Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Archive for the ‘Genel’ Category

Peygamberimizin Vefatını Kendisinin Haber Vermesi

Posted by Site - Yönetici Mayıs 17, 2014

Kadın ve Dua,gul,cicek,Peygamberimizin mucizeleri

Peygamberimizin Vefatını Kendisinin Haber Vermesi

Ahmed, Ebû Yala ve sahih bir senedle Taberani Vasile bin el-Eska’dan rivayet eder. O şöyle der: Birgün peygamber (s.a.v.), evinden çıkıp bizim yanımıza geldi ve şöyle buyurdu: “Sizler zannediyorsunuz ki, ben sizin hepinizden sonra vefat edeceğim! Halbuki ben sizin en evvel vefat edecek olanınızım! Benim peşimden de sizler, bölük bölük gele­ceksiniz! Kiminiz kiminizi helak edecektir.”

Buhari Ebû Hüreyre’den nakleder. O şöyle der: Peygamber (s.a.v.), her yılın ramazanında on gün itikafa girerdi. Vefat ettiği senede ise, yirmi gün itikafta bulunmuştur. Cebrail (a.s.) her sene kendisine gelir, Kur’an’ı arz ederdi. Vefat ettiği senede ise, iki defa arz etmiştir.”

Buhari ve Müslim’in Aişe’den rivayeti de şöyledir: Peygamber (s.a.v.) Fâtıma’ya hitaben demiştir ki: “Her sene Cebrail gelip Kur’anı bana arz ederek karşılaştırma yaptırırdı. Bu senenin ramazanında ise, iki defa karşılaştırma yaptırdı. Kızım ben bunu, ecelimin yaklaşmış ol­ması şeklinde anlıyorum.

Yine Buhari ve Müslim’in Aişe’den naklettikleri diğer rivayet (biraz lafız farkı ile) şöyledir: “Ölümüyle neticelenen hastalığı sırasında Pey­gamber (s.a.v.) Fâtıma’yı çağırıp gizlice birşey söyledi. Fatıma ağlamaya başladı. Sonra gizlice bir şey daha söyledi. Bunun üzerine Fatıma güldü. Ben bunun sebebini kendisine sorduğumda şu cevabı aldım: “Babam bana ilk defa, bu hastalığının, vefatıyla neticeleneceğini söyledi. Bu se­beple ağladım. Sonra, ev halkının kendisine ilk kavuşanın ben olacağımı söyledi. Ben de bu sebeble sevinip güldüm.” [Acaba şu dünyada, O muazzam baba'yı kaybeden Fatıma Anamız'dan, musibeti daha büyük olan kim olabilir? Elbette bu, yalnız Fatıma'nın musibeti de değildir. Bilakis koskoca bir ümmet, butun ufkunu ve dünyasını İlâhi ve İslâmi hakikatlerle doldurmuş bulunan Peygamberini kaybediyordu ve musibet, bütün ümmetin musibetiydi. Ümmetinden bir sevgi ve saygı, bir hediye ve mükafat olarak, O büyük ve şerefli Peygamber'e, binlerle salat ü selâmlar olsun! O'nun izzeti, şeref ve keremi, yüceldikçe yücelsin. (Amin!).]

Buhari, îbni Abbas’tan rivayet eder. O şöyle der: Ömer bin el-Hattab bana: îzâcâe nasrullahi ve’l-feth sûresi hakkında sordu.” Ben de kendisine cevaben: “Bu, Resûlüllah Efendimiz’in ecelinin yakın oluğunu haber vermektedir” dedim. O da dedi ki: “Ben de bundan başkasını dü­şünmüş değildim.”

Buhari ve Müslim Ebû Said el-Hudri’den rivayet eder. O şöyle der: Bir gün peygamber (s.a.v.), insanlara bir hutbe irâd etti. Bu hutbesinde dedi ki: “Allah; kullarından birini, dünya hayatı ile kendi indindeki ni­metler arasında muhayyer bıraktı. O kul da Allah’ın yanında olanları tercih etti.” Ebû Bekir, bu sözleri duyunca ağlamaya başladı. Biz, Ebû Bekir’in ağlamasına teaccüp ettik. Halbuki peygamberimiz’in sözünü ettiği kul, kendisi imiş. Peygamberimiz kendisine hitaben buyurdu ki: “Ey Ebû Bekir ağlama! Bilmelisin ki insanlar içinde bana arkadaşlığın­da en güvenilir olan, malını benim yolumda harcamakta en samimi olan, sensin! Eğer ben, Allah’tan başka halil (özel ve biricik dost) edinmiş ol­saydım, muhakkak seni edinirdim. Fakat ey Ebû Bekir, bizim aramız­daki hiç şüphesiz islâm kardeşliğinden ibarettir. Şu andan itibaren mescid’e açılan kapıların hepsi, Ebû Bekir’in kapısı hariç, kapatılsın!” [Bu hadis, Peygamberimiz'in; Kendisinden sonra halife olacak kişinin Ebû Bekir olduğuna en büyük işaretlerinden biri mahiyetindedir. Şiiler ise buna karşı çıkıyor ve: "O sı­rada Peygamberimiz, Ali'nin kapısından başka kapıların kapatılmasını emretti" yalanını uy­duruyorlar.]

Beykaki Ebû Yala dan şu haberi nakletmiştir: Peygamber (s.a.v.) bir hutbe okuyup: “Allah, bir kulunu, dilediği kadar dün ada yaşamak ile, Allah’a kavuşmak arasında muhayyer kıldı. O kul da Rabbi’ne ka­vuşmayı tercih etti.” Bu sırada Ebû Bekir ağlamaya başladı ve Resûîüllaha hitaben: “Aksine bizler, bütün mallarımızı, canlarımızı ve çocuklarımızı sana feda etmeliyiz, ey Allah’ın Resulü!” dedi.

Ahmed, îbni Sa’d, Darimi, Hâkim, Beyhaki ve Taberâni Ebû Mil-veyhibe’den rivayet ederler. O şöyle der: Resûlüllah (s.a.v.) geceleyin beni uyardı ve dedi ki: “Ey Ebû Müveyhibe, ben gidip şu Medine Kabrista-nındakiler için istiğfar etmekle emrolundum.” Ben de, Resûlüllah’ın hizmetinde olan biri olarak derhal kalktım ve O’nunla beraber gittim. Bakî’a vardığımızda, Resûlüllah ellerini kaldırdı ve onlar için istiğfar etti. Sonra buyurdu ki: “Ey toprağın altında yatanlar, sizin durumunuz, toprağın üstündekilere nisbetle daha kolay ve iyidir, İşte fitneler, ka­ranlık gece parçaları gibi gelmektedir. Biri diğerini takibeden bu fitne­lerin, sonuncusu evvelinden daha beter!” Sonra Resûlüllah Efendimiz bana iltifat buyurup: “Ey Ebû Müveyhibe, bana gerçekten dünyanın hazinelerinin anahtarları verildi. Sonra ne kadar istersem o kadar dün­yada yaşamak ile cennet arasında muhayyer kılındım! Şüphesiz ben de, Rabbim’e kavuşmayı tercih eyledim!” Bundan sonra o Baki’den evine döndü. Sabahleyin ise hastalandı ve bu hastalığı, O’nun vefatı ile neti­celendi.”

