Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Archive for the ‘Diger Konular’ Category

Calinus’un Ölümü

Posted by Site - Yönetici Şubat 2, 2010

Calinus'un Ölümü

Calinus'un Ölümü

Calinus’un Ölümü

Rivayet olundu ki, Câlinus, öleceği sırada ashabına (talebe ve çevresine), fındık gibi iki yuvarlık şey verdi. Ve dedi ki:

-“Bunlardan birini, ben öldükten sonra, demircilerin üzerinde çalıştıkları demirin (Örsün) üzerine koyun. Diğerini de, su ile dolu olan cam kabın içine koyun, sonra cam kabı kırın. Calinus’un vasiyyet ettiği gibi yaptılar. Demircilerin demirinin üzerine konulup dövülen demir, eriyip yere aktı. Ondan bir şey bula­madılar. Su ise dondu. Buz haline geldi. Kapsız olarak olduğu gibi kaldı. Hakimler, (Filiozoflar) buyurdular: “Calinûs, bununla şunu murad etti. Sert cisimleri su gibi akıtabiliyorum. Ben dilediğim maddeyi, taibatında akıcılık olan suyu dondurabiliyorum. Amma ölüm için bir ilaç bulamadım.” Demek istedi. Bundan dolayı bazıları:

Ey mağrur olan kişi, zaman geçirmeden hemen tevbe et. Mutlaka ölüm gelip sana yetişir. Kaarun olsan bile… Aristotales zehir ile Öldü. Bukrat felç olarak öldü. Eflâtun zatülcenb (akciğer iltihabı hastalığından) öldü. Calinûs ise karın hastalığından öldü.

İmam Şafiî (r.h.) Hazretleri, kişilerin kendisiyle veba ve tâûnu tedavî ettikleri şeylerin en güzeli, teşbihtir. Çünkü, zikir ceza ve azabı kaldırır. Yunus Aleyhisselâm için Allah şöyle buyurdu.

Eğer çok tesbîh edenlerden olmasaydı, her halde ba’s olunacakları güne kadar onun karnında kalırdı. 37/142’143″ [1] yine azab ve cezâ’nın kalkması için Efendimiz (s.a.v.) Hazretlerinin üzerine bolca salevât okumak lâzım. Bunlar ve bunların benzerlerinin her biri, zahirî ve bâtınî şartlara uyarak okunduğunda, maddî ve manevî musîbet, belâ, azab ve cezanın kalmasında etkilidirler. Şartlarına göre okunmayan zikir ve salevât Yüce Allâh’in huzurunda şefaatçi olacak değildir.

Mesnevide buyuruldu:

Eğer dua için temiz bir nefesin yoksa, temiz gönüllü dostlardan dua dile

İsmail Hakkı Bursevi, Rûhu’l-Beyan Tefsiri Tercümesi cilt 1


[1] Es-Sâffât: 37/143-144

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

HELAL GIDA ( YEMEK ) KONFERANSI – Prof.Dr. Ahmet Akgündüz

Posted by Site - Yönetici Şubat 1, 2010

HELAL GIDA ( YEMEK ) KONFERANSI – Prof.Dr. Ahmet Akgündüz

Bu videoyu izlemenizi kesinlikle tavsiye ederim.

1.BÖLÜM

2.BÖLÜM

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Gündem, Genel, Haramlar - Helaller, Sağlık, Tavsiyeler, Türkiye, Video, Yorumlar | 5 Comments »

Türkiye’de tam ve gerçek din hürriyeti var mı?

Posted by Site - Yönetici Şubat 1, 2010

Türkiye'de tam ve gerçek din hürriyeti var mı?

Türkiye'de tam ve gerçek din hürriyeti var mı?

Türkiye’de tam ve gerçek din hürriyeti var mı?

ABD’de her yıl, dünya ülkelerinde din özgürlüğü konusunda bir rapor hazırlanır. Birkaç ay önce metni açıklanan son raporda, ülkemizde tam ve gerçek bir din hürriyeti olmadığı, çoğunluğu oluşturan Sünnî Müslümanlara, insan haklarına ve demokrasiye aykırı olarak baskı yapıldığı belirtilmiştir.

1923’te Cumhuriyet’in kuruluşundan kısa bir müddet sonra, çoğulcu siyasete son verilmiş ve tek parti sistemi yürürlüğe konulmuştur.

Anayasa’da, “Devletin dini, din-i İslâm’dır” maddesine tamamen zıt ve aykırı icraat yapılmış, 1928’de bu madde kaldırılmıştır.

Yapılanlardan birkaçını sayayım:

1. İslâm medreseleri kapatılmıştır.

2. Tasavvuf ve tarikat dergahları, tekkeleri, zaviyeleri kapatılmıştır.

3. Binlerce cami, mescit, tekke, taş mektep, dinî vakıf binası satılmış, kiraya verilmiş veya yıktırılmıştır. Tarihî İslâm, kabristanlarının yüzde 99’u tahrip edilmiştir.

4. Başta sarıklı din hocası İskilipli Âtıf Efendi olmak üzere binlerce hoca, şeyh, dindar kişi idam edilmiş, sürülmüş, zindana atılmıştır.

5. İlahiyat Fakültesi ve İmam-Hatip mektebi kapatılmıştır.

6. Siyasete karışmayan, hiçbir eyleme ve şiddet hareketine bulaşmayan, sadece ve sadece dinî ve imanî risaleler yazan Bediüzzaman’a çok ağır baskılar ve zulümler yapılmıştır.

7. Menemen vak’asıyla hiçbir alakası olmayan Nakşibendî şeyhi Erbilli Esad Efendi, yaşı doksana yaklaşmış ve hasta olduğu halde İstanbul’dan alınmış, Menemen’e sürüklenmiştir. Bu muhterem zat hastanede şüpheli şekilde vefat etmiş, yine şeyh olan oğlu idam edilmiştir.

CHP oligarşisi zamanında Türkiye halkının, başta din, inanç, vicdan, inandığı gibi yaşamak hak ve hürriyetlerinin ihlali ile ilgili bir rapor yazılacak olsa 7-8 bin sayfalık 10 ciltlik bir külliyat çıkar ortaya.

