GÖYNEM ( BEYSEHiR )

İLAHİ-KURAN-İSLAM-DİN-HABER-RESİM-VİDEO-TASAVVUF-BELGESEL-DUA-HADiS-TARİH-ŞİİR

‘DİNİ HİKAYELER’ Kategorisi için Arşiv

Kul Hakkı – Hikâye – MAZLUM`UN AHI.

Posted by Site - Yönetici Mayıs 17, 2012

Kul Hakkı – Hikâye – MAZLUM`UN AHI.

Hikâye olunur. Hıristiyanm biri, hanımını bir eşeğe bindirip Müslüman kasabalarından birine geldi. Rindâne hayat yaşayan serserilerden biri eşeğin kuyruğunu kesti. Eşeğin kuyruğunun kesilmesiyle eşek can havliyle ürküp sıçradı. Kadın eşekten düştü, kolu kırıldı ve hamlini (yani karındaki çocuğunu) düşürdü. Kadın hamileydi.

Hıristiyan adam o memleketin kâdı’sına gitti. Mahkemede durumu anlattı. Şikâyetçi oldu. Kadı efendi işi ciddiye almadı. O Rindâneye şöyle dedi:

-”Kesmiş olduğun eşeğin kuyruğunu yerine yerleştirip tut. Ta ki kuyruk eski haline gelesiye kadar.” Hıristiyan adama :

-”Sen de bekle, kadın hamile kalıncaya kadar. Kolu da zaten kendiliğinden iyileşir,” dedi.

Hıristiyan adam şaşırdı. Kadı efendiye sordu:

-”Sizin adaletiniz bu mu? Şeriatınız bunu mu emrediyor?

Hıristiyan adam, kadı efendinin cevab vermesini beklemeden. başını göğe kaldırdı, ellerini açtı ve şöyle dedi:

-”Yâ ilâhî! Sen halim’sin; ama buna benim sabrım yok. Ey zaif ve horlananları gören ve zulme uğrayanlara yardım eden (bana yardım et!)”

Allah o kadı efendiyi neshetti yani yaratılışını değiştirdi. Hemen o anda taş oluverdi.

Bu hikâyede iki şey vardır.

1 - Bu kadı efendi zulmüyle en büyük belâ’ya uğradı.

2- Mazlumlardan mutlaka zulmü kaldırmak lazım. Bu kişi kâfir olsa bile… Çünkü Allah, mazlum olan kâfirin duasını işitir, yani kabul eder.

.

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi, Rûhu’l-Beyan Tefsiri, Fatih Yayınevi: 2/383-384.

Yazı kategorisi: BUNLARI BiLiYORMUYDUNUZ, DiGER KONULAR, DiNi KONULAR, DİNİ HİKAYELER, GÜNCEL, GÜNDEM, GENEL, RUHU`L BEYAN TEFSİRİNDEN KISSALAR, TAVSİYELER, TÜRKİYE, YORUMLAR, YORUMSUZ | » yorum bırak;

Kul Hakkı – İmâmı Âzam ile Mecûsî

Posted by Site - Yönetici Mayıs 15, 2012

Kul Hakkı – İmâmı Âzam ile Mecûsî

Rivayet olundu: lmam-ı Azam Ebû Hanife (r.h.) hazretlerinin bâzı mecûsîlerden alacağı vardı.

Alacağını istemek için mecûsînin evine gitti.

Mecûsinin evinin kapısına vardığında, ayakkabıları necasete bulaştı.

İmâm-ı Âzam Ebû Hanife hazretleri, ayakkabılarına bulaşan necaseti yani pisliği temizleyip atarken. pislik mecûsî adamın evinin duvarına sıçradı.

Imâm-ı Âzam Ebû hanife hazretleri hayret ettiler. Kendi kendine şöyle düşündü:

-”Eğer ben bu pisliği mecüsînin duvannda olduğu gibi bırakırsam, duvarı çirkin görünür. Eğer duvarı kazıp çıkaracak olursam, adamın duvarının toprakları ve boyası dökülür.

İmâm-ı Âzam Ebû hanife hazretleri, hemen evin kapısını çaldı. Bir cariye (kadın hizmetçi) kapıyı açtı. İmâm-ı Âzam ona:

-”Efendine söyleî Ebû Hanife kapıda kendisini beklediğini söyle, “dedi.

Mecûsî çıktı. İmâm-ı Âzam Ebû hanife hazretlerini görünce malını istediğini zannetti. Borcunu ödeyemediği veya ödeyemeceği için özür dilemeğe başladı. İmâm-ı Âzam Ebû Hanife hazretleri,

-”Burada özürlerden daha evla bir mesele var,” der. Ve ayakkabısına bulaşan necaseti ve onu temizlerken duvara sıçramayı anlatır. Ve sonra şöyle der:

-”Bunu temizlemenin yolu nedir?

Bunun üzerine mecûsî:

-”Şimdi dur! Önce ben kendi nefsimi temizlemeliyim!” der. Ve hemen Müslüman olur.

Bu kıssadaki nükte ve incelik: İmâm-ı Âzam Ebû Hanife hazretleri, kul hakkına tecâvüz etmemek ve kimseye zulüm etmemek için bu kadar küçük bir konuda titizlik gösterdi ve mecûsinin müslüman olup ebedî şekavetten kurtulmasına sebep oldu.

Kim zulüm yapmaktan sakınır ve haksızlıktan uzak durursa, her iki dünyâ saadeti elde eder. Aksi takdirde rezil olur gider.


Kul Hakkı – Hikâye

Hikâye olundu. Nûşirevân öldüğü zaman, tabutunu bütün memleketini gezdirdiler. (1/302) Bir münâdî şöyle nida ediyordu:

-”Üzerimizde hakkı olan gelsin.”

Vilâyetin hiçbirinde, bir dirhem kadar bile üzerinde hakkı olan bir kimse bulunmadı.

.

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi, Rûhu’l-Beyan Tefsiri: 2/382-383.

.