Buhari’nin Ukbe bin Amir’den rivayetine göre, O şöyle demiştir; Resûlüllah (s.a.v.), bir gün evinden çıkıp Ühud’a gitti. Oradaki şehidle-rin üzerine, cenaze namazı kılar gibi namaz kılıp dua etti. Sonra Mes-cid’ine dönüp minbere çıktı ve şöyle buyurdu: “Ben, içinizden Önce gidenim! Ben, sizin üzerinize şahidim ve şimdi ben, vallahi Havzım’ı görmekteyim! Gerçekten bana dünyanın hazineleri teslim edilmiştir. Vallahi ben, kendimden sonra sizler için, tekrar şirke düşeceğinizden korkuyor değilim. Benim sizin hakkınızdaki korkum; dünya malı ve mülkü üzerinde birbirinizle rekabete düşmenizdir!”

îbni Sa’d, tshak binRâhuye, Yahya bin Cu ‘deden nakleder. O şöyle der: Peygamber (s.a.v.), kızı Fatıma’ya hitaben: “Kızım, bir peygamber; kendinden önceki peygamberin ömrünün yarısı kadar yaşar! Nitekim Isâ, kırk sene yaşamıştır” buyurdu.

îbni Hacer, Metâlib-i Aliye adlı eserinde der ki: “Bunun manası, Peygamber olarak yaşadığı yaş, kırk senedir demektir.” [Biz, lsâ(a.s.)'ın, Peygamber olarak kırk sene yaşadığını zannetmiyoruz. Belki o, kırkına girmeden göğe kaldırılmıştır.

Muhakkak burada: "Belki, kırkına girmeden göğe kaldırılmıştır" demekle, Hz. İsa'nın "Otuz üç yaşındayken refolunduğu" şeklindeki rivayete işarette bulunmak istemiştir. Halbuki bu rivayet, Nasrâni (hrıstiyan) kaynaklıdır. İslâmive Muhammedi kaynaklı haberler İse böyle de­ğildir. Zira Peygamber Efendimİz'eâit hadisler, Hz. İsa'nın semâya kaldırıld ığı zaman yüzyirmi yaşında bulunduğu merkezindedir. İmam-ı Taberani ile Hâkim'in Müstedrek'inde Hz. Aişe'den rivayet edilen hadisten anlaşılan da budur. Evet, sevgili Peygamberimiz; vefatıyla neticelenen hastalığı sırasında, kızı Fatıma'ya hitaben, Hz. İsa'nın yüz yirmi yaşındayken semâya kaldı­rıldığını haber vermiştir. Bu rivayetin çeşitli tarikleri bulunmaktadır, râvileri de sıkadır: sağlam ve muteber şahsiyetlerdir. (Mevahib-i Ledünniye ve Şerhi Zerkâni, 5/351 -Beyrut, 1393)]

(İbni Sa’d’m İbrahim el-Nehai’den, Buhari’nin Tarih’inde Zeyd bin Erkam’dan rivayet ettikleri hadisler de, yukarıdaki hadisin ifadesine uygun düşmektedir.)

Akmed, îbni Sa’d, Ebâ Yâlâ ve Beyhaki Aişe’den rivayet ederler. O şöyle demiştir: Peygamber (s.a.v.), odamın önünden her geçişinde, mutlaka gönlümü alacak ve surürlandıracak bir söz söylerdi. Birgün geçti ve hiç bir şey söylemedi. Ben de başımı sarıp yatağıma uzandım. Peygamberimiz geldiğinde: “Aişe neyin var?” diye sordu. Ben de: “Başım ağrıyor” dedim. Peygamberimiz ise: “Aişe, aksine benim başım ağrı­maktadır! Vay başım” buyurdu. Meğer o gün Cebrail gelip kendisine, e-celinin yakın olduğunu haber vermiş.”

Bezzar’ın rivayetine göre, Peygamber Efendimizin amcası Abbas bin Abdü’l-Muttalib şöyle demiştir: “Ben bir gün rü’yamda, yeryüzünün yukarıdan sarkıtılmış büyük halatlarla göğe doğru çekilmekte olduğunu gördüm. Bu rü’yamı, gidip Peygambere (s.a.v.) arz ettim. Peygamberi­miz ise bunun tâbirinde: “Ey amca, bu, senin kardeşinin oğlunun vefatı günüdür!” buyurdu.

Kaynak : Peygamberimizin Mucizeleri – 31.Bölüm

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Peygamberimizin Mucizeleri, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Gıybeti Olmayanlar – Üç kişinin Gıybeti yoktur

Posted by Site - Yönetici Mayıs 16, 2014

 

Gıybeti Olmayanlar – Üç kişinin Gıybeti yoktur

Eserde vârid oldu:
“Üç kişinin Gıybeti yoktur. (Üç kişinin aleyhinde yapılan konuşma gıybet değildir:)
1- Zalim imâm,
2- Fisk-u fücurunu aşikâr işleyen fâsık,
3- Halkı bid’atine çağıran bid’at ehli..” 
.
Kaynak : Ed-Dürrü’l-Mensûr Tefsiri: c 7, s 577. 
İsmail Hakkı Bursevi(k.s.), Ruhu’l Beyan Tefsiri: 6/20.

Bil ki: Allâhü Teâlâ hazretleri, rezillik, kötülük, fena ve çirkinlerin izhâr edilip açıklanmasını sevmez. Ancak zulmünün zararı buyük, hilesi çok ve mekri (tuzakları) fazla olan zâlimin hakkında
izhâr edilmesi hariç… 
Bu durumlarda zâlimlerin kötülüklerinin izhâr edilmesi caizdir. 
Bundan dolayı Efendimiz (s.a.v.) hazretleri buyurdular:
-Fasık kişide bulunanı (fısk-u fucûru bilmeyenlere anlatın) zikredin ki, insanlar ondan (kendilerini) sakınsınlar.” 

Kaynak : Sübülü’s-SelâmŞerhin-Bulûği’l-Merâm, İsmail Hakkı Bursevi(k.s.), Ruhu’l Beyan Tefsiri: 6/19-20.
.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: , | Leave a Comment »

