Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Archive for the ‘Diger Konular’ Category

Cehennemin Niteliği, Genişliği, Orada Azap Görenlerin Cüsselerinin İriliği.

Posted by Site - Yönetici Mart 15, 2010

Cehennemin Niteliği

Cehennemin Niteliği

Cehennemin Niteliği, Genişliği, Orada Azap Görenlerin Cüsselerinin İriliği.

Yüce Allah Kendi Lütuf, Kerem Ve İhsamyla Bizi Korusun, Amin. O, Dilediğini Yaptıracak Güce Sahiptir:

Noksanlıklardan münezzeh olan Yüce Allah buyurdu ki:

Doğrusu münafıklar cehennemin en alt tabakasındadırlar. Onlara yar­dımcı bulamayacaksın.” (Nisa, 4/145)

Tartıları hafif gelenler ise, onun yeri bir çukurdur. O çukurun ne oldu­ğunu sen bilir misin? O, kızgın bir ateştir.” (Kâria, lOl/8-li)

Onlar için cehennemden bir yatak ve üstlerine de örtüler vardır. Zâlim­leri böyle cezalandırırız. İnanan ve yararlı iş işeyenler -ki kişiye ancak gücü­nün yeteceği kadar yükleriz- işte cennetlikler onlardır.” (A’râf, 7/41-42)

Cehennem ateşine itildikçe itildikleri gün, onlara:İşte yalanlayıp dur­duğunuz ateş budur.” (denir).” (Tür, 52/13)

Her inatçı inkarcıyı cehenneme atın!” (Kaf, 50/24)

O gün cehenneme;Doldun mu?” deriz. O: “Daha var mı?” der.” (Kaf, 50/30)

Buharı ve Müslim’in Sahihlerinin bir kaç yerinde rivayet olunduğuna göre Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

Cehenneme habire (adam) atılır. O “Daha var mı?” der. Nihayet onur ve üstünlük sahibi Rab, ayaklarıyla onun üzerine basar da o büzülür ve: “Se­nin üstünlüğüne yemin ederim ki yeter, yeter!” der.”

Sonucunu Düşünmeden Söylenen Söz, Sahibini Dünyanın Batısıyla Doğusu Arasındaki Mesafeden Daha Derin Bir Şekilde Cehennem Ateşine Düşürür:

Müslim… Ebû Hüreyre’den rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle bu­yurmuştur:

Kul, meydana getireceği fitne ve şerri düşünmeksizin bir söz söylerse, doğuyla batı (ufku) arasındaki mesafeden daha fazla bir derinlikte cehennem ateşine düşer.”

Abdullah b. Mübarek… Ebû Hüreyre’den rivayet etti ki; Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

Adam bir kelime konuşur da kendisiyle aynı mecliste oturmakt olanlar onun bu söylediğine gülerlerse, bu yüzden o, Süreyya yıldızına kadar olan mesafeden daha faza miktarda cehennemin derinliğine düşer.

Bu, garip bir hadistir.

İmam Ahmed b. Hanbel… Ebû Hazim’den rivayet etti ki; Ebû Hüreyre şöyle demiştir: Bir gün Rasûlullah (s.a.v.)’in yanındaydık. Bir şeyin yere düştüğünü andıran bir ses duyduk. Bunun üzerine Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurdu:

Bu (sesin) ne olduğunu biliyor musunuz?

Allah ve Rasûlü daha iyi bilirler.

Bu, yetmiş bahardan (seneden) beri cehenneme gönderilen (sarkıtı­lan) bir taş(ın sesiy)di. Şu anda cehennemin dibine ulaştı.”

Hafız Ebû Nuaym el-İsbahanî… Ebü’l-Habbab Saîd b. Yesar’dan riva­yet etti ki; Ebû Saîd el-Hudrî şöyle demiştir:

Rasûlullah (s.a.v.) bir ses duydu. Bu ses onu ürküttü. Cebrail yanına gel­di. “Ey Cibril! Bu ses nedir?” diye sordu. Cebrail dedi ki: “Bu, cehennemin kenarından yetmiş yıl önce aşağısına doğru yuvarlanan ve az önce dibine dü­şen bir kaya parçasının sesidir. Cenab-ı Allah o sesi sana duyurmak istedi.”

Sahih-i Müslim’de rivayet olunduğuna göre Utbe b. Gazvan bir hutbe­sinde şöyle demiştir: “Cehennemin kenarından aşağıya doğru yuvarlanan bir taş, yetmiş yıl sonra bile cehennemin dibini bulmaz. Allah’a yemin ederim ki (bu kadar derin olmasına rağmen cehennem) mutlaka dolacaktır. Siz buna şaştınız mı? Oysa (bir hadis-i şerifte) bize şöyle anlatılmıştı:Cennetin kapı­larının iki kanadı arasınHaki mesafe, kırk yıllık yoldur. Ama o öyle bir gün­le karşılaşacak ki; insanların meydana getirdiği kalabalık nedeniye çatırdaya-caktir.

Cenab-ı Allah kendi lütuf, kerem ve.rahmetiyle bizi o cennetliklerden kılsın.

Kaynak : Öüm ve ötesi  – İbni Kesir

..

