Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Archive for the ‘Genel’ Category

Ayasofya Camii, Müslüman Türk’ün izzeti, şerefi, namusu, onur ve haysiyetidir.

Posted by Site - Yönetici Ağustos 17, 2014

Fatih 4

Ayasofya Camii, Müslüman Türk’ün izzeti, şerefi, namusu, onur ve haysiyetidir.

Ayasofya Camii, bir semboldür: Hz. Peygamber’in (s.a.v.) övgüsüne mazhar olabilmek ümidi ile tüm mü’minlerin gönlünde bir sevda haline gelen “Konstantiniyye’nin” fethedilerek “İstanbul” yapılışının beratı ve tapu senedidir.
Ayasofya bir bayraktır. İman-küfür/Hilal-Haç mücadelesinde imanın küfre, Hilalin Haça galibiyetinin tescilidir.
Onun için Ayasofya Camii, Müslüman Türk’ün izzeti, şerefi, namusu, onur ve haysiyetidir. Ayasofya Camii, Hıristiyan batı dünyası karşısında bağımsızlığın, hürriyetin ve dik duruşunun ifadesidir. Feth-i mübinin sembolü olan bu kutlu Mabet, Müslüman Türk Milletine Fatih Sultan Mehmet Hazretleri’nin kutlu bir emanetidir. Kıyamete kadar cami olarak muhafaza edilmesi gereken milli bir değerdir.

Bu yazi icin ŞERİFE ŞEVVAL KARDELEN hocamiza tesekkur eder,sizlerinde dualarini bekleriz.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, Şerife Şevval Kardelen | Leave a Comment »

İtaatta hayır vardır.

Posted by Site - Yönetici Ağustos 16, 2014

Asker,mehmetcik,TERÂVÎH NAMAZI NASIL KILINIR

İtaatta hayır vardır.

Eğer üzerinize Habeşî ve burnu kulağı kesik bir köle, emir tayin edilse, sizi Allah’ın Kitabı ile sevk ve idare ettiği sürece, onun emirlerini dinleyiniz ve itaat ediniz.”(İbn Mâce, Cihad, 39; Buhârî, Ahkâm, 4)

İtaatta hayır vardır. İtaat dünyada huzurdur, ferahtır, maddi ve manevi ikişaflara vesiledir. Öbür âlemde de meyvesi; aklın ve havsalanın alamayacağı kadar hoş-güzel ve mütenevvi Cennet nimetleri ile nihayet Cemâlullah’tır!

Başınızdaki emir, siyah Habeşli bir köle olsa da, ona mutlaka itaat edin!) [Buhari]

(Bana itaat, Allahü teâlâya itaattir. Bana isyan, Allahü teâlâya isyandır. Başındaki emire itaat, bana itaattir, ona isyan ise, bana isyandır.) [Buhari]

(Emire itaat etmeyip, cemaatten ayrılan, cahiliyet ölümü ile ölmüş olur.) [Müslim]

Emirin beğenmediğiniz işlerine sabredin! Zira cemaatten bir karış ayrılan, cahiliyet ölümü ile ölmüş olur.) [Buhari]

Rabbim cümlemizi ve bilcümle ehl-i imanı muti kullarından eylesin. Zatına, Habibine, Emîr’e itaattan kıl ucu kadar ayırmasın. İsyanın her türlüsünden uzak kılıp, rahmetiyle hıfz u himaye eylesin.

Bu yazi icin ŞERİFE ŞEVVAL KARDELEN hocamiza tesekkur eder,sizlerinde dualarini bekleriz.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, Şerife Şevval Kardelen | 1 Comment »

Cenaze Evine – Ölünün geride kalan ailesine yemek götürmek, müstehabdır.

Posted by Site - Yönetici Ağustos 16, 2014

12303_411056542153_320285362153_5085022_4764070_n

Cenaze Evine – Ölünün geride kalan ailesine yemek götürmek, müstehabdır.

