‘BUNLARI BiLiYORMUYDUNUZ’ Kategorisi için Arşiv
Posted by Site - Yönetici Mayıs 30, 2012

Duanın Kabul Edildiği Bâzı Mekânlar
Duâ için, kabul edilmesinin umulduğu bâzı mekânlar (yerler) vardır. Meselâ:
1- Kabe ilk görüldüğü ân,
2- Üç büyük mescid görüldüğü ân,
a) Mescid-i Haram,
b) Mescid-i Nebevî,
c) Mescid-i Aksa,
3- En’âm sûresinin 124′ncü âyetinde bulunan iki lafzatüllah arasında durulup dua edildiği zaman. O mübarek âyet şudur:
“Bunlara bir âyet geldiği zaman, “Allah’ın peygamberle-rine verilen risâlet, aynıyla bizlere verilmedikçe sana asla iymân etmeyiz,” diyorlar. Allah, risâletini nereye tevdi edeceğini daha iyi bilir… Mekkârlıklanndan dolayı öyle mücrimlere, yarın Allah yanında, hem bir küçüklük, hem pek şiddetli bir azap isabet edecek.
4- Tavafta yapılan dua,
5- Mültezem’de (kâbenin kapısında) yapılan dua,
6- Zemzem kuyusunun yanında,
7- Zemzem suyunu içerken,
8- Safa ve Merve (tepelerinin) üzerinde, (1/298)
9- Safa ile Merve arasında sa’y yaparken,
10- Makam-ı ibrahim’in arkasında,
11 - Arafatta,
12-Müzdelifede,
13- Minâ’da,
14- Üç Cemerâtta; hacda üç yerde şeytana taş attıktan sonra,
10-Peygamberler (a.s.) hazretlerinin kabirlerinin yanında
okunan dualar makbuldür. Denildi ki, Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinin kabr-i şeriflerinden başka hiç bir peygamberin kabri kesin olarak bilinmemektedir. İbrahim Aleyhisselâm’m kabri şeriflerinin yeri tam olarak bilinmeksizin sûrun içindedir. Yâni bulunduğu çevre biliniyor. Diğer peygamberlerin kabirleri hakkındaki bütün rivayetler, kesin değildir.
11 - Sâlihlerin kabirlerinin yanında okunan dualar. Ehlince bilinen şartlara riâyet edildiği zaman, sâlihlerin (evliyâ’nın) kabirleri yanında yapılan duaların kabul olduğu tecrübeyle sabittir.
Allah’ım, üzerimize sâlihlerin bereketini saç. Âmin
Duada Tevessül
Kişiye gereken, Esmâ-i hüsnâ (Allahü Teâlâ hazretlerinin güzel isimleriyle) ona dua etmesi ve selef-i kiramdan rivayet ve nakil ile gelen tesirli dualar ile dua etmektir. Dua’da sâlihler, evliya ve peygamberler ile tevessül ederek Allah’a dua edilmelidir
.
Kaynak :İsmail Hakkı Bursevi, Rûhu’l-Beyan Tefsiri: 2/364-365.
Yazı kategorisi: BUNLARI BiLiYORMUYDUNUZ, DiGER KONULAR, DiNi KONULAR, GÜNCEL, GÜNDEM, GENEL, RUHU`L BEYAN TEFSİRİNDEN KISSALAR, TAVSİYELER, TÜRKİYE, YORUMSUZ | » yorum bırak;
Posted by Site - Yönetici Mayıs 29, 2012

Feth-i Mübin
Yürü hâlâ ne diye oyunda oynaştasın,
Fatih’in İstanbul’u fethettiği yaştasın”
Fatih Sultan Mehmed ve İstanbul. Birisi isimlerin en güzeli, öteki şehirlerin en güzeli. Her ikisi Şanlı Nebî’nin (asm) iltifatına mazhar olmuş. O yüzden hem Fatih, hem de İstanbul, Müslümanların gönlünde müstesna bir yere sahiptir.
Hz. Muhammed (asm), İstanbul’un fethinden 850 sene önce, bu fethi müjdelemiş, o kumandanı ve askerleri tebrik etmiş, böylece Müslümanları da bu fetih için teşvik etmiştir. O yüzden, başta sahabeler olmak üzere, İslâm orduları tarafından İstanbul defalarca kuşatılmış, bu büyük fetih için büyük gayretler sarf edilmiştir. Doksan yaşındaki Hz. Eyyub El Ensarî, bu aşk ile surların dibinde şehit düşmüştür.
İstanbul’un fethi başta Sahabe-i Kiram olmak üzere bütün İslâm askerlerinin ve kumandanlarının rüyalarını süsleyen bir sevda haline gelmiştir. Bu rüya, yine Muhammed isminde bir padişah tarafından hakikate çevrilmiş, İstanbul’un fethi, Fatih Sultan Mehmed Han Hazretlerine nasip olmuştur.
Fetih süreci
İstanbul’un fethi, tarihlerin yazdığı gibi 1453 yılının Nisan ayından başlayıp, 29 Mayıs Salı günü tamamlanmış bir fetih değildir. İstanbul’un fethi, Mekke’nin fethi ile başlayan “Feth-i Mübin” sürecinin bir devamıdır. Hendek Savaşı esnasında bunun ilk müjdesi verilmiştir.
Medine’yi savunmak üzere Resulullah’ın (asm) askerleri hendek kazarken, önlerine büyük bir kaya çıkar. En güçlü sahabeler, en büyük balyozlarla bu kayayı kıramazlar. Bunun üzerine Peygamber Efendimize (asm) haber verirler. Karnında bir taş bağlı olduğu halde hendeğe inen Efendimiz, balyozunu ilk vuruşunda büyükçe bir parça kopar. Mübarek yüzünde bir gülümseme belirir. İkinci vuruşta kayanın yarısı parçalanmıştır. Yine gülümserler. Üçüncü vuruşta ise, koca kaya toz olmuştu. Allah Resulü yine gülümsemiştir. Bu gülümsemelerin hikmetini merak eden sahabeler, etrafını sararlar.
