Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Archive for the ‘Dini Hikayeler’ Category

Dört Hintli Müslüman ve …….

Posted by Site - Yönetici Ağustos 28, 2014

Mesnevide Geçen Hikayeler.

Dört Hintli Müslüman ve…..

Dört Hintli müslüman ibadet etmek için mescide girdi. Namaza başladılar.
Bu sırada mescidin müezzini geldi.
Namaz kılan Hintliler’den biri, namazda olduğunu unutarak müezzine
seslendi:
Müezzin, ezanı okudun mu?Yoksa, vakit daha girmedi mi?
Yanındaki Hintli,
Kardeşim namaz kılarken konuştun, namazın olmadı” dedi.
Diğer Hintli,
Amca, sen onu ikaz ederken, senin de namazın bozuldu’‘ dedi.
Dördüncü Hintli,
Allah’a şükürler olsun, sizin düştüğünüz hataya düşmedim. Konuşarak namazımı bozmadım” dedi.
Bu şekilde, dört Hintli müslümanın da namazı bozulmuş oldu.

***

Nefsânî huylarını terketmeyen, kötü ahlâk sahipleri mânen hastadır.
Hastalığını tedavi etmek için gayret göstermelidir.
Kendi ayıbını ve kusurlarını görmek, mânevî hastalığın ilâcıdır.
Başkasının ayıbını görmek, o ayıbı satın almaktır.
Kendi kusur ve ayıplarıyla meşgul olana ne mutlu!

Kaynak : Mesnevide Geçen Hikayeler.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Hikayeler, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Mesnevi’de Geçen Hikayeler - Mevlana, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | 1 Comment »

Yunus Peygamberin Kurtuluşu

Posted by Site - Yönetici Ağustos 25, 2014

h.z. yunus,Yunus Peygamberin Kurtuluşu copy

Yunus Peygamberin Kurtuluşu

Yunus aleyhisselâm, kavminin iman etmemesine kızarak onları terketti.
Bir deniz kıyısına vardı. Orada bir balık kendisini yuttu.
Yunus peygamber, balığın karnında Allah’ı tesbih etmeye başladı.
Yunus aleyhisselâm, kırk gün kırk gece balığın karnında kaldı.
Orada Allah’a yalvarmaya, O’nu zikretmeye devam etti.
Yaptığı tesbihin bereketiyle balığın karnından kurtulup, bir kıyıya çıktı.
Allah Teâlâ Kur’ân-ı Kerîm’de, Yunus aleyhisselâmın balığın karnında tesbihi sayesinde
kurtulduğunu, yoksa kıyamete kadar kalacağını bildirmektedir.

***

Bu dünya bir denizdir.
Beden de o denizinin balığıdır.
Ruh ise ilâhî nuru görememesinden dolayı, balığın karnındaki Yunus peygamber gibidir.
Beden balığı içinde hapsedilen ruh, Allah’ı tesbih ederek kurtuluşa erer.

Kaynak : Mesnevide Geçen Hikayeler.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Hikayeler, Dini Konular, Güncel, Genel, Mesnevi’de Geçen Hikayeler - Mevlana, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Günahlarıyla Övünen Adam

Posted by Site - Yönetici Ağustos 8, 2014

Mesnevide Geçen Hikayeler.,Günahlarıyla Övünen Adam

Günahlarıyla Övünen Adam

Şuayb peygamber zamanında bir adam,”Allah benim birçok ayıbımı ve günahımı görüyor, suçlarımı biliyor, fakat lutuf ve keremiyle beni hesaba çekmiyor” dedi.
Hak Teâlâ Şuayb aleyhisselâma, o adamı şöyle uyarmasını emretti:
Ey aklı kıt, doğru yolu bırakıp çöllere düşen zavallı!
Bulunduğun durumunu tam tersine söylüyorsun. Sen kaç kere ceza aldın, farkında değilsin. Nefsinin isteklerinin esiri olmuşsun, haberin yok. Ayağından başına kendini günahlara zincirlemişsin. Kalbin paslanmış, ilâhî sırları göremiyorsun.
Bu neye benzer biliyor musun?
Demirci zenci olursa, duman onun yüzünde iz bırakmaz. Çünkü yüzünün rengi dumanla, isle aynıdır. Fakat beyaz tenli bir adam demircilik yaparsa, isin ve dumanın etkisiyle yüzü
kararır.” Aynen zenci demirci gibi, kötülüğü âdet haline getiren insan, işlediği günahı görmez ve vicdan azabı çekmez.
Beyaz tenli demircinin yüzünde, anında duman lekesinin görüldüğü gibi iyilik üzere yaşayan gönlü temiz biri günahın tesirini anlar. ”Yâ rabbi, ben pişmanım” diyerek tövbe eder.
***
Demirin paslandığı gibi kalpler de paslanır” buyuran Peygamber Efendimiz’e ashap sormuş:
Onun cilası nedir yâ Resûlallah?” Peygamber Efendimiz (s.a.v), ”Zikrullahtır” buyurmuştur.
Kalplerimizi tövbe ve zikir ile temizleyip silmeliyiz. Günah işlediğimizde vicdan azabı çekmiyorsak, Allah’a iltica etmeliyiz.

