Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Archive for the ‘Genel’ Category

Beş Bayram Bir Araya Toplandı – İndiği Gün Zaten Bayram İdi

Posted by Site - Yönetici Haziran 24, 2014

lnetilerdndabtnmminlerk

Beş Bayram Bir Araya Toplandı – İndiği Gün Zaten Bayram İdi

Ömer bin Hattab (r.a.) hazretlerinden rivayet olundu. Yahudilerden bir adam gelip kendisine:
-“Sizin kitabınızda bir âyet-i kerime var; siz onu okuyorsunuz; eğer o âyet-i kerime bize inmiş olsaydı; biz o âyet-i kerimenin indiği günü bayram edinirdik!” dedi.
Hazret-i Ömer (r.a.) sordu:
-“Hangi âyet-i kerime?” Yahudi:
“İşte bugün sizin için dininizi kemâle yetirdim, üzerinizdeki nimetimi tamama erdirdim. Ve siz din olarak İslâm’a rıza verdim;”
Hazret-i Ömer (r.a.) buyurdular:
-“Ben o âyet-i kerimenin indiği zaman ve mekânı çok iyi biliyorum. Bu âyet-i kerime, Efendimiz (s.a.v.) hazretleri Arafat’ta ayakta iken kendisine Cuma günü nazil oldu…

Beş Bayram Bir Araya Toplandı

İbni Abbâs (r.a.) hazretleri buyurdular:
“İşte bugün sizin için dininizi kemâle yetirdim, üzerinizdeki nimetimi tamama erdirdim. Ve siz din olarak İslâm’a rıza verdim;” âyet-i kerimesinin indiği gün; tam beş bayram bir araya toplanmıştı:
1- Cuma günüydü,
2- Arife günüydü,
3- Yahudilerin bayram günüydü,
4- Hıristiyanların bayram günüydü,
5- Mecûsflerin bayram günüydü,
O günden sonra veya daha önce asla bütün dinlerin (ve milletlerin) bayramlarının bir günde toplandığı vaki olmamıştır.

Efendimiz (s.a.v.)m Vefatı Haberi

Rivayet olundu:
Bu âyet-i kerime, Hacc-ı Ekber günü indiğinde, Efendimiz (s.a.v.) hazretleri bu âyet-i kerimeyi okudu. Hazret-i Ömer (r.a.) ağlamaya başladı. Efendimiz (s.a.v.) hazretleri kendisine sordu:
-“Seni ağlatan nedir?” Hazret-i Ömer (r.a.):
-“Beni ağlatan (şudur;) biz dinimizin ziyadeleşmesini beklerken o kemâle erdi. Bir şey kemâle erdiğinde mutlaka noksanlaşmaya başlar!” dedi. Efendimiz (s.a.v.) hazretleri ona buyurdular:
-“Doğru söyledin!”
Bu âyet-i kerime Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinin ölüm haberini veriyordu. Efendimiz {s.a.v.) hazretleri, bu âyet-i kerimenin inmesinden sonra seksen bir (81) gün yaşadılar.
Efendimiz (s.a.v.) hazretleri, hicretin on birinci (11) senesinde Pazartesi günü güneş Rabiü’l-Evvel ayından iki günü geçirmesinden sonra vefat etti.
Denildi ki:
Efendimiz (s.a.v.) hazretleri, Rabiü’l-Evvel ayının on ikinci gününde (pazartesi günü) vefat etti. Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinin hicreti de Rabiü’l-Evvel ayının on ikinci günüydü…

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi(k.s.), Ruhu’l Beyan Tefsiri: 6/ 211.-212

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | 1 Comment »

Müneccim – Kahin Nedir Kimlerdir ?

Posted by Site - Yönetici Haziran 22, 2014

Müneccim - Kahin Nedir Kimlerdir

Müneccim – Kahin Nedir Kimlerdir ?

Müneccim: Yıldızların durumlarını ve hareketlerini gözetleyerek geleceğe dâir haber verdiğini iddia eden ve yıldız falına bakan kimseye denilir.
Müneccimlere, kâhinlere, falcılara inanmamalı, bilinmiyen şeyleri bunlara sormamalidır. Bunları gaybleri (geleceği) bilir sanmamalıdır. Uğursuzluğa inanmamalı, te’sir eder sanmamalıdır. Gaybden (gelecekten) verdiği haber konusunda kâhini tasdik etmek küfürdür, îmânı giderir.
Kâhin; gelecek zamanda ortaya çıkacak hâdiseleri haber veren, sırları bildiğini ve gayb âlemine âit bilgilere vâkıf olduğunu iddia eden kişidir. Arablarda, olacak işleri bildiklerini iddia eden Kâhinler vardı. Benim gördüğüm cinler var, onlar bana tâbi olur, hizmetimde bulunur, bana haber getirirler diye iddia ederlerdi. Diğer bâzıları ise, bana verilen bir anlayış sayesinde hâdiseleri ve işleri bilir ve kavrarım diye iddia ederlerdi. Yıldızların hareketlerine bakarak ileride meydana gelecek hâdiseler hakkında bilgi sahibi olduğunu iddia eden müneccim de kâhin hükmünde oiur, yâni gaybden verdiği haber konusunda müneccimi tasdik etmek küfür olur.
Yıldızların aracılığıyla gaybten haber veren kişi, ile “lim-i nücûm” yâni astronomi ilmiyle uğraşan Astronomi ilminin âlimleriyle birbirine karıştırmamak lazım. Astronomi ilminin âlimleri, yıldızları, ayı, güneşi, semavî ecrâmi incelerler… Bunların ay ve güneş tutulması veya herhangi bir yıldız hakkında verdikleri bilgi gayb’ten haber vermenin hükmünün altına girmez. Bunlar ilmî verilere göre konuştukları nisbette sözleri kabul edilir.

Kahin: Gizli şeyleri bildiğini iddia eden. Falcı. Kâhinlik yapan kimseye denilir.
Kâhinlere inanmak imana zarar verir.
Kâhine giden ve sihir büyü yapan ve yaptıran ve bunlara inanan, bizden değildir.
Kur’ân-ı kerîme inanmamıştır.
Önceleri şeytanlar göklere çıkmaktan men olunmazlar idi. Göklere giderler, meleklerden işittiklerini, kâhinlere haber verirlerdi. Efendimiz (sallallahü aleyhi ve sellem) doğduğu zaman, göklere çıkmaları yasaklandı. Kâhinlere, falcılara inanmamalıdır. Bilinmeyen şeyleri bunlara sormamalıdır. Abdestsiz, namazsız bu kâhinler, falcılar ve müneccimler hiçbir şeyi bilmezler.

İsmail Hakkı Bursevi(k.s.), Ruhu’l Beyan Tefsiri: 6/ 205.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

Peygamberlerin Hususiyetleri

Posted by Site - Yönetici Haziran 20, 2014

Al aqsa mosque,mescid-i aksa

Peygamberlerin Hususiyetleri

Peygamberlerin ise her biri bir haslete mahsus idiler. Meselâ:
Nuh Aleyhisselâm şükür,
ibrahim Aleyhisselâm, hilim,
Mûsâ Aleyhisselâm, ihlâs,
İsmail Aleyhisselâm, vaadinde sâdık.
Ya’kûb Aleyhisselâm (belâ ve evlâd acısına) sabır,
Eyyûb Aleyhisselâm (hastalıklara, maddi varlıktan yokluğa düşmeye) sabır,
Dâvûd Aleyhisselâm, özür beyan etmek,
Süleyman Aleyhisselâm tevazu,
İsa Aleyhisselâm, zühd (hasletine mahsus oldu…)
Efendimiz (s.a.v.) hazretleri, peygamberlere tabi olup yollarında yürüdüğü için, peygamberlerin bütün hasletleri, kendisinde toplanıldı. (0 peygamberlerin bütün hasletlerine sahiptir….)
Ey mü’min (kardeşim) sen bu yüce Resul (s.a.v.) hazretlerinin ümmetindensin!
Allah’tan kork! Resul (s.a.v.) hazretlerinden utan ki, şiddetli ve devamlı azaptan kurtulasın! Bakî ve ebedî kalma ikâmet edeceğin naîm cennetine zafer olup erişesin!
Akl-i selîm sahiplerinin nail olduklarına nail olasın!

İsmail Hakkı Bursevi(k.s.), Ruhu’l Beyan Tefsiri: 6/ 188

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

HASTALIKTA OKUNACAK DUÂLAR

Posted by Site - Yönetici Haziran 18, 2014

HASTALIKTA OKUNACAK DUÂLAR

HASTALIKTA OKUNACAK DUÂLAR

Hadîs-i şerîfte buyuruldu ki;
Kıyâmette, sahifesinde çok istiğfar bulunanlara, müjdeler olsun!
Ölümden başka, her dertten kurtarır ve rızkı artırır.
Eceli gelenin de, ağrısız, sıkıntısız ölümüne yardım eder.

Hadîs-i şerîfte buyuruldu ki; “Lâ havle velâ kuvvete illâ billahil aziym okumak, 99 derde devadır. Bunların en hafifi, hemmdir.” Buna, Kelime-i temcîd denir. Korkulu zamanlarda ve Cinden korunmak için de okunur.