Mü’min, Kâfir ve Münafık

Posted by Site - Yönetici Mayıs 16, 2014

Şeytan,cehennem. Mü'min, Kâfir ve Münafık  Keşşaf; c. 1, s. 713, 293

Mü’min, Kâfir ve Münafık

Efendimiz (s.a.v.) hazretleri, mü’minlerin, kâfirlerin ve münafıkların misâlini nehre atılan şu üç kişinin haline benzetirlerdi.
Mü’min nehri geçendir. (Yüzerek sâhil-i selâmete ulaşmıştır.)
Kafir, (suyun ortasında ayakta) durmuş.
Münafık da nehrin (dibine) inmiştir (ve ortasına doğru ilerlemiştir.) Hatta suyu ortaladığında çıkmaktan âciz kaldı. Kâfir, münâfık’a sesleniyor:
-“Bana doğru gel, boğulmaktan kurtulursun!” Mü’min de ona sesleniyor:
-“Sudan kurtulmak İçin bana doğru gel!” Münafık sürekli i-kisinin arasında gidip gelmektedir. (Kah mü’mine yaklaşıyor, sonra kâfirin sesine kulak verip ona doğru gidiyor… Kâh kâfire yaklaşıyor, sonra mü’minin sesine kulak verip ona doğru geliyor…
Böylece suyun içinde boğulmak üzere bocalayıp duruyor…)
Münafık bu iki durumun arasında gidip geliyor. Üzerine bir su geldiği zaman onu boğar. İşte münafık kişi, ölünceye kadar böyle bir şek, şüphe ve tereddüdün içindedir…
Ey gönlünde (kalbinde) nifak bulunduran kişi! Dikeni halk içinde çiçek göstermektedir.
Nifak yapan herkes Önde bulunuyor. Fakat sonuçta ne halka yanaşabilir ve ne hakka…

Kaynak : Keşşaf; c. 1, s. 713, 293

 

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Hadis-i Şerifler, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Âhir Zamanda Müminlerin Ölümü

Posted by Site - Yönetici Mayıs 15, 2014

dua sofi prayer islam muslim turkistan mezar

Âhir Zamanda Müminlerin Ölümü

Ka’b (r.h.) hazretleri buyurdular:
İsa bin Meryem Aleyhisselâm ve mü’minler, Ye’cûc ve Me’cûcü (helak etmekten) döndükleri zaman, yıllarca kalırlar… 
Sonra, toz ve duman şeklinde bir şey görürler. 
Bakarlar ki o bir rüzgârdır.
Allâhü Teâlâ hazretleri, bu rüzgârı mü’minlerin ruhlarını almak için gönderdi.
Bu rüzgâr mü’minlerin en son kuşaklarının da ruhlarını alır…
Bu son kuşak mü’minlerin ölümünden sonra insanlar yüz sene daha kalırlar… İnsanlar, ne bir din tanırlar ve ne de sünnet…
Bunlar eşeklerin birbirlerine dalmaları gibi birbirlerine dalarlar.
İşte kıyamet bunların üzerine kopar…

Kaynak : Tefsîr-i Kebir: c. 11, s. 43,
.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Kıyamet, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Peygamberimizin Mubabek Cesedi Yıkanırken Vukua Gelen Fevkaladelikler

Posted by Site - Yönetici Mayıs 15, 2014

Peygamberimizin Mubabek Cesedi

Peygamberimizin Mubabek Cesedi Yıkanırken Vukua Gelen Fevkaladelikler

îbni Sa’d, Ebû Dâvud, Hâkim, Beyhakî ve Ebû Nuaym Aişe’den naklederler, O şöyle demiştir:
Peygamber (s.a.v.) vefat ettiğinde, O’nu nasıl gasledeceklerini ( yıkayacaklarını ) bilemediler ve: “Vallahi biz, O’nu nasıl gasledece­ğimizi bilemiyoruz! Acaba elbisesini çıkararak mı, yoksa çıkarmaksızın mı gasledeceğiz?” dediler.
Bu sırada Allah kendilerine derin bir uyku verdi.
Herkes çenesini göğsüne dayamış uyuyordu.
Sonra birisi konuştu ve: “Peygamber’i (s.a.v.), elbisesi üzerindeyken gaslediniz” diye bir ni­dada bulundu.
Evden gelen bu sesin, kime âit olduğunu ise farkedemediler.” [Ebû Davud'un rivayetinde: "Sonra kalkıp elbisesi üzerinde olduğu halde O'nu gaslettiler. Ovuştururken, elleriyle O'na dokunarak değil, üzerindeki gömleğiyle ovuşturdular" denilmektedir.]

(Yine bu mealde, Büreyde ve îbni Abbas’tan nakledilmiş diğer rivayetler de bulunmaktadır.)

îbni Sa’d, Beyhakî el-Şâ’bî’den şöyle dediğini naklederler: Pey­gamber’i (s.a.v.) Ali yıkadı ve O’nu yıkarken şöyle diyordu: “Ey Allah-ın elçisi, anam babam sana feda olsun! Sen, gerçekten temiz ve hoş olarak yaşadın, temiz ve hoş olarak vefat ettin!

Ebû Dâvud, Hâkim, Beyhakî ve îbni Sa’d’ın Saîd bin el-Müseyyeb tarikiyle Ali’den naklettikleri rivayet de şöyledir: “Peygamber’i (s.a.v.) ben yıkadım. O’nu yıkarken dikkat ettim, diğer vefat eden insanlarda görülen şey, O’nda hiç görülmedi. Zaten O, yaşarken de tertemiz idi, ve­fat ettiği zaman da tertemiz idi!

(îmâm-ı Ahmed’in îbni Abbbâs’tan naklettiği bir rivayete göre de, Ali bu hususta böyle demiştir.)

Beyhaki’nin Ebû Maşer’den, onun da Muhammed bin Kays’tan rivayetine göre de Ali şöyle demiştir: “Peygamber’i (s.a.v.) gaslettiğimiz sırada, O’nun azasını yıkamak için tutup kaldırmak istediğimde sanki kendiliğinden kalkıyormuş gibiydi.

(Diğer bir rivayette ise, Ali’nin şunu da ifade ettiği kaydedilir: “O sırada etrafa ve semâya öylesine bir güzel koku yayıldı ki, o âna kadar o kadar güzel bir kokuyu ben hiç duymamıştım. Dedim ki: “Ey Allah’ın Resulü, anam babam sana feda olsun! Sen, gerçekten tertemiz yaşadın, tertemiz olarak vefat ettin!“)

îbni Sa’d, Abdül-Vahid bin Ebû Avn’den rivayet eder. O şöyle de­miştir: Peygamber (s.a.v.) Ali’ye hitaben buyurdu:
Ey Ali, ben vefat et­tiğim zaman, beni sen yıkayacaksın!
Ali de dedi ki: “Ey Allah’ın Rasulü, ben hiç cenaze yıkamadım.
Peygamberimiz: “Yâ Ali, hiç çekinme! Bunu sana Allah kolay kılacaktır!” buyurdu. Ali, bunu anlatmak üzere sonra demiştir ki: “Ben, Peygamberimiz’i gaslederken, bunu bana Allah kolay eyledi. Resûlüllah’ın hangi azasını yıkamak üzere tutsam, kendiliğinden kalkıyormuş gibi bana çok hafif geldi. Bana bu sırada yardım etmekte bulunan Fadl ise: “Yâ Ali, çabuk ol! Neredeyse belim kırılacak!” diyor­du.”

Kaynak : Celaleddin es-Suyuti, Peygamberimizin Mucizeleri ve Büyük Özellikleri: 543-544.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Peygamberimizin Mucizeleri, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Çocuklarınıza bu isimleri koymayın….

Posted by Site - Yönetici Mayıs 14, 2014

Çocuklarınıza bu isimleri koymayın.isimler ve anlamı

Çocuklarınıza bu isimleri koymayın….