Câfer b. Ebî Tâlib’in ölüm haberi geldiğinde Allah’ın Rasülü şöyle demiştir:
Câfer’in aile efradı cenazeleriyle meşgul olduğundan yemeklerini yapamamaktadırlar. Bu bakımdan onlara yemek götürün.[ Ebu Dâvud, Tirmizî ve İbn Mâce]
O halde böyle yapmak sünnettir. Bu gibi bir yemek cemaate takdim edildiği zaman yenmesi helâldir. Ancak ölü üzerine ağlamak için tutulanlara veya yardımcılarına hazırlanmış olan yemek, bu hükmün dışındadır. Çünkü onlarla birlikte yemek, uygun bir hareket değildir.

Zâlimin sofrasına oturmamak gerekir. Eğer zâlimin sofrasında hazır bulunmaya zorlanıyorsa, o zaman azıcık yiyebilir. Zâlimin sofrasında nefis yemeği hiç yememeye dikkat etmelidir. Sultanın sofrasında hazır bulunan ve ‘Benim oraya gitmem mecburi idi’ diyen bir kimsenin şâhitliğini müzekki (Şâhitlerin hâlini tedkik ve teftiş eden memur) redderek şöyle dedi: ‘Senin sofrada nefis yemek aradığını ve büyük lokmalar yaptığını gördüm. Oysa böyle yapman için seni zorlayan kimseyi de görmedim’. Sultan, bir ara bu müzekkiyi sofrasında yemeğe zorladı.
Bu durum karşısında kalan zat, sultana şöyle dedi: ‘Ya yeyip tezkiyecilik vazifemi bırakırım, ya da vazifeme devam etmek için yemem’. Bu vaziyet karşısında onun tezkiye ve teftişinin lüzumuna kani olanlar yakasını bıraktılar.

Hikâye olunur ki, Zünnûn-i Mısrî hapsedildi. Hapiste iken birkaç gün hiçbir şey yemedi. Âhiret yolunda kendisine kardeş olan bir hâtun yün bükerek kazandığından gardiyan vasıtasıyla ona yemek gönderdi. Zünnûn-i Mısrî (r.a), o yemekten yemedi. Bu durumdan ötürü o sâliha hâtun onun bu hareketini kınadı. Buna karşılık olarak Zünnûıı şöyle dedi: ‘Yemek helâl idi. Fakat bir zâlimin tabağında bana geldiği için yemedim’. Zünnûn bu sözleriyle gardiyanın eline işaret etmektedir. Böyle hareket etmek, takvânın en yüksek zirvesine çıkmak demektir.

Feth el-Mevsılî ziyaretçi olarak Bişr el-Hafî’nin yanına gitti. Bişr cebinden onun için bir dirhem çıkarıp hizmetçisi Ahmed elCelâ’ya verdi. ‘Bununla nefis bir ekmek ve güzel bir katık al’ dedi.
Ahmed şöyle der: ‘Bu emir üzerine nefis bir ekmek satın aldım ve Rasûlullah’ın (s.a) sütten başka hiçbir şey için şöyle dediğini hatırlıyor değilim:
Allahım! Bizim için onu bereketli kıl, onu bizim için artır. [ Ka’b b. Mâlik ]
Onun için süt ve güzel hurmadan da aldım. Getirip Feth’e takdim ettim. Feth, yediğini yedi, kalanını da alıp götürdü. Bu durumu gören Bişr şöyle dedi: “Neden Ahmed’e ‘nefis bir yemek satın al’ dedim biliyor musunuz? Çünkü nefis yemek samimi şükrü gerektirir. Bilir misin Feth neden bana ‘Sen de ye’ demedi ve beni yemeğe çağırmadı? Çünkü misafirin ev sahibini çağırmaya hakkı yoktur da ondan. Feth’in geri kalanları niçin götürdüğünü biliyor musunuz? Çünkü kişinin tevekkülü tam olduğu zaman artık yük ona zarar vermez”.