Bismillâhirrahmânirrahîm ve lâ-havle ve lâ-kuvvete illâ billâhil’ aliyyil’azîm.” okumak, sinir hastalığına ve bütün hastalıklara iyi gelir.

“Fâtiha”, “Âyet-el-kürsî” ve “Dört Kul” (Yani, Kâfirûn, İhlâs, 2 Kul eûzü) 7’şer defa okunup hastaya üflenirse, bütün âfetler, dertler, sihir, nazar, hayvan sokması ve ısırması için iyi gelir.

Resûlullah sallAllahü teâlâ aleyhi ve sellem efendimiz buyurdu ki…
Yağmur suyunu toplayıp, üzerine; (Fâtiha-i şerîfe, Âyet-el-kürsî, İhlâs-ı şerîf ve Kul-e’ûzü sûreleri) 70’şer defa okunur.
Bu sudan aralıksız 7 sabah içenlerin hastalıkları, ağrıları zâil olur.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Dualar, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Kızıldeniz’i kimler geçer?‏

Posted by Site - Yönetici Haziran 16, 2014

177_moses

Kızıldeniz’i kimler geçer?‏

İman etmeyenlere, semalar, yeryüzü, denizler, dağlar, çimenler, ağaçlar düşman olur, buğz eder. Denizin de hıncı vardır.

Allahu Azimüşşan, Sure-i Tâhâ’nın 77. ayetinde şöyle buyuruyor:

Andolsun ki biz Musa’ya, ‘kullarımla gece yola çık da (düşmanların) yetişme(sin)den korkmayarak, (boğulmanızdan da) endişe etmeyerek onlara denizde kuru bir yol aç’ diye vahyetmişizdir.

Allahu Azimüşşan Hz. Musa Kelimullah’a böyle vahyetti. Hz. Musa a.s. da, kendisinden yaşça büyük olan biraderi haz.Harun’la birlikte kavmini aldı. Kızıldeniz’i haz.Allah’ın emriyle yol yaptı. Yolun üstünde hiç bir ıslaklık, çamur olmadı. Ta ki on iki kavim, on iki yoldan Kızıldeniz’i geçtiler.

Allahu Tealâ ve Tekaddes Hazretleri, Firavun’un İsrailoğulları’nı takip ettiğini, ikiye ayrılıp yol açan denizin Hz. Musa a.s. kavminin geçişinden sonra coşmuş bir surette hücum ederekFiravun ve ordusunu helâk ettiğini, Firavun’un kavmini doğru yola iletmeyip, saptırdığını da beyan buyuruyor.

Derken (Firavun), ordusuyla birlikte arkalarına düştü. Deniz de kendilerini öyle bir kaplayıverdi ki… Firavun kavmini saptırdı, doğru yola iletemedi.” (Tâhâ, 78-79 )

Azamet-i İlâhîye ile İsrailoğuları’nın hepsi denizi geçtikten sonra, onlardan kalan on iki yola Firavun ve ordusu girdiler. Firavun’un son neferi de denizde açılan yola girince, dağlar gibi iki tarafa yığılmış olan su onların üzerlerine kapanıverdi. Bu halin şiddetini Allahu Tealâ bilir.

İman etmeyenlere, semalar, yeryüzü, denizler, dağlar, çimenler, ağaçlar düşman olur, buğz eder. Denizin de hıncı vardır. Çünkü deniz de Allah’a iman eden bir fıtratüzerine yaratılmıştır. Ne bir dağ, ne bir ağaç, ne bir kurbağa, ne bir sinek; hiçbir mahlukAllah’a isyan etmez. Yaradanını tanır. Kendisine tahsis edilen zikirlerle bütün mahlukat Allah’ın vahdaniyetine iman edip tesbih eder. Ama insanoğlunun gafili, cinlerin gafili, şeytanın cümlesi Allah’a isyan ederler.

Deniz ve sema, Allah’a iman etmeyen kâfirlere, bir müminin kâfirlere duyduğu hınç gibi muazzam bir düşmanlıkla, gayzla hücum eder. Kızıldeniz de azim bir dehşetle Firavun’u istila ederek yüz binden fazla askeriyle helâk etti. Kurtuluşa eremediler. Firavun da hidayete vasıl olamadı.

Hülasatü’l -Beyan fi Tefsiri Kur’an’da tefsir sahibi şöyle buyuruyor: “Rehber-i sadıkın damenine iltica eden ehli taatın daima necat bulacaklarını bu ayeti celileler bize beyan buyurmuştur.

Yani hidayete vesile olan, haz.Allah yoluna sıdk ile yapışan sadık zatın eteğine kim yapışırsa, yolu kurtuluş yolu olur. Onun emriyle oturup kalkanlar, ona itaat edenler, hidayete ererler.

Ayet-i celilelerden anlıyoruz ki, Hz. Musa a.s. misali bir rehber-i sadıka ihtiyacımız var. Fakat istikametten ayrılıp, sadık bir rehber bulmayanlar, nefsin hevasına ve şeytanın iğvasına uyanlar daima helâk olurlar.

Hiç bir beşer yoktur ki, kendisine bir rehber tayin etmesin. Bütün insanlar yaşadıkları devirlerde, kendisini örnek aldıkları, yaptıklarının güzel olduğuna kanaat getirdikleri, gerek rahmanî, gerek şeytanî yol göstericilere sarılmışlardır. Kim ki haz.Allah’ın hidayetine yapışan Musa a.s. gibi yol göstericilere sarılırsa hidayete erer. Kim de hidayete vesile olanları tanımazsa helâkinden korkulur.

Musa Aleyhisselam gibi bir rehber bulduktan sonra da, nankörlük etmeyip emir ve yasaklara itaat etmek gerekir.

Allahu Azimüşşan buyuruyor:

Ey İsrailoğulları ! Sizi düşmanınızdan kurtardık. Tur’un sağ yanında size va’de verdik ve sizin üstünüze kudret helvasıyla bıldırcın indirdik. Sizi rızıklandırdığımız şeylerin en temizlerinden yiyin, bu hususta taşkınlık (ve nankörlük) etmeyin. Sonra üzerinize gazabım vacip olur. Benim gazabım da kimin üzerine vacip olursa, muhakkak ki o (helâk uçurumuna) yuvarlanmıştır.”

Cenab -ı Hak, irşadı kabul etmeyen Firavun ve kavmini helâk ettikten sonra, irşadı kabul edip de Hz. Musa a.s.’a uyanları da bağlılıklarından dönmemeleri için böylece uyarıyor.

Kızıldenizleri aşmak için herkesin bir Musa’ya, Allah yoluna sıdk ile sarılmış bir rehbere ihtiyacı var. Firavun’un şerrinden kurtulduktan sonra ebedi selamete ermek için de haz.Allah’tan korkup, rehber-i sadıka itaat etme lüzumu vardır..…

Bu yazi icin ŞERİFE ŞEVVAL KARDELEN hocamiza tesekkur eder,sizlerinde dualarini bekleriz.

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, Şerife Şevval Kardelen | Leave a Comment »

Çocuklarımıza Kuran-ı kerim eğitimi ve yaz Kuran Kursları

Posted by Site - Yönetici Haziran 14, 2014

mminlervehususiyyetleri

Çocuklarımıza Kuran-ı kerim eğitimi ve yaz Kuran Kursları

Kur’an’ın önsözü durumundaki Fâtiha’işerifeden sonra, Kitab’ı ilk açan okuyucu için;

ذَلِكَ الْكِتَابُ لاَ رَيْبَ فِيهِ هُدًى لِلْمُتَّقِينَ

“Bu Kitap kendisinde şek ve şüphe bulunmayan bir Kitaptır. Muttakiler için rehber-kılavuz (huden)dur.” (2/Bakara, 2) açıklaması yapılarak okuyucunun Kitap hakkında endişe etmemesi gerektiği âdeta teyid edilmiştir. Lâ raybe fih denilerek Kitabın varlığı; Huden denilerek de kitabın ne amaçla gönderildiği anlatılmaktadır. Böylece Kitabı eline alan mü’min,haz. Allah’tan olduğu kesin olan Bu Kitab’ı rehber-kılavuz edinerek yolunu bulabilecektir.

O, hak ile batılı ayırt eden bir söz, haz.Allah’ın sımsıkı sarınılması lazım gelen sağlam ipidir. Allah Teâlâ, onu dertler için deva, kalplerin pasını silmek için cila, ders almak isteyenler için öğüt, hak dava için hidayet rehberi, abidler için feyz kaynağı kılmıştır. Kalplerin hayırlısı, onu hıfzeden dillerin hayırlısı onu okuyan evlerin hayırlısı ona mekan olandır. O, haz.Allah’ın inzal buyurduğu kitapların en büyüğü, benzeri bulunmayan bir nur, nefslerin şifa, kalblerin inşirak buyurduğu açık bir bürhandır.

Müslüman Kur’an’ı kerime bağlı olarak yaşar. Gönlü, kişiliği onun ikliminden neşvü nemâ bulur. Kur’anı kerim bizlere Rabbimizden uzanan bir iptir. O’na sarılan kurtuluşu bulur. Kur’anı kerim sırat-ı müstakimin işaret çizgilerini belirler.