Kaynak : Mesnevide Geçen Hikayeler.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Hikayeler, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, H.z Şuayb, Mesnevi’de Geçen Hikayeler - Mevlana, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | 1 Comment »

Tam yemek hazır olduğunda, Cebrail Aleyhisselâm geldi ve…

Posted by Site - Yönetici Haziran 13, 2014

Tam yemek hazır olduğunda, Cebrail Aleyhisselâm geldi.

Tam yemek hazır olduğunda, Cebrail Aleyhisselâm geldi.

Hazret-i Câbir (r.a.). Efendimiz (s.a.v.) hazretlerini ve ashabını yemeğe davet etmek için bir koyun kestiğinde, iki küçük oğlu vardı. Büyüğü evde değildi. Büyük oğlu eve geldiğinde küçük kardeşine sordu. -“Babamız, koyunu nasıl kesti?” Küçük kardeşi ona; -“Gel babamın koyunu nasıl kestiğini sana göstereyim?” dedi.
Çocuk, abisinin ellerini, ayaklarını ve gözlerini bağladı. Ve bıçağı eline alıp onu kesti. Çocuk, koşa koşa annesine gidip durumu anlattı. Annesi ağladı. Çocuk annesinden korktu kaçtı.
Kaçarken damdan düştü ve öldü. Anneleri başına gelen musibete sabretti.
En azından. Efendimiz (s.a.v.) hazretleri ve ashabı gelip yemeklerini yiyip gidinceye kadar, hiçbir şeyi belirtmemeye niyet etti. Oğullarının cenazelerinin üzerine bir bez serip evlerinin en karanlık ve kapalı yerinde sakladı. Yemekler pişti. Efendimiz (s.a.v.) hazretleri ve sahâbi geldiler. Sofralar serildi.
Tam yemek hazır olduğunda, Cebrail Aleyhisselâm geldi.
-“Allâhü Teâlâ hazretleri, sana bu yemekleri Câbir’in iki oğluyla beraber yemeni emrediyor!” dedi. Efendimiz (s.a.v.) hazretleri, Câbir (r.a.)’a iki oğlunu getirmesini bildirdi. Câbir (r.a.) hazretleri, eşine geldi. Oğullarını sordu. Kadıncağız; -“Şu an burada hazır değiller!” dedi. Câbir (r.a.) Efendimiz (s.a.v.) hazretlerine geldi: -“Şu an evde yoklar, ya resûlallâh!” dedi.
Efendimiz (s.a.v.) hazretleri; -“Bulun getirin!” diye emretti.
Câbir (r.a.) hazretleri, hanımına geldi. Çocukları bulmasını yoksa Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinin yemekleri yemeyeceğini söyledi. Kadıncağız, oğullarının başına gelenleri anlattı. Câbir (r.a.) hazretleri, ağlayarak Efendimiz (s.a.v.) hazretlerine geldi. Oğullarının başına gelenleri haber verdi. Efendimiz (s.a.v.) hazretleri tefekkür etti. Cebrail Aleyhisselâm geldi. Allâhü Teâlâ hazretleri, sana o çocukların dirilmesi için dua etmeni emrediyor ve buyuruyor:
-“Senden dua ve bizden icabet etmek;!” diyor.
Efendimiz {s.a.v.) hazretleri, o çocukların hayat bulması için dua etti. yeniden  hayat buldular, dirilip ayağa kalktılar. Geldiler, Efendimiz`in yanında oturup onunla beraber yemek yediler.

Kaynaklar : Şerhü’l-Kasîdef ı- Ahmed El-Harputî, en-Necm: 53/1-4,
İsmail Hakkı Bursevi(k.s.), Ruhu’l Beyan Tefsiri: 6/ 146-147.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Hikayeler, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Peygamberimizin Mucizeleri, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Hikâye – ( İmana Dönüş )

Posted by Site - Yönetici Haziran 1, 2014

bursa ulu cami,Akşemseddîn Hazretleri

Hikâye – ( İmana Dönüş )

Güzel yüzlü bir genç vardı. Onun da ahbabları vardı. Arkadaşları, yemek, içmek, nimetlenmek, lezzetlenmek ve neşelenmekteydiler.
Paraları bitti. Bir gün toplandılar, gidip yol kesmek üzere fikir birliği yaptılar.
Yola çıktılar. Yolda kafileleri gözetlemeye başladılar.
Tam üç gün boyunca o yolda hiçbir kimse geçmedi.
Genç. çok yaşlı bir adamı gördü. Yaşlı adam o gence:
-“Oğlum bu senin mesleğin değildir! Allâhü Teâlâ hazretlerine tövbe, istiğfar et! Allah’a dön!
Eğer sen beni aramak ve bulmak istersen ben Bursa’da Seyyid Buhârî hazretlerinin camiinde Kur’ân-ı kerim okuyorum!” dedi.
Yaşlı zâtın sözlerinin tesiriyle genç adamın kalbi yandı. Arkadaşlarına:
-“Eğer siz bana tabi olup sözü dinlerseniz, gelin Bursa’ya gidelim, oradaki tüccarları arayalım. Onların arkasına takılıp mallarını alalım!” dedi.
Arkadaşları onun sözlerini kabul ettiler. Bursa’ya geldiklerinde, Onlara:
-“Gelin Seyyid Buhârî hazretlerinin camiinde namaz kılalım; Allâhü Teâlâ hazretlerine dua edelim ki bizim muradımızı gerçekleştirsin!” dedi. Camiye geldiklerinde, o yaşlı adamın camide Kur’ân-ı kerim okumakta olduğunu gördü. Ayaklarının üzerine düştü, tövbe etti. 0 yaşlı adamın yanında iki sene kaldı, iki seneden sonra o yaşlı kişi, genci; Hazret-i Şeyh Akşemseddİn (k.s.)’a gönderdi. Akşemseddin hazretleri o genci terbiye etti. O genç kâmil bir kişi oldu.
Mü’min kişi, noksan ve hatta yol kesen biri olsa bile sonra kâmil bir mü’min olabilir. Bundan dolayı hatime (sonuca) bakılır. Lakin güzel sonuç, bidayette inayetin geçmesine bağlıdır. Allah’ım, bizleri hidâyete erenlerden eyle! Amiyne yâ muîn!