Ebu Ali Rüzbârî bir ziyafet tertip edip o ziyafette bin kandil yaktı. Bu durum karşısında bir kişi kendisine itiraz etti. Bunun bir israf olduğunu söyledi. Bu itiraza karşı Rüzbârî itirazcıya şöyle dedi: ‘İçeri gir ve Allah için yakmadığım bir kandili söndür’. Adam içeri girdi, fakat lâmbalardan bir tanesini bile söndüremedi. Böylece emeline nâil olamayarak çıkıp gitti.
Ebu Ali el-Rüzbârî, birkaç denk şeker satın aldı. Helvacılara şekerden bir kale yapmalarını emretti. Onlar da onun emrini yerine getirip, şekerden yapılmış nakışlı direkler üzerine oturtulmuş mihrablar ve şerefeler kurdular. Bütün bunları yaptıktan sonra sûfîleri davet etti. Sûfîler o duvarları yeyip bitirdiler

İhya-i Ulumu’d-Din – İmam Gazâli

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, İhya-i Ulumuddin | Leave a Comment »

Cinsî münasebeti artıran dört şey vardır. İmam Gazâli

Posted by Site - Yönetici Ağustos 15, 2014

zambak,nane,sunbul

İmam Şafii yemeğin dört şekilde yenildiğini söyledi.

a) Bir parmakla yemek, bu kibarlıktandır.
b) İki parmakla yemek mütekebbirliktir.
c) Üç parmakla yemek sünnettir.
d) Dört ve beş parmakla yemek oburluktur.

Dört şey vardır ki, bedeni takviye ederler:

1) Et yemek
2) Güzel kokular sürünmek
3) Cinsî münasebette bulunmadan yıkanmak
4) Keten giymek

Dört şey vardır ki, bedeni zayıflatır:

1) Çok cinsî münasebette bulunmak
2) Çok üzülmek
3) Aç karnına çok su içmek
4) Otururken arkasını kıbleye çevirmek

Dört şey vardır ki; insanın gözünün nûrunu artırır:

1) Kıbleye doğru oturmak
2) Uyku ânında gözüne sürme çekmek
3) Yeşile bakmak
4) Temiz elbise giymek

Dört şey vardır ki, gözü zayıflatır:

1) Pisliğe bakmak
2) Asılmış insanın ölüsüne bakmak
3) Kadının fercine bakmak
4) Otururken arkasını kıbleye çevirmek.

Cinsî münasebeti artıran dört şey vardır:

1) Serçe eti yemek
2) Itrifili ekber (birkaç maddeden mürekkeb bir ilâcdır) almak
3. Habbet’il-Hazra ile bademden yapılan Füstuk denilen ilâcı yutmak
4) Maydanoz yemek

Dört çeşit yatma (uyuma) şekli vardır:

1) Sırtüstü yatmak
Bu tarzda uyumak peygamberlerin uykusudur. Peygamberler,bu şekilde uzanarak yer ve göklerin yaratılışını düşünürlerdi.
2) Sağ yana yatmak
Bu tarz uyumak, âlim ve âbid kimselere mahsusdur.
3) Sol tarafı üzerine uyumak
Böyle uyumak sultanların ve padişahların uykusudur. Onlar yediklerini hazmetmek için bu şekilde yatarlar.
4) Yüzüstü uyumak
Bu şekilde uyumak, şeytanlara mahsustur.

Aklı artıran dört şey vardır:

1) Fazla konuşmayı terketmek
2) Misvak kullanmak
3) Sâlih kimselerle oturmak
4) Âlimlerle oturmak

Dört şey vardır ki, ibadetten sayılır:

1) Abdestsiz adım atmamak
2) Çok secde etmek
3) Camilerden hiç ayrılmamak
4) Çokça Kur’an okumak

Yine İmam Şafiî şöyle demiştir: ‘Aç karınla hamama girip çıktıktan sonra yemeği tehir eden bir kimsenin nasıl olup da ölmediğine hayret ediyorum‘.