Kur’anı kerim gönül evimizin ışığıdır. Kalbimizin mimarıdır. Kalb onunla imar olur. Zira Resulullah . إنَّ الَّذِى لَيْسَ في جَوْفِهِ شَىْءٌ مِنْ القُرآنِ كَالْبَيْتَ الخَرِبِ

“Hâfızasında Kur’ân’ı kerimden hiçbir ezber bulunmayan kişi harab olmuş bir ev gibidir”

Mü’minlerin yuvası, onunla nurlanmıştır. Evlerimizin kandilidir, ruhudur, direğidir. Kur’anı kerim bizlerin vazgeçilmez hayat iksiridir.

Kur’an’ı kerimle tanışan gönüller huzur bulur. Kur’an’ı kerimin Kılavuzluğuna mahkûm olanlar yollarını hiçbir zaman şaşırmazlar.

Bir mü’minin Kur’an’ı kerimden ayrı düşünülmesi imkânsızdır. Bir mü’minin Kur’an’ı kerimden ayrı kalması Rabbi ile olan iletişimini kaybetmesi anlamına gelir. Kur’an-ı Kerim’in devre dışı bırakılması demek; insanın kendi var oluş sebebini iptal etmek anlamına gelir ki, bu insan için muhaldir. İnsanın Rabbi ile olan hukukunu bitirmeye kalkışması akıl alır bir davranış değildir.

Eğer insan var olacaksa Rabbi ile, yani O’nun gönderdiği mesaj ile -Kur’anı kerim ile- Onun insanın önüne koyduğu önder, Hz. Muhammed (s.a.v.) ile var olacaktır.

İlk Müslümanlar Mekke günlerinde gönüllerini Kur’anı kerim suyuyla yıkadılar. Evlerini Kur’an’ı kerimle dirilttiler. Mekke’nin o zulmet kokan karanlığını Kur’an’ı kerimin nuruyla aştılar. haz.Ömer b. Hattab Allah Resûlünü öldürmeye giderken Kur’anı kerimle dirildi, eniştesinin evinde.

Mekke’nin puta tapıcıları “Onu dinlemeyin” derlerdi yandaşlarına ve kalplerine ama kendilerini Kur’anı kerim dinlemekten alıkoyamazlardı. Çünkü Kur’an’ı kerime direnmek zordu. Mekke’nin mazlum evlerinde okunan Kur’anı kerim daha sonra bütün çağların diline ulaştı. Çağları ve kavimleri kendi ölçüleriyle eğitti.

Afrika’nın ekmek bulamayan, çarık bulamayan çocukları Kur’an-ı Kerim’le buluştular. Azerbaycan’da, Kırım’da, Bulgaristan’da, Arnavutluk’ta, Kazakistan’da, Dağıstan’da, Sovyet hakimiyeti altındaki tüm kurslarda çocuklar Kur’anı kerim açlığı ile sarıldılar haz.Allah’ın kitabına. Şu an çok geniş bir coğrafyada yeniden Kur’anı kerim insan buluşması yaşanıyor.

ÜSTAZIM SÜLEYMAN HİLMİ TUNAHAN HAZRETLERİ zor zamanlarda dahi çocukları Kur’an’ı kerimsiz bırakmamak için her türlü zorluğa katlandılar. Samanlıklarda dağlarda çifliklerde tren vagonlarında Kur’anı kerim öğrettilerinsanlığa. Dayağı, hapsi göze alarak. Çocuklarımız Kur’an’ı kerrimsiz büyümesin diye çırpındılar. Kimde Kur’an’ı kerimden bir ışık parçası gördülerse onun dizinin dibine oturtup ona Kur’anı kerimi yudumlatmaya başladılar. Allah Rasulü buyurmuyor muydu:?

خَيْرُكُمْ مَنْ تَعَلّمَ الْقُرآنَ وَعَلَّمَهُ

“Sizin en hayırlınız Kur’an-ı öğrenen ve öğreteninizdir.”

Onlar “En hayırlılar” olmak için her türlü fedakarlığı göze aldılar. Bin bir güçlükle hazırlayabildikleri Kur’anı kereim öğrenme ortamını zaman zaman yapılan baskınlarla, hocalarının gözlerinin önünden alınıp götürülmesiyle kaybetseler dahi. Kur’anı kerimi öğrenme sevdası onlarda hiçbir zaman azalmadı. Unuttular Elif-Ba’yı sonra yine başladılar okumaya.

Hem kendi kişiliğimiz hem de eğitimden sorumlu olduğumuz şahısların kişiliği açısından Kur’an’ı kerimle bağlantıyı diri tutmak her birimizin en temel hassasiyet konumuz olmalıdır.

Onun için Kur’an’ı kerimi gör, onunla ilişkini diri tut, ona sahip ol, onu çocuklarında geleceğe taşı, yaşat, çoğalt, hem kendi hayatını, hem aileni Kur’an’ı kerimle buluştur…

İşte bunun için yaz tatilleri çocuklarımız için büyük bir fırsattır. Kısaca “Yaz Eğitimi” diye isimlendirebileceğimiz bu çalışmalarla yavrularımıza sadece Kur’anı kerim eğitimini değil, bunun yanında temel İslamî bilgileri, İslam tarihini, ahlak, siyer, tefsir, hadis v.b. konularda da pek çok bilgiyi çocuklarımıza kazandırabiliriz.

Kurslarımızda yaz aylarında başlatılan Kur’an-ı Kerim okuma seferberli bu açıdan çok önemlidir. Çocuğunun İslamî bir kimlikle yetişmesini arzu eden her veli, bu konuda en yakın kuran kursu hocalarıyla ile diyaloga geçmeli ve kurslarımızı çocuklarımızın coşkusuyla koştukları bir eğitim yuvası haline getirilmesi için gerekli yardımları ve çalışmalarıyla hocalarımıza yardımcı olmalıdır.

İnsanlar için Kur’anı kerim eğitimi, ne zamana kadardır?

Bizce bu eğitim, ölünceye kadar olmalıdır. Kur’anı kerim eğitimi sadece okul tatilinde bir kaç çocuğun kurslara giderek, eğitim yapmaları iyi olmakla beraber yeterli değildir.

Tüm bunlardan dolayıdır ki bir insanın müslümanım dedikten sonra müslümanca düşünüp, yaşayabilmesi için haz.Allah’ın emir ve nehiylerini, O’nun Kitabı Kur’an’ı kerimden öğrenmesi gerekmektedir. Kur’ anı kerim öğrenilmeli ve bu öğrenim kısa zamanda da yaşantıya geçirilmelidir. Öğrenmek ve yaşamak bir düzendir ve bir eğitim metodudur.
Özellikle Kur’anı kerim eğitimi; çocuklarda, çocukların yaş dönemleri dikkate alınarak ve sevdirilerek başlatılmalıdır. Zihinlerinin dünyevi mantıklarla kirletilerek haz.Allah’a kul olmanın önüne geçmesi engellenmeye çalışılmalıdır. Bu çalışmaya, istisnasız her Müslüman anne ve babanın zaman geçirmeden, geç kaldık diye düşünmeden, doğru ve anlaşılabilir bir yöntemle çocuklarına Kur’an’ı kerimi anlatmaya, öğretmeye, sevdirmeye başlaması gerekmektedir.
Neslimizi, Kur’an’ı kerimle tanıştırmak, konuşturmak, buluşturmak ve kaynaştırmak hepimizin temel görevidir. Kur’an’ı kerimi öğrenmek, bilmek, okumak ve sevmek her Müslüman çocuğun ve gencin vazgeçilmez hakkıdır.
Kur’ an’ı Kerim, çocuklara öncelikli olarak verilmesi gereken temel eğitim prensiplerini Lokman (a.s.)’ın zatında şöyle açıklamaktadır.:

وَاِذْ قَالَ لُقْمَنُ لاِبْنِهِ وَهُوَ يَعِظُهُ يَابُنَىَّ لاَ تُشْرِكْ بِاللهِ اِنَّ الشِّرْكَ لَظُلْمٌ عَظِيمٌ

“Lokman, oğluna öğüt vererek; yavrucuğum Allah’a ortak koşma! Doğrusu şirk büyük bir zulümdür, demişti”(31 lokman s./13).

Bu ayeti kerimeye göre çocuğa ilk verilmesi ve öğretilmesi gereken terbiye, haz.Allah’ın varlığını, birliğini ve ortağı olmadığını öğretmektir..

Kur’an’ı kerimi Çocuklara Öğretmede Ortaya Çıkan Engeller

Kur’an’ı kerrimin amacı, Yüce olan Allah’ın insanı kendi istekleri doğrultusunda şekillendirmek, yönlendirmektir. Yani Kur’anı kerim bir inşa düşüncesinin adıdır.
Kur’an’ı kerimnin hedefi, gönderildiği zamandaki toplumdan bu güne, bugünden geleceğe, tüm insanlık için hayatı tanımlayacak, inşa edecek olan, Kur’anı kerim insanını oluşturmaktır. Bu ise insanı öğrenme ve yaşamada sorumlu kılar. Yani niçin yaratıldığını bilen ve bu bilmeye göre yaşayan insanı hayatı oluşturmaktır bu sorumluluğun merkezi. Bu sorumluluğu yerine getirmek çok da zor değildir. Çünkü insanın fıtratı Yüce Allah tarafından bu sorumluluğa uygun bir şekilde hazırlanmıştır. İnsana düşen ise, dünyada düşünüp, akledip, sağlam, karakterli, kişilikli bir şekilde haz.Allah’a kul olarak hayat sürmektir.

