Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Archive for the ‘Diger Konular’ Category

Allah Tevbeleri Kabul Edendir

Posted by Site - Yönetici Ocak 17, 2010

Allah Tevbeleri Kabul Edendir

Allah Tevbeleri Kabul Edendir

Allah Tevbeleri Kabul Edendir

Muhakkak O! Allah Tevvâb’tir (Tevbeleri çok kabul edendir)”

İbnü Abbas (r.a.) buyurdular: Âdem Aleyhisselâm ile Hazreti Havva kaçırmış oldukları cennet nimetleri için tam yüz sene ağladılar. Kırk gün yemediler, içmediler. Adem tam yüz sene Havva’ya yaklaşmadı.

Şehr bin Havşeb buyurdu:

Bana ulaştı ki, Âdem Aleyhisselâm, yeryüzüne indiğinde, üçyüz yıl kaldı. Allahü Teâlâ’dan haya ettiği (utandığı) için başını hiç kaldırmadı. Dediler ki: Yeryüzü ehlinin bütün göz yaşlan bir araya gelse, Davud Aleyhisselâm’ın zellesinden dolayı akıtmış olduğu göz yaşları kadar olamaz. Davud Aleyhisselâm ile bütün yeryüzü ehlinin göz yaşları bir araya toplansa, cennetten çıkarıldığı için ağlayan Âdem Aleyhisselâm’ın göz yaşları kadar olamaz.

Küçük günahlardan bile daha küçük bir zelle işleyenin hali bu olunca, “İsyan Denizine dalanın hali nasıl olur? (Nasıl olmalıdır?) Tevbe, sabun’un yerindedir. Sabun zahirî kirleri giderdiği gibi, tevbe de bâtınî kirleri temizleyip giderir. Bir kul, günah ve kötülükten dönüp halini düzelttiği zaman, Allah’da onun şanını düzeltir. Geçmiş ve kaçırmış olduğu nimetleri ona geri verir.

İsmail Hakkı Bursevi, Rûhu’l-Beyan Tefsiri Tercümesi cilt 1


Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tevbe, Yorumlar | Leave a Comment »

KOCA KARI İLE HZ. ÖMER

Posted by Site - Yönetici Ocak 16, 2010

Dini Hikayeler

Dini Hikayeler

KOCA KARI İLE HZ. ÖMER

Okuyacağınız hikayeyi bize sahabilerin içinde en çok sayıda hadis rivayet etmiş olan İbn-i Abbas anlatmaktadır.


Karanlık bir geceydi; soğuk ve dondurucu bir kış gecesi. Ayaz insanın iliklerine işliyordu. Halife Hz. Ömer’i görüp onunla biraz konuşmak üzere evden çıktım. Her taraf ıssız ve sessiz, bütün şehir uykularının en derin rüyalarında soluyor olmalı. Sokaklarda in cin top oynuyor.
Yolumun ortalarına doğru önümde insan olduğunu tahmin ettiğim bir karaltı belirdi. Biraz daha yaklaşınca gerçekten insan olduğunu gördüm. Karşımdaki de verdiğim selamı almak üzere başını kaldırıp yüzünü bana çevirince hayretten şaşakaldım. Çünkü önümde benim ziyaretine koyulduğum Hz. Ömer’den başkası değildi. Gecenin bu saatinde herkes sıcak yatağında mışıl mışıl uyurken koca bir halifenin yapayalnız sokaklarda dolaşmasını bir sebebe bağlıyamıyordum.
Üstelik bu dondurucu kış gecesinde. Merakımı yenemeyerek, hemen söze başladım; “gecenin bu saatinde yapayalnız niçin dolaşıyorsun?“
Hz. Ömer (r.a) bana sokularak koluma girdi ve işin yoksa beraber yürüyelim diye teklif etti; “hem sana yürüken niçin yalnız başıma gezintiye çıktığımı da anlatırım” diye ilave etti. Ben “zaten sana geliyordum; biraz görüşür, sohbet ederiz diye düşünmüştüm. Madem ki böyle oldu; gezinirken konuşuruz.” cevabını verdim.
İkimiz birlikte yola koyulmuştuk; benim içim içime sığmıyor, neredeyse meraktan çatlıyordum. Bir aralık soru soran gözlerimi Halife’nin yüzüne diktim; haydi söze başla; anlat bakalım niçin ayazlı bir gecenin bu saatinde tek başına sokaklarda dolaştığını” demek istiyorum.
Halife Hz. Ömer’de zaptedilmez merakımı anlamıştı. Ama başka meselelerden konuşuyor, fakat bir türlü gecenin bu saatinde niçin dolaşmakta olduğuna lafı getirmiyordu. Birlikte gezinirken her evin kapısı önünde epeyce bir müddet dikiliyor, kulağını kapıya dayayarak içerisini dinliyordu.
Evlerin kapılarında dikilip içerden bir ses geliyor mu, gelmiyor mu, diye dinleye dinleye sokak sokak Mekke mahallelerini dolaştık. Hiçbir tarafta çıt yoktu, herkes bölünmez uykularının salıncağında soluyordu. Belki de şu koca şehirde gecenin bu saatinde Halife Hz. ömer (r.a) ile benden başka uyanık olan tek kişi yoktu.
Yavaş yavaş Hz. Ömer’in neden gezintiye çıktığını anlar gibi oluyordum. Anlaşılan şehir halkından herhangi birisinin bir derdi, bir sıkıntısı yüzünden uykusuz kalıp kalmadığını yakalamak istiyordu. Bu yüzden sokak köpeklerine kadar şehrin bütün canlıları sıcak yuvalarında uyurken müslümanların reisi sıfatı ile Hz. Ömer (r.a.) onlara bekçilik ediyor; onların rahatı için uykuyu kendine haram ederek sokak sokak bu ayazda dolaşıyordu.
Bütün mahalleleri kapı kapı dolaşınca şehrin dışına çıktık. Sağda solda tek tük çadırlar vardı. Onların da kapıları önünde durup ağlama sızlama var mı diye içeriyi dinledikten sonra yolun en ucundaki bir çadıra sıra geldi.


Diğerlerinde olduğu gibi bu çadırın kapısında da dikilerek içeriyi dinledik; birbirine karışmış durumdan ağlayan çocuk sesleri geliyordu.
Epeyce dinledikten sonra Hz. Ömer (r.a.) kapıyı vurup selamla birlikte içeriye daldı. Evin içi karmakarışıktı. Durmadan ağlayan çocukların gözleri şişmiş; yüzleri akan yaşların çizgileri ile benek benek kararmıştı. Yaşlıca bir kadın ocağın başına oturmuş hem ateşin üzerinde kaynayan tencereyi karıştırıyor hem de halsizlikten dizinin dibine serilen minicik yavruları susturmaya çalışıyordu. Kadın da bitkin ve halsiz görünüyordu. Bu haline rağmen Hz. Ömer’in (r.a.) selamına gülümser olmasına çalıştığı bir çehre ile aldı. Anlaşılan evine gelenin Halife Ömer olduğunu bilmiyordu. Kim bilir Halife’yi tanımıyordu bile. Zate gecenin bu ilerlemiş saatinde şehir dışındaki bir çadırın kapısını Halife’nin çalacağını kim düşünebilirdi.
Hz. Ömer (ra.) kendini tanıtamadan tatlı bir dille kadına sordu “valide bu yavrular niye böyle durmadan ağlıyor?” Kadın içini çekerek kısaca “iki günden beri açtılar da ondan” diye cevap verdi. Hz. Ömer (r.a.), “peki niye önlerine yemek koymuyorsun?” diye soracak oldu hıçkırıklar birden kadının boğazına düğümlendi. Durmadan akmaya başlayan gözyaşları arasında bize içini dökmek üzere söze başladı.
“Oğlum” dedi Halife Ömer’e “sen şu ateşte kaynayanı yemek mi pişiyor sandın; ne gezer!.. Yavruları avutabilmek için çakıl koydum tencereye; durmadan kaynatıyorum. Pişirecek hiçbir şey yok. Bu gördüğün yavrular benim, anasız babasız yetim torunlarımdır. Oğlum, kocam ve kardeşlerimin her biri bir muharebede şehit düştüler. Evin geçimini temin edecek bir erkeğim yok. Ben de hem yaşlı ve hem de kadın halimle halim kalmadı. İşte böyle aç ve perişan kaldık.
Soylu bir aileden varlık için büyümüş ve yokluk nedir hiç bilmemiş bir kızı olduğum için kimseye gidip halimi anlatmaya, el açıp bir şeyler dilenmeye de yüzüm tutmuyor. Her şeyi bilen yüce Allah (c.c.) bir sebebini yaratıp rızkımızı gönderinceye kadar böyle ağlayıp beklemekten başka çaremiz yok.”
Hz. Ömer (r.a.) kadın dinlerken yanmakta olan bir mumu gibi eriyor, yüzü renkten renge giriyordu. Kadının sözünü bölerek üzgün bir sesle “valide, şehirde oturan müslümanların emirine, Halife Ömer’e neden başvurup durumunu anlatmıyorsun?” diyebildi. O ana kadar kesintisiz olarak gözyaşı döken kadının derin üzüntüsü yerini anlatılmaz bir kin ve kızgınlığa bıraktı. Hiddetten kararan bakışlarını Halifeye dikerek şu sözleri söyledi.
“Dilerim ki o Halife Ömer daha dünyada iken bulsun Ahirette de elim yakasından kopmasın.” Hz. Ömer (r.a.) kekeleye kekeleye “Niçin Ömer’e böyle beddua ediyorsun valide! Onun bu işte günahı nedir?” dedi. Kadın aynı kızgınlıkla bu sözlerin cevabını yetiştirdi: “evladım!.. Ben şu ihtiyar halimle iki günden beri gece gündüz demeyip yetim avuturken o nasıl rahat yatağında uyuyabilir? O, müslümanların reisi, baş bekçisi değil mi? Bizler evvela Allah’a sonra do onun eline emanetiz. Gelip de benim halimi nasıl sormaz. Müslümanların reisi olmayı böyle kolay mı sanıyor!..“