Yine şöyle demiştir: ‘Veba hastalığına Binefsec (Menekşe)den daha faydalı bir şeyin olduğunu zannetmem. Hasta olan kimse onunla hem yağlanır, hem de içer’.
En doğrusunu Allah bilir!

Kaynak : İhya-i Ulumu’d-Din – İmam Gazâli

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, İhya-i Ulumuddin, İslama Göre Cinsel Hayat | 2 Comments »

Gözlerin ağrıdığı halde hurma mı yiyorsun? Ağrımayan tarafıyla yiyorum….

Posted by Site - Yönetici Ağustos 13, 2014

siyah_g__vazo

Gözlerin ağrıdığı halde hurma mı yiyorsun? Ağrımayan tarafıyla yiyorum….

Hukemâdan biri oğluna şunları tavsiye etti:
Ey oğul! Kahvaltını yapmadan evden çıkma. Çünkü akıl kahvaltı ile yerinde kaldığı gibi, saldırganlık da onunla kaybolur.
Bir de çarşıda göreceklerine karşı isteklerini azalt‘.

Bir hekim şişman birine târiz yoluyla şöyle dedi:
‘Sırtındaki kadifeyi kim dokudu, bunu nasıl temin ettin?
Şişman ‘Buğdayın özünü, genç hayvanın etini yemekle; menekşe ile yağlanıp, keten elbise giymekle temin ettim’ dedi.

Perhiz hastalara faydalı, sağlamlara zararlıdır’ denilmiştir.
Bazıları da şöyle söylemiştir: ‘Kendisini (anormal) koruyan kimsenin zararı kesindir. Fakat sıhhatli olması şüphelidir’. Bu söz, sıhhatli bir kimse için tam yerinde söylenmiş bir sözdür.

Hz. Peygamber (s.a.v) Suheyb Rûmî’yi bir gözü ağrıdığı halde hurma yerken gördü ve bunun üzerine şunları söyledi:
Gözlerin ağrıdığı halde hurma mı yiyorsun?
Suheyb ‘Ey Allah’ın Rasülü! Ağrımayan tarafıyla yiyorum‘ dedi.
Bu cevabı alan Hz. Peygamber (s.a.v) gülümsedi.

İhya-i Ulumu’d-Din – İmam Gazâli

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, İhya-i Ulumuddin | Leave a Comment »

Mehmet Evci`nin Tazı Yaylasında Yaptırdgı Hayratın Açılışı Ve Yemek Ziyafeti

Posted by Site - Yönetici Ağustos 12, 2014

Mehmet Evci`nin Tazı Yaylasında Yaptırdgı Hayratın Açılışı Ve Yemek Ziyafeti

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Göynem Resimleri, Göynem Videolar, Göynem Videoları, Göynem`den Resimler......, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Yemek Hakkındaki Birtakım Dinî ve Tıbbî Edepler

