GÖYNEM ( BEYSEHiR )

İLAHİ-KURAN-İSLAM-DİN-HABER-RESİM-VİDEO-TASAVVUF-BELGESEL-DUA-HADiS-TARİH-ŞİİR – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

‘Diger Konular’ Kategorisi için Arşiv

Bira alkolsüz olur mu?

Yazar Site - Yönetici Ekim 10, 2009

Bira alkolsüz olur mu?

Bira alkolsüz olur mu?

Bira alkolsüz olur mu?

Ramazan’da Umre’ye giden bir arkadaşımız, hem Mekke hem de Medine’de Harem-i Şeriflerin bitişiklerindeki marketlerde Efes Pilsen ürünlerinin satıldığını ve resimlerini çektiğini belirterek ‘bu nasıl olur?’ diye soruyor.

Kendisine, ‘Devlet Gazetesi’ yazarlarının “Mekke’deyiz… Ertuğrul Özkök ne yaptı dersiniz? Başarılı bir günün ardından bir şampanya açtırdı… Durun, hemen ‘yakaladık’ diye atlamayın… Bu şampanya, Suudi Arabistan’ın alkolsüz şampanyası… Adı da hakikaten şampanya… Suudiler buna ‘Saudi champagne’ diyorlar…” şeklindeki ifşaatlarını hatırlatarak dedim ki;

‘Bunu birilerine anlatırsan derler ki ‘O alkolsüz bira. Bir sakıncası yok. O üründen Türkiye’nin meşhur gıdacısı …’da üretiyor’ derler. Fakat Türkiye’de üretilen gazozlar, kolalar, meyve suları, aromalı içecekler, yapay maden suları, enerji ve sporcu içecekleri gibi birçok yapay içeceğe, üretimde -etil alkol- değişik amaçlarla eklendiği gibi alkolsüz diye satılan tüm biralarda da “alkol var!’

Ama nasıl olur. Bunun belgesi var mı?

Hangi beyanımız delilsiz ki bu delilsiz olsun demedim ama ‘gazlı içecekler, kolalar vb ile ilgili Tübitak’ın alkol tespit belgelerini 2006 ve 2007’de yayınlamıştık. ‘Alkolsüz Bira’, ‘Aromalı Bira’ ve ‘Malt içecek’ yazsa da içeriğinde mutlaka alkol var!

Belgesine gelince…

Elbette söyleyeceğimiz her cümle isbât-ı kabil şeylerdir’ diyerek durumu aşağıdaki gibi izah ettik kendisine… 

2006/33 nolu Türk Gıda Kodeksi Bira Tebliği’ni incelediğimiz zaman, oynanan oyunu fark ederiz. Şöyle ki:

Söz konusu tebliğin 4. maddesinin e fıkrası; “Sadece maltın veya malt ve ekstrakt maddelerinin öğütülüp, sıcak su ile belirli yöntemlerle işlenmesi sonucunda elde edilen şıranın; şerbetçiotu ile kaynatılması ve soğutulması, bira mayası ile belirlenen alkol derecesine kadar fermente edilmesi veya fermentasyon sonucu oluşan alkolün uzaklaştırılması yoluyla elde edilen, filtre edilerek veya edilmeyerek, pastörize edilerek veya edilmeyerek üretilen, içinde çözünmüş halde karbondioksit bulunan bulanık veya berrak içki” şeklinde tanımlar, sözde Alkolsüz birayı.

F fıkrası ise Aromalı birayı; Aromatize edilmiş bira ve aromatize edilmiş alkolsüz bira diye tanımlıyor. Aynı tebliğin 5. maddesinde de yer alan tablo ise son derece manidardır.

Bira hacmen alkol miktarlarına göre dörde ayrılır:

Ürün Adı

 % Hacmen Alkol (20 ºC)

Alkolsüz bira

≤ 0,5 alkol içerir

Düşük Alkollü Bira    

>  0,5    ≤ 3 alkol içerir

Bira                            

> 3        ≤ 6 alkol içerir

Yüksek Alkollü Bira 

> 6        ≤ 10 alkol içerir

 

Tanımdaki ‘alkolün uzaklaştırılması’ şeklindeki ifade ilk bakışta ürünü alkolsüz gibi gösterebilir ancak diğerleri bir yana Alkolsüz bira denilen birada yüzde 0,5 oranında alkol yer alıyor.

Bu ürünlerin alkol içerdiği neden etiketinde yazmıyor?

En kritik soru bu. Makyavelist anlayış, sadece ticaret veya siyasette yoktur. Bu anlayışı bürokraside de görebiliriz. 2002/58 numaralı ‘Gıda Maddelerinin Genel Etiketleme ve Beslenme Yönünden Etiketleme Kuralları Tebliği’nin 5. maddesinin y/3 fıkrası “Bileşimindeki alkol miktarı hacmen % 1,2′yi geçmeyen” ürünlerin etiketine alkolün varlığını yazmayı zorunluluk olmaktan çıkarıyor.

Özetlemek gerekirse; ister alkolsüz, ister malt, ister aromalı, isterse de bira denilsin alkol hepsinde mevcut olup aralarındaki fark, alkolün oranından ibaret.

Birinde yüzde yarım, diğerinde yüzde üç bir başkasında yüzde 10 hepsi bu.

Yani ‘alkolsüz bira’ yahut ‘aromalı bira’ sadece bir palavra…

Bir tuzak…

Alkolün varlığının devletin resmi mevzuatı ile gizlenmesi, temel insan haklarına aykırı bir uygulama olarak karşımızda durmakta. Tüm sorumluluk biz tüketicilerle birlikte, bu ülkeyi yönetme sorumluluğunu omuzlarına almış herkesin üzerinde…

Hatırlayınız

Allah c.c.’in evinin etrafında satılan Coca Cola Türkiye ve Efes Pilsen’in sahibi Tuncay Özilhan, birkaç yıl önce reklâm ürünlerinde hangi ifadeleri kullanmıştı: Biraullah (Allah’ın birası) (!).