1945’te çok partili sisteme izin verildikten, 1950’de CHP iktidarının devrilip yerine Demokrat Parti geçtikten sonra da din üzerindeki baskılar, zaman zaman çok ağırlaşarak devam etmiştir.

Yıl 2009, Türkiye’de yaşayan on milyonlarca Sünnî Müslüman ağır baskılar altındadır.

Laik sistem, camilere, Cuma hutbelerine bile karışmaktadır.

Masonlar, Rotaryenler, Lion’sçular alabildiğine hür, güvenli ve serbest yaşarken Müslümanlar ağır baskılar altında.

Masonlar, localarına gidip masonik âyinler yapabiliyor da, tasavvuf taraftarı Müslümanlar niçin tekkelere gidip zikrullah yapamıyor?

Sabataycıların kendilerine mahsus okulları var da Müslümanlar niçin İslâm okulları, İslâm liseleri, İslâm üniversiteleri, İslâm medreseleri açamıyor?

Anayasamızda eşitlik yazıyor ama dindar Müslüman kızlar başlarına eşarp örterek üniversitelere gidemiyor.

Tesettürlü Müslüman hanımlara, sakallı dindar erkeklere baskı yapılıyor, ayırım yapılıyor, bazen hakaret ediliyor.

Baskılar o hale gelmiştir ki, yanınıza iki hâfız alarak, Çanakkale şehitliğine gidip, canlarını bu vatan için feda etmiş aziz şehitlerimize Kur’ân okutamıyorsunuz, ruhları için dua edemiyorsunuz. O şehitlikleri dindar rehberler ile birlikte gezemiyorsunuz.

Bir lisede birkaç çocuk, bodrum katında kalorifer dairesi yanındaki küçük bir odada namaz kılıyor, din düşmanları ortalığı velveleye veriyor.

Sünnîler üzerindeki baskılar o derecededir ki, ülkenin Cumhurbaşkanı ve Başbakanı, başları eşarpla örtülü hanımlarını alıp da bazı devlet tesislerinde akşam yemeğine gidemiyor, yine bazı devlet hastahanelerindeki hastaları ziyaret edemiyor.

Bütün bu zulümlerin sebebi laikçiliktir. Laikçiler, laikliği İslâm’a karşı bir din haline getirmişlerdir. En haklı, en meşru dinî hizmet ve faaliyetleri bir tehdit ve tehlike olarak görmüşler ve ağır baskılar yapmışlardır.

Din, inanç, vicdan, inandığı gibi yaşamak, din eğitimi hak ve hürriyetleri evrenseldir ve ana değerdir.

Evrensel ve temel insan hakları ile ilgili bütün metinlerde, bildirgelerde, sözleşmelerde din hürriyeti vardır.

Laiklik bir değer değildir.

Laiklik evrensel değildir.

Avrupa’da (Benim bildiğim) sadece Fransa ve Portekiz anayasalarında laiklik kelimesi ve kavramı geçmektedir.

İngiltere’de hükümdar aynı zamanda millî Anglikan kilisesinin başıdır.

Dünyanın en huzurlu ve fert başına düşen milli gelir açısından en zengin ülkesi olan Norveç anayasasında “Norveç’in dini Protestan/Lüteryen dinidir” diye yazılıdır.

Laik Fransa’da bile Müslümanların İslâm okulları açma hakkı vardır.

Türkiye Müslümanlarının, ateistler ve İslâm düşmanları kadar hürriyeti yoktur.

Masonlar kadar hürriyeti yoktur.

Marksistler ve komünistler kadar hürriyeti yoktur. Komünist partisi vardır ama İslâm partisi kurmak yasaktır.

Hayat Kadınları Derneği” kurulabilir ama “Müslüman Kardeşliği Derneği” kurmak yasaktır.

Türkiye’de asıl açılım; din, inanç, inandığı gibi yaşamak, din eğitimi konusunda yapılmalıdır.

Laiklik, (daha doğrusu) laikçilik İslâm’a karşı bir din gibi algılanmamalıdır.

Türkiye’de yaşayan on milyonlarca Sünnî Müslüman en az Sabataycılar kadar hür ve serbest olmalıdır.

Devlet veya rejim Sabataycıların “sazanlarına” karışıyor mu? Onların gizli sinagoglarına karışıyor mu? Lüks otellerde yapılan Sabataycı nikah ve düğünlerde, damat ve gelinin bir odaya alınıp Sabataycı dinî nikah kıyılmasını suç sayıyor mu?

Bugünkü yumuşama olmasaydı bendeniz bu yazıyı kaleme alamazdım.

Laiklik konusundaki teröre, laikliği bahane ederek yapılan baskılara ve insan hakları ihlâllerine artık son verilmelidir.

Türkiye’nin Sünnî Müslüman çoğunluğuna, İngiltere  Müslümanlarının sahip oldukları haklar ve hürriyetler tanınmalıdır.

Müslümanlara resmî ideoloji konusunda hiçbir baskı yapılmamalıdır. Resmî ideoloji özelleştirilmelidir.

Sünnî Müslümanlık dışında bütün dinlere ve görüşlere de (şiddete kaçmamak, başkalarının hürriyet haklarını çiğnememek şartıyla) hürriyet tanınmalıdır.

Masonlara hak ve hürriyet… Müslümanlara baskı… Bu hep böyle gider mi sanıyorlar?..


Mehmet Şevket Eygi


Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

Resulüllahın Yaptığı Ve Tavsiye Ettiği Dualar

Posted by Site - Yönetici Ocak 31, 2010

Resulüllahın Yaptığı Ve Tavsiye Ettiği Dualar

Resulüllahın Yaptığı Ve Tavsiye Ettiği Dualar

Resulüllahın Yaptığı Ve Tavsiye Ettiği Dualar

Belalardan Korunma Ve Huzur, Sâadet İsleme Duaları:

Enes’den (Radıyalîahu Anh) yapılan rivayetde demiştir ki, Peygam­ber Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in çoğunlukla duası şu idi:

Allâhümme âtına fiddünyâ haseneten ve fi’1-âhireti haseneten ve kmâ azâbe’n-nâr.”

