2007’de yayınlamıştık. ‘Alkolsüz Bira’, ‘Aromalı Bira’ ve ‘Malt içecek’ yazsa da içeriğinde mutlaka alkol var!

Belgesine gelince…

Elbette söyleyeceğimiz her cümle isbât-ı kabil şeylerdir’ diyerek durumu aşağıdaki gibi izah ettik kendisine… 

2006/33 nolu Türk Gıda Kodeksi Bira Tebliği’ni incelediğimiz zaman, oynanan oyunu fark ederiz. Şöyle ki:

Söz konusu tebliğin 4. maddesinin e fıkrası; “Sadece maltın veya malt ve ekstrakt maddelerinin öğütülüp, sıcak su ile belirli yöntemlerle işlenmesi sonucunda elde edilen şıranın; şerbetçiotu ile kaynatılması ve soğutulması, bira mayası ile belirlenen alkol derecesine kadar fermente edilmesi veya fermentasyon sonucu oluşan alkolün uzaklaştırılması yoluyla elde edilen, filtre edilerek veya edilmeyerek, pastörize edilerek veya edilmeyerek üretilen, içinde çözünmüş halde karbondioksit bulunan bulanık veya berrak içki” şeklinde tanımlar, sözde Alkolsüz birayı.

F fıkrası ise Aromalı birayı; Aromatize edilmiş bira ve aromatize edilmiş alkolsüz bira diye tanımlıyor. Aynı tebliğin 5. maddesinde de yer alan tablo ise son derece manidardır.

Bira hacmen alkol miktarlarına göre dörde ayrılır:

Ürün Adı

 % Hacmen Alkol (20 ºC)

Alkolsüz bira

≤ 0,5 alkol içerir

Düşük Alkollü Bira    

>  0,5    ≤ 3 alkol içerir

Bira                            

> 3        ≤ 6 alkol içerir

Yüksek Alkollü Bira 

> 6        ≤ 10 alkol içerir

 

Tanımdaki ‘alkolün uzaklaştırılması’ şeklindeki ifade ilk bakışta ürünü alkolsüz gibi gösterebilir ancak diğerleri bir yana Alkolsüz bira denilen birada yüzde 0,5 oranında alkol yer alıyor.

Bu ürünlerin alkol içerdiği neden etiketinde yazmıyor?

En kritik soru bu. Makyavelist anlayış, sadece ticaret veya siyasette yoktur. Bu anlayışı bürokraside de görebiliriz. 2002/58 numaralı ‘Gıda Maddelerinin Genel Etiketleme ve Beslenme Yönünden Etiketleme Kuralları Tebliği’nin 5. maddesinin y/3 fıkrası “Bileşimindeki alkol miktarı hacmen % 1,2′yi geçmeyen” ürünlerin etiketine alkolün varlığını yazmayı zorunluluk olmaktan çıkarıyor.

Özetlemek gerekirse; ister alkolsüz, ister malt, ister aromalı, isterse de bira denilsin alkol hepsinde mevcut olup aralarındaki fark, alkolün oranından ibaret.

Birinde yüzde yarım, diğerinde yüzde üç bir başkasında yüzde 10 hepsi bu.

Yani ‘alkolsüz bira’ yahut ‘aromalı bira’ sadece bir palavra…

Bir tuzak…

Alkolün varlığının devletin resmi mevzuatı ile gizlenmesi, temel insan haklarına aykırı bir uygulama olarak karşımızda durmakta. Tüm sorumluluk biz tüketicilerle birlikte, bu ülkeyi yönetme sorumluluğunu omuzlarına almış herkesin üzerinde…

Hatırlayınız

Allah c.c.’in evinin etrafında satılan Coca Cola Türkiye ve Efes Pilsen’in sahibi Tuncay Özilhan, birkaç yıl önce reklâm ürünlerinde hangi ifadeleri kullanmıştı: Biraullah (Allah’ın birası) (!).

Allah’ın birası(!) Allah’ın Evi’nin yanında satılmayıp da nerede satılacak(!)?

Arkadaşımız sormaya devam ediyor…

Suudi yönetimi yahut Mekke ve Medine yönetimleri bu durumu bilmiyor mu?    

Bilip bilmediklerini bilmiyoruz. Bilmiyorlarsa bile bu mazeret olamaz. Allah c.c. ile alay eden bir firmanın bırakınız birasını, hiçbir ürününün bu beldelere girmemesi gerekirdi.

Alkol, Müslümanların en önemli imtihanlarından biri!