”Aileler çocuklarına Kur’anı kerimden isim koymak isterken ismin anlamına çok dikkat etmeliler.

Mesela Sanem ismi çocuğa verilmemeli, Sanem, put demektir. Aleyna sıkça duyduğumuz bir isim ama anlamı üstümüze bela, sıkıntı demektir” dedi.çocuğa isim vermenin kültürel, sosyal ve dini açıdan önemli bir konudur.

Pek çok ailenin Kur’an-ı Kerim’de geçen isimleri çocuklarına vermek isterler.Kur’an’ı kerimde geçen her kelimenin ise isim olarak konulamayacağını gerçeği vardır.
Günümüzde yaygın olan ve Kur’an’ı kerimde geçtiği için konulan çok sayıda ismin anlamının yanlış olarak bilinmektedir, gerçek anlamlarının ise isim olarak verilememelidir. çocuklarına Kur’an ı kerimden isim koymak isteyen aileleri seçici davranmaları konusunda uyarmak isterim

Anlamları bilinmeden isim veriliyor
Kuran’ı kerimden isim konulurken seçilen kelimenin gerçek anlamının öğrenilmesi için uzman kişilere danışılmasını tavsiye ederim isim kitaplarında veya internette geçen adların anlamlarının da irdelenmelidir.

”Aileler çocuklarına Kuran’ı kerimden isim koymak isterken ismin anlamına çok dikkat etmeliler. Mesela Sanem ismi çocuğa verilmemeli, Sanem, put demektir, Aleyna sıkça duyduğumuz bir isim ama anlamı üstümüze bela, sıkıntı aksın demektir. Kuran’ı kerimde geçen her kelimenin isim olmayacağı bilinmelidir. Kur’an-ı Kerim’de geçen her kelime ‘Bu Kuran’ı kerimde geçiyor isim olur” mantığıyla çocuklara verilmemelidir. Kur’an’ı kerimde geçen kelimelerin anlamı iyi bilinmelidir. Kezban ismi Kur’an’ı kerimde geçiyor diye veriliyor. Oysa Kezban yalancı demektir. Çocuğa bu ismi koyarsanız, ‘yalancı, yalancı’ diye çağırmak zorunda kalırsınız. Aleyna ‘üstümüze bela sıkıntı aksın’, Bekir, ‘deve yavrusu’ demektir. Hz. Ebubekir’in ismi Abdullah’tır Ebubekir lakabıdır. Bu husus karıştırılmamalıdır.
Rümeysa ‘gözü çapaklı kadın’ demektir. Hüreyre, ‘kedicik’ demektir. Kayra eski Türk mitolojisinde ‘tanrı’ demektir, Allah’tan başka ilah mı olur. Çocuğa tanrı ismi konulmamalıdır. Melis, Yunan mitolojisinde ‘tanrıça’ demektir, şişman ve tembel anlamlarına da gelir. Erçin ‘ücret’ anlamına gelir. Bir insanın ücreti olamaz.”

Mekruh isimler – Bu isimleri koymayın
Dinen mekruh sayılan isimler de olduğunu vurgulamak isterim

. Samet ismi, hiç kimseye muhtaç olmayan demektir. Bu sadece haz.Allah’a mahsus bir durumdur, isim olarak kullanılamaz. Julide Farsça’da dağınık, perişan demektir. Cennet bahçesi olarak bilinen İrem ise haz.Allah’ın gazabına uğrayan sahte cennettir. Bade ismi içki demektir. Hannas ismi şeytanın ismi. Alara, Rosa, İleyda bunlar İslam isimleri değil gayrimüslim isimleridir ve çocuklara konulmamalıdır. Kız çocuklarına melek isminin konması ise çok sakıncalı bir durumdur kızlara melek isminin konması hiristiyanların melekler kızdır inancıdır buda küfürdür halbuki dinimize göre meleklerde erkeklik dişilik yoktur .Anlamı kötü olan, anlamsız şeyler de çocuklara isim olarak konulmamalıdır.”

”İsim her dilden olabilir”
İsim her dilden olabilir. Yeter ki anlamı güzel olsun, yaşadığı toplum ve kültüre yabancı olmasın

Barış, Mert, Özgür, Sevgi gibi isimlerin kullanılabileceği, aynı şekilde Kerim, Macit, Zeynep, Hasan, Abdullah, Kevser, Abdurrahman gibi isimlerin çocuklara verilmesinde bir sakınca yoktur. isimlerde , İslam büyüklerinden hatıra kalan isimlerin kullanılmalıdır, halk arasında yaygın olan Fatma, Ayşe, Ahmet, Mehmet, Muhammet, Mustafa, Zeynep gibi isimlerin de konulabilir.yani benim çocuğumun ismi çok farklı olsun diye lafzı ve manası hoş olmayan dinizde sakıncası olan isimlerden kaçınılmadır.

Bu yazıyı Gönderen Şerife Şevval Kardelen Hoca Hanıma Teşekkür Ederiz.

.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, Şerife Şevval Kardelen | Etiketler: | 4 Comments »

Peygamberimiz ( s.a.v. ) in Cenaze Namazını Kim Kıldırdı ?

Posted by Site - Yönetici Mayıs 13, 2014

Peygamberimiz ( s.a.v. ) in Cenaze Namazını Kim Kıldırdı

Peygamberimiz ( s.a.v. ) in Cenaze Namazını Kim Kıldırdı ?

îbni Sa’d, îbni Meni, Hâkim, Beyhaki ve Taberani Îbni Mes’ud’dan rivayet ederler. O şöyle demiştir: Peygamber (s.a.v.), hastalanıp iyice ağırlaştığı zaman, biz kendisine: “Vefatınız halinde sizi kim yıkayacak, Ey Allah’ın Resulü?” diyerek sorduk. O şöyle buyurdu: “Beni, ehl-i bey­timden bana en yakın olanlar yıkayacaktır. Fakat sizlerin göremeyece­ğiniz pek çok melekler de bulunacaktır!” Bundan sonra kendisine: “Namazını kim kıldıracak?” diye sorduk. O da: “Siz beni yıkayıp kefeni­me koyduktan ve güzelce kokuladıktan sonra, şeririm üzerine koyunuz! Sonra şeririmi kabrimin kenarına bırakınız. Sonra yanımdan çıkıp bir müddet bekleyiniz. Zira o sırada üzerime ilk namaz kılacak olan Cebrail olacaktır. Sonra Mîkâîl, sonra İsrafil, sonra da Azrail olacaktır. Bunların her birinin yanında meleklerden cemaatleri de olacaktır. Sonra sizler­den ilk olarak ehl-i beytim gelip namazımı kılsınlar. Sonra grub grub veya ferd ferd gelip namazımı kılarsınız.” Biz, Peygamberimizin bu sözlerini böylece dinledikten sonra: “Peki Ey Allah’ın Resulü, sizi kabri­nize kim koyacak?” diye de sorduk. O da buyurdu ki: “Beni kabrime, ehlim koyacaktır ve bu sırada bir çok melekler de bulunur, onlar sizleri görür amma, sizler onları göremezsiniz.”