Kur’an,ı kerimi peygamberi vasıtasıyla oluşturduğu ilk öncü nesilde kendisinin gönderiliş amacına uygun bir yaşam modeli oluşturmuştur. Bugün ise hayatı şekillendiren düşünce Kur’an’î değildir. Daha çok bidat ve hurafelerle dolu geleneksel bir İslam anlayışı ya da hayatım tüm zerrelerine kadar sızmış dünyevileşme, batılılaşma Kur’an’î yaşamın yerini almıştır.
Genel olarak Kur’an’ı kerimin indiriliş amacı kavranılamadığından, Kur’ an’ı kerime yaklaşımlarda çok anlamsız ve tehlikeli haller içeriyor.

لِيُنْذِرَ مَنْ كَانَ حَيًّا وَيَحِقَّ الْقَوْلُ عَلَى الْكَافِرِينَ

“Bu Kur’ânı erimi ancak aklı, fikri, duygusu, diri; kalbinde hayat ışığı olanları u-yarmak ve Allah’tan gelen gerçekleri örtbas edenlerin üzerine de azapla ilgili sözün hak olduğunu bildirmek üzere indirilmiştir”

Kur’anı kerim insan için, insanın inanma ve yaşama ilkeleri için diri olan insanlara (yasin 36/70) gönderilmiş bir kitabtır.
Bu gün, geleneksel anlayışta, yüzünden okuyarak sevap kazanılan, ölüm anlarında kullanılan ve belli zaman ve zeminlere hapsedilmiş bir kitaptır Kur’anı kerim. Kur’an’ı kerime saygı gösterirken saygısızlığa itilir insanlar. Onunla korunmakهُدًى لِلْمُتَّقِينَ (Bakara 2/2), onunla aydınlığa çıkma

يَهْدِى بِهِ اللهُ مَنِ اتَّبَعَ رِضْوَانَهُ سُبُلَ السَّلاَمِ وَيُخْرِجُهُمْ مِنَ الظُّلُمَاتِ اِلَى

النُّورِ بِاِذْنِهِ وَيَهْدِيهِمْ اِلَى صِرَاطٍ مُسْتَقِيمٍ

“Ki onunla, Allah kendi rızasını arayan herkese kurtuluşa götüren yollarını gösterir, rahmetiyle onları karanlığın derinliklerinden aydınlığa çıkarır ve dos-doğru bir yola yöneltir”

(Maide 5/16), hakkı batıldan ayırmak

تَبَارَكَ الَّذِى نَزَّلَ الْفُرْقَانَ عَلَى عَبْدِهِ لِيَكُونَ لِلْعَالَمِينَ نَذِيرًا

“Bütün insanlığa bir uyarı olsun diye, kuluna hakkı batıldan ayırt edici ve fark ettirici bir ölçü olarak Kur’ân’ı kerimi indiren haz.Allah yücelerin yücesidir” (Furkan 25/1),

İnsanlara öğüt vermekوَلَقَدْ ضَرَبْنَا لِلنَّاسِ فِى هَذَا الْقُرْاَنِ مِنْ كُلِّ مَثَلٍ لَعَلَّهُمْ يَتَذَكَّرُونَ “İşte biz bu Kur’ân’ı kerimde üzerinde düşünsünler diye, insanların önüne her çeşit örnek getirmekteyiz” (Zümer 39/27) yerine onu duvarların, rafların üst kısımlarına koyup ondan uzaklaşmak temel şiar olmuştur.

İnsan, her hâlükârda hayatını garantiye almak, huzurlu bir şekilde yaşamak yolunda plânlar yapar. Ancak zaman zaman yanlış tespitlerle tedbir yerine tehlikeye sarılır da farkında olmaz. Bu sebeple yüce Allah, insanoğlunu îkaz eder:

وَلاَ تُلْقُوا بِاَيْدِيكُمْ اِلَى التَّهْلُكَةِ وَاَحْسِنُوا اِنَّ اللهَ يُحِبُّ الْمُحْسِنِينَ

“(Dünyaya dalıp da âhireti bir tarafa bırakarak) kendi elinizle kendinizi tehlikeye atmayın!”

Bakara 2/195)

Bu ilâhî îkazı, zamanımızda bir de Kur’ân-ı Kerîm öğretim ve eğitimi hakkında bilhassa değerlendirmek lâzım. Çünkü bazıları, Kur’ânı kerim eğitmine ayrılacak bir yıllık zamanı, sudan bahanelerle kayıp bir zaman parçası olarak değerlendirebiliyor. Ya da geçiştirici tutarsız yaklaşımlarla başka şeyleri daha değerli olarak görüyor. Hayatî meseleler, sadece maddî ve sadece dünyaya ait olarak düşünülüyor. Oysa bu, bir sonsuzluk yolcusu olan insan için en büyük tehlikedir. Bütün hazırlıkları mola yerine göre yapmak, son gidilecek yere eli dolu gidememek, ne kadar doğru bir davranıştır? Bilhassa yüce yaratıcının bizlere iki dünyayı da kazandıracak olan yüce kitabını tam ve doğru olarak gönlümüze ve dimağlarımıza yerleştirememek, bir ömürlük değil, sonsuz bir kayıp demektir.

Unutmamalıdır ki Kur’ânı kerim, bizi sonsuzluğa ve haz.Allâh’a bahtiyar olarak kavuşturacak olan en temel adımdır. Kur’ân’ı kerimi öğrenmek ve kavramakla geçen aylar ve yıllar, hayatımızın en verimli ve en kârlı anlarıdır. Çünkü bu anlar, insan hayatının bütün bir ömrüne ve hatta ölüm sonrasına da her yönüyle tesir eder. Elimizdeki bütün yılların olumlu veya olumsuz olarak şekillenmesinde son derece önemli rol oynar. İnsan ömrünün aslâ bitmeyen yegâne sermayesi budur. Bu sermayeden mahrumiyet ise, bütün bir nesli çorak ve güçsüz hâle dönüştürür. Bu hususta, yüzyıllardır bizi Anadolu topraklarından atmak isteyip de başarılı olamayan düşmanlarımızın: “Türklerin elinden Kur’ân’ı almadıkça başarılı olamayız!” demelerinin sebebini derinden düşünmek lâzım…

Gelin, bu yıl; neslimize, hem vatanımıza hem bayrağımıza ve dinimize sahip çıkacak güç, hem de sonsuzluk yolunda ömürler ve cennetler kazandıracak bir Kur’ânı kerim eğitimi seferberliği başlatalım! Bize bin bir yıl verecek olan bir yılı Kur’ân’ı kerime ayıralım.

Şerife Şevval Kardelen Hocamıza Bu Güzel Yazı İçin Teşekkür Eder Sizlerinde Dualarını Bekleriz.

.

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, Şerife Şevval Kardelen | Leave a Comment »

Tam yemek hazır olduğunda, Cebrail Aleyhisselâm geldi ve…

Posted by Site - Yönetici Haziran 13, 2014

Tam yemek hazır olduğunda, Cebrail Aleyhisselâm geldi.

Tam yemek hazır olduğunda, Cebrail Aleyhisselâm geldi.

Hazret-i Câbir (r.a.). Efendimiz (s.a.v.) hazretlerini ve ashabını yemeğe davet etmek için bir koyun kestiğinde, iki küçük oğlu vardı. Büyüğü evde değildi. Büyük oğlu eve geldiğinde küçük kardeşine sordu. -“Babamız, koyunu nasıl kesti?” Küçük kardeşi ona; -“Gel babamın koyunu nasıl kestiğini sana göstereyim?” dedi.
Çocuk, abisinin ellerini, ayaklarını ve gözlerini bağladı. Ve bıçağı eline alıp onu kesti. Çocuk, koşa koşa annesine gidip durumu anlattı. Annesi ağladı. Çocuk annesinden korktu kaçtı.
Kaçarken damdan düştü ve öldü. Anneleri başına gelen musibete sabretti.
En azından. Efendimiz (s.a.v.) hazretleri ve ashabı gelip yemeklerini yiyip gidinceye kadar, hiçbir şeyi belirtmemeye niyet etti. Oğullarının cenazelerinin üzerine bir bez serip evlerinin en karanlık ve kapalı yerinde sakladı. Yemekler pişti. Efendimiz (s.a.v.) hazretleri ve sahâbi geldiler. Sofralar serildi.
Tam yemek hazır olduğunda, Cebrail Aleyhisselâm geldi.
-“Allâhü Teâlâ hazretleri, sana bu yemekleri Câbir’in iki oğluyla beraber yemeni emrediyor!” dedi. Efendimiz (s.a.v.) hazretleri, Câbir (r.a.)’a iki oğlunu getirmesini bildirdi. Câbir (r.a.) hazretleri, eşine geldi. Oğullarını sordu. Kadıncağız; -“Şu an burada hazır değiller!” dedi. Câbir (r.a.) Efendimiz (s.a.v.) hazretlerine geldi: -“Şu an evde yoklar, ya resûlallâh!” dedi.
Efendimiz (s.a.v.) hazretleri; -“Bulun getirin!” diye emretti.
Câbir (r.a.) hazretleri, hanımına geldi. Çocukları bulmasını yoksa Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinin yemekleri yemeyeceğini söyledi. Kadıncağız, oğullarının başına gelenleri anlattı. Câbir (r.a.) hazretleri, ağlayarak Efendimiz (s.a.v.) hazretlerine geldi. Oğullarının başına gelenleri haber verdi. Efendimiz (s.a.v.) hazretleri tefekkür etti. Cebrail Aleyhisselâm geldi. Allâhü Teâlâ hazretleri, sana o çocukların dirilmesi için dua etmeni emrediyor ve buyuruyor:
-“Senden dua ve bizden icabet etmek;!” diyor.
Efendimiz {s.a.v.) hazretleri, o çocukların hayat bulması için dua etti. yeniden  hayat buldular, dirilip ayağa kalktılar. Geldiler, Efendimiz`in yanında oturup onunla beraber yemek yediler.

