Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Archive for the ‘Diger Konular’ Category

Şehitler

Posted by Site - Yönetici Şubat 13, 2010

Şehitler

Şehitler

Şehitler

1- Taûn’dan ölen şehiddir. Matûn, taun hastalığından ölen kişiye denir.

2-  (Tâûn’a) Sabreden kişi şehid olarak ölür. Sabreden ise, Allah’ın kendisi hakkında hükmünü bekleyen kişi demektir.

3- Karın hastalığından ölen de şehiddir.

4- İshal sahibi,

5- İstiskâ, kamında su toplanan, kişiler karın hastalığından ölenin hükmüne girer, (şehiddirler).. Çünkü onun aklı, hep hazır ve zihni ölüm vaktine kadar kendisindedir.

6- Sel’e tutulan kişi de bunlar gibidir. (O şehiddir. O da ölüme gittiğini bilmekte, aklı ve zihni yerindedir).

7- Suda boğulan şehid’dir. Suda boğularak ölen kişi demektir.

8- Yıkıntı altında kalan şehiddir. Alit (yıkıntı altında kalan) kelimesi ismi mefûl olduğu için,  (dâl) harfinin fethası ile okunur. Üzerine ev, duvar veya herhangi bir şey yıkılan ve altında ölen kişi demektir.

9- Allah yolunda öldürülenler şehiddirler.

10- Zâtü’l-cenb (Akciğer zarı iltihabı) hastalığından ölenler şehiddirler.

11 - Yangında (yanarak) ölenler şehididirler.

12- Hamile iken çocuğuyla beraber ölen kadınlar.

13- Doğum’da vefat eden kadınlar.

Bunların ölümleri, ansızın ölen kişinin ölümüne benzemez. Bununla beraber şu manevî şehidierin ölüm şekilleri; zehir ile ölenin, bunayarak (deliliğe yakın bir hastalık ile) ölen, insanı kuşatan hummadan ölen, kulunç hastalığından ve taştan (böbrek ve dalağında taş toplanmakla) ve diğer hastalıklardan ölenlere benzemezler. Manevî şehidler, ölüme yaklaşırken akılları başla­rında başlarına gelen hadisenin bütün vahametini hissettikleri halde, diğer hastalıklardan ölen kişiler, elem ve acılarının şiddetinden akıllarını kaybederler. Dimağları gereken şekilde çalışmaz ve mizaçları bozulur.

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi, Rûhu’l-Beyan Tefsiri Tercümesi cilt 1

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | 1 Comment »

İyiliği Emretmek Ve Kötülükten Alıkoymak

Posted by Site - Yönetici Şubat 12, 2010

İyiliği Ermetmek Ve Kötülükten Alıkoymak

İyiliği Ermetmek Ve Kötülükten Alıkoymak

İyiliği Emretmek Ve Kötülükten Alıkoymak

Bu bölüm, bölümlerin en önemlisidir yahut en önemlilerinden biridir. Çünkü bu konuda nakledilen sağlam deliller, durumun büyüklüğünden kuvvetle önemsenmesi ve insanların bunda fazla gevşek davranmasından dolayı çoktur. Burada onları bir araya toplamak mümkün değildir. Fa­kat bunların asılların belirtmeden geçmeyeceğiz. Bu konuda yazarlar çok çeşitli eserler yazmışlardır. Ben de Müslim’in şerhinin başlarında bundan bir kısım topladım ve bunları bilmekten kimsenin müstağni kalamayacak olduğu önemlilerine işaret ettim. ( imam nevevi r.a )

Allah Tealâ şöyle buyurmuştur:

İçinizden insanları hayra çağıracak, iyiliği emredecek ve kötülükten alıkoyacak bir toplum bulunsun. İşte bunlar kurtulanlardır. “[151]

Bağışlama yolunu tut ve iyiliği emret. “[152]

Erkek-kadın bütün mü’minler birbirlerinin yardımcılarıdır. İyiliği em­rederler ve kötülükten alıkorlar“[153]

“(Lanete uğramalarının sebebi) birbirlerini yaptıkları kötülükten alıkomazlardı.”[154]

Anlattığım manada ayetler meşhurdur.

Ebû Saîd El-Hudrî’den yapılan (Radıyallahu Anh) rivayetde de­miştir ki, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in şöyle buyurduğunu işittim: “Sizden kim bir kötülük görürse eü ile onu gidersin. Gücü yet­mezse dili ile yapsın. (Buna da) gücü yetmezse kalbi ile reddetsin. İmanın en zayıfı işte budur.”[155]

Huzeyfe’den (Radıyallahu Anh) yapılan rivayetde Peygamber Sal­lallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: “Canım kudret elinde olana yemin ederim ki, muhakkak surette iyiliği emredip kötülükten alıkorsu-nuz; yoksa Allah’ın kendinden size bir azab göndermesi yakın olur. Son­ra ona duâ edersiniz; fakat duanız kabul edilmez. “[156]

Ebû Bekir Es-Sıddık’dan (Radıyallahu Anh) yapılan rivayetde şöyle demiştir: “Ey insanlar şu ayeti okuyorsunuz:”

Ben Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in şöyle dediğini işittim: İn­sanlar zalimi görürler de onun ellerini yakalamazlarsa, Allah’ın kendin­den, onların tümüne azâb vermesi yakındır. “[157]

Ebû Saîd’den (Radıyallahu Anh) yapılan rivayetde Peygamber Sal-lalîahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur.” Cihâdın en faziletlisi, zâ­lim bir sultanın yanında hak sözü söylemektir.”[158]