Posted in Ölüm Ve Ötesi - İbni Kesir, Bunları Biliyormuydunuz, Cennet & Cehennem, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Her Yüz Senede Bir Müceddid Gelir

Posted by Site - Yönetici Mart 15, 2010

Her Yüz Senede Bir Müceddid Gelir

Her Yüz Senede Bir Müceddid Gelir

Her Yüz Senede Bir Müceddid Gelir

Bil ki, Allahü Teâlâ Hazretleri, bu âlemin nizâmını halifeler ile muhafaza etmektedir. Hazineler, mühürlerle korunduğu gibi… Bu âlemin (gerçek) halifeleri, kutublardir. O kutublar. her asırda ancak bir tane olur.

(Efendimiz   s.a.v.    Hazretleri,    gerçek   halife,    kutub    ve müceddidler için şöyle buyurdu:

Muhakkak Âllahü Teâlâ Hazretleri, bu ümmet için her yüz senenin başında onların dinlerini yenileyen bir müceddid gönderir.)

İsmail Hakkı Bursevi, Rûhu’l-Beyan Tefsiri Tercümesi cilt -1

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Hadis-i Şerifler, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Hikâye

Posted by Site - Yönetici Mart 14, 2010

Hikâye

Hikâye

Hikâye

Genç bir melik, (bir gün şöyle) dedi.

-“Ben meliklikten bir lezzet bulamıyorum. Bilmiyorum ki, insanlar da böyle mi buluyor yoksa sadece ben mi lezzet bulamıyorum,

Ona:

-“İnsanlar da böyle hayatın lezzetini bulamıyorlar,” dediler.

Genç Melik sordu:

-“Bunu ne sağlar?” Onlar:

-“Senin Allah’a itaat etmen ve Cenâb-i Allah’a âsî olmaman. Ancak bununla mutlu olursun,” dediler. Memleketindeki âlim ve sâlih insanları davet etti. Onlara:

-“Hep benim yanımda ve meclisimde hazır olun. Bana sürekli Cenâb-ı Allah’ın itaatini emredin ve benden gördüğünüz, kötülük­lerden beni alıkoymaya çalışın!” dedi. Böyle yaptı. Âlim ve sâlihlerin sayesinde istikâmetini düzeltti. Dört yüz yıl Melik oldu. (Dört yüz yıllık saltanatından sonra) Şeytan ona bir adam şeklinde geldi. Melik’e sordu:

-“Sen kimsin?” Melik:

-“Âdem oğullarından bir adam’ım!” dedi. Şeytan:

-“Eğer sen Âdem oğullarından olsaydın, sen de Adem oğullarının öldüğü gibi ölürdün.” Dedi. Melik sordu:

-“Ya ben kimim?” Şeytan:

-“Sen bir ilâhsın! İnsanları sana ibâdet etmeye çağır,” dedi. Melik’in kalbine bir şeyler girdi. Şeytanın vesvesesine kapıldı. Mimbere çıktı. Şöyle dedi:

-“Ey insanlar! Ben uzun süredir, sizden bir şey gizlemiştim. Fakat onu izhâr etmenin zamanı yaklaştı. Ben şu kadar yıldır sizin Melik’inizim. Eğer ben Âdem oğlundan olsaydım, ben de (sizin dedeleriniz ve ecdadınız gibi) ölürdüm. Lâkin ben Âdem oğlundan değilim! Ben bir ilâhım! Bana ibâdet edin...”

Allah c.c. Hazretleri, zamanın peygamberine vahyetti. Ona haber ver:

-“Ben ona benim yoluma istikâmet bulmasını nasip ettim. O da şimdi benim taatımdan isyanıma döndü. (Eğer tevbe edip hâlini düzeltmezse) İzzetim ve celâlim hakkı için onun üzerine Buhtunnasr’ı musallat kılacağım.

Melik, bu kötü halinden vaz­geçmedi, iyiliğe dönmedi. Allah onun başına Buhtunnasr’ı musallat etti. Buhtunnasr o melik’in boynunu vurdu. Onun hazinelerinden yetmiş gemi altın aldı.

Rûhu’l-Beyan Tefsiri Tercümesi – cilt-1

..

Posted in Diger Konular, Dini Hikayeler, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Surun üfürülüşü, ölülerin diriltilişi, cesetlerin haşri, sırat köprüsünü, özet olarak bildirir.

Posted by Site - Yönetici Mart 14, 2010

Surun üfürülüşü, ölülerin diriltilişi, cesetlerin haşri, sırat köprüsünü,  özet olarak bildirir.

Surun üfürülüşü, ölülerin diriltilişi, cesetlerin haşri, sırat köprüsünü, özet olarak bildirir.

Surun üçüncü üfürülüşünü, ölülerin diriltilişini, cesetlerin haşrini, amel defterlerini, hesabı, mizanı, sırat köprüsünü, arafı özet olarak bildirir.