Hz. Câbir’in (r.a) rivayetine göre, Resulullah bu davranışını şöyle açıklamıştır: “Birinci vuruşta, Kisra’nın (İran) saltanatının yıkıldığını gördüm. İkincisinde, Sana’nın (Yemen), üçüncü vuruşta da Bizans’ın saltanatını yıkıldığını gördüm. Bu saraylar gelecekte Müslümanların eline geçecektir.” (Sahih-i Buhâri, c. 10, s. 213, Hadis No:1588) Her söylediği Hak olan, Hak ve hakikat Peygamberinin müjdesi, kendi ismini taşıyan bir padişah vasıtası ile 850 sene sonra tahakkuk etmiştir.
İstanbul’u fethetmek, her İslâm hükümdarının en büyük gayesiydi. 1453 yılına kadar 29 defa kuşatılmış, ama bir türlü fethedilememişti. Osmanlı Padişahlarının da en büyük idealleri İstanbul’u fethetmekti. Bu amaçla ilk ciddi kuşatma 1397 yılında Yıldırım Beyazıt tarafından yapıldı. Bu kuşatmada ünlü Bizans oyunları devreye girdi ve Bizans Kralı 2. Manuel, Yıldırım Beyazıt’ın bir çok şartını kabul ederek onu kuşatmayı kaldırmaya ikna etti. Fetihten önceki son kuşatma da, Fatih’in babası II. Murat tarafından gerçekleştirildi. Ama çok güçlü bir direnişle karşılaşan Osmanlı ordusu, 300 bin akçelik vergi karşılığı kuşatmayı kaldırdı.
Hacı Bayram Veli’nin müjdesi
Bu arada kader hükmünü icra ediyor, İstanbul da fatihini beklemeye devam ediyordu. Bir gün Hacı Bayram Veli, müridi Akşemseddin ile beraber Sultan II. Murat’ı ziyarete gider. Padişah, manevî tasarrufuna çok güvendiği Hacı Bayram’a “ Ya Hazret himmet etseniz de İstanbul’un fethi müyesser olsa” der. Hacı Bayram Hazretleri gülerek, “Sultanım o iş, şu beşikte yatan ile şu eşikte oturana nasip olacak” diye cevap verir. Beşikteki bebek II Mehmed, eşikteki ise Akşemseddin’dir.
Bu müjdeyi alan II. Murat, oğlu Mehmed’in en iyi şekilde yetişmesi için daha büyük bir gayret gösterir. Onu, hikmetler diyarı Horasan’dan gelen büyük âlim Molla Gürani’ye teslim eder. Daha sonra da Akşemseddin, Mehmed’in eğitimini üstlenir. Onu öyle bir yetiştirirler ki, hem maddî âlemin, hem de mânâ âleminin sultanı olacak ilim ve teknik bilgi ile donatırlar. II. Mehmed’in şahsında din ilimleri ile fen ilimleri birleşir, iki kanatlı bir kuş gibi uçan Fatih, terakkiyatın semalarında seyran eder.
İki kanatlı Fatih
II. Mehmed, devrin her türlü müspet ilimlerini en üst seviyede ruhuna sindirmiş, hayatına da yansıtmıştı. Altı yabancı dili rahatça konuşabiliyordu. Matematik, mantık, felsefe, mühendislik, fizik, kimya gibi ilim dallarında uzman denecek kadar bilgi ve beceri sahibiydi. Bütün bu bilgi birikimini, İstanbul’un fethi gibi büyük bir ideal için kullanmak istiyordu. Çocuk yaşta, geceleri sabaha kadar uyumaz, yatağının içinde İstanbul’un fetih planlarını çizerdi. 19 yaşında tahta geçtiğinde, bir imparatorluğu idare edecek bilgi, beceri ve iradeye sahip olmuştu. Zaten tahta geçtikten sonra hemen fetih hazırlıklarına başladı.
II. Mehmed, başarının dua ile elde edileceğini biliyordu. Bir yandan mânâ âlemine dalıp, geceleri hûşu ile kalbî ve kavlî duasını yaparken, diğer yandan da ordusunu en yüksek seviyede eğitip donatarak sebepler tahtındaki fiilî duasını yerine getiriyordu. İlk iş olarak, stratejik bir öneme sahip olan Rumeli Hisarı’nı yaptırdı. Daha önce de Yıldırım Beyazıt tarafından Anadolu Hisarı yaptırılmıştı. Böylece Boğazın iki yakasına İslâm mührü vurulmuş, sıra surların aşılmasına gelmişti.
II. Mehmed’in iki ordusu vardı. Birisi, zamanın en güçlü silahları ile donatılmış muharip ordu, diğeri de hocalardan, dervişlerden ve şeyhlerden meydana gelen maneviyat ordusu. Onların silahı da, dua, zikir ve tesbihattan meydana geliyordu. Muharip ordunun askerleri surları top ve mancınıklarla döverken, maneviyat ordusunun askerleri de dua kalkanı ile onları koruma altına alıyorlardı.
Dua kalkanı
Dua kalkanı, ihlas ile istimal edildiği zaman, gayrımüslimleri bile koruyordu. Nitekim Bizans’ta irşâd ile iştigal eden ve kendisine büyük sevgi ve saygı duyulan Cibâli Baba adındaki bir Allah dostu “gavurcuklarım” dediği Bizanslıları korumak için Fatih’in güllelerini tutup denize atıyordu. O yüzden kuşatma uzuyor, İstanbul bir türlü fethedilemiyordu. “Köhne Bizans” bu yüzden bir türlü yıkılmıyordu. Kendisi de aynı zamanda bir maneviyat sultanı olan Fatih, durumu fark edince secdeye kapanır, “Yarabbi, ya ruhumu burada kabzeyle ya da fethi bana müyesser kıl” diye dua eder. 28 Mayıs akşamı Cibâli Baba vefat eder. Kader hükmünü Fatih’ten yana vermiştir. O gece Fatih’in Hocası Akşemseddin de çadırında sabaha kadar dua eder. Seccadesini kaldırıp atar, alnını toprağa koyar, gözyaşlarından ıslanan toprak mübareğin alnını ve yüzünü çamur içinde bırakır. Şafak sökerken müjdeyi alır ve Allah’a şükrederek çadırından çıkar.