Allah’ım! Dünyada bize iyilik ver. Âhirette de bize iyilik ver ve bizi ateş azabından koru.”[5]

Müslim Peygamberin şöyle dediğini rivayetine ilâve etmiştir: Enes kısa bir duâ etmek istediği zaman, bu duâ ile duâ ederdi.”

İbni Mes’ud’dan (Radıyallahu Anh) yapılan rivayetde Peygam­ber Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur:

Allah’ım! Senden hidâyet, takva, iffet ve ğınâ (nefis zenginliği) İsterim.”[6]

Sahâbeolan Tarık İbni Eşyem El-Eşça’i’den (Radıyallahu AnhJ yapılan rivayetde demiştir ki, Bir insan İslâmı kabul ettiği zaman Pey­gamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem ona namazı öğretir ve sonra şu keli­melerle duâ etmesini ona emrederdi:

Allâhümmeğfir Lî Verhamnî vehdinî ve Âfinî verzuknî.”

Allah’ım beni bağışla, bana merhamet et, bana hidâyet ver, bana âf iyel ver ve beni rıziklandır).” Târık’dan Müslim’in diğer bir rivayeti şöy­ledir: “Bir adamın Peygambere gelip de şu şekilde konuştuğunu işitmiş-tir: Bir adam Peygambere gelip dedi ki, ya Resûlellah! Rabbimden iste­yeceğim zaman nasıl söyleyeyim? Peygamber, (s.a.v) şöyle söyle dedi:

Allâhümmeğfir lî verhamnî, ve âfinî verzuknî.”

Allahım, beni bağışla. Bana merhamet et. Bana afiyet ver. Beni rı-zıklandır.) Bu sözler senin dünya ve âhiret işlerini toparlar.”[7]

Abdullah İbni Amr İbni’l-As’dan (Radıyallahu Anhüma) yapı-lan rivayetde demiştir ki, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle bu­yurmuştur:

Allâhümme yâ musarnfe’î-kuîûbi sarif kuîûbenâ ala tâatike.”

Ey kalbleri çevirip idare eden Allah’ım! Kalblerimizi Sana itaat etmeye çevir.”[8]

Ebû Hüreyre’den (Radıyallahu Anh) yapılan rivayete göre Pey­gamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur:

Belâ sıkıntısından, isyana düşmekten, kötü akıbetten ve düşmanların sevinmesinden Allah’a sığının.”[9] Süfyan’dan bir rivayette o şöyle demistir: Hadisde üç madde vardır. Ben bir tane ilâve ettim; hangisini ilâve ettiğimi bilmiyorum. Bir rivayette de Süfyan demiştir: Bu maddelere bir tane ilave ettiğimde şübheliyim.

Enes’den (Radıyallahu Anh) yapılan rivayetde demiştir ki, Resû-lüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:

Allâhümmeinnîeûzü bikemine’1-aczi ve’I-keseli ve’I-cünbi ve’î-heremi ve’l-buhli. Ve eûzü bike min azâbi’l-kabri ve eûzü bike min fitneti’I-mahyâ ve’l-memâti.

Allah’ını! Ben acizlikten, tenbellikten, korkaklıktan, kocalmadan, cim­rilikten Sana sığınırım. Yine kabir azabından Sana sığınırım. Hayat ve ölüm fitnesinden de Sana sığınırım.” Bir rivayet şöyle: Borç yükünden ve azgın insanların üstün gelmesinden sana sığınırım.”[10]

Kaynak: Dualar ve ziikirler – İmam Nevevi

Dipnotlar : Yazının devamını oku »

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Dualar ve Zikirler - İmam Nevevi, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | 1 Comment »

Âlimin İlmi ile Amel Etmesi ve Bilmeyenlere Öğretmesi Farzdır

Posted by Site - Yönetici Ocak 30, 2010

Âlimin İlmi ile Amel Etmesi ve Bilmeyenlere Öğretmesi Farzdır

Âlimin İlmi ile Amel Etmesi ve Bilmeyenlere Öğretmesi Farzdır

Âlimin İlmi ile Amel Etmesi ve Bilmeyenlere Öğretmesi Farzdır

İlmi öğrenmek farz olduğu gibi, âlimin ilmini insanlara öğretmesi de farzdır. Çünkü âlimin ilmi ile amel etmesi güzel görülmüş, onun tersine hareket etmesi de kötü görülmüştür. İlim öğretmek, emr-i bilma’ruf, nehy-i anilmünker yapmak demektir. Bu da bu ümmete farzdır. Allahü teâlâ şöyle buyuruyor: “Siz insanlar için çıkarılmış en hayırlı bir ümmet oldunuz. İyiliği emreder, kötülükten menedersiniz ve Allah’a inanırsınız.. .”15°

Ulemâ meselenin tafsilâtında ihtilâf ettiler: Bir kimse bir veya iki meseleyi öğrense, bunu bilmeyene öğretmesi farz olur mu, olmaz mı? Meşâyihimizin bazısına göre, öğretmesi gerekir. Fakat çoğunluğa göre ise, böyle bir şey gerekmez. Bu ancak insanların sözüne itimad ettikleri ilmi ile meşhur olmuş kimselere vacibtir. Bu kitabda müellif her iki görüşe de işaret etti. Buradaki mezkûr lâfız umumî olmasını gerektirir.

Bundan sonra müellif şöyle dedi: Âlimlerden basiretli olanların, insanlara fıkhî hükümleri açıklamaları gerekir. Bu da gösteriyor ki, farziyyet hassaten ilmi ile meşhur olanlaradır.

Birinci görüşün delili şu âyetlerdir:Gerçekten indirdiğimiz o açık açık âyetlerimizi ve doğru yolu Kitabda insanlara açıkladıktan sonra gizleyen kimseler var ya, onlara hem Allah lanet eder, hem lânetçiler lanet eder.”151 “Allah, kitab verilenlerden, onu insanlara açıklayacaksınız ve gizlemeyeceksiniz, diye ahid almıştır. Onlar ise, onu arkalarına atıp az bir değere değiştiler. Alışverişleri ne kötüdür.”152

Bu iki âyetten anlaşılıyor ki, ilmi gizlemek haramdır. İlmi açıklamak ise zarurîdir. Bu hüküm kendisine ilim ulaşan herkesi içine alır. Kendisine ulaşan ilmi gizlediği tasavvur edilirse, onu izhar etmesi ona farz olur. Rasûlullah (sas) şöyle buyuruyor: “Kim yanındaki ilmi gizlerse, Kıyamet günü ağzına ateşten bir gem vurulur.”153 “Şayet bû ümmetin sonda gelenlerinin öncekilere lanet ettiklerini görürseniz, yanında ilmi olan ilmini ortaya koysun. O gün ilmi gizleyen, Hz. Muhammed’e (s.a.v) Allah’ın indirdiğini gizleyen gibidir.”154

Şüphesiz ilmi öğretmek, zekâtı eda etmek gibidir. Herkesin zekâtını kendi nisabından ödemesi gerekir. Bir tek çeşit maldan nisaba malik olanla bir kaç çeşit maldan nisaba malik olan müsavidir.