Allah’ın birası(!) Allah’ın Evi’nin yanında satılmayıp da nerede satılacak(!)?

Arkadaşımız sormaya devam ediyor…

Suudi yönetimi yahut Mekke ve Medine yönetimleri bu durumu bilmiyor mu?    

Bilip bilmediklerini bilmiyoruz. Bilmiyorlarsa bile bu mazeret olamaz. Allah c.c. ile alay eden bir firmanın bırakınız birasını, hiçbir ürününün bu beldelere girmemesi gerekirdi.

Alkol, Müslümanların en önemli imtihanlarından biri!

Azı ya da çoğu,

Şu veya bu adla anılması,

Şuna buna eklenmesi,

Direkt yahut en direkt yöntemlerle tüketilmesinin bir farkı olabilir mi?

Hangi adla anılırsa anılsın,

Hangi ürüne eklenirse eklensin. 

Nerede satılırsa satılsın,

Kim satarsa satsın alkol alkoldür. Çağdaş ifsatçılar bir kulpla cevaz verseler de hükmü değişmez.

Vail İbnu Hucr r.a. anlatıyor: “Târık İbnu Süveyd el-Cu’fi r.a., Resûlullah s.av.’e hamr (alkollüler) ile tedavi hususunda sordu. Aleyhissalatu vesselam onu bundan men etti ve:

Hayır! O, deva değil, derttir!” buyurdu.” Müslim, Eşribe 12, (1984); Ebu Davud, Tıbb 11, (3873); Tirmizi, Tıbb 8, (2047).

“Allah c.c., size haram kıldığı şeylerde şifanızı halk etmiş değildir.” (Mecmau”z-Zevâid:5/86)

Görüleceği üzere bırakınız keyif için bu tür ürünleri tüketmeyi, Efendimiz s.a.v. alkolün tedavi amaçlı bile kullanılmasını yasaklıyor!

Diyebilirsiniz ki; birçok ilaçta da alkol var!

Halklısınız. Hatta bilgisi sadece tıp ilmi ile sınırlı ya da çaresizliği meslek edinmiş bazı Müslüman doktorların bu durumu ve domuzdan yapılan aşıları savunduklarına şahit olabiliriz.

‘İçme de öl’ diyenlere bile rastlayabilirsiniz…

Müslüman bir hasta, doktoru ile reçete öncesi pazarlık yapmasını bilmeli.

İçeriğini tam olarak bilmediği veya içeriğinde haram yahut şüpheli maddeler bulunan ilaçları kendisi için yazmamasını talep etmeli. Acaba kaç doktor yazdığı ilacın içeriğini tam olarak bilmekte ya da bu duyarlılığa sahip? Ayrı bir yazı konusu olan bu meselenin, ne kadar zor olduğunun farkındayım. Lakin olması gereken bu.

Unutmayınız normal şartlarda arz, talepten dolayıdır. Türkiye’nin önemli reklamcılarından olan bir arkadaşımızın ‘Biz, bir adama ihtiyacı olmayan dünyanın en pahalı otomobilini aldırtıp, üzerine kuş pislemesin diye sabahlara kadar pencerede uykusuz bekleterek onu o araca taptırırız’ şeklinde tanımladığı reklâmcılık, olmayanları bile ihtiyaç gibi pazarlayıp o ürüne taptırabiliyor.

Bu nedenle bir ürün hangi adla sunulursa sunulsun, bizler ferasetli bir tüketici olmaya mecburuz.

Kemal Özer – Timeturk

Yazı kategorisi: Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Haramlar - Helaller, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Cübbeli Ahmed hoca’nın Süleyman Efendi (k.s.)nin talebeleri vs….

Yazar Site - Yönetici Ekim 9, 2009

Cübbeli Ahmed hoca’nın Süleyman Efendi (k.s.)nin talebeleri vs….

 

 

 

 

Yazı kategorisi: Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Göynem Kasabası Talebe yurdu.

Yazar Site - Yönetici Ekim 8, 2009

Göynem Kasabası Talebe yurdu.

Göynem Kasabası Talebe yurdu

Göynem Kasabası Talebe yurdu

Göynem Kasabası Talebe yurdundaki Hocaefendiler ve talebeleri.

NOT : Fotografı büyültmek için üzerine tıklayın

……

Yazı kategorisi: Diger Konular, Fotograflar, Göynem Resimleri, Güncel, Genel | Leave a Comment »

HAFIZ`IN DUASI

Yazar Site - Yönetici Ekim 8, 2009

HAFIZ`IN DUASI

HAFIZ`IN DUASI

HAFIZ`IN DUASI

 

İçimizdeki vuslatın tecellisini gösterdiğin ânda, sana duvağındaki açılmamış en samimî dileklerimizi arz ediyor olacağız.

Harf harf, kelime kelime hâfızamızda bulunan “Kelâm-ı Kadîm“in hakkına sığınarak yalvarıyoruz. Bize kelâmını lutfettin, onun hâdimi olduk. Bu nûrunu elimizden alma Rabbim!..

Her yakarışımızın, her gözyaşımızın, her “âmin” nidâsının, soluğumuza can vermesini nasip et!

Öğrendiklerimizi yaşamamıza yardımcı ol! Sen yardım et ki, yaşadıklarımızın da idrâkinde olalım. Sükûtumuz tefekkür, konuşmamız zikir olsun! Kulların lisanımızdan huzur bulsun!

Hayatın bu iniş ve yokuşunda, sabır ve şükür yolculuğumuzda yüzümüzü kara çıkarma!

Yüreğimizdeki en kıymetli emânetine bizi lâyık eyle!.. Gözümüz, Kitabını okumakla nurlansın, gönlümüz onunla inşirâh bulsun!.. Bütün âzâlarımız onunla canlansın ve “yaşayan bir Kur’ân” olalım!..