Posted by Site - Yönetici Ağustos 12, 2014

1619593_493700160749571_1536263312_n copy

Yemek Hakkındaki Birtakım Dinî ve Tıbbî Edepler

1. İbrahim en-Nehaî’nin şöyle dediği rivayet edilmektedir:
Çarşıda yürüyerek birşey yemek âdi bir harekettir.[1]
İbrahim en-Nehâi bu sözü, âli bir senedle Hz. Peygamber’e isnad etmektedir. Bu fikrin tam zıddı İbn Ömer’den rivayet edilmektedir:
Bizler, Hz. Peygamber’in zamanında yürüdüğümüz halde yer ve ayakta su içerdik.[2]
Mâruf ve meşhur sûfîlerin bazılarının çarşıda yemek yedikleri görülmüştür. Bunun için kendilerine niçin böyle yaptıkları sorulduğunda şöyle cevap vermişlerdir: ‘Be mübârek! Çarşıda acıkıp eve mi gidip yemek yiyeyim?’ Kendisine denildi ki: ‘Bâri camiye girip orada ye!’ Şöyle cevap verdi: ‘Camiye girip orada yemekten utanıyorum. Allah’ın mâbedine yemek için nasıl gireyim?’
Zâhirde birbirinin zıddı görünen bu iki kanâatin arasını şöyle telif edebiliriz: Çarşıda yemek, tevazû ve tekellüfsüz olduğundan bazı kimselere uygun gelir. Onun için de güzeldir. Bazı kimseler için de mürüvvetsizlik olduğundan dolayı mekruhtur. Demek ki, bu hâl memleketlerin örf ve âdetlerine ve şahısların durumuna göre değişen bir hâldir. O kimse ki, onun çarşıda yemek yemesi diğer yaptıklarına uygun değildir, onun için böyle yemek mürüvvetsizliğe ve oburluğa işaret eder. Onun şâhitliğine de zarar getirir. O kimse ki, onun bütün hareketlerinde bir sadelik vardır. Her durumda tekellüften uzaktır, onun için de çarşıda yürürken yemek tevazûdan başka birşey değildir.

2. Hz. Ali (r.a) şöyle demiştir: ‘Yemeğine tuzla başlayan bir kimseden Allah Teâlâ yetmiş çeşit hastalığı uzaklaştırır’. Kim günde yedi hurma yerse, o hurmalar, onun içinde bulunan bütün tenyeleri öldürür. Hergün yirmibir kırmızı kuru üzüm yiyen bir kimsenin bedeninde şikâyet edecek bir hastalığı kalmaz. Et, eti bitirir. Yahni (veya et suyu) arapların yemeğidir.
Biskarcat (et ve tavuk çorbası) şişmanlatır ve kalçaları sarkıtır. Sığırın eti hastalık, sütü şifa ve yağı devadır. İçyağ ve benzeri şeyler hastalıkların kökünü kazır. Lohusalı kadın, yaş hurmadan gördüğü şifayı başka bir şeyden görmez. Balık, bedeni eritir. (Yani kaba ve lüzumsuz etleri eritir ve insanı zindeleştirir). Kur’an okumak ve misvak kullanmak balgamı söker. Uzun yaşamak isteyen bir kimse, kahvaltısını erken yapsın, akşam yemeğini (tekrarlasın) ve pabuç giysin. Halk yağ kullanmaktan daha verimli bir tedavi usulü bulamamıştır. Refah ve sıhhat içinde yaşamak isteyen bir kimse, cinsi münasebeti ve borcunu azaltsın.

3. Haccac-ı Zâlim bir doktora ‘Bana öyle bir şey tavsiye et ki, onunla amel edip başkasına muhtaç olmayayım’ dedi. Doktor şöyle tavsiyede bulundu:
Genç kadınlarla evlen. Etlerden ancak gencecik etleri ye. Hiçbir şeyi güzelce pişirmeden yeme. Hastalık olmadan keyfî olarak hiçbir ilâç içme. Meyvelerin iyi olmuş, tam kıvamına gelmiş olanını ye. Ancak yemeği güzelce çiğnedikten sonra yut. İstediğin yemeği ye. Fakat üzerine su içme.İçtiğin takdirde o zaman onun üzerine yeme. Küçük ve büyük abdestlerini bekletme. Gündüz yedikten sonra uyu. Geceleyin yediğin zaman uyumadan önce yüz adım da olsa yürü.
Arapların şu darb-ı meseli de aynı mânâyı taşımaktadır: ‘Kahvaltı et ve uzan, akşam yemeği ye ve yürü’.
Denilir ki: ‘Küçük abdestin bekletilmesi, yolu kapatılan suyun etrafını tahrip etmesi gibi bünyeyi tahrip eder!’
Damarların kesilmesi hastalığa, akşam yemeğini terketmek de ihtiyarlığa sebeptir.[3]

 

1) Taberânî
2) Tirmizî ve İbn Hibban
3) Merceme b. Adî

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, İhya-i Ulumuddin | Leave a Comment »

Ey ashabım! Bunları aranızda bölüşün!

