Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Sırat Köprüsünden Bahseden Bazı Âyet-i Kerime Ve Hadis-i Şerifler

Posted by Site - Yönetici Kasım 23, 2011

Sırat Köprüsünden Bahseden Bazı Âyet-i Kerime Ve Hadis-i Şerifler

İnsanlar haşir (toplanma) yerinden ayrıldıktan sonra, sırat köprüsünün berisindeki karanlık bölgye gelirler. Nitekim önceki sayfalarda geçen ve Hz. Aişe’den rivayet olunan bir hadiste anlatıldığına göre göklerin başka gökler­le, yerin de başka bir yerle değiştirileceği günde insanların nerede buluna­cakları sorulduğunda Rasûlullah (s.a.v.) şöyle cevap vermiştir: ”Onlar köp­rünün berisindeki karanlıkta bulunacaklardır.” İşte o karanlık bölgede müna­fıklar müminlerden ayrılıp onların gerisinde kalır; müminler onları geçerler.

Aralarına bir sûr girer ve müminlere ulaşmalarına engel olur. Nitekim yüce Allah buyurmuş ki:

İnanmış erkek ve kadınları, defterleri sağdan verilmiş ve ışıkları önle­rinde olarak giderken gördüğün gün onlara şöyle denecektir:Müjde; bugün altlarından ırmaklar akan, içinde temelli kalacağınız cennetler sizindir.” İşte bu büyük kurtuluştur. İki yüzlü erkek ve kadınlar müminlere: “Bizi de göze­tin; ışığımızdan faydalanalım” dedikleri gün, onlara: “Ardınıza dönün de ışık arayın” denir. İnananlarla iki yüzlüler arasına, kapısının içinde rahmet ve dı­şında azâb olan bir sûr çekilir. İki yüzlüler, inananlara: “Biz sizinle beraber değümiydik” diye seslenirler. Onlar: “Evet öyle; fakat sizler kendinizi aldat­tınız, bize pusu kurdunuz. Allah’ın buyruğu gelene kadar dinde şüpheye düş­tünüz. Sizi kuruntular aldattı. Sizi şeytanlar Allah’a karşı da ayarttı. Bugün sizden ve inkâr edenlerden fidye kabul edilmez. Varacağınız yer ateştir. Lâ­yığınız orasıdır. Ne kötü bir dönüştür!

Allah’ın, peygamberini ve onunla beraber olan müminler utandırmaya­cağı o gün, ışıkları önlerinde ve defterleri sağlarından verilmiş olarak yürür­ler veRabbimiz ışığımızı tamamla, bizi bağışla, doğrusu sen her şeye kadir­sin” derler.” [504]

Beyhakî… Mesruk’tan rivayet etti ki; Abdullah şöyle demiştir:

Cenab-ı Allah kıyâmt gününde insanları toplar. Ve şöyle ses­lenir: “Ey insanlar! Sizi yaratıp rızıklandıran ve şekillendiren Rabbinizin, dünyada dost edindiklerinize sizleri bu gündede dost kılmasına razı olmaz mısınız?” Böyle denildikten sonra Uzeyr (a.s.)’a dünyada iken tapanların karşısına Uzeyr’in şeytanı dikilir. Artık, dünyadayken taptıkları ağaçlar, dal­lar ve taşlar, insanların karşısına dikilir. Müslümanlar diz üstü çömelmiş ola­rak orada kalırlar. Kendilerine şöyle denilir:

— Neyiniz var sizin? Neden siz de diğer insanlarla birlikte gitmediniz?

— Bizim bir Rabbimiz var. Ama O’nu henüz görmedik.

— O’nu görürseniz tanır mısınız?

— Bizimle O’nun arasında bir alâmet vardır. Görürsek, o alâmetle tanırız kendisini.

:— Neymiş o alâmet?

— Baldırın açılmasıdır.