Bizi sevdiğin kullarına yoldaş eyle!.. Esrarına sırdaş eyle!..

Âminlerle arz ediyoruz,sana olan sevdamızı.

Hesabını veremeyeceğimiz her adımı, her soluğu, her ânı bize “hafızlığımız hakkı için” yaşatma!

Bizi, sadece Senin karşında mahçup, boynu bükük eyle!.. Senden başkasına el açtırma!.. Biz âciziz, sen aziz eyle!.. Biz zayıfız, Sen güçlü eyle!..

Bütün hayatımızı, Kur’ân-ı Kerim’in izzetine yakışır bir vakar ve kullukla yaşamamızı nasib et!..

Allâh’ım! Bizi, imansız, irfansız ve Kur’an’sız bırakma! Âmin.

 

Alinti : http://www.bilgicagi.net

Yazı kategorisi: Diger Konular, Dini Konular, Dualar, Güncel, Gündem, Genel, Yorumlar | Leave a Comment »

Kimdir bu İsrail denilen devlet?

Yazar Site - Yönetici Ekim 7, 2009

Kimdir bu İsrail denilen devlet?

Kimdir bu İsrail denilen devlet?

Kimdir bu İsrail denilen devlet?

İsrail’i başımıza bela yapmayın Kimdir bu İsrail denilen devlet? Avrupa’nın, hele de İngiltere’nin çakması değil mi? Bilahare Bush’un şımarttığı ve her ülkeye kafa tutan, tehditler yağdıran bir avuç terör devleti değil mi? Davos intikamı ile cayır cayır yanan İsrail yöneticileri, bir yandan ne kadar aldatıcı üslup varsa onu kullanıyor, bir yandan da acayip şekilde tehditler yağdırıyor.. Akıl almaz durumlar meydana çıkıyor: Başbakan Erdoğan, işgalci, soykırımcı İsrail’in Cumhurbaşkanı Peres’i örnekler vererek tel’in ediyor.. Bulunduğu toplantıyı terk ediyor ve hem Türk halkından, hem de İslâm ülkelerinden tam puan alıyor.. Daha sonra bir bakıyorsunuz Türk Cumhurbaşkanı Gül, Türk Musevi Cemaati Başkanı Silvyo Ovadya’yı Çankaya’ya davet ediyor, halvet oluyorlar, Silvyo’dan birtakım talepler geldiği gazetelere yansıyor.. Adam, emredici tavırla Gül’e diyor ki: – Yahudi aleyhtarı mitingler yapılıyor.. Bir kısım medya Yahudilere küfrediyor, ancak cezalandırılmıyor, gereğinin yapılması.. – Cezalar yeterli değilse Almanya, Avusturya, Fransa ve ABD’dekine benzer yasal değişiklik yapılsın.. – Irkçılık ve düşmanlık yapanlara karşı başvurular üzerine dava açılıyor, bir süre sonra düşüyor..
Suç cezalandırılmayınca bir süre sonra o kişi veya kişiler aynı suçu tekrarlıyorlar..
Nasıl, beğendiniz mi?
Irkçılığın daniskasını yapan, İslâmofobi ile lebaleb dolu bir milletin Türkiye’deki uzantısı, mitinglere, medyanın yayınlarına kısıtlama getirilmesini istediği gibi, hangi ülkelere benzer kanunlar çıkarmamızı teklif ediyor..
Vaktiyle İsrail Başbakanı Begin, şunları söylüyor:
FKÖ’yü yok etmezsek bunun alternatifi Treblinka’dır. Amma biz karar verdik, artık bundan sonra hiçbir zaman Treblinka olmayacak..”
Begin’in arkadaşları, dindaşları “
Yahudi soykırımı” iddiasını her alanda yenilerken, Gazze katliamına eleştiri getirilmesine tahammül edemiyorlar..
Cemaat, Türkiye’de Yahudiler üzerinde onur kırıcı, aşağılayıcı görüş beyan etmenin suç haline getirilmesini istiyor, bazı eserlerin yasaklanmasını talep ediyor..
Cumhurbaşkanı Gül hiç itiraz etmeden dinliyor.. Ben ise gene hortumu patlatıyorum.. Denmeliydi ki:
Ulan ukala, sen Türkiye Cumhuriyeti vatandaşısın, Türkiye aleyhtarı İsrail siyasetçilerinin, gazetelerin hangi beyanına karşı çıktın? Edebini takın, otur oturduğun yerde..”
Amma boşuna bekliyorum.. Çünkü Haaretz gazetesinin yazdığına göre Türkiye-İsrail arasındaki gerginliği bitirmek üzere sayın Gül, İsrail’e resmi bir ziyaret gerçekleştirecekmiş..
Bunlar ne ki?
Türkiye Cumhuriyeti’nin Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik, bazı dernek, vakıf, siyasi parti tarafından “
İsrail mallarına boykot” kararına karşı okullara genelge göndererek boykota uyulmamasını” emrediyor..
Niye acaba?
İnsani duygularla desek, Hüseyin Çelik dışında insani duygu sahibi kimse yok mu?
Siyasi ve iktisadi meselede Milli Eğitim Bakanı niçin inisiyatif almaktadır? Dışişleri Bakanlığı, Ticaret Bakanlığı tatile mı çıktılar?
Yoksa “
Lions ve Rotaryan” okullarını yaygınlaştırma sözü verdiğine dair iddiaları haklı mı çıkartmak istiyor?
Bu genelge, istenilen neticeyi tayinde zayıf kalır..
Sayın Bakan Davos’ta alenen irade beyanında bulunan Türkiye Başbakanı’nı da eleştirmeli..
Ne demek dünyanın gözü önünde “
Siz ancak çocukları öldürmesini bilirsiniz” sözleri?.
Boykottan daha ağır değil mi gizli ve açık İsrail veya Siyonist yanlısı derneklerle program düzenleyen Bakan için?
Neyse.. Dünya bir taraf olsa, ben yapacağımı normal yollardan hiç esirgemem.. Çocuk katillerine, ırkçı fanatiklere, din devleti saliklerine pabuç bırakmayacağım.. Herkesin haberi olsun..
——————
Öğrenemedik hâlâ Baykuş kimdir, Doğan kim?
Vatanı parselleyen, milletimi sağan kim?
Acep dinmeyecek mi bu uğursuz fırtına?
Şamata çok, şaşırdık, gürleyen kim, yağan kim?

