GÖYNEM ( BEYSEHiR )

İLAHİ-KURAN-İSLAM-DİN-HABER-RESİM-VİDEO-TASAVVUF-BELGESEL-DUA-HADiS-TARİH-ŞİİR

‘BİLİM’ Kategorisi için Arşiv

Dünyanın dönerken çıkardığı ses

Posted by Site - Yönetici Şubat 17, 2009

Dünyanın dönerken çıkardığı ses

Dünyanın dönerken çıkardığı ses

Dünyanın dönerken çıkardığı ses 

Dünya kendi etrafında dönerken nasıl bir ses çıkarıyor, hiç merak ettiniz mi?

İşte o ses… 

Hiç Dünya kendi etrafında dönerken nasıl bir ses çıkarıyor merak ettiniz mi? 

Merak etmeseniz bile farklı gayelerle kainatın sırlarını çözmek için uzaya gönderilen uzay gemilerinin kaydettiği sesleri duyduğunuzda çok şaşıracaksınız!

Geceleri ağzımızdaki küçük bakterilerin dişlerimizde meydana getirdiği etkiyi, yani o sesi normal olarak duymamız nasıl imkansızsa, dünyanın kendi etrafında dönerken çıkardığı sesi de duymamız bir o kadar imkansız. Bu da bir büyük nimet; yoksa uyuyamaz, dinlenemezdik.

Bilim adamları işte bu noktada da boş durmayıp yeni keşiflere devam ediyor. 

Aşağıdaki linkte bulunan sayfada dünyanın dönerken çıkardığın sesi dinleyeceksiniz. 

Linkte ayrıca NASAnın uzaya fırlattığı Geminin, Mercury ve Apollo gibi araçların uzayda kaydettiği başka seslere de şahit olacaksınız.

Bu inanılmaz keşif için linki açtıktan sonra istediğiniz gezegenin üzerine tıklayın ve kendinizi uzayın derinliklerinden gelen seslerin esrarengiz atmosferine bırakın.  

http://spacesounds.com/navigator/index.html

 

….

Yazı kategorisi: BİLİM, DiGER KONULAR, GÜNCEL, GÜNDEM, GENEL, YORUMLAR, YORUMSUZ, İLGİNÇ | 1 Yorum »

BİLİM DÜNYASI ZİKRİN FAYDALARINI KEŞFETTİ.

Posted by Site - Yönetici Mayıs 4, 2008

BİLİM DÜNYASI ZİKRİN FAYDALARINI KEŞFETTİ.

Hollanda’da Van der Hoven isimli bir profesör hastaları üzerinde yaptığı araştırmalar sonucu Allah lafzını tekrar etmenin ruh ve beden sağlığına iyi geldiği tespitini yaptı.

Toplumsal, ekonomik ve teknolojik yönden yaşanan hızlı değişim ve dünyevi kaygılarımız nedeniyle iç alemimizde oluşan maneviyat yoksunluğu; stres, tansiyon, asabiyet gibi psikolojik sorunlara davetiye çıkarıyor. Bunlardan en yaygın görüleni ise, halk arasında kaygı, gerilim ve sıkıntı hali olarak bilinen “anksiyete”.

Günümüzde “küresel bir salgın” olarak nitelenen anksiyete durumunda, kişinin moral seviyesi en alt düzeye iniyor ve başına gelebilecek her şeyi en olumsuz yönüyle ele alıyor. Her an kötü bir haber alacak veya kötü bir şey olacakmış gibi hissediyor. Bu ruhsal belirtilere çarpıntı, nefes darlığı, terleme, titreme gibi bedensel belirtiler de eşlik edebiliyor. Yoğun anksiyetenin tedavisi için tıbbi ilaç ve nefes egzersizleri öneren Batılı uzmanlar, yaşanan maneviyat krizini atlatmak için şimdilerde farklı bir yönteme başvuruyor: Zikir… Rabbimiz’e yakın olmamızı sağlayan zikrin diğer hikmetleri bilim dünyasının sıkı araştırmalarına konu oluyor.