İsmail Hakkı Bursevi(k.s.), Ruhu’l Beyan Tefsiri: 6/29-30.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Hikayeler, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

İbretlik Bir Hikaye – Bel’âm bin Baurâ – Büyük Alimdi Ama………

Posted by Site - Yönetici Mayıs 19, 2014

İbretlik Bir Hikaye - Bel'âm bin Baurâ - Büyük Alimdi Ama.

İbretlik Bir Hikaye – Bel’âm bin Baurâ – Büyük Alimdi Ama………

Bel’âm bin Baurâ. dönemin büyük âlim ve velîlerindendi.
Tam 400 (dört yüz) yıl, gece gündüz Cenab-ı Allah’a ibadet etti.
Duası makbuldü.
Kitaplar yazıyordu. Yazdığı kitaplar bir araya getirildiği zaman büyük bir kütüphane meydana geliyordu. Cenab-ı Allah’ın varlığı ve birliği hakkında tam 700 {yedi yüz) tane kitap yazmıştı.
İnsanları irşad ile meşguldü. Bazen talebeleri ile birlikte havada uçuyordu. Ism-i Azam duasını biliyordu. İnsanlar bu büyük alim, velî ve mürşide rağbet ediyor ve bir müşkilleri olduğu zaman, ona baş vuruyorlardı.
Yûşa Aleyhisselâm’ın kendilerine doğru geldiğini işiten bu azgın milletin acımasız temsilcileri, soluklarını Belam bin Bâûra’nın yanında aldılar. Münâsip bir dil ile:
“Efendimiz! Hazret-i Musa’nın halifesi Yûşa Aleyhisselâm, bu tarafa geliyor, dediler.
Belâm bin Bâûra sevinçle cevap verdi:
-İyi
-Efendim! İyilik bunun neresinde?
-Bunun her tarafı iyilik. Allah’a şükür etmemiz gerekir… Cenab-ı Allah’ın Peygamberi
memleketimizi şereflendiriyor. Bundan daha büyük iyiiik olur mu?
-Hazret-i Musa’nın halifesi Yûşa Aleyhisselâm’ın bu tarafa gelmesi bizim için büyük bir şeref. Lâkin Yûşa Aleyhisselâm. yalnız değildir. Yanında 600 (altı yüz ) binden daha fazla askeri var. Bizim bütçemiz, onları yedirmeye, içirmeye yetmez. Kıtlık olur. Geçim ve maişet sıkıntısı çekeriz. Lütfen siz, Yûşa Aleyhisseİâm’ın bu tarafa gelmemesi için dua edin… Bel’âm bin Bâura,
-“Allah kerîmdir. Elbette onları yedirir ve içirir,” buyurdu. Şeytan boş durmadı. Kıskançlık tohumlarını ekti. Belâm bin Bâûra’nın içine hased tohumlarını ekmeye başladı. Şeytân:
-“Ey Bel’âm bin Bâurâ! Halkın sana büyük bir sevgi ve saygısı var. Devlet adamları bile senin ayağına geliyorlar. Bunları kırma. İstekleri doğrultusunda dua et. Eğer Yûşa’ bu tarafa gelirse, o peygamberdir ve bütün insanlar O’nun yanına gider, sizin ise evvelki rağbetiniz kalmaz, diye iğvâ veriyordu. Belâm bin Bâûra, şeytana la’net okudu ve onlara şöyle seslendi:
-Yûşa Aleyhisselâm, bir peygamberdir. Peygamberlerin seyr ve hareketi vahy-i İlâhî yani Cenab-ı Allah’ın emri ile olur. Eğer Cenab-ı Allah, Yûşa Aleyhisselâm’a bu tarafa gelmesini emretmiş ise, o mutlaka gelecektir. Yûşa Aleyhisselamın bu tarafa gelmemesi için dua etmek, azgınlık ve asiliktir. İnsanı dinden çıkarır. Yûşa Aleyhisselâm büyük bir Peygamberdir. Hepimizin peygamberidir. Ben Yûşa Aleyhisselam’ın şeriatı üzere yaşadığım halde, nasıl olurda ona ve hakka muhalif dua edeyim? Onun bu tarafa gelmesi, sizin sandığınız gibi kıtlık veya yokluğa yol açmaz; bereket ve hayır getirir.