Diğer görüşün delillerine gelince: Âlimler her zaman peygamberlerin vârisleridir. Rasûlullah (sas) şöyle buyuruyorlar: “Âlimler peygamberlerin vârisleridir.”155 Bilindiği gibi, Rasûlullah (s.a.v) zamanında, dinî meselelerde ihtiyaç duyulan bilgileri, insanlara bizzat Rasûlullah’ın (s.a.v) kendisi açıklıyorlardı. Allahü teâlâ da Kur’an’da onu böyle vasfetti ve buyurdu ki: “… Sana da insanlara gönderileni açıklayasın diye Kur’an’ı indirdik. Belki düşünürler.”15″ Onun huzurunda Kur’an’dan bir şey açıklamak başka birine gerekmez. Bu her zaman böyledir. Onun yerini başkaları ile değil de, ilmi ile meşhur olan âlimlerce doldurulması gerekir. Âdeten insanlar, ilmi ile meşhur olan âlimlerin sözlerine itimad ederler. Bakasina itimad eden pek azdır. Hatta çoğu kez, insanlardan bazıları ilmi ile meşhur olmayan kimselerden duyduğu şeyi hafife alır. Bunun için de özellikle ilimde meşhur olanların açıklaması gerekir.

Hasan-ı Basrî (rh) dan şöyle dediği nakledildi: “Bedir’de bulunmuş yetmiş sahabiye yetiştim. Onların hepsi de inzivaya çekilmişlerdi. İnsanlara bir şey öğretmekle meşgul olmuyorlardı.” Çünkü onlara ihtiyaç duyulmuyordu. Tabiîn ulemâsı ra (rh) yine böyle idiler. Onlardan bazıları fetva ve ta’limle meşgul oldular. Bazıları ise, ilim sahibi olmalarına rağmen bundan uzak durup inzivaya çekildiler. Çünkü bunların ilmi başkalarına öğretmeyi bırakmaları bir noksanlık meydana getirmiyordu. Maksad başkaları ile de hasıl oluyordu.

Bunun sebebi de şudur: İlmin iki meyvesi vardır: Bilmek ve öğretmek. Âlimlerden bazıları kendisinde ilmin bu iki meyvesini de toplama imkânını bulur, ilim ile öğretmeyi cemeder. Bazıları ise her ikisini de elde edemez, sadece ilmi öğrenme meyvesi ile yetinir. Bunlar da gösteriyor ki, bu konu oldukça geniştir. Ehl-i ilimden meşhur olanlarla maksad hasıl olmuştur.

Şayet ilim taleb etmek farz olmamış olsaydı, insanların günahtan kurtulmaları da mümkün olmazdı. Günahları işlemekten kaçınmak farzdır. Kur’an’da şöyle buyuruluyor: “De ki: Rabbim sadece açık ve gizli fenalıkları, günahı, haksız yere tecavüzü, hakkında hiçbir delil indirmediği şeyi Allah’a ortak koşmanızı, Allah’a karşı bilmediğiniz şeyi söylemenizi haram kılmıştır.”157 Günahtan kaçınmak ta ancak ilimle olur.

Şayet insanlar ilim öğrenmeyi terketseler, hak bâtıldan, doğru hatadan, iyilik kötülükten ayrılmaz. Halbuki hak ile bâtılın arasının ayrılması dinin esasıdır. Buna da ancak ilimle ulaşılabilir. Allah, şöyle buyuruyor: “…Allah bâtılı mahveder, hakkı sözleriyle gerçekleştirir...158 “…Halbuki suçluların hoşuna gitmese de, hakkı ortaya çıkarmak ve bâtılı tepelemek için, Allah sözleriyle hakkı ortaya koymak ve inkarcıların kökünü kesmek istiyordu.” 159 Şüphesiz her müslümana, Allah’ın doğru kabul ettiği şeyle, bâtıldan kaldırdığı şeyin arasını temyiz etmesi farzdır. Aynı şekilde herkesin doğru olana yapışması ve kendi gayreti ile hata olanlardan kaçınması gerekir. Buna ulaşmanın yolu da ilimdir.

Âlimlerin insanlara menfaati olan bir şeyi kendilerinden öncekilerden aldıkları zaman, bunu anlatmaları gerekir. Yani işitilen rivayetlerin açıklanması âlimler üzerine vacibdir. Nitekim bu meselede Rasulüllah (sas) şöyle buyuruyorlar: “Allah, şu kimsenin yüzünü ağartsın ki, bizden bir hadisi işitti. Onu işittiği şekilde ezberledi. Sonra da onu işitmeyen birisine nakletti. Fıkhı fakih olmayana nakleden nice fıkıh hamilleri vardır. Nice hamil-i fıkıhlar da vardır ki, fıkhı kendisinden daha fakih olana nakleder.”160 “Siz (birisinden) dinlersiniz. Sizden de (birileri tarafından) işitilir. Sonra da sizden işitenden dinlenilir.”1^1 “Dikkat edin, hazır olan olmayana tebliğ etsin.“162

Hem sonra insanlara menfaati olan şeyi açıklamak farzdır. Meşhur ve sahih olan nâsih âyetleri bilmek gibi. Men-suh âyetlere gelince, onların rivayeti gerekmez Çok yayılmış olan şeylerde de durum aynıdır. Çünkü bunların rivayetinde insanlar için bir menfaat yoktur. Hatta bazan fitneye de sebeb olabilir. Fitneden kaçınmak ta evlâdır. Bu meselede asıl olan Ebû Hureyre’den (ra) rivayet edilen şu sözdür: “İşittiğim her şeyi rivayet etmiş olsaydım, beni taşlarla recmederdiniz. “ı63

