Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Archive for the ‘Genel’ Category

KUR-AN’I KERİM’DEKİ SURE İSİMLERİNİN ANLAMLARI

Posted by Site - Yönetici Haziran 3, 2014

Kuran-i kerim'deki sure isimleri anlamlari

KUR-AN’I KERİM’DEKİ SURE İSİMLERİNİN ANLAMLARI

1.Abese : “Yüzünü ekşitti.”
2.Adiyat : Nefes nefese koşanlar
3.Ahkaf : Yer adı
4.Ahzab : Hizipler, gruplar, kabileler
5.A’la : Yüce, büyük, kutlu
6.Alak : Embriyo, ilgi, pıhtı
7.A’li İmran : İmran ailesi
8.Ankebut : Dişi örümcek
9.A’raf : Cennetle cehennem arası bölge
10.Asr : Çağ, asır, zaman
11.Bakara : İnek
12.BELED : Belde, kent, bölge
13.BEYYİNE : Kanıt, belge, aydınlık
14.BÜRUC : Burçlar
15.CÂSİYE : Çöken, oturan
16.CİN : Cin, görünmeyen varlık
17.CUM’A : Cuma, toplanma, topluluk
18.DUHA : Kuşluk vakti
19.DÜHÂN : Duman, sis, pus
20.EN’AM : Hayvanlar, davarlar
21.ENBİYA : Peygamberler
22.ENFÂL : Ganimetler, gelirler, vergiler
23.FÂTIR : Yaratan, varlığın ilkelerini koyan
24.FÂTİHA : Açılış, açan, özetleyen
25.FECR : Şafak vakti
26.FELAK : Tan yeri, yarılma, açılma
27.FETİH : Fetih, açılış
28.FİL : Fil
29.FURKAN : Işıkla karanlığı, doğruyla eğriyi ayıran
30.FUSSİLET : “Ayrıntılı yaptı”
31.ĞAŞIYE : Bürüyen, örten, kuşatan
32.HAC : Ziyaret
33.HADİD : Demir
34.HÂKKA : Geleceği kuşkusuz olan şey
35.HAŞR : Haşir, toplama, diriltme
36.HİCR : Bir topluluğun adı
37.HUCURÂT : Hücreler
38.HÛD : Hûd Peygamber
39.HÜMEZE : Alaycılar, gıybetçiler
40.İBRAHİM : Hz. İbrahim
41.İHLÂS : Samimiyet
42.İNFITÂR : Açılma, yarılma, parçalanma
43.İNSAN (Dehr) : İnsan(Zaman)
44.İNŞİKAK : Yarılma, ayrılma, kopma
45.İNŞİRAH : Gönül ferahlığı, iç açılması
46.İSRA : Gece yürüyüşü
47.KAARİA : Şiddetle çarpan
48.KADİR : Kadir Gecesi
49.KAF : “Kaf” harfi
50.KÂFİRUN : Kafirler
51.KALEM : Kalem
52.KAMER : Ay
53.KASAS : Peygamberlerin hayat hikayeleri
54.KEHF : Mağara
55.KEVSER : Kevser havuzu, yoğun güzellik ve iyilik
56.KIYAMET : Kıyamet
57.KUREYŞ : Kureyş Kabilesi
58.LEYL : Gece
59.LUKMAN : Hz.Lokman
60.MÂİDE : Sofra
61.MÂÛN : Kamu hakkı, zekât, vergi
62.MEÂRİC : Miraçlar, yükselme noktaları
63.MERYEM : Hz. Meryem
64.MUHAMMED : Hz.Muhammed
65.MUTAFFİFÛN : Ölçü ve tartıda hile yapanlar
66.MÜCÂDİLE : Hakları için savaşan kadın
67.MÜDDESSİR : Örtüsüne bürünen
68.MÜLK : Mülk , yönetim
69.MÜMIN (Ğafir) : Mümin, (Affeden)
70.MÜMINÛN : Müminler
71.MÜRSELAT : Görevle gönderilenler
72.MÜMTEHİNE : İmtihan eden
73.MÜNAFİKÛN : İkiyüzlüler
74.MÜZZEMMİL : Örtüsüne bürünen, köşesine çekilen
75.NAHL : Balarısı
76.NÂS : İnsanlar
77.NASR : Yardım
78.NAZİÂT : Çekip koparanlar, yay çekenler
79.NEBE : Haber
80.NECM : Yıldız
81.NEML : Karınca
82.NİSA : Kadınlar
83.NÛH : Hz. Nûh
84.NUR : Işık
85.RA’D : Gök gürültüsü
86.RAHMAN : Rahmeti bol olan
87.RUM : Bizanslılar
88.SÂD : “Sâd”harfi
89.SAFF : Saf tutmak
90.SAFFÂT : Saf bağlayanlar
91.SEBE : Sebâ ülkesi
92.SECDE : Secde
93.ŞEMS : Güneş
94.ŞUARA : Şairler
95.ŞÛRA : Şûra, toplu denetim
96.TÂHÂ : “Tı” ve “Ha” harfleri
97.TAHRİM : Haramlaştırma, yasaklama
98.TALÂK : Boşama, boşanma
99.TÂRIK : Târık yıldızı, tokmak gibi vuran
100.TEBBET : “Eli kırıldı.”
101.TEĞABÜN : Aldatış ve aldanış
102.TEKÂSÜR : Mal ve evlat çokluğunda yarış
103.TEKVİR : Büküp dürme
104.TEVBE : Tövbe
105.TİN : İncir
106.TÛR : Tûr dağı
107.VÂKIA : Olan, ortaya çıkan
108.YÂSİN : “Ya” ve “Sin” harfleri
109.YÛNUS : Hz.Yûnus
110.YÛSUF : Hz. Yûsuf
111.ZÂRIYÂT : Tozutup savuranlar
112.ZILZAL : Zelzele
113.ZÜHRUF : Süs-Püs
114.ZÜMER : Zümre

NOT: Sureler harf sırasına göre yazılmıştır.