Ben de derim! Bu bölümle ilgili hadisler sayılamayacak kadar çoktur. Bu son anılan âyeti kerime üzerinde çok cahiller aldanmaktadır. Ayeti kerimeyi asıl manası dışına çıkarıyorlar. Doğru olan manası şudur: Siz, size emredilen şeyi yaptığınız zaman, sapığın sapıklığı size zarar vermez. Bize emredilen şeyler içinde iyiliği emretmek ve kötülükten alıkoymak var­dır. Âyetin manası, Allah Tealânın şu sözüne yakındır:

Peygamber üzerine gerekli olan ancak tebliğdir.”[159]

Bil ki, iyiliği emretmenin ve kötülükten alıkoymanın bilinen bir takım şartlan ve sıfatları vardır. Burası onları izah edip anlatmanın yeri değil­dir. Bunlar “ihyâu-Ulûmuddin“de güzel şekilde izah edilmektedir. Ben Müslim şerhinde önemli olan meselelerini açıkladım. Başarı Allah’dandır.

Kaynak : Dualar ve Zikirler – İmam Nevevi ( r.a.)

Dipnotlar: Yazının devamını oku »

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Dualar ve Zikirler - İmam Nevevi, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | 2 Comments »

Meleklerin Duası

Posted by Site - Yönetici Şubat 11, 2010

Meleklerin Duası

Meleklerin Duası

Meleklerin Duası

Ebû Hüreyre radıyallahu anh”den rivayet edildiğine göre, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

Sizden biriniz, abdestini bozmadan namaz kıldığı yerde oturduğu müddetçe, melekler kendisine:

- Allah”ım! Bunu bağışla, buna rahmetinle muamele et, diye dua ederler.

Buhârî, Ezân 36. Ayrıca bk. Müslim, Mesâcid 276; Ebû Dâvûd, Salât 20; Tirmizî, Salât 245; Nesâî, Salât 40; İbni Mâce, Mesâcid 19

1. Rasûlullah Efendimize Salavat Getiren Kişiye Melekler Dua Eder

Allah (c.c), Ahzâb sûresinde; “Allah ve melekleri Peygamber’e salavât getirirler. Ey mü’minler! Siz de ona salavat getirin ve tam bir teslimiyetle selâm verin.” (el-Ahzâb, 33/56) buyurarak Rasûlullah Efendimiz’e çokça salât-ü selâm getirmemizi emretmektedir.

Bir rivayette, zikrettiğimiz bu âyet-i kerimedeki emri yerine getirmek için Rasûlullah Efendimiz’in bile kendisine salavât getirdiği haber verilmektedir. Hem Rabbimiz’in, hem de Rasûlullah Efendimiz’in ahlâkı olan ve biz ümmet için çok önemli bir yere sahip salât-ü selâm, meleklerin duasını almamıza vesile olmaktadır. Zira bir hadîs-i şeriflerinde Rasûlullah (s.a.v); “Bana salavât getiren buna devam ettiği müddetçe melek de ona salavat getirmeye devam eder. Öyle ise kul, buna göre bana salavatı az veya çok getirsin.” (et-Terğîb ve’t-Terhîb, c.3, s.515) buyurmuşlardır.

2. Tevbe Edene Melekler Dua Eder

Rabbimiz’in emri ve rızası dışında attığımız her adım, aldığımız her nefes günah hanemize yazılır. Ancak Erhamu’r-râhimîn olan Rabbimiz, kullarına çok merhametlidir. İşte bu rahmetinden ötürü kul, yapmış olduğu hatalardan pişmanlık duyar da tevbe ederse, melekler ona dua eder ve Rabbimiz’den mağfiret dilerler. Tevbe eden kul için meleklerin dua ettiğini Allah (c.c) bize şu âyetiyle bildirmektedir:

Arşı taşıyanlar ve onun çevresinde bulunanlar (melekler) Rablerini hamd ederek tespih ederler, O’na inanırlar ve inananlar için (şöyle diyerek) bağışlanma dilerler: ‘Ey Rabbimiz! Senin rahmetin ve ilmin her şeyi kuşatmıştır. O halde tevbe eden ve Sen’in yoluna uyanları bağışla ve onları Cehennem azabından koru. Ey Rabbimiz! Onları da, onların babalarından, eşlerinden ve soylarından iyi olanları da, kendilerine vadettiğin Adn Cennetlerine koy! Şüphesiz Sen mutlak güç sahibisin, hüküm ve hikmet sahibisin. Onları kötülüklerden koru. Sen o gün kimi kötülüklerden korursan, ona rahmet etmiş olursun. İşte bu büyük kurtuluştur.” (el-Mü’min, 40/7-9)

Cenâb-ı Hakk Ahzâb sûresinde, kendisini çokça zikretmelerini ve sabah akşam onu tesbih etmelerini emrettikten sonra mü’minlere hitaben; “O, sizi karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için size merhamet edendir. Melekleri de sizin için bağışlanma diler. Allah mü’minlere çok merhamet edendir.” (el-Ahzâb, 33/43) buyurarak meleklerin mü’minlere istiğfar ettiğini haber vermektedir.

3. İlim Öğrenen Kişi İçin Melekler Dua Eder

Bedir Savaşı’ndan sonra esirlerden her birini on müslümana okuma yazma öğretmek koşuluyla serbest bırakan ve ilim öğrenmenin kadın erkek her müslümana farz olduğunu beyan ederek ilme verdiği önemi gösteren Efendimiz (s.a.v): “Allah rızası için ilim öğrenmek maksadıyla giden bir kimseye Allah Cennet’e giden bir kapıyı açar. Melekler onun için kanatlarını yayarlar. Ona gökteki melekler ve denizdeki balıklar dua ederler...” (et-Terğîb ve’t-Terhîb, c.1, s.148) buyurarak ilim öğrenen kişi için meleklerin dua ettiğini müjdelemiştir.

