GÖYNEM ( BEYSEHiR )

İLAHİ-KURAN-İSLAM-DİN-HABER-RESİM-VİDEO-TASAVVUF-BELGESEL-DUA-HADiS-TARİH-ŞİİR

Nisan, 2008 için Arşiv

Âni ölümler!..

Yazan: Site - Yönetici Nisan 30, 2008

Âni ölümler!..

Âni ölümler, bir bakıma insanların pek çoğunun hoşuna gitmez. Zira, âhiret hazırlığı yapmadan, üzerindeki hakları ödeyemeden, tevbe ve istiğfâr gibi mânevî temizlikleri yapamadan ansızın gitmek, herhalde iyi bir şey değildir, diye düşünülür.

Bundan dolayıdır ki, Allah dostları mü’minleri îkaz eder; ölümün her an gelebileceğini hatırlatarak maddeten ve mânen hazırlıklı olmayı tavsiye ederler.

İşte o zaman âni ölümün mü’min için bir tehlikesi olmaz. Zira onun ölümündeki ânilik zâhirdedir, yani dış görünüştedir; bâtında, içte, esasta değil…

O, kendi içinde ölümü her an bekliyor, tevbe ve istiğfarı dilinden düşürmüyor, nedamet hasletini kalbinden eksik etmiyor. Artık o mü’min için âni ölüm, bir korku ve endişe kaynağı olmaktan çıkıp, bilakis, “Allah’tan bir hediye” hâlini alır. Nitekim Resûlüllah Efendimiz (s.a.v.) buyuruyorlar ki:

Ani ölüm, mü’mine Allah’tan bir hediye, kâfire ise hasrettir.” Bir başka rivayette ise, Âni ölüm kafir için üzücü bir yakalanış, mü’min için ise bir rahmettir buyurmuşlardır. (Rudâni, Cem’u'l-Fevâid (Büyük Hadis Külliyatı), 1, 2397)

Çünkü kâfir, ömür nîmetini müflis olarak elden kaçırdığı için, âni ölüm ona üzüntü-keder, esef ve sıkıntıdır.

Bununla beraber, uzun hastalıklardan sonra vefât eden mü’minlerin de mânen temizlendiği ümit edilir; fikren ve zihnen tevbe ve istiğfarla âhiret hayatına hazırlanmış olduğu kabul edilir. * * *

Dilerseniz bu mevzuyu, tâbiîn devrinin velilerinden dinleyelim. Bakalım onlar bu gibi hususları nasıl değerlendiriyorlar.

Tâbiîn‘in ileri gelen büyüklerinden Hz. Vüheyb, Yûsuf bin Esbat ve İmam Sevrî (k.esrârahüm) hazerâtı bir araya gelmiş sohbet etmekteydiler. İmam Sevrî hazretleri bir ara şöyle dedi:

— Ben artık âni ölümü istiyorum!

Öteki sordu:

— Niçin?

— Fitneler çoğalıyor, onlara karışmamak için.

Yûsuf bin Esbat (k.s.) buna karşılık verdi:

— Ben âni ölümü istemiyorum. Çünkü yapacağım tevbe ve istiğfarlardan biri makbûl olabilir. Ölürsem, tevbe ve istiğfar yapma imkânını yitirmiş olurum.

Bu sözleri sükûtla dinleyen Vüheyb hazretlerine de sordular:

— Sen ne dersin, bu düşünce ve değerlendirmelere?

Hz. Vüheyb boynunu bükerek cevap verdi:

— Ben ne öyle derim, ne de böyle. Allah Teâlâ hakkımda neyi takdir etmişse onu bekler, hayırlısını dilerim.

İmam Sevrî hazretleri bu cevaptan çok memnun oldu ve:

— Vallâhi içimizde en doğrusunu sen söyledin. Sen rûhânîlerin sözüyle bağladın bizi, dedi.

* * *

Evet, gerçek olan budur. Rabbimizin hakkımızda hayırlı hükmünü beklemek… Ancak bu bekleyiş, ihmâl ve gaflet deryasında değil de; şuur, idrâk ve tefekkür içinde olmalıdır. Yoksa hazırlıksız âni ölümler, hayra değil –Allah korusun– şerre ve sû-i hâtimeye sebep olabilir.

* * *


Yazı kategorisi: DiGER KONULAR, DiNi KONULAR, GENEL, GÜNCEL, GÜNDEM, TÜRKİYE, YORUMLAR, YORUMSUZ | Etiketler: , | 1 Yorum »

Hiç keçi ağacı gördünüz mü?

Yazan: Site - Yönetici Nisan 29, 2008

Hiç keçi ağacı gördünüz mü?

Taşa çikan keçinin, ağaca çıkan oğlağı olur…Bu bir atasözü. Ama o atalar sanırım bu keçileri görmemişler. Yada bunlar o taşa çıkan keçilerin oğlakları…

Fotoğraflarda gördükleriniz Morocco’nun ağaç sever keçileri.. Diğer bir değişle ‘keçi ağaçları’…

İşte inanaılmaz keçiler….