Şerife Şevval Kardelen Hocamıza Bu Güzel Yazı İçin Teşekkür Eder Sizlerinde Dualarını Bekleriz.

.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Kur`anı Kerim, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, Şerife Şevval Kardelen | Etiketler: | Leave a Comment »

Aile Saadetinin Anahtarı

Posted by Site - Yönetici Haziran 2, 2014

Aile Saadetinin Anahtarı

Aile Saadetinin Anahtarı

Müslüman gençler “Evlenen dininin yarısını koruma altına almıştır” hadis-i şerifini ölçü alır. Evlenip yuva kurmayı Rabbi’nin rızasına bir yol, bir ibadet olarak algılar. “Adet yerini bulsun” şeklinde değil. Allah rızası dışında bir amaç için evlenen ve bu şekilde huzur arayanların kalbini ıslaha yönelmesi gerekir.

Aile ve yuvanın saadet kaynağı olması için; mümin evliliğe her şeyden önce ibadet nazarıyla bakar. Şöyle ki: Rabbi’nin haklarında “Onlar ki, ey Rabbimiz derler. Bize zevcelerimizden ve nesillerimizden gözbebeğimiz olacak (salih insanlar) ihsan et. Bizi takva sahiplerine rehber kıl” (Furkan, 74) buyurduğu övülmüş kullardan olmak için evlenir. Onlar, Peygamberimiz’in (s.a.v) “Evlenin, çoğalın” (Beyhaki) tavsiyesinin bir gereği olarak yuva kurar. “Evlenen dininin yarısını koruma altına almıştır. Diğer yarısı için de Allah’tan korksun” (Ahmed b. Hanbel) hadis-i şerifi mucibince evlenir. Yani evlenip yuva kurmayı Rabbi’nin rızasına bir yol, bir vesile olarak algılar.

Bu niyetle yola çıkan mümin şunu unutmamalı ki, eş seçimi kişinin kendi iradesiyledir. Ama bizim irademizi kuşatan bir de mutlak irade vardır. Doğduğumuz ülke, ebeveynimizden devraldığımız özellikler vs. bu külli iradenin birer tezahürüdür. Yani bizim dışımızda seçimimizi etkileyen büyük etkenler de var. Dolayısıyla mümin, yaşadığı aile hayatında kendi nefsi arzularına göre karar vermeden önce ilahi programın cilvelerini arar, içinde bulunduğu durumdan kendi manevi hayatı için ibretler çıkarır. Çünkü “kader” ve “kısmet”e inanır.

Mümin eşine sadıktır. Eşinde hoşuna gitmeyen bazı haller olsa da sadıktır. Peygamberi’nin, “Zevcenizden herhangi bir fenalık görürseniz ondan nefret etmeyiniz. O zaman ona daha başka, daha güzel, daha iyi sözler söyleyiniz” tavsiyesine uyar. Kalbi eşinden soğumuşsa da, “Onlara hoşça, güzelce muamele edin. Şayet onlardan nefret edecek olursanız (tahammül edin.) Belki Allah, sizin nefret ettiğiniz şeyi büyük hayırlarla donatmıştır.” (Nisa, 18) ilahi emri doğrultusunda hareket eder.

Mümin bilir ki, Rabbi’nin onun elinin altına verdiği her şey bir emanet ve sınanma vesilesidir. O sebeple kendi haklarını da, emanetlerin haklarını da öğrenir ve gözetir. Allah Rasulü’nün şu sözünü rehber edinmiştir: “Her biriniz eli altındakilerden sorumludur. Erkek, karısından ve çocuklarından sorumludur. Onların sorumluluğu erkeğin boynundadır. Kadın da kocasından ve çocuklarından sorumludur.” (Buhari) Bu anlayış neticesinde karı-koca dinimizin öngördüğü vazifeleri ibadet niyetiyle yerine getirir. Nefislerine ağır gelse de, kul kıymet bilmese de, karşılığını Rabbi’nin mutlaka vereceğini bilir. İşte bu sebeple, Müslüman ailelerde ihmal ve boş vermişlikten kaynaklanan çözülmeler kolay kolay yaşanmaz.

Huzur ve mutluluğun yeri kalptir

Mümin erkekler ve hanımlar, huzur ve mutluluğun yerinin kalp olduğunu; birtakım manevi rahatsızlıklarla malul insanın hiçbir şeyle, hiçbir kimseyle tatmin bulamayacağını bilir. Kalp, Rasulullah Efendimiz’in (s.a.v) bildirdiğine göre hazreti Allah’ın iki kudret parmağı arasındadır. haz.Allah, kalbi dilediği yöne çevirendir. Bundan dolayı Efendimiz (s.a.v) haz. Allah’a yakınlaşmak için çaba göstermemizi ve şöyle dua etmemizi tavsiye ediyor: “Ey kalpleri evirip çeviren Allahım! Kalbimi dinin üzere sabit kıl!” (Tirmizi) “Allahım! Kalbimi sana itaat üzere sabit kıl!” (Ahmed b. Hanbel)

Aileyi bir arada tutan hamur sevgidir
Ailenin temelini, yani eşleri bir arada tutan hamur sevgidir. Sevgi ise kalptedir. Sevgi de, kalp de manevidir ve insan gücü kullanılarak müdahale edilemez. İşte müminler, sevginin de kalplerin de sahibi olana, kendisinden başka hiç kimseye kalplere müdahale etme hakkı tanımayan haz. Allah’a kulak verir ve O’na yönelir ki kalpler düzelsin.

Kalpleri, gönülleri kudreti altında tutan haz. Allah, bu yönelişin ve neticede huzura kavuşmanın yolunu tarif ediyor: “Dikkat ediniz!.. Kalpler sadece Allah’ın zikri ile huzur bulur.” (Ra’d, 28) haz. Allah’ın zikrinden maksat O’ndan gafil olmamaktır. Her halimizde, her şeyi O’nun yarattığını, her yerde O’nun kontrolünde olduğumuzu düşünebilmektir. İnsan haz. Allah’ı zikrettikçe,haz. Allah da kulunu zikreder. (Bakara, 152) haz. Allah’ın kulunu zikretmesi, ona ikram etmesi, acıması, onu rahatlatması, kalbine rahatlık vermesi demektir.