Yazı kategorisi: BUNLARI BiLiYORMUYDUNUZ, DiGER KONULAR, DiNi KONULAR, DİNİ HİKAYELER, GÜNCEL, GÜNDEM, GENEL, RUHU`L BEYAN TEFSİRİNDEN KISSALAR, TAVSİYELER, TÜRKİYE, YORUMLAR, YORUMSUZ, İMAM-I AZAM | » yorum bırak;

Süleyman Aleyhisselâm ve bir kuş

Posted by Site - Yönetici Mart 2, 2012

Süleyman Aleyhisselâm ve  bir kuş

Süleyman Aleyhisselâm’ın zamanında bir kuş vardı. Bu kuşun güzel bir sesi vardı. Kuşun sureti de çok güzeldi. Onu bir adam bin dirheme satın aldı. Başka bir kuş geldi. Kafesinin üzerine konup öttü. O yabancı kuş gittikten sonra, kafesteki güzel sesli kuş ötmez oldu, sustu. Adam Süleyman Aleyhisselâm’a geldi. Kuşunu şikâyet etti. Süleyman Aleyhisselâm:
-”Gidin o kuşu bana getirin!” dedi. O kuşu getirdiklerinde Süleyman Aleyhisselâm kafesteki kuşa seslendi:
-”Sahibinin senin üzerinde hakkı vardır. Çünkü adam seni çok yüksek para ile satın aldı. Sen neden sustun? Niçin ötmüyorsun?” diye sordu. Kuş:
-”Ey Allah’ın peygamberi! Ona (sahibime) deki: Kalbini benden kaldırsın, yâni benden ümidini kessin. Ben bundan böyle ebediyyen kafesin içinde ötmeyeceğim” dedi. Süleyman Aleyhisselâm sordu:
-”Neden?” Kuş:
-”Benim ötmem, feryad ve figanım vatan ve evlâd hasretindendi. Kuşun biri bana:Sen böyle güzel öttüğün için seni kafesin içinde hapsediyorlar. Ötme, sus! Eğer böyle devam edersen kurtulursun!” dedi. Ben de vatan ve evlâdıma kavuşmak için sustum. Artık ötmüyorum,” dedi.
Süleyman Aleyhisselâm kuşun anlattıklarını adama anlattı. Adam:
-”Ey Allah’ın peygamberi! Onu bırak gitsin. Ben onu sesi için kafese koymuştum. Ötmeyen kuşu ne edeyim?” dedi.
Süleyman Aleyhisselâm, adama bin dirhem verip kuşu bıraktı. Kuş kafesten kurtulup havalandığında şöyle ötmeye başladı:
-”Beni tasvir edip bana güzel şekil ve ses veren, beni havada uçuran ve kafeste bana sabır veren Allah subhânehû ve teâlâ hazretleri, noksan sıfatlardan münezzehtir. Ona teşbih ederim!” diyordu.
Sonra Süleyman Aleyhisselâm çevresindekilere şöyle buyurdu: -”Eğer bu kuş kafeste ötmeye devam etseydi oradan kurtulamazdı. Sabretti kurtuldu.”
Hakikatte bunun misâli, nefsin sıfatlarından fânî olmaya işarettir. Çünkü kişi, kendi arzusuyla, zorlanmadan, ölmediği müddetçe hakîkî hayata ulaşamaz.

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi, Rûhu’l-Beyan Tefsiri: 2/190-192.

.

Yazı kategorisi: BUNLARI BiLiYORMUYDUNUZ, DiGER KONULAR, DİNİ HİKAYELER, GÜNCEL, GÜNDEM, GENEL, H.Z SÜLEYMAN, RUHU`L BEYAN TEFSİRİNDEN KISSALAR, YORUMLAR, YORUMSUZ | » yorum bırak;

ZAYIFLAMA İLACI

Posted by Site - Yönetici Mart 1, 2011

ZAYIFLAMA İLACI

ZAYIFLAMA İLACI

ZAYIFLAMA İLACI

İmam Şafiî Muhammed b. İdris Hazretleri anlatıyor:

Eski zamanda pek şişman bir kral varmış. Şişko kral zeki hekimlerden birinden kendisini zayıflatacak ilaçlar talep etmiş. Doktor onu görünce şöyle demiş:
- Allah seni ıslah etsin! Ben ilerisini gören bir doktorum. Sana bakınca anladım ki, senin ancak bir aylık ömrün kalmış! İlacın sana bir faydası olmaz ki!
Bunun üzerine kral, söylediklerinin doğru olup olmadığını anlamak için hekimi hapsettirir. Kral da bu süre içinde halktan gizlenir. Fakat içini öyle bir üzüntü sarar ki, bir ay içinde iyiden iyiye zayıflar.
Bir aylık zaman geçince kral sağ salim ortaya çıkar ve hapisteki hekimi de yanına çağırır. Der ki:
- Yalanın ortaya çıktı. İşte ben ölmedim. Bu yalanın sebebiyle seni fena halde cezalandıracağım. Hekim ise telaşlanmadan cevap verir:
- Allah kralı ıslah etsin! Ben geleceği bilmede Allah’ın en düşük kuluyum. Fakat ben anladım ki, senin şişmanlığını gidermenin tek ilacı, ancak keder ve üzüntüdür. İşte bu sebepten dolayı, sana söylediğimi söyledim!
Bunun üzerine kral onu serbest bırakır ve kendisine iyiliklerde bulunur.’
İmam Şafiî bu hikayeyi şu maksatla anlatmış: ‘Fazla dert ve tasa, bedeni zayıflatan ve solduran şeylerdendir.‘ (Tabii ki sıkıntıdan fazla yeme durumu hariç)
Yine o şöyle derdi:
Sana dininden bilgi verecek bir alimin ve beden durumundan bilgi verecek bir doktorun bulunmadığı bir memlekette oturma.’