4. Vakit Namazlarını Bekleyene Melekler Dua Ederler

Ebû Hureyre (r.a)’dan Rasûlullah (s.a.v)’in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: “Biriniz abdestini bozmadan namaz kıldığı yerde oturmaya devam ettiği müddetçe melekler; ‘Allah’ım onu affeyle, Allah’ım ona rahmet eyle’ diye dua ederler.” (Buhârî, Ezân 30; Müslim, Mesâcid 272)

Hadis namaz kılınan yerde namazdan sonra bir müddet beklenmesinin önemini anlatmaktadır. Yasak kılınmış lakırdılara dalmadan oturulması meleklerin duasını celbeder. Kullarının ibadetlerini meleklerine seyrettirip dua etmelerini sağlaması Allah (c.c)’nun bir lütfudur.

5. Safları Dolduranlara ve İlk Safta Durana Melekler Dua Eder

Camide birinci safta durmanın fazileti konusunda pek çok hadis-i şerif varid olmuştur. Bunlardan bir tanesi meleklerin birinci safta namaz kılana dua etmesiyle ilgilidir:

Bera bin Azib (r.a)’dan: “Rasûlullah (s.a.v) Efendimiz safların arasına girer, bir taraftan diğer tarafa kadar dolaşır, omuzlarımıza ve göğüslerimize elini dokundurarak ileri ve geri çıkanları düzeltir ve sözlerine şöyle devam ederdi: ‘Safta ileri geri durup ihtilaf etmeyiniz yoksa kalpleriniz başka başka olur’ ve ‘Şüphesiz ki Allah ilk safta durana rahmet eder, melekler de dua ederler’ buyururdu.” (Ebû Dâvûd, Salât 93)

Diğer bir hadis-i şerif’te Peygamber Efendimiz (s.a.v)

İlk safı dolduranlara Allah rahmet eder, melekler de istiğfar ederler. Bir safı doldurmak için kulun attığı adımlar, Allah’ın en çok hoşlandığı adımlardır. Bunlardan daha çok hoşlandığı adımlar yoktur.” (et-Terğîb ve’t-Terhîb, c.3 s.401) buyurmuştur.

6. Mü’min Kardeşimize Gıyabında Dua Ettiğimiz Zaman Melekler Dua Ederler

Mü’min kardeşimize gıyabında dua ettiğimiz zaman, yanımızda bulunan melekler de isteğimizin aynısı olması için bize dua ederler.

Peygamber Efendimiz (s.a.v) bu konuda; “Bir müslüman, yanında bulunmayan bir din kardeşi için dua ederse, mutlaka melek ona, aynı şeyler sana da verilsin, diye dua eder. ” buyurmuştur. (Müslim, Zikir 86)

Aynı konuda yine bir başka hadis-i şerifte Rasûlullah (s.a.v) Efendimiz; “Müslüman bir kişinin din kardeşi için gıyabında ettiği dua kabul olunur. Onun başucunda memur bir melek vardır ki, o müslüman ne zaman bir din kardeşi için hayır ile dua ederse o melek ona: ‘Duan kabul olsun istediğinin bir misli de senin için olsun’ diye dua eder” buyurdu. (Müslim, Zikir 87, 88)

7. Oruçlu Olan Kişinin Yanında Başkaları Yiyip İçtiği Zaman O Oruçlu Kişiye Melekler Dua Eder

Medineli Ümmü Ümâre (r.anhâ)’dan;

Bir gün Rasûlullah evime geldi. Ben Hz. Peygamber’e yemek çıkardım. Rasûl-i Ekrem’in ‘Sen de ye!’ diye teklif etmesi üzerine ‘Yâ Rasûlallah, ben oruçluyum!’ dedim. Bunun üzerine Peygamber (s.a.v): ‘Bir oruçlu kimsenin yanında yemek yenildiğinde onlar yemekten kalkıncaya kadar veya karınlarını doyuruncaya kadar melekler o oruçluya dua eder’ buyurdu.” (Tirmizî, Savm 66)

Oruçlu olan kişinin yanında yememek içmemek âdaptandır ve nezaket kuralıdır. İster ramazan ayında oruç tutmaması caiz olan kimselerce olsun, ister sair zamanlarda oruç tutmayanlar olsun, oruçlu kimsenin yanında yiyip içildiği, oruçlunun da orucunu bozmadığı zaman orada hazırda bulunan meleklerin dua ettiğini yukarıdaki hadis-i şerif’ten öğreniyoruz.

8. Allah Yolunda Malını Harcayan Kişiye Melekler Dua Eder

..

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Dualar, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

ÇANAKKALE – GELİBOLU RESİMLERİ 2009

Posted by Site - Yönetici Şubat 10, 2010

ÇANAKKALE –  GELİBOLU RESİMLERİ  2009

Bu vatan için canlarını feda eden yigitlere selam olsun,Gelibolu’da Din adına,Ezan ve Bayrak adına Allah için can verip  ŞEHİT olan kınalı kuzulara selam olsun,Ruhları şad olsun.Mekanları Cennet olsun.Hz.Allah onların şefeatlerine nail eylesin.Amin.