Aile hayatında olduğu gibi hayatın diğer bütün alanlarında huzura ulaşmanın başka bir çaresi, başka bir adresi gerçekten yoktur. Hayatını haz. Allah’ın koyduğu ölçüler dahilinde sürdürdüğü halde bazı çözümsüz gibi gözüken sıkıntılara maruz kalınabilir. Bu durumda bir hak dostunun rehberliğine müracaat etmek gerekir. Böyle kimseler hallerini onların kılavuzluğuna iletirler. Kendilerini ve çocuklarını perişan etmeyecek en makul çözüme ulaşırlar. İlahi ölçülere uyulduğu sürece aile; huzur ve mutluluğun kaynağı, güçlü toplumsal bünyenin temeli olmuştur.

Şerife Şevval Kardelen Hocamıza Bu Güzel Yazı İçin Teşekkür Eder Sizlerinde Dualarını Bekleriz.

.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, Şerife Şevval Kardelen | Etiketler: | 1 Comment »

Hikâye – ( İmana Dönüş )

Posted by Site - Yönetici Haziran 1, 2014

bursa ulu cami,Akşemseddîn Hazretleri

Hikâye – ( İmana Dönüş )

Güzel yüzlü bir genç vardı. Onun da ahbabları vardı. Arkadaşları, yemek, içmek, nimetlenmek, lezzetlenmek ve neşelenmekteydiler.
Paraları bitti. Bir gün toplandılar, gidip yol kesmek üzere fikir birliği yaptılar.
Yola çıktılar. Yolda kafileleri gözetlemeye başladılar.
Tam üç gün boyunca o yolda hiçbir kimse geçmedi.
Genç. çok yaşlı bir adamı gördü. Yaşlı adam o gence:
-“Oğlum bu senin mesleğin değildir! Allâhü Teâlâ hazretlerine tövbe, istiğfar et! Allah’a dön!
Eğer sen beni aramak ve bulmak istersen ben Bursa’da Seyyid Buhârî hazretlerinin camiinde Kur’ân-ı kerim okuyorum!” dedi.
Yaşlı zâtın sözlerinin tesiriyle genç adamın kalbi yandı. Arkadaşlarına:
-“Eğer siz bana tabi olup sözü dinlerseniz, gelin Bursa’ya gidelim, oradaki tüccarları arayalım. Onların arkasına takılıp mallarını alalım!” dedi.
Arkadaşları onun sözlerini kabul ettiler. Bursa’ya geldiklerinde, Onlara:
-“Gelin Seyyid Buhârî hazretlerinin camiinde namaz kılalım; Allâhü Teâlâ hazretlerine dua edelim ki bizim muradımızı gerçekleştirsin!” dedi. Camiye geldiklerinde, o yaşlı adamın camide Kur’ân-ı kerim okumakta olduğunu gördü. Ayaklarının üzerine düştü, tövbe etti. 0 yaşlı adamın yanında iki sene kaldı, iki seneden sonra o yaşlı kişi, genci; Hazret-i Şeyh Akşemseddİn (k.s.)’a gönderdi. Akşemseddin hazretleri o genci terbiye etti. O genç kâmil bir kişi oldu.
Mü’min kişi, noksan ve hatta yol kesen biri olsa bile sonra kâmil bir mü’min olabilir. Bundan dolayı hatime (sonuca) bakılır. Lakin güzel sonuç, bidayette inayetin geçmesine bağlıdır. Allah’ım, bizleri hidâyete erenlerden eyle! Amiyne yâ muîn!

İsmail Hakkı Bursevi(k.s.), Ruhu’l Beyan Tefsiri: 6/29-30.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Hikayeler, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Az Nimete Şükür

Posted by Site - Yönetici Mayıs 31, 2014

Cennet,cehennem,Az Nimete Şükür

Az Nimete Şükür

Hazret-i Ali (r.a) buyurdular:
-“Size yakın olan nimetler ulaştığında, şükür azlığıyla uzaktaki nimetleri kaçırmayın!
Bu sözün manâsı şudur: Kim kendisine vasıl olan ve elinde hâsıl olan nimetlere şükretmezse; o kişi, henüz daha eline geçmeyen nimetlerden mahrum olur. Uzaktaki nimetleri kaybeder…
Ne kadar olursa olsun elindeki nimetlere sen şükretmeye bak.
Akıllı kişi bir nokta kadar olan nimete bile şükreder.
Şükret nimetlere, şükrü elden bırakma ki, şükretmeyenler mahrum olurlar… 

Kaynak : Keşşaf; c. 1, s. 713, 293 

Edep ve Cehennem Ateşi ?

Kişi, şükür ve iman ile cehennem ateşinden kurtulur.
Yoksa (şükür ve imandan mahrum olanlar) kendi nefislerini cehennem ateşine arzetmiş olurlar.
Onlar azaba müstahak olmuş ve azarlanmayı hakketmişlerdir.
Ta’zîbin vechi (azab etme yönüne) gelince muhakkak ki hikmette kullan edeplendirmek vacibtir.
Allâhü Teâlâ hazretleri ateşi yarattı ki, mahlukat Allâhü Teâlâ hazretlerinin Celâl ve Kibriyâsını bilsinler. Celâlinin sun’unda bir korku ve heybet içinde olsunlar diye yarattı…

Resulü (s.a.v.) hazretlerinin halka getirdiği edebiyle edeplenmeyenleri, Allâhü Teâlâ hazretleri cehennem ateşiyle edeplendirir.