Ey Aziz kavmim! Geliniz bu kötü düşünceleri bırakınız. Yûşa Aleyhisselam’ın emir ve kanunlarına bağlanın, Yûşa Aleyhisselam’ı beddua veya silah ile değil; gül ve çiçeklerle karşılayınız, dedi.
Onlar. Bel’am bin Bâura’dan ümidlerini kesip, Bel’am bin Bâûra’nın eşine koştular. Belam bin Bâûra’nin dünyada eşi ve benzeri bulunmayan çok güzel bir hanımı vardı. Belam bin Bâûra da ona deliler gibi aşıktı. Belam bin Bâûra’nın eşinin ayakları önüne servetler ve hazineler döktüler. Ve dediler ki;
-Ey saygı değer hanımefendi! Memleketimizde kocanızdan daha büyük bir âlim ve evliya olmadığı gibi, sizden de daha iyi ve güzel bir hatun yoktur. Yûşa Aleyhisselam bu tarafa doğru gelmektedir. O peygamberdir, geldiği zaman bütün insanlar O’na gider-ler. Hocamız Belam bin Bâûra’nın izzet ve hürmeti ve sizin de rağbetiniz kalmaz. Toplumdan görmekte olduğunuz saygı, sevgi ve ikramın devamı için, mutlaka Hazret-i Yûşa buraya gelmemelidir. Biz, Belam bin Bâûra’ya bunu ifade ettik; razı olmadılar. Lütfen kocanızın izzeti ve kendi hürmetinizi düşünerek; Hazret-i Yûşa’nın gelmemesi için, kocanıza beddua ettirin. Duaları müstecab olduğu şüphesizdir. Eğer beddua ettirirseniz daha bir çok, mal, altın, gümüş ve değerli hediyeleri zat-ı muhteremelerine takdim ederiz, dediler. Kadın getirilen hediyelere baktı, gözleri kamaştı. Razı oldu. -Tamam, dedi. Siz bu işi bitmiş bilin. Ben kocamı muhakkak razı ederim. O, bu gün yarın Yûşa Aleyhisselamın aleyhinde dua edecektir. Onun duası sizin bildiğiniz gibi makbuldür. Yûşa Aleyhisselam buraya gelemez. Belam bin Bâûra akşamleyin eve geldiğinde, hanımı önüne sandıklar dolusu çil çil altınları, gümüşleri ve diğer kıymetli hediyeleri koydu. Belam bin Bâûra’nın gözleri fal taşı gibi açıldı. Hayretle: -Nereden? Hanımı cilveli bir sesle
-Nereden olacak… Yûşa Aleyhisselam’dan değil ya, tabii ki, senin kadirşinas kavminden…

Belam bin Bâûra:
-Gerçekten benim milletim kıymetimi biliyor. Allah kendilerinden razı olsun. 400 (dört yüz) yıldır bana bakıyorlar. Bu güne kadar beni krallar gibi yaşattılar. Allah, mallarına bereket versin, mülklerini daimî kılsın, diye dua etti. Kadın:
-Mal ve mülklerinin sonu geldi. -Neden
-Neden olacak? Yûşa Aleyhisselam 600 (altı yüz) bin kişilik ordusu ile buraya geldiği zaman, bu kavim onları besleyebilir mi? Fakir ve kıt kanaat geçinen bu mümtaz topluluk, Yûşa Aleyhisselam ve ordusunun ağır yükünü kaldırabilir mi? Az değil 600 bin kişi… Dile kolay. Cenab-ı Allah, savaş için Yûşa Aleyhisselam ve ordusunu başka tarafa göndersin. Bizim bu kadirşinas ve temiz milletimiz ile savaş olmazsa olmaz mı? Ben Bunlardan daha günahkar ve azgın nice nice kavimler vardır.
Belam bin Bâûra da doğru anlamında başını salladı. Hanımı ağlamaklı bir sesle devam etti:

-Vallahi eğer sen bu efendi, iyi niyetli ve temiz topluluğun üzerine gelen Hazret-i Yûşa’ya beddua etmezsen, bu andan itibaren bir saniye bile senin yanında duramam. Başımı alır giderim. Kimse bundan böyle sana saygı göstermez. Herkes sana lanet eder. Böyle bir günde de kavmine faydalı olmazsan, ne zaman hangi işe yarayacaksın. İlmini ve marifetini bu gün ortaya koy. Ism-i Azam duasını biliyorum diyorsun. Oku Ism-i Azamı, Yûşa Aleyhisselamın buraya gelmemesi için dua et. Yûşa Aleyhisselamın helaki için dua et demiyorum. Sadece buraya gelmemesi için dua edeceksin” dedi. Belam bin Bâûra eşinin göz yaşlarını sildi.
-Tamam, dedi. Dua edeceğim. Yûşa Aieyhisselam buraya gelmesin, cihad için başka diyar ve kavimlerin üzerine gitsin.