Bu rivayetle ilgili olarak Beyhaki der ki: “Bunu, sadece Selâm el-Tavil rivayet etmiştir.” Ibni Hacer ise onun bu sözüne itiraz ederek şöyle demiştir: “Bunu, aynı tarikten Müslime bin Salih de rivayet etmiştir ve onun bu rivayeti Selâm el-Tavil’in rivayetini desteklemektedir.” (Bunu ayrıca Hafız Bezzâr da, bir başka tarik ile İbni Mes’ud’dan rivayette bulunmuştur.)

İbni Sa’d’m Ali’den rivayeti de şöyledir: Peygamber (s.a.v.) şeriri üzerine konulduğu zaman ben insanlara dedim ki: “O’nun cenaze na­mazını kılarken, hiç biriniz insanlara imam olamaz! O, sağken de, vefatı halinde de sizin imamımzdır! Grub grub içeri giriniz, saf saf durunuz ve O’nun namazını kılınız.” Onlar da grub grub gelip böyle yaptılar. Bilinen cenaze duasını da okumadılar. Tekbir aldıktan sonra sâdece: “Esselâmü aleyke eyyühennebiyyü ve rahmetüllahi ve berekâtühü.” “Ey Allah’ın peygamberi, Allah’ın selâmı, rahmeti ve bereketi senin üzerine olsun!” diyerek selamladılar ve sonra da: “Allah’ım bizler şahitlik ederiz ki, se­nin peygamberin senin O’na indirdiğin kitabını tebliğ etmiştir! Ümme­tine hakkıyla yol gösterip nasîhatta bulunmuştur, senin yolunda hakkıyla cihâd etmiştir! Tâ senin dînin izzet ve kuvvet bulup yerleşin-ceye kadar, nasihat ve cihâdında devam etmiştir. Allah’ım, sen bizleri O’na indirdiğin Kitâb’a hakkıyla uyanlardan eyle ve bizlere dînimizde sebat ver! Bizi yarın âhirette O’na kavuştur!” işte bâzıları böyle dua e-diyor, bâzıları da bu duaya amîn diyordu. Erkekler bu şekildeki cenaze namazlarını bitirdikten sonra kadınlar, sonra da sabiler edâ ettiler.

(Ibni Sa’d ile Beyhakî’nin Muhammed bin İbrâhîm el-Teymî’den olan rivayeti de bu şekildedir.)

İbni Sa’d, Ebû Hazım el-Medenî’den rivayet eder. O şöyle diyor: Peygamber (s.a.v.) vefat ettikleri zaman, O’nun cenaze namazını ilk olarak muhacirler edâ ettiler.
Sonra ensâr. Bölük bölük gelip namazını kılıyor, sonra çıkıyorlardı. Sonra Medine ehli kıldı. Böylece erkekler edâ ettikten sonra kadınlar edâ ettiler. Kadınlar, âdetleri veçhile feryâd ve figân ediyorlardı. Ansızın büyük bir gürültü duyuldu. Bundan korkan kadınlar sustular. Birisi bu sırada şöyle demekteydi: “Her bir musibetin ve kaybın, Allah tarafından verilecek bir karşılığı ve bedeli vardır. Ek­siğini, Allah’ın vereceği ecir ve sevâb ile gidenlere ne mutlu! Asıl musibete uğrayan ise, sevaptan mahrum kalandır!

Kaynak : Celaleddin es-Suyuti, Peygamberimizin Mucizeleri ve Büyük Özellikleri: 544-546.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Peygamberimizin Mucizeleri, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

Hurma ve İnsan

Posted by Site - Yönetici Mayıs 12, 2014

hurma,acve,peygamberimizi,Hurma ve İnsan

Hurma ve İnsan

Maymunlar genetik olarak insana benzediğinden insanın maymundan geldiğini iddia eden ahmaklar hurma ağacını tanısaydı hurma ağacının da insanın evrim geçirmiş hali olduğunu iddia ederlerdi.

İşte hurma ağacı, Peygamberimizin sözleri ve ayrıntılar:
Peygamberimiz (s.a.v.) buyuruyor:
Halanız olan hurmaya ikram ediniz. Çünkü o (hurma) babanız Âdem’den arta kalan çamurdan yaratıldı. Ağaçlardan hiçbir ağaç Allah katında İmrân kızı Meryem’in altında (İsa’yı) doğurduğu ağaçtan daha değerli değildir. (Ebû Yâlâ – Ramüz’el-Ehâdis)

Halamız olan hurma, babamız Hz. Âdem’in arta kalan çamurundan yani aynı elementlerden yaratıldığı için, insanın tabiatına (genetik yapısına) en yakın ve en uyumlu meyvedir. Hurmanın meyvesi gibi ağacı da değerli olduğundan, Yüce Allah’ın yönlendirmesi ile Hz. Meryem, oğlu Hz. İsa’yı hurma ağacının altında doğurdu. Olay şöyle oldu.

Yüce Allah buyuruyor:

Doğum sancısı onu (Meryem’i) bir hurma ağacına (yaslanmaya) zorladı. “Ah! Keşke bundan önce ölseydim de, unutulup gitseydim” dedi. Alt tarafından (İsa ya da melek) ona şöyle seslendi: “Hüzünlenme! Rabbin alt yanında bir su arkı meydana getirdi.” “Hurma ağacının (kurumuş) dalını kendine doğru silkele de, üzerine (önüne) taze olgun hurmalar dökülsün.” (Meryem – 23 – 24 – 25)

Bakire bir kız olduğu halde Hz. İsa’ya mûcizevî bir şekilde hamile kalan Hz. Meryem, doğum sancısı başlayınca korkudan paniğe kapıldı ve şehrin dışına çıktı. Doğum sancısı artınca kurumuş bir hurma ağacına yaslanıp sarıldı. Babasız çocuk doğuracağı için toplumun kendisini gayr-i meşru cinsel ilişki ile suçlamalarından korktuğundan “Ah! Keşke bundan önce ölseydim de, unutulup gitseydim” dedi. Yüce Allah yıkanıp temizlenmesi ve kana kana içip içinin serinlemesi için alt tarafında küçük bir su arkı (derecik) yarattı ve “Hurma ağacının (kurumuş) dalını kendine doğru silkele de üzerine (önüne) taze olgun hurmalar dökülsün” buyurdu.