Abdurrahim Karakoç – Vakit

Yazı kategorisi: Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Yorumlar | 4 Comments »

PEYGAMBERİMİZİN BABA NASİHATİ

Yazar Site - Yönetici Ekim 6, 2009

Hz FATIMA (r.a) HIRKASI

Hz FATIMA (r.a) HIRKASI

PEYGAMBERİMİZİN BABA NASİHATİ

Peygamber Efendimiz kızı Fatıma’yı gelin edip Hazreti Ali Efendimizin evine götürülürken şu nasihatlerde bulunmuştur:

’Kızım,vücudunu temiz tut.Rabbini zikret… Vücudunu su ile temizle.Kocan sana baktıgı zaman ferahlık duysun.Gözlerine sürme sür.Sürme kadınlerın süsüdür.Başına zeytinyagı süren kadına şeytan zarar veremez.

Ey Fatıma! Kocan sana baktıgında gözlerini yumma ki sevgin artsın.Kocan başka tarafa baktıgı zaman sen onun yüzüne bak ki, bir ay oruç tutmuş gibi sevap kazanasın.

Ey Fatıma! Kocan seni yatagına çagırdıgı zaman gitmemezlik etme ki, Allah’ın la’netini kazanmayasın.

Ey Fatıma! Cinsi yakınlıkta kocanla şakalaş ki sana muhabbet etsin de başkasına muhabbet etmesin.

Ey Fatıma! Kocanın kusurunu ayıbını başkalarına eçma. Yoksa Allah’ın,Peygamberin,Meleklerin ve kocanın gadabını kazanmış olursun.

Ey Fatıma! Bu ögütleri bana Cebrail söyledi.’’

’Sen evdeki iç işleri gör,kocan da evin dışındaki işleri görsün.’’

Kaynak:

Erkeklerin vazifeleri-(Bir babanın olguna nasihatleri-Osmanlı yayınevi)-sahife15-16

 

Cima‘nın itidalini bildirir. Cima‘nın itidalini bildirir.

Cima‘nın itidalini bildirir.

Ey aziz, malum olsun ki,

Faydalı cimaın alâmetleri odur ki: Onun akabinde vücuda hafiflik, tam neşe, yemek isteği ve uyku gele. Ta ki fazla maddenin boşalımı hâsıl olmuş ola. zira ki mutedil cima, tabii harareti def ile bedeni ferahlandırır. Yeme ve beslenmeye bedeni hazırlar. Gazabı zayıflatıp, kötü vesveseyi ve sevda düşüncelerini giderir. Balgam hastalıklarının  çoğu onunla gider. Çok olur ki, cimayı terk edenin menisinden kötü buharlar dimağına çıkıp, baş dönmesi ve göz kararması gibi belalar başına gelir. Meni buharı, bedenin içinde hapsolup, kaplarına dolduğunda husyeleri şişer, kasık acısı ve beden ağırlığı hâsıl olur. Cima yapıldığında sürakte hafiflik ve şifa bulur. çok cima, endamı boşaltır, kuvveti düşürür ve gözü zayıflatır. Mübtelasını titretip, sinirlerini boşaltır. Acuzeye, çirkine, hastaya, küçük bâkireye ve uzun süredir cima olunmayan dula cimadan kaçınılmak elzemdir. Zira ki bunlar, elbette kuvveti çeker, âleti yumuşatır, rutubeti kurutur ve üzüntü verir. Pişmanlığa sebep olur. Livata, tabiata aykırı ve zararlıdır. zira ki ihanet ve eziyeti toplar, inzal zevkini önler. Genç ve güzel kadınla cima, vücuda sıhhat, hislere kuvvet verip, tabiatı mesrur ve kalbi huzur dolu eder. Zira ki tabiat ona eğilimli olduğundan, meni boşalması çok olup, o fazla madde bedenden gider.

Cima şekillerinin en iyisi odur ki:

Kadını sırtı üzerine yatırıp, açılmış baldırları arasında dize gele. önce oyun, konuşma ve iltifat ile göğüs, dudak ve yanağını öpmeli. Göğüs ve kasığını ovmalı. Sonra âletiyle bız’a sürmeli ve kadının gözüne bakmalı. ta ki şehvetin şiddetinde ikisi de eşit ola. Vakta ki kadının gözü değişip, göğsünden menisi ayrılmakla ister ki erkeği göğsüne ala.  O zaman üzerine düşüp, sokma ve çekme ile inzali vaktine hazır ola. İnzalden sonra kadının karnı üzerinde bir miktar kala. Ta ki iki meni karışıp, rahme girmeye yol bula. Evlat arzu eden bu âdab üzere hareket kıla. Ta ki inzalı kolay olup, kadın dahi ondan lezzet ala. Tam bir çocuk vücuda gelip, hepsi âfiyet bula. Boşalma tamam ola.

Zinhar kendi yatıp kadını üzerine almasın. Ta ki artan meni mesane yolunda  kalmasın ve onda kokuşup, hastılak olmasın. Bız’ın rutubeti ona damlayıp, ondan, ondan, mesane iltihabı kalmasın. Cimaı tahrik eden şeylerin biri, insanların cima ettiğine muttali olmaktır. Biri kadın seslerinin nağmesini duymaktır. Biri dahi hayvanların cima ettiğini görmektir. biri de cima ile ilgili hikayelerdir. Kasık kıllarını kesmek te şehveti uyandırır. Bu durumda başka şeyler düşünerek, bu arzuyu yenmek gerekir.