Posted by Site - Yönetici Ağustos 11, 2014

Tablo (285)

Ey ashabım! Bunları aranızda bölüşün!

Mevlânâ (k.s.) hazretlerinin hikâyelerindendir. Mesnevî-i şerifte buyuruldu:
“Kâfir yedi karınla yemek yer; mü’min ise tek bir karınla yemek yer.” Hadis-i şerifin “varid” oluşunun sebebi:
Kâfirler, bir akşam üstü mescide girdiler.
Efendimiz (s.a.v.) hazretlerine konuk oldular.
Dediler ki:
-“Ey herkese ikram ve ihsanda bulunan (cömert).
Sana konuk olarak geldik.
Bizler uzaktan gelmiş, yoksullarız;
Bizi fazlın, cömertliğin ve nurunla, nasiplendir…”
O herkese yardım eden, ikram ve ihsanda bulunan mübarek peygamber. Efendimiz (s.a.v.) hazretleri, ashabına döndü:
-“Ey ashabım! Bunları aranızda bölüşün! Çünkü benim has¬letlerim size haslet oldu…” buyurdu.
Askerlerin bedeni padişahla doludur. Onun için onlar düşmana kılıç sallarlar.
Sen şahın hışmı ile kılıç sallarsın! Yoksa kardeşlere kızmak neden?
Senin suçsuz bir kardeşe ağır bir gürz ile saldırman ve ona aman vermeyisin, şahın hışmının yansıması iledir.
Padişah tek bir ruh oldu, askerlerse onunla doldular. Ruh su gibidir. Bu bedenlerse birer dere ve ırmak…
Şahın, ruh suyu tatlı ise ırmaklar da o tatlı suyla dolarlar.
Halk padişahının dinindedir. Çünkü Habibullah Efendimiz (s.a.v.) hazretleri böyle haber verdi.
Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinin bunları paylaşın emri üzerine ashâb’tan her birini alıp götürdü.
Ortada sadece iri yapılı, büyük cüsseli birisi kaldı.
O iri cüsseli şahsı hiçbir kimse götürmemişti. Kades tortusu gibi mescitte kalakalmıştı.
Onu da o müşfik yüce Peygamber Efendimiz (s.a.v.) hazretleri alıp götürdü.
Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinin süt veren yedi keçisi vardı.
Yemek vakti o keçiler sağılmak için gelmişlerdi.
Ehl-i beyt bu hale hayret edip üzüldüler. Çünkü o sütten bütün ehli beytin hisseleri vardı.
Davul gibi karnıyla o acayip adam on sekiz adamın yiyeceğini yedi. Uyku vakti gelince odaya çekildi. Cariye de öfkesinden kapıyı kapayıp, dışarıdan zincirini bağladı. Çünkü ona kızmış ve içerlen-misti. Kâfiri karın ağrısı gece yarısından sabaha kadar sıkıştırıp durdu.
Kâfir, yatağından kapıya koştuysa da onun dışarıdan bağlanmış olduğunu gördü. Onu açabilmek için ne kadar uğraştı ve denediyse de mümkün olmadı. Sıkışıklığı ona evi dar etti. O ar ve haya eseri şaşırdı, kaldı. Ne edeceğini bilemiyordu.
Bir hile olarak tekrar uykuya daldı. Düşte kendisini bir viranede gördü. Çünkü gönlünde viranelik vardı. Bundan dolayı rüyasında virane gördü.
O murdar kendisini ıssız bir viranede görünce, koyuverdi…. Uyandığında yatağını pislik içinde gördü. Iztırab ve hiddetinden deliye döndü. O an:
-“Böyle bir rezillik ve rüsvâylık toprakla bile örtülmez!” diye içinde geçirdi.
-“Bu uyku uyanıklıktan da beter… Bu taraftan yiyor o, taraftan pisliyorum! Bu ne kötü iştir! dedi.