Kaynaklar : Şerhü’l-Kasîdef ı- Ahmed El-Harputî, en-Necm: 53/1-4,
İsmail Hakkı Bursevi(k.s.), Ruhu’l Beyan Tefsiri: 6/ 146-147.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Hikayeler, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Peygamberimizin Mucizeleri, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

RAHMET VE MAĞFİRETİN YAĞDIĞ GECE: BERÂT GECESİ

Posted by Site - Yönetici Haziran 12, 2014

Originally posted on Göynem - Beyşehir:

Berat kandili,berat gecesi ibadet,cami,ramazani serif oruc,zekat,hac,umre

RAHMET VE MAĞFİRETİN YAĞDIĞ GECE: BERÂT GECESİ

Millet olarak büyük bir heyecan ve sürûr ile ihyâ ettiğimiz mübârek gecelerden biri de, Berât Gecesidir. Bu geceye ait bazı hususiyetleri şöyle sıralayabiliriz:

1. Kıble, bu gecenin gündüzünde değişmiştir.

Bilindiği gibi Peygamberimiz (s.a.v.) Mekke’de iken namazlarını Kudüs’e yönelerek kılardı. Medine’ye hicret ettikten sonra da yine Mescid-i Aksâ’ya doğru dönerek namazlarını edâ ediyordu. Bu sebeple Mescid-i Nebevî inşâ edildiği zaman kıblesi Kudüs’e doğru yapılmıştı. Bu da Yahudileri çok sevindirmişti. Onlar şöyle diyorlardı:

“Muhammed (s.a.v.) bizim kıblemize dönüyor da bizim dinimizi beğenmiyor.”

Halbuki Peygamberimiz (s.a.v.), Hz. İbrahim’in kıblesine yönelmek istiyor ve Allah Teâlâya bu hususta duâ ediyordu. Hicretin ikinci yılında Şâbân ayının onbeşinde bir ziyaret için Benî Seleme yurduna gitmişti. Cemaatle birlikte mescidde öğle namazının ikinci rek’atini edâ ederken KIBLE’nin KÂ’BEolduğunu beyan eden âyet nâzil oldu. Bu İlâhî vahiy üzerine Resûlüllah Efendimiz namaz içinde iken KÂ’BE-İMUAZZAMAtarafına döndü. Cemaat da…

Orijinali görüntüle 559 more words

Posted in Genel | Leave a Comment »

İnananlar İçin Eşsiz Bir Model Ve İdeal Örnek

Posted by Site - Yönetici Haziran 12, 2014

sultan ahmet ayasofya

İnananlar İçin Eşsiz Bir Model Ve İdeal Örnek

وَمَا أَرْسَلْنَاكَ إِلَّا رَحْمَةً لِّلْعَالَمِينَ

Biz seni ancak alemlere rahmet olarak gönderdik. (Enbiya, 21/107)

Din, insanın sadece haz.Allah ile ilişkilerini değil, aynı zamanda hem diğer insanlarla hem de âlem ile ilişkilerini düzenlemek üzere, haz.Allah tarafından konulmuş olan değerler manzûmesidir.

Bu tariften de anlaşılacağı üzere, din, insanın âhlâkileşmesi, bir başka deyişle insanileşmesi içindir.

اَلَّذى خَلَقَ الْمَوْتَ وَالْحَيوةَ لِيَبْلُوَكُمْ اَيُّكُمْ اَحْسَنُ عَمَلًا وَهُوَ الْعَزيزُ الْغَفُورُ

“Allah ölümü ve hayatı, hanginizin daha güzel davranışlarda bulunacağını imtihan etmek için yarattı” (Mülk, 67/2) ayet-i kerimesi, dinin gayesinin insanı ahlâkî olgunluğa ulaştırmak; insanı, “insan-ı kamil” haline getirmek olduğunu gösterir.

Yüce Allah, insan için gerekli olan her şeyi, bir taraftan vahiy ile bildirmiş; diğer taraftan da peygamberler vasıtasıyla, bildirdiklerinin sosyal hayata nasıl geçirileceğinin somut örneğini göstermiştir.

İlk insanın aynı zamanda ilk peygamber olmasının, gözardı edilmemesi gereken bir manâsı vardır. Bu mana insan adı verilen varlığın din olmaksızın, insanlığını tam olarak gerçekleştiremeyeceğidir. Bu sebepten yaratılan ilk insana, haz.Allah tarafından bir din gönderilmiş ve bu dinin peygamberi de, bu ilk insan olmuştur.

Dinin insana ulaşması ve öğretilmesi konusunda peygamberin önemi son derece büyüktür. Dini koyan haz.Allah’tır, ama onu eksiksiz bir şekilde insanlığa sunan peygamberdir.

Dini değerleri hayatında yaşantı haline dönüştürebilmesi için de insanın, peygamberin örnekliğine ihtiyacı vardır.

Geçmiş zamanlarda insanların problemleriyle ilgilenen şüphesiz başka insanlar da vardır.

Krallar, komutanlar, topluma yön verme iddiasıyla sistemler kuran filozoflar, fikir adamları, şairler ve daha niceleri gelip geçmişlerdir. Fakat bunların hiçbiri insanlara mutluluk getirme yönünden peygamberlerle mukayese edilemez.

Şüphesiz bunlar arasında insanlara faydalı olanlar da çıkmıştır. Fakat peygamberlerin bıraktığı derin izi, hiç biri bırakamamıştır. Çünkü onlar, topraklara sâhip olma, ülkeleri fethetme, düşmanına galip gelme, insanlara hükmetmenin ötesinde, insanın öz cevherini görememişler, adeta onu hiç hesaba katmamışlardır. Bu sebeple denilebilir ki, tarih boyunca dünyanın her yerinde görülen, hayır, ahlak, vicdan, adalet, merhamet, şefkat tezâhürleri, haz.Allah’ın irşad ve hidayetine, peygamberlerin ilâhi dâvetine dayanır. Çünkü dünya ne kadar geniş olursa olsun, her tarafa o yüce insanların daveti ulaşmış, bütün milletler o ulvi yol göstericilerin hayata mutluluk müjdesi veren seslerini duymuşlardır.

Bu hakikat Kur’an-ı Kerim’de şöyle ifade edilmektedir:

وَاِنْ مِنْ اُمَّةٍ اِلَّا خَلَا فيهَا نَذيرٌ

“Hiçbir millet yoktur ki, içlerinden bir uyarıcı peygamber gelmiş olmasın.” (Fâtır, 35/24)

وَلِكُلِّ اُمَّةٍ رَسُولٌ فَاِذَا جَاءَ رَسُولُهُمْ قُضِىَ بَيْنَهُمْ بِالْقِسْطِ وَهُمْ لَا يُظْلَمُونَ

“Her ümmetin (Allah’ın emirlerine davet eden bir yol gösterici) peygamberi mevcuttur…” (Yûnus, 10/47)

مَّنِ اهْتَدَى فَإِنَّمَا يَهْتَدي لِنَفْسِهِ وَمَن ضَلَّ فَإِنَّمَا يَضِلُّ عَلَيْهَا وَلاَ تَزِرُ وَازِرَةٌ وِزْرَ أُخْرَى وَمَا كُنَّا مُعَذِّبِينَ حَتَّى نَبْعَثَ رَسُولاً

Kim hidayete gelirse kendisi için hidayete gelmiş olur, kim de saparsa kendi aleyhine sapar. Hiçbir günâhkâr, başkasının günâh yükünü taşımaz. Biz peygamber göndermedikçe azâb edecek değiliz. (İsra, 17/15)

Gerçekten peygamberler kalpleri ıslâhla uğraşmışlar, kalplerden hasedin, fesadın, şerrin kökünü kazıyıp atmak için çalışmışlardır.

Gönülleri büyük ihtiraslardan, hudutsuz isteklerden temizleyip kurtarmak için yol göstermişlerdir.

Onların bu asil gayreti olmasaydı, şüphesiz yeryüzü bugünkünden çok daha karanlık, çok daha sıkıntılı; problemler bugünkünden çok daha büyük olurdu. Bu sebeple insanlık, o büyük yol göstericilere çok şey borçludur. İlk peygamber Hz. Adem ile son peygamber Hz. Muhammed arasında binlerce peygamberin gönderildiği rivayet edilir.