Belam bin Bâûra, hatırın baskısına, hediyelerin (Altının) sıcaklığına ve hatunun cilvesine daha fazla dayanamadı. Belam bin Bâûra’nın hakkı gören gözleri kör oldu. Doğruyu söyleyen dili lâl oldu. Hakkı ve hakikati ve güzel şeyleri düşünen beyni felç oldu. Yûşa Aleyhisselam’a beddua etmek için, Salihiyye dağına tırmandı. Merkebine binerek dağa çıkarken gizliden bir ses geldi:
-Ey Belam bin Bâûra nereye gidiyorsun? Geri dön. Cenab-ı Allah’ın emri ile gelen Yûşa Aleyhisselam’a beddua etme. Duan dergah-i izzette makbuldür ve lakin sonu hayır değildir. Kadının cilvesine, dostların hatırına ve dünya malına aldanarak Yûşa Aleyhisselam’a beddua edecek olursan, Şeytan gibi ömür boyu pişman olursun. Dünya ve ahirette hüsrana ve büyük zararlara uğrarsın. Belam bin Bâûra kendisine nasihat eden bu sese kulak vermedi. Başta biraz durdu. Hanımı, hediyeleri ve dostlarının hatırını düşününce yoluna devam etti. Havada uçan kuşlar fesih bir dil ile Belam bin Bâûra’ya seslendiler.
-Ey Belam bin Bâûra nereye gidiyorsun? Geri dön. Kuşlar ve bütün hayvanlar Yûşa Aleyhisselam’ın bu memleketi şereflendirmesine seviniyor ve O’nu heyecan ile bekliyorlar. Allâhu Teâlâ Hazretlerinden kork… Allah’ın Peygamberine beddua etme. Son pişmanlık fayda vermez. Belam bin Bâûra başını kaldırdı. Kuşlara baktı. Sıra sıra kuşlar ona kanat çırpıyorlardı. “Bu sevdadan vazgeç” diye …

O biraz durakladı. Gökyüzünün mavisini kapatan kuşlara baktı. Bir an vazgeçer gibi oldu. Sonra eşini, altınları ve kavmini düşündü. Kendi kendine mırıldandı: -Vazgeçmek mi? Mümkün değil… Geri dönersem hanıma ve insanlara ne derim sonra? Bir kısım kuşların sözlerine kulak verdim ve döndüm dersem bana gülmezler mi? Deli demezler mi? Bizim değil de, kuşların sözlerine mi kulak verdin? Hiç kuşlar konuşur mu? Diye benimle alay etmezler mi? Hayır hayır… Gideyim. Yûşa Aleyhisselam’a beddua edeyim. Sonra tevbe ederim. Cenab-ı Allah ğafûr ve rahîm’dir. 0 bütün günahları bağışlar.

Merkebini “dehledi” yoluna devam etti. Dağdaki ağaçlar dile geldi: -Ey Belam bin Bâûra nereye gidiyorsun? Geri dön. Senin kendisine beddua etmek isteğin kişi Hazret-i Yûşa’dır. Allah’ın peygamberidir. Ona beddua edersen sonun harap olur. Şeytan gibi lanete uğrarsın. Bizler ve bütün varlıklar Yûşa Aleyhisselama aşığız. Onun bir an önce gelmesini ve buraları şereflendirmesini bekliyoruz. Yûşa Aleyhisselam’a beddua etmek senin kerem, takva ve ilmine yakışmaz. Belam bin Bâûra, ağaçlara hiç kulak asmadı. Merkebini dövüp, yoluna devam etmek istedi. Merkebi asla yerinden hareket etmedi. Belam bin Bâûra’nın didinmeleri ve uğraşmaları karşısında, merkebi dile geldi:

-Ey mel’un, âsî ve azgın insan! Cenab-ı Allah’ın emri ile buraya cihada gelen Hazret-i Yûşa’ya beddua etmeye gitmekten vazgeç. Bütün mahlukat Onun gelişine sevinirken sen, kötü kalbli eşinin ve azgın kavminin isteğine uyarak, 0 yüce Peygamberin buraya gelmemesi için dua etmeye gidiyorsun. Akıbetinin şeytan gibi olacağı açıktır. Beni de bu kötü işe ve büyük günaha alet etme. Öldürsen bile bir adım ileri gitmem, dedi.

Duası ile hastalar iyileşiyordu. Kibrinden (ve dünya malı ve kadına olan düşkünlüğünden) dolayı Mûsâ Aleyhisselâm’a karşı savaş açtı. Böylece eski mertebesini kaybetti.

Hiç şüphesiz binlerce lblîs ve Bel’âm vardır. Onlar açık veya gizli dinden çıkmışlardır. Allâhü Teâlâ hazretleri, insanlara daimî bir misâl olması için Şeytan ile Bel’âm bin Bâura’yı meşhur etti. Bu iki hırsızı ebediyet darağacina çekti. Gerçi mahkûm olacak daha çok hırsız var. Bu iki hırsız şöhrete bağlandı. Yoksa onun kah-nyla ölenlerin haddi ve hesabı yoktur…
Cümle âlem onun sebebinden dolayı yol üzere oldu. Nice Hakkın ebdal kulları agâh oldu. Uzak oldu. Sırrı ademî. Niceleri o gizli olanı aşikâr ettiler..