Ey aziz, malûm olsun ki, müfessirler ve muhaddisler ittifak etmişlerdir ki: Hak Taâlâ, yeryüzünü şiddetli bir rüzgâr ile dümdüz edip, Şam sahrasının hizasında mahşer yerini yüzbin yeryüzü kadar geniş eder. Arş altındaki hayat denizinden kırk gün devamlı olarak insan menisi gibi bu dünyaya yağmur iner. Bütün yeryüzü deniz gibi doldukta; çamur tabakasında toprak olan insan ve hayvan bedenlerinin tümü, o yağmuru çekip, bütün parçaları bir yere gelip, her ceset evvelki görünümünde olup, yeryüzünde bakla gibi biter. Her beden, kendi olgunluğuna yeter. Sonra Hak Taâlâ, en son ölen sekiz meleği diriltip, İsrafil aleyhisselama: “Suru üfle!” diye emreder. O dahi, üçüncü üfleyişi öyle zarif ve lâtif üfler ki, surun içinde sakin olan ruhlar, o demde ufuklara yayılıp, her can kendi kafesini bulur. Nasıl ki, koyun sürüsü içinde her kuzu kendi anasını bilir; bunun gibi her can kendi cismini bilip ve bulup onunla kalır. İlk ve son yaratıklar, melekler, huriler, insanlar, cinler, şeytanlar, deniz hayvanları ve her hayvanları, bütün haşereler, kıyametin bir anında tamamen ruh bulurlar ve mahşer yerine her taraftan toplanırlar. Peygamberlere, velilere, âlimlere ve salihlere cennetten elbiseler ve buraklar gelip; giyip ve binip, arşın gölgesine gidip, minber ve kürsüler üzerinde rahat ve selametle otururlar. Geri kalan yaratıkların cümlesi, aç, susuz, başları açık, çıplak, yalınayak yürüyerek, düşe kalka arasat meydanına gelip, mahşer yerinde haşrolurlar. Sıklaşıp, ayak üzerinde dururlar. Tepelerine güneş, bir mil miktarı yakın olup, hararetten çok ter dökerler. Kimi topuğuna, kimi dizine, kimi göğsüne, kimi boğazına dek ter içinde kalırlar. Niceleri ter denizinde gömülürler.

Cehennemi, yeraltından mahşer meydanına yetmişbin saf zebaniler getirirler. Mahşer halknı, halka gibi kuşatırlar. Mahşer halkı, ellibin yıl kadar hesabı beklemekle o halde sıkıntı içinde kalırlar. Dünyada, Kiramen kâtibin; yazdığı amel defterlerini sahiplerine verirler. Müminlee ve itaatli olanlara sağdan, kâfirlere ve bozgunculara soldan verirleri. Hak Taâlâ, bütün yaratıklarına orada vasıtasız kelam söyler. Kıyametin bir anında hepsinin hesabını görüp; kimine hitap, kimine itap eyler. Hak Taâlâ, mazlumun hakkını zâlimden alıp, zâlimin hasenâtı varsa mazluma verir; yoksa, mazlumun günahlarını zâlime yükler. Hesaptan sonra hayvanları toprak eder. Kâfirer, hayvanlara gıpta edip, keşke biz de toprak olaydık, derler.

Mahşer yerinde, iki direk üzerinde, bir büyük terazi kurulur ki, her bir direğinin uzunluğu beşyüz yıllık yoldur. Her kefesi yeryüzü kadar boldur. Bu terazi ile mahşer gününde iyilikleri ve kötülükleri ölçerler. İyilikleri ağır gelenler cennete, kötülükleri ağır gelenler cehenneme giderler. Meğer ki, Hak Taâlâ keremiyle kulunu affeyleye veya peygamberlerden, veya velilerden, veya âlimlerden, veya salihlerden şefaat erişe: Eğer imanla vefat eylemiş ise… Zira ki dünyadan imansız gidenlere cennet, mağfiret ve şefaat olmaz ve hiç bir şekilde cehennemden kurtuluş bulmaz. Eğer iman ile gidip, günahları ağır gelip, mağfiret veya şefaat erişmedi ise; o, günahı kadar cehennemde yanıp, ondan sonra cennete gider. Zerre kadar iman ile giden elbette cehennemden çıkıp huzura erer.

Sırat köprüsü, kıldan ince kılıçtan keskindir. Uzunluğu üçbin yıllık yoldur. Bin yıl yokuş, bin yıl düz, bin yıl iniş yoldur. O, cehennem üzerine kurulup, mahşer halkının cümlesi onun üzerinden geçip giderler. Kimi şimşek gibi, kimi ok gibi, kimi seğirtir at gibi, geçerler. Kimi günahlarını yüklenmiş yürür, kimi cehenneme düşüp yanar. Cehennem ise feryat eder ki: “Ey mümin! Tez geç ki hakikatte senin nurun, benim ateşimi söndürmüştür.” Şu halde müminler selametle sıratı geçerler. Kevser havuzundan içerler. Onda yıkanıp, ayıp ve noksanlarını tekmil ederler. Cennete girip, herkes mertebesince makamını bulur. Ebediyyen onda zevk ve safa ile kalır. Zira ki cennetlikler, çeşitli nimetlerden zevk alırlar. Mevla’ya kavuşmakla mest ve hayran olurlar. Gözler görmeyip, kulaklar işitmeyip, hatırlara gelmeyen devletler bulurlar.