Hz. Ömer (r.a.) yavaş yavaş dolmaya başlayan göz pınarlarını kadından saklayarak “valide haklısın, doğru söylüyorsun; ama zavallı Halife’nin işi bir iki değil ki. Kimbilir başını kaşıyacak kadar bile boş zamanı yoktur. Hem sen gidip derdini anlatmadıktan sonra o senin halini bilmez ki, diye kadının öfkesini dindirmeye çalıştı. Fakat kadın aynı kızgınlıkla sözlerine devam etti.
“Madem ki dertlilerin derdini zamanında haber alıp çaresine koşmayacaktı, zamanında niye Halife olmayı, müslümanların başına geçmeyi kabul etti? Böyle çürük bir mazereti hiç dinler miyim ben? Zavallının işi çokmuş!.. Nedir işi yine savaş mı? Yanında inleyenlerin sesine kulak vermez. Şehrinde açlıkla pençeleşen yavrular yaşıyor.
Halife bunlara göz yumarak uzak diyarlardaki şehirlere gaza, gaza diyerek asker yürütmekle; gencecik delikanlılarımızın kanını yabancı topraklara akıtarak kadınları bırakmayı marifet mi sanıyor? Benim babam, amcam, dayım ve gencecik oğlum hep onun ordularında şehit düşmedi mi? Şimdi kim bilir yine nice kadın ve çocukları kocasız ve babasız bırakıp, aç ve çıplak bir sefaletin kucağına atacak. Böyle dertlerimize yeni dertler eklesin diye mi biz onu başımıza geçirdik?”
Tam bu sırada çocuklar sözleşmişler gibi hep bir ağızdan yanık sesleri ile ağlaşmaya başladılar. Çocukların bastıran çığlıkları kadının öfkesini bir kat daha arttırdı. Ellerini havaya kaldırarak ve sesinin çıktığı kadar bağırarak sözlerine şöyle devam etti:
“Bu evdeki canlıların göğüslerinden boşalarak yükselen inilti ve çığlıkları şimşek ve yıldırım eyleyerek Ömer kulunun başına yağdırmasını dilerim. O varsın dul bir kadınla yetim yavruların beddualarını yağmur sansın. Tez elden ona gönlümün dilediği bir bela ver de kıvranırken bizim neler çektiğimizi anlasın. Sen işini bilirsin, yüce Yaradanımız.”
Hz. Ömer (ra.) artık dayanamadı. Dolu dolu olan pınarlarından yaşlar damlamaya başladı. Herkesin durmadan gözyaşı döktüğü bu kederli evde, gözyaşlarını görmelerini istemediği için yüzünü herkesten saklamaya çalışıyordu. Artık orada oturamazdı. Hemencecik yerinden doğruldu. Bitkin bir sesle “valide haklısın sen yine avut çocuklarını ben hemen dönerim” diyerek kapıya doğruldu. Arkasından ben de yürüdüm. Dışarıya çıkınca derin bir soluk çekti ciğerlerine. Kelimenin en geniş manası ile üzgün ve bitkin idi. Yol boyunca ağzından tek kelime çıkmadı. Var gücünü kullanarak hızla yol almaya çalışıyordu. Ona yetişmekte güçlük çekiyordum. Doğruca devlet hazinesine vardık. Halife, bir un çuvalı seçerek bir yana koydu. Benim elime de bir yağ kabı tutuşturdu.


Vakit geçirmeden koca un çuvalını sırtlanmaya koyuldu. Gözlerime inanamıyordum. Evet bu İslam Devletinin koca reisi un çuvalını sırtına almak üzere idi. Hemen yanına sokuldum; “aman ey mü’minlerin emiri!.. Ne yapıyorsun? Bari müsaade ver de çuvalı ben sırtıma alayım.” Hz Ömer (r.a.) hemen sözümü keserek belki bir saatten beri ilk defa ağzını açıp şu sözleri söyledi. “hayır, ey İbn-i Abbas, sevgili dostum!… Değil yorgunluktan yere yığılsam, ölsem bile bırak; yükünü de kendi sırtında götürsün. Bu dünyada yüküne yardım etmek isteyecek öz dostlar bulabilir, fakat her koyunun kendi bacağından asılacağı Ahiret gününde kimse O’nun cezasını paylaşmayacaktır.
Kadın doğru söylemişti. Ya vakti ile Hilafeti yüklenmemeliydim. Yüklendiğime göre idarem altındaki tek tek her ferdin huzur ve emniyetini düşünmek zorundayım.“
Sevgili dostum, Dicle kenarında otlayan bir koyunu kurt kapsa ilahi adalet onu Ömer’den sorar. Şu yaşlı kadın kimsesiz ve avuttuğu yavrular kimsesiz kalır; sorumlusu Ömer’dir. Bakımsızlık ve sefaletten bir ev çökse vebali Ömer’in omuzlarındadır. Talihsizlik neticesinde yere bir tek damla kan aksa o kan damlası çoşkun bir derya olup dalgaları ile Ömer’i yutar. Kırgın gönüllerin öfke şimşekleri Ömer’in başına boşalır. Bütün matemlerin gözü göze  göstermez dumanlarında boğulacak olan da Ömer’den başkası değildir.
Ömer her derdin devası, her dileğin büyük kapısı ve her lanetin ana ana hedefidir. Yüce Allah’ım aciz bir kul bu kadar ağır ve çeşitli mesuliyet yükünün altından nasıl kalkabilir? Ey Ömer, bu kadar yükün altına girmeyi nasıl kabul edebildin vakti ile…
Sözünü bölüp bir parça kederini dindirmek istedim ve dedim ki; “o kadar da üzme kendini, ey mü’minlerin emiri… Halifelik yükünü sen üzerine almasan kim bu vazifeyi senin kadar titizlikle yüklenebilirdi. Sen de bütün üstün meziyet ve kabiliyetlerine rağmen nihayet bir insansın. Her yerde vakit geçirmeden kendini gösteren ve yanılmaksızın kılı kırk yaran ilahi adalete ulaşamazsın. Kullara verilen bütün merhametler bir araya getirilerek temiz gönlüne dolsa bile bütün varlıkları kanatları altına alan yaygın ilahi esirgeyicilikle yarışamazsın.
Ey iyi yürekli Halife!… Sen şüphesiz ki bir melek değilsin, ama adelet ve merhamet kervanının ön safındaki elinde bayrak tutanlardansın. Senin bu erişilmez adaletine kıyamet günü, hem yer, hem gök hemde şu sırtındaki un çuvalı aynı zamanda da ben şahitlik edeceğiz. Şüphesiz ki en büyük şahidin de karanlık gecede kara taş üzerindeki siyah karıncaya kadar her şeyi bilen yüce Allah’ın bizzat kendisidir ne mutlu sana ki fani hayatını böylesine ölmez değerlerin sahibi olmak uğruna harcıyorsun. Ne mutlu biz müslümanlara ki dünyanın başka milletlerini, padişah diye kan içen canavarlar idare ederken, senin gibi ipek yürekli ve geniş görüşlü bir reisin şanlı adalet bayrağı altında gölgelenmenin tükenmez zevkini tadıyor ve bütün dünyaya karşı seninle haklı bir iftihar duyuyoruz.”
Bu sözlerim galiba Halife’nin üzgün gönlüne biraz neş’e vermişti. Ağır çuval yükü altında iki büklüm olmuş bedenine rağmen son gücünü kullanarak yokuşu soluk soluğa çıkıyordu. Damarlarındaki kanı bile donduracak kadar keskin ayaza rağmen alnından ve yüzünden akıp heybetli göğsüne süzülen terlere aldırmıyordu bile.
Nihayet koca karının çadırına vardı ki nefes nefese içeri girip çuvalı yere bıraktı ve aynı zamanda kendisi de yere serildi; iyice bitmiş, takatinin son damlalarını kullanarak çadıra girebilmişti. Kısa bir dinlenmeden sonra askınlar gibi  silkilenerek yerinden doğruldu; tencerede kaynamakta olan çakılları boşalttı. Yerine benim taşıdığım kaptan yağ koydu. Sonra eriyen yağa sırtında getirdiği çuvaldan kendi eli ile un koyarak pişirmeye koyuldu.
Sönen ateşi kadından çalı çırpı isteyerek kendisi tutuşturdu. Böylece pişirdiği yemeği ayazda çabucak soğutarak yine kendi eli ile kurduğu sofraya koydu.
Daha sonra anne ve baba şefkatini bile gölgede bırakacak gülümseyen bir yüz ve bal gibi bir sesle iki günden beri boğazlarından aşağıya tek lokma geçirmemiş olan öksüz yavruları yemeğe oturttu; eli tutmayanlara kendi eli ile yemek verdi.