Kur’an-ı Kerim’de sadece bunlardan yirmi sekiz tanesinin ismi geçer. Peygamberler zincirinin son halkası Hz. Muhammed (S.A.S.) dir. Bu sebepten ona “Hatem’ûl- Enbiya” denmiştir. Ondan sonra peygamber gönderilmemiştir ve gönderilmeyecektir.

Kutlu doğum, insanlık tarihinin en önemli hadiselerinden biridir. Çünkü onun dünyaya geldiği devrede, dünyanın üstünü kalın siyah bulutlar kaplamıştı.

Dünyada insanın en muhtaç olduğu şey olan huzur, sükun, can ve mal güvenliği kalkmış gibi idi.

Dünyanın birçok köşeleri kanlı boğuşmalara sahne oluyordu.

Cihanın ıslâhı bir peygamberin gönderilmesine muhtaçtı. Bütün ümitler, Yahudi ve Hıristiyan dinlerinin müjdelediği âhir zaman peygamberine yönelmişti.

وَإِذْ قَالَ عِيسَى ابْنُ مَرْيَمَ يَا بَنِي إِسْرَائِيلَ إِنِّي رَسُولُ اللَّهِ إِلَيْكُم مُّصَدِّقاً لِّمَا بَيْنَ يَدَيَّ مِنَ التَّوْرَاةِ وَمُبَشِّراً بِرَسُولٍ يَأْتِي مِن بَعْدِي اسْمُهُ أَحْمَدُ فَلَمَّا جَاءهُم بِالْبَيِّنَاتِ قَالُوا هَذَا سِحْرٌ مُّبِينٌ

Meryem oğlu İsa da: “Ey İsrailoğulları! ben size Allah’ın peygamberiyim. benden önce gelen Tevrat’ı doğrulayıcı ve benden sonra gelecek Ahmed adında bir peygamberi müjdeleyici olarak (geldim).” demişti. Fakat onlara apaçık delillerle gelince “Bu, apaçık bir büyüdür.” dediler. (Saff, 61/6)

Bütün dünya, karanlıklar içinde, bu kurtarıcının gelmesini dört gözle bekliyordu.

وَمَا اَرْسَلْنَاكَ اِلَّا رَحْمَةً لِلْعَالَمينَ

İşte böyle bir anda O, Kur’an’ın ifadesiyle, alemlere rahmet olarak gönderilmişti. (Enbiyâ, 21/107)

Bu bakımdan sevgili peygamberimizin doğumu mutlu bir hadisedir.

Peygamberimizin; ona inananlar için eşsiz bir model ve ideal örnek olduğu gayet açıktır. Zaten peygamberlerin en önemli gönderiliş gayelerinden birisi de insanlığa örnek ve model olma konumlarıdır. haz.Allah, Peygamberimize hitaben Kur’an-ı Kerim’de;

وَاِنَّكَ لَعَلى خُلُقٍ عَظيمٍ

“Muhakkak sen çok yüce bir ahlâk üzeresin” (Kalem, 68/4) buyururken, insanlara hitaben de:

لَقَدْ كَانَ لَكُمْ فى رَسُولِ اللّهِ اُسْوَةٌ حَسَنَةٌ لِمَنْ كَانَ يَرْجُوا اللّهَ وَالْيَوْمَ الْاخِرَ وَذَكَرَ اللّهَ كَثيرًا

“Gerçekten sizin için, Allah’a ve Ahiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah’ı çok zikredenler için Allah’ın Rasülü’nde çok güzel bir örnek vardır.” (Ahzab, 33/21) diye buyurmaktadır.

Dolayısıyla Hz. Peygamber’i örnek almak, bir müslüman için öncelikli dini bir görev durumundadır.

Peygamberimizi örnek almayı, hayatından davranış modelleri çıkarmayı; O’nun sahip olduğu ahlaki faziletlerin hayata geçirilmesi, getirmiş olduğu dînî zihniyetin benimsenmesi ve gelişen olaylar karşısında onun almış olduğu tavırlara benzer tavırların sergilenmesi şeklinde anlamak daha doğru olur.

Çünkü Hz. Peygamber’in yaşantısı, ancak bu şekilde örnek alındığı takdirde, kendisinden on beş asır sonra yaşayan bir insan için anlamlı hale gelebilir.

İnsâni ilişkiler açısından anlamlı ve önemli olan; kişinin onun gibi giyinip, onun gibi koku sürmesi değil, onun ahlakî niteliklerine sahip olmasıdır, yani önemli olan, onun gibi adaletli, onun gibi dürüst, onun gibi merhametli olmak, kısaca insâni ilişkilerini, onun ahlakî ölçülerine uygun şekilde yürütmektir.

Günümüz insanı, peygamberimizi örnek almayı, onun gibi eş, onun gibi baba, onun gibi komşu, onun gibi vatandaş, kısaca onun gibi insan olmak şeklinde anladığı ve bunu gerçekleştirmeye koyulduğu zaman, gündelik hayatı da dahil, toplum hayatında ne kadar büyük bir değişikliğin ve mânevi zenginliğin meydana geldiğini kendiliğinden fark edecektir.

İslam toplumlarının bugün karşı karşıya bulunduğu problemlerin çözümünde, ifade etmeye çalıştığımız bu örnek almanın çok büyük rolü olacaktır.

Ancak, peygamberimizi örnek alma işinin söylendiği kadar kolay bir iş olmadığı da açıktır.

Ama dindar insandan beklenen, öncelikle bu zora tâlip olması, onu gerçekleştirmek için çaba sarf etmesidir. Bunun gerçekleşmesi, öncelikle onun hayatının iyi öğrenilmesi ve doğru değerlendirilmesiyle mümkün olabilecek bir konudur. Çünkü bir şeyin örneğini, çıkarma işleminde olduğu gibi, bir insanı örnek alma hususunda da, örneği alınacak insanın doğru tanınması ve hakkında yeterli bilgi sahibi olunması zaruridir.

Bu bilgilenme sürecinde müracaat edilebilecek oldukça çok kaynak vardır. Peygamberimizin hayatı kadar açık ve net bir şekilde bilinen, tarihi bir başka şahsiyet âdeta yok gibidir.

Hiçbir ahlâki değerin, peygamberimizin hayatında ihmal edilmemiş olduğunu görürüz. Her ahlâki değer, gerektiği kadar ve gerektiği şekilde onun hayatında yer almıştır.

Onun hayatından davranış örnekleri çıkartmamızın sebebi de budur. İşte bu bakımdan sevgili peygamberimizin hayatının; inanan insan için özel bir anlamı vardır, çünkü inanan kişi, dini hükümlerin yaşantı haline dönüştüğünü, ahlaki değerlerin de somutlaştığını görür

O’nu örnek almak demek;

Güvenilir olmak demek, (Emanetlerini O’na veriyorlar, “Emin” diyorlardı.)

Affedici olmak demek, (Mekkelileri toptan affetmişti.)

Merhametli olmak demek, (Ağır tahriklere rağmen beddua etmemiştir. Taif..)

Hoşgörülü olmak demek,

Sözünde durmak demek,

Cömert olmak demek,

Alçakgönüllü olmak demek,

Çalışkan olmak demek,

Dosdoğru olmak demek,

Adaletli olmak demek,

Vefakar olmak demek, (

Kısaca peygamberimizin hayatı; İslâmi bütün değerlerin hayat bulup müşahhas hale geldiği bir alandır.

Daha önce de belirttiğimiz gibi, bir dinin peygamber olmadan insanlara ulaştırılması, anlaşılması mümkün değildir. Hz. Peygamber olmadan da İslâm dininin doğru bir şekilde insanlığa aktarılmasını düşünmek fevkalade yanlıştır. Çünkü İslâm sadece Kur’an’ı kerimden ibaret değildir; o, peygamberimizin şahsında açıklanmış, hayata geçirilmiş ve bizzat onun öncülüğünde kurumlaşmış bir dindir. haz.Allah’ın Rasulü, bir taraftan Kur’an’ı kerimi tebliğ etmiş, bir taraftan onu açıklamış ve uygulamaya koymuş, diğer taraftan da, Kur’an’ıkerimin değinmediği konularda tamamlayıcı rol üstlenmiştir.

Bu açıdan, Hz. Peygamber’in ve dolayısıyla sünnetin dinde önemli bir yeri vardır. Onun bu konumu, Kur’an’ı kerimde çeşitli açılardan dile getirilmiştir.

Buna göre; bazen peygamber’e mutlak itaat etmeyi, ona karşı çıkmamayı, onun verdiği hükümlere boyun eğmeyi emreden;

قُلْ إِن كُنتُمْ تُحِبُّونَ اللّهَ فَاتَّبِعُونِي يُحْبِبْكُمُ اللّهُ وَيَغْفِرْ لَكُمْ ذُنُوبَكُمْ وَاللّهُ غَفُورٌ رَّحِيمٌ{31} قُلْ أَطِيعُواْ اللّهَ وَالرَّسُولَ فإِن تَوَلَّوْاْ فَإِنَّ اللّهَ لاَ يُحِبُّ الْكَافِرِينَ {32}

31- De ki, siz gerçekten Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki, Allah da sizi sevsin ve suçlarınızı bağışlasın. Çünkü Allah çok esirgeyici ve bağışlayıcıdır.