Azı ya da çoğu,

Şu veya bu adla anılması,

Şuna buna eklenmesi,

Direkt yahut en direkt yöntemlerle tüketilmesinin bir farkı olabilir mi?

Hangi adla anılırsa anılsın,

Hangi ürüne eklenirse eklensin. 

Nerede satılırsa satılsın,

Kim satarsa satsın alkol alkoldür. Çağdaş ifsatçılar bir kulpla cevaz verseler de hükmü değişmez.

Vail İbnu Hucr r.a. anlatıyor: “Târık İbnu Süveyd el-Cu’fi r.a., Resûlullah s.av.’e hamr (alkollüler) ile tedavi hususunda sordu. Aleyhissalatu vesselam onu bundan men etti ve:

Hayır! O, deva değil, derttir!” buyurdu.” Müslim, Eşribe 12, (1984); Ebu Davud, Tıbb 11, (3873); Tirmizi, Tıbb 8, (2047).

“Allah c.c., size haram kıldığı şeylerde şifanızı halk etmiş değildir.” (Mecmau”z-Zevâid:5/86)

Görüleceği üzere bırakınız keyif için bu tür ürünleri tüketmeyi, Efendimiz s.a.v. alkolün tedavi amaçlı bile kullanılmasını yasaklıyor!

Diyebilirsiniz ki; birçok ilaçta da alkol var!

Halklısınız. Hatta bilgisi sadece tıp ilmi ile sınırlı ya da çaresizliği meslek edinmiş bazı Müslüman doktorların bu durumu ve domuzdan yapılan aşıları savunduklarına şahit olabiliriz.

‘İçme de öl’ diyenlere bile rastlayabilirsiniz…

Müslüman bir hasta, doktoru ile reçete öncesi pazarlık yapmasını bilmeli.

İçeriğini tam olarak bilmediği veya içeriğinde haram yahut şüpheli maddeler bulunan ilaçları kendisi için yazmamasını talep etmeli. Acaba kaç doktor yazdığı ilacın içeriğini tam olarak bilmekte ya da bu duyarlılığa sahip? Ayrı bir yazı konusu olan bu meselenin, ne kadar zor olduğunun farkındayım. Lakin olması gereken bu.

Unutmayınız normal şartlarda arz, talepten dolayıdır. Türkiye’nin önemli reklamcılarından olan bir arkadaşımızın ‘Biz, bir adama ihtiyacı olmayan dünyanın en pahalı otomobilini aldırtıp, üzerine kuş pislemesin diye sabahlara kadar pencerede uykusuz bekleterek onu o araca taptırırız’ şeklinde tanımladığı reklâmcılık, olmayanları bile ihtiyaç gibi pazarlayıp o ürüne taptırabiliyor.

Bu nedenle bir ürün hangi adla sunulursa sunulsun, bizler ferasetli bir tüketici olmaya mecburuz.

Kemal Özer – Timeturk

Yazı kategorisi: BUNLARI BiLiYORMUYDUNUZ, DiGER KONULAR, DiNi KONULAR, GÜNCEL, GÜNDEM, GENEL, HARAM ve HELAL, TAVSİYELER, TÜRKİYE, YORUMLAR, YORUMSUZ | » yorum bırak;

Neden tavuk yemiyoruz?

Posted by Site - Yönetici Eylül 29, 2009

Neden tavuk yemiyoruz?

Neden tavuk yemiyoruz?

Neden tavuk yemiyoruz?

Sık sık ‘neden tavuk yemiyorsunuz?’ sualine muhatap olanlardan biri olarak, gerekçelerimizi izaha gayret edelim.

Çoğu kez, günümüzde tercih edilen –sulu veya modern – kesim yöntemini İslamî bulmadığımız için yemediğimiz zannedilerek, bu yöntemle kesilmiş tavuklar için x,w,q’lerden ‘yenilebilir fetvası’ aldıklarını izaha çalışmaktalar. Daha hassas olan kimseler ise bu yöntemi doğru bulup bulmadığımızı da sormaktalar.

Sanıldığının aksine tek neden ‘kesim’ sorunu değil…

Tavuk” ve ürünlerini tüketmememizin elbette birçok nedeni var!

Kesim son aşamalardan biri ve fetvalardan birine tabi olunarak çözülebilecek bir mesele…

Kesim tartışmalarına taraf olmadan önce, çok daha önemli ve üzerinde yoğun çalışma yapılması gereken o kadar sorun var ki!

Önce “tavuk’ diye satılan ürünler gerçekten tavuk mu?” sorusunu yöneltmemiz gerekiyor!

