GÖYNEM ( BEYSEHiR )

İLAHİ-KURAN-İSLAM-DİN-HABER-RESİM-VİDEO-TASAVVUF-BELGESEL-DUA-HADiS-TARİH-ŞİİR

Temmuz, 2008 için Arşiv

Siz eşek oldukça nasılsa bir semer vuran çıkar

Yazan: Site - Yönetici Temmuz 31, 2008

www.yukarikayalar.wordpress.com

www.yukarikayalar.wordpress.com

FIKRA

Siz eşek oldukça nasılsa bir semer vuran çıkar

Vaktin birinde eşekler diyarında bir adam varmış… 

Bu adam bir semerciymiş… 

İşi gücü eşeklerin sırtına insanlar binsinler diye semer yapmakmış…

Eşekler bu durumdan pek memnun değillermiş ama ne yapsınlar. Anne babaları da hep semerliymiş… 

Günlerden bir gün bu semerci ölmüş… 

Haber bir anda eşekler arasında yayılmış… 

Ortalık bir bayram yerine dönmüş!.. 

Sevincinden ağlayanını mı ararsın, gülüp anıranını mı? 

Bir sevinme bir sevinme… 

Fakat bu sevinç havasından içlerinden biri pek etkilenmemişe benziyormuş. Bu yaşlı bir eşekmiş. 

Yanına gidip niye kendileri gibi sevinmediğini sormuşlar. Yaşlı eşek; 

– Ne sevineceğim demiş, yerinizde olsam üzülmeye başlardım

– Neden ki, demişler. 

– Siz eşeksiniz, demiş yaşlı eşek. Siz eşek olmaya devam ettikçe nasılsa size bir semer vuran çıkar. Bu ölen adam yıllardır sırtımızın ölçüsünü öğrenmişti. Semerleri canımızı acıtmayacak şekilde yapmasını biliyordu. Korkarım yeni semerci ölçüyü öğreninceye kadar çook sırtınız yara bere olacak!

Yazı kategorisi: FIKRALAR, GENEL | » yorum bırak;

ABDÜLKADİR GEYLÂNÎ HAZRETLERİNDEN îKAZLAR

Yazan: Site - Yönetici Temmuz 31, 2008

Abdulkadir Geylani Hz. Turbesi . www.yukarikayalar.wordpress.com

Abdulkadir Geylani Hz. Turbesi . www.yukarikayalar.wordpress.com

ABDÜLKADİR GEYLÂNÎ HAZRETLERİNDEN  îKAZLAR

- Gâyeden ileriye geçmek, maksada ulaşamamakla birdir. (Hedeften öteye atmak, daha yakına atıp hedefi tutturamamakla aynıdır.)

- Kadınların fikirleri devamlı değildir. Bu bakımdan kadınlardan dâhî çıkmaz.

- Muvaffakiyet üç postacı tarafından getirilen bir mektuptur. Bu postacılar; liyâkat, gayret ve tâlihtir.

- En hakiki düşmanlarımız, kalbimizde yaşayan hırs, haset ve tamahkârlıktır.

- Adâletin olmadığı yerde saâdet bulunmaz.

- Hiddetliyken hiç bir şey yapma. Fırtınaya yelken açılırmı?

- İnsanın salâhiyeti büyüdükçe güç ve ihtiyâtı büyümelidir.

- Canınız sıkıldığı vakit çalışınız.

- Hiç bir amele aldanıp mağrur olma. Çünkü ameller, hâtimesiyle (son durumuyla) ölçülür, değer kazanır.

- Helâl yemek nûr ise, haram yemek de boğucu bir karanlıktır. Haram yemek kalbi öldürür, helâl yemek ise gönlü diriltir.

- Bir günah işlediğin zaman Allâhın rahmetinden ümidini kesme. Üzerine sürülmüş olan günah kirini, tevbe suyu ile yıka.

- İnanmayan bir gönül, içinde kuş bulunmayan bir kafese benzer.

***

KALPLER NEYLE TEMİZLENİR?

Dâvud aleyhisselâm Rabbine şöyle ilticâ etti:

— İlâhî! Namaz için elimi-ayağımı (zâhirî a’zâlarımı) suyla temizlememi emrettin. Ya, senin için kalbimi neyle temizleyeyim?