El-Vatan isimli Suudi gazetesinde yayınlanan habere göre; Hollanda’da Van der Hoven isimli bir profesör, hastaları üzerinde yaptığı araştırmalar sonucu Allah lafzını tekrar etmenin ruh ve beden sağlığına olumlu katkıları olduğunu buldu. Düzenli olarak zikir ve Kur’an ile meşgul olmanın psikolojik rahatsızlıkları tedavi edebildiğini belirten Profesör Hoven, üç yıl süren araştırmaları souncunda Allah ism-i şerifini tekrarlamanın kişiler üzerindeki müspet etkisini bilimsel olarak ispatladığını belirtiyor.


ALLAH LAFZINDAKİ HER BİR HARFİN VÜCUDA ETKİSİNİ İNCELEMİŞ

Haberde, özellikle tansiyon ve stres problemi olan hastalara yaptırılan zikir esnasında, Arapça bilmeyenlere Allah lafzının düzgün şekilde telaffuzunun öğretildiğine yer veriliyor. Düzenli yapılan tekrarlar sonucu, hastalarda fark edilir bir iyileşme gözlemlendiği anlatılıyor. Allah lafzının harflerine dikkat çeken Hollandalı bilim adamı açıklamalarında, ismi şerifin ilk harfi ile çıkan “A” sesinin solunum sisteminden geldiğine ve nefes alışı kontrol ettiğine işaret ediyor. İkinci harf olan “Lam” harfi, dil ve üst damak ile yapılan kısa bir duraklamaya yol açıyar ve bu duraklamanın aynı şekilde tekrarlanması genel bir rahatlama ve gevşemeye sebep oluyor. Son harf olan “he”nin söylenişi ise, akciğerler ve kalp arasında bağlantı kuruyor, kalp atışlarını kontrol ediyor. Araştırmanın dikkat çekici bir başka özelliği de, Profesör Van der Hoven’ın bir gayri müslim olması. Zikrin hastaları üzerindeki olumlu etkisini gözlemleyen Hoven, Kuran-ı Kerim’i inceliyor ve İslami ilimler üzerine araştırmalar yapıyor.

SAĞLIKLI YAŞAM UZMANI DA ZİKRİ TAVSİYE EDİYOR


Medyada sıkça rastladığımız ve ünlülerin diyetisyeni olarak tanınan sağlıklı yaşam uzmanı Doktor Ender Saraç da zikrin sağlığımıza olumlu katkılarını keşfeden bilim adamlarından. Sağlıklı yaşam, doğal tıp, doğru beslenme, obezite ve stres gibi konularda danışmanlık yapan Saraç, kısa süre önce piyasaya çıkan “Ruhsal Gelişimimiz ve Kader” adlı kitabında, “Hiçbirimiz boşuna yaratılmadık ve hiçbir şey, hiçbir olay tesadüf değil…” alt başlığında Allah’ın 99 ismini yani Esma-ül Hüsna’nın insanın ruhsal gelişimine destek olduğunu ayrıntılarıyla açıklayan yazar, ayrıca ilginç bir tezde bulunuyor. “Ayetü’l-Kürsi, Felak ve Nas sureleri okunduğunda insanın aurasının kalınlaştığı yani korunduğu çok kısa süre içinde ince aletlerle tespit edilebilecek. insanlığa yararlı olabilecek enerji bizim inanç sistemimizde var” diyen Saraç, “Toplumda daha olumlu enerjiler veren insanların oranı arttıkça, Batı’ya bile meditasyon ve reikilerden çok daha güzel şeyler sunacağız” diye ekliyor.

EFENDİMİZ’İN SADIK ARKADAŞI HZ. EBU BEKİR’E İLK ZİKİR TALİMATI:

“Dilini damağına yapıştır ve kalben gizlice zikret: Allah, Allah, Allah…”