İşte o esnada baldır açılır. Dünyadayken kendisine ibadet etmiş olan­lar, Allah’ın huzurunda secdeye kapanırlar. Bazı kimselerin sırtları ise öküz boynuzu gibi kaskatı kesilir. Secde etmek isterler ama edemezler. Secde halinde duranlara, kalkmaları için emir verilir. Başlarını kaldırırlar; kendileri­ne amelleri miktarınca ışıkları verilir. Kimin bir hurma ağacı kadar, kimine daha az miktarda ışık verilir. En sondakine ise ayağının baş parmağı mikta­rınca ışık verilir. Öyleki bu ışık bazan söner, bazan aydınlık saçar. Aydınlık saçtığında adamın ayağı ilerler. Söndüğünde ayakta durup bekler. Evet, kı­lıçtan keskince ve kaygan olan sırat köprüsünün üzerinden geçerler. Onlara: “Işığınız miktarınca ilerleyin” denir. Kimi, yıldız gibi kayarak; kimi rüzgar gibi eserek; kimi göz açıp kapatincaya dek kısa bir sürede; kimi binek hay­vanım andırırcasına koşarak, kimi de koşar adımlarla o köprüden geçip gi­der. Herkes ameline göre oradan geçer. Işığı, ayağının baş parmağında olan kişi de geçer. Geçiş anında bir el iner, bir el kalkar, kimi adam düşer, kimi adam üste çıkar, yan taraflarına ateş isabet eder, neticede kurtulurlar. Kurtul­duklarında da şöyle derler: “(Ey Cehennem!) Seni gördükten sonra bizi sen­den kurtaran Allah’a hamdolsun. Doğrusu Allah, hiç kimseye vermedğini bi­ze verdi.

Beyhakî… Enes b. Mâlik’ten rivayet etti ki; Peygamber (s.a.v) şöyle bu­yurmuştur: “Sırat köprüsü kıldan ince, kılıçtan keskincedir. Melekler (oradan aşağıya düşmesinler diye) mümin erkeklerle kadınları korurlar. Cebrail (a.s) de beni korur. Ben:Yarab! Selâmet ver, selâmet ver” derim. O günde aya­ğı kayanlar ve ayak kaymaları çok olur.

Sevrî… Mücahid’den rivayet etti ki; Cünade b. Ebi Ümeyye şöyle de­miştir: “Allah katında sizin adlarınız, simanız, eşkâliniz, fısıldaşmalarınız ve oturduğnuz meclisler yazılıdır. Kıyamet günü olduğundaEy falan! Bu senin nurundur. Ey falan sana ise nur yoktur” denilir.” Böyle dedikten sonra Cüna­de şu âyeti okudu: “İnanmış erkek ve kadınları, defterleri sağdan verilmiş ve ışıkları önlerinde olarak giderken gördüğün gün .…”

Dahhâk dedi ki: Kıyamet gününde kendisine ışık verilmeyen kimse kal­maz. Sırat köprüsüne vardıklarında münafıkların ışıkları söner. Müminler bu durumu görünce, kendi ışıklarının da sönmesinden korkarak: “Rabbimiz! Işı­ğımızı tamamla” derler.” [507]

İshak b. Beşîr Ebû Huzeyfe… İbn Abbas’tan rivayet etti ki: Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur:

Kıyamet gününde Cenab-ı Allah (rahmetiyle) kullarını Örtmek için on­ları adlarıyla çağırır. Sırat köprüsünün yanına gelindiğinde mümin-münafık herkese ışık verir. Köprünün üzerine çıktıklarında, Cenab-ı Allah münafık erkeklerle kadınların ışıklarını ellerinden alır. Onlar da inanmışlara:Bizi de gözetin; ışığınızdan faydalanalım” derler. Müminlerse: “Rabbimiz ışığımızı tamamla” derler. Orada kimse hatırlanmaz.”

İbn Ebi Hatim.,. Ebû Derdâ ve Ebû Zerr’den rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur:

Kıyamet gününde secde etmesi için kendisine izin verilecek ilk kişi be­nim. Secdeden başını kaldırması için kendisine izin verilen ilk kişi de ben olacağım. (Secdeden kalktıktan sonra) önüme, arkama, sağıma, soluma ba­kacak ve diğer ümmetler arasında, kendi ümmetimi tanıyacağım.”

Adamın biri: “Ey Allah’ın Rasûlü! Nuh Peygamberden senin zamanına kadar geçen zamanlarda yaşamış olan onca ümmet arasından kendi ümmeti­ni nasıl tanıyabileceksin?” diye sorunca, Rasûlullah (s.a.v) ona şu cevabı ver­di: “Onları abdestin izi olarak alınlarında, el ve ayaklarmdaki parlaklıktan ta­nırım. Bu (ayırıcı özellik) başka ümmetlerde yoktur. Ayrıca amel defterleri sağ ellerine verilecektir. Onları simalarından ve yüzlerinden tanırım. Onları kendilerinin ve zürriyetlerinin önünde giden ışıklarından tanırım.” [509]