Bu ilticâdan sonra, Allah Teâlâ ve Tekaddes Hazretleri, Dâvud aleyhisselâma, bazı dertler ve kederler verdi. Böylece, musîbetlerin, kalpleri tasfiye edip latâifi temizlediğini bildirmiş oldu. 

21 Temmuz 1998 Fazilet Takvimi, arka yazı

Yazı kategorisi: ABDULKADİR GEYLANİ, DiGER KONULAR, DiNi KONULAR, GENEL, GÜNCEL, GÜNDEM, TAVSİYELER, TÜRKİYE, YORUMLAR, YORUMSUZ | Etiketler: | » yorum bırak;

Leman eze ve gelini dadas komik, :)

Yazan: Site - Yönetici Temmuz 31, 2008

Leman eze ve gelini dadas . Biraz mizah olsun :)

 

Yazı kategorisi: MUHABBET, MiZAH, ViDEO | » yorum bırak;

Mirac Kandiliniz Kutlu Olsun

Yazan: Site - Yönetici Temmuz 29, 2008

www.yukarikayalar.wordpress.com

www.yukarikayalar.wordpress.com

Yazı kategorisi: DiGER KONULAR, GENEL, GÜNCEL, GÜNDEM, Mİ'RAC KANDİLİ, TÜRKİYE, YORUMLAR, YORUMSUZ | 1 Yorum »

İlmin iki düşmanı

Yazan: Site - Yönetici Temmuz 29, 2008

www.yukarikayalar.wordpress.com

www.yukarikayalar.wordpress.com

İlmin iki düşmanı

İlmî seviye ve buna bağlı olarak teknik gelişme milletlerarası mücadelede önemli rol oynar. İlim ve teknikte üstün olan milletler dünyanın yönetiminde söz sahibidirler; diğer milletler de onların gölgesinde hayat hakkı ararlar. 

***

İngilizlerin ünlü tarihçisi Wels, “izni olmadan kuşların kanat çırpamadığı Müslüman hakanları” diye nitelendirdiği haşmetli dönemimizi haklı olarak ilmimize ve tefekkürümüze bağlar. 

Gerçekten de yıldızımızın parladığı anlarda manevî ve ahlakî bakımdan çok büyük alimler, veliler yetiştirmiştik. 

Diğer taraftan bakınca da bunları yetiştirme yeteneğine sahip bulunduğumuzdan o göz kamaştırıcı güce eriştiğimizi teslim ederiz. Bu dönemlerimizde silah bakımından ve başka her türlü teknik hususlarda başka milletlerden üstündük. Ne zaman ilmî seviyemizi kaybetmeye başladık, buhranlar hayatımızın cüzü haline geldi. 

***

İlimlerin kaderi adeta birbirine bağımlı olmaktır. Müspet bilimlerle sosyal bilimlerin ne derece birbiriyle ilgili olduklarını, tarihimizdeki şu olay da önümüze sermektedir. 

Müspet bilimlerde geri olduğumuz dönemde, 1889 yılında, Japon İmparatoru İstanbul’a değerli hediyeler ve özel kaydıyla bir mektup gönderir. Mektubunda; 

İslam dininin bilhassa tefekkür, gaye, felsefe ve manevi terkibi üzerine şahsen kendisine bilgi vermesi için varsa Japonca bilen yoksa İngilizce, Fransızca ya da Almancası yeterli din alimleri ister. Mektupta Hıristiyan ve Musevi dinlerine göre ayrı hususiyet taşıyan İslamiyet’in dinî uygulamasına dair misaller ve bu arada sosyal dayanışma kurumları, vakıflar gibi hayır hasenat kurumları hakkında da malumat ve tafsilat rica eder.

Medreselerimizin, ilim adamlarımızın durumlarını yakinen bilen
Sultan Abdülhamit Han, ümitsizdir; ama bu fırsatı da değerlendirmek ister. Konuyu Şeyhülislam Cemaleddin Efendi‘ye açıp fikrini sorar. Tahmininde yanılmamıştır; o da böyle bir ilim adamına sahip olmadığımızı söyler. 