Yusuf Yavuz
Semerkand dergisinden alınmıştır

 

Yazı kategorisi: DiGER KONULAR, DiNi KONULAR, DİNİ HİKAYELER, GÜNCEL, GÜNDEM, GENEL, YORUMLAR, YORUMSUZ | 2 Yorum »

Yedi Kat Sema kapılarını çatırdatan dua

Posted by Site - Yönetici Ocak 25, 2011

Yedi kat Sema kapılarını çatırdatan dua

Yedi kat Sema kapılarını çatırdatan dua

Yedi kat Sema kapılarını çatırdatan dua

Ashab-ı kiramdan Ebû Muallak (veya Ma’lak) el-Ensarî’nin (r.a.), bir hırsızın kendisini öldürmek istemesi üzerine yaptığı dua ve bu duasının kabul olma hikâyesi

***

Asr-ı Saadet’te ticaretle meşgul olan bir mümin tacir vardı… Bu tacir; ticaretinde helâli-haramı gözetir, Allah ve Rasûlü için bu ticareti yapar, herkesin hakkına riayet ederdi… Umumiyetle ticaretini Şam ile Medine arasında gerçekleştirir, çoğunlukla da ticaret kervanları ile hareket etmez, tek başına yolculuk yapmayı severdi.

Bir gün yine alacağını almış, satacağını da satmış ve Şam’dan Medine’ye doğru hareket etmişti… Epeyce yol almıştı ki, baştan aşağı silahlı bir eşkıya ile karşılaştı. Eşkıya bu mü’min taciri tehdit etti;

- “Mallarını şuraya indir, develerini de şu ağaca bağla!” Mümin tacir:

- “Mallarım senin olsun, beni bırak gideyim…” Eşkıya;

- “Bugüne kadar soyup da öldürmediğim kimse yok. Senin de hem mallarını alacağım, hem de canını…

- “Madem beni öldürmeye kararlısın, senden son bir talebim olsun…”

- “Söyle talebini.

- “Ben Müslüman’ım; abdest alıp, iki rek’ât namaz kılayım, ondan sonra beni öldür.”

Eşkıya izin verir. Tacir önce abdestini alır, sonra da iki rek’ât namaz kılar ve ellerini Rabbine açar:

Yâ Vedûd! ‘Yâ Vedûd! Yâ ze’l-Arşi’l-Mecîd! Yâ Mübdiü, Yâ Muıyd! Yâ Fe’âlün limâ yürîd! Es’elüke bi-nûri vechike’l-lezî mele’e erkâne Arşike ve es’elüke bi-kudretike’l-letî kadderte bihaa halkake ve bi rahmetike’l-letî vesiat külle şey’in. Lâ ilâhe illâ ente. Yâ Muğîsü, eğısnî! Yâ Muğîsü, eğısnî! Yâ Muğîsü, eğısnî!’ diye iltica eder.

Meali:

Ey Vedûd! “Ey Vedûd: Ey sonsuz muhabbete yegâne lâyık olan, mahlûkatını seven ve onların hayrını isteyen, iyi kullarını çokça seven, onları rahmet ve rızasına erdiren (Allaâh’ım)!

Ey Arş-ı Mecîd’in (çok yüce, şanlı-şerefli Arş’ın) sahibi (Rabbim)!

Ey mahlûkâtı ilk başta maddesiz-malzemesiz, örneksiz-modelsiz olarak yaratan! Ey yaratılmışları yok ettikten sonra, tekrar yaratıp ilk haline döndüren (Allâh’ım)!

Ey dilediğini hemen yapan (Rabbim)!

Arş’ının erkânını dolduran zâtının o nûru hürmetine senden istiyorum… Ve mahlûkatını takdir ettiğin (ezelde olmasını isteyip yaratıp şereflendirdiğin-meziyetlendirdiğin) o yüce kudretin hürmetine ve her şeyi çepeçevre kuşatan o yüce rahmetin hürmetine senden istiyorum.

Senden başka hiçbir ilah cinsi-nev’i yoktur, ancak Sen varsın.

Ey sıkıntıda olan bütün mahûkatının yardımına koşan, darda kalan kullarına yardım eden (Allâh’ım), yetiş, bana yardım et!

***

Mü’min tacirin duası henüz bitmiştir ki, çok garip bir hadise meydana gelir… Birden beyaz bir at üstünde yeşil elbiseli, elinde harbe olan bir süvari peyda oldu!.. Eşkıya şaşırmış, ne yapacağını bilemez bir durumda idi… Taciri ve malları unuttu, ortaya çıkan bu süvariye saldırdı… Süvari, bir darbe ile eşkıyayı yere düşürdü…

Süvari tacire dönerek,

- “Öldür bu eşkıyayı” dedi. Tacir,

- “Ben hayatımda kimseyi öldürmedim, insan öldürmeyi hoş görmem. Beni bağışla.” dedi.

Sonra süvari eşkıyayı bir darbe ile öldürdü.

Tacir sordu:

- “Sen kimsin?

- “Ben üçüncü kat gökte duran bir meleğim. [Bazı kaynaklarda, dördüncü tabaka yani 4. kat sema meleklerindenim diye geçer.] Bu adamı öldürmeyi Allah Teala bana nasip etti. Sen namazından sonra ellerini kaldırıp duaya başladığında, gök kapılarının çalındığını / çatırdadığını duyduk, öyle şiddetle çalınıyordu ki… Mühim bir hadisenin olduğunu anladık. İkinci defa dua ettiğinde gök kapıları açıldı. Üçüncü defa dua ettiğinde,Bu çaresiz bir kişinin duasıdırdiye bir ses duyuldu. Bunun üzerine Allah Teala’dan, seni kurtarma görevini bana vermesini diledim”. Sonra Allah Teala, Cebrail aleyhisselamı görevlendirdi. Cebrail aleyhisselam;

- ‘Dua eden falan mü’mini kim kurtaracak, dedi. Ben talep ettim de görevlendirdiler. Ey Allah Teala’nın mümin kulu! İyi bil ki; senin yaptığın bu duayı kim yaparsa, Allah Teala onun sıkıntısını giderir, ona yardım eder. Onun duası mutlaka kabul edilir’ dedi.