Cennetle cehennemin arasında kale duvarı misali burç ve mazgalları yüksek bir büyük sur vardır ki, yüksekliği beşyüz yıllık mesafedir. Genişliği nihayetsiz, yapısı renkli cevherlere süslüdür. Ona araf adı verirler. Deliler, müşriklerin çocukları onun üzerinde kalırlar. Cennet semtine bakıp, oradakileri nimetlenmiş gördükte; arzu ile mahzun olurlar. Cehennem semtine bakıp, oradakileri azapta gördükçe, kendi selametleriyle mesrur ve şükredici olurlar. Araftakiler, bir rivayette ebediyyen onda karar edip, kâh mahzun, kâh sevinç ile kalırlar. ( Ey Allahım! Ey günahları örtücü! Bizi cehennem ateşinden koru. Bizi, iyilerle beraber cennete koy, âhirette cemalini görmeyi nasip eyle. Seçilmiş Habib’inin hürmetine bizi orada karar kıldır. Amin. Ey affedici! )

Tenbih

Unutulmamalı ki, buraya gelinceye değin yazılan satırların cümlesi, dini işlerden olmakla; bunların hepsini kesin tasdik ve iman ile inanmak, hepimize çok mühim ve çok gereklidir. Zira ki, bunlar din işlerinden, din usulündendir. Bunları, aklî delillerle kıyas etmek caiz değildir. Zira ki, insan aklı, bunları idrak etmekten yoksun ve âcizdir.

Ancak bizim en yüksek arzumuz olan Mevla’ya kavuşmak için kudretinin büyüklüğünü fikretmeye ve düşünmeye işaret ve müjde olan Kur’an âyetleri ve Peygamber hadisleri ölçüsünce; âlemin tasviri, bu miktarca açıklama ile bunda yetinilmiştir. Lâkin âlimlerin ileri gelenlerinden ve velilerin büyüklerinden olan araştırıcıların lideri, tedkikçilerin senedi Mevlana Seyyid Şerif (Allah’ın rahmeti onun üzerine olsun) hazretleri: “Astronomi ilmi, göklerin ve yerin yaratılışını düşünenler için en büyük Sanatkâr olan allah’ı tanımakta ne güzel yardımcıdır!” buyurduğu için ve bütün ilimleri kendisinde toplayan, bitmeyen feyz kaynağı İmam-ı Gazali (Allah’ın rahmeti ona olsun) hazretleri: “Astronomi ve anatomi ilimlerini bilmeyen, allah’ı tanımakta acze düşer,” buyurup, anatomi ve astronomi bilginlerini duyurduğu için bir miktar âlemin astronomik yapısından ve bir miktar insan anatomisinden dahi yazılıp, açıklanmak münasip görülmüştür. Ta ki, mütalaasıyla acze düşme durumundan uzaklaşıp, cehalet zindanından çıkasın. İlim ve hikmet mahfeline girip, bilginler zümresine giresin. Hikmetin özüne hulül edip, hakikatın zirvesine yükselesin. Eşyanın hakikatına vâkıf olup, mânânın inceliklerini bilesin. Cihanın sırlarına muttali olup, âlemin durumlarını olduğu gibi bilesin. Kendini tanıma olgunluğuna erip, ondan Allah’ı tanıma devletini bulasın.

(Ey vacib’ül-vücud olan Allah’ım! Ey hayırlar verici! Rahmetinin nurlarını üzerimize saç! Seni kemaliyle tanımakta bize kolaylık ver. Sen münezzehsin ey Allah’ım! Senin öğrettiğinden başkasını biz bilemeyiz, senin anlattığından başkasını anlayamayız. Senin ilham ettiğinden başka marifetimiz yoktur. Sen, alimsin, hakimsin, vecedsin, kerimsin, raufsun, rahimsin. Amin! Ey rahmetiyle yardımcı, ey bağışlayıcıların en bağışlayıcısı!)

ALEM-İ LAHUT LA HALA VELA MELA

1- Yerin altı

2- Arş-ı azam

3- Arşın taşıyıcılarının makamı

4- Arş-ı azamın sütunlarının sonu

5- Kürsünün sütunlarının sonu

6- Ceberût âlemi

7- Kürsü

8- Ruhlar âlemi

9- Melekler âlemi

10- İsrafil’in suru

11- Sidre-i münteha

12- Kalem

13- Tuba ağacı

14- Levh-i mahfuz

15- Liva-yı hamd

16- Cennetin kapıları

17- Melek perdeleri

18- Alevli deniz

19- Yayılmış deniz

20- Taksim edilmiş rızıklar denizi

21- Nimetler denizi

22- Kamkam denizi

23- Hayat denizi

24- Yedi gök

25- Gündüz cevheri

26- Gece cevheri

27- Beyt-i mamur

28- Yasaklanmış deniz

29- Dolu ve kar dağlar

30- Bulutlar

31- Kâbe

32- Kaf dağı

33- Yedi yerin taşıyıcısı meleğin mekânı

34- Yeşil kaya

35- Kırmızı öküz

36- Balık ve deniz

37- Sırat köprüsü

38- Surun içinde ikinci berzah

39- Cehennemin kapıları

40- Katran kazanı

41- Zakkum ağacı

42- Birinci berzahın dibi

43- İkinci berzahın dibi

44- Veyl vâdisi

45- Karanlık ve perde

ALEM-İ LAHUT LA HALA VELA MELA

1- Yerin altı

2- Arş-ı azam

3- Arşın taşıyıcılarının makamı

4- Arş-ı azamın sütunlarının sonu

5- Kürsünün sütunlarının sonu

6- Ceberût âlemi

7- Kürsü

8- Ruhlar âlemi

9- Melekler âlemi

10- İsrafil’in sonu

11- Sidre-i münteha

12- Tuba ağacı

13- Kalem

14- Levh-i mahfuz

15- Hamd dağı

16- Cennetlerin kapıları

17- Arafat suru (delilerin ve müşriklerin çocuklarının yeri)