 

Kaynak : Erzurumlu İbrahım Hakkı hazretlerı – ’’Marifetname’’ isimli kitabından.

Yazı kategorisi: Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, H.z Fatıma, Nasihat, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, İslama Göre Cinsel Hayat | 2 Comments »

“Yalnız Kur’an” diyenler Müslüman değildir

Yazar Site - Yönetici Ekim 5, 2009

Kuran

Kur'an

Yalnız Kur’an” diyenler Müslüman değildir

İmam-ı Beyheki Delail kitabında şöyle rivayet eder:

Eshab-ı kiramdan İmran bin Husayn (Radıyallahü anh), şefaatle ilgili bazı hadisler nakleder. Oradakilerden biri der ki:

- Siz hadisler bildiriyorsunuz, fakat biz bunlarla ilgili Kur’anda bir şey bulamıyoruz.

İmran bin Husayn hazretleri buyurur ki:

- Sen Kur’anı okudun mu?

- Evet.

- Kur’anda sabah namazının farzının iki, akşamınkinin üç, öğle, ikindi ve yatsının farzının ise dört rekat olduğuna rastladın mı?

- Hayır.

- Peki bunları kimden öğrendiniz? Bizden [Eshab-ı kiramdan] öğrenmediniz mi? Biz de Resulullahtan öğrenmedik mi? Peki Kur’anda kırk koyunda bir koyun, şu kadar devede şu kadar, şu kadar paraya şu kadar dirhem zekat düştüğüne rastladın mı?

- Hayır.

- Öyleyse bunları kimden öğrendiniz? Bizden öğrenmediniz mi? Biz de Resulullahtan öğrenmedik mi? Hac suresinde (Eski evi [Kabe’yi] tavaf etsinler) âyetini okumadınız mı? Peki orada Kabe’yi yedi defa tavaf edin diye bir ifadeye rastladınız mı?

- Hayır.

- Allahü teâlânın Kur’anda şöyle buyurduğunu duymadınız mı? (Peygamber size neyi verdiyse onu alın, size neyi yasakladıysa da ondan kaçının.) [Haşr 7]

Hz. İmran daha sonra buyurur ki: Sizin bilmediğiniz bizim Resulullahtan öğrendiğimiz daha çok şey vardır.”

Bir âyet-i kerime meali: (Size, âyetlerimizi okuyacak, sizi her kötülükten arıtacak, size kitabı ve hikmeti öğretecek ve bilmediklerinizi bildirecek aranızdan, bir resul gönderdik.) [Bekara 151]

İmam-ı Şafii hazretleri, (Bu âyetteki hikmetten maksat, Resulullahın sünnetidir. Önce Kur’an zikredilmiş, peşinden hikmet bildirilmiştir) buyuruyor.

Kur’an-ı kerim açıklamasız öğrenilseydi, Peygamber efendimize, (tebliğ et yeter) denilirdi, ayrıca (açıkla) denmezdi. Halbuki, açıklanması da emredilmiştir. İki ayet meali şöyledir:

(Kur’anı insanlara açıklayasın diye sana indirdik.) [Nahl 44]

(Biz bu Kitabı, hakkında ihtilafa düştükleri şeyi insanlara açıklayasın ve iman eden bir kavme de hidayet ve rahmet olsun diye sana indirdik.) [Nahl 64]

Bu âyet-i kerimeler, açıklamayı gerektiren âyetlerin bulunduğunu gösterdiği gibi, bunu açıklamaya Resulullah efendimizin yetkisi olduğunu da göstermektedir. Kur’an-ı kerimde her bilgi açık değildir. Peygamber efendimiz bunları vahiy ile öğrenmiş ve ümmetine bildirmiştir. İki hadis-i şerif meali de şöyledir:

(Bana Kur’anın misli kadar daha hüküm verildi.) [İ. Ahmed]

(Cebrail aleyhisselam, Kur’an ile beraber açıklaması olan sünneti de getirdi.) [Darimi]

İmam-ı Şarani diyor ki:

Ma’lûmdur ki, Sünnet Kitâb üzere kaziyedir. Aksi değildir. Zira sünnet, Kur’ân-ı kerîmdeki icmallerin açıklanmasıdır. Müctehid imamlar, sünnetteki icmalleri bize açıklıyan âlimler olduğu gibi, onlara uyan âlimler de, onların sözlerindeki icmalleri bize açıklarlar ve bu kıyamete kadar böyle devam eder.Üstadım Aliyyülhavas’dan (rahimehullah) duydum. Buyurdu: Sünnet bize Kur’ândaki icmalleri bildirmeseydi, âlimlerden hiçbiri, fıkıhdaki sular ve abdest bahislerindeki hükümleri çıkaramaz, sabah namazının farzının iki, öğle, ikindi ve yatsının farzlarının dört, akşam namazının farzının üç olduğunu, bilemezdi. Aynı şekilde hiçbir kimse kıbleye dönüldükte yapılan düâda, iftitahda ne söyleneceğini bilemezdi. Tekbîrin nasıl olduğunu, rükû’ ve sücûd tesbihlerini, ta’dili erkânı, teşehhüde oturdukta ne okunacağını bilemezdi. Aynı şekilde bayram namazlarının nasıl kılınacağını, ay ve güneş tutulması namazlarını, cenaze, yağmur duası namazları gibi daha çok şeyleri kimse bilemezdi. Bunun gibi, zekâtın nisabını, orucun ve haccın şartlarını, alış veriş, nikâh, yaralama, kadılık ve fıkhın diğer bâblarının hüküm ve esaslarını bilen olmazdı. İmrân bin Husayn’e bir kimse, bizimle yalnız Kur’ânla konuş dedikte, İmrân ona: (Sen tam ahmaksın. Kur’ân-ı kerîmde farzların rek’atlarının sayısı açık olarak var mı? Yahud bunda sesli okuyun, diğerinde sessiz deniyor mu?) buyurdu. O kimse hayır dedi. İmrân bu sözü ile onu susturdu.Yine Beyhakî Sünen’inde Müsâfir namazı bölümünde, hazreti Ömerden (radıyallahü anh) bildirir: Hazret-i Ömere yolculukta namazın kasr edilmesi, ya’nî dört rek’atlı farzları iki rek’ât olarak kılmaktan soruldu ve: «Biz, azîz kitabda korku namazını buluyoruz, fakat seferî namazı bulamıyoruz» denildi. Sorana: «Ey kardeşimin oğlu [yeğenim], Allahü teâlâ bize Muhammed aleyhisselâmı gönderdi. Biz bir şey bilmeyiz. Ancak biz, Resûlullahın (sallallahü aleyhi ve sellem) yaptığını gördüğümüz şeyi yaparız. O, seferde, 4 rekatlı farzları iki kılardı. Onu teşrî’ eden Resûlullahdır (sallallahü aleyhi ve sellem)» buyurdu. Bu sözü iyi düşün. Çünkü çok güzeldir.