Peygamberimiz (s.a.v.) buyuruyor:

Kadınlarınıza nifâs halindeyken hurma yedirin. Çünkü nifas halinde hurma yiyenlerin çocukları halîm (yumuşak huylu) olur. Meryem de İsa’yı doğurunca hurma yedi. Eğer onun için (hurmadan) daha yararlı bir şey olsaydı, Allah Meryem’e onu ikram ederdi. (Râmûz’el- Ehâdis)

Peygamberimiz (s.a.v.) buyuruyor:

Kim hurmayı severse, Allah da onu sever. (Taberânî)

Peygamberimiz (s.a.v.) buyuruyor:

Hurmayı (sabahları) aç karnına yiyin. Çünkü o kurtları (mikropları) öldürür. (Deylemî)

Peygamberimiz (s.a.v.) buyuruyor:

En hayırlı (yararlı) hurmanız “Berni” (hurması) dır. Çünkü o bütün hastalıkları giderir ve onda hastalık yapıcı bir şey (zararlı mikrop) yoktur. (Hâkim – Beyhakî – Taberânî)

Peygamberimiz (s.a.v.) buyuruyor:

“Acve” (hurması) cennet meyvelerindendir. (Ebû Nuaym)

Abdullah İbni Abbas radıyallahü anhüma diyor ki:

Peygamberimiz (s.a.v.) en çok berni hurmasını severdi. (Ebû Nuaym)

Peygamberimiz (s.a.v.) buyuruyor:

Kim her sabah yedi tane “acve” hurması yerse, o gün ona zehir ve büyü zarar vermez. (Buhârî)

Berni, uzun ve koyu sarı renkli, acve ise yuvarlak ve siyah renklidir. Acve ve berni hurmaları daha yararlı olmakla birlikte, Medine-i Münevvere’de yetişen hurmaların hepsi şifâ kaynağıdır.

Peygamberimiz (s.a.v.) buyuruyor:

Kim aç karnına yedi tane Medine hurmasından yerse, o gün o kimseye zehir ve büyü (gibi şeyler) zarar vermez. Eğer akşam yerse, sabaha kadar zehir ve büyü bir zarar vermez. (Ahmed İbni Hanbel)

Meyve şekeri, B grubu vitaminleri ve demir açısından zengin olan hurma, enerji ve şifâ kaynağıdır. Karaciğeri güçlendirir, sarılığı, kabızlığı önler, anemiye (kansızlığa) iyi gelir, prostat büyümesini kontrol altında tutar ve bedene zindelik verir. Ayrıca rahim kaslarını temizleyip adaleyi kuvvetlendirdiği ve esneklik sağlayıp doğumu kolaylaştırdığı için hamile kadınların bol hurma tüketmeleri çok yararlıdır. (A. Tomor Hoca)

HURMA VE İNSAN BENZERLİĞİ

Peygamberimizin “halanızdır” ifadesi ve Adem Aleyhisselam’ın toprağından yaratıldı beyanı, hurmanın insana olan benzerliği ile ortaya çıkıyor… İşte o benzerlikler…

İnsan da hurma da dik ve geniş bir gövdeye sahiptirler.

İkisinde de erkeklik ve dişilik vardır.

İkisi de ancak döllenme ile çoğalır ve meyve verir.

Erkeklik poleni kokusuyla insanın meni kokusu aynıdır.

İkisinin de kafaları kesildiğinde ölürler.

İkisinin de kalbi kuvvetli bir darbeye maruz kalırsa ölürler.

İnsanın cismindeki kıllar ve saçlar gibi hurma ağacında da lifler vardır.

İnsanın şiddetle suya ihtiyacı olduğu gibi onunda çok bol suya ihtiyacı vardır.

Ömrü ortalama insan ömrü kadardır.

Yavrulaması insanın ortalama yavru adedine denktir.

Gençlik ve ihtiyarlık yaşları da insanın yaşlarına benzer.

Özellikle hurmanın döllenmesinin ve yavrulamasının aynen insan gibi olması nedeniyle çok ilgi çekicidir. Döllenme olayı kış mevsiminde meydana gelir. Erkek hurma ağacından alınan polenler(tal) bir yerde kurutulur. Sonra dişi hurma ağacının tepesinde bir yarık açılmaya başlar. Bu yarık bölgeye belli oranda tal denilen kurutulmuş polenler konulur ve üzeri zarar görmeyecek bir şekilde sarılır. Böylece döllenme işlemi tamamlanır. Yeni filiz oluştuktan sonra kesilir ve dişi ağacın yakınına dikilir. Belli büyüklüğe ulaştıktan sonra da annenin yanından alınarak başka bir yere nakledilir. Hurma ağacının en verimli yılları 15 ile 40 yaşları arasındadır. 60 yaşından sonra da artık ya meyve vermez ya da çok az meyve verir hale gelir. İnsana bu kadar benzemesi çok ilginç ve şaşırtıcıdır.

.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

Günah İşlenen Ziyafet

Posted by Site - Yönetici Mayıs 11, 2014

sunbul,kardelen,Münafıkların Alâmetleri

Günah İşlenen Ziyafet


Kim bir ziyafete davet edilir. Orada (İslâm dışı) oyun, eğlence, müzik ve teğannî gibi şeyler görürse; eğer önder ve kudret sahibi değilse, oturur. Eğer gücü yetiyorsa mani olur. Eğer Kâdî ve Müftü ve benzerleri gibi önder seviyesinde bir kişi ise, (önce) mani olur (sonra) oturur.
Eğer mani olmaktan âciz kalırsa, çıkar gider.

Eğer bu kişi, bir sofranın üzerindeyse veya şarap (içki) içilen biryerdeyse çıkar gider; eğer önder değilse…
Bütün meselelerde, eğer daha hazır olmadan önce onların bu işleri yaptıklarını biliyorsa, hiçbir zaman gelip orada hazır bulunmaz. “Tuhfetü’l-Mülûk” isimli kitabda böyledir.

Kaynak : Tefsîr-i Kebir: c. 11, s. 43,

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

Marifetname – Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri

Posted by Site - Yönetici Mayıs 11, 2014

Marifetname – Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri,Cihanın yaratıcısının, âlemde olan güzel sanatlarını derin derin düşünmeye sevkeden açık alâmetleri bildirir.

Marifetname – Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri

Cihanın yaratıcısının, âlemde olan güzel sanatlarını derin derin düşünmeye sevkeden açık alâmetleri bildirir.

Ey aziz, malum olsun ki, Hak Teala bu âlemi, varlık ve birliğine alâmet edip, bütün eşyada, görecek gözü olanlara sanatını ortaya çıkarmakla hikmetinin hakikatlerini duyurmuştur. Kullarını, kendini tanıma hususunda rağbete getirmek için Kelam-ı Kadim’inde azametle şöyle buyurmuştur: (Burada yazılan âyetler, Kur’an’daki tertib üzerinedir.)

Bismillahirrahmanirrahim

“Hamd, âlemlerin Rabbine Mahsustur.” (1/2)¥

“Göklerin ve yerin hükümranlığının Allah’a ait olduğunu bilmez misin? Allah’dan başka dost ve yardımcınız yoktur.” (2/107)

“Allah, kendisinden başka ilah olmayan, kendisini uyuklama ve uyku tutmayan, diri, her an yaratıklarını gözetip durandır. Göklerde olan ve yerde ola ancak onundur. Onun izni olmadan katında şefaat edecek kimdir? Onların işlediklerini ve işleyeceklerini bilir, dilediğinden başka ilminden hiçbir şey kavrayamazlar. Hükümdarlığı, gökleri ve yeri kaplamıştır, onların gözetmesi ona ağır gelmez. O, yücedir, büyüktür.” (2/255)

“Şüphesiz gökte ve yerde hiçbir şey Allah’dan gizli kalmaz. Ana rahminde sizi, dilediği gibi şekillendirir. ondan başka tanrı yoktur. Güçlüdür, hakimdir.” (3/5-6)

“Göklerde olanlar da, yerde olanlar da Allah’ındır. İşler Allah’a varacaktır. (3/109)

“Göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelmesinde akıl sahiplerine şüphesiz deliller vardır. onlar, ayakta iken, otururlarken, yan yatarlarken Allah’ı anarlar; göklerin ve yerin yaratılışını düşünürler: “Rabbimiz! Sen bunu boşuna yaratmadın, sen münezzehsin. Bizi ateşin azabından koru,” derler. (3/190-191).