Hz. Muâz’ın (ra) yanında kelime-i şehâdetle ilgili bir hadis vardı. Vefatı ânı yaklaşıncaya kadar onu rivayet etmedi. Sonra arkadaşlarına dedi ki: ” Rasûlullah’dan (s.a.v) işittim. Şayet Allah’ın emri, yani ölüm gelmemiş olsaydı, bu hadisi size rivayet etmezdim. Rasûlullah (s.a.v) in şöyle dediğini işittim: “Kim kalbinden Lâilâheillâİlah derse, Cennet’e girer.”164 Hz. Muâz (r.a), insanların bu hadise güvenmemeleri için, ömrünün son zamanlarına kadar onu rivayetten kaçındı. Fakat vefatı ile hadisin kaybolacağından korktuğu için onu arkadaşlarına rivayet etti. Böylece bu hadis, açıkladığımız bu mesele için bir asıl oldu.

Sen görmez misin ki, şayet bizim üzerimize ilmin gereğini edâ farz olmasaydı, bizden öncekilere de farz olmazdı. Bu böylece sahabe ve tabiîne kadar giderdi. Bu da gösteriyor ki, ilmi nakil konusunda insanların hepsi de birdir. Rasûlullah (sas) şöyle buyuruyor: “Bu dini her haleften âdil olanlar naklederler. Ondan ibtal edenlerin tahrifini ve cahillerin te’vilini nefyederler.”1^5 Şayet müteahhirînin ilmi nakletmeyi terketmelerine cevaz verecek olsak, bunun aynısına mütekaddimîn için de cevaz vermemiz gerekir. Bu söz de neticede Rafızîlerin görüşüne götürür.

Bu meselede Rafızîler şöyle diyorlar: “Allahü teâlâ, Hz. Ali’nin (ra) fazileti hakkında âyetler indirdi. Rasûlullah (sas) onun fazileti ve halife olarak seçilmesine dair hadisler söyledi. Fakat diğer sahabeler (ra) ona hased ettikleri için bunu gizlediler.” Ehl-i Sünnete göre, bu hüküm yalandır ve uydurmadır. Sahabeden bir tanesi hakkında bile böyle düşünmek caiz olmadığı halde, nasıl hepsi hakkında böyle bir zanda bulunulabilir? Şayet bununla ilgili bir şey bulunsa idi, bu mutlaka şöhret bulurdu. Rafızî mezhebinin binası yalan ve iftira üzerine kurulmuştur.

İmam Muhammed Cih), bu istişhad ile şuna işaret ediyor: Sahabe-i Kiramın (ra) hepsi de dinî meselelerle ilgili bir şeyi nakletmekten geri kalmadılar. Onlardan sonra gelenlerin de bu meselede onlara uyması gerekir.

Kaynak: İmam Muhammed Şeybani – İslam İktisadında Helal Kazanç

Dipnotlar : Yazının devamını oku »

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Fetvalar, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Yorumlar, İslam İktisadında Helal Kazanç | Leave a Comment »

Akreb Ve Yılan Hikâyesi

Posted by Site - Yönetici Ocak 29, 2010

Akreb Ve Yılan Hikâyesi

Akreb Ve Yılan Hikâyesi

Akreb Ve Yılan Hikâyesi

Zennün (k.s.) Hazretlerinden rivayet olundu:

Bir gün kalbime bir sıkıntı girdi. Nil nehrinin kenarına gezintiye çıktım. Bir akrep gördüm, koşuyordu. Onu takip ettim. Suyun kenarında bir kurbağanın yanına vardı. Kurbağanın sırtına bindi. Kurbağa, akrebi Nîl’in öte yakasına geçirdi. Ben de hemen bir gemiye bindim onu takibettim. Suyu geçtiklerinde akrep, kurbağanın sırtından indi. Uyumakta olan bir gencin yanına gitti. Orada bir Engerek yılanı, gence yaklaşmış ve genci ısırmak üzereydi. Akrep yılana saldırdı. Akrep yılanı soktu; yılan akrebi zehirledi. Her ikisi de öldüler. Her şeyden habersiz uyumakta olan genç kurtuldu.

Ruhu’l  Beyan Tefsiri Tercümesi  cilt .1


Posted in Diger Konular, Dini Hikayeler, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Yorumlar | Leave a Comment »

TARİHE DAMGA VURMUŞ TÜRKLER ( ÇANAKKALE ÇOCUKLARI )

Posted by Site - Yönetici Ocak 28, 2010

TARİHE DAMGA VURMUŞ TÜRKLER   ( ÇANAKKALE  ÇOCUKLARI )

TARİHE DAMGA VURMUŞ TÜRKLER ( ÇANAKKALE ÇOCUKLARI )

TARİHE DAMGA VURMUŞ TÜRKLER   ( ÇANAKKALE  ÇOCUKLARI )

Onların futbol topları yoktu.Hele sizin gibi topları hiç olmadı.Çaputları birbirine dolayıp bezden bir top yapmışlardı belki.Onunla da kimbilir kaç kez oynama fırsatı bulmuşlardı?

Sizce en büyük eğlenceleri neydi?

Gökyüzünde salınan bir uçurtmaları olmuşmuydu? Gece yattıklarımda neyin hayali ile uyumuşlardı? Hayal kurmak için hiç fırsatları olmuşmuydu acaba? Bugünkü rahatlığımızı borçlu olduğumuz onlar: babaları cephede olduğu için birşeyler istemek şansına sahip değillerdi….Ve birgün hepsinin üstüne görev düştü: “VATAN İÇİN ÖLMEK...” Tereddüt etmeden gittiler. Öyle güzel, öyle güzeldi ki gittikler yerler. Gittiler ve bir daha geri dönmediler.