İmam-ı Süyuti diyor ki:

Şunu bilesiniz ki, usül ilminde maruf olan şartları taşıyan -kavlî olsun fiilî olsun- hadisler hüccetdir. Resulullahın (sallallahü aleyhi ve sellem) bu hadislerini inkar eden kimse küfre girer ve İslam dairesinden çıkar, yahudilerle, hıristiyanlarla veya Allahü teâlânın murad ettiği diğer kâfir fırkalarla beraber haşrolunur.” (Miftahu’l-cenne, s.18)

Mehazlar:

1. İmam-ı Süyuti, Miftahu’l-cenne fi’l-ihticac bi’s-sunne (Sünnetin İslamdaki Yeri), Rağbet Yayınları, İst. (Tercüme: Doç Dr. Enbiya Yıldırım)
2. İmam-ı Şarani, Mizan-ül Kübra (Dört Hak Mezhebin Büyük Fıkıh Kitabı), Berekat Yayınevi, İst. (Tercüme: A. Faruk Meyan).

 

Hazırlayan: Murat Yazıcı

Yazı kategorisi: Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Türkiye, Yorumlar | 1 Comment »

Abdestin Tıbbi Mucizeleri

Yazar Site - Yönetici Ekim 4, 2009

Abdestin Tıbbi Mucizeleri

Abdestin Tıbbi Mucizeleri

Abdestin Tıbbi Mucizeleri

Ondört  asır önce temizligin t’sinin bile olmadıgı bir ortamda gelen bu hikmetli reçete tam anlamıyla bir Kur’an Ahlâkıdır. Ancak abdestin getirdigi saglık mucizeleri temizlikten ibaret degildir. Akıllara durgunluk verecek bin bir biyolojik sır gizlidir onda. Üç gurupta özetlersek:

1.Dolaşım Sistemine katkıları:

Kalp, 100.000 km’ye yakın damar agıyla bütün vücudu besleyen çok geniş bir sistemin motorudur. Damarlar kalpten uzaklaştıkça kılcallarına ayrılarak son hücreye kadar her alanı, her dokuyu besler. Öyle ki hayati organ ve dokuları birden çok damar agı kontrol eder. Kılcal damarların işlevini devam ettirebilmesinin en önemli şartı ESNEKLİGİNİN korunmasıdır. Ne çare ki, stres ve oburluk (obezite) kılcalların işini bitirir. Bundandır ki obezite ve strese baglı olarak ortaya çıkan “esneklik kaybı” kalp-damar hastalıklarının ve bunamanın baş sebeplerindendir.

Peki abdest bu korumanın neresindedir?

Bu tehlikeli gidişten uzaklaşmanın en pratik ve saglam yolu, kan damarlarına genç yaşlardan başlayarak esneklik kazandırmaktır. Özellikle kalbe uzak olan bölgelerde (el, ayak gibi) bu jimnastigin yapılması daha önemlidir.

Ama damarlara nasıl esneklik kazandirabiliriz diye düşünmeyin! Her şeyin bir çaresi var: Tabii ki egzersiz salonlarında -Ab shaper- larla bu iş olmaz. Damarlara esneklik kazandırmak için basit bir fizik yasasından faydalanabiliriz: “Isı farkiyla hareket

Evet, damarlarimizi isi farkindan istifade ederek açip kapatacagiz. Böylece esneklik ve esenlik bizim olacak.

Özellikle agız, burun ve boynun iki yanının su ile temasi dolaşımı zenginleştirir. Işte on dört asır önce Islamiyet, suyun “altın” oldugu bir noktadan yeryüzüne yayılırken abdesti bu akıl almaz hikmeti içinde insanliga sunmuştur.

Abdest ile, kalp ve dolaşim basıncı nefes alir. Beyin ve bütün sinir sistemi uyuşukluktan kurtulur. Zaten günümüzde psikolojik rahatsızlıkların tek dogal ilaci olarak gusül tarzi genel yikanma tavsiye edilmektedir. Hele (gusletmenin) tavsiye edilmesi çok hikmetlidir. Çünkü gusülde yapilmasi zorunlu olan agız içinin, burnun ve bütün vücudun yıkanmasının esprisi yeni yeni gün yüzüne çikmaya başlamıştır. Hipofiz bezinin (ki çok önemli hormonların salındıgı bir organdır) burun boşlugu ile yakın ilişkisine dikkatinizi çekmek isterim. Burada burna alınan su ne kadar derine çekilebilirse o kadar faydalı olacaktır. Hipofiz bezini dinlendirmenin en iyi yolu, damarlar vasıtasıyla beslenmesini artırmaktır. Işte su bu görevi yapar. Damarların ısı farki nedeniyle hareketini artırarak hipofize dolayısıyla vücudumuza çok önemli bir dinlenim saglar.