Akıl ehli dünyada cehenneme bakarak ondan ibret alsınlar.
Âhirette de onu işiterek korksunlar…
Bundan dolayı Efendimiz (s.a.v.) hazretleri, kamçısını hep ehli beytinin göreceği yere asardı ki edebi terketmesinler diye,…

Rivayet olundu:
Allâhü Teâlâ hazretleri, Musa Aleyhisselâm’a şöyle vahyetti:
-“Ben cehennem ateşini benden olan bir cimrilikten yaratmadım.
Ve lakin ben dostlarımla düşmanlarımın aynı bir evde toplanmalarını hoş karşılamadım... (Onun için cehennem ateşini yarattım…)

Niçin Cehennem?

Allâhü Teâlâ hazreteri mü’minlerden bazı âsî kullarını cehennem ateşine koyar ki cennetin kadru kıymetini bilsinler. (Sonra Allâhü Teâlâ hazretleri kendilerini cennete koyduğunda.) Allâhü Teâlâ hazretlerinin ne kadar büyük bir azabı defettiğini anlasınlar ve nimetlere ta’zim etsinler diyedir. Çünkü nimetlere ta’zîm etmek hikmette vacibtir…

Kaynaklar : Keşşaf; c. 1, s. 713, 293
İsmail Hakkı Bursevi(k.s.), Ruhu’l Beyan Tefsiri 5/795.

 

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: , | Leave a Comment »

Evliyâullâhı inkâr eden şakîdir.

Posted by Site - Yönetici Mayıs 30, 2014

Evliyâuüâhi inkâr eden şakîdir. Âhirzamanda Vaaz Fayda Vermez Olur

Evliyâullâhı inkâr eden şakîdir.

Onlara saygı göstermeyen ve onlara eziyet eden kişi dalâlete girmiştir.
Bir evliya (veya bir âlimde) bulunmayan bir şey ile ve onun hakketmediği bir makamın ziyadesiyle onu seven ve onu olduğundan fazla büyüten kişi de böylece eşkıyadır, sapıktır…
Büyüklerin çoğunun derecesi ve durumu bu cümle üzeredir .
Te’vilât-i Necmiyye’de de böyledir.

Evüyâullâh’tan dolayı üç kişi, sapıtabilir:
1- Evliyâullâh’a eziyet eden, düşman ve evliya’yı sevmeyenler.
2- Evliyâullâh’ı olduğu derecesinden ziyâde bir makama çıkaran sevgide çok aşırı gidenler.
3- Evliyâullâh olmadığı halde, insanlara “Ben şeyhim!”, “Ben evliyayım!” ve “Ben ermiş insanım” diyen veya bu havayı vererek ya da böyle bir imâ’da bulunarak, halkı çevresine toplayan ve onların mürşid-i kâmili bulmalarına mâni olan, müteşâyih ve şeyhlik taslayan maddeperest kişiler aduvullâh (Allah’ın düşmanlarıdır. Onların iman ve nikahlarından korkulur. Çünkü deden babadan şundan veya bundan şeyhlik taslayanlar, dini ve halkın temiz duygularını istismâ eden mal, makam, mevki, şöhret, çıraklık ve dünyalık peşinde koşanlardır.

Gerçek bir evliya olmadan herhangi bir sebeple ben evliyayım ve mürşidim diyenlerin âhirette görecekleri azab zinâkâr kadınların azabından daha çetin ve daha kötü olacaktır. Bu tür şeyhlerin müridleri de veledi zinadır. Terbiyeleri mümkün olmayan sokak çocuklarıdır. Cümlesine yazıklar olsun! Allah hidâyet nasip etsin Amin. Mütercim.

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi(k.s.), Ruhu’l Beyan Tefsiri: 6/58-59

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, İslam Alimleri | Etiketler: | Leave a Comment »

İSTANBUL`UN FETHİ`NİN BİLİNMEYEN TARAFLARI

Posted by Site - Yönetici Mayıs 29, 2014

Originally posted on Göynem - Beyşehir:

İSTANBUL`UN FETHİ`NİN BİLİNMEYEN TARAFLARI

29 Mayıs 1453 günü, tarihin en velveleli hâdisesi cereyan edecek ve İstanbul, Fâtih Sultan Mehmed Hân(k.s.) ve onun aziz ordusu tarafından fethedilecektir. Peygamberimiz (s.a.v.) Efendimiz Hazretlerinin müjdesi gerçekleşecektir. Hele hele, nice uzun zamandır fetih yıldönümlerini artık ezberlenen klişe sözlerle anmaktayızdır. Başka bir tâbirle fethin bilinmeyen ya da sözü edilmeyen azameti hakkında kafa ve gönül yormaktan kaçınmaktayızdır. Oysa fetih; öncesi, yaşandığı ânı ve bugüne kadar uzanan sonrası olarak incelenmeye lâyık ve buna muhtacızdır da.

1. 1453 yılı Mayıs ayının 27’si Pazar günüdür. Liguryalı Papaz Tommasso Parantucelli yani o günün etiketi ile Papa V. Nicolas Romada pazar ayininde ağlamaklıdır. Der ki: “Haber aldım. Bizans’a gönderdiğimiz donanma Boğaz’dan içeri girememiş, Cermen ve Frank cengâverleri dağılmışlar. Askere almak istediğimiz Mora’daki Rumlar ise, ‘Orada pis latinlerden başka kimse yok… Bize ne onlardan’ demişler…” (Archives du cite de Vatican, c. 97, ch. 102, fgl 2, eton University)

Orijinali görüntüle 689 more words

Posted in Genel | Leave a Comment »

Çocuklarınızı Allah ile korkutmayın!

Posted by Site - Yönetici Mayıs 29, 2014

Çocuklarınızı Allah ile korkutmayın!,Çocuğun Dini Eğitimi evde başlamalı‏

Çocuklarınızı Allah ile korkutmayın!