‘Bu nasıl bir soru’ diyebilirsiniz…

Hatta ‘ne münasebet, elbette tavuk’ diyenlerden de olabilirsiniz…

Ama biz sizinle aynı kanaatte değiliz…

Et ve yumurta tavukçuluğu şeklinde sınıflandırılan endüstriyel sektörde 40 gramlık civciv geçmişte 6 ayda 1 kğ’a ulaşabilirken, bugün sadece 40 günde 2 kg’a ulaşıyor.

Dilleri olsa ya da onun ifade edişini bizler anlayabilsek bu zulüm için kim bilir neler neler söylerlerdi…

Zaten bu hızlı ağırlık artışına ayak uyduramayan tavukların stres sonucu kalp krizi geçirip öldüğü de biliniyor.

Ölenler zayi oldu sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Bazen et olarak sofralara bazen de yem olarak tavukların midelerine…

Hakeza aynı artış bu büyüklükte olmasa bile yumurta tavukları içinde geçerli.

Çünkü ‘gerçek tavuk’ artık neredeyse köylerde bile kalmadı! Köylülerin önemli bir kısmı bile yumurtadan civciv elde etmek için uğraşmak yerine ‘hazır endüstriyel kuluçka civcivlerini’ alarak tavuk hale getiriyor! -Zaten endüstriyel bir virüs olan “kuş gribi” de doğal türlerin tümüyle ortadan kaldırılması gibi amaçlarla geliştirilmiş bir oyundu-

Hazır civciv yumurtadan değil mi?’ diyebilirsiniz. Haksız değilsiniz ve elbette yumurtadan fakat…

Bir: Artık adına tavuk dememiz bile imkânsızlaşan günümüzün sözde tavuklarının ezici çoğunluğunun genetik değişikliğe uğratılmış yamyam türler olduğunu belirtelim. -Kimi çevreler tavuklarda genetik değişiklik yapılmıyor gibi gayri ciddi beyanlarda bulunsalar da Ankara Tavukçuluk Araştırma Enstitüsü(ATAE), ‘safhat tavuklar’ denilen ve ‘Atabey, Atak ve Atak-S’ isimleri ile tescil ettirdiği tavuklar bile bunun aksini ispat için yeterli-

Tavuklar ot obur türlerken, yemlerine kan ve mezbaha atığı tavuk ürünleri eklenerek, kendi türünü tüketen et obur yamyam hayvanlar ortaya çıkarılmış durumda.

Genetik yapısı değiştirilerek yamyamlaştırılan bir hayvan yahut yumurtlama makinesine dönüştürülen tavuk, aç kalması vb durumların yanı sıra beklenmedik anlarda yanındaki başka canlı bir tavuğu yediği artık sık sık görülmekte.

Kişilik, mideye giren gıdalarla oluşuyorsa, yamyam kümes hayvanlarını yemek insan nesli üzerinde nasıl bir etki yapar, hiç düşündünüz mü?

İki: Yemlere, ezici çoğunluğu birkaç kişi tarafından ithal edilen ve kısırlaştırıcı etkiye sahip genetiği değiştirilmiş (GDO’lu) mısır başta olmak üzere tehlikeli bitkisel ürünler eklenmekte.

Üç: Yine birçok gerekçe üretilerek, çeşitli aşamalarda muhtelif ‘antibiyotik’ ilavesi yapılmakta, hayvanlar ise bu antibiyotikleri tüketicisine aktararak bağışıklık sistemini bozmakta yahut da kalıcı hasarlara neden olabilmekte.

Dört: Kesimdeki Besmele’nin bir kez çekilmesi, o anki kesimdeki tüm hayvanlar için yeterli sayan görüşler olmakla beraber, aksini savunanlar da yani tek tek besleme çekilmeli diyenlerde mevcut.

Beş: Kendisinize ait gerçek bir tavuğu yahut -şeklen tavuğa benzediği halde fizyolojik ve genetik yapı itibari ile değiştirilmiş bir hayvan olan- sözde tavuğunuzu kestiğinizde yaptığınız yolum ile makinelerle yolum konusunda da ihtilaf mevcut.

Sorunlar elbette bunlarla da sınırlı değil. GDO’lu mısırla beslenen, antibiyotik ve diğer kimyasal ilaçlarla şişmanlatılan hayvanlar, etiketine yazılan ‘doğal’ ya da ‘natürel’ gibi gerçekle bağdaşmayan ifadelerle gözü kararmış tüketiciye sunulmakta.