2. Abdestin Bagışıklık Sistemine katkıları:

Bagışıklık sistemimiz, dolaşım sistemimizden biraz farklı olarak dizayn edilmiştir. Asıl adı “lenf sistemi” olan bu mükemmel şebekede daha ince bir damar agı kullanılmıştır. Bu sistem aracılıgıyla mikroplara ve kansere karşı korunuyoruz. Bu kadar önemli olan lenf sistemini korumak da ayrıca önemlidir. Dolaşım sistemindeki damarlardan on defa daha ince olan lenf damar agının büzüşmesi sonucu çok agır hastalıklar ortaya çıkar (zatürre, anjin gibi)

İşte abdest sanki bu sistem için düzenlenmiş gibidir. Lenf agının kıldan ince damarlarını zinde tutar. Hele de bu sistemin kontrol merkezleri olan burun arkası ve bogazın sık sık yıkanması korunma sistemimize “deli” katki yapar.

Yine lenf sisteminin düzenli çalişması vücudun tepkileri açısından da çok önemlidir. Lenf sistemi iyi çalişan vücut, hastalık âninda aptalca tepkiler göstermez. Daha mâkûl, akıllıca tepki gösterir.

3. Abdestin vücudun Statik Elektrigi giderici etkisi:

Bütün hücreler çevresinde belli bir statik elektrigi vardir. Ancak vücudun tümü bu statik elektrigin olumlu dengesi içindedir. Bunu hissetmeyiz bile! Ne var ki gerek havada artan iyonlar, gerekse -özellikle çagımızda bir mesele olan- plastik giysiler vücudun dış yüzünde elektron artmasına neden olur. Bu olay dıştan ince dogru bizi etkilemektedir. Özellikle sinir sistemi üzerinde ciddi rahatsızlıklar oluşturur. Bir önemli etki de deri üzerinedir. Bu elektron artışı, deri altindaki mimik kaslarını yorar ve onlarin vaktinden önce esnekliklerinin kaybolmasına yol açar. Sonuç: yaşlılık belirtisi olan yüz kırışmalari !!

Abdestli ölen, ölüm acısı cekmez. Cünkü abdest imanlı olmanın alametidir. Namazın anahtarı, bedeni gunahlardan temizleyicisidir“. HADIS-I ŞERIF

Alıntı : uzunhayat.com

Yazı kategorisi: Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Dünya’nın En Büyük Donanması

Yazar Site - Yönetici Ekim 3, 2009

Dünyanın En Büyük Donanması

Dünya'nın En Büyük Donanması

Dünya’nın En Büyük Donanması

Osmanlı Devleti’nin birçok liman şehrinde tersanesi vardı. Ama en büyüğü olan ve şöhreti dünyayı kaplayan Haliç üzerindeki İstanbul Tersanesi’ydi. Bu tersanenin dünyada eşi yoktu. Hiç bir tersane burası kadar gemi kızaklayamaz, işçi çalıştıramazdı. Akla gelebilecek her türlü sanat erbabı mevcuttu. İşçilerin çoğu hristiyan esirlerdi. Ama bedava değil, ücretle çalıştırılırlardı. Ücretlerini biriktirenler değerlerini öderler, hür olur, memleketlerine dönerlerdi. Ustaların ve mühendislerin hepsi Türk’tü. Tersanede çalışanların sayısı yaklaşık 20.000′di. İstenildiği an, bir yıl içinde, Venedik donanmasının bir eşini inşa etmek ve donatmak mümkündü. Denizci bir ülke olan Venedik bile, Osmanlı Devleti ile barış halinde olduğu zamanlarda bu tersaneye kadırga ısmarlardı.

Barbaros’un vekili Hasan Reis’in Cezayir’i almak için gelen Haçlı Kuvvetlerini bozguna uğrattıktan sonra Padişah’a sunulmak üzere gönderdiği hediyeleri getiren leventlerin bir kısmı İstanbul’a ilk kez gelmişlerdi. Çoğu Anadolu’nun küçük köylerinden Cezayir’e gittiklerinden İstanbul’u büyük bir şaşkınlık, heyecan ve hayranlıkla gezmişlerdi. Tersane-i Hümayun’da yaklaşık 20.000 kişinin 100′e yakın gemiyi inşa etmek için hep birlikte karınca gibi çalıştıklarını görünce, hayretlerinden dilleri tutuldu ve bu derece kudretli bir devletin tebası oldukları için Allah’a şükrettiler.

Türk Denizciliği, bu göz kamaştırıcı başarısını; üst düzeydeki denizcilik bilgisine, gemi yapımındaki üstün tekniğine, günümüzde bile hayranlık uyandıran lojistik destek sistemi ve üs zincirine, sahip olduğu mükemmel düzeydeki deniz haritalarına ve en önemlisi tüm bu konuları değerlendirip uygulayabilecek, inançlı ve üstün nitelikte denizciler yetiştirmesine borçludur. Osmanlılar, kadırgaları, barçaları, pergendeleri, baştardeleri ile mavi enginliklerde dolaşan usta denizcileri, ünlü haritacıları, gök bilimcileri ve savaş kahramanları ile tarih yazmış ve dünya denizcilik tarihine tartışmasız olarak damgalarını vurmuşlardır.