Belam bin Bâûra merkebinden indi. Merkebine bir tekme atarak, yayan dağa tırmandı. Kendi kendine:
-Hayvanların oyuncağı oldum. Şimdiye kadar ben insanlara vaaz ederken, şimdi de eşek beni irşad etmeye çalışıyor, bana nasihat ediyor. Bunu insanlara anlatsam, bana gülerler. Hem de katıla katıla gülerler, insanlara değil de, merkebe mi kulak verdin” derler. Bel’âm bin Bâurâ, güzel dualar ettiği yere vardı. Belam bin Bâûra, Salihiyye dağında her zaman dua ettiği yere çıktı.Dağ, taş, ağaçlar, havada uçan kuşlar, gökte melekler, hep ona:
-“Ey Berâm! Allah’ın peygamberine beddua etme,” diyorlardı.
Gözü dünya bürümüş, kadm ve paradan başka bir şey düşünemiyen Belâm bin Bâurâ, Yûşa Aleyhisselamın memleketine gelmemesi için dua etti.
Belam bin Bâûra duasını ettiği sırada, Yûşa Aleyhisselam da ordusu ile Konkoçe sahrasına gelmişlerdi. Yûşa Aleyhisselam ordusu ile beraber, akşama kadar yol gitti. 0 gece istirahat etmek için konaklayıp sabah kalktıklarında, kendilerini tekrar hareket ettikleri yerde buldular. Bir rivayete göre bu hal tam 40 (kırk) gün devam etti. Yûşa Aleyhisselam:
-“Ey bütün sırları ve gizlilikleri bilen Rabbim! Emrine uyarak “Kavm-i Cebbarın” ile savaşmak ve onları yaptıkları zulüm, kötülük ve haksızlıktan vazgeçirmek ve onlara hak dini öğretmek için bu sahraya geldim. Bu kadar zamandır ilerlemek için gayret ediyoruz, fakat bir türlü olduğumuz yerden ileriye gidemiyoruz. Bunun hikmet ve sebebi nedir?” Cenab-ı Allah vahiy eder:
-Ey Yûşa! O azgın kavm-i cebbarın büyüklerinden, duası dergâhımda kabul olunan Belam bin Bâûra, senin o diyara gitmemen için dua etti. İşte bundan dolayı, o sahrada ileriye gidemiyorsun, diye buyurur. Yûşa Aleyhisselam:
-Ya Rabbi! 0 Belam bin Bâûra`nın en çok sevdiği ne ise emrine muhalefette bulunduğu için onu al. diye yalvarır.
Böylece, biçare Belam bin Bâûra’nın duası aleyhine döndü ve Cenab-ı Allah onun en sevdiği imanını aldı.
Kafirlerin duası, kuşkusuz boşunadır” hikmetince Bel’âm bin Bâura’dan Ism-i Azam duası alındı.. Bel’âm bin Bâura’yı asarak öldürdüler.

Kaynak : Tarihi Taberî, c. 1, s. 438,

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Hikayeler, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, İbretlik | Etiketler: , | Leave a Comment »

Ey yavrucuğum! İş senin zannetiğinden daha zordur – Hikâye (insanlara iyilik)

Posted by Site - Yönetici Nisan 29, 2014

Abdestin Duaları,Abdest Nasıl Alınır,Abdest_by_onecatisi, Hikâye (insanlara iyilik)

Ey yavrucuğum! İş senin zannetiğinden daha zordur – Hikâye (insanlara iyilik)

Ebû Mensur bin Zükeyr (r.h.) hazretleri, zâhid ve sâlih bir zât idi. Vefatı yaklaştığında ağlaması çoğaldı. Ona soruldu: -“Ölüm anında neden çok ağlıyorsun?” Buyurdular: -“Daha önce hiç girmediğim bir yola giriyorum!

Ebû Mensur bin Zükeyr (r.h.) vefat etti. Sonra oğlu onu vefatının dördüncü gecesi rüyasında gördü.
Oğlu kendisine sordu:
-“Babacığım, Allâhü Teâlâ hazretleri sana ne yaptı? Sana nasıl muamele etti?” Ebû Mensur bin Zükeyr, buyurdular:
-“Ey yavrucuğum! İş senin zannetiğinden daha zordur.
“Allâhü Teâlâ bana buyurdular:
-Ey Ebu Mensur, sana yetmiş yıl ömür verdim. Bu gün seninle beraber ne amelin var?” Ben:
-“Yar Rabbi! Otuz defa haccettim!” Allâhü Tealâ buyurdular:
-“Onları senden kabul etmedim!” Ben;
-“Ya Rabbi! Elimle kırkbin dirhemi senin yolunda tasadduk ettim!” dedim. Allâhü Teâlâ buyurdu:
-“Onları senden kabul etmedim!” Ben:
-“Ya Rabbi! Tam altmış yıl gündüzlerimi sıyâm (oruç tutarak); gecelerimi de kıyam (ibâdet ve namaz ile) geçirdim!” dedim. Allâhü Teâlâ buyurdular:
-“Onları senden kabul etmedim!” ben;
-“Allâhım! Tam kırk savaşa katıldım... (Kırk defa senin yolunda din düşmanlarıyla savaştım!)” dedim. Allâhü Teâlâ;
-“Onları senden kabul etmedim!” buyurdular. Ben;
-“Bu takdirde helak oldum!” dedim. Allâhü Teâlâ buyurdular:
-“Senin gibi bir kimseye azab etmek benim keremime yakışmaz. Ey Ebu Mensur! Hatırlar mısın hani falan gün, bir Müslümanın ayağı kaymasın diye yoldan bir taşı uzaklaştırdin? îşte bu iyi niyetle (Müslümanlara eziyet vermemesi için) yoldan kaldırmış olduğun bu taş sebebiyle sana rahmet ettim! Çünkü ben muhsinlerin (ihsan sahibi olanların) ecirlerini zayi etmem!

Müslüman Eziyet Etmez

Bu hikâyeden zahir oldu ki, yolda bulunan eziyet verici bir şeyi kaldırmak ve defetmek, rahmet ve mağfirete sebebtir… Dünyada insanlardan eziyeti gidermek mahşer günü (âhirette), büyük bir menfaat sağlar. Hususiyetle mü’minlere eziyet olmaması ve özellikle ehli ve aile eziyetlerini gidermek daha önemlidir. Çünkü;

Allâhım bizleri menfaatli ve faydalı kişilerden eyle! Zararlı ve muzır kişilerden eyleme! Âmin!