“Göklerde olanlar da, yerde olanlar da Allah’ındır. Allah, her şeyi kuşatır.” (4/126)

“Göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin hükümdarlığı Allah’ındır. Dönüş onadır.” (5/18)

“Göklerin, yerin ve onlarda olanların hükümdarlığı Allah’ındır. Allah, her şeye kadirdir.” (5/120)

“Göklerin ve yerin Allah’ı, içinizi, dışınızı bilir, kazandıklarınızı da bilir.” (6/3)

“Gaybın anahtarları onun katındadır, onları ancak o bilir. Karada ve denizde olanı bilir. Düşen yaprağı, yerin karanlıklarında olan taneyi, yaşı kuruyu -ki apaçık bir Kitap’dadır- ancak o bilir.” (6/59)

“Göklerde ve yerde olanlar onundur; hepsi ona boyun eğmiştir.” (30/26)

“Yakinen bilenlerden olması için İbrahim’e göklerin ve yerin hükümranlığını şöylece gösterdik.” (6/75)

“Doğrusu ben yüzümü, gökleri ve yeri yaratana, doğruya yönelerek çevirdim, ben puta tapanlardan değilim.” (6/79)

“Rabbiniz, gökleri ve yeri altı günde yaratan sonra arşa hükmeden, gündüzü -durmadan kovalayan- gece ile bürüyen, güneşi, ayı, yıldızları, hepsini buyruğuna baş eğdirerek var eden Allah’dır. Bilin ki, yaratma da, emir de onun hakkıdır. Alemlerin Rabbi olan Allah yücedir.”(7/56)

“Göklerin ve yerin hükümdarlığı elbette Allah’ındır. Dirilten ve öldüren odur. Allah’dan başka dost ve yardımcınız yoktur.” (9/116)

“Yerde ve gökte hiç bir zerre Allah’dan gizli değildir; bundan daha küçüğü veya daha büyüğü şüphesiz apaçık bir Kitaptadır.” (10/61)

“Göklerde ve yerde olana bakın, de” (10/101)

“Göklerde ve yerde olan herşey Rahman’ın kulundan başka bir şey değildir. And olsun ki ilmi onları kuşatmış ve teker teker saymıştır.” (19/93-94)

“Eğer yerle gökte Allah’dan başka tanrılar olsaydı, ikisi de bozulurdu. Arşın Rabbi olan Allah, onların vasıflandırdıklarından münezzehtir.” (21/22)

“Rabbinin gölgeyi nasıl uzattığını görmez misin? İsteseydi onu durdururdu. Sonra biz, güneşi, ona delil kılıp yavaş yavaş kendimize çekmişizdir.” (25/45-46)

“Dağları yerinde donmuş sanırsın, oysa onlar bulutlar gibi geçerler. Bu herşeyi sağlam tutan Allah’ın işidir. Doğrusu o, yaptıklarınızdan haberdardır.” (27/88)

“Rüzgarı gönderip bulutları yürüten, oları gökte dilediği gibi yayan ve kısım kısım yığan Allah’dır. Artık sen de aralarından yağmurun çıktığını görürsün. Allah’ın kullarından dilediğine verdiği yağmurla daha önceden kendilerine yağmur indirilmesinden ümitlerini kesmiş oldukları için onlar seviniverirler. Allah’ın rahmetinin belirtilerine bir bak; yeryüzünü ölümünden sonra nasıl diriltiyor? Şüphesiz ölüleri o diriltir, her şeye kadirdir.” (30/48-50)

“Allah’ın geceyi gündüze, gündüzü geceye kattığını, her biri belirli bir süreye doğru hareket edecek olan güneşi ve ayı buyruk altında tuttuğunu; Allah’ın yaptıklarınızdan haberdar olduğunu bilmez misin?” (31/29)

“Gökleri, yeri ve ikisinin arasında bulunanları altı günde yaratan, sonra arşa hükmeden Allah’dır. Ondan başka bir dost ve şefaatçiniz yoktur. Düşünmüyor musunuz?” (32/4)

“Hamd, göklerde olanlar ve yerde bulunanlar kendisinin olan Allah’a mahsustur. Hamd, ahirette de ona mahsustur. O, hakimdir, her şeyden haberdardır. Yere gireni ve ondan çıkanı, gökten ineni ve oraya yükseleni bilir. o, merhametlidir, mağfiret sahibidir. Gaybı bilendir. Göklerde ve yerde zerre kadar olanlar bile onun ilminin dışında değildir. Bundan daha küçüğü ve daha büyüğü de şüphesiz apaçık Kitaptadır.” (34/1-3)

“Doğrusu zeval bulmasın diye gökleri ve yeri tutan Allah’dır. Eğer onlar zevale uğrarsa ondan başka, and olsun ki, onları kimse tutamaz. O, şüphesiz halimdir, bağışlayıcıdır.” (35/41)

“Orada hurmalıklar ve üzüm bağları var ederiz, aralarında pınarlar fışkırtırız. Onu ve elleriyle yaptıklarının ürünlerini yesinler; şükretmezler mi? Yerin yetiştirdiklerinden, kendilerinden ve daha bilmediklerinden çift çift yaratan Allah münezzehtir. Onlara bir delil de gecedir: Gündüzü ondan sıyırırız da karanlıkta kalıverirler. Güneş de yörüngesinde yürüyüp gitmektedir. Bu güçlü ve bilgin olan Allah’ın kanunudur. Ay için de sonunda kuru bir hurma dalına döneceği konaklar tayin etmişizdir. Aya erişmek güneşe düşmez. Gece de gündüzü geçemez. Her biri bir yörüngede yürürler. Onlara da bir delil: Soylarını dolu gemiyle taşımamız ve kendileri için bunun gibi daha nice binekler yaratmış olmamızdır.” (36/34-42)

“Gökleri ve yeri yaratan, kendilerinin benzerini yaratmaya kadir olmaz mı? Elbette olur; çünkü o, yaratan ve   bilendir. Bir şeyi dilediği zaman, onun buyruğu sadece, o şeye: ‘Ol’ demektir, hemen olur. Her şeyin hükümranlığı elinde olan ve sizin de kendisine döneceğiniz Allah yücedir.” (36/81-83)

“Göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbi, güçlüdür, çok bağışlayandır.” (38/66)

“Onlar, Allah’ı gereği gibi değerlendiremediler. Bütün yeryüzü, kıyamet günü onun avucundadır; gökler onun kudretiyle dürülmüş olacaktır. O, putperestlerin ortak koştuklarından yüce ve münezzehtir. (39/67)