Bu kapıyı tamamen kapamamak için Abdülhamit Han, Japon İmparatoru‘na memnuniyetini bildiren cevapla, çok güzel tezhip edilmiş, el yazması, ceylan derisi, ciltli bir Kur’an-ı Kerim ve dini kitaplar göndererek zaman ister

***

Zannediyorum ki müspet bilimlerde ileri, küçücük bir Batılı ülke için böyle bir imkan doğsaydı, yüzlerce papaz, misyoner gönderirdi. 

Aramızdaki bu farkı kapatmak azmiyle Abdülhamit Han eğitim ve öğretime olağanüstü önem verdi. Çok mesafeler almasına rağmen iç ve dış gaileler dolayısıyla Batı ile aramızdaki uçurum kapanmadı; ecdadımızın kahramanca direnmelerine rağmen bu uçurum devletimizi alıp götürdü. 

***

Cumhuriyetimiz farklı heyecanların üzerine kuruldu. İlimde hafif bir kıpırdama başladı; ne yazık ki bu kıpırdayış çok geçmeden inkılap heyecanının gölgesinde kaldı. 

İnkılap yapmak kolaydı; Batı’da görüyor ve alıyorduk; fakat ilim araştırma isterdi, geceyi gündüze katmak gerekirdi

Bizim gibi ülkelerde sahibine getireceği bir şey de yoktu; çünkü geniş çevrelerde ilmin önemini bilen, hatta sezen çok az kimse vardı. 

Elini yumruk yapıp nutuk atarak yetkililerin hoşuna gitmek daha kolaydı. Bu sayede mevkiler kapılabiliyor, öğretim ve eğitim yuvalarımız inkılapları yerleştirmek için kurulmuş mahfillere dönüşüyordu. 

Kürsüleri işgal eden öğretim üyelerinde araştırma, sentezlere varma şevki kalmadı; ilmin soğukkanlılığı yerine siyasetçilerin hırçınlığını mizaç edindiler.

***

İlmin iki düşmanı vardır: 

Biri içimizdeki
ihtiraslar 

Diğeri dışımızdaki otoritedir. 

İhtiras birtakım menfaat beklentileriyle ilim insanlarını otoritenin emrine sokar. Sonra da ilim adına hakikat yerine siyasilerin arzuları üretilir ve desteklenir. Yakın dönemimiz böyle hezeyanlarla, ilim insanı kılığına girmiş aktörlerle doludur… 

27 Mayıs gibi buhranlı günlerde bu aktörlerin fetvaları nice acılara, nice maskaralıklara sebep olmuş, aziz milletimize neler çektirmişti. 

Maalesef içinde bulunduğumuz günlerde de aynı maskaralıkların emareleri görülmeye başladı. 

Gerçek ilim insanları yetiştirinceye kadar, kim bilir neler çekeceğiz?

Mehmed Niyazi, Zaman, 28.07.2008

 

Yazı kategorisi: DiGER KONULAR, GENEL, GÜNCEL, GÜNDEM, TÜRKİYE, YORUMLAR, YORUMSUZ | » yorum bırak;

Su Ayakta mı İçilmeli ?

Yazan: Site - Yönetici Temmuz 28, 2008

www.yukarikayalar.wordpress.com

www.yukarikayalar.wordpress.com

Su Ayakta mı İçilmeli ?

Midenin vazifesi gıda maddelerini depo edip on iki parmak barsağı tarafından kabul edilecek hale getirmektir. Bu işi mide hareketleri ve salgıları ile yapmaktadır.

Yemek boru’sunun mideye girdiği yere yakın, kalpte olduğu gibi, elektriki akımlar (stimulus) çıkaran bir yer vardır. (Pacernaker) Buradan 8–10 saniyede bir “elektriksel” stimulus çıkıyor ve bunun neticesi kaslarda kasılmalar meydana geliyor. Kasların kasılması ile başlayan bu dalga midenin çıkış yerine (pilor) doğru ilerliyor. (Peristaltik hareket). Ayrıca antrum denen midenin aşağı kısmındaki kasların kasılması ile kalp hareketlerini andıran sistolik hareketler olur. Bu kasılmalar mide boşluğunu tıkayacak kadar şiddetli olur. Bunlardan başka mide içindeki gıda maddelerini boşalttıktan sonra olduğu gibi küçülür. Bu durumda ancak 50 ml sıvı alabilir.