**

Bu hadiseden sonra mü’min tacir yola koyulur ve Medine’ye varır. Soluğu Kâinatın Efendisi’nin (s.a.v.) huzurunda alır ve başından geçen hadiseyi anlatır. Taciri dinleyen Rasûlüllah Efendimiz şöyle buyurur:

Muhakkak ki Allah Teala, sana Esmâ-i Hüsnâ’yı telkin etmiş (ilham edip öğretmiş)… 0 isimlerle Allah Teala’ya dua edilirse, istenen verilir.

Halis ECE

[el-İsabe fî Temyîzi's-Sahâbe, 7, 379, Hadis No: 10551, (İbn Ebi’d-Dünya, Hz. Enes’ten rivayet ediyor); İbnü'l-Esîr, Üsüdü'l-Ğâbe I, 1248]

 

Yazı kategorisi: BUNLARI BiLiYORMUYDUNUZ, DiGER KONULAR, DiNi KONULAR, DİNİ HİKAYELER, GÜNCEL, GÜNDEM, GENEL, TAVSİYELER, TÜRKİYE, YORUMLAR, YORUMSUZ | 2 Yorum »

ADALET

Posted by Site - Yönetici Ocak 6, 2011

ADALET

ADALET

ADALET

Hazret-i Ömer (RadiyAllahu Anh) Arkadaşlariyla Sohbet Ederken, Huzura Üç Genç Girerler. Derler ki : 

Ey Halife, Bu Aramizdaki Arkadaş Bizim Babamizi Öldürdü. Ne Gerekiyorsa Lütfen Yerine Getirin.”
Bu söz üzerine Hazret-i Ömer suçlanan gence dönerek :
Söyledikleri doğru mu diye sorar , Suçlanan genç der ki :
-Evet dogru.
Bu söz üzerine Hazret-i Ömer;
-Anlat bakalim nasil oldu diye sorar:

Bunun üzerine genç anlatmaya başlar, der ki :

-”Ben bulundugum kasabada hali vakti yerinde olan bir insanim ailemle beraber gezmeye çiktik, kader bizi arkadaslarin bulundugu yere getirdi. Afedersiniz hayvanlarimin arasinda bir güzel atim var ki dönen
bir defa daha bakiyor, hayvana ne yaptiysam bu arkadaslarin bahçesinden meyva koparmasina engel olamadim, arkadaslarin babasi içerden hisimla çikti , atima bir taş, atti atim oracikta öldü. Nefsime bu durum agir geldi, ben de bir tas attim, babasi öldü. Kaçmak istedim fakat arkadaslar beni yakaladi, durum bundan ibaret” dedi.

Bu söz üzerine Hazret-i Ömer:

-”Söyleyecek bir sey yok, bu suçun cezasi idam.Madem suçunu da kabul ettin” dedi.

Bu sözden sonra delikanli söz alarak
-”Efendim bir özrüm var” diyerek konusmaya basladi

- “Ben memleketinde zengin bir insanim, babam rahmetli olmadan bana epey bir altin birakti. Gelirken kardesim küçük oldugu için saklamak zorunda kaldim. Simdi siz bu cezayi infaz ederseniz yetimin hakkini zayi
ettiginiz için ALLAH(Celle Celaluhu) indinde sorumlu olursunuz, bana üç gün izinverirseniz ben emaneti kardesime teslim eder gelirim, bu üç gün içinde yerime birini bulurum” der.

Hazret-i Ömer dayanamaz der ki :

-”Bu topluluga yabanci birisin, senin yerine kim kalir ki?!”
Sözün burasinda genç adam ortama bir göz atar, der ki:

- “Bu zat benim yerime kalir.” O zat Hazret-i Peygamber Efendimizin (SallAllahu Teala Aleyhi ve Sellem) en iyi arkadaşarindan daha yaşarken cennetle müjdelenen Amr Ibni As’ dan başkasi değildir. Hazret-i Ömer Amr’a dönerek,

- “Ey Amr, delikanliyi duydun” der. 

O yüce sahabi

-”Evet, ben kefilim” der ve genç adam serbest birakilir.

Üçüncü günün sonunda vakit dolmak üzere ama gençten bir haber yoktur. Medine’nin ileri gelenleri Hazret-i Ömer’e çikarak genc’in gelmeyecegi, dolayisiyla Amr Ibni As’a verilecek idam yerine maktülün
diyetini vermeyi teklif ederler, fakat gençler razi olmaz ve “babamizin kani yerde kalsin istemiyoruz” derler.

Hazret-i Ömer kendinden beklenen cevabi verir der ki :

Bu kefil babam olsa farketmez cezayi infaz ederim.”

Hazret-i Amr Ibni As ise tam bir teslimiyet içerisinde der ki :

-”Biz de sözümün arkasindayiz.”

Bu arada kalabalikta bir dalgalanma olur ve insanlarin arasindan genç görünür. Hz. Ömer gence dönerek derki evladim gelmeme gibi önemli bir nedenin vardi neden geldin?” Genç vakurla basini kaldirir ve (günümüz insani için pek de önemli olmayan) “AHDE VEFASIZLIK ETTI” demeyesiniz diye geldim der.

Hazret-i Ömer basini bu defa çevirir ve Amr Ibn As’a der ki :

-”Ey Amr, sen bu delikanliyi tanimiyorsun nasil oldu onun yerine
kefil oldun“.

Amr Ibn As(RadiyAllahu Anh) ALLAH kendisinden ebediyyen razi olsun, vakurla kanimizi donduracak bir cevap verir, “Bu kadar insanin içerisinden beni seçti.INSANLIK ÖLDÜdedirtmemek için kabul ettim” der.

Sira gençlere gelir, derler ki :

-”Biz bu davadan vazgeçiyoruz.”

Bu sözün üzerine Hazret-i Ömer :

-”Ne oldu, biraz evvelbabamızın kani yerde kalmasındiyordunuz ne oldu da vaz geçiyorsunuz?” der.

Gençlerin cevabı da dehşetlidir :

-”MERHAMETLI INSAN KALMADI” DEMEYESINIZ DIYE …

..

Yazı kategorisi: ADALET, BUNLARI BiLiYORMUYDUNUZ, DiGER KONULAR, DiNi KONULAR, DİNİ HİKAYELER, GÜNCEL, GÜNDEM, GENEL, H.Z ÖMER, TAVSİYELER, TÜRKİYE, YORUMLAR, YORUMSUZ, İBRETLİK | » yorum bırak;

BAYEZİD BESTAMİ HZ. VE RAHİPLER KISSASI

Posted by Site - Yönetici Ocak 5, 2011

BAYEZİD BESTAMİ HZ. VE RAHİPLER KISSASI

BAYEZİD BESTAMİ HZ. VE RAHİPLER KISSASI

BAYEZİD BESTAMİ HZ. VE RAHİPLER KISSASI

Beyazid-i Bistami Hazretleri kırk beş kez haccetmiş ve her gün bir hatme okumuş mübarek kişilerin safında yer alan kadri yüce bir zattır. Bir gün Arafat tepesinde oturuyordu.Nefsi ona şöyle fısıldadı: “Beyazid! Senin benzerin var mıdır? Kırk beş defa haccettin ve binlerce defa hatmetme bahtiyarlığına eriştin“. Bu ses onu üzdü, nefsin hala onu kendine doğru sürüklemek istediğini ve enaniyete doğru ittiğini anladı. 

Derhal toparlandı ve orada bulunan mahşeri kalabalığa dedi ki: “Kim benim kırk beş defa yapmış olduğum haccı bir ekmeğe satın alır?
Bir adam: “ben alırım” dedi ve ekmeği uzattı
. Beyazid-i Bistami Hazretleri aldığı ekmeği orada bulunan bir köpeğin önüne attı. Ve sonra işini bitirip yol hazırlığı yaparak Rum diyarına doğru yüzünü çevirdi.
Günlerce yol aldıktan sonra bir rahip ile karşılaştı. Rahip terbiyeli bir adama benziyordu. Hazretin elini tutup evine misafir olarak götürdü. Evinde ona bir oda ayırdı.
Beyazid-i Bistami Hazretleri kendisine ayrılan bu odada ibadete başladı ve kalbini herşeyden çevirip Cenab-ı Hakk’a yöneltti. Rahip her gün onun yiyeceğini, içeceğini sabah-akşam getirir önüne kor, sonra dışarı çıkardı. Bu hal bir ay devam etti. Beyazid nefsine dönerek dedi ki:
-”Ey nefis seni kırmak istiyorum, fakat sen uğursuzluğunla kırılmıyorsun…
Tam bu sırada rahip içeri girdi ve Beyazid’e:
-”İsmin nedir?” diye sordu.
O’da:
-”Beyazid” diye cevap verdi.
Rahip:
-”Ne güzel adamsın… Keşke Mesih’in (İsa A.S.) kulu olsaydın !” dedi.
Bu söz Beyazid’e ağır geldi ve evi terk etmek isterken rahip ona seslendi:
-”Bizim burada kırk gününü tamamla, öyle git. Çünkü bizim büyük bir bayramımız var, onu görmeni arzu ediyorum. Aynı zamanda değerli bir vaizimiz var, senede bir defa bize hitap eder, birde onu dinlemeni diliyorum.”

Beyazid-i Bistami Hazretleri, onun bu teklifini kabul etti ve kırk gün kalmaya razı oldu. Kırkıncı gün olunca rahip içeri girdi ve:
-”Buyrun, ayağa kalkın, bayram günümüz geldi.”
Beyazid ayağa kalktı; Fakat rahip ona dedi ki:
-”Sen bu kıyafet ve halde nasıl bin kadar rahibin arasına girebilirsin? Doğrusu biraz endişeliyim.. Bu sebeple üzerindeki elbiseyi çıkar, şu üstlüğü giy, beline şu zinnarı bağla, İncil’i de boynuna as !” dedi

Bu teklif ona çok ağır geldi. Fakat bunda bir hikmet ve esrar, İSLAM’ın da izzet ve şerefi gizlenmiştir, onun dediğini yapayım, diye düşündü. Hemen üzerindeki elbiseyi çıkardı, onun verdiği üstlüğü giydi, beline de zünnar’ı bağladı. İncil’i de boynuna astı ve rahiple birlikte bine yakın rahibin arasına katıldı. Hiç kimse onu yadırgamadı.

Biraz ilerledikten sonra birdenbire kalabalık durdu. Rahiplerin en büyüğü ve saygıdeğeri olan zat geldi, yerine geçti. Herkes onun konuşmasını bekliyor, fakat o susuyordu. Rahipler bunun manasını anlayamadılar ve sordular:
-”Ey büyüğümüz! Neden konuşmuyorsunuz?

-”Nasıl konuşabilirim ki, aranızda bir Muhammedi var! … ” diye cevap verdi. Halk ve rahipler galeyana geldi ve:

-”Onu bize göster, parçalayalım!” Diye bağırdılar.
Baş rahip onlara dedi ki :

-”Hayır, yemin ederim ki söylemem, ancak bir şartla onu size tanıtabilirim. Ona dokunmayacağınıza söz veriniz!
Bunun üzerine rahipler ve halk Muhammedi olan adama dokunmayacaklarına yemin ettiler. Baş rahip başını kaldırdı ve şöyle seslendi :
-”ALLAH için ey Muhammedi ! Ayağa kalk ve kendini göster.”

Beyazid-i Bistami Hazretleri ayağa kalktı. Baş rahip :
-”İşte bu zat, ona dikkatle bakın” dedi. Sonra Beyazid’e sordu:
-”Adın ne ?”

-”Beyazid

-”Tahsil gördün mü ?

-”Rabbimin öğrettiği kadar bir şeyler biliyorum.

-”O halde bana şu hususları cevaplandır:
İkincisi olmayan biri, üçüncüsü olmayan dördü, altıncısı olmayan beşi, yedincisi olmayan altıyı, sekizincisi olmayan yediyi, dokuzuncusu olmayan sekizi, onuncusu olmayan dokuzu, onbirincisi olmayan onu, onikincisi olmayan onbiri, onüçüncüsü olmayan onikiyi…Söyle bunlar nelerdir?...”

Beyazi (k.s.), baş rahibe :
-”Beni iyi dinle, cevap veriyorum:İkincisi olmayan bir, eşi-ortağı,dengi ve benzeri bulunmayan ALLAH’tır C.C., Üçüncüsü olmayan iki, gece ve gündüzdür. Dördüncüsü olmayan üç, üç talaktır (kadını boşamak). Beşincisi olmayan dört, Tevrat, Zebur, İncil, Kur’ân-ı Kerimdir. Altıncısı olmayan beş, beş vakit namazdır. Yedincisi olmayan altı, göklerin ve yerlerin yaratıldığı altı gündür. Sekizincisi olmayan yedi, yedi kat göktür. Dokuzuncusu olmayan sekiz, kıyamet günü Arş’ı taşıyacak olan sekiz melektir. Onuncusu olmayan dokuz, kadının dokuz aylık gebelik müddetidir. On birincisi olmayan on, Hazreti Musa’nın AS Şuayb Peygamber’e AS on yıl çobanlık etmesidir. On ikincisi olmayan on bir Hz Yusuf Peygamberin AS onbir kardeşidir. On üçüncüsü olmayan on iki, on iki aydır.”

Rahip tebessüm etti ve :
-”Doğru söyledin. Şimdi de bana,havadan ne yaratıldı, havada ne muhafaza olundu ve kim hava ile helak edildi? Bunlardan haber ver..”

İsa Peygamber AS havadan yaratıldı, havada muhafaza edildi. Süleyman AS Peygamberde havada muhafaza edildi. Ad kavmi de hava ile helâk edildi”diye cevap verdi.

Rahip ona :
-”Doğru söyledin,” dedi ve tekrar sordu:
Kim ateşten yaratıldı, kim ateşte korundu ve kim ateşte helâk oldu?
-İblis ateşten yaratıldı. İbrahim AS Peygamber ateşte korundu. Ebu Cehil ateş ile helâk oldu”diyerek gereken cevabı verdi.

Rahip tekrar sordu:
-”Taştan kim yaratıldı, taş içinde kim korundu ve taş ile kim helâk oldu?

-”Salih AS Peygamberin devesi taştan yaratıldı. Ashâb’ı Kehf taş içinde korundu ve Ebrehe’nin filleri taş ile helak edildi“diye cevap verince,

Rahip:

-”Doğru söyledin” dedi ve tekrar sordu:

Âlimler, Cennette dört nehir vardır, biri baldan, biri sütten, biri sudan, birisi de şaraptandır. Ayrı olan bu dört nehir aynı kaynaktan akıyormuş diyorlar, bunu açıklar mısın? Dünyada bunun örneği var mıdır?
Beyazid :
-Evet vardır. İnsanın baş kısmından dört nehir akar: Kulak yağı acıdır. Gözyaşı tuzludur. Burun suyu ayrı bir tat taşır.Ağızdan gelen su tatlıdır” diye cevap verince,

Rahip ona :
-”Doğru söyledin” dedi ve sormaya devam etti
-”Cennet ehli yer içer, fakat abdest bozmaz, su dökmez.Bunun dünyada benzeri varmıdır?..”

Beyazid :
-”Evet vardır, Ana rahmindeki cenin yer içer fakat dışkısı yoktur...”

-”Doğru söyledin. Cennette TUBA ağacı vardır. Cennette hiçbir saray, hiçbir köşk yoktur ki bu ağacın bir dalına dokunmasın. Bunun dünyada bir örneği varmıdır?”
-Evet, güneş sabahleyin doğunca böyle değill midir?

-”Doğru söyledin. Şimdi de bana şunları cevaplandır:
Bir ağaç vardır, on iki dalı bulunuyor, her dalında otuz yaprak var ve her yaprakta beş çiçek yer almıştır; bunlardan ikisi güneşe,üçü karanlığa bakar;bu ağaç nedir?...”
-”Ağaç yılı temsil eder. On iki dalı oniki ayı, her daldaki otuz yaprak otuz günü, her yapraktaki beş çiçek beş vakit namazı temsil eder.

-”Doğru söyledin. Bana şu kimseden haber ver ki; Hacca gitmiş, tavaf yapmış ve o makamlarda bulunmuştur; ama onun ne ruhu var, ne de hac kendisine vacibdir?

-”Nuh AS Peygamberin gemisidir.

-”Doğru söyledin. Peki gece gelince gündüz, gündüz girince gece nereye gidiyor?...

-Bu sun’i bir zaman meselesidir. Güneşi doğup batması bunun ölçüsü oluyor. Geri kalanını ALLAH C.C. bilir.”

-”Doğru söyledin.”

Sorular bitince Beyazid-i Bistami Hazretleri dedi ki :
-”Muhterem rahip! Birçok sorular sordun, cevaplandırmaya çalıştım. Müsaade ederseniz benim de birkaç sorum var. Ama bir tanesiyle yetinerek sormak istiyorum

-”Tabii, istediğin şeyi sorabilirsin!

Beyazid-i Bistami Hazretleri sordu:

-”Cennetin anahtarı nedir? Sekiz Cennet kapısının üzerinde yazar?

Rahip sustu, cevap vermekten çekindi. Diğer rahipler bozuldular ve:
-”Ey büyüğümüz, mağlup mu oluyorsun?” O da:
-”Hayır, mağlup olmak istemiyorum” deyince,
-”Öyle ise neden cevap vermiyorsun?” dediler.
-”Şayet cevap verirsem, benim cevabıma katılır mısınız?” deyince, hepsi birden:
-”İncil hakkı için, sana uyarız” diye söz verdiler. Rahip:
-”Dinleyin, şimdi cevap veriyorum:‘Cennetin anahtarı ve kapılarının üzerinde yazılı bulunan ibare, LAİLAHE İLLALLAH MUHAMMEDÜN RASULULLAH‘ dır”…
Bunun üzerine diğer rahipler hep bir ağızdan Kelime-i Şehadet getirip Müslüman oldular. Beyazid-i Bistami Hazretleri de onların yanında bir müddet kalıp İSLAMİYETİ öğretti ve bu sır’da böylece çözülmüş oldu…

 

Yazi icin : Hasan Huseyin Er kardesime tesekkur ediyorum

 

Yazı kategorisi: BUNLARI BiLiYORMUYDUNUZ, DiGER KONULAR, DiNi KONULAR, DİNİ HİKAYELER, GÜNCEL, GÜNDEM, GENEL, TAVSİYELER, TÜRKİYE, YORUMLAR, YORUMSUZ | Etiketler: | » yorum bırak;

Aslan Ve Tilki

Posted by Site - Yönetici Aralık 20, 2010

Aslan Ve Tilki

Aslan Ve Tilki

Aslan Ve Tilki

Abdülmelik bin Mervan, ülkesinde baş gösteren veba hastalığının zararlarından korkarak büyük bir üzüntüye düşmüş ve gizlice kaçmaya niyyet ederek, bir gece kölelerinden birisini yanına alarak şehirden çıkmış. Bir müddet yol aldıktan sonra, halifeye uyku bastırmş. Kölesine:

- Bana uykumu kaçıracak güzel bir şeyler anlat! Emrini vermiş.

Köle, hoşa gidecek hikayeler bilmediğini söyleyerek özür dilemişse de, halife ısrar etmiş ve nihayet köle şu hikayeyi anlatmş:

Bir tilki, aslana gelerek:

- Ben zayıf bir hayvanım. Diğer vahşi hayvanlardan ve kuşlardan çok korkuyorum. Beni himayene al, senin muhafazan altında biraz rahat edeyim, diye rica etmiş.
Aslan da tilkiyi himayesi altına almış. Bir müddet, yanında gezdirip rahat ettirmiş. Bir gün, havada bir kara kuş görünmüş. Tilki bu kuşun kendisine saldıracağını anlayarak aslana sığınmış. Aslan da:

- Korkma! diyerek onu teselli etmişse de, kara kuş havada dolandıkça, tilkinin korkusu da artmış. Aslana o kadar sokulmuş ki, aslan da bu haline acıyarak onu arkasna almış. Havada bu hali gören kuş, birden süzülmüş ve tilkiyi aslanın arkasndan kaparak havalandırmış. Zavallı tilki kara kuşun pençesinde yükselirken aslana hitaben feryat edermiş:

- Ey koruyucuların babası! Hani sözleşmemiz ne oldu?

Aslanda kendisine şöyle cevap vermiş:

- Seninle sözleşmemiz; yeryüzünden gelecek saldırılara ve belalara karşı seni koruyacağıma dair idi.
Halbuki, bu bela sana gökten geldi. Benim, gökten gelecek belaları def etmeye gücüm yetmez.

Halife, kölenin bu hikayesini dinledikten sonra, tövbe ve istiğfar ederek, ülkesine dönmüş ve bu beyti okumuş:

Mukadder olan işlerden korkup kaçsan da, o seni mutlaka arayıp bulacaktır.

Mecmâ’ul Âdâb

www.sadecekitaplarim.blogspot.com

Yazı kategorisi: DiGER KONULAR, DiNi KONULAR, DİNİ HİKAYELER, GÜNCEL, GÜNDEM, GENEL, TAVSİYELER, TÜRKİYE, YORUMLAR, YORUMSUZ | » yorum bırak;

Dihyetü’I-Kelbi`nin (R.A.) Müslüman Oluşu

Posted by Site - Yönetici Kasım 28, 2010

Dihyetü'I-Kelbfnin (R.A.) Müslüman Oluşu

Dihyetü'I-Kelbfnin (R.A.) Müslüman Oluşu

Dihyetü’I-Kelbi`nin (R.A.) Müslüman Oluşu

Hikâye olunur;
Efendimiz (s.a.v.) Hazretleri, Dihyetü’1-Kel-bî’nin Müslüman olmasını istiyordu. Çünkü onun emrinin altında, yediyüzbin kişilik bir ailesi vardı. Eğer Müslüman olsa bütün ailesi Müslüman olacaktı. Efendimiz (s.a.v.) Hazretleri şöyle dua ediyorlardı:
Allahım Dihyetül-Kelbî’ye İslâmı nasib et” Dihyetül-Kelbî Müslüman olmaya niyyetlendiği zaman, Allahü Teâlâ bunu Efendimiz (s.a.v.) Hazretlerine bildirdi. Sabah namazından sonra idi. Cebrail (a.s.) geldi. Şöyle buyurdu:
-”Allah sana selâm ediyor. Şu an Dihyetü l-Kelbî senin huzuru¬na gelmek üzeredir, diyor.” Câhiliyet döneminde Müslümanların kalbinde Dihyetü’I-Kelbi’ye karşı bir şey vardı. Müslümanlar bunu işitince Dihyetül-Kelbî’nin aralarına katılmalarını hoş karşılamadılar. Efendimiz (s.a.v.) Hazretleri, Sahabelerin Dihyetü’l-Kelbiye karşı bu tutumlarını ve onu sevmediklerini biliyordu. Efendimiz (s.a.v.) Hazretleri, sahabelere, Dihye’ye karşı sağlam olun, onu sıcak karşılayın. Beni onunla yalnız bırakıp giderseniz, onun kalbini İslâm’dan soğutur, demeyi ihmal etmedi.

Dihye, Mescide girdiğinde, sırtındaki cübbesini çıkartıp, yere Dihye’nin oturması için altına serdi. Ve ona, cübbesinin üzerine oturmasını işaret etti. Dihye Efendimiz (s.a.v.) Hazretleri’nin cübbesini yerden kaldırdı. Efendimiz (s.a.v.) Hazretleri’nin bu kereminden dolayı, Dihye ağlamaya başladı. Dihye, Efendimiz (s.a.v.) Hazretleri’nin cübbesini yerden kaldırdı. O mübarek cübbeyi kokladı ve öptü. Sonra büyük bir saygı ile başının üzerine koydu. Gözlerine ve yüzüne sürdü. Dihye:
-”Ya Rasûlellah! İslâm’ın (İslama girmenin) şartlari nelerdir? Bana söyleyin,” dedi. Efendimiz (s.a.v.) Hazretleri:
-” Senin önce Allah’dan başka ilah yoktur. Muhammed (s.a.v.) Allah’ın Rasûlüdür.” demendir, dedi. Dihye büyük bir aşk ile tevhid kelimesini söyledi.
Sonra Dihye ağlamaya başladı. Çok şiddetli bir ağlama tuttu onu. Efendimiz (s.a.v.) sordular:
-”Ey Dihye! Sen İslâm ile şereflendin bu ağlamak nedir?” Dihye:
-”Ya Rasûlellah! Ben büyük ve fahiş bir hata işledim. Rabbine söyle benim günahlarımın keffareti nedir acaba? Rabbim bana nefsimi öldürmeyi emrederse öldüreyim, eğer bana bütün malımı sadaka olarak dağıtmamı emrederse günahlarıma keffâret olması için dağıtayım!” dedi. Efendimiz (s.a.v.) Hazretleri sordu¬lar:
-”Ey Dihye nedir bu günahın?” Dihye:
-”Ben Arabların Meliklerindendim. Kızlarımın olmasından ve onların da kocaya varmalarını kendime ar ve ayıp gördüm. Doğan kız çocuklarımı öldürdüm. Bu şekilde tam yetmiş tane kız çocuğumu kendi ellerimle öldürdüm.” Efendimiz (s.a.v.) Hazretleri buna hayret ettiler. Bir şey demedi. Sükût etti. O anda Cebrail Aleyhisselâm geldi. Ve:
-”Ey Muhammed (s.a.v.)! Allah, sana selâm ediyor. Ve buyuruyor ki: Dihye’ye söyle, İzzettim ve Celâlim hakkı için sen:
Allah’dan başka ilah yoktur. Muhammed (s.a.v.) Allah’ın Rasûlüdürdediğin zaman ben seni aff ve mağfiret ettim. Senin altmış yıllık günahlarını örttüm ve senin altmiş yıllık kötülüklerini bağışladım. Nasıl kız çocuklarını öldürmeni bağışlamam?” dedi. (1/183) Bunun üzerine ağlamaya başladılar. Ve şöyle buyurdu:
Allahım! Dihye bir kere şehâdet kelimesi getirmekle ve
Allah’dan   başka   ilah   yoktur.
Muhammed (s.a.v.) Allah’ın Rasûlüdür” demekle sen bağışladın.

Çok kere şehâdet kelimesini getiren, doğru söz ve hâlis (ihlaslı) iş yapan   (amel   işleyen)   mü’minler   için   nasıl   bağışlanmazlar?
(Mü!minler acaba nasıl bir ilâhî mağfiret ve rahmete nail olacak¬lardır?)

Mesnevfde buyuruldu:
Allahı zikret. Ondan sana “Ey kulum bana dön” emri gelme¬den önce.

Sadî buyurdu:
Kıyamette kahr hitabı geldiğinde
peygamberlerin mazereti vardır.
Ben de Allah’ın rahmet ve mağfiretini ümid ediyorum.

Kaynak : Rûhu’l-Beyan Tefsiri Tercümesi- İsmail Hakkı Bursevi Hazretleri

..

Yazı kategorisi: BUNLARI BiLiYORMUYDUNUZ, DiGER KONULAR, DiNi KONULAR, DİNİ HİKAYELER, GÜNCEL, GÜNDEM, GENEL, RUHU`L BEYAN TEFSİRİNDEN KISSALAR, TAVSİYELER, TÜRKİYE, YORUMLAR, YORUMSUZ | » yorum bırak;

İbrahim Edhem’in Tahtını Terketmesi

Posted by Site - Yönetici Ekim 7, 2010

 

İbrahim Edhem'in Tahtını Terketmesi

İbrahim Edhem'in Tahtını Terketmesi

 

İbrahim Edhem’in Tahtını Terketmesi

İbrahim Edhem Belh şehrinin padişahıydı. Bir gece sedire yatmış dinleniyordu. Sarayının damında bir takım ses ve gürültüler duydu. Sanki birileri damda gezmekteydi.

Kim böyle bir şeye cesaret edebilir?” diyerek pencereden yukarıya seslendi:

Kim var orada? Sarayın damında ne işiniz var?”

Daha önce hiçbir yerde görülmemiş insanlar damdan başını eğerek cevap verdiler:

Yitiğimizi arıyoruz’‘ dediler. İbrahim Edhem,

Neyinizi kaybettiniz?’‘ diye sordu. Onlar da,

Develerimizi kaybettik” dediler.

Bu cevaba şaşıran İbrahim Edhem hayretle sordu:

Hiç sarayın damı üstünde deve aranır mı?” Damda gezenler,

Bizim burada deve aramamız, senin saltanat tahtının üzerinde,oturarak Allah’ı arayıp bulmayı ummandan daha fazla hayret edilecek bir davranış değil” dediler.

Bu hadiseden sonra İbrahim Edhem sarayı ve saltanatı terketti.

Dervişliği seçti. Mâna âleminin sultanlarından oldu.

Kaynak: Mesnevide geçen hikayeler

.

Yazı kategorisi: BUNLARI BiLiYORMUYDUNUZ, DiGER KONULAR, DiNi KONULAR, DİNİ HİKAYELER, GÜNCEL, GÜNDEM, GENEL, TAVSİYELER | 2 Yorum »

 
Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.

Join 68 other followers