Kaynak : Tefsîr-i Kebir: c. 11, s. 43

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Hikayeler, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

H.z İbrahim – Halilurrahman İsmi Nerden Gelmiştir ?

Posted by Site - Yönetici Nisan 28, 2014

Allah,muhammed Allah'a Yönelememek

Hikâye (Halil İsmi ) Halilurrahman İsmi Nerden Gelmiştir ? 

Rivayet olundu:
İbrahim Aleyhisselâm, insanlara (kıtlık) isabet ettiği zamanlarda, Mısır’da bulunan bir dostuna adamlar gönderdi. Ondan erzak alıyorlardı. İbrahim Aleyhisselâm’ın dostu:
-“Eğer ibrahim Aleyhisselam, bu erzakı kendisi için istemiş olsaydı, elbette emrini hemen yerine getirirdim. Lakin ibrahim aleyhisselam bu erzakı müsâfırlere yedirmek için istemektedir, insanların başına gelen yokluk ve kıtlık bize de isabet etti!” dedi ve gelen adamlara bir şey vermeden geri gönderdi.

İbrahim Aleyhisselâm’ın gençleri, boş çuvallarla Mısırdan dönmekten utandılar. Çölde hararlarına (büyük çuvallarına) kum, çakıl ve taş doldurdular.
Hizmetçiler, bu kötü haberi (arkadaşının bir şey vermediğini) İbrahim Aleyhisselâm’a haber verdiler. İbrahim Aleyhisselam (kapısına gelen ihtiyaç sahiplerine verecek bir şey bulamadığı için) çok üzüldü. Gözleri yaşardı. Gitti uyudu.

İbrahim Aleyhisselâm’ın eşi, Hazret-i Sâre annemiz, uykudan uyandı. (Onun bir şeyden haberi yoktu. Adamlarının Mısır’dan un ve buğday getirdiğini sanıyordu. Kum dolu) Çuvalların başına gitti. Birini açtı. İçi en iyi un ile doluydu. Ekmek yaptırdı. İbrahim Aleyhisselam uyandı. Çok güzel bir ekmek kokusu hissetti. Sordu:
-“Bu size nereden geldi?” Hazret-i Sâre, buyurdu:
-“Senin Mısırlı dostundan…” İbrahim Aleyhisselam;
-“Hayir! dedi.
Bu belki benim halilim Allâhü Teâlâ hazretle-rindendir…”
Bu hadise üzerine Allâhü Teâlâ hazretleri, İbrahim Aleyhisselâm’a “Halil” adını verdi.

Hikaye (Halilliğe layık)

Haber’de geldi:
Melekler, ibrahim Aleyhisselâm’ın malı ve hizmetçilerinin çokluğuna taaccub ettiler. Şaştılar, ibrahim Aleyhisselâm’ın beş bin koyun sürüsü vardı. Beş bin sürüyü güden bir o kadar çoban köpekleri vardı. Çoban köpeklerinin hepsinin boyunlarında altın tasma vardı.
ibrahim Aleyhisselam kırda (çölde) koyunlarına bakarken; insan suretinde bir melek ona göründü. Melek:
“Allâhü Teâlâ hazretleri, noksan sıfatlardan münezzehtir. Bütün ayıplardan arınmış ve tertemizdir. Allah, meleklerin ve ruh’un Rabbidir.”
ibrahim Aleyhisselam ona:
-“Rabbimin zikrini bir daha tekrarla; şu görmüş olduğun mallarımın yarısını sana vereyim!” dedi. Melek tekrarladı. İbrahim Aleyhisselam:
-“Rabbimi, tekrar teşbih et, sana malımın hepsini vereyim,” dedi.
Melek, İbrahim Aleyhisselâm’ın haline hayret etti. Ve:
-“Allâhü Teâlâ hazretlerinin seni Halîl (dost) edinmesine ve senin adının bütün millet ve dinlerde güzel anılmasına gerçekten sen layıksın,” dedi.
Buna göre, Halil’e halil adı verilmesi, meleklerin dilleri üzerinedir.

Dostluk

Kâd-ı lyâz (r.h.) hazretleri, “Şifâ-i Şerif isimli kitabında buyurdular:
Buradaki dostluk evlâtlıktan daha kuvvetlidir. Çünkü evlâdlıkta bazen düşmanlık olabilir. Allâhü Teâlâ buyurdu:
“Ey o bütün iman edenler! Haberiniz olsun ki eşleriniz ve evlatlarınızdan size düşman vardır.”
Dostlukla beraber düşmanlığın olması sahih değildir.

Halil Olmanın Şartları

Dostluğun şartı, kulun bütün hallerinde Allah rızâsı için Allâhü Teâlâ hazretlerine teslim olmasıdır.
Allâhü Teâlâ hazretleriyle beraber olmada hiçbir şeyi biriktirmemesi;
1- Malından,
2- Cesedinden,
3- Nefsinden,
4- Ruhundan,
5- Ebediliğinden,
6- Ehlinden,
7- Ve evlâdından hiçbir şeyi saklamaması…
8- Her şeyini halilinin yolunda seve seve vermektir. İbrahim Aleyhisselâm’ın hâli işte böyleydi…

Cânân’nın Yoluna Cân Kurban

O can ki, canân’a kurban olmadı.
Ten’in cifesi o candan daha iyi oldu.
Her kim ki dostun yolunda cân vermezse,
Murdar lâşe o candan daha iyidir…

Mecnûn’a Sordular

Mecnûn Benî Amir’e sordular:
-“Adın nedir?” Dedi ki:
-“Leylâ!