Efendimiz (s.a.v) ve onun sadık dostu Hz. Ebu Bekir (r.a), Medine’ye hicret ederken, izlerini süren Mekkeli düşmanlarından korunmak için Sevr Mağarası’na gizlenir. Gerek mağaraya giderken, gerekse mağaraya sığındıklarında Hz. Ebu Bekir’in tek korkusu vardır: Allah Rasulü’nün başına bir şey gelmesi… Becerikli bir iz sürücüsü, Mekke askerlerini Sevr mağarasına kadar getirir. Askerler mağaranın önüne geldiklerinde Efendimiz sakindir. Fakat, Mekkelilerin konuşmalarını ve ayak seslerini duyan Hz. Ebu Bekir’in endişesi hayli artar. Korkulu bir halde; “Ya Rasulallah, benim ölmemin önemi yok. Ama sana bir kötülük yaparlarsa, bütün ümmet helak olur” diyerek endişesini dile getirir. Efendimiz ise, huzur telkin eden haliyle onu en güzel şekilde teselli eder: “Tasalanma, Allah bizimle beraberdir…” Ve mağara arkadışına ilk zikir talimatını verir: “Dilini damağına yapıştır ve kalben gizlice haykır: Allah, Allah, Allah…” Peygamberimiz’in söylediği şekilde Allah’ı anan Hz. Ebu Bekir’in kalbi, dinginliğe kavuşur. Üzerlerine ilahi bir sekinet iner. Artık ne korku kalır gönlünde Hz. Ebu Bekir’in, ne de zerre kadar tasa…



ilahi-tr-forum

Yazı kategorisi: BUNLARI BiLiYORMUYDUNUZ, BİLİM, DiGER KONULAR, DiNi KONULAR, GÜNCEL, GÜNDEM, GENEL, TAVSİYELER, TÜRKİYE, YORUMLAR, YORUMSUZ | Etiketler: , , , , | 2 Yorum »

PEYGAMBER (AS) DAN ÖNCE ve SONRA TIP

Posted by Site - Yönetici Nisan 22, 2008

PEYGAMBER (AS) DAN ÖNCE ve SONRA TIP

Peygamber (as) dan önce Araplar’da tedavi için çok yanlış ve gülünç yöntemlere baş vuruluyordu. Bundan da insanlar çok zarar görüyor ve iyileşeceği yerde derdi artıyordu.

Araplarda hastalıkların sebebi kötü ruhlardı. Bunun için tedavi, sihirbazlara ve büyücülere kalmıştı. Hastaların iyileşmesi için tılsımlar yapılırdı. Hasta, ne tür hasta olursa olsun tılsım yapılır ve dağlanırdı.

Diğer yandan büyü ile sihir ile tapınaklarda kurban sunmakla tedavi yoluna gidilirdi. Hastalar iyileşmeleri için putlara yalvarırlardı.

Kemiklerden medet beklenirdi. Araplar, üzerlerinde hasta olma-maları veya iyileşmeleri ve korunmaları için hayvan kemikleri taşırlardı.

Prof Dr. Asaf Ataseven şöyle diyor:

“Araplar, beraberinde bir tavşan kemiği taşıdıkları takdirde hasta-lıklardan korunacaklarına inanırlardı; yılan sokmuş bir kimseyi zehir vücutta yayılmasın diye uyutmazlar, üzerine ziller takarlardı. Korkmuş bir kadının yüreğinin soğuduğuna inanarak sıcak su içirirlerdi. Çocukların çıkan dişlerini güneşe doğru attıkları takdirde yeni dişlerinin muntazam çıkacağına inanırlardı. Şaşıları değirmen taşına baktırarak tedavi yoluna giderlerdi. Yaraları kızgın demirle dağlarlardı. Vebadan korunmak için merkep gibi anırırlardı. Hastalıkları kahinlere gösterirler, sihir yaparlar, tapınaklarda putlara kurbanlar keserlerdi. Hastaların içine giren şeytanı bu şekilde çıkaracaklarına inanırlardı.” (Diyanet Dergisi, Özel Sayı:4/95)

Araplar, tedavi için ruh çağırırlar ve hastalıkları kovarlardı. Hastalara kurşun dökerlerdi. Zehirli hayvan sokmalarına karşı zil takarlardı… Daha bunlar gibi bir çok yanlış yollara başvururlardı.

Dünyanın diğer topluluklarında hastalar ve hastalıklar için uygulanan usul bundan pek farklı değildi.

Ölüleri diriltme, körleri iyileştirme mucizesi verilen İsa Peygamber, tıpla ilgili bilgiler vermemiş, korunma ve tedavi ile ilgili uygulamalar ortaya koymamıştı.

İncil’de: “Yıkanmamış eller insanı kirletmez.” (Matta:15/20) denilmekteydi.

Yüzyıllarca kilise, hastalara şeytan musallat olmuş muamelesi yaparak ateşlerde yakmıştır.