Mezar içindeki kâfir gibi azap cinde feryad ve figan eyledi.
O gecenin geçip sabahın olmasını ve kapının açılmasını bekledi. O halini bir kimse görmesin diye okdan fırlayan yay gibi kaçıp gidecekti….
Sabah olunca… Efendimiz (s.a.v.) hazretleri, kapıyı açtı. O şaşkın ve yolunu şaşırmışa yol verdi.
O dert ehli utanmasın diye Mustafa (s.a.v.) hazretleri kapıyı açıp kendisi gizlendi.
Böylece o kâfir, çıkıp gitsin ve kapıyı kimin açtığını görmesin ve utanmasın….
Kapının açılmasıyla kâfir kaçıp gitti….
Bir faziletli, o pislik dolu yatağı kasden Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinin önüne getirdi. Ve:
-“Bak senin misafirin bu işi işledi!” dedi. Alemlere rahmet olarak gelen o yüce Resul (s.a.v.) hazretleri tebessüm ettiler.
-“Su kabı nerede? Bulup getirin de onu ben şimdi kendim yıkarım!” dedi. O zaman herkes ona:
“Ey bizlere Allah’ın lütfü ve rahmeti! Senin yoluna canımız ve bedenimiz feda olsun! Onu biz yıkarız sen üzülme! Bu el işidir; gönül işi değil….” dediler.
Efendimiz (s.a.v.) hazretleri buyurdular:
-“Evet biliyorum! Ama bunu şimdi benim yıkamamda bir hikmet gizlidir!”
O pisliği dikkatle ve iyice yıkadı. Bu hakkın emriyleydi, riya olarak değil…
Çünkü kalbi sen yıka, temizle bunda kat kat sır ve hikmetler var, demek istiyordu.
O kaçan kâfirin yadigâr bir heykeli vardı. Onun kayıp olduğunu görünce aklı başından gitti.
-“Her halde o heykeli gece kaldığım odada unuttum!” diye düşündü.
Gerçi mahcup idi ama, hırsı ona cesaret verdi. Hırs bir ejderhadır. Onu ufak tefek bir şey sanma
Heykelin peşine düşüp Hazret-i Ahmed (s.a.v.) hazretlerinin evine gedi!. Onu orada gördü.
Aynı zamanda, o kâfir, Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinin bizzat kendi elleriyle kendisinin pisliğini yıkamakta olduğunu gördü.
Bu manzara karşısında. Aklı başından gitti. Heykeli unuttu. Yakasını yırtarak feryat ve figan etmeye başladı.
İki elini yüzüne ve kafasına vurdu.
Başını duvara ve kapıya çarpıyordu.
Öyle ki burnundan ve başından kanlar akmaya başladı.
Efendimiz (s.a.v.) hazretleri ona şefkat ve merhamet gösterdi. Ağlayıp sızlaması haddi aştı. Onu teskin için, Efendimiz (s.a.v.) hazretleri, onu kucakladı. Lütuf ve keremiyle onu teskin edip sevindirdi. Can gözünü açıp ona aşinalık gösterdi….
Yüzüne su serpti, haydi şahadet getir dedi.
Mümin oldu. O yüce sultan:
-“Bu gece sen yine bizim misafirimiz ol!” buyurdu. O kişi:
-“Vallahi! Ta ebediyete kadar senin misafirinim! Her nerede olursam senin ferman ve emirlerinin bağlısı ve bendesiyim!”
Ya Resûlallah (s.a.v.)! Risâlet tamam oldu. Gerçekten sen hiç şüphesiz bütün güzellikleri bir kandil gibi gösterdin bizlere…..

İsmail Hakkı Bursevi(k.s.), Ruhu’l Beyan Tefsiri: 6/351-354.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Mesnevi’de Geçen Hikayeler - Mevlana, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Muhammed bin Vasi Kimdir ?