Yediğimiz yemekler önce midenin küçük eğriliğinin alt kısmında bulunan açının (İncisura angularis) yukarısında birikir. Yalnız sulu veya yarı sulu gıdalar antruma geçer.

Yiyecek maddeleri mide hareketlerini başlatır. Mide duvarındaki gerilmelerine ve mide içindeki pH değişiklikleri (asit miktarı) ile uyarılan duyu alıcı hücreler (reseptör) vardır. Mide duvarındaki bu hücrelerden alınan duyular götürücü parasempatik (Vagus amiri) ve sempatik sinir lifleri aracılığı ile beyin ve omuriliğe naklolunur. Sonunda parasempatik merkezlerin faaliyeti azaltılır ve mide hareketleri yavaşlatılır.

Mide faaliyetini düzenleyen esas mekanizma duodenum (12 parmak barsağı ile alakalıdır. Bu mekanizmalardan birisi lokal (mevzii) dir. İzotonik Hidroklorik asit, yağ, süt, krema, hiportonik veya hipotonik maddeler (osmotik basınçla) 12 parmak barsağının ilk kısmını uyarır. Burada osmotik basınca hassas alıcı sinir hücreleri (osmoreseptor) vardır. Bu duyalar sinir lifleri vasıtası ile mideye iletilir ve mide faaliyetini yavaşlatır. Duodenum içi pH 6 dan düşük olursa midenin boşalması durur. Mide faaliyetlerini 12 parmak barsağı tarafından düzenleyen ikinci mekanizma kan ve hormonlarla alakalıdır. Yağların 12 parmak barsağı ve ince barsak cidarına (mukoza) teması sonucu açığa çıkan ve enterogastron denen hormon kana geçer ve bu yolla mideye gelir. Bu hormon mide hareketlerini azaltır ve piloru gevşeterek gıdaların mideden tahliyesini temin eder.

Mide açken dakikada üç defa açlık kasılmaları olur. Kişi bunu açlık hissinden kramp tarzında ağrılara kadar değişik şekilde hisseder. Bu durum 10 ile 60 dakika devam eder. Daha sonra mide bir ile iki buçuk saat istirahata çekilir.

Burada şunu belirtelim ki insan midesinin ayakta ve oturur vaziyetteki pozisyonu farklıdır. Ayakta duran bir insan eğer sıvı gıda içerse doğrudan doğruya onikiparmak barsağına geçer. Midenin küçük eğriliğine uyan kısmında Waldeyerin mide caddesi denen bir oluk bulunur. Sıvı gıdalar bu yolu takip ederek zaten devamlı küçük bir açıklığı olan mide çıkışını (pilor) geçerek 12 parmak barsağına (duodenum) geçer. Eğer insan sıvı gıdayı oturarak içerse bunlar önce midede birikir, asitle karışarak mikropları ölür ve sonra 12 parmak barsağına geçer. Bu durumda oturarak su içme usulüne uymakla insan kolera da dâhil, birçok intan hastalıklarından korunmuş olur. Rastgele yerde meşrubatı alıp ayakta içenler bu tehlikeye daha fazla maruz kalırlar.

 Dr. Hamid İSPİRLİOĞLU

Yazı kategorisi: BUNLARI BiLiYORMUYDUNUZ, DiGER KONULAR, GENEL, GÜNCEL, GÜNDEM, TÜRKİYE, YORUMLAR, YORUMSUZ | 2 Yorum »

Rızıkların taksimi nasıl ve neden farklı? Ya da nasip-kısmet!

Yazan: Site - Yönetici Temmuz 24, 2008

Rızıkların taksimi nasıl ve neden farklı? Ya da nasip-kısmet!