“Rahipler beden temizliğini ruh temizliğine aykırı saymış hep vücutlarını yıkamaktan kaçınmış-lardır. Rahip Antoni ömrü boyunca ayaklarını yıkama günahını irtikap etmemiştir. Övgüsünü almıştır.” (Ebul Hasan Ali Nedevi, Müslümanların gerilemesiyle Dünya Neler Kaybetti Sh.135)

“16.yyılın ünlü heykelcisi Michelangelo’ya babası yazdığı mektupta: “Yıkanmaktan sakın. Her türlü hastalık sudan gelir. Gerekirse adam tut, kirlerini kazıt. Ama sakın yıkanma.” Demiştir.

Avrupa’da insanlar ancak vaftiz olurken su ile yıkanırlardı. Yıkanmamaktan kaynaklanan kokuyu, ağır kokular sürerek vücut kokularını örtmeye çalışırlardı.” (Hayat Ansiklopedisi, Hamam Maddesi)

“17.yyıl Avrupa’da temizlik, banyo bilinmiyordu. Vaftiz suyu gitmesin diye yıkanılmazdı.” (Yılmaz Öztüna, Türkiye Tarihi:11/274)

“Avrupa’da temizlik soylular arasında bile bilinmiyordu. Çatal, kaşık bilinmiyor, banyo kullanılmı-yordu. Salgın hastalıklar yaygındı. Yıkanmak kutsal vaftiz suyundan mahrum kalmaktı.” (Age)

“1780’de sokaklardaki pis kokular karşısında yetkililer, Parislilerin evlerde lağım çukuru açmasını, lazımlıkları pencerelerden sokağa dökmemesi kararını aldı.” (Ahmet Gürkan, İslâm Kültürünün Garbı Medenileştirmesi:71)

19.y.yılın başına kadar Batı’da hastalar lanetli kimseler olarak kabul edilmiş, şeytanla işbirliği yaptığına inanılırdı; yakılır, öldürülür veya zincire vurulurdu.

19.y.yılın yarısına kadar Avrupa’da mendil kullanılmazdı. Sümük atma yarışları yapılırdı. Versay Sarayında tuvalet yoktu…

Hastalar, Hz.Peygamber (as) ile beraber şefkat, merhamet görmüş, hasta ziyareti sevaplı bir iş olarak tavsiye edilmiştir.

Peygamber (as)ın sünnetinde temizlik imanın yarısı kabul edilmiş, her türlü temizlik olmadan ibadet olmaz demiş ve abdest, gusül farz kılınmıştır. Bir şey yiyip içmeden ve yiyip içtikten sonra eller mutlaka yıkanacaktır.

Tıbb-ı Nebevi ışığında İslâm alimleri tıpta büyük buluşlar yapmışlardır. Bunlardan birkaç örnek verelim.

- İbni Sina: (980 – 1037) Tıbba çok yenilikler getirmiştir. “El-Kanun Fit-Tıp” adlı kitabı İslâm dünyasında ve Avrupa’da tıbbın temelini oluşturmuş, 600 yıl Avrupa üniversitelerinde ders kitabı olarak okutulmuştur.

- Razi (864 – 925) Çiçek ve kızamık hastalıklarını keşfetmiş ve bu konuda ilk kitap yazan ilim adamıdır.

- Ali bin Abbas (? – 994) Kanser ameliyatı yapmıştır.

- Kamber Vesim (? – 1961) Verem mikrobunu bulmuştur.

- Ali Bin İsa, gözle ilgili kitap yazmış, 19.y.yıl ortalarına kadar ders kitabı olarak okutulmuştur.

- İbni Cessâs (? – 1009) Cüzam hastalığının sebep ve tedavilerini göstermiş, ilmi yollarla vebanın bulaşıcı bir hastalık olduğunu ortaya koymuştur.