Not : Resimleri büyük boy görmek için resimlerin üzerine TIKLAYINIZ

ÇANAKKALE -  GELİBOLU RESİMLERİ  2009

ÇANAKKALE - GELİBOLU RESİMLERİ 2009

ÇANAKKALE -  GELİBOLU RESİMLERİ  2009

ÇANAKKALE - GELİBOLU RESİMLERİ 2009

ÇANAKKALE -  GELİBOLU RESİMLERİ  2009

ÇANAKKALE - GELİBOLU RESİMLERİ 2009

ÇANAKKALE -  GELİBOLU RESİMLERİ  2009

ÇANAKKALE - GELİBOLU RESİMLERİ 2009

ÇANAKKALE -  GELİBOLU RESİMLERİ  2009

ÇANAKKALE - GELİBOLU RESİMLERİ 2009

ÇANAKKALE -  GELİBOLU RESİMLERİ  2009

ÇANAKKALE - GELİBOLU RESİMLERİ 2009

ÇANAKKALE -  GELİBOLU RESİMLERİ  2009

ÇANAKKALE - GELİBOLU RESİMLERİ 2009

ÇANAKKALE -  GELİBOLU RESİMLERİ  2009

ÇANAKKALE - GELİBOLU RESİMLERİ 2009

ÇANAKKALE -  GELİBOLU RESİMLERİ  2009

ÇANAKKALE - GELİBOLU RESİMLERİ 2009

Posted in Diger Konular, Fotograflar, Güncel, Gündem, Genel, Resimler, Türkiye | Etiketler: , | 1 Comment »

Kulak çınladığı zaman…

Posted by Site - Yönetici Şubat 9, 2010

Kulak çınladığı zaman...

Kulak çınladığı zaman...

Kulak çınladığı zaman…

Kişi kulağı  çınladığı zaman ( Beni hayr ile anan kimseyi Allah yad etsin) der.

Rasulullah Efendimiz S.A.V. buyurmuşlardır.

Birinizin kulağı çınladığında beni ansın ve bana salat-ü selam getirsin, sonra da şöyle desin

ZekerAllahu men zekeranii bihayrin.

(Beni hayirla anani Allah ansin !”)

İnsanların kulağı çınladığı zaman mutlaka onlari birileri anıyor demektir.

Onun için yukarıdaki duayı okuduğunda onların şerrinden emin olur.

..

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Türkiye, Yorumlar | 1 Comment »

Anlamsız Soru !

Posted by Site - Yönetici Şubat 8, 2010

Anlamsız Soru

Anlamsız Soru

Anlamsız Soru !

Cahil köylünün biri, bir vaizin yanına yaklaşarak,

Minberde senin kadar güzel söz söyleyenine rastlamadım. Çok güzel vaaz verdin. Benim sana bir sorum olacak. Cevap verirsen sevineceğim. Bir kalenin burcuna bir kuş konsa, o kuşun başı mı daha kıymetlidir, kuyruğu mu?” dedi. Vaiz bu anlamsız soruya şöyle cevap verdi:

Eğer kuşun yüzü şehre, kuyruğu köye doğruysa, başı kuyruğundan üstündür. Yok eğer kuyruğu şehre, başı köye doğruysa, kuyruğu başından daha kıymetlidir.”

Kaynak :  Mesnevi`de gecen hikayeler

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Mesnevi’de Geçen Hikayeler - Mevlana, Türkiye, Yorumlar | 1 Comment »

Hazreti Havva’nın Yaratılışı

Posted by Site - Yönetici Şubat 7, 2010

Hazreti Havva'nın Yaratılışı

Hazreti Havva'nın Yaratılışı

Hazreti Havva’nın Yaratılışı

Hazreti Havva’nın yaratılışında ihtilâf edildi. Cennete girdikten sonra mı, önce mi yaratıldı? îbnü Abbas (r.a.) Hazretlerinden rivayet edilen bu hadis, birincisine (yani Havva annemizin cennete girmeden önce yaratıldığına) delâlet etmektedir: Allahü Teâlâ Hazretleri, meleklerden bir ordu gönderdi. Âdem Aleyhisselâm ile Hazreti Havva’yı altından yapılmış, yakut, inci ve zümrüd ile süslenmiş koltuklar üzerinde taşıdılar. Âdem Aleyhisselâm’in üzerinde yakut ve inciyle donatılmış taçlar ve elbiseler vardı. Melekler bu şekilde onları cennete götürdüler.

İbni Mesûd (r.a.) Hazretlerinden rivayet edilen ise, ikincisine (yani Havva annemizin cennette yaratıldığına) delâlet eder: Allahü Teâlâ Hazretleri, cenneti yarattı. Âdem Aleyhisselâm’ı cennete yerleştirdi. Âdem Aleyhisselâm, cennette yalnız kaldı. Allahü Teâlâ Hazretleri, Âdem Aleyhisselâm’a uyku verdi. Sonra onun sol eğe kemiklerinden birini aldı. Onun yerine et koydu. Ondan Havva’yı yarattı.

Havva İsmi

İnsanlardan bazıları, şöyle denilmesi, yani “Hazreti Havva’nın Âdem Aleyhisselâm’in eğe kemiğinden yaratıldığını söylemek caiz değildir, diyorlar. Çünkü, (Havva’nın yaratılması için ondan alınan bir eğe kemiğiyle) onda noksanlık meydana gelmiş oluyor. Peygamberlerden noksanlık olduğunu söylemek ise caiz değildir.”

Biz onlara cevaben deriz ki, Âdem Aleyhisselâm’dan meydana gelen bu noksanlık, suret bakımındandır. Manâ bakımında ise onu mükemmel kılmak içindir. Zîrâ onun eğe kemiğinden yaratılan Hazreti Havva ile Âdem Aleyhisselâm sükûnet buldu, yalnızığını ve üzüntüsünü giderdi.

Âdem Aleyhisselâm, uykudan uyandığında Havva’yı başı ucunda oturur buldu. Hemen ona sordu:

-“Sen kimsin?” 0:

-“Ben bir kadınım” dedi. Âdem Aleyhisselâm sordu:

-“Sen niçin yaratıldın?”

-“Senin benden; benim de senden sükûnet (huzur ve saadet) bulmam için, yaratıldım“, dedi.

Melekler, sordular:

-“Ey Adem! Onun adı nedir?” Âdem Aleyhisselâm:

-“Havva,” dedi. Melekler:

-“Niçin (Havva)” dediler. Âdem Aleyhisselâm:

-“Çünkü o bir “hayy” canlıdan” yaratıldı. Veya o bütün can­lıların (insanların) aslı olduğu için. Veya onun çenesinde, siyaha çalan bir kırmızılık (ben) olduğu için (Havva) ismini aldı. Denildi ki dudaklarında (siyaha çalan bir kırmızılık) vardı.

Kadına “Mer’eh” denilmesinin sebebi, “mer’e” erkekten yaratıldığı içindir. Âdem Aleyhisselâm, Edemeden yani, yeryüzünün üstündeki bazı topraktan yaratıldığı için kendisine Adem denildiği gibi… Hazreti Havva, Âdem Aleyhisselâm’dan sonra, yedi sene ve yedi ay yaşadı. Bütün ömrü, dokuz yüz doksan yedi (997) seneydi.

Bil ki, Allahü Teâlâ Hazretleri, birini anne olmadan babadan yarattı, o, Hazreti Havva’dır. Birini babasız olarak bir anneden yarattı. O, İsa Aleyhisselâm’dır. Diğer insanları bir anne ve bir babadan yarattı. Yani Âdem Aleyhisselâm’ın evladından yaratıldı. Diğerini de babasız ve annesiz yarattı, o da Âdem Aleyhis-selâmdır.

Akıllan şaşırtacak şekilde yaratmış olduğu varlıklara ilahî sanatının hayret uyandıran sırlarını ortaya koyan Allah sübhânehü ve Teâlâ Hazretleri, noksan sıfatlardan münezzehtir. Onu tesbih ederim

Kaynak: İsmail Hakkı Bursevi, Rûhu’l-Beyan Tefsiri,cilt -1


[1] İsmail Hakkı Bursevi, Rûhu’l-Beyan Tefsiri, Fatih Yayınevi: 1/410.

 

 

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: , | 5 Comments »

Yedi Kat Semâ

Posted by Site - Yönetici Şubat 6, 2010

Yedi Kat Semâ

Yedi Kat Semâ

Yedi Kat Semâ

Gök, yedidir.

Birincisi’nin adı, Rakî‘dir. Yeşil zümrüddendir. İkincisi’nin adı “Erfelûn“dir. Beyaz gümüştendir. Üçüncüsü, “Kaydûm“dur. Kırımızı yakuttandır. Dördüncüsü, “Mâûn“dur. O da, beyaz incidendir. Beşincisi, “Dİbkâae“dir. O da kırmızı altındandır. Altıncısı, “Vefnaae“dir. O da sarı yakuttandır. Yedincisi, “Urûbâae“dir. O da parıldayan bir nurdandır.

KAYNAK : İsmail Hakkı Bursevi, Rûhu’l-Beyan Tefsiri Tercümesi – cilt -1

..

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

Hurilerin Cennette Şarkı Okumaları

Posted by Site - Yönetici Şubat 5, 2010

Hurilerin Cennette Şarkı Okumaları

Hurilerin Cennette Şarkı Okumaları

Hurilerin Cennette Şarkı Okumaları:

Önceki sayfalarda da naklettiğimiz gibi Tirmizî… Hz. Ali’den rivayet et­ti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

Cennette siyah gözlü hurilerin bir toplantı yeri vardı. Orada yaratıkla­rın mislini duymadıkları bir sesle şarkı okurlar. (Şarkılarında) derler ki:

Bizler ebedi olanlarız. Asla helak olmayız.

Bizler nimete mazhar olanlarız. Asla yoksul düşmeyiz.

Kendilerine eş olarak verildiğimiz erkeklere ve bize koca kılınan erkek­lere ne mutlu!

Cafer el-Feryabı… Ebû Salih’ten rivayet etti ki; Ebû Hüreyre şöyle de­miştir:

Cennette boydan boya uzanan bir ırmak vardır. İki kıyısında karşılıklı oturan bakireler, halkın duyacağı bir sesle şarkı okurlar. Cennette insanlar onun kadar lezzetli bir şey göremezler.” Ben: “Ey Ebû Hüreyre o şarkı ne­dir?” diye sorduğumda şu cevabı verdi: “İnşaallah teşbih, tahmid, takdis ve onur ve üstünlük sahibi Allah’ı övmektir.

Cennetin evsafım anlatırken Ebû Nuaym… Ebû Hüreyre’den merfu ola­rak şöyle bir rivayette bulunmuştur:

Cennette kökü altından, dallan inci ve zebercedden olan bir ağaç var­dır. O ağacın üzerine bir rüzgar eser; dalları birbirine girer. Duyanlar ondan daha lezzet verici bir şey duymazlar.”

Önceki sayfalarda İbn Abbas’tan şöyle bir rivayette bulunulmuştu:

O ağacı rüzgarlar sallar. O da dünyadaki her eğlencenin sesiyle hareket eder.”

İbn Ebi’d-Dünyâ… Enes’ten rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle bu­yurmuştur:

Doğrusu siyah gözlü huriler cennette (şöyle bir) şarkı okurlar: Bizler güzel hurileriz. Kıymetli kocalar için yaratılmışız.”

Hafız Ebû Nuaym Muhammed b. Cafer b. Asîle… İbn Ebi Evfâ’dan ri­vayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

Cennetliklerden her bir adam, dört bin bakire, sekiz bin dul ve yüz hu­ri ile evlenir. Bunlar, her yedi günde bir toplanır ve yaratıkların mislini duy-madıkan güzel sesle şöyle bir şarkı okurlar:

Bizler mazhar olanlarız. Yoksul düşmeyiz.

Nimete mazhar olanlarız. Yoksul düşmeyiz.

Razı olanlarız. Kırgınlık nedir bilmeyiz.

Kalıcılarız asla göç etmeyiz.

Bize koca kılınan erkeklere ve kendilerine eş olarak verildiklerimize ne mutlu!”

Taberanî… İbn Ömer’den rivayet etti ki; Rasûlullah (s.aiv.) şöyle buyur­muştur:

Doğrusu cennetliklerin zevceleri, kocalarına, hiç kimsenin duymadığı en güzel süslerle şarkı okurlar. Okudukları şarkılardan biri şudur:

Biz ebedileriz, asla ölmeyiz. Güvende olanlarız, hiç-korkmayız.

Kalıcılarız, hiç göç etmeyiz.” Cafer el-Feryabî… Ebû Ümâme’den rivayet etti ki; RasûkıUah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

Cennete giren her erkeğin baş tarafına ve ayaklarının yanına mutlaka ceylan gözlü iki huri oturur. Ona, insanların ve cinlerin duyabileceği en gü­zel sesli şarkı olurlar. Bunlar, şeytanın zurnaları değildirler.”

İbn Vehb, Saîd b. Ebi Eyyub’un şöyle dediğini rivayet etmiştir: Kureyş’ten biri İbn Şihab’a dedi ki: Cennette semâ var mıdır? Çünkü o samâi çok seviyordu. İbn Şihab dedi ki: İbn Şihab’ın canı elinde olana yemin olsun ki, Cennette bir ağaç vardır ki üzerinde inci ve zebercedler bulunur. Al­tında da memeleri tomurcuklanmış huriler şarkı okuyarak derler ki: Biz nimete mazhar olanlarız, yoksulluğu düşmeyiz. Biz ebedileriz, hiç ölmeyiz.

İbn Vehb, Halid b. Yezid’in rivayetine göre şöyle demiştir: “Cariyeler (yani huriler) kocalarına şu şarkıyı okurlar: Bir hayırlı güzelleriz, âlicenap gençlerin eşleriyiz. Biz ebedileriz, ölmeyiz.

Nimete mazhar olanlarız, yoksulluğa düşmeyiz. Razı olanlarız; küslük nedir bilmeyiz. Kalıcılarız; göç etmeyiz.

Onlardan birinin göğsünde şu yazılıdır: “Sen benim sev gilimsin, ben de senin. Gözlerim senin gibisini asla görmedi.” (Beyhakî, el-Ba’sü ve’n-Nüşûr, 212^ İbn Mübarek… Yahya b. Ebi Kesir’in şöyle dediğini rivayet etmiştir: “Siyah gözlü huriler, cennetin kapısı yanında kocalarını karşılayıp du­yulmamış güzellikteki bir sesle onlara şöyle derler: “Sizi uzun zamandan be­ri bekliyoruz. Biz razı olanlarız. Küskünlük nedir bilmeyiz. Kalıcılarız; göç etmeyiz. Ebedileriz, Ölmeyiz.Bir huri de kocasına şöyle der- “Sen benim sevgilirnsin, ben de senin. Senden başka bir hedefim yoktur. Seni bırakıp ta başka yere sapmam.”

İbn Ebi’d-Dünyâ.,. Saîd b. Ebi Saîd’in şöyle dediğini rivayet etmiştir: “‘Cennette altun ve inciden saray ve kaleler vardır. İnci yüklüdürler. Cennetlikler bir ses duymak istediklerinde Cenab-i Allah o saray ve kalele­rin üstünden bir rüzgar estirir. Bu rüzgar onlara, arzuladıkları her sesi geti­rir.”

Hammad b. Seleme… Şehr b. Havşeb’den rivayet etti ki; Aziz ve Celil olan Allah, meleklerine şöyle buyurur:

Doğrusu kullarım dünyadayken güzel sesi severlerdi. Ama benim için önu terkettiler. Şimdi kullanma güzel sesler dinletin.” Bunun üzerine melek­ler, asla misli duyulmamış güzel seslerle teşbih tekbir ve tehlil getirmeye başlarlar.

İbn Ebi’d-Dünyâ… Mâlik b. Enes’ten rivayet etti ki; Muhammed b. Münkedir şöyle demiştir:

Kıyamet günü olduğunda bir ünleyici şöyle seslenir: ‘Kulaklarını ve nefislerini eğlence meclislerinde ve şeytan zurnalarından uzak tutanlar nere­de?! Onları misk bahçelerine yerleştirin.Sonra Cenab-ı Allah meleklere: ‘Onlara tahmid ve temcidlerini dinletin.’ diye ferman buyurur.‘”

İbn Ebi’d-Dünyâ:.. Evzaî’nİn şöyle dediğini rivayet etmiştir:

Duyduğuma göre Allah’ın yaratıkları arasında İsrafil’den daha güzel sesli biri yokmuş. Cenab-ı Allah ona emir verir. O da bir şeyer okumaya ve herkese dinletmeye başlar. Onun sesini duyup ta namazını bırakıp onu dinle­meyen bir tek melek kalmaz. Gökteki bütün melekler onu dinlerler. Cenab-ı Allah’ın dilediği müddetçe böyle kalınır. Sonra onur ve üstünlük sahibi Al­lah buyurur ki: “İzzetime yemin ederim ki; eğer kullar benim azametimin miktarını bilselerdi, benden başkasına tapmazlardı.

Doğrusu onun katîmizda yüksek bir makamı ve güzel bir istikbali var­dır.” (Sâd, 38/40)

Mâlik b. Dinar bu âyet-i kerime hakkında şöyle demiştir:

Kıyâmel günü olduğunda yüksek bir minberin kurulması emredilir. Bu minber cennette kurulur. Sonra şöyle bir ses duyulur:Ey Dâvûd! Dâr-ı dün­yâda beni temcid etmekte olduğun o sesinle beni temcid et (medhiyemi oku).” Dâvûd (a.s.), bütün cennetliklere duyuracak yüksek bir sesle medhi-yesini okur. Şu âyette anlatılmak istenen de budur: “Doğrusunu onun katı­mızda yüksek bir makamı ve güzel bir istikbal vardır.”

Yani konuşmasını dinlemek için cennetlikler yüce ve mukaddes Rabbin huzurunda toplandıklarında O, her birine ayrı ayrı hitab eder ve dünyada yap­tıklarını ona hatırlatır. Aynı şekilde onlara apaçık bir surette tecelli ettiğinde de onlara selâm verir. Nitekim bunu, şu âyet-i kerimeyi tefsir ederken de söy­lemiştik: “Merhametli olan Rab katından onlara selâm vardır.” (Yasin, 36/58)

Ebü’ş-Şeyh el-İsbahanî… Abdullah b. Büreyde’nin şöyle dediğini riva­yet etmiştir:

Cennet ehli her gün zorlu gücün sahibi Allah’ın huzuruna varırlar. O, onlara Kur’ân okur. Herkes, kendisi için tahsis edilen inci, yakut, zeberced, altın ve Zümrüt minberlere oturur. Cenab-ı Allah’ın Kur’ân okumasından başka hiç bir şey onların gözlerini aydın kılmaz. O’nun Kur’ân okuyuşundan daha muazzam ve daha güzel bir şey duymuş değildirler. Sonra gözleri aydın olarak barınaklarına dönerler. Ertesi günün oturumuna kadar gözlerinin ay­dınlığı devam eder.”

Ebû Nuaym… Merfu olarak Ebû Berze el-Eslemî’den .şöyle bir rivayet­te bulunmuştur:

Cennetlikler Öğleden önce başka, öğleden sonra başka bir elbiseyle -si­zin dünyâ hükümdarlarından birini1 ziyaret edişiniz gibi- Aziz ve Celil olan Rablerini öğleden önce ve öğleden sonra ziyarete giderler. Bunu da kendilerine verilen bir ölçü ve prensip çerçevesinde yaparlar. Aziz ve Celil olan Rablerini ziyaret edecekleri saati bilirler.”

İbn Ebi Züeyb… Enes b. Mâlik’ten rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

Cennet ehlinin zevceleri kocalarına hiç kimsenin duymadığı en güzel sesle şarkı okurlar. Şarkılarından biri şudur:

Bizler ebedileriz, hiç ölmeyiz. Bizler güvendeyiz, hiç korkmayız.

Bizler kalıcıyız, hiç göç etmeyiz.

Leys b. Sa’d… Velid b. Abde’den rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) Ceb­rail’e: “Beni ceylan gözlü hurilerin yanında durdur.” dedi. Cebrail onu götü­rüp orada durdurdu. O da onlara: “Siz kimlersiniz?” diye sordu. Onlar şu ce­vabı verdiler: “Bizler; yerleşen ve göçmeyen, gençleşen ve ihtiyarlamayan, takvalı olan ve günah işlemeyen bir kavmin cariyeleriyiz.”

Kurtubî, ceylan gözlü hurilerin şarkı okumalarıyla ilgili olarak yukarıda geçen hadisi naklettikten sonra der ki: Onlar bu şarkıyı okuduktan sonra dün­yalı mümine kadınlar da onlara şöyle karşılık verirler:

Bizler namaz kılanlarız; siz kılmadınız. Bizler oruç tutanlarız; sit tut­madınız. Bizler abdest alanlarız; siz almadınız. Bizler sadaka verenleriz; siz vermediniz.”

Hz. Âişe dedi ki: “Böylece dünyalı kadınlar, hurileri mağiub ederler.”

Doğrusunu Allah bilir. Kurtubî, Tezkire adlı eserinde böyle demiştir. Bu dediklerini hiç bir kitaba dayandırmamıştır. Doğrusunu Allah bilir.

Kaynak – Ölüm ve Ötesi – İbni Kesir

..

Posted in Ölüm Ve Ötesi - İbni Kesir, Bunları Biliyormuydunuz, Cennet, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

Ticaret ve Ziraat

Posted by Site - Yönetici Şubat 4, 2010

Ticaret ve Ziraat

Ticaret ve Ziraat

Ticaret ve Ziraat

Âlimler, ticaret ve ziraatin hangisinin faziletli olduğu hususunda da ihtilâf ettiler. Bazıları dediler ki: Ticaret daha faziletlidir. Çünkü Allahü teâlâ şöyle buyuruyor: “…Allah muhakkak bilmişdir ki, içinizden hastalar olacak, diger bir kısmı Allah’ın fazlından (nasib) aramak üzere yer(yüzün)de dolaşacaklar. Bir başka takımı da Allah yolunda çarpışacaklardır.“141 Bu âyetteki yeryüzünde dolaşmaktan maksad, ticarettir. Bunun için de Allah, ticareti dinin en üst derecesi olan cihaddan önce zikretmiştir. Bunun için Hz. Ömer (ra) şöyle diyordu: “Allah’ın fazlından rızık aramak için sefere çıktığımda, yükümün iki dengi arasında ölmem, Allah yolunda mücahid olarak savaşmaktan daha iyidir.”142 Bir başka hadisde de şöyle buyuruluyor: “Kendisinden emin olunan doğru tüccar, Kıyamet günü itaatkâr yüce kişilerle beraberdir.” 143

Meşayihimizin ekserisine göre ise, ziraat ticaretten daha faziletlidir. Çünkü ziraatin faydası daha umumîdir. Kişinin neslini devam ettirmesi ve vücudun gıdasının temini ziraat iledir. Ziraatla Allah’a kulluk için kuvvet kazanılır. Ticarette ise bu meydana gelmez, ancak mal çoğalır. Rasûlullah (sas) “İnsanların en hayırlısı, onlara en faydalı olandır.”144 buyuruyorlar. Bu bakımdan faydası umumî olanla uğraşmak, daha faziletlidir. Ziraatte Allah yolunda harcama daha aşikâr ve çoktur. Çiftçinin elde ettiği şeylerden insanlar, hayvanlar ve kuşların yemesi olağandır. Bunların hepsi de yetiştiren için sadakadır. Bir hadisde şöyle buyuruluyor: “Bir müslüman bir ağaç dikse, ondan bir insan, bir hayvan veya bir kuş yese, bu onun için sadaka olur.”145 Bir başka rivayette de “Ondan, rızık aramak için çıkan insanlar, hayvanlar ve kuşlar yeseler, onun için sadaka hükmündedir. “14^ buyuruluyor. Hadiste geçen “el-Afiye” kelimesi, insanlarda olduğu gibi, rızık aramak için çıkıp ta yuvalarına dönen kuşlar için de kullanılır. Kendisinde Allah yolunda tasadduk manası olmayan kazanç çeşitlerinde bir fazilet de yoktur. Namazda setrü avret farz olduğu için kendisine ihtiyaç duyulmakla birlikte, dokumacılık ta böyledir. Bundan da anlıyoruz ki, kazanç yollarından Allah yolunda daha çok harcanan daha faziletlidir.

İlim Öğrenmek Farzdır

Onların dayandıkları âyetin izahına gelince, rivayet edildiğine göre Mekhûl (rh) ve Mücâhid (rh) şöyle dediler: Burada yeryüzünde yolculuğa çıkmaktan maksad, ilim öğrenmek için çıkmaktır. Verilen bu manaya göre, biz de diyoruz ki, ilim öğrenmek daha faziletlidir. Nitekim İmam Muhammed (rh) de buna işaret ederek şöyle diyor: İlmi aramak farz olduğu gibi, rızkı aramak ta farzdır. Kazancın bu şekilde ilme teşbih edilmesi gösteriyor ki, ilim öğrenmek diğerlerinin hepsinden en yüksek derecede bir farzdır. İlim öğrenmenin farziyyetinin beyanı da RasûluUah’ın (sas) şu hadisleridir: “İlim öğrenmek, her müslümana farzdır.“147

En Faziletli Bilgi, İlmihal Bilgisidir.

Ancak bu hadisde kasdedilen bilgi ilmihal bilgisidir. Şöyle denildi: İlmin en faziletlisi, ilmihal bilgisi, amellerin en faziletlisi de bu halin korunmasıdır.

Bu sözü şu şekilde açıklayabiliriz: İlm-i hâl demek, şu anda bir kimsenin üzerine farz olan şeyleri yapabilmesi için ihtiyaç duyduğu şeyleri bilmesidir. Meselâ namaz kılmak için taharet gibi.

Aynı şekilde ticaretle uğraşmak isteyenin.de kendisini faizden ve fasid akitlerden koruyacak kadar ilim öğrenmesi farzdır. Bir kimsenin malı varsa, zekâtını eda edebilmesi için, malının cinsinden ne kadar zekât verildiğini bilmesi lâzımdır. İşte “ilmihal’in manası budur. Çünkü Allahü teâlâ, Şeriat’in Kıyamete kadar bakî kalacağını haber veri yor. İnsanlar arasında Şeriat’ın bekası ise, ancak öğrenmek ve öğretmekle olur. Bunun için de Şeriat’ı öğrenmek ve öğretmek herkes üzerine farzdır. Helâl kazancın farziyyetini beyan sadedinde bunu da açıklamış olduk.

Buna delil olarak şu hadisi verebiliriz: Rasûlullah (sas) ilmin ortadan kalkmasına vesile olacakları için bilmeyenlere ve öğrenmeyenlere lanet etti ve buyurdu ki: “Allahü teâlâ ilmi kalblerden çekip çıkararak kaldırmaz. Fakat âlimlerin ruhlarını kabzeder. Âlimler alındıktan sonra insanlar cahilleri reisler edinirler. Onlar da bilmeden fetva verirler. Kendileri dalâlete düşerler, halkı da düşürürler.”148 Bunu teyid eden şu âyet-i kerime de vardır: “Eğer müşriklerden biri senden emân dilerse, ona eman ver. Ta ki Allah’ın kelâmını dinlesin...”149 Bu âyet işaret ediyor ki, istediği zaman kâfire dini öğretmek farzdır. Mü’mine ise öncelikle öğretmek gerekir.

İlmin farzların en kuvvetlilerinden olduğu hususundaki sözümüzün izahı da şöyle: İnsan bütün ömrünü öğrenmek ve öğretmek için harcasa, ömrü boyunca farz işlemiş olur. Bütün ömrünü namaz ve oruçla geçirse, bir kısmında nafile ile meşgul olmuş olur. Şüphesiz farzı yerine getirmek, nafileyi işlemekten daha yüksek derecededir.

Kaynak : İmam Muhammed Şeybani – İslam İktisadında Helal Kazanç

Dipnot: Yazının devamını oku »

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, İslam İktisadında Helal Kazanç | Etiketler: | Leave a Comment »

 
Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 448 takipçiye katılın