Günlerden beri kara yaslara gömülmüş olan çadırı bir anda sıcak bir sevincin ışıkları aydınlatmıştı. Ağlamalar susmuş, yaşlar kurumuş; öfke dinmişti. Öksüz yavruların gözleri sevinçten ışıl ışıl parlıyordu. Yaşlı kadıncağız Hz. Ömer (r.a.) sırtında un çuvalı ile içeriye girdiği  andan beri şaşkınlıktan sanki dilini yutmuştu, ağzından tek bir kelime bile çıkmadı.
Fakat karnı doyan öksüz torunlarının neşesi odayı sarınca ağır bir uykudan uyanır gibi silkindi; toplandı ve sevinç gözyaşları içinde kim olduğunu hala bilmediği Halifeye şu sözleri söyledi. “Dilerim ki yüce Allah (c.c.) tez elden seni Hz. Ömer’in Halifelik makamına oturtsun. Oraya Ömer’den çok sen yakışırsın.“
Yaşlı kadının o karşısındakini tanımadığı için söylediği bu sözlere içinden güldüm; yan gözle Ulu Halife’yi aradım; bu akşam belki ilk defa bu sözler üzerine O da aydınlık bir çehre ile gülüyordu.
Bana yaklaşıp gidelim artık diye işaret ettikten sonra kadına döndü; “Valideciğim… Sen yarın erkenden Halifelik makamına gel; beni orada bul da sana emekli ve yetim maaşı bağlatayım. Şimdilik hoşçakal” dedikten sonra birlikte dışarı çıktı gün ağarmıştı. Müezzinin bütün mü’minleri sabah namazına çağıracak olan gür sesi nerdeyse ortalığı çınlatacaktı. Ulu halife uykusuz kalarak ve terler dökerek vazifesini yapmış insanların gönül huzuru içinde rahattı.
Bana gelince uykusuz gecemden fazlası ile memnundum. Çok şeyler görmüş, çok şeyler işitmiştim ve çok şeyleri öğrenmiştim. Gördüklerim, işittiklerim ve öğrendiklerim bende ömür boyunca tazelik ve canlılığını yitirmeyecek izler bırakmıştı. Ümit dolu sevinçler içinde Allah Resulü’nün şu sözlerini hatırladım. “Sahabilerimin her biri tek tek gökteki yıldızlar gibidir. Hangisinin peşinden giderseniz hidayetin yolunu bulursunuz.” “Ey yüce Allah Resulü!.. dedim içimden” “senin Halifen Ömer’i gördünde mi söyledin bu altın sözleri!…
O gün kadın, öğleye doğru Halifelik makamına geldi. Ulu Halife zaten daha önce işini maaşa bağlanması için gereken kimselere derhal emir vermişti. Kadın Hz. Ömer’i tanımıştı ama şaşkınlıktan dona kaldığı için dilini döndürüp hiçbir şey söylemiyordu. Ulu Halife onu saygı ile karşılayıp bir yere oturttuktan sonra şöyle dedi:
“Valideceğim!.. İşin oldu bundan sonra hem kendi adına ve hem de şehit yavrusu öksüz torunlarının her ay emekli maaşını alacaksın. Al bakalım şu ilk maaşın” diyerek bir gümüş kesesini kadına uzattı ve “Artık Ömer’i affediyor O’na ettiğin bedduaları geri alıp hakkını bağışlıyorsun değil mi” diye sözlerini bağladı.
Akşamdan beri olup bitenleri tümünü iyice anlıyan kadın gayet ciddi bir ifade ile Halife’ye şu son cevabı verdi; “işte böyle göster adaletini eline bakan bütün müslümanlara karşı.“

KAYNAK: Ermişlerden Osman Efendi, Seçme Dini Hikayeler, Seda Yayınları, İstanbul 2000, s. 143-158


Posted in Diger Konular, Dini Hikayeler, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, H.z Ömer, Tavsiyeler, Yorumlar, İbretlik | Etiketler: | Leave a Comment »

3000 BİN YILLIK MUCİZE – İBRETLİK – VİDEO

Posted by Site - Yönetici Ocak 15, 2010

3000 BİN YILLIK MUCİZE – İBRETLİK – VİDEO

Londra British müzesinde bulunan 3000 yıllık Firavun cesedi ilk kez bu kadar net görüntülendi. Firavun cesedi görenleri hayrete düşürüyor.

Firavun’un cesedi ilk olarak, Süveyş kanalı açılırken denizin kenarında küçük bir tepecikte bulunmuş ve Londra’ya getirilmişti. Görüntülerde Firavun’un saçlarının bir kısmının halen yerinde olduğu ve başının bazı azalarının etlerininde çürümeden durduğu görülüyor. Cesedin alın kısmında ise et kalmamış.

İBRET OLSUN DİYE MUMYALANMADAN KORUNMUŞ

Elleri ve ayakları secde eder vaziyette olan cesed diğer Firavunlar gibi mumyalanmamış. Fakat mumyalanmamasına rağmen tam 3000 senedir çürümeyen cesedin Allahü Teala’nın ibret olsun diye korunduğuna inanılıyor.

Tam bir ibret vesikası olarak vücudu hiç bozulmamış, etleri çürümemiş ve tüyleri dahi dökülmemiş şekilde ve secde eder vaziyette bulunmuştur. Firavun ölürken secdeye kapanmıştı. Kur`an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:

(İsrailoğullarını denizi yararak geçirdik, Firavun ve askerleri zulmetmek ve saldırmak üzere onları [yarılan denizde] takip etti. Firavun denizde boğulurken, “İsrailoğullarının inandığından başka ilah olmadığına iman ettim, ben de Müslüman oldum” dedi. Ona “Şimdi mi inandın, daha önce isyan eden bir bozguncu idin” dendi. [Denizde boğulan Firavuna Allahü teâlâ buyurdu ki:] Senden sonrakilere bir ibret teşkil etmesi için, bugün senin [denizdeki] cesedini [çürütmeden] çıkarıp [sahile] atacağız. Buna rağmen insanların çoğu âyetlerimizden gafildir.) [Yunus 90,92]

FİRAVUN VE HZ. MUSA’NIN HİKAYESİ

Firavun, eski Mısır hükümdarlarına verilen isimdir. Mısır`a hakim olan 26 Firavun sülalesi vardı. Her sülalede çeşitli Firavunlar asırlarca hükümdarlık etti.
Musa aleyhisselam zamanındaki Firavun, [II. Ramses olduğu söylenir], 400 sene yaşamış ve ilahlık iddiasında bulunmuştu. Kendisine secde etmeyenlere ve Musa aleyhisselama inananlara işkence ve zulüm yaptı.

Musa aleyhisselam, Firavun`u dine davet etti. Firavun kabul etmedi. Yanındaki veziri Haman`a sordu. O da; “Musa, büyük sihirbazdır. Bizi aldatıp, ülkemizi elimizden almak istiyor” dedi. Böylece Firavun`un imana gelmesine mani oldu ve iman eden hanımı Asiye`nin de şehid olmasına sebep oldu.

Firavun, Musa aleyhisselamın mucizelerine inanmadı, kâfirlerin suları kan oldu, kurbağa yağdı, cilt hastalıkları oldu. Üç günlük karanlık devam etti.

Firavun bu mucizeleri görünce korktu. Musa aleyhisselam ile ona inananların Mısır`dan gitmesine izin verdi. Sonra Firavun verdiği bu izne pişman oldu. Askerlerle peşlerine düştü. Denizde yollar meydana geldi. Musa aleyhisselam da, İsrailoğulları ile birlikte denize girdi. Firavun ve askerleri, bunları yakalamak üzere denize girip takip etmeye başladılar. Kızıldeniz`in Süveyş kısmına gelince, denizdeki yollar kapanıp, Firavun`un askerleri boğulmaya başladı, Firavun da aynı akıbete uğrarken, hemen secdeye kapanıp, iman ettim dediyse de, boğularak askerleri ile birlikte öldü.

Firavun`un cansız cesedi asırlarca denizde kalmasına rağmen Allahü teâlânın kudreti ile çürümedi. Âyette de bildirildiği gibi, cesedi üç bin sene sonra sahile atıldı.

Kaynak :www.egazetehaber.com

Posted in Ölüm - Ecel, Belgesel, Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Kim Kimdir ?, Mucizeler, Tarih, Tavsiyeler, Video, Yorumlar, İbretlik, İlginç | Leave a Comment »

NASİHAT…………EN İYİ VE EN KÖTÜ

Posted by Site - Yönetici Ocak 15, 2010

NASİHAT

NASİHAT

NASİHAT…………EN İYİ  VE  EN  KÖTÜ


Birgün Hz.Lokman’dan, bir koyun kesip en iyi yerinden iki parça et getirmesi istendi.Lokman aleyhisselam da, kestigi hayvanın dilini ve yüregini getirdi.

Birkaç gün sonra, bu defa hayvanın en kötü yerinden iki parça et getirmesi istendi; o yıne dilini ve yüregini getirdi.Sebebi sorulunca Lokman (a.s.) şöylededi.

‘’ Bu ikisi iyi olursa,bunlardan daha iyisi; ( bu ikisi ) kötü olursa, bunlardan daha kötüsü olmaz.’’

NASİHAT …….. MÜ’MİNİN ŞAŞILACAK HALİ


Hz.Suheyb (r.a.) rivayet etti. Resülullah (s.a.v.) ile beraber oturuyorduk. Bu esnada Resulüllah güldü ve ‘ Beni güldüren şeyin ne oldugunu sormayacakmısınız?’ buyurdu. ‘ Neden gülüyorsunuz Ya Resülallah?’ dediler.

Resülullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: ‘’ Mü’minın işine hayret ederim,şaşarım.Hepsi kendisi için hayırlıdır.

Şayet kendisine sevdigi birşey isabet ederse,bundan dolayı Allah’a hamd eder ve kendisi için hayırlı olur.

Hoşuna gitmeyen bir şey isabet etse, sabreder. Bu da kendisi için hayırlı olur.

Mü’minden başka her işi kendisi için hayırlı olan hiç kimse yoktur.


NASİHAT……… İSRAF


İsraf, herhangi bir şeyde aşırı gitmek demektir.Daima orta yollu hareket etmeyi teşvik eden dinimiz, harcamada ve yaşamada israfı haram kılmıştır.Yiyip içmede,giyip kuşanmada,nefeslerimizi ve kuvvetimizi kullanmada israftan kacınmamızı emretmiştir.Cenab-ı Hak bir ayet-i kerimede (mealen ):’’ Ve onlar ki harcadıkları zaman ne israf ne de darlık gösterirler. Bunun arasında mutedil ( orta ) bir yol tutarlar.’’ ( Furkan-67 ) buyurmuştur.

Şeytan,insanoglunu kötü yollara teşvik ile ömür sermayesini israf ettirmek ister.Allahü Teala şeytanın bu oyunlarına gelmemeleri için kullarını ikaz ederek şöyle buyurmuştur :

‘’ Şüphe yok ki,saçıp savuranlar, şeytanların kardeşleridir.Şeytan ise Rabbine karşı çok nankördür.’’ ( isra-27 )

Resülullah (s.a.v.) bir hadis-i şeriflerinde;

‘’ Kim iktisat ederse Allah onu zengin yapar, kim de saçar,savurursa ( israf ederse ) Allah onu fakir kılar.’’ Buyurmuştur.

İslamiyet,israfın önüne geçmek için abdest alırken dahi israf edilmesine müsaade etmemiş, zamanın boşa harcanmaması için faydasız ve manasız sözleri de israf saymıştır.

Resülullah (s.a.v.)Sa’d b.Ebi Vakkas’ın (r.a.) abdest alırken suyu fazla kullandıgını gördü ve ‘’ Ey Sa’d, bu ne israftır?’’ buyurdu. O da; ‘’ Abdestte israf varmıdır?’’ dedi. Resülullah (s.a.v.); ‘’ Evet, akan bir nehirden olsa bile (vardır).’’ Buyurdu.

Dinimizin koydugu bu esasları hayatımızın her safhasında tatbik etmeye gayret etmeliyiz.Sofraya düşen ekmek kırıntılarını atmak,fasulye,pirinç gibi yemek hazırlanırken yere düşenleri almamak,su,elektrik,gaz vesairi lüzumsuz yere kullanmak hep birer israftır.

Kaynak : Fazilet takvimi -6-11-12 ocak-2010

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Nasihat, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | 1 Comment »

Yahudiler şeytanın askerleridir

Posted by Site - Yönetici Ocak 14, 2010

Yahudiler şeytanın askerleridir

Yahudiler şeytanın askerleridir

Yahudiler şeytanın askerleridir

Nasıl ki şeytan ilahi emre karşı gelmek suretiyle kendini üstün görerek kibirlenmiş ve Allah’ın kullarına düşman olmuş bir intikam peşinde ise aynen bunun gibi Yahudiler de Allah’ın emirlerini hiçe sayarak insanları gözünü kırpmadan, vicdanlarında en küçük nedamet duymadan katlediyorlarsa bunlarda yeryüzünün şeytanlarıdır. İnsanların arasında şeytanların askerleri gibi aynı hizmetleri ifa etmektedirler.
İnsanları doğru yoldan saptıran, kuruntu taşıyan, büyüklük taslayan, her türlü kötülüğe zemin hazırlayan, yalancılığı, katilliği, kin besleme sinsiliğini, sapıklığı, şehveti, hilekarlığı, insanlar arasında düşmanlığı, her türlü hileyi, çekemezliliği, kıskançlığı, inkarcılığı, fitne fesatlığı, iftiracılığı, inkarcılığı, münafıklığı, zulmü, zalimliği aynen uygulayanlardır. Sanki bunlar yetmezmiş gibi terörist, çeteci, zorba, küstah ve saldırganlığı da hiç de elden bırakmazlar. Her türlü günahı, suçu, ayıbı, kusuru işleten şeytan aynen yukarıdakilerle beslenir. Yeryüzünde şeytanın taklitçisi ve hizmetlisi de Yahudilerdir. Aynen şeytan gibi lanetlenmiş kavimdir. Dünyada hiç sevilmeyen korkunç insanlardır.

Yahudiler masum millet sahteciliği ile kendilerini acındıran her yerde ve her devirde zulüm gördüklerini TV, gazeteler, dergiler, kitapları ile masum insan pozlarında bizleri avanak yerine koyarlar. Halbuki her türlü kötülüğün sahibi ve uygulayıcısıdırlar. Bu yazılanlar tarihin kanlı sayfalarında yazılıdır. Yahudilerin Müslümanlara karşı geçmişten bugüne ve kıyamete kadar devam eden düşmanlıkları vardır. Buraya kadar yazdıklarımın hiç birisini İslam dini kabul etmez kafirliği toptan reddeder. En son olarak gözlerimizle gördüğümüz insan kıyımı ile bu anlatılanları ispat eder mahiyettedir. Bu vahşetle Müslüman çocuk, genç, kadın, ihtiyar, özürlü, hasta, yaralı demeden masum insanları, suçsuz zavallıları öldüren, yaralayan, sakat bırakanlar insanlık cellatlarıdır. Bundan maksat geriden gelen nesli yok edip imha etmek suretiyle elsiz ayaksız teslim etsinler.

İSRAİL’İN ÇAĞDIŞI ÇİLESİNDEN BAZILARI


1. İsrail bir işgal devletidir.

2. İsrail ırkçı bir devlettir (Siyonizm)

3. İsrail Yahudilik dininin devletidir.

4. Yahudi soyundan gelmeyenler bu dine kabul edilmezler.

5. Yahudi ırkının üstünlüğü anlayışına dayanan “Siyonizm İdeolojisi üzerine kurulmuştur.”

6. İsrail bir hukuk devleti değildir.

7. İsrail Filistinlilere işkence yapılmasını kanunlaştırmıştır.

8. Filistinlilerin Yahudilere yönelik eylemleri ağır ceza hükümlerine göre iken Yahudilerin saldırı ve tecavüzleri çoğunlukla cezasız kalır.

9. İsrail bir asker devletidir.

10. Sivil Yahudilerin dörtte üçünden fazlası uzun menzilli silah sahipleridir.

11. İsrailin bütün gücü, varlığı ve saltanatı ordusuna dayalıdır.

12. İsrail bir din devletidir.

13. İsrail parlamenter demokrasinin nimetlerinden en fazlasını Yahudiler faydalanır azını da azınlıklardan Filistinli Araplar faydalanır.

14. İsrail Devleti sınırlarını esnek tutar.

15. İsrail Siyonist işgal devleti Filistin direnişini yok etmenin yollarını aramaktadır.

16. İsrailliler Arapları hastalık yayan insanlık dışı yaratıklar olarak görürler.

17. İsrail tecavüzle gasp ettiği toprakları 1967 yılından önceki sınırlara çekmelidir.

18. İsrail çeşitli yolsuzluklarla öz yurtlarından söküp attığı 2,5 milyon Filistinliyi mülteci kamplarından eski ana vatanlarına dönüş izini vermelidir

19. Binlerce yıldır dünyanın değişik yerlerinde dağınık halede yaşayan Yahudiler bu defa Filistin topraklarına yerleşince buradaki yerli Arapları çeşitli baskı, tehdit, katliam yollarıyla boşalan yerleşim yerlerine oturarak bunların evlerini, topraklarını, zeytinliklerini, bağ ve bahçelerini sahiplenerek işgal ile gasp ederek iskan etmişlerdir.

20. Üç semavi dinin (Yahudi-Hristiyan-İslam) tarihi ve kutsal şehri KUDÜS’ü kendilerine mal ederek başşehir ilan etmişlerdir.

21. Müslümanlarca çok kutsal Kudüs’teki Mescid-i Aksa Camisi’ni yıkıp yeni (Süleyman Mabedi) tapınağını yapmanın sinsi planlarını yapmaktadırlar….

Gültekin Kabaş – arsiv.yenialanya.com

..

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Güncel, Gündem, Genel, Türkiye, Yorumlar | 3 Comments »

Mahkum`un son istegi !

Posted by Site - Yönetici Ocak 14, 2010

Son istek

Son istek

Mahkum`un son istegi !


Biri arap, diğeride başka bir milletten  olan iki kişi idama mahkum olur.



Mahkümları dar ağacına getirirler ve önce araba sorarlar
son arzun nedir?


Arap annemi görmek isterim der.


Sıra diğer mahkuma gelir ve O’na da son isteğini sorarlar.Düşünür,düşünür,düşünür…


En sonunda Arap anasını görmesin der.

..

Posted in Diger Konular, Fıkralar, Güncel, Gündem, Genel, Mizah, Muhabbet, Yorumlar | 1 Comment »

Hayat Dört Şey Üzerine Kaimdir.

Posted by Site - Yönetici Ocak 14, 2010

Hayat Dört Şey Üzerine Kaimdir

Hayat Dört Şey Üzerine Kaimdir

Hayat Dört Şey Üzerine Kaimdir

Allahü teâlâ, insanoğlunun hayatını ancak dört şeyle devam ettirecek bir şekilde yaratmıştır. Bunlar, yemek, içmek, giyinmek ve mesken ihtiyacıdır.

Yiyecek hakkında Allah şöyle buyuruyor: “Biz onları yemek yemeyen ceset(ler) yapmadık. (Onlar) ölümsüz de değillerdir.”108 “Size verdiğimiz rızkın temizlerinden yiyin, ama bu hususta taşkınlık etmeyin...” 109

İçecek hakkında da şöyle buyuruyor: “...Biz her canlıyı sudan yarattık...”170 “…Allah’ın rızkından yiyin, için ve yeryüzünde bozgunculuk yaparak (şuna, buna) saldırmayın. “171

Elbise, giyim kuşam hakkında da şöyle buyuruluyor: “Ey Ademoğulları, size çirkin yerlerinizi örtecek bir elbise, bir de giyip süsleneceğiniz bir elbise indirdik...”172 “Ey Ademoğulları, her mescide güzel elbiselerinizi giyerek gidin. Yiyin, için, fakat israf etmeyin. Çünkü Allah israf edenleri sevmez.“173

Mesken ihtiyacına gelince, insanların bedenleri, sıcak ve soğuğun tesirine katlanamayacak bir hilkatte yaratılmıştır. Sıcak ve soğuk pek fazla artınca, hayatlarını sürdüre mezler. Allah, şöyle buyuruyor: “Allah sizden (ağır teklifleri) hafifletmek istiyor. Çünkü insan zayıf olarak yaratılmıştır.”174 İnsan hayatta kalabilmek için sıcak ve soğuğun tesirinden kendisini koruma ihtiyacını duyar. İnsan ancak bununla Allah’ın emanetini yüklenebilir. Bu da sığınılacak bir yerle mümkündür. Bu manada mesken de aynen yiyecek ve içecek gibidir.

Allah, insanlar için kendisinde sonsuz hikmetler bulunan sebeblerle, maişet takdir etti. Yani her bir insan ömrü boyunca, ihtiyaç duyduğu şeyi öğrenmeye imkân bulamaz. Bununla uğraşsa bile, onları öğrenmeden ömrü biter. Bilmediği şeyi de elde etmesi mümkün olmaz. Onların maişet maslahatları da buna bağlıdır. Allah onların herbirisi için bunun bir çeşidini öğrenmelerini kolaylaştırdı. İnsan, öğrendiği işde çalışarak hem kendi ihtiyacını, hem de bu işle uğraşarak ihtiyaç duyduğu diğer şeyleri temin edebilsin. Bu hususa Rasûlullah (sas) şu hadislerinde işaret ediyorlar: “Mü’minler, bazısı bazısına yardım eden bir bina gibidir.“175

Bu mesele şu âyet ile açıklanıyor: “…Dünya hayatında onların geçimlerini aralarında Biz taksim ettik. Birbirlerine iş gördürmeleri için kimini kimine derecelerle üstün kıldık...”17 Yani fakir, zenginin malına, zengin de fakirin çalışmasına muhtaçtır. Burada aynı şekilde ziraatçi, kendisine elbise edinebilmesi için dokumacının çalışmasına ihtiyaç duyar. Dokumacı da yiyecek ve kendisi için elbise yaptığı pamuğu elde etmek için çitçinin çalışmasına muhtaçtır. Sonra bunların herbirisi de belli bir çalışma neticesinde meydana gelir. Bu da karşılıklı yakınlaşmaya ve yardımlaşmaya vesile olur. Bütün bunlar şu âyetin çerçevesine dahil olur: “.. İyilik ve takvada yardımlasınız...”177 Rasûlullah (sas) de şöyle buyuruyorlar: “Kul, müslüman kardeşine yardıma devam ettiği müddetçe, Allah da kuluna yardıma devam eder.”178 Bu iş ister şart koşulan bir karşılıkla olsun, isterse olmasın. Kulun maksadı yukarıda açıkladığımız şeyler olduktan sonra, Rasûlullah’ın (sas) şu hadisine göre, amelinde de itaat manası olur: “Ameller ancak niyetlere göredir. Herkesin niyet ettiği ne ise, eline geçecek olan ancak odur.”ı79 Bir ameli işleyen, bu işi ile bir tâatin yerine getirilmesine imkân hazırlamaya niyet etmişse, veya bir kardeşinin bu işi yapmasına vesile olmak istemişse, niyetine göre bu amelinden mükâfat alır. Nikâh ta aynen böyledir. Karı ve koca, çocuk elde etmek ve böylece Allah’ın kullarını, Rasûlullah’ın (sas) ümmetini çoğaltmak maksadı ile evlenseler, bu fiil aslında şehevî arzularını tatmin için olsa bile, bu amellerinden dolayı her ikisi de sevab kazanırlar. Bu durumda Allah’a yakınlaşma asıl, şehevî arzularını tatmin ise tebeî olur. Bu da aynen öncekiler gibidir.

Yeme ve İçmeyi Terketmek Doğru mudur?

İnsanlar yeme ve içmeyi terketseler, Allah’a asi olurlar. Çünkü bunda vücudun telef olması vardır. Yani nefis, ne zaman ki normal olarak yemeden ve içmeden hayatta kala-mazsa, bu durumda kendisini bunlardan meneden kimse, nefsinin katili olur. Allah şöyle buyuruyor: “…Kendi nefislerinizi öldürmeyin…”180 Bu kimse, kendi nefsini helake maruz bırakıyor demektir. “Allah yolunda mallarınızı harcayın. Kendinizi kendi elinizle tehlikeye atmayın...”181

Hayatı devam ettirecek kadar aldıktan sonra, Allah’a ibadete güç yetirecek kadar alması ise mendubtur. Şayet almazsa, zayıflar, belki de ibadetten âciz kalır. Rasûlullah (sas) şöyle buyuruyor: “Allah katında kuvvetli mü’min, zayıf mü’minden daha sevimlidir. Her birisinde de hayır vardır.”182 İbadet yapmak için vücudu kuvvetlendirecek şeyi kazanmaya çalışmak ta ibadet hükmündedir. Bunu yapmak mendubtur. Kendisi ile ibadet yapılan şey de ibadettir.

Ebû Zerri’l-Gıfârî’ye (ra) hangi amelin daha faziletli olduğundan sorulduğu zaman, bu meseleye işaret ederek şöyle cevab verdi: “Namaz kılmak ve ekmek yemek.” Mesrûk (rh) ve diğerlerinden nakledildi ki, kim muztar kalır da, yemez ve neticede ölürse Cehennem’e girer. Burada yemekten maksad, meyteyi yemektir. Çünkü zaruret ânında haramlık kalkar, mübahlık gelir. Haramlığı ile birlikte mey-tenin hükmü bu olursa, zaruret halinin dışında diğer helâl olan yiyeceklerin alınması hususunda farklı bir hükme varılabilir mi?

Kaynak : İmam Muhammed Şeybani – İslam İktisadında Helal Kazanç

Dipnotlar: Yazının devamını oku »

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Yorumlar, İslam İktisadında Helal Kazanç | Etiketler: | Leave a Comment »

Namazdan Sonra Okunacak Genel Dualar

Posted by Site - Yönetici Ocak 13, 2010

Namazdan Sonra Okunacak Genel Dualar

Namazdan Sonra Okunacak Genel Dualar

Namazdan Sonra Okunacak Genel Dualar:

Abdullah İbni Amr İbni’l-Âs’dan, o da Ebû Bekir Es-Sıddîk’dan  (Radıyallahu Anhüm) yapılan rivayette Ebû Bekir, Resûlüllah Sallallahu  Aleyhi ve Sellem’e şöyle dedi:

“Namazımda duâ edeceğim bir duayı bana öğret. Peygamber (s.a.v) dedi   ki, şöyle söyle:

Allâhümme innîzaîemtü nefsî zulmen kesîren ve Iâ yağfiru ‘z-zünûbe illâ ente. Feğfir lîmağfireten min indike verhamnî. İnneke ente’I-ğafûru’r-râhîmu.”

Allah’ım! Ben nefsime çok yazık ettim. Günahları ancak Sen bağış­larsın. Tarafından bana bir mağfiret buyur, bana merhamet et; çünkü Sen çok mağfiret edensin, çok merhamet edensin.”[11]

Derim ki, hadisin rivayetinde “Nefsime çok zulüm ve büyükzulüm”di­ye iki ifade olduğu için duâ edenin her iki sözü de kullanarak “nefsime çok ve büyük zulüm ettim” demesi müstehabdır. Bu duâ her ne kadar namazda okunmak üzere varid oldu ise de, sahih, hasen ve nefis oldu­ğundan her yerde okunması müstahab olur. Bir rivayette de: “Namazım­da ve evimde okuyacağım bir duayı bana öğret” şeklindedir.

Ebu Musa Eî-Eş’arî’den (Radryallahu Anh) yapılan rivayete göre Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem şu duayı yapardı:

Allâhümmeğfir lî hatîetî ve cehli ve israfı fî emri ve mâ ente â’lemu bihi minnî. Allâhümmeğfir lî ciddî ve hezlî ve hataî ve amdî ve küllü zâli-ke indî. Allâhümmeğfir lî ma kaddemtü ve mâ ahhartü ve mâ esrartü ve mâa’îentü vemâ entca’lemu bihîminnî. Ente’l-mukaddimu veente’lmu-ahhiru ve ente alâ külli şey’in kadîr.”

Allah’ım! Benim hatamı, cehlimi isimdeki taşkınlığı ve benden daha iyi bildiğin şeyi bana bağışla. Allah’ım! Ciddi işimi ve şakamı, hatamı ve kasden yaptığımı bağışla. Bütün bunlar bende vardır. Allah’ım! Ön­ceden yaptığım ve yapacağım günahları, gizlediğimi ve açığa vurduğumu ve benden daha iyi bildiklerini bana bağışla. Evvel ve son Sensin. Sen her şeye kadirsin.”[12]

Hz. Aişe’den (Radıyallahu Anh) yapılan rivayetde Peygamber Sal­lallahu Aleyhi ve Sellem duasında şöyle buyururdu:

Allâhümme innî eûzü bike min şerri mâ amiltü ve min şerri mâ lem a’mel.”

Allah’ım! ben, işlediğim şeyin şerrinden ve işlemediğimin şerrinden Sana sığınırım.”[13]

İbni Ömer’den (Radıyallahu Anhüma) yapılar rivayetde demiş-:i, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in dualarından biri şu idi: “

Allâhümme innî eûzü bike min zevali ni’metike ve tehavüüli afiyete ve fec’eti ni’metike ve cemii suhtike.”

Allah’ım! Nimetinin gitmesinden, verdiğin afiyetin değişmesinden, aza­bının ansızın gelmesinden ve buğz ettiğin her şeyden Sana sığınırım.”[14]

Zeyd İbni Erkam’dan (Radıyallahu Anh) yapılan rivayetde şöyle demiştir: Ben size, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in söylediğin­den başkasını söylemiyorum. O şöyle derdi:

Allâhümme innî eûzü bike mine’l-aczi ve’l-keseli vel-cubni ve’I-buhli ve’l-hemmi ve azâbil-kabri. Allâhümme âti nefsî takvâhâ ve zekkihâ en-te hayru men zekkâhâ ente veliyyühâ ve mevlâhâ. Allâhümme innî eûzü bike min ilmin la yenfeu ve min kalbin lâ yahşeu ve min nefsin lâ teşbeu ve min daveti yüstecâbu lehâ.”

Allah’ım! Acizlikten, tenbellikten, korkaklıktan, cimrilikten, üzün­tüden, kabir azabından ben Sana sığınırım. Allah’ım! Nefsime takvasını ver ve onu günahlardan temizle. Sen onu temizleyenin en hayırlisısın. Sen onu koruyansın, onu idare edensin. Allah’ım! Fayda vermeyen bir ilim-den, korkmayan bir kulluk’tan, doymayan bir nefisten ve kabul olunmayan- bir duadan ben Sana sığınırım.”[15]

Ali’den (Radıyallahu Anh) yapılan rivayetde demiştir ki, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ona:

Allâhümmehdinî ve seddinî.”

Allah’ım, beni hidâyete erdir ve beni düzelt” de, buyurdu.” Bir riva­yette de:

Allah’ım! Senden hidayet ve doğruluk isterim.” söyle, buyurdu.[16]

Sa’d îbni Ebî Vakkas’dan (Radıyallahu Anh) yapılan rivayetde şöyle demiştir: “Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem’e bir bedevi gelip:

Yâ Resûleîlah! Bana söyleyeceğim bir duâ öğret, dedi. Peygamber (s.a.v) dedi ki, şöyle söyle:

Lâ ilahe illâllâhu vahdehû lâ şerike Iehû. Aîlâhu ekberu kebîran ve’l-hamdu IiIİâhi kesîran. Sübhânellâhi rabbi’l-âlemîn. Lâ havle ve lâ kuv­vete illâ billâhi’l-azîzi’l-hakîm.”

Allah dan başka ilâh yoktur; yalnız o vardır. Ortağı yoktur. Allah çok çok büyüktür. Allah’a çok hamd olsun. Âlemlerin Rabbı noksanlık­lardan münezzehtir. Kuvvet ve kudret ancak Allah’ındır. O, her şeye üs­tün gelendir, hikmet sahibidir,” Adam:

Bu sözler Rabbim için, bana ne var? dedi. Peygamber (s.a.v), sen şöy­le söyle dedi:

Allâhümmeğfir lî verhamnî vehdinî verzuknî ve âfinî.

Allah’ım! Beni bağışla, bana merhamet et, beni hidâyete erdir, bana rızık ver ve bana afiyet ihsan et.” “Ravi “Bana afiyet ihsan et” sözünde (söylenip söylenmediğinde) şübheye düşmüştür.[17]

Ebû Hüreyre’den (Radıyallahu Anh) yapılan rivayetde demiştir ki, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle derdi:

Allahümme ashh lî dînî ellezî huve ısmetü enırî ve ashh lî dünyâye elletî fîhâ meâşî ve ashh lî âhiretî elleti fîhâ meâdî ve’c-alilhayâte ziyâde-ten lî fî külli hayrın vec’alilmevte ve râhaten lî min külli şerrin.

Allah’ım! İşimin dayanağı olan dinimi düzelt. İçinde geçimim olan dünyamı bana yararlı yap. Dönüş yerim olan âhiretimi de düzelt. Her hayır hakkında hayatımı ziyade yap. Ölümü de her kötülükten uzak bana bir rahatlık kıl.“[18]

İbni Abbas’dan (Radıyallahu Anhüma) yapılan rivayete göre Re-sûlüüah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle söylerdi

Allâhümme leke eslemtü ve bike âmentü ve aleyke tevekkeltü ve iley-ke enebtü, ve bike hâsemtü. Allâhümme innî eûzü biizzetüke lâ ilahe illâ ente entuziiîenî. Ente’l-hayyüllezî lâ yemûtü. Ve’l-cinnü ve’l-insu yemü-tûne.”

Allah’ım! Sana teslim oldum, Sana iman ettim, Sana güvendim, Sa­na yöneldim, Senin gücünle mücedele ettim. Allah’ım! Seni sapıtmaktan Senin üstün kudretinle Sana sığınırım, senden başka İlâh yoktur. Sen öl­meyen hayat sahibisin. Cinler ve insanlar ise ölürler.”[19]

Büreyde’den (Radıyallahu Anh) yapılan rivayetde, Resûlüllah Sal­lallahu Aleyhi ve Sellem, bir adamın şöyle dediğini dinlemiştir:

Allâhümme innî es’elüke biennî eşhedü enneke ente’llâhu lâ ilahe illâ ente’l-ehadü’s-samedü ellezî lem yelid velem yüled velem yekûn lehû küfü-ven ehad.

Allah’ım! Senden başka ilâh olmadığına, kimseye muhtaç olmayan bir varlık olduğuna, doğmadığına ve doğurulmadığma, hiç kimsenin ken­disine denk bulunmadığına ben şahidlik ederek senden istiyorum.” Bu­nun üzerine peygamber (s.a.v): Gerçekten sen öyie bir isim ile Allah’dan istedin ki, o isimle kendisinden istenince verir, ona duâ edilince kabul eder, buyurdu.”[20]

Bir rivayette de şöyledir: “Gerçekten sen, Allah’dan en büyük ismi ile istedin.” Tirmizi demiştir ki, bu hasen hadistir.

Enes’den (Radıyallahu Anh) yapılan rivayete göre: “Kendisi Re­sûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’le beraber oturuyordu. Bir adam da namaz kılıyordu. Sonra o odam duâ etti:

Allâhümme innî es’elüke bienne leke’l-hamdü. Lâ ilahe illâ ente’l-mennânü bedî’is-semâvâti ve’l-arzı. Yâ ze’l-celâli ve’l-ikrâmi. Yâ hayyu, yâ kayyumu.

Allah’ım! Hamd Sana mahsus olmak. Senden başka ilâh bulunma­mak, göklerin ve yerin yaratıcısı bulunan İhsan sahibi olman itibariyle Senden istiyorum. Ey celâl ve ikram sahibi! Ey her şeyi tasarrufunda tu­tan ölümsüz varlık!..” Bunun üzerine Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Gerçekten bu adam Allah Tealâ’ya öyle büyük ismi ile duâ etti ki, bununla duâ edilince Allah kabul eder, bununla kendisinden istenince verir, buyurdu. “[21]

Sahih isnadlarla Hazreti Âişe’den (Radıyallahu Anh) yapılan ri­vayete göre Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem şu sözlerle duâ ederdi:

Allâhümme innî eûzü bike min fitnetin-nâri ve azâbi’n-nâri ve min şerri’l-ğmâ ve’I fakrı.”

Allah’ım! Ateşin fitnesinden ve ateşin azabından, zenginliğin ve fa­kirliğin şerrinden Sana sığınırım.“[22]

Ziyâd İbni İlâka’den o da amcasından ki, amcasının ismi Kutbe

Ibni Mâlik’dir- (Radıyallahu Anh) yapılan rivayetde demiştir ki, “Pey­gamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle söylerdi:

Allâhümme innî eûzü bike min münkerâti’l-ahlâki ve’l-a’mâli ve’l-ehvâl.

Allah’ım! Ahlakın, amellerin ve nefis isteğinin fenalıklarından Sana sığınırım.”[23]

Şekel İbni Humeyd’den (Radıyallahu Anh) yapılan rivayetde şöyle demiştir.

Yâ Resûlellah! Bana bir duâ öğret, dedim, şöyle söyle dedi:  .

Allâhümme innî eûzü bike min şerri sem ‘î ve min şerri basarî ve min şerri lisânî ve min şerri kalbî ve min şerri meniyyi.”

Allah’ım! Kulağımın kötülüğünden, gözümün kötülüğünden, dilimin kötülüğünden, kalbimin kötülüğünden ve (haram işlemeye sebeb olabile­cek) menimin kötülüğünden Sana sığınırım.”[24]

Sahih isnadlarla Enes’den (Radıyailahu Anh) yapılan rivayete göre Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem söylerdi:

Allâhümme innî eûzü bike mine’l-berasi ve’l-cünûni ve’l-cüzzâmi ve seyyi’l-eskâmi.”

Allah’ım! Alaca hastalığından, delilikten, cüzzamdan ve hastalıkla­rın kötülüğünden Sana sığınırım. “[25]

Şahabı olan Ebû’l-Yesr’den (Radıyaîlahu Anh) yapılan rivayet­de, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle duâ ederdi:

Allâhümme innî eûzü bike mine’l-hedmi ve eûzü bike mine’t-tereddî ve eûzü bike mine’l-ğarakı ve’l-harakı ve’l-heremi ve eûzü bike en yetehabbetaniye’ş-şeytânü inde’l-mevti ve eûzü bike en emûte fî sebîlike mudbiran ve eûzü bike en emûte ledîğan.”

Allah’ım! Bina yıkıntısından, uçuruma düşmekten Sana sığınırım. Yine Boğulmaktan, yangından ve kocalmaktan Sana sığınırım. Ölüm anında beni Şeytanın çarpmasından Sana sığınırım. Yine Senin yoluna arka ve­rerek ölmemden Sana sığınırım. Yine zehirlenip ölmemden Sana sığını­rım.*’ Diğer bir rivayettedeKader ve üzüntü ile ölmekten Sana sığınırım” şeklindedir.[26]

Ebû Hüreyre’den (Radıyallahu Anh) yapılan rivayetde demiştir ki, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle söylerdi:

Allâhümme innî eûzü bike mine’l-cû feinnehu bi’se’ddacîu ve eûzü bike minc’l-hiyâneti feinnehâ bi’seti’l-bitânetü!

Allah’ım! Açlıktan Sana sığınırım; çünkü o (insanı terk etmeyen) ne kötü arkadaştır! Yine hıyanet etmekten Sana sığınırım; zira o ne kötü gizli bir huydur!..“[27]

Hz. Ali’den (Radıyallahu Anh) yapılan rivayete göre bir mükâ-teb (âzâd edilmek için mal ödemek üzere efendisi ile sözleşme yapan kö­le) kendisine gelip:

Ben sözleşmemde acziyete düştüm (borcumu ödeyemiyorum), bana yar­dım et, dedi. (Hazreti Ali ona),

Üzerinde dağ kadar borç olsa onu senden ödeyecek olan Resûlüllah Sal-lallahu Aleyhi ve Sellem’in bana öğretmiş olduğu sözleri sana öğreteyim mi? dedi. Sen şöyle söyle:

Allâhümme’k fim bihelâlike an harâmike ve ağninî bifadlike ammen sivâke.”

Allah ‘im! Senin helâl rizıklarinla beni haramdan koru ve lütfunla Sen­den başkasına muhtaç kılma.”[28]

İmrân İbnü’l-Husayn’den (Radıyallahu Anhüma) yapılan riva– Nyefe göre, Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem, İmrân’m babası Hu-sayn ‘e, kendileriyle duâ edeceği şu iki sözü öğretti:

Allâhümme eihimnî rüşdî ve e’iznî min şerri nefsî.

Allah’ım! Bana hidâyetimi ilham et ve nefsimin kötülüğünden beni koru.”[29]

zayıf bir isnadla Ebû Hüreyre’den (Radıyallahu Anh) yapılan ri­vayete göre Resûlüllah Salîallahu Aleyhi ve Sellem şöyle duâ ederdi:

Allâhümme innî eûzü bike mine’ş-şikâkı ve’n-nifâkı ve su’i’l-ahlâkı.”

Allah’ım! Çekişip düşmanlık etmekten, iki yüzlülükten ve kötü ah­lâktan Sana sığınırım.“[30]

Şehr İbni Havşeb’den yapılan rivayetde demiştir ki, ben Ümmü Sele-me’ye (Radıyallahu Anha):

Ey mü’minlerin annesi! Resûlüüah Salîallahu Aleyhi ve Sellem yanında oldu­ğu zaman en çok yaptığı duâ hangisidir? dedim. Dedi ki, çoğunlukla duası .şu İdi:

Yâ mukallibe’l-kulûbi, sebbik kalbî alâ dînike.”

Ey kalbleri halden hale çeviren! Benim kalbimi dinin üzere sabit kıl.”[31]

Hazreti Âişe’den (Radıyallahu Anha) yapılan rivayetde demiştir ki, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle söylerdi:

Allâhümme âfinî fî cesedi ve afini fî basari ve’c-alhü’l-varise minnî lâ ilahe illâ ente’l-halîmu’l-kerîmu. Sübhânellâhi rabbi’l-arşi’lazîmi ve’l-hamdü lillâhi rabbi’l-âlemîn.”

Allah’ım! Bedenime afiyet ver. Gözüme de öyle bir afiyet ver ki, be­nim arkamda kalsın (ölünceye kadar görme nimetinden beni mahrum bı-

rakma). Senden başka İlâh yoktur. Sen Halimsin, Kerimsin (günahkârla­ra acele azâb vermezsin, ikramın boldur.) Büyük Arş’ın Rabbı olan Al­lah bütün noksanlıklardan münezzehtir. Hamd da âlemlerin Rabbine mah­sustur. “[32]

Ebû’d-Derdâ’dan (Radıyallahu Anh) yapılan rivayetde demiştir ki, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: “Şu sözler Dâ-vud Aleyhisselâm’ın dualarından idi:

Allâhümine innî es’elüke hubbeke ve hubbe men yuhıbbuke ve’l-amelellezîyubelliğunî hubbeke. Allâhümme’c`al hubbeke ehabbe Heyye min nefsî ve ehli ve mine’l-mâi’l-bândi.”

Allah’ım! Senden Senin sevgini ve Seni sevenlerin de sevgisini ve beni Senin sevgine ulaştıracak ameli istiyorum. Allah’ım! Senin sevgini, nefsi­mi, ailemi ve soğuk suyu sevmekten daha ziyade yap.“[33]

Yunus (A.S)’ın Yaptığı Duâ:

Sa’d İbni Ebî Vakkas’dan (Radıyallahu Anhü) yapılan rivayetde demiştir ki, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: “Yu­nus peygamber balığın karnında iken Rabbine ettiği duâ şu idi:

Lâ ilahe illâ ente sübhâneke innî küntü mine’z-zâlimîn.”

Senden başka ilâh yoktur. Bütün noksanlıklardan münezzehsin. Ben, (nefsine yazık edenlerden oldum.)” Müslüman bir adam herhangi bir şey için bu sözlerle duâ ederse, muhakkak surette Allah onu kabul eder.”[34]

Enes’den (Radıyallahu Anh) yapılan rivayetde: “Bir adam Pey­gamber Sallailahu Aleyhi ve Selleme gelip:

—  Duanın hangisi daha faziletlidir? dedi. Peygamber (s.a.v):

— Sen, Rabbinden dünyada ve âhirette afiyet iste, buyurdu. Sonra adam ikinci günde peygambere gelip:

— Yâ Resûlellah! Duanın hangisi daha faziletlidir? Peygamber (s.a.v) ona aynı şeyi söyledi. Sonra adam üçüncü gün peygambere gelip ona ay­nı sözü söyledi. Peygamber (s.a.v): Sana dünyada afiyet verilince ve âhi­rette de sana verilince gerçekten kurtulmuş oldun, dedi.”[35]

Abbas îbni Muttalib’den (Radıyallahu Anh) yapılan rivayetde şöy­le demiştir: “Dedim ki, yâ Resûlellah! Bana bir duâ öğret de onunla Al­lah Tealâ’dan isteyeyim. Resûlüllah (s.a.v):

— Allah’dan afiyet isteyin, dedi. Bir kaç gün bekledikten sonra ben gelip:

— Yâ Resûlellah! Yâ Resûlellah bana bir şey öğret de onunla Allah Te­alâ’dan isteyeyim, dedim. Bunun üzerine:

— Ey Abbas, ey Allah’ın Resulünün amcası! Allah’dan dünya ve âhi-ret için afiyet isteyin, buyurdu.[36]

Ebû Ümâme’den (Radıyallahu Anh) yapılan rivayetde şöyle an­latmıştır: “Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, öyle çok duâ yaptı ki, ondan hiç bir şey ezberlenemedi. Ben:

Yâ Resûlellah! Öyle çok duâ ettin ki, ondan hiç bir şey ezberleyeme-dik, dedim. Bunun üzerine:

Bunların hepsini toplayan duayı size söyleyeyim mi? Şöyle söylersin dedi:

Aüâhümme innî es’elüke min hayrın mâ se’eîeke minhu nebiyyuke muhammed (saîlaîlahu aleyhi ve sellem) ve ne’ûzü bıke min şerri mesteâzeke minhu nebbiyuke muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) ve ente’l müsteânü ve aîeyke’l-belâğu ve lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâh.”

Allah’ım! Senin peygamberin Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sel­lem hayır olarak Senden neyi istedi se ben onu Senden isterim. Hangi kö­tülükten de Senin peygamberin Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellem Sana sığınmışsa, biz de ondan Sana sığınırız. Sen yardım istenensin ve dilekler kendisine ulaştırılansın. Allah’dan başka kuvvet ve kudret sahibi yoktur.”[37]

Enes’den (Radıyallahu Anh) yapılan rivayetde demiştir ki, Resû-Iüllah Sallallahu Aleyhi ve Seîlem şöyle buyurmuştur.

Yâ Ze’I-Celâli Ve’l-İkrâm (ey celâl ve ikram sahibi) diyerek duaya de­vam ediniz.”[38]

İbni Abbas’dan (Radıyallahu Anhüma) yapılan rivayetde demiş­tir ki, Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle duâ ederdi:

Rabbi e’innî ve lâ tü’in aleyye, Vensurnîvelâ tensur aleyye. Vemkürli ve lâ temkür aleyye ve yessir hüdâye vensurnî ala. men beğa aleyye rabbi’c-alnî leke şâkiran leke zâkiran, leke rahiben, leke mitvâan, ileyke mucîben ev münîben tekabbel tevbetî veğsil havbeti ve ecib daveti ve sebbit hücceti vehdi kalbi ve seddid lisânî veslüî sehîmete kalbî.