- Akşemseddin (1389 – 1459) mikroptan gözle görülemeyen küçük canlılar diye bahsetmiş, mikrobu keşfetmiştir. Sirayet (bulaşma) ve kalıtım hakkında bilgiler vermiştir. (Daha geniş bilgi için Prof.Dr.İ. Canan Hadis Ans:10/539-540)

Mustafa Öselmis

Yazı kategorisi: BİLİM, DiGER KONULAR, GÜNCEL, GÜNDEM, GENEL, TARİH, TÜRKİYE, YORUMLAR, YORUMSUZ | » yorum bırak;

Cep telefonu sigaradan tehlikeli

Posted by Site - Yönetici Mart 30, 2008

 

Cep telefonu sigaradan tehlikeli

Tıp alanında çok sayıda ödül sahibi İngiliz beyin cerrahı Prof. Vini Khurana, cep telefonlarının sigaradan da asbestten de daha zararlı olduğunu ve kansere yol açtığını öne sürdü.

Cep telefonu üreticilerine seslenen Khurana, cep telefonlarındaki radyasyon oranının mutlaka düşürülmesi gerektiğini savundu.

CEP TELEFONLARINI AZ KULLANIN

Halka dacep telefonlarınızı mümkün olduğu kadar az kullanın, mecbur olmadıkça kullanmayınçağrısında bulunan Prof. Vini Khurana, hükümetin de acil önlemler alması ve cep telefonu üreticilerinin radyasyon seviyesini düşürmesini sağlaması gerektiğini ifade etti.

Khurana’nın araştırmasının sonuçları, cep telefonlarının sağlığa muhtemel zararları konusunda bugüne kadar yapılmış en olumsuz tahmin olarak kabul edilirken, Khurana’nın araştırmasının sonucunda hazırladığı makale IoS adlı sağlık dergisinde yayımlandı.

Khurana, 10 yıl boyunca cep telefonu kullananların beyin kanserine yakalanma oranlarının iki kat arttığını öne sürdüğü araştırmasında, beyin kanserlerinin gelişmesinin de 10 yıl kadar süre aldığını belirtti.

Bilimsel araştırmalar alanında 16 yılda 14 ödül alan ve 40’a yakın makalesi bulunan Prof. Khurana’nın, araştırması sırasında cep telefonlarının etkileri konusunda bugüne kadar yapılmış 100’den fazla araştırmanın sonuçlarını da yeniden değerlendirdiği bildirildi.

Cep telefonlarının beyin tümörlerine yol açtığının gelecek 10 yıl içinde kesinlikle kanıtlanmasını beklediğini de belirten Khurana, hemen önlem alınmazsa gelecek 10 yılda beyin tümörü vakalarında büyük artış görülebileceğini ifade etti.

Yazı kategorisi: BUNLARI BiLiYORMUYDUNUZ, BİLİM, DiGER KONULAR, GÜNCEL, GÜNDEM, GENEL, HABERLER, TAVSİYELER, TÜRKİYE, YORUMLAR, YORUMSUZ, İLGİNÇ | 1 Yorum »

Güneş’in sıcaklığı derece

Posted by Site - Yönetici Şubat 14, 2008

Güneş’in sıcaklığı derece

Güneş, Güneş Sistemi’ndeki en büyük gök cismidir. Çok sıcak ve yanmakta olan bazı gazlardan oluşur. Bu nedenle, yüzeyinde her saniyede milyonlarca atom bombası patlamasına eşit güçte patlamalar olur. Bu patlamalarda boyu Dünyamız’ın büyüklüğünün 40-50 katı olan alevler fışkırır.

Ateşten bir topa benzeyen Güneş, yüzeyinden çok büyük bir ısı ve ışık yayar. Eğer, Güneş olmasaydı, her zaman gece olurdu ve her yer buzla kaplı olurdu. En önemlisi daha önce söylemiştik ya! Dünya’da yaşam yani biz olamazdık.

Güneş’in sıcaklığı derece 6000 dış yüzeyinde, içindeki sıcaklık ise 12 milyon derecedir.
Çünkü, uzay (uzay filmlerinden de hatırlarsınız) karanlık bir yerdir. Dünyamız da bu karanlık yerdeki bir gök cismidir. Bu karanlık yerin içinde Dünyamız’ı Güneş’ten başka aydınlatabilecek ve ısıtabilecek bir gök cismi yoktur.

Ancak, Güneş’ten yayılan ışık çok parlaktır. Havanın açık olduğu bir günde Güneş’e bakmayı denemişsinizdir. Hatırlayın bakalım. Birkaç saniye bakınca gözleriniz kamaşmıştı, değil mi? Aslında, Güneş’e bu parlak ışık nedeniyle doğrudan bakmak çok tehlikelidir. Gözlerimize bu parlak ışık zarar verebilir. Ayrıca, yazın uzun süre Güneş’te kalmak da tehlikelidir. Hatta, cildimizde uzun bir tedaviyi gerektirecek çok ciddi yanıklar oluşabilir. Çünkü, Güneş’ten yayılan ısı özellikle yazın çok yüksek olur. Oysa Güneş, Dünya’ya milyonlarca kilometre uzaktadır ve uzaya yaydığı ısının sadece binde ikisi Dünyamız’a ulaşır.
Peki Güneş’ten çok uzakta olmasına rağmen, Dünyamız’da sıcaklık bu kadar yükselebiliyorsa, acaba Güneş’in üzerindeki sıcaklık ne kadardır?

Bilim adamları, bu konuda yaklaşık sayılar verebilirler. Ama bu sıcaklığı, bildiğimiz herhangi bir şeyin sıcaklığıyla karşılaştırarak anlamak mümkün değildir. Bir düşünün! Güneş’in sıcaklığı derece 6 bin yüzeyinde olduğunu, içinde ise sıcaklığın 12 milyon dereceye kadar yükseldiğini… Bunu bildiğimiz neyle karşılaştırabiliriz ki? Elimizle sıcak suya temas ettiğimizde 50 dereceden fazlasına dayanamayız. En sıcak yaz günlerinde bile hava en fazla 40-50 derece civarındadır. Bu örnekten de anlıyoruz ki, Allah Dünya ile Güneş’in uzaklığını en uygun olacak şekilde yaratmıştır. Güneş bize biraz daha yakın olsaydı, Dünya üzerindeki herşey sıcaktan kavrulur kül olurdu. Ancak, biraz daha uzakta olsaydı, bu sefer de herşey buz tutardı. Tabi ki her iki şekilde de yaşam mümkün olmazdı.

Güneşimiz eğer bizim Dünyamız’a gereğinden fazla yakın olşaydı, Dünyamız bayağı ter dökerdi hatta erirdi. Tüm bu hassas dengeler Allah’ın kontrolündedir.
Aslında, benzer şekilde Güneş’in ısısını daha az alan kutup bölgeleri devamlı bir buz tabakası ile kaplı; daha çok alan Ekvator bölgeleri ise devamlı sıcaktır. Allah, bu bölgeleri bizlere örnek olsun diye yaratmıştır. Diğer yerler ise canlıların yaşamına en uygun şartlarda yaratılmıştır. Bu Allah’ın bize olan şefkatini gösterir. Çünkü, Allah Güneş ile Dünya arasındaki uzaklığı şu anki gibi en uygun şekilde yaratmasaydı, Dünya’daki yaşam çok daha zor olurdu. Hatta olmayabilirdi.

Yazı kategorisi: BUNLARI BiLiYORMUYDUNUZ, BİLİM, DiGER KONULAR, GÜNCEL, GÜNDEM, GENEL, YORUMLAR, YORUMSUZ, İLGİNÇ | 1 Yorum »

Parmak Uçlarındaki Kimlik

Posted by Site - Yönetici Kasım 20, 2007

 

Parmak Uçlarındaki Kimlik


İnsan, kemiklerini kesin olarak biraraya toplamayacağımızı mı sanıyor?
4 Evet, parmak uçlarını dahi düzenlemeye gücümüz yeter.

75 Kıyamet Suresi 3-4


Peygamberimiz’in yaşadığı dönemin insanları için parmak uçları önemli bir şey ifade etmezdi. 1856 yılında Genn Ginsen adında bir İngiliz, parmak uçlarındaki çizgilerin her insanda farklı olduğunu keşfetti. 1856 yılına kadar insanlar parmak ucunun önemli özelliğinden haberdar değillerdi. Tarih boyunca yaşamış tüm insanların parmak ucunun farklı olduğunun anlaşılmasıyla, parmak ucunun adeta bir kimlik kartı olduğunun farkına varıldı. Daha sonra bu bilgi polis örgütlerince suçluların yakalanmasında veya tanınmayacak duruma gelmiş ölülerin tespit edilmesinde kullanılmaya başlandı.


Parmak ucu öyle bir kimlik kartıdır ki aynı yumurta ikizlerinde bile farklıdır. Bu kimlik kartı asla sahtekarlık kabul etmez, elimizi değdirdiğimiz birçok eşyaya sahtekârlık kabul etmeyecek şekilde imzamızı atar. Hiç kimse de bu imzamızı taklit edemez. Bu mühürümüzün ne taklidi, ne de inkârı söz konusudur. ömür boyu bu mührü hiç kaybetmeden yanımızda taşırız. üst deri yanmalarından ve yaralanmalardan yaşlanarak vücudumuzun şekil değiştirmesine kadar tüm etkenler mührümüzün orjinalliğini bozmaz. İki santimetrekarelik bir alanda milyarlarca değişik deseni, silinmez çizgiler halinde bir mühür gibi işleyen Yaratıcımız ne kadar da büyük bir kudrete sahiptir.

Parmak ucumuzdaki bu kimlik kartımız, cenin henüz üç aylıkken anne karnında çizilir ve mezara kadar bizle gelir. Parmak ucunun şaşmaz bir kimlik kartı olmasının ötesinde vücudumuzdaki genetik bozuklukları da belirlemekte kullanılıp kullanılamayacağı üzerine çalışmalar vardır. Bizim saptamalarımıza göre bu çalışmalar, henüz bilimsel bir kesinlik ortaya koyacak düzeyde değildir, fakat parmak ucundaki çizgilerin öneminin şu anda bilinenden de daha fazla önemli olmasının olası olduğunu göstermektedir.

Yazının devamını oku »

Yazı kategorisi: BUNLARI BiLiYORMUYDUNUZ, BİLİM, DiGER KONULAR, GÜNCEL, GÜNDEM, GENEL, TÜRKİYE, YORUMLAR, YORUMSUZ, İBRETLİK, İLGİNÇ | » yorum bırak;

Kavağa çıkabilen balık keşfedildi!

Posted by Site - Yönetici Ekim 22, 2007

 

Kavağa çıkabilen balık keşfedildi!

Ağaç üzerinde aylarca yaşayabilen balık türü keşfedildi. 5 cm. uzunluğundaki çift cinsiyetli balık, sular yükselince, metobolizmalarını tamamen değiştiriyor ve suya dönüyor.

 Amerikalı bilim adamları, gerektiğinde sudan çıkan, hatta ağaçta bile yaşayabilen bir balık türü keşfettiler.

Florida’daki bir çevre koruma programı yetkilileri, “Rivulus marmoratus Poey” isimli balığın hem ABD’nin bu eyaletinde, hem de Orta Amerika ülkesi Belize’de yaşadığını bildirdi. Mangrov ormanlarında yaşayan balık, biyolojik yapısını geçici olarak değiştirip su dışında da soluk alabiliyor.

Bilim adamları, bu balıkların çekilen sularla birlikte ağaç dal ve kökleri üzerinde aylarca yaşayabildiğini tespit etti. Beş santimetre uzunluğundaki balık, suyun çekilmesiyle birlikte dallar üzerinde kalsa bile ölmüyor. Çift cinsiyetli balıklar, su tekrar yükselince, metobolizmalarını tamamen değiştirerek yeniden eski yuvasına dönebiliyor.

Yazı kategorisi: BİLİM, DiGER KONULAR, GÜNCEL, GÜNDEM, GENEL, YORUMLAR, YORUMSUZ, İLGİNÇ | 1 Yorum »

Mimar Sinan’ın Kafatası Yok!!!

Posted by Site - Yönetici Eylül 19, 2007

Mimar Sinan’ın Kafatası Yok!!! O sadece Osmanlı-İslam Medeniyeti’nin değil insanlık tarihinin yetiştirdiği en büyük mimarî dehalardandır. Fakat gelin görün ki bu dehanın mezarı, ırkçılığın cazibesiyle açılmış içinden kafatası çıkartılmış ve kaybedilmiştir.”Nasıl olur?” dediğinizi duyar gibiyim. Ben de ilk duyduğumda benzer bir tepki vermiştim. Mustafa Armağan bu olayı anlattığı dostlarının gözlerini faltaşı gibi açıp : “Bu milli ayıbımızı lütfen yazma. Yetmişiki millete bir daha rezil olacağız yoksa” dediğini aktarır. Ve şöyle cevap verdiğini söyler: “Hayır rezil olmayacağız. Asıl bu işin peşini bırakıp gerçeği öğrenmedikçe ve kafatasının nerede olduğunu bulmadıkça insanlığın yüzüne bakamaz hale geleceğiz”(1) diyorum ben de. Nihayet, bir daha böyle bir hadise yaşanmasın diye tepkimizi göstermemiz gerektiğine inanıyorum.Atalarının, büyüklerinin kemiklerini bizim kadar mıncıklamaktan zevk alan başka bir toplum gösterilebilir mi aceba? (Haklarını yemeyeyim. Galiba bir tek Ruslarla rekabet halindeyiz bu alanda)