18- Peygamber aleyhisselamın havzu

19- Cennet yolu

20- Sırat köprüsü

21- Yokuş

22- Düzlük

23- İniş

24- Sırat köprüsünün sonu

25- Cehennem kapıları

26- Zakkum ağacı

27- Katran kazanı

28- Cehennemin tabakaları

29- Gayya kuyusu

30- Veyl vâdisi

31- Güneş

32- Liva-yı hamd

33- Mahşer yeri

34- Makam-ı Mahmud

35- Peygamberlerin minberleri

36- Alimlerin kürsüleri

37- Amellerin terazisi

38- Amel defterleri

39- Sırat köprüsü

Kaynak : Marifetname – Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri

….

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Cennet & Cehennem, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Kıyamet, Marifetname, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, İbretlik, İlginç | Etiketler: , , , | Leave a Comment »

Hikmetli sözler

Posted by Site - Yönetici Mart 13, 2010

Hikmetli sözler

Hikmetli sözler

Hikmetli sözler

Sen verdikçe dost görünen çok olur. İste de gör hepsi birden yok olur. sen kendi kendine yetmeyi öğren.... Tüm dünyanin malina gónlün tok oLur.

(Hz.Mevlana)

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, H.z Mevlana, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

Hikmetli sözler

Posted by Site - Yönetici Mart 13, 2010

Hikmetli sözler

Hikmetli sözler

Hikmetli sözler

Rabiatü’l-Adeviyye (r.h.) Hazretleri, Süfyân-ı Sevri (k.s.) Haz­retlerine şöyle buyurdu:

-“Sen sayılı günler içinde yaşayacaksın. Bir gün gittiğinde, senin sayılı günlerin bir kısmı gitmiş olur. Senden bazı günlerin gittiğinde, hepsi gitmiş (ve bütün ömrünün gitmesi yakınlaşmış) olur. Sen amel edersen amel et ve giden ömründen ibret al. Benim dirhem ve dinarım (altın ve gümüşlerim) gitti, malım azaldı, makam ve mevkim düştü, deme. Belki bunun aksine, günüm gitti. Bu giden günümde ne yaptım? De. Çünkü bu giden gün ile ömür eksilir.”

Bir âbid ölüm düşeğinde iken şöyle dedi:

-Üzüntüm hüzünler diyarı olan dünya için değildir. Benim üzüntüm, uykuyla geçirdiğim gecelere, iftar (yeme ve içmeyle) geçirdiğim günlere ve Allahü Teâlâ Hazretlerinin zikrinden gafil olarak geçirdiğim saatlere üzülmekteyim.

Alâ ibni Ziyâd’dan şöyle rivayet olundu:

Dünya hergün şöyle seslenir: Ey insanlar! Ben yeni bir günüm,  ben yapacağın  amellere  şahidlik etmekteyim.  Eğer benim  güneşim   batarsa,   bir  daha  kıyamete  kadar  ben  size dönmem.”

İsmail Hakkı Bursevi, Rûhu’l-Beyan Tefsiri Tercümesi cilt 1

..

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Güzel Sözler, Genel, Türkiye, Yorumlar | 3 Comments »

Cennetin Odaları, Bu Odaların Genişlik Ve Büyüklüğü.

Posted by Site - Yönetici Mart 12, 2010

Cennetin Odaları, Bu Odaların Genişlik Ve Büyüklüğü.

Cennetin Odaları, Bu Odaların Genişlik Ve Büyüklüğü.

Cennetin Odaları, Bu Odaların Genişlik Ve Büyüklüğü.

Bu Odaları Bol Lutfuyla Bize Bahşetmesini Allah’tan Dileriz:

Yüce Allah buyurdu ki:

Fakat Rablerinden sakınanlara, üst üste bina edilmiş köşkler vardır. Altlarından ırmaklar akar. Bu, Allah’ın verdiği sözdür. Allah verdiği sözden caymaz.” (Zümer. 39/20)

İşte onların yaptıklarına karşılık mükâfatları kat kattır. îşte onlar, yük­sek derecelerde, güven içindedirler.” (Scbe\ 34/37)

Buharî ve Müslim’in sahihlerinde… Ebû Saîd el-Hudrî’den rivayet olun­du ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

Doğrusu cennetlikler, üzerlerindeki (yani içinde bulundukları) odalar­dan görünürler. Tıpkı ufukta doğudan batıya giden inci gibi parlak yıldızları gördüğünüz gibi. Aralarındaki fazilet farkı onları böyle yukarıda gösterir.

Bunun üzerine asha: “Ey Allah’ın Rasûlü! Bu söylediğiniz, peygam­berlerin makamı olmalı. Başkaları oraya ulaşamamalı.” dedi. Ancak Rasûlul­lah (s.a.v.) buyurdular ki: “Canım kudret elinde bulunan zât’a yemin ederim ki, o odalarda kalanlar, Allah’a inanıp peygamberleri tasdik eden kimseler­dir.