“Sur’a üflenince, Allah’ın dilediği bir yana, göklerde olanlar, yerde olanlar baygın düşer. Sonra sura ir daha üflenince, hemen ayağa kalkıp bakışır dururlar. Yeryüzü Rabbinin nuruyla aydınlanır, kitap açılır, peygamberler ve şehitler getirilir ve onlara haksızlık yapılmadan, aralarında adaletle hüküm verilir. Her kişiye işlediği ödenir. Esasen Allah, onların yaptıklarını en iyi bilendir. inkar edenler, bölük bölük cehenneme sürülür. Oraya vardıklarında kapıları açılır. Bekçileri onlara: “Size, içinizden, Rabbinizin ayetlerini okuyan ve bugüne kavuşacağınızı ihtar eden peygamberler gelmedi mi?” derler. “Evet geldi,” derler. Lakin azap sözü inkarcıların aleyhine gerçekleşir. Onlara: “Temelli kalacağınız cehennemin kapılarından girin; böbürlenenlerin durağı ne kötüdür!” denir. rabblerine karşı gelmekten sakınanlar, bölük bölük cennete götürülürler. Oraya varıp da kapıları açıldığında, bekçileri onlara: “Selam size, hoş geldiniz! Temelli olarak buraya girin,” derler. Onlar: “Bize verdiği sözde duran ve bizi bu yere vâris kılan Allah’a hamdolsun. Cenette istediğimiz yerde oturabiliriz. Yararlı iş işleyenlerin ecri ne güzelmiş!” derler. (39/68-74)

“Sizin içi yeri durak, göğü bina eden, size şekil verip de şeklinizi güzel yapan, sizi temiz şeylerle rızıklandıran Allah’dır. İşte Rabbiniz olan Alah budur. Alemlerin Rabbi Allah ne yücedir.” (40/64)

“Dikkat edin; onlar Rabblerine kavuşmaktan şüphededirler; dikkat edin, Allah şüphesiz her şeyi bilgisiyle kuşatandır.” (41/54)

“Göklerin ve yerin yaratanı, size içinizden eşler, çift çift hayvanlar var etmiştir. Bu suretle çoğalmanızı ağlamıştır. Onun benzeri hiçbir şey yoktur. O, işitendir, görendir.” (42/11)

“Gökte de tanrı, yerde de tanrı odur. Hakim olan, her şeyi bilen odur. Göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların hükümranlığı kendisinin olan Allah ne yücedir! Kıyamet saatini bilmek ona aittir. Ona döneceksiniz.” (43/84-85)

“Biz gökleri, yeri ve ikisinin arasında bulunanları oyun olsun diye yaratmadık. Biz onları, ancak ve ancak gerektiği gibi yarattık. Ama insanların çoğu bilmezler.” (44/38-39)

“Övülmek, göklerin Rabbi, yerin Rabbi ve âlemlerin Rabbi olan Allah içindir. Göklerde ve yerde azamet onundur. O, güçlüdür, hakimdir.” (45/36-37)

“Göklerde olanları, yerde olanları, hepsini sizin buyruğunuz altına vermiştir. Doğrusu bunlarda düşünenler için dersler vardır.” (45/13)

“Göklerdeki ve yerdeki ordular Allah’ın. Allah, bilendir, hakimdir.” (48/4)

“Göklerin ve yerin hükümralığı Allah’ındır. O, dilediğini bağışlar, dilediğine azap eder. Allah bağışlayıcıdır, merhamet sahibidir.” (48/14)

“Göklerde ve yerde olan kimseler, her şeyi ondan isterler; o, her an kainatı tasarruf etmektedir. Öyleyse Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız?” (55/29-30)

“Yeryüzünde bulunan her şey fanidir, ancak yüce ve cömert olan Allah’ın varlığı bakidir.” (55/29-30)

“Göklerde ve yerde olanlar Allah’ı tesbih ederler. O, güçlüdür, hakimdir. Göklerin ve yerin hükümranlığı onundur; diriltir, öldürür. O, her şeye kadidir. O, her şeyden öncedir, kendisinden sonra hiç bir şeyin kalmayacağı sondur; varlığı âşikardır; gerçek mahiyeti insan için gizlidir. O, her şeyi bilir. Gökleri ve yeri altı günde yaratan, sonra arşa hükmeden, yere gireni ve ondan çıkanı, gökten ineni ve oraya yükseleni bilen odur. Nerede olursanız olun, o sizinle beraberdir. Allah yaptıklarınızı görür. Göklerin ve yerin hükümranlığı onundur. Bütün işler Allah’a döndürülür. Geceyi gündüze katar, gündüzü geceye katar; o, kalblerde olanı bilendir.” (57/1-6)

“Göklerde olanları da, yerde olanları da Allah’ın bildiğini bilmez misin? Üç kişinin gizli bulunduğu yerde dördüncü mutlaka odur; bunlardan az veya çok, ne olursa olsunlar, nerede bulunurlarsa bulunsunlar, mutlaka onlarla beraberdir. Sonra kıyamet günü, işlediklerini onlara haber verir. Doğrusu Allah, her şeyi bilendir.” (58/7)

“Göklerde olanlar da, yerde olanlar da Allah’ı tesbih ederler. Hükümdarlık onundur, övülmek ona mahsustur. O, her şeye kadirdir.” (64/1)

“Gökleri ve eri gerektiği gibi yaratmıştır. Size şekil vermiş ve şeklinizi güzel yapmıştır. Dönüş onadır. Göklerde ve yerde olanları bilir; gizlediklerinizi de açığa vurduklarınızı da bilir; Allah, kalblerde olanı bilendir.” (64/3-4)

“Yedi göğü ve yerden bir o kadarını yaratan Allah’dır. Allah’ın her şeye kadir olduğunu ve ilminin her şeyi kuşattığını bilmeniz için Allah’ın buyruğu bunar arasında iner durur.” (65/12)

“Hükümdarlık elinde olan Allah yücedir ve her şeye kadirdir. Hanginizin daha iyi iş işlediğini belirtmek için ölümü ve dirimi yaratan odur. O, güçlüdür, bağışlayıcıdır. Gökleri yedi kat üzere yaratan odur. Rahman’ın bu yaratmasında düzensizlik bulamazsın. Gözünü bir çevir bak, bir aksaklık görebilir misin.” (67/1-3)

“And olsun ki yakın göğü şıklarla donattık, onlarla şeytanların taşlanmasını sağladık ve şeytanlara çılgın alev azabı hazırladık.” (67/5)

“Sizi yerde yaratıp yayan odur ve onun huzurunda toplanacaksınız.” (67/24)

“Allah’ın göğü yedi kat üzerine nasıl yarattığını görmez misiniz? Aralarında aya aydınlık vermiş, güneşin ışık saçmasını sağlamıştır. Allah sizi yerden bitirir gibi yetiştirmiştir. Sonra sizi oraya döndürür ve yine oradan çıkarır. Yeryüzünde dolaşabilmeniz, orada yollardan ve geniş geçitlerden geçebilmeniz için onu size yayan odur.” (71/15-20)

Kaynak : Marifetname – Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri

.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Marifetname, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: , | Leave a Comment »

 
Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 375 takipçiye katılın