Ve Osmanlı sancağı surlarda
29 Mayıs sabahı başlayan nihaî saldırı ile surlar yıkılmaya, burçlarda Osmanlı leventleri görünmeye başlar. Elinde sancakla burçlara ilk tırmanan Ulubatlı Hasan, üzerine atılan kızgın yağlara ve vücuduna saplanan onlarca oka aldırmadan tırmanmaya devam eder. Çünkü yukarda kendisini bekleyen Allah’ın Resulü vardı. “GEL, GEL” diyordu. Hz. Muhammed (asm) çağırır da, hangi imanlı yürek bu yolda geri kalır? Ulubatlı Hasan da, yanmış ve delik deşik olan vücuduna aldırmadan ona koşar. Sancağı diker ve şahadet makamına çıkar. Artık surların direnci kırılmıştır. Dört koldan İslâm ordusu Konstantiniyye’ye girmeye başlar. Orası artık Müslümanların bol olduğu “İSLAMBOL” haline gelir. Daha sonra da “İSTANBUL” olarak Türk damgası ile damgalanır.
Fatih’in şefkat ve adaleti
İstanbul’un fethi, Mekke’nin fethine çok benzemektedir. Peygamber Efendimiz (asm), muzaffer ordusu ile Mekke’ye girince, teslim olan müşrikler hayatlarından ümitlerini keserler, “Muhammed hepimizi kılıçtan geçirecek” diye düşünürler. Ama şefkat Peygamberi, öyle yapmaz. Herkesi serbest bırakır. İstanbul’un fethinde de, Ayasofya Kilisesine sığınan din adamları ve halk, Fatih’in kendilerini kılıçtan geçirmesini beklerken, o kimsenin kılına dokunmaz. “Herkesin mal ve can güvenliği bizim teminatımız altındadır” diyerek, Bizanslıları gerçek özgürlüklerine kavuşturur.
İstanbul’un fethi, bir cengâverlik destanından ibaret değildi. Orada akıllara durgunluk veren, maddi nazarla anlaşılması ve anlatılması mümkün olmayan olaylar yaşanmıştı. Surların dili olsa da, orada yaşanan sırları bir anlatabilseler!
Genç Fatih
İstanbul’un fethini anlamak için, evvela Fatih’i tanımak ve anlamak gerekmektedir. Fatih’i anlamak için de kuru bir hamaset duygusu ile yazılan tarihi okumak, yabancı tarihçilerin yanlış malumatlarıyla yetinmek yeterli değildir. Olayları ve insanları, mümin feraseti ile değerlendirmek gerekmektedir. Nitekim bu ferasete sahip olan gözler ve gönüller, kasıtlı ve haince planları hemen fark ediyorlar. Fatih konusunda, Zübeyir Ağabeyin teşhis ettiği bir hileyi, Necmettin Şahiner bir yazısında şöyle anlatıyor:
“Bir fetih yıldönümünde, İttihad Gazetesinde Fatih’in at üzerinde tasvir edilen büyük bir resmi yayınlanmıştı. Bu, Zübeyir Ağabeyin dikkatini çekmiş. Her zamanki kibar ve mütevazı hali ile ‘Siz bilirsiniz, mekteplisiniz, Fatih İstanbul’u kaç yaşında fethetti’ diye bir soru sordu. Bir kardeş, ‘Yirmi bir yaşında’ cevabını verince, ‘Peki şu gazetedeki resim kaç yaşlarında gösteriyor?’ diye tekrar sordu. Sonra da kendi cevap verdi. ‘Bu resimdeki Fatih, yirmi bir yaşında bir delikanlı değil, kırk yaşlarında, olgun, siyah ve gür sakallı bir kumandan olarak gösterilmiş. Gençlerin gözünde genç Fatih’i gizlemek, o yaşta gösterdiği başarıyı gözlerden saklamak için, Fatih hep büyük ve olgun bir insan olarak tasvir ediliyor.” İşte bizler de bu ayrıntıları gözden kaçırırsak, Fatih’i de, fetih ruhunu da tam olarak kavrayamayız.
Sonuç
Yaşlı dünyamız birçok fetihler ve fatihler görmüş, ama Fatih Sultan Mehmed Han gibi genç yaşta bir çağ kapatıp yeni bir çağ açan kumandanlar çok nadir görülmüştür. Bizler bugün Fatihlerin, Yavuzların torunları olmakla övünüyoruz, ama onların açtığı yolda ilerleyebiliyor muyuz? Genç Fatih, Bizanslılar için “Bizim ulaştığımız yerlere onların hayalleri yetişemez” diyordu. Acaba bizim gençliğimizin hayalleri, Fatih’in ulaştığı noktanın ne kadar yakınından geçiyor? Fatih, yirmi bir yaşında bir imparatorluğun sorumluluğunu yüklenmişti, bugünkü gençler o yaşta bir aile sorumluluğu yüklenmeye hazır mı acaba? Benzer soruları uzatmak mümkün, ama bu sorulara müspet cevaplar almak pek mümkün görünmüyor. Hiç değilse o büyük insanların hatıralarına saygı duyalım, hayırla yâd edip manevî tasarruflarını talep edelim.
CENAB-I HAK ŞEFAATLERİNE NAİL EYLSİN
.
Şerife Şevval Kardelen hocahanım kardeşimize teşekkür eder, sizlerinde dualarını bekleriz.
.
Yazı kategorisi: BUNLARI BiLiYORMUYDUNUZ, DiGER KONULAR, DiNi KONULAR, GÜNCEL, GÜNDEM, GENEL, TAVSİYELER, TÜRKİYE, YORUMLAR, YORUMSUZ, ŞERİFE ŞEVVAL KARDELEN | Etiketler: Feth-i Mübin | » yorum bırak;
Posted by Site - Yönetici Mayıs 28, 2012

EY FETHİN VE FATİHİN BİZLERE ARMAĞANI
Ey fethin ve Fatih’in bizlere armağanı
Ey müjdeli şehirde mabedlerin sultanı
Lanetler bırakmıyor seni kapatanları
Bu millet unutamaz tarihteki şanını
Cami olacağını müjdeleyince Peygamber
Asırlarca bıkmadan sefer etti mü’minler
Senin uğrunda şehid olduysa da Eyyüb’ler
Sekiz asırdan sonra fethettiler Fatihler
Peygamberin (a.s.m.) tükrüğü seni ayakta tutan
Kapalıysan da sanma ellerin olmuş vatan
Senin için savaşmış bu topraklarda yatan
Lanetlerle gebersin seni ellere satan
Heyhaat! Ne acıdır ki, şimdi mahzun duruyorsun..