İvrindi nin Mallıca köyünden 104 yaşında vefat eden Azman Dede Çanakkale savaşına katılmış gazilerimizdendi. Gençliğinde iki metreyi aşkın boyu,dev görünümüyle insan azmanı sayılmış herkes ona azman demeye başlamış,soyadı kanunu çıkınca da Azman soyadını almıştı. Esas ismi adeta unutulmuştu.Yıllar önce bir yerel araştırma sırasında Mallıca köyü kahvesinde kendisiyle görüştüm. Kulakları ağır işitiyordu. Köylülerden biri yardımcı oldu.Benim sorduklarımı kulağına bağıra bağıra söyledi. Onun sesine alışkın olduğundan anladı. Sordukları mı cevapladı . Söz Çanakkale`ye geldiğinde o koca ihtiyar sarsıla sarsıla, hıçkırıklar içinde ağlamaya başladı. Kendi zor duyduğu için kan çanağına dönen gözleriyle bize de duyurmak için bağıra bağıra anlatmaya başladı :
-“Bir hücum sırasında bölük erimişti. Yüzbaşı telefonla takviye istedi. Gece yarısı siperleri takviye için istediğimiz askerler geldi. Hepsi askere alınmış gencecik insanlardı. Ama içlerinde daha çocuk denecek yaşta üç-dört asker vardı ki hemen dikkatimizi çekti. Bölüğü düzene soktum.Yüzbaşı gelenlerle tek tek ilgileniyor, karanlıkta el yordamıyla üstlerini başlarını düzeltiyor, sabah yapılacak olan süngü hücumuna hazırlıyordu. Sıra o çocuklara geldiğinde, o cıvıl cıvıl şarkı söyleyerek gelen çocuklar birden çakı gibi oldular. Yüzbaşı sordu; “Yavrum siz kimsiniz?“,içlerinden biri; “Galatasaray Mektebi Sultanisi talebeleriyiz Vatan için ölmeye geldik!..” diye cevap verdi. Gönlüm akıverdi o çocuklara. Bu savaş için çok küçüktüler. Daha süngü tutmasını bile bilmiyorlardı. Onlarla ilgilendim.Mermi böyle basılır. Tüfek şöyle tutulur. Süngü böyle takılır. Düşmana şöyle saldırılır!..diye.

Onları karşıma alıp bir bir gösterdim. Siperlerin arkasında ay ışığında sabaha kadar talim yaptık.Gün ışımadan biraz dinlensinler diye siperlere girdik. Ortalık hafif aydınlanır gibi olunca hep yaptıkları gibi düşman gemileri gelip siperlerimizi bombalamaya başladılar. Yer gök top sesleriyle inliyordu.Her mermi düştüğünde minare gibi alevler yükseliyor birgün önce ölenlerin kol, bacak, el, ayak gibi parçaları havaya kalkan toprakla siperlere düşüyordu. Mermiler üzerimizden ıslık çalarak geçiyordu. Siperler toz duman içinde kalmıştı. Bir ara yüzbaşı “Azman yandık!..” diye siperin köşesini işaret etti. O şarkı söyleyerek sipere gelen, sanki çiçek toplarmış gibi neşeli olan o çocuklar siperin bir köşesinde sanki bir yumak gibi birbirine sarılmış tirtir titriyorlardı. Çocuklar harbin gerçeği ile ilk defa karşılaşıyorlardı.Ürkmüşlerdi. Yüzbaşı yandık demekte haklıydı. Muharebede bir ürküntü panik meydana getirebilirdi. Tam onlara doğru yaklaşırken içlerinden biri avaz avaz bir marş söylemeye başladı!..

Annem beni yetiştirdi bu yerlere yolladı
Al sancağı teslim etti Allah a ısmarladı.
Boş oturma çalış dedi hizmet eyle vatana
Sütüm sana helal olmaz saldırmazsan düşmana

-Baktım hemen biraz sonra ona bir arkadaşı daha katıldı. Biraz sonra biri daha… Marş bitiyor yeniden başlıyorlar. Bitiyor bir daha söylüyorlar.Avaz avaz!.. Gözleri çakmak çakmak… Hücum anı geldiğinde hepsi süngü takmış, tüfeklerine sımsıkı sarılmış, gözleri yuvalarından fırlamış dişler kenetlenmiş bekliyorlardı . O an geldi. Birden yüzbaşı “Hücum!..“diye bağırdı. Bütün bölük, bütün tabur, bütün alay cephenin her yerinden fırladık. İşte tam o anda, tam o anda, o çocuklar kurulmuş gibi siperlerden fırlayıverdiler.İşte o an. Tam o an bir makineli yavruları biçiverdi. Hepsi sipere geri düştüler. Kucağıma dökülüverdiler.Onların o gül gibi yüzleri gözümün önünden gitmiyor. Hiç gitmiyor!.. İşte ben ona ağlıyorum, o çocuklara ağlıyorum!..”Azman dede ağlıyordu. Ben ağlıyordum. Kahvede kim varsa ağlıyordu.Kahveci gözyaşları içinde bize çay getirdi. Eğildi;”Azman dede hep ağlar. Niye ağladığını bugün ilk defa anlattı .” Dedi.

Şehitlrimizin ruhu şad olsun , Mekanları cennet olsun.Hz.Allah şefeatlerine nail eylesin.. Amin

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, İbretlik, İlginç | 3 Comments »

ORTA GÖLCÜK ( YAYLASI ) RESİMLERİ

Posted by Site - Yönetici Ocak 27, 2010

ORTA  GÖLCÜK  ( YAYLASI )  RESİMLERİ

Bu resimleri bize gönderen Kasım Akıncı’ya Teşekkür ederiz.