“Allah kullarına rızkı bol bol verseydi, yeryüzünde azarlardı. Fakat O, (rızkı) dilediği ölçüde indirir. Çünkü O, kullarından hakkıyla haberdar, onları hakkıyla görendir.“ (Şûrâ suresi, 27) 

Vermeyince Ma’bûd Neylesin Mahmud

Sultan İkinci Mahmut tebdil-i kıyafet ederek bir ramazan günü Üsküdar’da gezerken bir kunduracıya rastlıyor. Kunduracı boş örsü tokmaklıyor ve bir taraftan da, “Tıkandı da tıkandı!” diye söyleniyordu. Sultan Mahmut ne olduğunu, neden böyle diyerek boş örsü tokmakladığını sorunca, kunduracı, 

- “Bu gece bir rüya gördüm. Çeşmeler vardı. Kimisi harıl harıl, kimisi normal akıyor, kimisi de damlıyordu. O sırada yanımda bir pîr-i fani türedi. Ona bu çeşmelerin halini sordum. O da en çok akanın Sultan İkinci Mahmut’un çeşmesi olduğunu, normal akanlarınkilerin paşaların-vezirlerin çeşmeleri olduğunu… En az akan çeşmenin de benim olduğunu söyleyip, gözden kayboldu. Ben de elime aldığım bir çöp parçasıyla benim çeşmemi ağzını biraz daha açayım derken, elimdeki çöp kırılıp, içerde kaldı. Ve çeşmem tam tıkandı damlamaz oldu. Neticede işlerim bozuldu, işsiz kaldım, onun için bu boş örsü dövüyor ve tıkandı da tıkandı, diyorum” diye anlatıyor… 

Padişah üzülüyor, saraya dönüyor. Ve adamın durumunu araştırtıyor. Gerçek olduğunu öğrenince de bu ramazan’da o garibi sevindirmek istiyor. Evvela her dilimin altına bir altın koyarak, ona bir tepsi baklava gönderiyor. Adam baklavaları yiyecek, altınları alıp kurtulacaktır. Ama adam o tepsiyi bilmeden bir altına bir başkasına satıyor ve kazandığını zannediyor. Durumu öğrenen Sultan Mahmut biraz daha üzülüyor. 

Ertesi gün içi altınla doldurulmuş bir hindi kızartmasını ona gönderiyor. Baklavayı satın alan açık göz allem kallem edip, onu da bir altına satın alıyor. 

Tıkandı Baba yine tıkanıyor. Durumu öğrenen padişah üzülüyor ve onu saraya çağırıyor. Eline bir kürek vererek onu altın dolu hazineye sokuyor: “Daldır küreği de, kürekte kalan altınlar senin olsun” diyor. Adam heyecanla küreği de ters daldırıyor. Sapın kovuğunda sadece yine bir altın kalıyor. İşte o zaman Sultan Mahmud meşhur sözünü söylüyor: 

Vermeyince Ma’bud, neylesin Sultan Mahmud!” 

***

Nitekim Ziya Paşa da bunun için şöyle diyor: 

Bî baht olanın bağına bir damlası düşmez
Yağmur yerine inci, gümüş yağsa, semadan… 

***

Bir başka şairimiz de, 

Kısmetinse gelir, Hind’den Yemen’den
Kısmet değilse, ne gelir elden… demiştir

***

Yine atalarımızdan bunun için demişlerdir: İlim cehd ile zenginlik baht iledir, diye… 

O bakımdan hiç kimse gücüne-kuvvetine, zenginliğine-güzelliğine aldanmamalı ve fakirleri-yetimleri-muhtaçları mutlaka görüp gözetmelidir.

Alinti :  Halis ece

Yazı kategorisi: DiGER KONULAR, DiNi KONULAR, DİNİ HİKAYELER, GENEL, GÜNCEL, GÜNDEM, MUHABBET, MiZAH, TÜRKİYE, YORUMLAR, YORUMSUZ | » yorum bırak;

Beyşehir Göl Festivali 2008 Programı

Yazan: Site - Yönetici Temmuz 4, 2008

Beyşehir Göl Festivali 2008 Programı

Yazı kategorisi: 4.BEYŞEHİR GÖL FESTİVALİNDEN RESİMLER 2007, DUYURULAR, DiGER KONULAR, GENEL, GÜNCEL, GÜNDEM, TÜRKİYE, YORUMLAR | » yorum bırak;

KANDİLİNİZ KUTLU OLSUN

Yazan: Site - Yönetici Temmuz 3, 2008

Bütün islam aleminin kandilini kutlar hayırlara vesile olmasını Hz Allah’tan temenni ve niyaz ederiz.

 

Yazı kategorisi: DiGER KONULAR, GENEL, GÜNCEL, GÜNDEM, YORUMSUZ | » yorum bırak;