Kaynaklar : Tefsîr-i Kebir: c. 11, s. 43,
İsmail Hakkı Bursevi(k.s.), Ruhu’l Beyan Tefsiri: 5/686.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Hikayeler, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, H.z İbrahim, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Gemideki Derviş.

Posted by Site - Yönetici Mart 28, 2014

Gemideki Derviş.

Bir derviş gemiyle seyahat ediyordu. Yükü ve eşyası olmadığı için, bir köşeye kıvrılıp uyumuştu. Gemide bir kese altın kayboldu. Her tarafı aradılar, ancak bulamadılar. Biri kenarda uyuyan dervişi göstererek,
Şu fakiri de arayalım, belki ondadır” dedi. Parasını kaybeden dervişi uyandırdı.Gemide bir kese altınım kayboldu. Herkesi aradık, seni de arayacağız. Üstündekileri çabuk çıkar” dedi.

Hırsızlıkla suçlanmak, dervişe dokundu. Rabbine iltica etti ve, ”Yâ rabbi! Bu zavallı kulunu hırsızlıkla suçluyorlar. Yardımını ulaştır” diye dua etti.
Dervişin duası biter bitmez, denizin her tarafından yüz binlerce balık başını çıkardı. Her birinin ağzında çok değerli, paha biçilmez bir inci vardı.
Derviş balıkların ağzından birkaç inciyi alıp, geminin içine fırlatıp attı. Sonra da iskemlede oturur gibi havada oturdu.

Gemidekilere, ”Haydi gidin. Yoksul bir hırsız aranızda bulunmasın. Geminiz sizin olsun. Hak benim olsun. Allah’a yakın olup sizden uzak olmak, benim hoşuma gider. O, beni hırsızlıkla suçlamayacağı gibi ipimi de gammazın eline vermez” dedi.

Gemidekiler dervişe ”Ey büyük zat! Bu yüce makamı sana neden verdiler?’‘ diye seslendi. Derviş önce kinaye yoluyla onlara yaptıklarını hatırlatmak için, ”Bir fakiri töhmet altında bırakıp, Hakk’ı incitmemem yüzünden verdiler” dedi. Sonra da, ”Hâşâ! Fakiri suçlayıp töhmet altında bırakmaktan değil, mânevî sultanlara gösterdiğim saygı ve edepten dolayı verdiler” dedi.

***

Gönül sahibi olanlar, gece ve gündüzün birbirinden çekindiği ve ayrıldığı gibi dünyadan öyle uzaktırlar.
Gönül sahibi has kulları ayıplamak, padişahı hırsızlıkla suçlamaya benzer.

Kaynak : Mesnevide Geçen Hikayeler.

 

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Hikayeler, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Mesnevi’de Geçen Hikayeler - Mevlana, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Çöldeki Zâhid

Posted by Site - Yönetici Mart 27, 2014

Çöldeki Zâhid

Çölün ortasında yaşayan ve ibadetle meşgul olan bir zâhid vardı. Memleketlerinden hacca giden hacılar, zâhidi ziyarete geldiler. Susuz çölde yaşayan zâhidi merak ediyorlardı.
Yanına vardıklarında kızgın kumların üzerinde, huşû içerisinde namaz kıldığını gördüler.

Zâhid, sanki çayırda, çimende, güller içerisindeymiş gibi rahatlıkla secde ediyor, ayaklarının altında ipek halılar varmış gibi namazını kılıyordu. Tenceredeki suyu kaynatacak kızgınlıktaki kumlar, etkilemiyordu onu.
Hacılar uzun bir süre, zâhidin namazını ve duasını bitirmesini beklediler. Hacılardan gönül gözü açık biri, zâhidin ellerinden ve yüzünden abdest suyunun damladığını farketti.
Hacı zâhide sordu:
Buralarda kuyu yok, vaha yok, bu su nereden geliyor?” Zâhid ellerini gökyüzüne kaldırarak, ”Gökten geliyor” demek istedi. Hacılar,
Ey din sultanı! Bizim sorunumuzu hallet. Senin halin bize, yakîn imanı versin. Sırlarından bir sır göster. Gerçek müslüman olalım” dediler. Zâhid,
Yâ rabbi! Hacıların duasını kabul et. Yâ rabbi! Rızkınız gökyüzündedir buyurmuştun. Ben rızkımı gökte aramaya çalıştım. Sen bana göklerden bir kapı aç’‘ diye dua etti.

Zâhidin bu yakarışı sırasında, gökyüzünde fil şeklinde bir bulut belirdi. Sonra bardaktan boşanırcasına yağmur yağmaya başladı. Hacıların hepsi tulumlarını açarak suyla doldurdular.

Zâhidin duasını ve bu duayı Allah’ın kabul buyurmasını gözleriyle gören hacılar, velîler hakkındaki yanlış düşüncelerini terkettiler.

Kaynak : Mesnevide Geçen Hikayeler.

 

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Hikayeler, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Mesnevi’de Geçen Hikayeler - Mevlana, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

 
Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 440 takipçiye katılın