32- De ki, Allah’a ve Peygamber’e itaat edin! Eğer aksine giderlerse, şüphe yok ki Allah kâfirleri sevmez. (Al-i İmran, 3/31-32)

وَمَا آتَاكُمُ الرَّسُولُ فَخُذُوهُ وَمَا نَهَاكُمْ عَنْهُ فَانتَهُوا

“Peygamber size neyi getirmiş ve emretmişse, onu alın (yapın); neyi yasaklamış ise, ondan sakının” (Haşr, 59/7)

مَّنْ يُطِعِ الرَّسُولَ فَقَدْ أَطَاعَ اللّهَ

“Kim Peygambere itâat ederse, gerçekte Allah’a itâat etmiştir.” (Nisa, 4/80)

تِلْكَ حُدُودُ اللّهِ وَمَن يُطِعِ اللّهَ وَرَسُولَهُ يُدْخِلْهُ جَنَّاتٍ تَجْرِي مِن تَحْتِهَا الأَنْهَارُ خَالِدِينَ فِيهَا وَذَلِكَ الْفَوْزُ الْعَظِيمُ {13} وَمَن يَعْصِ اللّهَ وَرَسُولَهُ وَيَتَعَدَّ حُدُودَهُ يُدْخِلْهُ نَاراً خَالِداً فِيهَا وَلَهُ عَذَابٌ مُّهِينٌ {14}

13- İşte bütün bu hükümler, Allah’ın koyduğu hükümler ve çizdiği sınırlardır. Kim Allah’a ve Peygamberine itâat ederse Allah onu altlarından ırmaklar akan cennetlere koyar. Onlar, orada ebedî olarak kalacaklardır. İşte büyük kurtuluş budur.

14- Kim de Allah’a ve Peygamberine isyan eder ve Allah’ın koyduğu sınırları aşarsa Allah onu da ebedî kalacağı cehennem ateşine koyar. Onun için alçaltıcı bir azab vardır. (Nisa, 4/13-14)

Bazen onun Kur’an’ı kerimi açıklamakla yükümlü olduğunu bildiren;

بِالْبَيِّنَاتِ وَالزُّبُرِ وَأَنزَلْنَا إِلَيْكَ الذِّكْرَ لِتُبَيِّنَ لِلنَّاسِ مَا نُزِّلَ إِلَيْهِمْ وَلَعَلَّهُمْ يَتَفَكَّرُونَ

Biz o peygamberleri mucizelerle ve kitaplarla gönderdik. Ey Peygamberim! Sana da Kur’ân’ı kerrimi indirdik ki, insanlara vahyedileni açıklayasın. Belki onlar da düşünürler. (Nahl, 16/44),

Bazen haram ve helal kılma yetkisine sahip olduğunu belirten;

قَاتِلُواْ الَّذِينَ لاَ يُؤْمِنُونَ بِاللّهِ وَلاَ بِالْيَوْمِ الآخِرِ وَلاَ يُحَرِّمُونَ مَا حَرَّمَ اللّهُ وَرَسُولُهُ وَلاَ يَدِينُونَ دِينَ الْحَقِّ مِنَ الَّذِينَ أُوتُواْ الْكِتَابَ حَتَّى يُعْطُواْ الْجِزْيَةَ عَن يَدٍ وَهُمْ صَاغِرُونَ

Kendilerine kitap verilenlerden oldukları halde ne Allah’a, ne ahiret gününe inanmayan, Allah’ın ve Resulünün haram kıldığını haram tanımayan ve hak dini din edinmeyen kimselere alçalmış oldukları halde elden cizye verecekleri hale gelinceye kadar savaş yapın. (Tevbe, 9/29)

Bazen de müslümanların uyması gereken güzel bir örnek olduğunu gösteren;

لَقَدْ كَانَ لَكُمْ فِي رَسُولِ اللَّهِ أُسْوَةٌ حَسَنَةٌ لِّمَن كَانَ يَرْجُو اللَّهَ وَالْيَوْمَ الْآخِرَ وَذَكَرَ اللَّهَ كَثِيراً

Şanım hakkı için muhakkak ki size Resullulah’da pek güzel bir örnek vardır. Allah’a ve son güne ümit besler olup da Allah’ı çok zikreden kimseler için. (Ahzab, 33/21) ayetlerin Kur’an’ı kerimde yer aldığı görülür.

Kur’an’ı kerimde yer alan bu âyetler açıkça gösteriyor ki, Hz. Peygamber olmadan, Kur’an’ı kerimi anlamak, dini tam olarak uygulamak mümkün değildir.

Ayrıca, Kur’an’ı kerimi açıklama ve yürürlüğe koyma yetkisini Peygamber’e tanımak ya da tanımamak, insanlara değil, yalnızca haz.Allah’a ait bir yetkidir. Bu yetkiyi, peygamberine bizzat haz.Allah’ın kendisi tanımıştır.

Muhtelif gerekçelerle sünneti reddedip İslâm’ın sadece Kur’an’ı kerimle anlaşılması gerektiğini savunanların iddiası, dün olduğu gibi bugün de önyargılı ve gayr-i samimi bir anlayışın ürünü olmaktan öteye geçmez.

Şurası muhakkak ki, bir müslüman için, dini ve dünyevi ayrım gözetmeksizin, Hz. Peygamber’in örnekliği kaçınılmazdır.

Onun gönderiliş gayesi, kendisine verilmiş olan risalet görevinin insanlığa ulaştırılması ve bu amaç doğrultusunda bir toplumsal yapının kurulmasıdır.

Bu amaçla söylediği sözler ve yaptığı uygulamalar, kimi zaman farz, kimi zaman haram, kimi zaman müstehab, kimi zaman da mübah diye nitelendirilen hükümlere kaynaklık etmektedir. Bu durum, Kur’an’ı kerimin buyrukları doğrultusunda, Hz. Peygamber’e itaatin ve onu örnek edinmenin bir gereğidir.

بُعِثْتُ ُِلاتَمِّمَ مَكَارِمَ الاخْلاَقِ

“Ben güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim” (Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 2, s: 5: 381) buyuran Hz. Peygamber’in, gerçekten, güzel ahlakla yoğrulmuş hayat tecrübesini araştırmaya, ondan yararlanmaya, her zaman olduğu gibi, bugün de çok ihtiyacımız var. Günümüz müslümanları, hatta İslâm ülkeleri arasındaki kargaşa ve kaos, nice insanların buradan kaynaklanan ızdırabı, Hz. Peygamber’in güzel ahlak ve hayat felsefesinden nasibini alamamış bazı insanların karar ve uygulamalarında aranmalıdır.

Peygamberimiz Hz. Muhammed (S.A.S.)’i, onun güzel ahlâkını, davranış ve uygulamalarını, gelişen dünya şartlarına yön verecek, insanlığın problemlerine çözüm getirecek Kur’an-ı Kerim zenginliği ile yeniden tanımalı ve tanıştırmalıyız

Şerife Şevval Kardelen Hocamıza Bu Güzel Yazı İçin Teşekkür Eder Sizlerinde Dualarını Bekleriz.

.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, Şerife Şevval Kardelen | Leave a Comment »

Peygamberimiz ( s.a.v. ) Efendimiz`in Gözleri – Burnu – Dili – Eli – Parmakları – Kalbi….

Posted by Site - Yönetici Haziran 11, 2014

Peygamberimiz ( s.a.v. ) Efendimiz`in Gözleri - Burnu - Dili - Eli - Parmakları - Kalbi....

Peygamberimiz ( s.a.v. ) Efendimiz`in Gözleri – Burnu – Dili – Eli – Parmakları – Kalbi….

Gözleri.

Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinin gözlerinin burhan olması hakkında şöyle buyurdular:
-“(Cemaatle namaz kılarken) rükû ve secdelerde beni geçmeyin! (İmamdan önce rükû ve secdeye varmayın). Muhakkak ki, ben sizleri önümde gördüğüm gibi (elbette) arkamda da görürüm!” (Müsned-i Ahmed: 8571)

Basar (ve Görmesi)

Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinin basar (ve görmesinin) burhanını (şu âyet-i kerime beyân ediyor:)
“Göz ne şaştı, ne aştı.” (en-Necm: 53/17. )

Burnu

Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinin burunlarının burhan oluşu (hakikatini şu hadis-i şerif beyân ediyor:)
Efendimiz (s.a..v) hazretleri buyurdular: -“Muhakkak ki ben. Yemen taraflarından Rahmanın nefesini görüyorum (kokluyorum)” (Müsned-i Ahmed: 10555, )

Dili

Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinin mübarek dillerinin burhan (olduğunu şu âyet-i kerime beyân etmektedir:)
“O necm’e kasem ederim indiği dem ki Şaşirmadı sahibiniz, azıtmadı da 2- Ve nevadan söylemiyor; 3 – O sade bir vahiydir, ancak vahyolunur.” ( en-Necm: 53/1-4,)