Posted by Site - Yönetici Ağustos 9, 2014

Muhammed bin Vasi Kimdir,Budist Diyarin Tugrali Müslümanlari 1

Muhammed bin Vasi Kimdir ?

Muhammed bin Vasî. Tabiînin büyüklerindendir.
Basra’da doğdu.
Doğum tarihi kesin olarak bilinmiyor.
Muhaddis, âlim ve zâhid bir kişiydi.
Bir çok sahabe-i kiram ve tabiînin büyüklerine kavuştu ve onlardan ilim ve irfan aldı. Hasan-ı Basrî, Süfyân-ı Sevrî. Malik bin dinar (r.h.) hazretleri gibi büyük zatların sohbet arkadaşıydı.
Çok ibâdet ederdi. Hatta ibâdetlerinden tembellik hissedenler gelir ona bakarlar. Onun halinden ders alırlardı. Kendilerine ibâdet etme aşkı gelirdi. Yani kaali degil hâli nasihat ederdi, (sözleri değil onun durumu insanlara öğüt veriyordu.)
Zâhid idi.
Ekmeği suya bandırıp yerdi.
Sultanlardan hediye almazdı.
Kurra idi. Hem de sadece ve sadece Allah nzâsı için Kur’ân-ı kerim okuyanlardandı. Muhammed bin Vasî (r.h.) hazretleri, 123 {m. 730) yılında vefat etti.

H.z Allah şefaatlerine nail eylesin. Amin

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi(k.s.), Ruhu’l Beyan Tefsiri: 6/ 313.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Kim Kimdir ?, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

Günahlarıyla Övünen Adam

Posted by Site - Yönetici Ağustos 8, 2014

Mesnevide Geçen Hikayeler.,Günahlarıyla Övünen Adam

Günahlarıyla Övünen Adam

Şuayb peygamber zamanında bir adam,”Allah benim birçok ayıbımı ve günahımı görüyor, suçlarımı biliyor, fakat lutuf ve keremiyle beni hesaba çekmiyor” dedi.
Hak Teâlâ Şuayb aleyhisselâma, o adamı şöyle uyarmasını emretti:
Ey aklı kıt, doğru yolu bırakıp çöllere düşen zavallı!
Bulunduğun durumunu tam tersine söylüyorsun. Sen kaç kere ceza aldın, farkında değilsin. Nefsinin isteklerinin esiri olmuşsun, haberin yok. Ayağından başına kendini günahlara zincirlemişsin. Kalbin paslanmış, ilâhî sırları göremiyorsun.
Bu neye benzer biliyor musun?
Demirci zenci olursa, duman onun yüzünde iz bırakmaz. Çünkü yüzünün rengi dumanla, isle aynıdır. Fakat beyaz tenli bir adam demircilik yaparsa, isin ve dumanın etkisiyle yüzü
kararır.” Aynen zenci demirci gibi, kötülüğü âdet haline getiren insan, işlediği günahı görmez ve vicdan azabı çekmez.
Beyaz tenli demircinin yüzünde, anında duman lekesinin görüldüğü gibi iyilik üzere yaşayan gönlü temiz biri günahın tesirini anlar. ”Yâ rabbi, ben pişmanım” diyerek tövbe eder.
***
Demirin paslandığı gibi kalpler de paslanır” buyuran Peygamber Efendimiz’e ashap sormuş:
Onun cilası nedir yâ Resûlallah?” Peygamber Efendimiz (s.a.v), ”Zikrullahtır” buyurmuştur.
Kalplerimizi tövbe ve zikir ile temizleyip silmeliyiz. Günah işlediğimizde vicdan azabı çekmiyorsak, Allah’a iltica etmeliyiz.

Kaynak : Mesnevide Geçen Hikayeler.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Hikayeler, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, H.z Şuayb, Mesnevi’de Geçen Hikayeler - Mevlana, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | 1 Comment »

 
Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 470 takipçiye katılın