Eğer kalbindeki Allah sevgisini öldürmek ve onu Allah’tan korkmaz bir insan haline getirmek istemiyorsanız çocuklarınızı Allah’la korkutmaktan sakının.
Anne-babaların, bağımsız ve kendi istekleri doğrultusunda hareket etmeye özenen çocuklarını terbiye etmek için, ”Anne sözü dinlemeyeni Allah taş yapar. Yemeğini tabağında bırakanı cehennemde yakar. Kötü laf söyleyeni dilsiz yapar.” gibi uyarılarla haz.Allah’la korkutması yanlıştır. Kimi ailelerde çocuğun vicdanî gelişmesi anne ve babanın örnek davranışlarıyla değil, Allah korkusu ve dinî baskılarla sağlanmaya çalışılmakta ve haz.Allah’ın, yapılan her hatayı günah defterine yazdığından ve ahirette çekeceği işkencelerden bahsedilerek çocuk sindirilmektedir. Bu yola sık sık başvurulacak olursa çocuk kendisini suçlu görecek, aynı zamanda haz.Allah’a karşı, korkuyla karışık bir öfke de geliştirecek, belki de haz.Allah’tan nefret edecektir.(ALLAH MUHAFAZA)

Araştırmalar sonucunda çocukların iki yaşından itibaren din ile karşılaştığı, üç-dört yaşından sonra “nasıl/neden?” sorularıyla her şeyin aslını ve bu arada yaratıcı gücün mahiyetini araştırdığı ortaya çıkmıştır.
Çocuklara haz. Allah’ı anlatırken haz.Allah’ın onu sevdiği ifade edilmeli ve haz.Allah sevgisi üzerinde durulmalıdır. Annelerin çocukları haz.Allah’la korkutmaları çocukların ruh sağlığı açısından zararlıdır. Çocuğa öncelikli olarak Allah’ı cezalandıran, azap veren biri olarak tanıtmak, İslam’a terstir. Bir diğer yanlış ise çocuğun, (HAŞA)”Allah baba kızar, seni cezalandırır.” ifadesidir. Bu ifade tarzı Hristiyan teslis inancının bir taklididir ve yanlıştır.

İŞTE AİLELERE KÖTÜ ÖRNEKLER

Bir gün bir baba, üç-dört yaşlarındaki kızına, dinî konularda bilgi vermek ister. En çok her şeyi yaratan haz. Allah’ı; sonra da bize iyi ve güzel davranış şekillerini öğreten Peygamberimizi sevmemiz gerektiğini söyleyince çocuk, ”Ben Peygamber’i Allah’tan daha çok seviyorum.” der. Babası şaşkınlıkta sebebini sorunca; ”Annem bana, ‘Allah yalan söyleyeni cehennemde yakar.” dedi. Allah’ın cehennemi varmış, Peygamberin cehennemi olmadığı için ben onu daha seviyorum.” cevabını verir.
Altı yaşlarında bir erkek çocuğu yaramazlık yaptığı zaman devamlı, ”Allah seni sevmez, cehennemde yakar.” telkinleriyle vazgeçirilmeye çalışılmaktadır. Bir sabah kahvaltısında çocuk birdenbire, ”Baba, bizim köyde de Allah var mı?” diye sorar. Çocuğun bu sorusunu merak eden babası, ”Oğlum Allah her yerde vardır; ama niçin soruyorsun?” deyince çocuk, ”Eğer orada Allah yoksa, oraya gidecektim de…” cevabını verir

Şerife Şevval Kardelen Hocamıza Bu Güzel Yazı İçin Teşekkür Eder Sizlerinde Dualarını Bekleriz.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, Şerife Şevval Kardelen | Leave a Comment »

İŞTE Kanuni Sultan Süleyman

Posted by Site - Yönetici Mayıs 28, 2014

Kanuni Sultan Suleyman

İŞTE Kanuni Sultan Süleyman

Dünya tarihine adını altın harflerle yazdırmış büyüklerimizi gerçekten tanıyor muyuz? Onların hayatlarında en sade yaşayanımızdan devlet adamlarımıza kadar, alabileceğimiz pek çok örnek bulunduğunun ne kadar farkındayız? Çocuklarımız bile bir başka kültürün film kahramanlarının hayalî dünyasında yaşarken, örnek olabilecek gerçek kahramanlar bizde. Elini tutan Avrupalı kralın, “dünyanın en mutlu adamı benim!” dediği büyük hükümdarlar bizde. Oysa şimdi…

Yetmişüç yaşındaydı. Ayaklarındaki rahatsızlıktan dolayı yürüyemiyordu. Kendisine dinlenmeyi tavsiye eden hekimlere ve nedimlerine:

Benim gibi bir padişah rahat döşeğinde ölmemelidir. Biz, gazâ meydanlarının hakanıyız.” diyordu.

26 Ağustos 1521’de Belgrad’ın fethi ile açılan şan ve şeref dolu dönem, 1 Mayıs 1566’da başlayan Zigetvar seferleriyle devam ediyordu.

Kırkbeş yıllık bir zaman dilimine, Belgrad, Roma, Mohaç, Viyana, Bağdad, Korfo, Budin, Estergon, Tebriz ve Nahcivan seferlerini sığdırmış ve şimdi onüçüncü seferine çıkıyordu.

Mohaç’ta sadece Macar ordusunu değil, Macar devletini de yıkmış, Avrupa’da kendine denk hükümdar tanımamış, Avrupa kralları ancak Osmanlı’nın vezir-i azamına denk sayılmıştı.

Budapeşte’nin alınması ile Avrupa’da nice uzun süre kalmanın sırrına kavuşmuştu.

Viyana Osmanlı’nın Avrupa’da ikiyüz yıl daha kalmasının kilit noktasıydı.

Avrupalı tarihçiler bu fetihler için şu tespitleri yapıyorlardı:

Osmanlılar, fütühatlarını son derece zekice bir program içerisinde planlamışlardır. Gereksiz bir şehir, gerekli olan bir kaleden önce asla zabt ve fethedilmemektedir. İstanbul’un fethedilmesi için öncelikle Niğbolu, Varna ve Kosova noktalarında tampon güvenlik noktaları tesis edilmiş ve bunu Avrupalılar ancak 17. asrın ortasına doğru anlayabilmişlerdir.