Üflemesi

Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinin tükürüklerinin (ve üflemesinin) burhan olması.
(Sahabelerden Cabir r.a. hazretleri, Hendek günü bir kuzu kesip biraz hamur yapıp ekmek pişirip, Efendimiz s.a.v. hazretlerini ve beraberinde onun yanında bulunan beş-on kişiyi yemeğe çağırmayı düşündü. Gidip bu arzusunu Efendimiz s.a.v. hazretlerine iletti. Efendimiz s.a.v. hazretleri, Hendek kazmakta olan bütün sahabelere seslendi:
-“Ey Hendek ehlil Muhakkak ki Cabir bir ziyafet hazırladı.
Haydi hazırlanın hep beraber (ona) gidiyoruz!” buyurdular…
Hazret-i Câbir r.a. şaşırdı, utandı, kızardı. Çünkü onun hazırladığı yemek beş-on kişilikti. En fazla yirmi kişilik olsun. Binden fazla olan Hendek ehline nasıl ziyafet verecekti?
Bunun devamını Cabir r.a.’dan dinleyelim…)
Câbir (r.a.) buyurdular:
-“Hendek günü, Efendimiz (s.a.v.) hazretleri emrettiler:
-“Hamurunuzu ekmek yapmayın ve kazanınızı da ben gelinceye kadar kesinlikle indirmeyin!”
Sonra Efendimiz (s.a.v.) hazretleri geldi. Hamura üfledi ve tükürüğünü sürdü, bereketlenmesi için dua etti. Sonra kazanın başına geldi. Üfledi, tükürüğünü sürdü ve bereketlenmesi için dua etti.
Sonra Cabir (r.a.) hazretleri Allah adına yemin ettiler. Hepsi o yemekten yediler. Kendileri bin kişiydiler. Hatta hepsi doyup sofrayı terk ettiğinde ve oradan ayrıldıklarında bile hala kazanımız fokur fokur kaynıyordu ve taşmak üzereydi. Hamurumuz ise hâlâ eskisi gibiydi.”

Tükürüğü

Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinin tükürüğünün burhan oluşu: Hazret-i Ali (r.a.)’ın gözlerine tükürüğünü sürdü. Hazret-i Ali (r.a.)’ın gözleri ağrıyordu. Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinin tükürü-ğüyle gözleri, Hayber günü iyileşti.

Eli

Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinin mübarek ellerinin burhan oluşu. Allâhü Teâlâ hazretleri buyurdu:
“Sonra, onları siz öldürmediniz. Ve lâkin onları Allah Öldürdü. Attığın vakit de sen atmadın. Ve lâkin Allah attı… Hem de mü’minlere, tarafından, güzel bir imtihan geçirtmek için… Hakikat, Allah semîdir, alîmdir.” (El-Enfâl: 8/17,)

Taşların Teşbih Okuması

Çakıl taşlan, Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinin elinde teşbih Şeyh Attâr (k.s.) buyurdular: O zâti pak ve temiz olan Yüce Resul (s.a.v.) hazretleri, bütün zerrâtiyle davet ediyordu. Onun avucunda çakıl taşları, Allah’ı teşbih ediyordu. (Ebû Cehl’in avucundaki, taşların Peygamber Efendimizin işaretiyle şehâdet kelimesi getirdiklerini Mevlânâ Hazretleri şöyle dile getirmektedir: “Ebû Cehl’in elinde taş parçalan vardı. Ey Ahmed; bu nedir çabuk söyle dedi.”
“Eğer peygamber ve göklerin sırrından haberdâr isen avucumda saklı şey nedir?”
“Hazreti Peygamber buyurdu ki: Nasıl istersen? Onların ne olduğunu ben mi söyleyeyim, yoksa bizim hak ve doğru olduğumuzu onlar mı söylesin?”
“Ebû Cehil bu ikincisi daha nâdirdir dedi. Resûlüllah (s.a.v.) de evet, Allah, çok kuvvet ve kudret sahibidir buyurdu”
“Ebu Cehlin avucu içinde her taş parçası bilâ tevakkuf Kelime-i şehâdet söy¬lemeye başladı.”
“Taşların her biri. (Lâ ilahe illallah, Muhammedün resûlüllah) dedi.” Tathiru’l-Mevlevî, Şerh-i Mesnevi” c. 4, s. 1060 Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in huzuruna bir arabî geldi ve:
-“Senin peygamber olduğunu ne bilebilirim?” dedi. Resûlüllah (s.a.v.):
-“Eğer şu hurma ağacının salkımını çağırsam (o da eğilip yanıma gelse) Benim Resûlüllah olduğuma şahitlik eder misin?” diye sordu.
-“Evet, iman ederim” dedi. Peygamber efendimizin işareti ile hurma salkımı eğilmeye başladı ve Peygamber Efendimiz (s.a.v.)in önüne gelip durdu. Efendimiz (s.a.v.) ona:
-” (Yerine) dön,” dedi.
Ağacın Peygamber Efendimizin emrine itaat ettiğini gören o kimse hemen Müslüman oldu. Tuhfe’ül-Ahvezi c. 10 s. 102, )

Parmakları

Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinin parmaklarının burhanı; E-fendimiz (s.a.v.) hazretleri, parmaklarıyla “ay”a işaret etti. Ay ikiye bölündü. Hatta “Hıra dağı” ayın iki parçasının arasında görüldü O Ay’a işaret etti. Ay onun işaretiyle ikiye bölündü. Ayın ona muhabbeti vardı. Onun emriyle hareket etti. (Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinin işaretleriyle ay ikiye bölündü. Mu’cizeyi mü’min ve müşrik bir çok insan gördü… Sahabe, Tabiîn ve Müteahhirîn (daha sonraki dönemde yaşayanlar)’den bilinen müfessirlerin hepsi bu konuda ittifak etmişlerdir. Haber meş-hurdur, sahabeden bir hayli kimse rivayet etmiştir. Bunlar arasında Hz. Ali, Ibnü Mes’ud, ibnü Abbas. Huzeyfe, Enes, Cübeyr b. Mut’im. Ibnü Ömer ve daha başkalarını sayabiliriz. Gerçi İbnü Abbas ve Enes gibi bazıları bu olaya bizzat şahid olmamışlardır. Zira Ibnü Abbas henüz dünyaya gelmemişti, Enes de Medine’de o sıralarda dört beş yaşlarında bulunuyordu. Fakat âyetin tefsirinde olayı sahih olarak rivayet etmişlerdir. İbnü Mes’ud, Cübeyr b. Mut’îm ise bizzat şahid olarak rivayet edenlerdendir. Bu konu¬da el-Kamer sûresinde geniş bilgi verilecek inşallah, )

Parmak Araları

Parmak aralarının burhan oluşu; Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinin parmaklarının arasında su pınarları kaynardı. Hatta mübarek parmak aralarından akan sudan içildi. Büyük bir cemaat o sudan içti.

Sadrı (Mübarek Göğsü)

Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinin mübarek sadırları (göğüslerinin) burhanı; Efendimiz (s.a.v.) hazretleri namaz kıldıkları zaman; ağlamadan dolayı, göğsünden kaynayan tencerenin sesine benzer bir ses işitilirdi.

Kalbi

Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinin gözleri uyurdu; ama kalbi uyumazdı. Allâhü Teâlâ hazretleri buyurdu:
“Gözün gördüğünü kalp tekzîb etmedi. (En-Necm: 53/11, )
” Şerh etmedik mi senin için bağrını 1 Ve indirmedik mi senden o bârınız -Kİ zar etmişti bütün zahrını-3 Ve yükseltme¬dik mi senin zikrini? 4 Demek ki zorlukla beraber bir kolaylık var! s Evet, o zorlukla beraber bir kolaylık var! 6 0 halde boşal-dın mı yine kalk yorul 7 Ve ancak rabbine rağbet et, hep Ona doğru (eI-tnşirâh: 94/1-8,)
“Ve hakikat bu (Kur’an), rabbul âlemin in şüphesiz bir tenzilidir 192 Onu Ruh-ı Emîn indirdi193 Senin kalbin üzerine ki o münzîrlerden olasın 194 Açık parlak Arabî lisan ile!195 ( eş-Şuârâ:26/+194-195)

Mi’rac

Bu burhanların misâlleri, Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinin hayatında çoktur. Burhanların en büyüklerinden biri de Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinin semâ’ya yükselmesi ve mirâc’a çıkmasıdır. Efendimiz (s.a.v.) hazretleri, “Kaabe kavseyn”i aştı. Baliğ oldu. Ve hatta “Ev ednâ”yi geçti.
Bu, Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinin bütün nefsinin külliyyen burhan olmasındandır…Kendisinden önce gönderilen peygamberlerin hiçbirine verilmeyenler, kendisine verildi.
Efendimiz (s.a.v.) hazretlerine vahiy geldikten sonra Arap ve acemin (Arap olmayanların) en fasîhi oldu. Daha önce ümmî idi. Kitap nedir, imân nedir bilmezdi.
Hangi burhan bundan daha kuvvetli, daha zahir ve daha açıktır? Allâhü Teâlâ hazretleri, onun sebebiyle bu ümmete ikram etti. Ve onlara minnet (iyilik) ve ihsanda bulundu.

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi(k.s.), Ruhu’l Beyan Tefsiri: 6/ 145-151.

.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Peygamberimizin Mucizeleri, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

 
Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 431 takipçiye katılın