Vakıa şudur: Yazının devamını oku »

Yazı kategorisi: BUNLARI BiLiYORMUYDUNUZ, BİLİM, DÜNYA TARiHi, DiGER KONULAR, DiNi KONULAR, GÜNCEL, GÜNDEM, GENEL, iSTANBUL, KABİR HAKKINDA HERŞEY, MİMAR SİNAN, OSMANLI TARiHi, TARİH, TÜRKİYE, YORUMLAR, YORUMSUZ, İBRETLİK, İLGİNÇ | 5 Yorum »

Satürn halkalarının gizemi çözülüyor

Posted by Site - Yönetici Ağustos 7, 2007

Satürn halkalarının gizemi çözülüyor

Bilimadamları, Satür gezegeninin etrafındaki büyük halkalar sisteminin yapısını çözme yolunda önemli bir adım attı.

Uzmanları, özellikle G halkası olarak adlandırılan halkanın yapısı şaşırttı. G halkası, Satürn’ün etrafındaki halkaların en dışında yer alanı.
Halka, gezegenin merkezine 168 bin, en yakındaki uydusuna da 15 bin kilometre uzaklıkta.
Bilimadamları, yakınlarında bu halkayı oluşturan bu toz parçacıklarını bir arada tutacak manyetik alanı olan bir uydu olmadığı için, halkanın dağılması gerektiğini düşünüyordu.
Ancak Cassini uzay aracıyla yapılan gözlemler sonucu, halkanın Satürn’ün en uzaktaki, en büyük uydusu olan Mimas’la etkileşim halinde olduğu ve bu uydunun yarattığı manyetik alanın halkayı bir arada tuttuğu anlaşıldı.
Amerikan Uzay ve Havacılık dairesi NASA, Avrupa Uzay Ajansı ve İtalyan Uzay Ajansı’nın ortak çalışması Cassini-Huygens uydusu sayesinde alınan veriler, bilimadamlarına G halkasıyla ilgili olarak daha önce hiç olmadığı kadar ayrıntılı araştırma imkanı verdi.
Bu veriler G halkasının yapısının diğerlerinden farklı olduğunu ortaya koydu.
Halkanın bütününe eşit olarak dağılan toz parçacıklarının yanı sıra, halkanın yaklaşık altıda birinin, büyüklüğü bir kaç santimetreden, bir kaç metreye kadar değişen buz parçalarından oluştuğu anlaşıldı.

(Milliyet)

Yazı kategorisi: BİLİM, DiGER KONULAR | 1 Yorum »

Kuzey ışıkları – Kutup ışıkları – Nordlys

Posted by Site - Yönetici Mayıs 31, 2007

Kuzey ışıkları – Kutup ışıkları – Nordlys

Kuzey ışıkları Dunya`da sedece Kutuplarda veya kutuplara yakin olan yerlerde meydana gelmektedir, bu ışıklara kuzey ışıkları veya kutup ışıkları ( Norvec`ce Nordlys ) Denmektedir. Bun ışıklar cok nadir gørulmektedir, Bu guzellikleri Sizler ile paylasmak istedim, 

Yazı kategorisi: BELGESEL, BİLİM, DiGER KONULAR, DOGA & MANZARA RESiMLERi, FOTOGRAFLAR, GÜNCEL, GÜNDEM, GENEL, HABERLER, HARiKALAR, NORVEÇ RESiMLERi, NORVEC`TEN RESiMLER, RESiMLER, YORUMLAR, YORUMSUZ, İLGİNÇ | 5 Yorum »

 
Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.

Join 68 other followers