Buralar zabtedildikten sonra İstanbul ele geçirilmiş ve bir merkez etrafında dönen pergel gibi, Osmanlı, sağ adımlarla Afrika’ya, Güney Rusya’ya, Akdeniz’e ve Avrupa’ya hakim olabilmiştir.

Ve Kanuni, 34 yaşında genç bir padişah olarak dedelerinin izinden giderek aynı stratejiyi uygulamış, Viyana’yı kuşatmış fakat alamamıştı. Biliyordu ki, Viyana’nın alınmasındansa, baskı altında tutulması daha önemliydi.

İki ay Avrupa’da Orduyu Hümayunla gezinmesine rağmen, karşısına hiçbir Avrupa kralı çıkamamıştı.

Şimdi 70 yaşın üzerinde, beyaz elbiseler içerisinde, çavuşların methiyeleri, mehter ve tiyek sesleri arasında, sancak ve tuğların gölgesinde atının üzerinde dimdik yeni bir sefere çıkıyordu.

Bütün İstanbul yollara dökülmüş:

“- Padişahım çok yaşa!” diye, tezahüratta bulunuyorlardı. Onu böyle at üstünde dimdik sefere giderken gören halk, coşku içerisinde padişahlarını yolcu ediyordu. Oysa hekimler bir kaç gün evvel:

“- Efendimiz, sarayın kapısından bir arabayla çıksan…” diye yalvarmışlardı. Fakat Sultan Süleyman bunu reddederek:

“- Tebam beni hep at üstünde gördüler. Şimdi araba içerisinde görürlerse yürekleri yanar.” cevabını vermişti.

Ordu 19 Haziran’da Belgrad’a vardı. Erdel Kralı Sigismund padişahın ayağını öpmek için huzura çıkmış, padişah buna izin vermeyerek elini uzatınca, kral bu iltifat karşısında:

“- Dünyanın en mesut adamı benim” diyerek sevincini göstermişti.

Ordu, Eğri’ye varıncaya kadar seferin hedefini öğrenememişti. Eğri’ye varıldığında hedefin Zigetvar olduğu açıklanmıştı. Nihayet 5 Ağustos 1566’da Zigetvar önlerine varılmıştı.

Muhasara başladığında, uzun ve meşakkatli yolculuktan bitap hale gelen padişah büsbütün sarsılmış olarak yatağa düşmüştü.

Kale zorlu çıkmıştı. Şiddetle karşılık veriyordu. Padişah hasta yatağında sık sık Sokullu Mehmed Paşa’yı yanına çağırarak bilgi alıyordu. Bir gün Sokullu:

“- Top sesleri sizi rahatsız eder, acaba otağ-ı hümayunu biraz geride kursak nasıl olur?” diyecek olunca, padişah şiddetle tepki gösterip:

“- Sen ne söylersin lala? Top sesleri bize ninni gibi gelir. Biz barut dumanları arasında yıllar geçirdik. Allah kuvvet verse de asker kullarımın arasında yer alsam.” diye karşılık vermişti.

Aradan birkaç gün daha geçmişti. Sultan Süleyman sabırsızlıkla yatağından fırlayarak doğrulunca, hekim Bedrettin Çelebi yatağa doğru koşmuş:

“- Aman sultanım ne yaptınız? Mübarek vücudunuzu zedelersiniz. Yatınız.” diye yalvarmıştı. Gözleri çakmak çakmak olan padişah:

“- Bu kale benim bağrımı yakar. Dilerim Hak’tan, ateşlere yanar! Giydirin benim libaslarımı, verin kılıcımı! Yeniçeri kullarımla metrislere atılmak isterim!” Sonra ellerini kaldırarak:

“- Yarabbi, Zigetvar’ı ihsan etmeden canımı alma!” diye dua etmişti. Durumu haber alan Sokullu ve nedime otağa koşarak padişahı teskin etmeye çalışmışlardı. Ama Sultan Süleyman hiddetli bir sesle onları azarlıyordu:

“- Neden mani olursunuz, ben padişahınız değil miyim? Ya sen lala, sen neden gayret göstermezsin? Neden ispat-ı liyakat eylemezsin?

Yorulmuş olarak, yanıbaşındaki Bedrettin Çelebi’ye dayanan padişahı yatağına yatırdılar.

Dışarıda kıran kırana büyük bir mücadele devam ediyordu. Saatler geçiyordu. Padişahın sabırsızlığı arttı:

“- Bu ocak halâ yanmakta devam edecek mi? Halâ zaferi müjdeleyecek olan davul seslerini işitmeyecek miyim?” diye soruyordu.

İhtiyar arslan, Muhteşem Süleyman, Cihan Padişahı Kanuni, gözlerini fani aleme Zigetvar’ın alındığını göremeden kapadı.

Ertesi gün Zigetvar alınmıştı.

Sokullu herhangi bir karışıklığa meydan vermemek için vefatı bir süre gizledi.

Kanuni’nin cenaze namazı üç yerde kılındı. İlki Zigetvar önlerinde, ikincisi oğlu II. Selim’in katılımı ile Belgrad sarayında 25 bin kişi ile, üçüncüsü ise İstanbul’da Süleymaniye Camii musallâsında. Bu namazda Süleymaniye ile Fatih arasındaki bütün meydan ve sokaklar dolmuş ve 500 kişi imamla beraber tekbiri tekrarlayarak muteşem kalabalığa ancak işittirebilmişti.

Babası Yavuz Sultan Selim’den almış olduğu 6.5 milyon km2 olan Osmanlı Devleti’nin topraklarını 15 milyon km2’ye yükselten Kanuni Sultan Süleyman, “bir sultan-ı azimü’ş-şan idi ki, her kıtada hutbesi yürür ve bin bir kal’ada nevbeti vurulurdu.”

Kanuni Sultan Süleyman, hem büyük bir asker, hem dahi bir idareci ve hem de eşine ender rastlanır bir devlet teşkilatçısı idi.

Batı aleminde Muhteşem ve Büyük ünvanlı, şairlik mahlası olarak Muhibbî, büyük gazaya iştirak ettiği için Gâzi olan Kanuni Sultan Süleyman için şarkiyatçı Ortalon şunu söyler:

Sultan Süleyman’ın eserleri bir sıraya konulsa en alt katta muharebeleri, onun üstünde bıraktığı abideler ve en üstte ise kurmuş olduğu ilmî ve hukukî müesseseler gelir.

Şerife Şevval Kardelen Hocamıza Bu Güzel Yazı İçin Teşekkür Eder Sizlerinde Dualarını Bekleriz.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Osmanlılar, Tarih, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, Şerife Şevval Kardelen | Etiketler: | Leave a Comment »

Hazreti Allah ve Resulu’nun Sağlık Hakkındaki tavsiyeleri.

Posted by Site - Yönetici Mayıs 27, 2014

Water Red Heart

Hazreti Allah ve Resulu’nun Sağlık Hakkındaki tavsiyeleri.

Sıhhatli olmak en büyük nimetlerdendir. Çünkü, dünyayı kazanmak da, ahreti kazanmak da sıhhatle mümkündür. Peygamberimiz A.S. da sağlık hakkında şöyle buyurmuştur:

“* Sizlerden her kim vücutça sağlıklı, nefsinden, malından korkusuz ve huzurlu, günlük yiyeceği de yanında olarak sabahlarsa, sanki dünyanın bütün nimetleri kendisinde toplanmış gibi olur (Tirmizi zühd Hadis 2346).”

Yine benzer bir hadislerinde aynı konuya işaret etmişlerdir:

“*Emniyetli (Korkusuz) yaşamak ve sağlıklı olmak iki büyük nimettir ki, insanlardan pek çoğu bu iki nimetten mahrumdur” (İ. Sünnî vr. 10b).

Yine bir başka hadislerinde;

Sağlık lı mümin, hastalıklı müminden daha iyi, daha üstün ve Allah’a daha sevimlidir” buyurmuşlardır (İbni Mâce zühd Hadis 4168) .

Bir başka hadislerinde de;

“* Ey insanlar! Şüphesiz ki dünyada insanlara, imân ve sağlıktan daha kıymetli bir şey verilmemiştir. Böyle olunca, yüce Allah’tan bunları isteyiniz” buyurdu (Müsned 1/8).

İslâmiyet, sağlık noktasında koruyucu hekimliği ön plâna çıkarır. Bir başka ifâde ile, hastalıkların sebeplerini dikkate verir ve bunlara riayet edilmesini ısrarla ister. Bu hususta özellikle az yeme tavsiye edilmektedir.

Nitekim bir hadislerinde Peygamber A. S.

“* İnsanoğlu midesinden daha zararlı bir kap doldurmamıştır. İnsanoğluna belini doğrultacak birkaç lokma kâfidir. Mutlaka yemesi gerekirse, midesinin üçte birini yemeye, üçte birini içmeye, üçte birini de nefes alıp vermeye (havaya) bırakmalıdır” buyurmuştur (Tirmizi zühd Hadis 2380).

Çok yeme, pek çok hastalığın sebebi olarak gösterilmiştir:

Bir çok hastalığın gerçek sebebi çok yemedir” (C. Sağır 1/36) .

Yine bir başka hadislerinde aynı konuya işaret etmiştir:

Allah’a en sevgili olanınız; az yiyenleriniz, vücut bakımından da hafif olanlarınızdır
(Kenzü’l Ummal 3/7084).

Sağlığın muhafazası için her türlü tehlikelerden uzak durulması istenir.
Nitekim Peygamber A.S.

Her kim korkuluksuz bir damda yatıp uyur da, geceleyin damdan düşüp ölürse sorumluluğu kendisine aittir. Her kim de fırtınalı bir zamanda deniz yolculuğuna çıkar, fırtınaya yakalanıp ölürse, bunun da sorumluluğu kendisine aittir” buyurmuştur (Müsned 5/79, 271).

Yine Peygamber A.S. kirli ve pis şeylerden sakındırmıştır:

Her kim elinde et kokusu (bulaşığı) olduğu halde, yıkamadan yatıp uyur, bu sebeple de kendisine bir şey isabet ederse, ancak kendisini suçlasın” (Ebu Davud etime Hadis 3852)

Cenab-ı Hak, dünyada imtihanın gereği , pek çok hikmetlerine binaen, insanların da sünnetulah’a riayet etmemesinin bir sonucu olarak, insanlara bir takım hastalıklar vermektedir. Bununla beraber, bütün hastalıkların da tedâvi çarelerini halk etmiştir.

İsrâ Suresi’nin 82. âyetinde Cenab-ı Hak,

Biz Kur’an-ı kerimi müminler için bir şifa ve rahmet olarak indirdik” buyurmaktadır.

Yunus Suresi’nin 57. âyetinde ise,

Ey insanlar! (İşte bu Kur’anı kerim) size Rabbinizden bir öğüt, gönüllerde olan dertlere bir şifa, müminler için doğru yolu gösteren bir hidayet ve rahmet olarak gelmiştir.” ifadesi yer alır.

Peygamber A.S. da;

İki şeyde şifa vardır. Kur’anı kerim okumakta ve bal şerbeti içmekte” buyurmaktadır
(Hakim tıp 4/200) .

Peygamberimiz A.S. her hastalığın tedâvisinin mümkün olduğunu beyan etmiştir:

haz. Allah, şifasını vermediği hiçbir hastalık yaratmamıştır” (Buhari, tıp Hadis 7/12) .

Bir başka hadislerinde de şöyle buyurmuşlardır:

Ey Allah’ın kulları tedavi olunuz! Çünkü haz. Allah, ölüm ve ihtiyarlıktan başka şifasını vermediği hiçbir hastalık yaratmamıştır” (İbni Mâce, tıp Hadis 3436) .