Alinti : i-medya.blogspot.com

Yazı kategorisi: Diger Konular, Güncel, Gündem, Genel, Osmanlı Tarihi, Osmanlılar, Türkiye, Yorumlar | 1 Comment »

KABİR AZABI

Yazar Site - Yönetici Ekim 2, 2009

KABİR AZABI

KABİR AZABI

KABİR AZABI

Durulacak yer üçtür,Dünya,mezar ve ahiret.Ahirete ‘’ Dar-ı ceza ’’ da denir.Bazı Alimler bir nevi geçit sayılan mezarda kalmayı ahretten sayıp,durulacak yer ikidir,biri dünya ve biri ahrettir dediler.Mezarda kalma zamanı [Dar-ı berzah] ölüm zamanından kıyamete kadar olan zamandır.Ölen,mezar alemine geçer.İnsan ,ruhunu teslim edince,bir başka hale geçerek, onda bir başka hayat hasıl olur.Soru sorulup,cevap vermeye kabiliyeti olup,ni’metlerin lezzetini ve azabıb elemini duymaya müsait olur.Mutezile taifesi kabir hallerini,Münker ve Nekir suallerini inkar ettiler.Ehl-i sünnet şöyle bildirdiler ki,kabie ahvali hakkında, o kadar hadis-i şerifler ve o kadar eserler vardır ki asla inkara mecel yoktur.Ashab-ı kiramın (Aleyhimürrıdvan) da kabir halleri üzerinde icma-ı söz birligi vardır.

Kabirde mükafat,iyilik ve ni’met oldugu gibi,azap ve cefa da olur. Kabirdekilerin çogu kafir ve asi oldugundan, ‘’Kabir azabı’’ denir. Bie hadis-i şerifte, ‘’ Bevil sıçramasından sakınınız.Zira kabir azabının çogu ondandır’’ buyuruldu. Bir hadis-i şerifte, ‘’ Kabir, ahret konaklarından birincisidir. Ondan kurtulan,diger konakları daha kolay geçer.Ondan kurtulamayana sonrakiler daha zor olur’’ buyuruldu.

Velhasıl kabir halleri mümkinattandır. Olabilir cinstendir.Vaki’ olacagını Resülüllah ( Sallallahü aleyhi ve selem ) bildirmiştir.İman etmek lazımdır.Nasıl oldugunu Allahü Teala bilir.

( Şehadet ederim ki, kabir azabı haktır ) Vaki’ dir.Kabir ni’meti de vaki’dir. (İnsanlar) erkek olsun,kadın olsun ( ölüp kabre vardıkta ‘’Münker ‘’ ve ‘’Nekir’’ adlı iki ) heybetli, siyah ve gözleri gök(melek gelip sual sorsa gerekir: Rabbinden,Peygamberden,dinden ve kıbleden.Mü’minler) ne kadar asi olsalar da,imanları oldugundan cevap vermeye muvaffak olurlar.( Mutiler) güzel bir şekilde ( cevap verirler:Rabbimiz) ve yaratanımız,ma’budumuz ( Allah’dır). Birdir.( Peygamberimiz Muhammed Aleyhisselam’dır.Dinimiz İslam dinidir.Kıblemiz Kabe’dir derler.Onlar kabirde ) bahçeler yaratılıp (türlü) zevkler ve ni’metler ile ( (ni’metlenirler). Ya rabbi, bu büyük ni’meti bize ihsan eyle!

( Kafirler ve) küfürlerinde ınad eden (fasıklar) Fir’avn,Ebu Cehil ve diger münafıklar gibi (cevap veremeyip) şaşırıp, hay hay, biz bu suallerinizi bilmiyoruz derler. ( Onlara türlü türlü azaplar ederler). Mü’minlerden asi olanların bazısı azab olur.Lakin devamlı olmaz. Bir müddet sonra azab kaldırılıp,bir daha kıyamete kadar gelmez.

Kabirde sual bir kere olur.İnsan dünyada nasıl akıllı ise, kabirde de öyledir.Kabre girmeyip ateşte yanmış, suda bogulmuş,yahud sahrada kurt ve kuş yemiş kimselere de sual vardır.Sual birinci gün olur. Bazıları birinci günde üç defa olur dediler.Başka söyleyenler de oldu.

Kabir suali ümmet-i Muhammede mi mahsustur,yoksa diger ümmetlere de olurmu, ihtilaf olundu.Bunun gibi ‘’Münker’’ ve ‘’Nekir’’ yalnız iki melek midir, yoksa çokmudurlar, ihtilaf olundu.

Kabir sıkması haktır.Peygamberlerden başkasını kabir sıkar.Mü’minleri sevdigi için, kafirleri azab etmek için sıkar.

Sual ancak,rabbin kimdir,peygamberin kimdir ve hangi dindensin sorularından olur.Bazı alimlere göre bütün akaidden olur.Bir sözde ise hepsinden degil, bazısından olur,bir sözde akaidden ve amelin bazısından olur.Bir söze göre de ancak tevhidden sual olunur.

Mü’min çocuklarına sual yoktur.Dogrusu da budur.Bazıları vardır dedi.Kafir çocukları için sual olup olmadıgın da ihtilaf olundu.Kabirde peygamberlere sual olup olmadıgı hakkında ihtilaf vardır.Sual varsa tazim ve terkimle olur.Nitekim diger mukarreblerin hali böyledir.Şehitlere sual olmadıgında söz birligi vardır. Sıddıklar derecesinde olan alimler de böyledir demişlerdir. İslam memleketi sınırında halis niyyet ile nöbet tutanlara sual yoktur.Her gece ‘’ Mülk ‘’ suresini okuyanlara, cum’a gecesi ve gününde vefat edenlere,ishal,istiska (karında su birikmesi), taun (veba) hastalıklarından ölenlere sual yoktur. Bazı alimler,taun zamanında başka bir sebebden ölenlere de sual yoktur dediler.Cahiliyyet zamanında ölenlere, delilere ve çok ahmak olanlara sual olup olmadıgı hakkında ihtilaf olundu.Melekler ve cinler vefat edince, kabir suali olup olmadıgında ihtilaf olundu.Ölüm hastalıgında ‘’ İhlas ‘’ suresini okuyanlara kabirde sual olunmaz demişlerdir.Herşeyin dogrusunu Allahü Teala daha iyi bilir.

 

Birgivi vasiyetnamesi – Kadızade şerhi – sahife – 95-97

Yazı kategorisi: Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Kabir Hakkında Herşey, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, İlginç | Leave a Comment »

 
Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 338 takipçiye katılın