İbn Ebi Hatim… Safvan b. Amr’dan rivayet etti ki; Süleym b. Amir şöy­le demiştir: Bir cenaze töreni için Dımaşk kapısından dışarı çıktık. Ebû Üma-me el-Bahilî de bizimleydi. Cenazenin namazı kılınıpta gömülmesine başlan­dığında Ebû Ümame dedi ki: “Ey insanlar! Siz, iyilikler ve kötülükleri pay­laştığınız bir menzilde sabahlayıp akşamladınız. Yakında başka bir menzile göçeceksiniz. (Mezarı göstererek) o menzil de şurasıdır. Şurası yalnızlık evi­dir, karanlık evidir, kurtçukların evidir, darlık evidir, meğer ki Allah geniş­letsin sonra kıyamet gününde buradan başka yerlere göçeceksiniz. O yerler­de insanları Allah’ın emirlerinden bir emir bürür de bazı yüzler ağınır, bazı yüzlerse kararır. Oradan da başka bir menzile intikal edersiniz. İnsanları şid­detli bir karanlık bürür. Sonra insanlara ışık dağıtılır. Mümine ışık verilir ama kâfire ve münafıka verilmez. Onlar hakkında Cenab-ı Allah kendi kita­bında şu örneği vermektedir:Allah’ın nûr vermediği kimsenin nûr olmaz.” (Nûr, 22/40) Kör adamın, gören adamın gözü ile kendi çevresini görmesi nasıl mümkün değilse, aynı şekilde kâfir ve münafık ta müminin nûr ve ışığından yararlanamaz. Münafıkların, inanmışlara “Bizi de gözetin; ışığınızdan fayda­lanalım.” dedikleri gün, onlara: “Ardınıza dönün de ışık arayın” denir.”

Bu, Cenab-ı Allah’ın münafıklara yaptığı bir aldatmacadır. Zira yüce Allah buyurmuş ki:

Doğrusu münafıklar Allah’ı aldatmaya çalışırlar. Oysa O, onlara aldat­manın ne olduğun gösterecektr.” (Nisa, 4/142)

Münafıklar ışığın dağıtımının yapıldığı yere dönerler; Orada bir şey bu­lamayınca tekrar müminlerin yanına dönmek isterler ama: “İnananlarla iki yüzlüler arasına, kapısının içinde rahmet ve dışında azâb olan bir sûr çekilir.” (Hadid, 57/13)

Bu sûrun, cennetle cehennem arasına örülmüş olan bir duvar olduğunu söylemişlerdir. Nitekim bu hususta yüce Allah şöyle buyurmuştur: “İki taraf arasında bir yerde vardır.” (A’râf, 7/46)

Doğrusu da budur. Abdullah b. Amr ile Kâ’b’ül Ahbâr; İsrâiloğulları kaynaklarına dayanarak ayette geçen sur ile Kudüs surlarının kast edildiğini söylemişlerdir ama bu, cidden zayıf bir görüştür. Eğer böyle diyen kişi bunu, zihinlerden uzakta olanı yakma getirmek ve örnek vermek için söylemişse bu olabilir. Belki onların kasıtları da budur. Doğrusunu Allah bilir.

Ebubekir b. Ebi’d-Dünyâ… İmam Ahmed b. Hanbel’in şöyle dediğini ri­vayet etmiştir: Ebû Derdâ, Selman-ı Farisî’ye bir mektup yazarak şöyle de­di: “Ey kardeşim! Şükrünü edâ edemeyeceğin miktarda dünyalık toplamak­tan sakın! Çünkü ben, RasÛlullah (s.a.v.)‘in şöyle buyurduğunu işittim:

Serveti hususunda Allah’a itaat etmiş olan varlıklı kimse, malı mülkü önünde olarak (sırat köprüsüne) getirlir. Sırat köprüsü onu sarsıp düşürecek hale getirdikçe malı ona:Yoluna devam et. Çünkü sen, Allah’ın bendeki hakkını ödedin” der. Sonra serveti hususunda Allah’a itaat etmemiş olan var­lıklı kimse, malı sırtına yüklenmiş olduğu halde (sırat köprüsünün yanına) getirilir. Sırat köprüsü onu sarsıp düşürecek hale getirdikçe malı ona:Al­lah’ın bendeki hakkını ödemedin mi? (Ödeseydin ya!)” der. Bu durumu de­vam eder, nihayetVay bana!deyip ölmek istediğini söyler.” Ubeyd b. Umeyr’in şöyle dediği rivayet edilmiştir: “Ey insanlar! Sırat, kurulmuş bir köprüdür. Üstü kaygandır. O köprünün ki yanında melekler durup (geçmekte olan kimseler için) “Ya Rab! Selâmet verdiyerek duâ ederler. Sırat, cehennemin üzerine kurulmuş, kılıçtan kes­kin bir köprüdür. Üzerinde kanca ve şişler vardır. Canım kudret elinde bulu­nan zât’a yemin ederim ki; bir kancaya Mudar ve Rebia kabilelerinin nüfu­sundan fazla adam yakalanır!

