GÖYNEM ( BEYSEHiR )

İLAHİ-KURAN-İSLAM-DİN-HABER-RESİM-VİDEO-TASAVVUF-BELGESEL-DUA-HADiS-TARİH-ŞİİR – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

‘Dini Hikayeler’ Kategorisi için Arşiv

Gemideki Derviş.

Yazar Site - Yönetici Mart 28, 2014

Gemideki Derviş.

Bir derviş gemiyle seyahat ediyordu. Yükü ve eşyası olmadığı için, bir köşeye kıvrılıp uyumuştu. Gemide bir kese altın kayboldu. Her tarafı aradılar, ancak bulamadılar. Biri kenarda uyuyan dervişi göstererek,
Şu fakiri de arayalım, belki ondadır” dedi. Parasını kaybeden dervişi uyandırdı.Gemide bir kese altınım kayboldu. Herkesi aradık, seni de arayacağız. Üstündekileri çabuk çıkar” dedi.

Hırsızlıkla suçlanmak, dervişe dokundu. Rabbine iltica etti ve, ”Yâ rabbi! Bu zavallı kulunu hırsızlıkla suçluyorlar. Yardımını ulaştır” diye dua etti.
Dervişin duası biter bitmez, denizin her tarafından yüz binlerce balık başını çıkardı. Her birinin ağzında çok değerli, paha biçilmez bir inci vardı.
Derviş balıkların ağzından birkaç inciyi alıp, geminin içine fırlatıp attı. Sonra da iskemlede oturur gibi havada oturdu.

Gemidekilere, ”Haydi gidin. Yoksul bir hırsız aranızda bulunmasın. Geminiz sizin olsun. Hak benim olsun. Allah’a yakın olup sizden uzak olmak, benim hoşuma gider. O, beni hırsızlıkla suçlamayacağı gibi ipimi de gammazın eline vermez” dedi.

Gemidekiler dervişe ”Ey büyük zat! Bu yüce makamı sana neden verdiler?’‘ diye seslendi. Derviş önce kinaye yoluyla onlara yaptıklarını hatırlatmak için, ”Bir fakiri töhmet altında bırakıp, Hakk’ı incitmemem yüzünden verdiler” dedi. Sonra da, ”Hâşâ! Fakiri suçlayıp töhmet altında bırakmaktan değil, mânevî sultanlara gösterdiğim saygı ve edepten dolayı verdiler” dedi.

***

Gönül sahibi olanlar, gece ve gündüzün birbirinden çekindiği ve ayrıldığı gibi dünyadan öyle uzaktırlar.
Gönül sahibi has kulları ayıplamak, padişahı hırsızlıkla suçlamaya benzer.

Kaynak : Mesnevide Geçen Hikayeler.

 

Yazı kategorisi: Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Hikayeler, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Mesnevi’de Geçen Hikayeler - Mevlana, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Çöldeki Zâhid

Yazar Site - Yönetici Mart 27, 2014

Çöldeki Zâhid

Çölün ortasında yaşayan ve ibadetle meşgul olan bir zâhid vardı. Memleketlerinden hacca giden hacılar, zâhidi ziyarete geldiler. Susuz çölde yaşayan zâhidi merak ediyorlardı.
Yanına vardıklarında kızgın kumların üzerinde, huşû içerisinde namaz kıldığını gördüler.

Zâhid, sanki çayırda, çimende, güller içerisindeymiş gibi rahatlıkla secde ediyor, ayaklarının altında ipek halılar varmış gibi namazını kılıyordu. Tenceredeki suyu kaynatacak kızgınlıktaki kumlar, etkilemiyordu onu.
Hacılar uzun bir süre, zâhidin namazını ve duasını bitirmesini beklediler. Hacılardan gönül gözü açık biri, zâhidin ellerinden ve yüzünden abdest suyunun damladığını farketti.
Hacı zâhide sordu:
Buralarda kuyu yok, vaha yok, bu su nereden geliyor?” Zâhid ellerini gökyüzüne kaldırarak, ”Gökten geliyor” demek istedi. Hacılar,
Ey din sultanı! Bizim sorunumuzu hallet. Senin halin bize, yakîn imanı versin. Sırlarından bir sır göster. Gerçek müslüman olalım” dediler. Zâhid,
Yâ rabbi! Hacıların duasını kabul et. Yâ rabbi! Rızkınız gökyüzündedir buyurmuştun. Ben rızkımı gökte aramaya çalıştım. Sen bana göklerden bir kapı aç’‘ diye dua etti.

Zâhidin bu yakarışı sırasında, gökyüzünde fil şeklinde bir bulut belirdi. Sonra bardaktan boşanırcasına yağmur yağmaya başladı. Hacıların hepsi tulumlarını açarak suyla doldurdular.

Zâhidin duasını ve bu duayı Allah’ın kabul buyurmasını gözleriyle gören hacılar, velîler hakkındaki yanlış düşüncelerini terkettiler.

Kaynak : Mesnevide Geçen Hikayeler.

 

Yazı kategorisi: Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Hikayeler, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Mesnevi’de Geçen Hikayeler - Mevlana, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Hikâye (Bursa Kaplıcaları ve zikir)

Yazar Site - Yönetici Mart 25, 2014

Hikâye (Bursa Kaplıcaları ve zikir)

Hikâye olundu:
Sâlihlerden bazıları, bir gece Bursa kaplıcalarına girdi.
Havuzun üzerine büyük bir tahtın kurulmuş olduğunu gördü.
Tahtın üzerinde cinlerin Sultanlarının kızı vardı.
Onunla beraber, bu cin taifesinden büyük bir kalabalık vardı.
Bu sâlih zât, onlara kaplıca suyunun aslını sordu.
Bu kaplıca suyunun aslı nedir?” dedi.

Cinler Sultanının kızı, o sâlih zatı bazı cinlerle beraber kaplıca suyunun kaynağına gönderdi.
O sâlih zât, kaplıca sularının kaynağında soğuk su olarak aktığını gördü. Hayretle;
-”Halbuki kaplıca suyu çok sıcaktır!
Bu soğuk su kaplıca suyunun kaynağı nasıl olabilir?” diye sordu.
Onlar:
-”Bizden bir cemaat, her hafta bu suyun (kaynağının) başında Allâhü Teâlâ hazretlerinin ismini ve “Hû” ism-İ şerifini okurlar.
İşte onun (yani Zikrullah’ın) harareti sebebiyle kaplıcanın suyu sıcak olmaktadır, dediler.

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi(k.s.), Ruhu’l Beyan Tefsiri: 5/440-441.

Yazı kategorisi: Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Hikayeler, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Hikâye (Doğruluk)

Yazar Site - Yönetici Mart 22, 2014

Hikâye (Doğruluk)

Ebû Amr ez-Zücâcî (r.h.)’dan hikâye olundu. Buyurdular:
-”Annem vefat etti. Annemden bana miras olarak bir ev kaldı. O evi elli dinara sattım. Hacca gitmek üzere yola çıktım. Bâbil şehrine vardığımda kafileden (hırsız ve çapulcu kafilesinden) bir adam benim karşıma çıktı. Bana sordu:
-”Beraberinde ne var?” ben kendi içimden;
-”Doğru söylemek daha hayırlıdır!” dedim. Ve adama:
-”Elli dinar var!” dedim. O da:
-”Ver onu bana!” dedi.
Ben de o elli dinarın hepsinin içinde bulunduğu keseyi ona verdim. Adam keseyi çözdü. Altınları saydı. Onların elli dinar olduğunu görünce bana;
-”Al bunları! Senin doğruluğun bu altınları almaktan beni menetti!” Adam sonra bineğinden indi. Bana;
-”Sen bin!” dedi. Ben;
-”Hayır! Ben binmek istemiyorum!” dedim. O;
-”Hayır olmaz! Bineceksin!” diye ısrar etti. Mecburen bineğine bindim. O bana;
-”Ben de senin peşinde yayan geleceğim!” dedi.
Bir sonra ki sene beni buldu. Ölünceye kadar bir daha benden ayrılmadı.

Efendimiz (s.a.v.) hazretleri buyurdular:
-”Size sıdkiyeti (doğru) olmayı tavsiye ederim.
Çünkü sidik (doğruluk) kişiyi birre (iyilik ve ihsana) götürür.
Birr (iyilik ve ihsan) kişiyi cennete götürür.
Adam sürekli doğru söyler, doğruyu araştırır. Hakikati ifâde eder. Hatta bu davranışından dolayı Allâh’ü Teâlâ hazretlerinin katında “sıddîk” olarak yazılır.
Size yalandan kaçmayı ve asla yalan söylememeyi tavsiye ederim. Çünkü yalan kişiyi fücura götürür; muhakkak ki fücurda sahibi cehennem ateşine götürür. Kişi yalan söyler, sürekli yalan konuşur ve hatta bu hareketinden dolayı Allâh’ü Teâlâ hazretlerinin katında “kezzap” yalancı olarak yazılır.”

Sahih-i Müslim: 4721,
İsmail Hakkı Bursevi(k.s.), Ruhu’l Beyan Tefsiri: 5/313.

Yazı kategorisi: Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Hikayeler, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Hikaye (Adalet) H.z Ömer (r.a.)

Yazar Site - Yönetici Şubat 27, 2014

Hikaye (Adalet) H.z Ömer (r.a.)

Rivayet olundu.
Rum kralı, Hazret-i Ömer (r.a.)’a elbise ve cübbelerden he-diyeler göndermişti. Rum kralının elçisi Medine-i Münevvere’ye girdiğinde;
-”Hilâfet evi ve binası nerededir?” diye sordu.
Ona;
-”Senin düşündüğün ve kafanda tasarladığın gibi hilâfetin büyük bir binası yoktur. Küçücük bir yeri vardır!” dediler.
Halife-nin evini gösterdiler.
Rum elçi, halifenin evine vardığında, küçük ve basit bir ev olduğunu gördü. Uzun zamandan dolayı evin kapısı kararmıştı. Adam Hazret-i Ömer (r.a.)’i aradı, ona rastlamadı. Hazret-i Ömer (r.a.)’ın nerede olduğunu sorduğunda kendisine;
-”Hazret-i Ömer (r.a.), kendisinin ihtiyaçları ve Müslümanların bazı ihtiyaçlarını gidermek yani ihtisab (çarşı ve pazarı kontrol) için çarşıya gitti,” dediler.
Rum elçisi Medine-i Münevvere sokaklarında Hazretti Ömer (r.a.)’ı aramak için yola koyuldu. Ve Hazret-i Ömer (r.a.)’ı bir duvarın gölgesinde uyurken gördü. Kırbacını yastık edinmişti. Rum elçisi Hazret-i Ömer (r.a.)’ın bu halini tam görünce (İslâm’ın âdil halifesinin, yanında korumasız, yapayalnız, tek başına bir kenarda rahat rahat uyurken gördüğünde şaşa kaldı. Hayretini şu sözlerle giderdi:)
-”(Ey Ömer!) Adalet ettin!
Emin oldun (emniyeti sağladın tabii ki) istediğin yerde (rahat rahat) uyursun! Bizim âmirlerimiz (krallarımız ise halka) zulmettiler bunun için de, kalelere ve ordulara muhtaç oldular!

Sa’dî (k.s.) hazretleri buyurdular:
O Padişah ki, vergilere zam getirip ve halkına zulmediyor. Aslında o kendi mülkünün ve saltanatının ayaklarının ve temellerini harap edip yıkmaktadır. Sultanın ilk işi ve işlerinin önceliği asla zulüm ve haksızlık olmamalıdır. Zira akıllı kişi bu işleri yapmaz.

Din Mülkün Temelidir

Erdeşîr’in sözlerindendir. Buyurdu:
-”Din mülkün esâsıdır; adalet ise mülkün muhafızıdır. Mülkün temeli olan din olmadığı zaman, mülk yıkılır. Mülkün temeli olan adalet bulunmadığı zaman ise mülk zayi olur.

İsmail Hakkı Bursevi(k.s.), Ruhu’l Beyan Tefsiri: 5/278-279.

Yazı kategorisi: Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Hikayeler, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, H.z Ömer, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Hikaye (Adalet) Senin işin olmayan şeylere de bundan böyle karışma!

Yazar Site - Yönetici Şubat 23, 2014

Hikaye (Adalet) - Senin işin olmayan şeylere de bundan böyle karışma!

Rivayet olundu:
Nûşirevân’ın nahiye, köy ve kasabaları üzerine vazifeli bir tahsildarı vardı. Tahsildar, Nüşirevân’a bir mektup yazdı:
-”Bahar iyi geçti. Ekinler her zamankinden daha iyi ve her sene aldıkları rusûm (ekinlerin vergileri) üzerine bir zâm yapmak için kendisine izin verilmesini istedi!
Nûşirevân onun yazısına cevap vermedi. Tahsildar, aynı yazısını bir daha tekrarlayıp, gönderdi. Bunun üzerine Nûşirevân kendisine şöyle yazdı:
-”Senin yazına cevâp vermemem; emir olunmayan bir şeyi teklif etmenin yapılmayacağı konusunda senin için kafi bir sebep olduğunu tecrübelerinle anlamış olman gerekirdi. Fakat sen sû-i edep ederek (edepsizlik yaparak) kendisinden sükût edilen bir şeyi bir daha sorup izin istedin.
Bu edepsizlik (ve halka zulmetmek niyetinde olmana karşılık) iki kulağından birini kes!
Ve senin işin olmayan şeylere de bundan böyle karışma!” dedi.
Tahsildar; Edepsizlik, Zam, Zulme temayülünün bedeli olarak kulaklarından birini kesti.

Bundan böyle kendisini aşan işlere karışmadı, hep sükût etti.
Hulasa, zulüm, ardır; cezası da nârdır. (Zulüm büyük bir ayıp ve cezası da cehennem ateşidir.)
Zulümden kaçmak her akıllı kişi üzerine vaciptir.
Müminin niyeti adalet olduğu zaman, zulüm ehlinden kaçınması ve zulüm ehline itaat etmemesi gerekir. Zulüm ehline itaat etmekten kaçınmalıdır. Zira itaat ancak;hak ehli içindir; onlardan başkaları için itaat yoktur.

İtaat

Bundan dolayı Efendimiz (s.a..v) hazretleri buyurdular:
-”Bana itaat eden kişi, Allâhü Teâlâ hazretlerine itaat etmiştir.
Bana âsî olan ise gerçekten Allâhü Teâlâ hazretlerine âsî olmuştur.
Âdil olan emîre itaat eden bana itaat etmiştir; âdil emîre isyan eden bana âsî olmuştur.”

Vali Halka Göredir

Şunu iyi bil ki, valilerin (ve idarecilerin) sâlih veya fasit- (İyi ve kötü kişiler) olmaları idare olunan halkın iyi veya kötü olmaları hasebiyledir.

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi(k.s.), Ruhu’l Beyan Tefsiri: 5/279 – 280
.

Yazı kategorisi: ADALET, Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Hikayeler, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Hikâye – İmanın muhafazası Hakkında.

Yazar Site - Yönetici Şubat 17, 2014

Hikâye – İmanın muhafazası Hakkında.

Abdullah bin Ahmed el-Müezzin’den rivayet olundu. Buyurdular:
-”Ben Beytin çevresini tavaf ediyordum. Kabe’nin örtülerine sarılıp ağlayan bir adam gördüm. Adam şöyle diyordu:
-”Allah’ım! Müslüman olarak beni dünyadan çıkart! (Müslüman olarak vefat etmeyi bana nasip et) diye dua etti. Bu duasına hiçbir şey eklemiyordu. Tekrar tekrar bu duayı okuyordu. Ona:
-”Bu duaya neden ilaveler yapmıyorsun?” dedim 0:
-”Eğer sen benim kıssamı (hikâyemi) bilmiş olsaydın; elbette beni mazur görürdün?” dedi. Ben de;
-”Senin kıssan ve hikâyen nedir?” diye sordum. O:
-”Benim iki kardeşim vardı. En büyüğüm müezzin idi. Tam kırk sene sırf Allâhü Teâlâ hazretlerinin rızâsı için müezzinlik yaptı. Ezan okudu. Ölüm hastalığına yakalandığında, bizden Kur’ân-ı kerim istedi. Biz de onun Kur’ân-ı kerim ile teberrük edeceğini (bereketleneceği) zannettik. Kur’ân-ı kerimi eline aldı. Orada bulunanları, kendisinin Kur’ân-ı kerimden ve içinde bulunanlardan uzak olduğuna dair, aleyhinde şahit tuttu ve Hıristiyan dinine girdi. Hıristiyan olarak da öldü. Onu defnettik. Onun yerine diğer kardeşim müezzinlik etti. O da tam otuz yıl, müezzinlik yaptı. Ona da ölüm gelip çattığında, ölüm hastalığında o da diğeri gibi yaptı ve Hıristiyan olarak öldü.
İşte bundan dolayı ben de onlar gibi Hıristiyan olarak ölmekten korkuyorum. Bundan dolayı da dinimi muhafaza etmesi (ve Müslüman olarak canımı alması) için Allâhü Teâlâ hazretlerine dua ediyorum!”
Ben ona:
-”Senin iki kardeşinin severek yaptıkları günahları neydi?” diye sordum. O:
-”Onlar, kadınların avret mahallerine tabi oluyorlardı. Ve emredlere (tüysüz oğlanlara) bakıyorlardı!” dedi.
İşte bunlar; (yani, kadınların avret mahallerine Emredlere (tüysüz oğlanlara) bakmak; gibi şeyler:)
1- Ret olunmak,
2- Lanete uğramak,
3- Mesh olunmanın eserlerindendir.
Biz Allâhü Teâlâ hazretlerinden bizi nefs-i tezkiye etmeye muvaffak kılmasını, nefsi ıslâh etmesini ve akıbetimizi hayırla mühürlemesini dilerizl Amin.

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi(k.s.), Ruhu’l Beyan Tefsiri: 5/213-214.

Yazı kategorisi: Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Hikayeler, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | 1 Comment »

HİKAYE (kul Hakkı)

Yazar Site - Yönetici Şubat 16, 2014

HİKAYE (kul Hakkı)

Rivayet olundu:

(Musa Aleyhisselâm’ın zamanında yaşayan) zâlim bir adam bir fakirin elinden bir balık gasbetti. O balığı pişirdi.  Zalim kişi. balığı yemek istediği zaman (yani balığı yemek için pişirmek istediği zaman) balık onun elini ısırdı. Doktor adamın elinin kesil­mesini işaret etti. (Eli kesildi.) Adamın kolunun bütün mafsalları kesildi. Ta koltuk altına kadar kolu kesildi.

Adam gelip bir ağacın altında oturdu. Gölgelenirken iki gözü de kör oldu. Ona:

-”Sen o gasbettiğin balığın mazlum sahibini razı etmedikçe belâ ve musibetlerden kurtulamazsın!” dediler.

O da gitti. Balığın sahibini razı etti. Balığın sahibini razı etti­ği zaman, bütün ağrı ve sızıları dindi. Sonra adam (zulüm ve gü­nahlarından) Tevbe etti. Yaptıklarından vazgeçti. Hak sahiplerini memnun etti. Allâhü Teâlâ hazretleri de ona elini ve bütün kolu­nu iade etti. Ve Musa Aleyhisselâm’a şöyle vahyetti.

izzetim ve Celâlim hakkı için; eğer bu kul o mazlumu râzî etmemiş olsaydı; bütün hayatı boyunca elbette ona azap ederdim!”

Kaynak :İsmail Hakkı Bursevi(k.s.), Ruhu’l Beyan Tefsiri: 5/77

 

Yazı kategorisi: Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Hikayeler, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Hikâye (Allah’ın Rahmeti)

Yazar Site - Yönetici Şubat 15, 2014

Hikâye (Allah’ın Rahmeti)

Rivayet olundu:
Kıyamet günü bir kul getirilir. Öncekilerin ve sonrakilerin (bütün insanların) önünde bir münâdî nida eder:
-”(Ey mahşer ehli!) Bu kişi falan oğlu falandır. Kimin onun üzerinde bir hakkı varsa hakkını almaya gelsin!
(Hak sahipleri haklarını almak için onun başına toplanırlar.) Sonra ona da:
-”(Haydi) bunlara (hak sahiplerine) haklarını ver!” denilir. O kişi:
-”Ya Rabbi! Bunların haklarını nereden vereyim? Dünya gitti!

Allâhü Teâlâ hazretleri meleklere buyurur:
-”Onun sâlih amellerine bakın! O kişinin salih amellerini alın kendisine zulmettiği kişilere verin!
Mazlumlara haklan verildikten sonra eğer o kişinin amelle-rinden miskâli zerre kadar bir şey kalırsa; Allâhü Teâlâ hazretleri, o ameli kulu için kat kat artırır. Ve böylece kulunu fazlı ve rahmetiyle cennetine koyar.

Zerre Ne Demektir ?

Zerre” küçük kırmızı karınca, demektir. Öyle ki ufaklığından dolayı neredeyse görülmeyecek…
Veya “Zerre” toprağın en küçük ve ufak parçalan, demektir.
Ya da “Zerre” evlerin içerisinde uçuşan ve ancak güneşin ışığında görülen tozlar, demektir.
Mübalağa makamına en münasip olan da budur.

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi(k.s.), Ruhu’l Beyan Tefsiri 5/157-158.

Yazı kategorisi: Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Hikayeler, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Ashâb-ı Kiram’a Dil Uzatan`ın Akıbeti….

Yazar Site - Yönetici Şubat 14, 2014

Ashâb-ı Kiram’a Dil Uzatan`ın Akıbeti….

Ebu Alkame’den rivayet olundu. Buyurdular:
-”Ben büyük bir kaafılenin içindeydim. Biz emriyle hareket etmek üzere bir adamı “amir” tayin ettik. Onun emriyle hareket ediyor ve yine onun emriyle konaklıyorduk. Bir yere konakladık. 0 adam, Hazret-i Ebu Bekr (r.a.) ile Hazret-i Ömer (r.a.)’a küfretti ve onlara sövdü. Bu konuda kendisine nasihat ettik. Hiçbir şeyde bizim sözlerimizi kabul etmedi.

Biz sabahladığımızda, hazırlığımızı yaptık ve kervanı düzenledik. Fakat kervancıbaşının adamının sesi (nidası) gelmedi. Âmirimizin ne yaptığına, niçin hareket emrini vermediğine ve haline bakmak için yanına vardık Birde ne görelim! 0 hazret-i Ebû Bekir (r.a.) ve Hazret-i Ömer (r.a.)’a söven kervancıbaşı dört kat olmuştu. Elbiselerini kaldırıp kendisini keşfettik! Adamın iki ayağı da domuz ayaklan gibi olmuştu.
Biz onun yükünü hazırladık ve onu hayvana yükledik! Yükünün üzerinde birden sıçradı. Ayaklarıyla ayağa kalktı. Adam üç kere domuzların bağırtisıyla bağırdı. Domuz gibi bağırdıktan sonra gidip domuzların içine karıştı. Domuz oldu. Hatta içimizden hiçbiri onu tanıyamadı.

Kaynak : Ravzatü’l Ulemâ.

Yazı kategorisi: Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Hikayeler, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

 
Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 338 takipçiye katılın