Allah İçin Birbirlerini Sevenlerin Cennetteki Yerleri Ve Mertebeleri:

İmam Ahmed b. Hanbel… Ebû Saîd el-Hudrî’den rivayet etti ki; Rasû­lullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

Allah için birbirlerini sevenlerin cennetteki odaları doğu veya batı ufkunda doğan yıldız gibi görünür. “Bu odalardakiler kimlerdir?” diye soru­lur. “Bunlar, Allah için birbirlerini sevenlerdir.” diye cevap verilir.”

Atiyye, Ebû Saîd’den merfu olarak şöyle bir rivayette bulunmuştur:

“(Cennetin) İlliyyin tabakasındaki kimseleri, başkaları sizin göğün ufkundaki yıldızı görmeniz gibi görürler. Şüphesiz, Ebubekir ve Ömer de on­lardandır.”

Kaynak : ÖLÜM VE ÖTESİ – İBNİ KESİR

Posted in Ölüm Ve Ötesi - İbni Kesir, Bunları Biliyormuydunuz, Cennet, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | 1 Comment »

EŞREFOGLU CAMİİ – BEYŞEHİR

Posted by Site - Yönetici Mart 12, 2010

EŞREFOGLU CAMİİ – BEYŞEHİR

Resimleri büyük boy görmek isterseniz resimlerin üzerüne TIKLAYIN – Resimler : Dick Osseman

EŞREFOGLU CAMİİ – BEYŞEHİR

EŞREFOGLU CAMİİ – BEYŞEHİR

EŞREFOGLU CAMİİ – BEYŞEHİR

EŞREFOGLU CAMİİ – BEYŞEHİR

EŞREFOGLU CAMİİ – BEYŞEHİR

EŞREFOGLU CAMİİ – BEYŞEHİR

EŞREFOGLU CAMİİ – BEYŞEHİR

EŞREFOGLU CAMİİ – BEYŞEHİR

EŞREFOGLU CAMİİ – BEYŞEHİR

EŞREFOGLU CAMİİ – BEYŞEHİR

EŞREFOGLU CAMİİ – BEYŞEHİR

EŞREFOGLU CAMİİ – BEYŞEHİR

EŞREFOGLU CAMİİ – BEYŞEHİR

EŞREFOGLU CAMİİ – BEYŞEHİR

Posted in Diger Konular, Eşrefoglu Camii Beyşehir, Fotograflar, Güncel, Gündem, Genel, Resimler, Türkiye | Etiketler: | Leave a Comment »

CUMA NAMAZI

Posted by Site - Yönetici Mart 12, 2010

CUMA NAMAZI

CUMA NAMAZI

CUMA NAMAZI

Cuma namazı mükellef, hür, hastalık ve benzeri bir mazereti olmayan ve mukim olan her erkeğe farz-ı ayındır. Cemaati terk et­meyi mubah kılan bir özrü taşıyan mukim kimseye, mukâteb köle­ye, keza en sahih kavle göre bir kısmı hür olan köleye cuma namazı farz değildir. Öğle namazı sahih olan kimsenin kendisine farz ol­madığı halde cumayı kılması sahihtir. Kendisine cuma farz olmadığı halde camiye giren kimse cuma namazını kılmadan camiden ayrıla­bilir. Fakat vakit girmişse hasta olanın camiden ayrılması haramdır. Ancak namazı beklemekle hastalığı artarsa ayrılabilir.

Çok yaşlı veya yatalak olan kişi binek bulur da binek üzerinde gitmekle kendisine meşakkat dokunmazsa, cumaya gitmesi farzdır. Kendisini camiye götürecek bir rehber bulan âmâya da cuma na­mazı farzdır.

Cumayı kılmaları sahih olan kırk kişilik köydeki cemaata cu­ma farz olduğu gibi; cuma namazı kılınan beldenin, cuma kılınma­yan köye bakan tarafında yüksek sesle sükunet vaktinde okunan ezanı duyan karşı köydeki cemaata da cuma namazı farzdır. Aksi halde kendilerine farz değildir.

Cuma namazı kendisine lazım gelen kişinin cuma günü zeval­den sonra yolculuğa çıkması haramdır. Ancak yolda cumayı kılma im­kanı varsa veya arkadaşlarından geri kalıp zarar görürse yolculuğa çıkması caizdir. Yapılan yolculuk mubah ise, İmamın son kavline göre zevalden önce yola çıkmanın hükmü, zevalden sonra yola çıkmanın hükmü gibidir. Yolculuk, ibadet için yapılan haca gitmek gibi bir yol­culuk ise, zevalden önce yola çıkmak caizdir. Ben diyorum ki; en sahih kavle göre, itaat (bir farzı eda etmek) için yola çıkmanın hükmü, mubah olan yola gitmenin hükmü gibidir. Allah daha iyi bilir.

Kendilerine cuma farz olmayan kişilerin öğleyi cemaatle kılmaları en sahih kavle göre sünnettir. Bir Özür sebebiyle cumaya gidemeyenlerin özürleri gizli ise, öğleyi gizli kılarlar. Özrünün orta­dan kalkması mümkün olan kimsenin cuma namazından ümit ke-sinceye kadar öğleyi geciktirmesi sünnettir. Özrü olanların dışında kadın ve kötürümlerin acele ederek öğleyi vaktinde kılmaları sünnettir.