“Mü’min yok mu dünyada?” diye merak ediyorsun..
Vardır, elbette lakin..Halimizi bilmiyorsun!
Anlatsam halimizi hıçkırarak ağlıyorsun..
Kıyamete kadar da sürecek bu lanetler
Gözü sende mü’minler açılışını bekler
O günü görmek için çarpmaktadır yürekler
O gün mesrur olacak; ins ü cin ve melekler
.
Şerife Şevval Kardelen hocahanım kardeşimize teşekkür eder, sizlerinde dualarını bekleriz.
.
Yazı kategorisi: BUNLARI BiLiYORMUYDUNUZ, DiGER KONULAR, DiNi KONULAR, GÜNCEL, GÜNDEM, GENEL, TAVSİYELER, TÜRKİYE, YORUMLAR, YORUMSUZ, ŞERİFE ŞEVVAL KARDELEN, ŞİİR | Etiketler: istanbulun fethi siir | » yorum bırak;
Posted by Site - Yönetici Mayıs 28, 2012

AV VE AVCILIK
Eti yenilsin, yenilmesin yaratılışı icabı vahşî olup insandan kaçan hayvana av; böyle bir hayvanı kaçmaz hale getirip yakalamaya da “avlama” denir.
Islâm’da gerek kara ve gerekse deniz hayvanlarını avlamak mübahtır. Kur’an-ı Kerîm’de şöyle buyurulur:
“Size temiz olanlar helâl kılındı. Allah’ın size öğrettiği üzere alıştırıp yetiştirerek öğrettiğiniz avcı hayvanların sizin için tuttuklarını yiyin ve üzerine Allah’ın adını anın. ” (el-Mâide, 5/4)
“Deniz avı size helâl kılındı. ” (el-Mâide, 5/96) (ayrıca bk. el-Mâide, 5/1, 2, 94, 96). Ancak sadece eğlence maksadıyla avlanmak mekruhtur. Hac ve ihramdayken avlanmak haramdır.
Av hayvanlarının bir kısmının eti yenir, bir kısmınınki ise yenmez. Bunlar ya derisi, yünü ve dişleri gibi kısımlarından faydalanmak için, ya da şerlerinden korunmak için avlanırlar.
Avlanan hayvanın etinin helâl olması için birtakım şartlar vardır.
Bu şartların bir kısmı avcı, bir kısmı av hayvanı ve bir kısmı da av aletiyle ilgilidir.
1-Avcıda bulunması gereken şartlar
a-Avcı; müslüman, mümeyyiz, âkîl veya Hristiyan ve Yahudî gibi ehl-i kitaptan olmalıdır. Bunların dışındakilerin kestikleri hayvan yenmediği gibi avları da yenmez.
b-Avcı avına silâh atarken ya da onu yakalayacak hayvanı gönderirken besmele çekmelidir. Kasden besmeleyi terkederse av eti yenilmez.
c-Avcı silâhı ile vurduğu veya eğitilmiş hayvana yakalattığı avı elde etmek için başka bir şeyle meşgul olmayıp hemen harekete geçmelidir. Bazen atılan mermi ava isabet edip onu öldürmeyebilir. Bu nedenle avcının avını araması ve canlı olarak bulduğunda kesmesi gerekir. Aramayıp başka bir işle meşgul olur da sonra hayvanı ölü olarak bulursa eti yenilmez. Fakat oturup beklemeksizin ya da başka bir işle meşgul olmaksızın yaraladığı avını arayıp da ölü olarak bulursa eti yenir. (Meydanî, el-Lübab, III, 220)
d-Ava silâh atma veya avı yakalayacak hayvanı gönderme işi bizzat ehil olan avcı tarafından yapılmalı, ava ehil olmayan biri buna karısınıamalıdır. Resulullah (s.a.s.), taşla, sapanla, sopayla avlanmayı yasak etmişlerdir. Müslim’de rivayet edilen bir hadis şöyledir:
“Taş ne avlar, ne de düşmanı yaralar. Ancak o, diş kırar, göz patlatır. “
Avcı avını vurur ve fakat onu kaybederek bir müddet sonra bulur. Bununla ilgili olarak Adıy b. Hâtem (r.a.)’dan aşağıdaki hadisler rivayet edilmiştir:
“Okunu attığın zaman, suya düşmemiş olmak kaydıyla avı ölü bulursan ye… Aksi halde, suyun veya okun onu öldürdüğünü kestiremezsin. “
Eğer onda bir yırtıcı hayvan izi bulamaz ve “senin okunun onu öldürdüğüne hükmedersen ye… “
“Okunu attıktan üç gün sonra avı kokmadan bulursan ye... “
Avcılıkta dikkat edilmesi gerekli hususların başında elbette merhamet ve ihtiyaç gelmektedir. Ihtiyacı için avlanan bir müslüman merhameti elden bırakmamalı, hayvanların üreme ve yavrulama zamanlarında avlanmamalıdır. Av hayvanlarının nesillerini kurutacak, tabiatın dengesini bozacak bir avcılık, mümini vebâle sokar.
2-Av hayvanında aranan şartlar
a-Avlanan hayvan, eti yenen cinsten olmalıdır. (bk. Eti Yenen Hayvanlar)
b-Yaratılışı icabı vahşî olup evcil olmamalıdır.
c-Haşeret cinsinden olmamalıdır.
d-Deniz hayvanlarından ise balık cinsinden (tatlı veya acı su balığı) olmalıdır.
e-Hayvan av tesiri ile ölmüş olmalıdır. Avcı yaralanan avına ölmeden önce yetişirse kesmesi lâzımdır. Aksi takdirde eti yenilmez.
3-Av aleti Av hayvanı ya eğitilmiş köpek, atmaca, doğan, şahin gibi hayvanlarla, veya ağ, tuzak kurmak gibi vasıtalarla, ya da yaralayıcı silâhla avlanır. Avlamada kullanılan hayvanlarda aşağıdaki şartların bulunması gerekir:
a-Ava salıverildiği zaman gitmelidir.
b-Av için yetiştirilmiş olmalıdır.