Şerife Şevval Kardelen Hocamıza Bu Güzel Yazı İçin Teşekkür Eder Sizlerinde Dualarını Bekleriz.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Sağlık, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, Şerife Şevval Kardelen | Leave a Comment »

Peygamberimiz ( s.a.v. )`in Diger Peygamberlerden Üstünlügü …

Posted by Site - Yönetici Mayıs 26, 2014

Peygamberimiz ( s.a.v. )`in Diger Peygamberlerden Üstünlügü .

Peygamberimiz ( s.a.v. )`in Diger Peygamberlerden Üstünlügü …

Allâhü Teâlâ hazretleri, diğer peygamberlere verdiği bütün faziletlerden daha üstün faziletler ve mu’cileri Efendimiz (s.a.v.) hazretleri verdi.
Adem Aleynisselâm kudret eliyle yarattı.
Allâhü Teâlâ hazretleri. Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinin mübarek göğsünü genişlettip iman, hikmet ve nübüvvetle doldurdu, (şerh-i sadır…)
Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinin nuru Adem Aleyhisselâm’ın alnında olduğu için meleklere ona secde etmesi emir olundu. Adem Aleyhisselâm’a eşyanın isimleri öğretildi. Efendimiz (s.a.v.) hazretleri de ilimlerin isimleri ve zatları (müsem-mâ) öğretildi. Müsemmânın rütbe bakımından isimlerden daha üstün olduğuna asla şüphe yoktur. (Müsemmâ ile yapılan bir eğitim en makbul ve kalıcı öğretimdir… Keşke bu günkü eğitim bu inceliği yakalaya bilse…)

ldrîs Aleyhisselâm‘ı Allâhü teâlâ hazretleri yüksek makamlara çıkarttı. Efendimiz (s.a.v.) hazretleri de Allâhü teâlâ miracı verdi. Onu yüksekler yükseğine çıkarttı.

Nuh Aleyhisselâm‘ın ümmetine tufanı verdi. Nuh Aleyhisselâm ve ona iman edenleri boğulmaktan kurturdı. Allâhü teâlâ hazretleri. Efendimiz (s.a.v.) hazretlerini de semâ’dan gelecek olan (sel, felâket, ateş gibi) azablardan emin kıldı.

İbrahim Aleyhisselâm “a Nemrûdun ateşi selâmet oldu. Bunun benzeri Efendimiz (s.a.v.) hazretlerine verildi. Onun sayesinde harp ateşi söndü. Yine Efendimiz (s.a.v.) hazretleri miraç gecesinde “ateş denizi”ne uğradı. Ateş ona zarar vermedi, ibrahim Aleyhisselâm hüllet makamı verildi. Efendimiz (s.a.v.) hazretleri de ondan daha ziya muhabbet makamı verdi. İbrahim Aleyhisselâm, halilurrahmân idi. Efendimiz (s.a.v.) hazretleri ise Halilullâh idi… İbrahim Aleyhisselâm putları kırdı. Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinin gelmesiyle bâtıl yıkıldı, hak geldi.

Musa Aleyhisselâm‘a asâ’sınm deniz olma mu’cizesi verildi. Ebû Cehil, Efendimiz (s.a.v.) hazretlerini görüp kendisine taş atacağı sırada, İki omuzlarının üzerinde büyük birer yılan gördü. Korkup kaçtı.

Musa Aleyhisselâm’a yed-i beyzâ verildi. Efendimiz (s.a.v.) hazretlerine de nur verilmişti. Onun mübarek yüzündeki nuria bir kişi, karanlık bir gecede yere düşürmüş olduğu dikiş iğnesini veya siyap ipini rahatlıkla yerden bulabilirdi.

Musa Aleyhisselâm’a kelâm verildi. Onun benzeri isrâ ve miraç gecesinde Efendimiz (s.a.v) hazretlerine de ilâhî hitap verildi. İlâhî hitap,
Musa Aleyhisselâm’a Tur-i Sina’da tecelli etti; Efendimiz (s.a.v.) hazretleri de yedi katların üstünde sidre-i müntehâ’nın bile ötesinde tecelli etti.
Musa Aleyhisselâm için deniz yarıldı; Efendimiz (s.a.v.) hazretlerine de ay yarıldı… Musa Aleyhisselâm’a yeryüzünde tasarruf etmesi verildiyse de Efendimiz (s.a.v .) hazretleri de semâ âleminde tasarruf etmesi verildi. Musa Aleyhisselâm’a duanın icabeti verildiyse Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinin sayısızca duaları kabul olundu. Musa Aleyhisselâm için, taştan su fışkırdi; Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinin ise parmaklarında su fışkırdı…

Yusuf Aleyhisselâm‘a güzelliğin yarısı verilmişti. Efendimiz (s.a.v.) hazretlerine güzelliklerin ve kemâlin hepsi verildi. Yusuf Aleyhisselâm’a rüyaların tabiri verildi; Efendimiz (s.a.v.) hazretlerine tabirlerin hepsi verildi.

Davud Aleyhisselâm‘a demiri eritme ve hamur gibi yoğurma imkânı verildiyse de bundan fazlası ve hatta tahtaların bile erimesi verildi.

Süleyman Aleyhisselâm‘ın emirlerine cin verildi. Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinin emrinde ise melekler verildi. Cebrail Aleyhisselâm ile beraber meleklerden ordular verildi.

Isa Aleyhisselâm‘a ölüleri alaca hastalığı (abraş) ve ölüleri diriltme mucizeleri verlid. Efendimiz (s.a.v.) hazretlerine bunların hepsi verildi.

Daha fazla ma’lumât için bakanız. Şerhü’l-Kasîde-i Bürde, s. 80-81, Ömer bin Ahmed el-Harbûtî,

http://www.yukarikayalar.wordpress.com

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, H.z Muhammed ( s.a.v ), Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

 
Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 420 takipçiye katılın