Saîd b. Ebi Hilâl’in şöyle dediği rivayet edilmiştir: “Bize ulaşan haberlerde anlatıldığına göre kiyâmet gününde cehennem üzerine kurulacak olan sırat köprüsü bazı kimseler için kıldan daha ince, ba­zı kimseler için de vadiden daha geniş olacaktır.” Bunu İbn Ebi’d-Dünyâ ri­vayet etmiştir.

Yine İbn ebi’d-Dünyâ… Ebû Vaiz ez-Zâhid’in şöyle dediğini rivayet et­miştir:

Bana ulaşan bir haberde anlatıldığına göre sırat köprüsünün uzunluğu üçbin senelik yoldur. İlk bin senede insanlar ancak ona tırmanırlar. İkinci bin senede ise üzerindeki düzlükte ilerler. Üçüncü bin senede de aşağı inerler.”

İbn Ebi’d-Dünyâ… Salim b. Ebi’l-Ca’d’m şöyle dediğini rivayet etmiş­tir:

Doğrusu Cehennemin üç köprüsü vardır. Bir köprünün üzerinde ema­net, bir köprünün üzerinde rahim (akrabalık bağlan), bir köprünün de üzerin­de Allah vardır ki, o köprüye mirsad denir. İlk iki köprüden kurtulan bu mir-sad köprüsünden kurtulamaz.

Böyle dedikten sonra Ebû Vaiz ez-Zahid, şu âyeti okudu: “Doğrusu Rabbin hep mirsadda idi.” (Fecr, 89/14)

Ubeydullah b. Ferrâ dedi ki: “Kıyamet gününde sırat köprüsü emanet ile rahim (akrabalık bağları) arasına kurulur ve bir çağına şöyle seslenir:Emâneti sahibine ödeyen ve akrabalık bağlarını gözeten kimse, korkmaksızın, gü­ven içinde köprüden geçsin!

İbn Ebi’d-Dünyâ… Abdurrahman’ın şöyle dediğini rivayet etmiştir: Kindeli bir adam bana dedi ki: Hz. Aişe’nin yanına gittim. İkimizin ara­sında bir perde vardı. Ona şöyle dedim:

— Benim bir sorunum var. Ancak bunu çözecek birini bulamıyorum.

— Nerelisin sen?

—- Kindeliyim.

— Hangi ordudansın?

— Humus ordusundanım.

— Sorun nedir?

—  RasÛlullah (s.a.v.), hiç kimseye şefaat edemeyeceği bir zaman (ve durumla) karşılaşacağını sana söyledi mi?

— Evet. Ben ve O, aynı örtünün içindeyken bunu kendisine sordum. Ba­na şöyle cevap verdi:    -

— Evet, sırat köprüsü kurulduğunda kendim nereye götürüleceğimi an­lamadıkça; bir kısım yüzlerin ağarıp bir kısım yüzlerin karardığı günde bana ne yapılacağını bilmedikçe ve köprü keskinletilip ısıtıldığında hiç kimseye şefaat edemem!

— Keskinletilip ısıtılması nasıl olacak?

— O kadar keskinletilecek ki, kılıcın ağzı gibi olacaktır. O kadar ısıtıla­cak ki, ateş koru kesilecektir. Ama mümin oradan zarar görmeden geçecek­tir. Münafıka gelince o takılır. Ayaklarına isabet eden sıcaklık sırtının yan yerine kadar ulaşır ve hemen ellerini ayaklarına götürür.”

Sözün şurasında Hz. Âişe dedi ki: “Yalın ayak koşan bir adam gördün mü? Ayağına diken batıp ayağını deldiğinde başıyla ve elleriyle ayaklarına nasıl kapanıyor? Öyle değil mi? İşte o bu haldeyken zebaniler onun perçemi­ne ve ayaklarına kancalarla vururlar. Böylece cehenneme yuvarlanır ve elli yıllık bir derinliğe düşer.

Kindeli adam diyor ki: Ben, Hz. Aişe’ye sordum:

— Cehennemde azâb gören adamın gövdesi ne kadar iridir?

—  Semiz ve gebe olan on deve kadardır. O gün suçlular, simalarından tanınacaklar. Saçlarından ve ayaklarından yakalanacaklardır.

Kaynak : Ölüm ve Ötesi – İbni Kesir

.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

 
Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 464 takipçiye katılın

%d blogcu bunu beğendi: