Muharrem ayının birinci gecesi, Müslümanların kamerî yılbaşı gecesidir. Muharrem ayı, islâm kamerî senesinin birinci ayıdır. Muharrem ayının birinci günü Müslümanların kamerî senesinin, birinci günüdür.
Gayri müslimler, kendi yılbaşıları olan ocak ayının birinci gecesinde, noel baba yapıyorlar. Güyâ hıristiyan dîninin emr etdiği küfrleriişliyorlar. Bu gecede tapınıyorlar. Müslümanlar da, kendi sene başı gecelerinde ve günlerinde müsâfeha ederek, mektûblaşarak tebrîkleşir. Birbirlerini ziyâret eder, hediyye verirler. Senebaşını mecmû’a ve gazetelerle kutlarlar. Yeni senenin, birbirlerine ve bütün Müslümanlara hayrlı ve bereketli olması için duâ ederler. Büyükleri, akrabâyı, âlimleri evinde ziyâret edip duâlarını alırlar. O gün, bayram gibi temiz giyinirler. Fakîrlere sadaka verirler.
Başlangıç zamanına göre iki türlü takvim kullanılmaktadır. Milâdî takvim, Hicrî takvim. Milâdî sene, İsâ aleyhisselâmın doğum günü zannedilen zamandan başlamaktadır. Hicrî sene ise, Peygamber efendimizin Medîne’ye hicret ettiği seneden başlamaktadır. Peygamber efendimiz Medîne-i münevvereye hicreti şöyle olmuştur:
Zikredilir ki ,Zahid Hatem bir gün, Ali Asım bin Yusuf’un huzuruna vardı.
Asım ona dedi ki : ‘’ Ey Hatem ! Namazı güzel kılıyormusun ? ‘’
Hatem : ‘’ Evet ‘’ dedi.
Asım : ‘’ Nasıl kılıyorsun ‘’ diye sordu .
Hatem : Namaz vakti yaklaştıgı zaman, abdestimi güzelce alırım.Sonra namaz kılacagım yere yerleşirim.Hatta bütün uzvum, bende karar bulur. İki kaşımın arasında Ka’beyi görürüm. Maka-mım ( Kabrim ) önümde,Cenab-ı Allah, üzerimde ve kalbimde olanları bilmektedir.Sanki ayaklarım sırat köprüsünün üzerinde-dir. Cennet sagımda, Cehennem solumdadır. Ölüm melegi ( Azrail Aleyhisselam ) arkamda durmaktadır.
Bu namazı son namazım olarak zann ( ve kabul ) edip Allahu Ekber. Diyerek ihsan ile ( yani Ceneb-ı Allahı görür gibi, tekbir alırım. Kıraatı ( Fatiha ve zammı sureleri ) tefekkür ile ( yani manalarını düşünerek ) okurum. Tevazu ile rüku’a egilirim. Tazarru ile secde ederim. Sonra namazı tamamladıgımda otururum. Ümitle teşehhüdü okurum. Dil üzerine selam veririm, sonra , ihlas için selam veririm. Böylece korku ile ümit arasında namazımı kılarım. Sonra sabr’a dayanırım.
Sonra Asım sordu :
‘’ Ey Hatem ! Senin namazın hep böyle mi ? ‘’
Hatem :
‘’ Ta otuz ( 30 ) yıldan beri namazım bu şekildedir.’’ Dedi.
Asım aglamaya başladı. Ve :
‘’ Ben hayatımda asla böyle bir namaz kılmadım.’’ Dedi.
Muharremin birinci gününde, her birinde Besmele çekerek, bir defada 1000 İhlâs-ı Şerif okuyanları, Cenâb-ı Hakk -çeşitli vesileler halk ederek- lûtfiyle, keremiyle huzuruna bu âlemden kul borcu ile götürmeyecektir.
Muharrem ayının birinden onuna kadar 10 gün oruç tutmak ve 10. gün âşûre pişirmek faziletli ibâdetlerdendir. Bunu yerine getirenlerin, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin Efendilerimiz’le cennete girecekleri ümit edilir. Bu on günlük orucu tutamayanlar, mümkünse 8, 9 ve 10. günleri oruç tutmalıdırlar. Resûlüllah Efendimiz 9. günü seferde bulunuyorlardı; o bakımdan yalnız 10. günü oruç tutmuşlar ve “Sağ olursak gelecek sene 9. günü de tutarız” buyurmuşlardır.
Bu ay içinde; perşembe, cuma, cumartesi günleri peşpeşe oruç tutulursa 900 senelik nâfile oruç sevâbı verilir.
MUHARREM’İN BİRİ İLE ONU ARASINDA KILINACAK NAMAZ
Muharrem ayının biri ile onu arasında bir defa olmak üzere, 2 rek’atte bir selâm vererek 6 rek’at namaz kılınır. Bu namaz akşamla yatsı arasında kılınabileceği gibi, bu vakitte kılınamadığı takdirde yatsıdan sonra da kılınabilir. Namaza şöyle niyet edilir:
“Niyyet eyledim Yâ Rabbî, senin rızâ-i şerifin için namaza. Herhangi bir komşumun ve din kardeşimin veya herhangi bir kimsenin bana hakkı geçmiş ise, bu hakkın ödenmesi için, Allâhü Ekber…”
Zilhiccenin son gecesi Akşam ile yatsı arasında yani 28 Aralık gecesi bugün,10 Rekat namaz kılınır.Namaza şöyle niyet edilir.Ya rabbi geçen seneyi benden razı olarak ayır.Sadır olan isyanımı hasenata tebdil eyle.Beni hidayet-i ilahiyene ve rızayı ilahine mazhar eyle, Her rekatte:7 Fatiha i şerife,7 Ayetü l Kürsi,7 İhlası Şerif okunur.İki rek atte bir selam verilir. Namazdan sonra,mümkünse en az 11 Tevhid,11 İstiğfar,11 Salavatı şerife okunur ve dua edilir.
Muharremin birinci gününde yani yarında Her birinde besmele çekerek bir defada 1000 ihlası şerif okuyanları,Cenab-ı hak lütfuyla,keremiyle bu alemden kul borcu ile huzuruna getirmeyecektir.
Bir gün Rasülüllah Efendimiz ve Hulefa- i Raşidin hazretleri ile beraber otururlarken her birerleri cok sevdikleri şeyleri saymaya başlarlar.Ve evvela tabiiki rasülüllah (sav) baslar…
1-Rasülüllah efendimiz sizin dünyanızdan bana üc şey sevdirildi.
a-Güzel koku.
b-Namuslu dinine bagli kadin.
c-Gözümün nuru olan namaz.
Dilimizde dingonun ahırı mı diye kullandığımız bir söz vardır. Hiç merak ettiniz mi bunun ne demek olduğunu?
Atlı Tramvaylar zamanında, tramvaylar 2 atla çekilirken dik Şişhane yokuşunu çıkabilmek için Azapkapı’dan takviye at alarak yokuşu çıkabilirlermiş.
Tramvay bu haliyle Taksim e kadar gelir, burada çıkartılan atlar, bu gün Taksim alanının batı kısmındaki sular idaresi maksemi ile Fransız konsolosluğu arasında bir ahırda bir süre dinlendirildikten sonra tramvaya bağlanmadan boş olarak Azapkapı ya götürülürlermiş.
Taksim deki bu ahırı Dingo adlı bir rum vatandaş işletirmiş. Gün boyu bir sürü atın girip çıkmasından dolayı dilimizdeki ” Burası Dingo’ nun ahırı mı giren çıkan belli değil ” sözünün buradan geldiği söylenir.
Nasreddin Hoca merhum, kelimenin tam mânâsıyla mükemmel bir tâ’lim ve terbiye erbâbıdır. Onun fıkraları Müslüman-Türk insanının ince zekâsını, nükte gücünü ve hayat anlayaşını en güzel biçimde aksettirmektedir.İnsanımızın mizah dehâsını da yine o temsil etmektedir. Yediden yetmişe her kademedeki Türk halkı onu tanımakta, sevmekte, fıkralarını kendi mizahına vesîle yapmaktadır. Hatta yalnız memleketimizde değil, dünyanın diğer ülkelerinde bile Hoca merhumu tanımayan, hoş latîfelerini bilmeyen duymayan hemen hemen yok gibidir.
Fıkraları hiçbir zaman kıymetten düşmediği gibi, ileride de düşecek gibi değildir. Zira onun latîfeleri, dünya mizah edebiyâtının en kuvvetli örneklerinden birisi, hatta birincisidir. Ancak bu fıkralar içinde, çirkin ve müstehcen olduğu halde kendisine isnad olanlar da vardır. Merhumu bunlardan tenzih ederiz.
Nasreddin Hoca’nın bu derece gönülden sevilmesinin birçok sebepleri olmakla beraber, kanaatimizce ana sebebi, onun nüktelerinde ele alınan mevzûların hayatla iç-içe olmasıdır.
Hoca merhumun fıkralarına gülünür; ama asıl gâye güldürmek değildir… Düşündürerek insan davranışlarında müsbet yönde değişiklikler meydana getirmeye çalışmaktır. Bir mantıksızlığın, bir düzensizliğin göz önüne serilişi, yine insanı doğru yola çevirmek içindir.
Hoca (rh.), mizahlarının ilk kısmında keskin ve ince zekâsını göstermez. Bunun sebebi, halkın seviyesine inmektir. İkinci kısmında ise, kademeli bir şekilde dersini verir. Diğer taraftan onun nükteleri, her seviyedeki insana hitâbetmektedir.
Hoca merhumun fıkralarında tabiat ve cemiyet unsurları çoktur. Onun nüktelerinin farklılığı; zamana, mekâna, hâdiselere ve meselelere uygunluk arzetmesidir. Bu cihetiyle Hoca merhum, çok büyük bir mürebbî yani eğitimcidir.
Hoca Nasreddin merhumun nüktelerinin bir başka husûsiyeti de, her zaman vukû bulması muhtemel hâdiselerdir.
Bütün bu sebeplerdendolayıdır ki, nüktelerindeki dersler, her zaman tazeliğini korumaktadır. Binâenaleyh tâ’lim ve terbiye (eğitim ve öğretim) işini kendilerine meslek olarak seçenlerin, Nasreddin Hoca’dan (rh.) öğrenecekleri çok şeyler vardır.