Rabbim, bana yardım et, Aleyhime yardım etme. Bana başarı ver, aleyhime başarı verme. (Düşmanlara haberleri olmaksızın) belâ ver, aley­hime verme. Hidâyetimi kolaylaştır ve bana isyan edene karşı bana zafer  ver. Rabbim, beni Sana şükreden, Seni zikreten, Senden korkan, Sana itaat eden, Sana icabet eden yahut Sana yönelen yap. Benim tevbemi ka­bul et, günâhımı yıka, duamı kabul et, dâvamı sabit kıl, kalbime hidâyet ver, dilimi düzelt ve kalbimin kıskançlığını gider.”[39]

Hz. Âişe’den rivayet edildiğine göre, Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem ona şöyle söyle dedi:

Allâhümme innies’elüke minel-hayri küllihi âcilihî ve âcilibimâ alimcü minhu ve mâ iem âlem. Ve eûzü bike mîne’şşerri küllihîâcilihî ve âcilihi mâ alimtü minhu ve mâ İem a’lem ve es’elüke’I-cennete ve mâ karrebe ileyhâ min kavlin ev amelin vee’ûzü bike mine’n-nâri ve mâkarrabe iley-hâ min kavlin ev amelin ve es’eîüke hayre mâseelekebihîabdüke ve resû-lüke muhammedün (sallallahu aleyhi ve selleme) ve eûzü bike min şerri meztezeke minhu abdüke ve resûluke muhammedün (sallallahu aleyhi ve selleme) ve es’elüke mâ kazayte lîmin emrin en tec’ale âkıbetehu reşeden.”

Allah’ım! Hayrın hepsini Senden istiyorum, hem dünyadakini hem de âhirettekini. Hayırdan bildiğimi ve bilmediğimi de istiyorum. Ben Sen­den cenneti ve söz ile amelden ona yaklaştıran şeyi istiyorum. Ateşten ve söz olsun yahut amel olsun bunlardan ateşe yaklaştıran şeylerden de Sa­na sığınırım. Senin kulun ve Peygamberin Muhammed’in (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Senden istediği şeylerin hayırlısını ben Senden istiyorum. Se­nin kulun ve Peygamberin Muhammed’in (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Sana sığındığı şeylerin şerrinden Sana sığınırım. Benim için takdir ettiğin işin akıbetini selâmet kılmanı Senden İstiyorum. “[40]

İbni Mes’ud’dan rivayete göre, demiştir ki şu sözler Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in dualarından idi:

Allâhümme innâ nes’elüke mûcibâti rahmetike ve azâitne mağfireti-ke vesselâmete min külli ismin ve’lğanîmete min külli binin ve’îfevze bi’î-cennete vennecâte minennâr.

Allah’ım! Senin rahmetini gerektirenleri ve mağfiretinin büyüğünü, her günahdan selâmeti ve her iyilikten de mükâfat, cennete ulaşmayı ve ateşten kurtulmayı Senden isteriz.“[41]

Peygamberimizin Öğrettiği Tövbe Duası:

Câbir İbni Abdullah’dan rivayet edildiğine göre, Câbir demiştir  ki, “bir adam Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Selleme gelip şöyle dedi: Günahlardan yazık oldu bana, vay başıma!… İki kez yahut üç kez söyle­di. Bunun üzerine Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ona dedi ki, sen şöyle söyle:

Allâhümme mağfiretüke evsau min zünûbî verahmetüke ercâ indîmin amelî.

Allah’ım! Senin mağfiretin benim günahlarımdan çok daha geniştir, rahmetin de benim nazarımda yaptığım amelden çok daha güvencelidir.”

Adam bu sözleri söyledi. Sonra geygamber (s.a.v) ona bu duayı tekrarla dedi. Adam tekrarladı. Sonra tekrarla dedi, adam da tekrarladı. Bunun üzerine peygamber (s.a.v) ona: haydi kalk, günahların bağışlanmıştır, dedi.”[42]

Ebû Ümâme’den (Radiyallahu Anh) yapılan rivayette demiştir ki, Resûlüllah Saİlallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:

Yâ erhamerrâhimîn. (Ey merhamet edenlerin en merhametlisi!) diyen kimse için Allah’ın görevli bir meleği vardır. Kim bunu üç defa söylerse, melek ona şöyle der: Merhamet edenlerin en merhametlisi (olan Allah) sana teveccüh etmiştir. iste...”[43]

Kaynak : Dualar ve zikirler – İmam Nevevi

Dipmotlat: Yazının devamını oku »

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Dualar, Dualar ve Zikirler - İmam Nevevi, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

Bu ümmetten çok sayıda insanın hesap sorulmaksızın cennete gireceğine dâir nakledilegelen hadisler:

Posted by Site - Yönetici Ocak 12, 2010

1

1

Bu ümmetten çok sayıda insanın hesap sorulmaksızın cennete gireceğine dâir nakledilegelen hadisler:

Önceki sayfalarda bildirildiği gibi bu ümmetten yetmiş bin kişi, hesap sorulmadan cennete girecektir. Sahih-i Müslim’deki bir rivayette şu ifade yer almaktadır:

Onlardan her bin kişi ile birlikte yetmiş bin kişi daha cennete girecek­tir.

İmam Ahmed b. Hanbel’in rivayet ettiği bir hadisteyse şöyle denmektedir:

Onlardan her bir kişiyle yetmiş bin kişi daha cennete girecektir.”

Buharı ve Müslim’in sahihlerinde… Ebû Hüreyre’den rivayet olunduğu­na göre Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

Ümmetimden bir zümre cennete girecektir. Onlar yetmiş bin kişi olup yüzleri, dolunay gecesindeki ay gibi parlaktır.” Orada hazır bulunan Ukkâşe b. Mihsan kalkıp: “Ey Allah’ın Rasûlü! Beni de o zümreden kılması için Al­lah’a duâ et” dedi. Rasûlullah (s.a.v.) onu cennetliklerden kılması için Al­lah’a dua etti. Bunun üzerine Ensar’dan bir adam kalkıp dedi ki: Ya Rasülal-lah, beni de onlardan kılması için Allaha dua et. Rasûlullah (s.a.v.) ona şöy­le cevap verdi: “Bu hususta Ukkâşe seni geride bıraktı.

Buharî ve Müslim’in sahihlerinde… İbn Abbas’tan rivayet olunduğuna göre Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Ümmetler bana arz edildi. Bir peygamber gördüm; beraberinde bir top­luluk vardı. Bir peygamber gördüm;, beraberinde bir iki adam vardı. Bir pey­gamber de gördüm ki, beraberinde hiç kimse yoktu. Kalabalık bir topluluk

gördüm. Onları kendi ümmetim sandım. Bana: “Bu, Musa ve kavmidir. Ama sen ufuka bak” denildi. Baktım; öncekinden daha büyük bir topluluk gör­düm. Bana denildi ki: “Bu, senin ümmetindir. Beraberlerinde yetmiş bin ki­şi daha hesaba çekilmeden ve azâb görmeden cennete girecektir.” Bu hadisin bir yerinde şu ifade de mevcuttur: “… Onlar ki, hırsızlık yapmazlar. Uğursuz­luğa inanmaz ve Rablerine güvenip dayanırlar.”

Müslim… İmrân b. Husayn’dan rivayet etti ki; Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

Ümmetimden yetmiş bin kişi hesaba çekilmeksizin ve azaba uğramak-sızın cennete girecektir. Onlar, vücutlarına dağlama yaptırmaz, uğursuzluğa inanmaz ve Rablerine güvenip dayanırlar.

Hişâm b, Amman,. Ebû Ümame’den rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

Rabbim, ümmetimden yetmiş bin kişiyi, onlardan her bin kişiyle birlik­te yetmiş bin kişiyi daha hesaba çekmeksizin ve azaba uğratmaksızın cenne­te koyacağını; ayrıca Aziz ve Celil olan Rabbimin avucuyla üç avuç insanı da cennete koyacağını bana va’detti.”


Kaynak – Ölüm ve Ötesi – İbni Kesir


Posted in Ölüm Ve Ötesi - İbni Kesir, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Hadis-i Şerifler, Yorumlar | 2 Comments »

AZ TAMAH ÇOK ZARAR GETİRİR

Posted by Site - Yönetici Ocak 11, 2010

AZ TAMAH  ÇOK ZARAR  GETİRİR

AZ TAMAH ÇOK ZARAR GETİRİR

AZ TAMAH  ÇOK ZARAR  GETİRİR

Saf bir adamın, güzel bir koçu vardı. Boynuna ip bağlamış,ardından çekip götürüyordu. Hırsızın biri sezdirmeden ipi kesip, koçu çaldı.

Adam bir süre ipi sürükledikten sonra, arkasına dönüp baktığında koçun çalındığını anladı. Dövünerek, bağırarak sağ sola koşmaya başladı.

Koçu çalan hırsız da bir kuyunun başında,”Eyvahlar olsun, eyvahlar olsun” diye ağlıyordu.Koçunu çaldıran saf adam, merak edip yaklaştı ve,”Hayrola arkadaş! Senin de mi koçun çalındı? Neden ağlıyorsun?” diye sordu. Hırsız,

‘İçinde 100 altın bulunan kesem, kuyuya düştü. Ne yapacağımı bilemiyorum. Kuyudan altın dolu kesemi çıkartırsan, sana beşte birini gönül rızasıyla veririm” dedi.

Saf adam, bu teklif karşısında hiç tereddüt etmedi.”Allah bir kapıyı kapar, on kapıyı açar. Koç gittiyse de deve geliyor’‘ diyerek soyunup kuyuya indi. Hırsız da elbiseleriyle birlikte nesi varsa, hepsini alıp kaçtı.

Koçunu çaldıran zavallı saf adam, tamahı yüzünden elbiselerinden de oldu.

***

İnsan yolunu aydınlığa çıkaracak tedbiri, elden bırakmamalıdır. Tamah huyu hırsıza benzer. Hayal gibi her an, değişik bir sûretle ve hileyle insanı aldatır.

Kaynak : Mesnevi’de geçen hikayeler.


Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Hikayeler, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Mesnevi’de Geçen Hikayeler - Mevlana, Tavsiyeler, Yorumlar | Leave a Comment »

 
Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 431 takipçiye katılın