Köpeğin eğitilmiş olması; üç defa yakaladığı hayvanı yememesi, doğan ve şahin gibi hayvanların da çağırıldığında geri dönmeleri ile bilinir.
c-Yakaladığı hayvanın etinden yememelidir.
d-Avı boğarak öldürmemelidir. Yaraladıktan sonra başka bir tesirle ölürse eti yenmez.
e-Avlama işinde ona eğitilmemiş tilki vb. başka bir hayvan yardım etmemelidir.
Av, günümüzde genellikle silâhla yapılmaktadır. Yukarıda belirttiğimiz gibi avcı ava silâh atarken besmele çekmeli, hayvanı vurunca hemen koşup yanına varmalı, ölmemiş ise kesmelidir. Yetişmeden silâhın tesiri ile ölmüşse bir şey gerekmez, eti yenir. (Meydanî, a.g.e. III, 217 vd.)
.
Şerife Şevval Kardelen hocahanım kardeşimize teşekkür eder, sizlerinde dualarını bekleriz.
.
Yazı kategorisi: BUNLARI BiLiYORMUYDUNUZ, DiGER KONULAR, DiNi KONULAR, GÜNCEL, GÜNDEM, GENEL, TAVSİYELER, TÜRKİYE, YORUMLAR, YORUMSUZ, ŞERİFE ŞEVVAL KARDELEN | Etiketler: islamda AV VE AVCILIK | » yorum bırak;
Posted by Site - Yönetici Mayıs 26, 2012

SINAVLARDAN ÖNCE OKUNABİLECEK DUALAR
Allahümme rabbizitni ilmen ve fehmen ve imanen
anlamı:Allahım zihnimi aç, ilmimi artır ,fehmimi aç, imanımı genişlet ….
********************************************************
رَّبِّ أَدْخِلْنِي مُدْخَلَ صِدْقٍ وَأَخْرِجْنِي مُخْرَجَ صِدْقٍ وَاجْعَلِّي مِن لَّدُنكَ سُلْطَانًا نَّصِيرًا
… Rabbi edhılnî müdhalen sıdkin ve ahricni muhrace sıdkin ve’c’al li min ledünke sultânen nasîrâ.”
ANLAMI:”Ya Rabbi!,Beni doğru bir giriş ile girdir ve yine doğru bir çıkış ile çikar.Katından bana yardım sdici bir kuvvet ihsan eyle.”
***********************************************************
رَبِّ اشْرَحْ لِي صَدْرِي وَيَسِّرْ لِي أَمْرِي وَاحْلُلْ عُقْدَةً مِّن لِّسَانِي يَفْقَهُوا قَوْلِ
Rabb’şrah li Sadri ve yessir li emri,va’hlül ukdeten min lisani,yefkahü kavlî.”
ANLAMI:”Ya Rabbi!,Göğsümü ve gönlümü genişlet,işimi kolaylaştır,Dilimin bağını çöz,sözümü anlaşılır eyle.”
*********************************************************
ياَحَيُّ ياَقَيّوُمُ بِرَ حْمَتِكَ أَسْتَغِيثُ
“Ya Hayyu Yâ KayyûM, Bi Rahmetike esteğisû.“
ANLAMI:”Ey Hayy ve Kayyum olan Allah’ım, Senin Rahmetine Sığınıyorum.”
Allahümme rabbizitni ilmen ve fehmen ve imanen
anlamı:Allahım zihnimi aç, ilmimi artır ,fehmimi aç, imanımı genişlet ….
sınava girecek olanlar için küçük bir dua
21 adet kuru üzüme besmele ile her bir tanesine fatihayı okuyorsunuz.sınav öncesi aç karna o taneleri yiyoruz. allah a dua ediyoruz inşallah başarılı oluyoruz.birde ashabı keyf in isimlerini bir kağıda yazıp üzerimizde girersek sınava önce allahın izniyle bildiğiniz tüm bilgiler aklımızda canlanır İnşallah..
Ayrıca Ya Fettah ve Ya Mukaddim Esma-i Şerif’leri Ebced değerleri kadar okumanızı tavsiye ederim sınavdan önce. Başarılar.
——————–
İmtihana (Sınava girerken şu dua okunurisra suresi;80)
رَّبِّ أَدْخِلْنِي مُدْخَلَ صِدْقٍ وَأَخْرِجْنِي مُخْرَجَ صِدْقٍ وَاجْعَلِّي مِن لَّدُنكَ سُلْطَانًا نَّصِيرًا
“Rabbi edhılnî müdhalen sıdkin ve ahricni muhrace sıdkin ve’c’al li min ledünke sultânen nasîrâ.”
ANLAMI:”Ya Rabbi!,Beni doğru bir giriş ile girdir ve yine doğru bir çıkış ile çikar.Katından bana yardım sdici bir kuvvet ihsan eyle.”
Sınav için sıraya oturunca şu âyet okunur;
رَبِّ اشْرَحْ لِي صَدْرِي وَيَسِّرْ لِي أَمْرِي وَاحْلُلْ عُقْدَةً مِّن لِّسَانِي يَفْقَهُوا قَوْلِي
“Rabb’şrah li Sadri ve yessir li emri,va’hlül ukdeten min lisani,yefkahü kavlî.”
ANLAMI:”Ya Rabbi!,Göğsümü ve gönlümü genişlet,işimi kolaylaştır,Dilimin bağını çöz,sözümü anlaşılır eyle.”
Sınav Başlayınca da şu dua okunur:
ياَحَيُّ ياَقَيّوُمُ بِرَ حْمَتِكَ أَسْتَغِيثُ
“Ya Hayyu Yâ KayyûM, Bi Rahmetike esteğisû.”
ANLAMI:”Ey Hayy ve Kayyum olan Allah’ım, Senin Rahmetine Sığınıyorum.”
CENAB-I HAK SINAVA GİRECEK BÜTÜN KARDEŞLERİMİZE NEBİLERİN ANLAYIŞI GİBİ ANLAYIŞ PEYGABBERLERİN ZEKASI GİBİ ZEKA NASIP EDİP BİHAKKIN İNŞALLAH YÜZLERİNİN AKIIYLA ÇIKMAK NASIP ETSİN.
.
Şerife Şevval Kardelen hocahanım kardeşimize teşekkür eder, sizlerinde dualarını bekleriz.
.

Yazı kategorisi: BUNLARI BiLiYORMUYDUNUZ, DiGER KONULAR, DiNi KONULAR, DUALAR, GÜNCEL, GÜNDEM, GENEL, TAVSİYELER, TÜRKİYE, YORUMLAR, YORUMSUZ, ŞERİFE ŞEVVAL KARDELEN | Etiketler: SINAVLARDAN ÖNCE OKUNABİLECEK DUALAR | » yorum bırak;
Posted by Site - Yönetici Mayıs 25, 2012

Dua Edenin Yapması Gereken Tezkiye Ve Arınmalar
1 -Nefsini tezkiye etmelidir.
Dua eden kişi. nefsini tabiî vasıflardan ve ahlâk-ı zemîmeden (kötü ahlaktan) tezkiye edip temizlemelidir. Çünkü, tabiî sıfatlar ve ahlak-ı zemîme (kötü ve yerilmiş ahlak) duanın yollarını kesmektedirler.
2-Kalbini tezkiye etmelidir…
Kalbini, nefsânî ve ruhanî olan, insanî alâkalardan meydana gelen kirlerden temizlemelidir. Dua eden kişi, kalbini ezkâr (zikir ve evrâd) ve zikrin nuruyla ve güzel ahlâk nuruyla tasfiye etmeli, nuriandırıp partlatmalidır.
Çünkü bu sebepler (1/297) insanı Allah’a yaklaştırma sebepleridir. Bu sebeplerle dualar, Allahü Teâlâ hazretlerine yükselir. Allahü Teâlâ hazretleri buyurdukları gibi: “O’na (güzel ve) hoş kelimeler (Tevhîd, zikir ve dualar) yükselir, onu (duaları) da amel-i salih yükseltir.
3-Rûhunu mâsivâ kirinden tezkiye etmelidir. Dua eden kişi, Mevlânın lutfuna mazhar olmak ve ilâhî iltifata mazhar olmak için; Allah’ın gayrisine iltifat etmek kirinden ruhunu tezkiye edip temizlemelidir.
4-Sırnnı şirkin pisliklerinden tezkiye etmelidir. Dua eden kişi, sırrını ayıp ve bulaşığından tezkiye edip temizlemelidir. Bu da ancak, hakkı taleb etmek için duada sâdece Hakka teveccüh edip, Allahü Teâlâ hazretlerine yönelmekle olur. Duasının müstecâb olup Allah’ın katında makbul olması için; duada Hak Teâlâ hazretlerinden, hakdan başka .bir şey istememelidir. Bu takdirde duası kabul olur; ricası boşa çıkmaz. Buyurduğu gibi:
“İyi biliniz ki, beni (m rızâmı arayan ve) taleb eden bulur. Ama kim benden başka bir şey taleb ederse beni bulamaz.“
Ve Allahü Teâlâ, dua ile kendisini taleb edenlere icabet edeceğini vaadetti. Ve bu âyet-i kerimede şöyle buyurdu:
“Bana dua edince duacının duasına icabet ederim.”.
Sa’dî buyurdu:
Tarikata muhalif kişi evliya gibi oldu. Hiç Allanın rızasını Allah için istemedi. Bu şartların bâzılarını ihlâl eder ve çiğnerse, onun duasına icabet edilmez. Tıpkı namazın baş rükünlerini, farz ve şartlarını yerine getirmeyen kişinin namazı kabul olunmayacağı gibi…
Ancak Cebbar olan Allahü Teâlâ hazretleri, kullarının amellerinde bulunan her türlü bozukluğu, kırıklığı, fazlı ve keremiyle düzeltir; hata ve noksanları telâfi eder. Zîrâ hakikatte Allahü Teâlâ hazretlerinin kullarına olan fazl-ü keremi (iyilik ve ihsanı) kullarının amellerinden öncedir. Ve Allahü Teâlâ hazretleri istenmeden verendir. Kulun muradı ise istemesinden sonra nail olacağı bütün nimetlerde gerçekleşir.
Dua Edenlerin Kısımları
Dua edenler iki kısım üzeredir.
1 - Dua eden,
2- Duayı okuyan.
Şartlarına uyarak, candan ve gönülden dua eden kişiye, göklerin kapısı açılır. Hatta onun duası arşa ulaşır.
Dua’yı okuyan ancak ve ancak kulaklara ulaşır. Daha yukarıya gitmez.
Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi, Rûhu’l-Beyan Tefsiri: 2/360-361.
Yazı kategorisi: BUNLARI BiLiYORMUYDUNUZ, DiGER KONULAR, DiNi KONULAR, GÜNCEL, GÜNDEM, GENEL, TÜRKİYE, YORUMLAR, YORUMSUZ | » yorum bırak;
Posted by Site - Yönetici Mayıs 24, 2012

Regâib Gecesi ( Kandili ) Yapılacak İbadetler.
Receb-i şerîfin ilk Cuma gecesi „Regâib gecesi“dir. Bu gece, oruçlu olarak karşılanmalYapdır.
Regâib gecesi, akşamla yatsı arasında 12 rek’at „Hacet namazı“ kılınır. 2 rek’atte bir selâm verilerek kılınan bu namazda, Fâtiha-i şerîfeden sonra her rek’atte 3 „İnnâ enzelnâhü…“, 12 İhlâs-ı şerîf okunur.
Namazdan sonra 7 Salât-ı Ümmiye okunup secdeye varılır.
Salât-ı Ümmiye:
اَللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ النَّبِىِّ اْلاُمِّىِّ وَعَلَى آلِهِ وَصَحْبِهِ وَسَلِّمْ
„Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammedinin-nebiyyil-ümmiyyi ve alâ âlihî ve sahbihî ve sellim“
Secdede 70 defa:
سُبُّوحٌ قُدُّوسٌ رَبُّنَا وَرَبُّ الْمَلاَئِكَةِ وَالرُّوحِ
„Sübbûhun kuddûsün rabbünâ ve rabbül-melâiketi ver-rûh“ okunur.
Secdeden kalkıp 1 defa:
رَبِّ اغْفِرْ وَارْحَمْ وَتَجَاوَزْ عَمَّا تَعْلَمُ اِنَّكَ اَنْتَ اْلاَعَزُّ اْلاَكْرَمُ
„Rabbiğfir verham ve tecâvez ammâ ta’lem. İnneke entel-eazzül-ekrem“ okunur.
Tekrar secdeye varılıp yine 70 defa:
سُبُّوحٌ قُدُّوسٌ رَبُّنَا وَرَبُّ الْمَلاَئِكَةِ وَالرُّوحِ
„Sübbûhun kuddûsün rabbünâ ve rabbül-melâiketi ver-rûh“ okunur.
Secdeden kalkıp duâ yapılır.
Duâda Hz. Allâh’a şu şekilde de ilticâ etmelidir:
اَللَّهُمَّ بَارِكْ لَنَا رَجَبَ وَشَعْبَانَ وَبَلِّغْنَا رَمَضَانَ
„Allâhümme bârik lenâ recebe ve şa’bân. Ve bellığnâ ramazân“
Regâib gecesinden sonraki gündüzde (yani Cuma günü) öğle ile ikindi arasında, 2 rek’atte bir selâm verilerek 4 rek’at teşekkür namazı kılınır. Her rek’atte 1 Fâtiha-i şerîfe, 7 Âyetü’l Kürsî, 5 İhlâs-ı şerîf, 5 „Kul eûzu birabbil-felak…“, 5 „Kul eûzu birabbin-nâs…“ okunur. Namazdan sonra 25 defa:
لاَ حَوْلَ وَلاَ قُوَّةَ اِلاَّ بِاللهِ الْعَلِىِّ الْعَظِيمِ الْكَبِيرِ الْمُتَعَالِ
„Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhil-aliyyil-azîmil-kebîril-müteâl“
25 defa:
اَسْتَغْفِرُ اللهَ الْعَظِيمَ وَاَتُوبُ اِلَيْكَ
„Estagfirullâhe’l-aziym. Ve etûbü ileyk“ denilip duâ yapilir.
.
KANDİLİNİZ KUTLU OLSUN…
.
Yazı kategorisi: BUNLARI BiLiYORMUYDUNUZ, DiGER KONULAR, DiNi KONULAR, GÜNCEL, GÜNDEM, GENEL, TAVSİYELER, TÜRKİYE, YORUMLAR, YORUMSUZ | Etiketler: Regâib Gecesi ( Kandili ) Yapılacak İbadetler. | » yorum bırak;
Posted by Site - Yönetici Mayıs 23, 2012
3 AYLAR TAKVİMİ

Yazı kategorisi: BUNLARI BiLiYORMUYDUNUZ, DiGER KONULAR, DiNi KONULAR, GÜNCEL, GÜNDEM, GENEL, MUBAREK GÜN VE GECELER, TAVSİYELER, TÜRKİYE, YORUMLAR, YORUMSUZ | » yorum bırak;
Posted by Site - Yönetici Mayıs 23, 2012

Receb-i Şerifin önemi ve fazileti
Allahü teâlâ, Receb ayında oruç tutanları mağfiret eder. [Gunye]
Receb-i şerifin bir gün başında, bir gün ortasında ve bir gün de sonunda oruç tutana, Recebin hepsini tutmuş gibi sevap verilir. [Miftah-ül-cenne]
Ramazan ayı dışında Allah rızası için bir gün oruç tutan, iyi bir yarış atının bir asırda alacağı mesafe kadar Cehennemden uzaklaşır.) [Ebu Yala]
Şu beş gecede yapılan duâ geri çevrilmez. Regaib gecesi, Şabanın 15. gecesi, Cuma, Ramazan bayramı ve Kurban bayramı gecesi.) [İbn-i Asâkir]
Receb-i Şerîfin birinci gününde oruç tutmak üç senelik, ikinci günü oruçlu olmak iki senelik ve yine üçüncü günü oruçlu bulunmak bir senelik küçük günahlara kefaret olur. Bunlardan sonra her günü bir aylık küçük günahların af ve mağfiretine vesile olur.buyuruyorlar. (Camiu-s sağir)
İbn-i Abbas -radiyallahu anh- Hazretleri: Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Recep ayında bazen o kadar çok oruç tutardı ki, biz Onu hiç iftar etmeyecek zannederdik. Bazen de o kadar çok iftar ederdi ki, biz Onu hiç oruç tutmayacak zannederdik.buyurmuştur. (Müslim)
Muhakkak zaman, Allahın yarattığı günkü şekliyle akıp gitmektedir. Yıl on iki aydır. Bunlardan dördü haram aylardır. Ve üçü ard arda gelmektedir. Zilkade, Zilhicce, Muharrem bir de Cemaziyel-âhirle Şaban ayları arasında gelen Mudar kabilesinin ayı Recep ayıdır.” (Buhârî, Tefsir, Sure, 8,9)
“Recep ayı Allahın ayı, Şaban benim ayım, Ramazan da ümmetimin ayıdır.” (Aclûnî, Keşful-Hafâ, 1/423)
Yine mübarek üç aylardan ilki olan Receb ayının önemi ve değeri hakkında Enes b. Malik ( radyallahü anh)’dan şöyle rivayet edilir: Receb ayı girdiğinde Hazreti Peygamber şöyle derdi: “Allahım! Recep ve Şaban’ı bize mübarek kıl ve bizi Ramazan’a ulaştır.” (Ahmed bin Hanbel, Müsned, 1/259)
Receb büyük bir aydır. Allah bu ayda hasenatı kat kat eder. Receb ayında bir gün oruç tutana, bir yıl oruç tutmuş gibi sevaba kavuşur. 7 gün oruç tutana, Cehennem kapıları kapanır. 8 gün oruç tutana Cennetin 8 kapısı açılır. On gün oruç tutana, Allah istediğini verir. 15 gün oruç tutana, bir münadi, Geçmiş günahların affoldur der. Receb ayında Allahü teâlâ Nuh aleyhisselamı gemiye bindirdi ve o da, Receb ayını oruçlu geçirdi. Yanındakilere de oruç tutmalarını emretti. [Taberânî]
Kim Receb ayında, takva üzere bir gün oruç tutarsa, oruç tutulan günler dile gelip Ya Rabbi onu mağfiret etderler. [Ebû Muhammed]
Hazreti. Aişe ( radyallahü anh ) validemiz, Resûlullah, pazartesi ve perşembe günleri oruç tutmaya çok önem verirdi. buyuruyor. Çünkü Hadis-i Şerifte, Ameller Allahü teâlâya pazartesi ve perşembe günleri arz edilir. Ben de amelimin oruçlu iken arz edilmesini istiyorum.buyururdu. (Tirmizî)
Receb ayında yapılan dua kabul edilir, günahlar affedilir. Bu ayda günah işleyenin cezası da kat kat olur. Hazreti. Hüseyin ( radyallahü anh) anlatır:
Kâbe;yi tavaf ederken, yanık sesle Allahü teâlâya dua eden bir kimsenin sesini işittik. Babam bunu çağırmamı emretti. Güzel yüzlü, temiz bir kimseydi. Ancak sağ tarafı felç olmuş, kurumuş, hareketsiz idi. Ona, Sen kimsin, durumun ne böyle? dedim. O kimse dedi ki:
Adım Menazil… Ben çalgı çalmak, şarkı söylemekle şöhret salmış, Arabistanın ünlülerinden bir gençtim. Hep nefsin arzuları peşinde koştum. Receb ve Şaban aylarında bile, bu günahlara devam ederdim. Salih babam, beni bu günahlardan kurtarmaya çalıştı. Bana, Allahü Teâlânın azabı şiddetlidir, bir anda kahredebilir. Kötü arkadaşlardan vazgeç, bu kötü işleri bırak! Melekler ve bu aylar senden şikâyet ediyorlar dedi. Nasihate hiç tahammülüm yoktu. Babamın üzerine yürüyüp, döverek susturdum. Üzüntülü ve kırık kalble, Bu aylarda oruç tutup, geceleri ibadet ediyorum. Beytullaha gidip şerrinden korunmak için, Allahü teâlâdan yardım dileyeceğim dedi. Bir hafta oruç tutup, Kâbeye giderek, Ey Rabbim, mazlumların âhını yerde bırakmazsın. Bu ayda, bu mübarek yerlerde yapılan duaları red etmezsin. Hakkımı oğlumdan al, onu felç et! diye dua etti. Henüz duası bitmeden sağ tarafım felç oldu. Beni gören, Baba bedduasına uğramış kişi derdi.
Hazreti. Hüseyin, Baban bu hâline ne dedi? buyurdu. O genç, Babamdan özür diledim. Onun da babalık şefkati galip gelerek beni bağışladı. Beddua ettiği yerde, bu sefer şifa bulmam için hayır dua etmek üzere deve ile gelirken, devenin ürkmesi ile babam düşüp öldü. Şimdi çaresizim. diyor. Hazreti. Ali bu felçli gence dua ediyor, Receb de yaptığı bu dua bereketiyle de Hak teâlâ ona şifa ihsan ediyor.
.
Yazı kategorisi: BUNLARI BiLiYORMUYDUNUZ, DiGER KONULAR, DiNi KONULAR, GÜNCEL, GÜNDEM, GENEL, MUBAREK GÜN VE GECELER, TAVSİYELER, TÜRKİYE, YORUMLAR, YORUMSUZ | » yorum bırak;
Posted by Site - Yönetici Mayıs 23, 2012

Receb-i Şerif Hürmetine
“Euuzü billâahi mineşşeytaanir raciym Bismillâahi’r- rahmâani’r – rahıym”
“Receb ayının ilk günü oruç tutmak üç senelik günahlara, ikinci gününde oruç iki senelik günahlara; üçüncü gününde oruç bir senelik günahlara kefarettir. Sonraki her gün bir aya kefarettir.” – (Hadîs-i Şerîf, Suyûtî, el-Câmiu’s-Sağîr)
RECEB-İ ŞERÎF
Yarın idrâk edeceğimiz mübârek Receb ayı, kamerî ayların yedincisidir. “Eşhuru hurum”dan olan bu ay, Şehrullah yani Allâhü Teâlâ’nın ayıdır. Bu aya oruçlu girmeli ve bu ayda çok ilticâ etmelidir.
Receb ayının 1′inci günü oruç tutanlara 3 senelik, 2′nci günü oruç tutanlara 2 senelik, 3′üncü günü oruç tutanlara ise 1 senelik nâfile oruç sevâbı verilir. Bu, hadîs-i şerîf ile sâbittir. Üç günden sonra her gününe birer ay oruç sevâbı verilir. Bu ay Cenâb-ı Hakk’a mahsus bir ay olduğu için yalnız Zât-ı İlâhi’yi bildiren İhlâs Sûresi’ni çok okumak lâzımdır. Bilhassa bu aya hürmet olarak, ayrıca günde 11 defa İhlâs-ı Şerîf okumalı, tevhid, istiğfâr ve salavât-ı şerifeyi ihmâl etmemelidir. Bu ayda 2 kandil vardır:
1. İlk cuma gecesi “Regâib Kandili”,
2. Yirmi yedinci gecesi “Mi’rac Kandili”dir.
Bu ayın birinci gecesi bir tesbih namazı veya Receb-i Şerîf’in ilk onu zarfında bir def’aya mahsus olmak üzere kılınan on rek’at namaz da kılınabilir. Önümüzdeki günlerde bu namazların kılınış şekli anlatılacaktır.
Receb ayında her gün, başında ve sonunda 7′şer Fâtiha ile 100 İhlâs-ı Şerif okumak da çok sevâptır. Bu ayda, mümkün olduğu kadar Hatm-i enbiyâ yapılmalı ve oruç tutulmalıdır. Bu orucu 13, 14 ve 15′inci günlerinde tutanlar, Eyyâm-ı Bıyz’da oruç tutma sünnetini de yerine getirdiklerinden, nice hastalıklardan şifâ bulurlar.
Kaynak : (Duâ ve İbâdetler, Fazilet Neşriyat) – Diversity Derneği Hizmeti – Arif
Yazı kategorisi: BUNLARI BiLiYORMUYDUNUZ, DiGER KONULAR, DiNi KONULAR, GÜNCEL, GÜNDEM, GENEL, MUBAREK GÜN VE GECELER, TAVSİYELER, TÜRKİYE, YORUMLAR, YORUMSUZ | » yorum bırak;