Diğer namazlar için gerekli olan şartlarla birlikte cumanın sa­hih olmasının şartları şunlardır:

1- Cuma namazı Öğle vaktinde eda edilmelidir. Cumanın kazası olmaz. Şayet vakit dar olur da cuma namazı için yeterli olmazsa, öğle namazı kılınır. Cemaat namazı bitirmeden vakit çıkarsa, na­mazı bina ederek öğle namazı olarak tamamlarlar. Bir kavle göre na­mazı yeni baştan kılarlar. Mesbûk (cumanın bir rekâtına yetişen) kimse namazını mesbuk olmayanlar gibi tamamlar. Zayıf kavle göre ise namazını cuma namazı olarak tamamlar.

2- Cuma namazı, yurt edinilmiş binaların sınırı dahilinde , kılınmalıdır. En zahir kavle göre, sahrada devamlı olarak kalsalar , bile çadırlarda yaşayanlara cuma namazı vacib değildir.

3- Kılman cumadan önce veya onunla birlikte başka bir cuma kıhnmamalıdır. Ancak belde büyük olur ve belde halkının bir cami­de toplanması zor ise, birkaç camide kılmak sahihtir. Zayıf kavle göre bir ihtiyaç olmaksızın birkaç camide kılınan cuma sahihtir. Bir başka zayıf kavle göre ise, Bağdat şehrinde olduğu gibi büyük bir ne­hir beldeyi ikiye bölmüş ise, her bir bölümü bir belde hükmünde olup, her bölümde kılman cuma sahihtir. Bir başka zayıf kavle göre ise şayet birkaç köy birleşirse, cuma namazı birleşen köyler adedin-ce her mahallede kılmabilir.

İhtiyaç olmaksızın cuma bir beldede birkaç camide kılmırsa, ilk önce kılman cuma sahihtir. Bir kavle göre ise devlet başkanının bulunduğu caminin cuması sahihtir. Önce kılmış olmanın Ölçüsü if-titah tekbiridir. Zayıf kavle göre önce kılmanın ölçüsü, selâmı tam vermiş olmaktır. Bir başka zayıf kavle göre ise, önce kılmış olmanın ölçüsü hutbeye ilk başlamaktır.

İki camide cuma namazı beraber kılınır veya beraber kılındığından şüphe edilirse, cuma namazı yeniden kılınmalıdır. Önce kılan cami belli değilse veya cami belli olduğu halde hangi ca­mi olduğu unutulursa, öğle namazı kılınmalıdır. Bir kavle göre ise cuma namazı tekrar kılınmalıdır.

4- Cemaat: Cuma namazını cemaatle kılmanın şartı, diğer na­mazları cemaatle kılmanın şartı gibidir. Bununla birlikte cuma ce­maatinin sayısı en az kırk kişi olmalıdır. Bu kırk kişi mükellef, hür, erkek ve bulundukları yeri ihtiyaç olmaksızın ne yazın ne de kışın güç etmeyecek şekilde vatan edinmiş olmaları şarttır. En sahih kav­le göre, cemaat sayısı hasta olan mukim kişiyle de tamamlanabilir. İmamın kırk kişinin dışında olması şart değildir.

Hutbe okunurken cemaatin tümü veya bir kısmı dağılırsa, gıyaplarında okunan hutbe geçerli olmaz. Şayet araya uzun bir fasıla girmeden dönerlerse, hutbeyi okunan kısma bina etmek caiz­dir. Keza cemaat hutbeden sonra ayrılır ve araya uzun bir fasıla gir­meden dönerlerse, okunan hutbeye binaen namazı kılmak caizdir. Uzun bir fasıladan sonra dönerlerse, en zahir kavle göre hutbenin yeniden okunması vacibtir. Namaz tamamlanmadan cemaat imam­dan ayrıhrsa, namaz batıl olur. Bir kavle göre ise cemaatten iki kişi kalırsa namaz batıl olmaz.

En zahir kavle göre köle, çocuk veya misafir olan bir kimsenin cuma namazında imam olması sahihtir. Bu takdirde cemaatin sayısı imamdan başka en az kırk olmalıdır. İmam cünüp veya abdestsiz ol­duğu ortaya çıkar ve imamdan başka cemaatin sayısı kırk ise, en za­hir kavle göre cemaatin cuması sahihtir. Aksi halde cuma sahih olmaz. Bir kimse, cuma namazında abdesti olamayan bir imama rükû-da tabi olursa, en sahih kavle göre o rekât kendisi için sayılmaz.

5- Cuma namazından önce iki hutbe okumak. Hutbenin beş rüknü vardır:

a) Allah’a hamd etmek.

b) Resûlüllah’a Salât ve selâm getirmek. Hamd ve salâtm lafzı bilinen lafızlardır.

c) Takvayı tavsiye etmek. En sahih kavle göre takvanın belli bir lafzı yoktur. “Allah’a itaat ediniz” gibi vaaza delalet eden bir lafız ile takvayı tavsiye etmek yeterlidir.

Bu üç rüknün her iki hutbede bulunması gerekir.

d) Birinci veya ikinci hutbede bir ayet okumak. Zayıf kavle göre, ayet birinci hutbede okunmalıdır. Bir başka zayıf kavle göre her iki hutbede de okunmalıdır. Bir diğer zayıf kavle göre hutbede bir ayet okumak vacib değildir.

e) İkinci hutbede dua lafzı ile mü’minler için duada bulunmak. Zayıf kavle göre mü’minler için duada bulunmak vacib değildir.