Bazı sözde uzmanların kırmızı et yerine beyaz tavuk eti, bazılarının ise beyaz et yerine kırmızı et önerdiklerini görürüz. Aynı kişiler bir müddet sonra söylediklerinin tam tersini de ifade edebiliyorlar. Görüş değişimini ise bilimdeki sözde yeniliklere bağlayarak biz tüketicileri ellerinde oynatıyorlar.

Hâlbuki bunların ezici çoğunluğu, belirli lobilerin sözcüleri olup söylediklerinin ne bilimle ne de ahlakla uzaktan yakından ilgisi vardır. Konuşan ve konuşturanlar paranın, tüketenler ise hazzın köleleri olmaktan öteye geçmezler.

Günümüz fıkıhçılarının bazılarının nano gıda, GDO ve katkı maddeleri ile ilgili meselelerde verdikleri fetvaların isabet oranındaki zayıflık nedeniyle toplumsal etki yapsa da ehlince itibar görmemekte! Çünkü bu fetvalarına veri oluşturacak bilgiler, meseleye derinlemesine vakıf endişeli kimselerden edinmek yerine, ‘adı Müslim hâli tartışmalı’ kimselerin sözde bilimsel sunularına dayandırılabilmekte.

GDO konusunda İKÖ uzmanlarının “GDO helâl değildir” şeklindeki kanaatini, devamlı okurlarımız geçmiş yazılarımızdan hatırlayacaklardır.

Bunların yanı sıra, kan konusunda İslam Fıkhı Ansiklopedisi’nin yem bahsindeki; “Âlimler; hayvan boğazlandığında akıtılan kanın murdar olduğu, yenmeyeceği ve ondan herhangi bir yolla yararlanılamayacağı konusunda ittifak etmişlerdir. (İbn-i Arabî, Ahkâmül-Kur`ân, I/53) Bu ittifakın icma halinde olduğu ifade edilmiştir. (bk. Sabûnî, Ahkâmü`l-Kuran, I/160,163) O kadar ki, meşhur Hanefi fıkıhçısı Cessâs, bu maddelerin haram kılınışının her türlü yararlanmaya şamil olduğunu, binanaleyh ölmüş hayvan etinden hiç bir suretle yararlanılamayacağını, hatta köpeklere ve diğer et yiyenlere dahi yedirilemeyeceğini, çünkü bunun da bir nev`i yararlanma olduğunu söyler. (Sabunî, age, I/160)” cümleleri calibi dikkattir.

Son dönem âlimlerimizden rahmetli Ömer Nasûhi Bilmen hoca ilmihalinde mezbaha atıklarının hayvan yemi olarak kullanılması konusunda “Pak olmayan şeyleri, meselâ bozulup temizliğini kaybeden kolamış etleri vesaireyi, etleri yenilebilen hayvanlara yedirmek caiz değildir” demekte.

Netice itibari ile kaç yıla vardı bilmiyorum ama uzun yıllardır tavuk ürünlerini yemiyorum.

Çünkü tavuk meselesi eldeki veriler ışığında –hiçbir otorite olmadığımız halde– bizim açımızdan ‘şüphenin ötesinde’ olsa bile “…Haram veya helal olduğu şüpheli olanlar vardır. İnsanlardan çoğu bunları bilmezler. Her kim bu şüpheli şeylerden kaçınırsa, dinini de, şerefini de korumuş olur. Kim de şüpheli şeylere yönelirse harama düşmüş olur…” Hadis-i Şerifi’nin muhatabı olarak günümüz tavuklarını yemememiz gerekiyor.

Çözüm yine bizim elimizde.

Kazancı kadar yiyip içtiklerinden de hesaba çekilecek olan insanlar, kendisine sunulan her şeyi tüketmez, tüketmemeli…

Tüketebileceğimiz koşulları ortaya koyar ve uyarsak; üreticiler, yaşamak için bizim tercihlerimize saygı duymak zorunda kalırlar!

Mevcut sistemde ruh ve beden sağlımız ile yaşamımız maalesef kapitalist, materyalist ve makyavelist sistemin elinde.

Hâlbuki olması gereken, onların ekonomik yaşamının bizim elimizde olması ve bizim sağlık ve inancımız açısından tüketim tercihlerimize saygılı üretimler yapmalarıdır. Lakin bizim acınası halimiz onların yaşam pınarına dönüşmüş.

 

Kemal Özer – Timeturk

Yazı kategorisi: BUNLARI BiLiYORMUYDUNUZ, DiGER KONULAR, DiNi KONULAR, GÜNCEL, GÜNDEM, GENEL, HARAM ve HELAL, TAVSİYELER, TÜRKİYE, YORUMLAR, YORUMSUZ | 5 Yorum »

 
Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.

Join 68 other followers