NOT : Resimleri büyük boy görmek için resimlerin üzerine TIKLAYIN

ORTA  GÖLCÜK  RESİMLERİ

ORTA GÖLCÜK RESİMLERİ

ORTA  GÖLCÜK  RESİMLERİ

ORTA GÖLCÜK RESİMLERİ

ORTA  GÖLCÜK  RESİMLERİ

ORTA GÖLCÜK RESİMLERİ

ORTA  GÖLCÜK  RESİMLERİ

ORTA GÖLCÜK RESİMLERİ

ORTA  GÖLCÜK  RESİMLERİ

ORTA GÖLCÜK RESİMLERİ

ORTA  GÖLCÜK  RESİMLERİ

ORTA GÖLCÜK RESİMLERİ

ORTA  GÖLCÜK  RESİMLERİ

ORTA GÖLCÜK RESİMLERİ

ORTA  GÖLCÜK  RESİMLERİ

ORTA GÖLCÜK RESİMLERİ

ORTA  GÖLCÜK  RESİMLERİ

ORTA GÖLCÜK RESİMLERİ

ORTA  GÖLCÜK  RESİMLERİ

ORTA GÖLCÜK RESİMLERİ

ORTA  GÖLCÜK  RESİMLERİ

ORTA GÖLCÜK RESİMLERİ

ORTA  GÖLCÜK  RESİMLERİ

ORTA GÖLCÜK RESİMLERİ

ORTA  GÖLCÜK  RESİMLERİ

ORTA GÖLCÜK RESİMLERİ

ORTA  GÖLCÜK  RESİMLERİ

ORTA GÖLCÜK RESİMLERİ

ORTA  GÖLCÜK  RESİMLERİ

ORTA GÖLCÜK RESİMLERİ

….

Posted in Diger Konular, Fotograflar, Güncel, Gündem, Genel, Resimler, Türkiye | 2 Comments »

Abdulah Bin Mesûd Bir İnsana Şöyle Dedi

Posted by Site - Yönetici Ocak 26, 2010

Abdulah Bin Mesûd Bir İnasana Şöyle Dedi

Abdulah Bin Mesûd Bir İnasana Şöyle Dedi

Abdulah Bin Mesûd Bir İnsana Şöyle Dedi:

-“Muhakkak sen, fakihleri (İslam hukukçuları ve din bilginlerinin) çok olduğu ve kuraların (Kur’ân okuyucularının) az olduğu bir zamandasın. Kur’ân-ı Kerimin hakkını harflerini zayi etmemekle muhafaza et. Sen soru (fetva) soranları az; ona cevâb veren (fakihlerin) çok olduğu bir zamandasın. Bu zamanın fakihleri namazlarını uzatrlar ve hutbeyi kısa tutarlar. Bunlar amellerini istek ve arzularından önce yapmaya başlıyorlar. İnsanların üzerine bir zaman gelecek, fakihleri az olacak, kurraları çoğalacak, o zaman Kur’ân-ı Kerimin harfleri muhafaza edilir. Kur’ân-ı Kerimin emir ve yasakları zayi edilir. Soru (fetva) soran çok olur. gerçek manâ’da cevab (fetva) verebilecek çok azdır. Onlar hutbeyi uzatırlar, namazı kısa tutarlar. O çağda onların arzu, heves ve istekleri amellerinden önce gelir. (Önce dünyalık işlerini bitirirler, sonra ibâdet ederler).”

Bu âyeti kerimede şu işaret vardır. Misak’ın alınması umumîdir. “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?“de olduğu gibi. Lâkin bir kavim, şevk ve aşka icabet ederek, kabul etti. Bir kavim de, korkarak icabet etti. Her iki halde de işin Allah’ın emriyle tahakkuk ettiği bilinsin diye. Kimi hitabını işitir, hidâyetini gerektirir. Kimi hitabını işitir dalâletine mucip olur. İsrail oğullarının başına Tûr’un ayânen (herkes tarafından görülebilecek bir şekilde) kaldırılmasından daha açık bir delil olamaz. Onları, rüsvaylık kapladığında burhanın yani delil ve mucizelerin izhârı onlara fayda vermedi.

Size verdiklerimizi kuvvetle tutun,” ayeti kerimesi, Allah tarafından gelen, emir, yasak, taat ilimler ve diğer şeyleri insanî kuvvetle tutmanın mümkün olmadığına, onları ancak ve ancak Rabbanî bir kuvvet ve İlâhî bir destekle tutmak gerekli olduğuna işaret etmektedir.

Ve içinde olanları zikredin,” rumuzlardan, işaretlerden, incelik ve hakikatleri zikredin.

Gerektir ki takvaya nail olursunuz,” Mâsivâ’dan

Allah’a korunursunuz.

Sonra onun arkasından, yüzçevirdiniz,” Yani hak yoldan  sapıttınız.   (l/İ 55)   Mîsâkı   aldıktan   sonra,   tabiî

kuvvetlerin istilâsı ile şeriate ittibâ yani şeriate uymak ve amel etmekten yüz çevirdiniz. Allah tarafindan mübtelâ olmakla muvafakat tarikatının sülûkundan kaçtınız.

Eğer Allah’ın fazl ü keremi ve rahmeti olmasaydı,”… Bu başlangıçta geçen İlâhî bir yardım, vasat bir durumda, mîsâkı kuvvetle alma başarısı, tevbeyi kabul etme, tevbe etmeye başarı kazanma ve ömrün sonuna kadar tevbede dâim olan rahmetidir.

Her halde siz hüsrana düşenlerden olurdunuz,” isyana İsrar edenlerden, azab ile aldanıp zarar eden, hüsrana uğrayan, dünya ve âhiretin gitmesi, âhiret ve dünya cezası ile elbette hüsrana düşerdiniz. Sizden, günaha isrâr eden ve aşırı gidenlerin hali böyle olduğu gibi…

Elbette bilirsiniz.” kitab, Yahudilerden Efendimiz (s.a.v.) Hazretlerinin asrında yaşayanlaradır. Yani Allah’a yemin olsun ki, Ey İsrail oğullan, siz tanıdınız ve bildiniz.

O aşırı giden ve yasağı çiğneyenleri,”

İçinizden,” Seleflerinizden (geçmişinizden), Hal olduğu için mahallen mensubtur.  “de” o gün,

Cumartesi gününde. Yani cumartesi günündeki kendileri için tayin edilen sadece ibâdet etmek ve ona saygı gösterme yerine o av ile meşgul olup cumartesinin hukukuna tecavüz ettiler. kelimesinin aslı, kesmektir. Çünkü Yahudiler, o gün kesmekle emir olundular. Yani bütün dünyevî işlerini kesmelerini ve Allah’ın ibadetiyle meşgul olmakla emir olundular. Uykuya da denir. Çünkü uyku hali, insanı, ihtiyarî hareketlerden (bilinçli davranışlardan) keser. Bu âyette tahzir ve tehdit vardır. Sanki şöyle denilmektedir: Siz onlara, (Cumartesi gününe tecâvüz edenlere) bir ceza verildiğini biliyorsunuz. Siz de sakının ki, onlara gelen musibet, size de dokunmasın, başınıza gelmesin.