Hutbenin şartlarına gelince onlar da şunlardır:

1- Hutbenin tümü Arapça olmalıdır.

2- Hutbenin ilk üç rüknü arasında tertib olmalıdır. (Önce hamd sonra salât okunmalı ve daha sonra takva tavsiye edilmelidir.)

3- Hutbe zevalden sonra okunmalıdır.

4- Gücü yeten kişi her iki hutbeyi ayakta okumalıdır.

5- Her iki hutbe arasında oturmak.

6- Cuma namazı şartlarını taşıyan kırk kişi hutbeyi işitmelidir. İmamın son kavline göre, hutbe esnasında konuşmak haramdeğildir. Susup hutbeyi dinlemek ise sünnettir. Ben diyorum ki en sahih kavle göre, rükünler arası tertibe riayet etmek şart değildir. Allah daha iyi bilir. En zahir kavle göre her iki hutbe arası ve her iki hutbe ile namaz arası muvalata riayet etmek, hatibin hades ve ne­casetten hali bulunması ve avret kısmının kapalı bulunması şarttır. Hutbenin sünnetleri ise şunlardır:

1- Hutbeyi minber üzerinde veya yüksek bir yerde okumak.

2- Hatip camiye girerken minberin yanında bulunanlara selâm vermesi.

3- Hatip minbere çıktığında cemaate yönelmesi ve oturmadan onlara selâm vermesi.

4- Hatibin minberde oturması ve huzurunda ezan okunması.

5- Hutbenin açık, anlaşılır ve kısa olması.

6- Hatip hutbeyi okurken her hangi bir şey için sağa sola dönmemesi.

7- Hatip hutbeyi okurken kılıç, asa veya benzeri bir şeye da­yanması.

8- Hatibin her iki hutbe arasında oturması ve İhlas suresi gibi bir sureyi okuyacak kadar beklemesi.

9- Hatip hutbeyi bitirince müezzinin kamet okumaya başla­ması.

10- Hutbeyi bitirir bitirmez mihraba ulaşması için hatibin ace­le etmesi.

11- Hatibin birinci rekâtta cuma suresini ve ikinci rekâtta Münafikun suresini açıktan okuması.

Kaynak : Açıklamalı minhac tercümesi – İmam  Nevevi


Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

İMAM CAFER-İ SADIK’DAN ( R.A.)

Posted by Site - Yönetici Mart 11, 2010

Güzel sözler

Güzel sözler

İMAM CAFER-İ SADIK’DAN ( R.A.)

İmam Cafer-i sadık Hazretleri Silsile-i aliyye-i Nakşibendiye’nin dördüncü halkasıdır.Hicri 83 ( Miladi 702 ) de Medine’de dogmuş,148 ( Miladi 765)’de Mekke’de vefat etmiştir.Hikmetli sözlerinden:

  • Takvadan daha hayırlı azık, susmaktan daha güzel şey,Cehaletten daha zararlı düşman, yalandan daha büyük bir hastalık yoktur.

  • Hoşuna giden bir şeye kavuşursan Allahu Teala’ya Hamdi çogalt,hoşuna gitmeyen bir şey olursa ‘’ La havle vela kuvvete illa billah’il-aliyy’il-azim ’’ i çok oku, rızkın daralırsa istigfarı çogalt.

  • Hz.Allah,dünyaya şöyle vahyetti: ‘ Ey dünya ! bana hizmet edene hizmetçi ol. Sana hizmet edene de meşakkat ver.’

  • Namaz,her takvalı Müslümanın Rabbine yaklaşmasıdır.

  • Hac her zayıfın cihadıdır.

  • Bedenin zekatı oruçtur.

  • Amelsiz dua eden, kirişsiz ok atan gibidir.

  • Rızkınızı sadaka vermekle bollaştırın,mallarınızı zekat ile koruyun.

  • İktisat eden muhtaç düşmez.

  • Tedbir,geçimin yarısıdır.

  • Dostluk,aklın yarısıdır.

  • Ana ve babasını hüzünlendiren onlara isyan etmiş olur.

  • Musibete ugrayınca ( sabretmeyip ) dizine vuran ecrini kaybetmiş olur.

  • Hz.Allah sabrı musibetin miktarına göre, rızkı  meunet ( zahmet ) in miktarına göre indirir.

  • Kim geçiminde iktisat ederse Allah onu rızıklandırır.Her kim israf ederse Allah onu mahrum bırakır.

  • Din kardeşinizle sofraya oturdugunuzda oturmayı uzatın.Zira o, ömrünüzden sayılmaz.

  • Yemegi din kardeşine ikram etmekte büyük fazilet vardır.

Bir Hadis : ‘’Nerde olursan ol, Allah’dan kork. Günahın hemen arkasından – onu yok etmesi için – sevab işle. İnsanlara güzel ahlakla muamelede bulun .’’ ( Hadis-i Şerif, Sünen-i Tirmizi )

Kaynak: Fazilet Takvimi – 10.Mart.2010


Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Güzel Sözler, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | 1 Comment »

 
Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 480 takipçiye katılın