Kaynak : Rûhu’l-Beyan Tefsiri Tercümesi – cilt 1

..

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Yorumlar | Leave a Comment »

KARI-KOCANIN KARŞILIKLI VAZİFE VE MÜKELLEFİYETLERİ

Posted by Site - Yönetici Ocak 25, 2010

KARI-KOCANIN KARŞILIKLI VAZİFE VE MÜKELLEFİYETLERİ

KARI-KOCANIN KARŞILIKLI VAZİFE VE MÜKELLEFİYETLERİ

KARI-KOCANIN KARŞILIKLI VAZİFE VE MÜKELLEFİYETLERİ

Kur’an-ı Kerim’de Mevlâmız,

Ey insanlar! Sizleri bir tek kişiden (Âdem’den) yaratan ondan da eşini (Havvâ’yı) vücûda getirerek, ikisinden birçok erkekler ve kadınlar üreten Rabbinizden korkun.” (S. Nisâ, 1)

Size nefislerinizden, kendilerine ünsiyet etmeniz için zevceler yaratmış olması, aranızda bir sevgi ve merhamet peydâ etmesi de O’nun (varlığının-birliğinin) âyetlerinden (delillerinden)dir. Şüphe yok ki bunda, düşünen bir kavim için elbette ibretler vardır. (S. Rûm, 21)

Resûlüllah (s.a.v.) Efendimiz de buyuruyorlar ki: Dikkat edin! Sizin kadınlarınız üzerinde hakkınız vardır; kadınlarınızın da sizin üzerinizde hakları vardır. Sizin onlar üzerindeki hakkınız, sevmediğiniz kimseleri serginiz üzerine ayak bastırmamaları ve hoşlanmadıklarınıza evlerinize girmeye izin vermemeleridir. Dikkat edin! Onların sizin üzerinizdeki hakları ise, giyimleri ve yiyecekleri hususunda onlara iyi davranmaktır.” (İbn-i Mâce, Nikâh 3)

Evet, İslâmiyet’te kadının da, erkeğin de ayrı ayrı hakları ve vazifeleri vardır. Kısaca bunların üzerinde durmaya çalışalım.

Karı ile koca arasında her şeyden evvel, karşılıklı samimi bir sevgi ve saygı olmalıdır. Her birisinin diğerini, kendisine  ölünceye kadar hayat yoldaşı, öldükten sonra da her türlü kötü huylardan arınmış cennet arkadaşı olarak kabul etmesi lâzımdır.

Evlenmiş olan bir erkek, evinden-âilesinden başka yerlerde gözü-gönlü olmamalı, düşünmemelidir. Kurduğu yuvayı sağlamlaştırmak için elinden geldiğince çalışmalıdır. Evine yan bakarak âile bağlarını gevşetmek, çok çirkin bir harekettir. Dînimiz bunu yasak etmiştir.

Erkek, âile reisi olduğu cihetle, bütün hârîci işleri düşünmek, evin ve âilenin her türlü ihtiyaçlarını tamamlamaya çalışmak, ona ait bir vazifedir. Sonra hanımının dîni biilgisini; inanç, ibâdet ve ahlâkını murâkebe ederek bu hususta bir eksiği, noksanı varsa, onu da öğretmek, tamamlamak erkeğin vazifesidir.

Erkek, aynı zamanda hanımına karşı nezâketle ve yumuşaklıkla muâmelede bulunmalıdır. Kadının olur olmaz sözlerinden rahatsız olup da kavga yapmaya kalkışmamaya gayret göstermelidir. Âile bağlarının zayıflamaması için, böyle davranılması şarttır. Nitekim Peygamber-i zîşân (s.a.v.) Efendimiz, Müminlerin îmanca en kâmil olanları, ahlâkı güzel olan ve âilesine nezâketle muâmele edenlerdir. Sizin hayırlınız, karısına hayırlı olandır. Ben âileme karşı sizin en hayırlınızım.(S. Nesâî, Nikâh 4) buyurmuşlardır. Diğer bir hadîs-i şeriflerinde de şöyle buyururlar: Kadınlara kerîm, yani, iyi insanlardan başkası ikram etmez; onlara ihânet ve hürmetsizlik edenler de, ancak leîm, yani, kötü adamlardır.” (Minhâcü’s-Sâlikîn, min Ehâdîsi ve Sünneti Hâtemi’l-Enbiyâi ve’l-Mürselîn 2/267)

İşte Müslümanlık, kadın hakkında bu derece yumuşak ve nâzik muâmelede bulunmayı emretmektedir. Âile bağının kuvvet bulması için, kadın da;

Kocasını evin reisi tanımak, ona sevgi ve saygı ile bağlanmak, tesettür-nâmus ve  ibâdetine riâyet etmek, ev idaresine ve çocukların terbiyesine dikkat etmek, kocasının kazandıklarını israf etmekten kaçınmak ve evine sahip çıkmak lâzımdır.

Ümmü Seleme (r.a.)’den rivâyet olunan bir hadîs-i şerifte Resûlüllah (s.a.v.) Efendimiz, Hangi kadın, kocası kendisinden râzı olduğu halde vefât ederse, cennete girer.” (S. Tirmizî, Radâ’ 10) buyururlar. Namazını kılan, orucunu tutan, giyimine-kuşamına dikkat eden, iffetini-nâmusunu haramdan koruyan, kocasına itaat eden bir kadından kocası râzı olur. Kocasının rızâsını kazanan kadının da gideceği yer, doğruca cennettir.

Hulâsa edecek olursak; Müslümanlık’ta âilenin ehemmiyeti büyüktür. Âilenin temelini teşkil eden karı ile koca, kendi vazifelerini ve haklarını bilir ve her birisi vazifesini eksiksiz yerine getirir, hakkına da râzı olursa, âilede devamlı bir huzur ve saâdet olur. Âilenin huzur ve saâdeti ise, cemiyetin âsâyiş ve intizâmına vesîle olan unsurların başında gelir.

Fazilet takvimi

..

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

 
Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 441 takipçiye katılın