Yazı kategorisi: DiGER KONULAR, GENEL, GÜNCEL, GÜNDEM, YORUMLAR, YORUMSUZ, İLGİNÇ | Etiketler: , | » yorum bırak;

Hz.Hadice’yi bu fedakârlıkları için unutmuyorum

Yazan: Site - Yönetici Nisan 29, 2008

Hz.Hadice’yi bu fedakârlıkları için unutmuyorum

Eline aldığı kuru hurma dalına dayanarak Rasulullah’ın kapısına gelen yaşlı kadın içeri girmek arzusunu izhar edince Hz. Aişe validemiz “Ya Rasulellah! Kim olduğunu bilmediğimiz ihtiyare bir kadın zatınızı görmek istiyor!” dedi.”Müsaade edin gelsin!” buyurdular. İhtiyarlıktan rükû eder halde duran kadın, hurma dalından edindiği asasına dayanarak içeri girdi, bir iki adım ilerleyince onu tanıyan Rasulullah hemen ayağa kalktılar; altlarındaki içi hurma lifi dolu minderi göstererek oturmasını istediler.

Rasulullah’ın bu kadına hürmeti ve alakası, orada bulunan Hz. Ömer’in dikkatini çekti, hatta kim olduğunu merak etteğini ihtiyareye gösterilen ikramı fazla bulduğu içindir ki, ihtiyare kalkıp gidince “Ya rasülullah! Bu kadın kimdi ki; ona ayağa kalkacak kadar hürmet ettiniz, minderinizi verecek kadar alâka gösterdiniz?” dedi. Rasülullahın cevabı tek cümleden ibaretti:”bu kadın bizim hadice’nin dostlarındandı!” Efendimiz (sav) seneler evvel vefat etmiş hadice validemize neden bu kadar alâka duyuyordu ki, onun dostlarına bile ayağa kalkıyor, minderini vermek kadirşinaslığında bulunuyordu? Hz.Hadice validemizin kendisini bu derece sevdiren hususiyeti neydi? Bu sualin cevabını Hz Âişe validemizin hazır bulunduğu mecliste cereyan eden hatırada bulmak mümkündür: Peygamber Efendimiz aile sohbetinde Hz. Hadice validemizi uzun uzun yâdetmiş, bazı hatıraları yeniden anlatarak geçmiş günlerini dile getirmişti.

Hz. Aişe “Ya Rasülallah! Seneler evvel ölüp gitmiş yaşlı bir kadını bukadar hatırlayıp yadetmekte ne fayda var? Allah size ondan daha genç ve güzelini ihsan etmiş, ağzında dişi bile kalmamış bir ihtiyare yerine daha gencini vermiştir!” dedi. Aişe validemizin bu sözlerine mukabil Rasüllüllah Efendimizin Hadice validemizi niçin unutmadığını bildiren cevabı dikkat ve ibrete değer :” Ya Aişe! Seneler geçtiği halde Hadice’yi unutmayışım, onun dış güzelliğinden değildir. Herkes beni red ve inkâr ettiği zaman Hadice bana inandı ve tasdik etti. Etrafımdakiler “yalancısın!” dediği zaman Hadice bana “doğru söylüyorsun, asla çekinme!” dedi. İnsanlar benden bir pulu esirgediğinde Hadice bütün servetini önüme sererek “bunların hepsi emrindedir, istediğin kadar harcayabilirsin!” dedi. Dünyada yalnız kaldığım günlerde Hadice benden asla geri kalmadı, “bunların hepsi geçicidir, üzülme, ileride bu güçlükleri kolaylıklar takip edecektir!” dedi. İşte ben Hadice’yi bu fedakârlıkları için unutmuyorum!”. Hz Hadice’yi seneler geçtiği halde unutturmayan meziyetleri, Rasülullah nezdinde kadın arkadaşına oturduğu minderini verdirecekkadar kazanmış olduğu itibar ve kıymeti günümüz hanımlarının dikkatlerini çekmelidir. Hanımlar hizmette fedakârca çalışan kocalarına engel olmamalı, Hadice annamiz gibi bütün kuvvet ve imkânlarıyla dava uğrunda çalışan beylerini takviyeyle onlara yardımcı olmalıdırlar.

Yazı kategorisi: BUNLARI BiLiYORMUYDUNUZ, DiGER KONULAR, DiNi KONULAR, DİNİ HİKAYELER, GENEL, GÜNCEL, GÜNDEM, H.Z AİŞE ( R.A ), H.Z HATİCE ( R.A ), H.z MUHAMMED ( S.A.V ), TAVSİYELER, TÜRKİYE, YORUMLAR, YORUMSUZ | Etiketler: | 1 Yorum »

Yalanın bile caiz olduğu yerler

Yazan: Site - Yönetici Nisan 29, 2008

Yalanın bile caiz olduğu yerler

Gerek aile ve gerekse toplumun huzurunu-sükunu ifsat eden-bozan illetin (yalanın) bile caiz olduğu caiz olduğu yerler vardır. İşte o yerleri Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) bize şöyle beyan ediyor:

“Her yalan âdemoğlunun aleyhine yazılır; ancak üç yalan hariç:

1. Kişi harpte yalan söyleyebilir; zira harp hiledir.

2. Bir adam (kırgın ve dargın olan) hanımına (başkaca çaresi ve yolu kalmamışsa) yalan söyleyerek onu razı edebilir.

3. Bir kimse, (birbirlerine küs olan iki insanın) arasını düzeltmek için yalan söyleyebilir.” (1)


***

AÇIKLAMA

Yalan, fertlerin ve toplumun huzurunu bozduğu, ahlâkını dejenere ettiği için haram kılınmıştır. Harbin/savaşın da her türlüsü zaten doğrudan milletlerin huzur ve sükûnunu bozan; din-iman, can-mal, ırz-namus emniyetine zarar veren bir illettir

Kırgınlıklar-dargınlıklar ise genel olarak toplumun, özel olarak eşlerin, kardeşlerin-arkadaşların, evlat ile ebeveynin… huzurunu kaçıran olumsuz huylardır.

O bakımdan, gerek düşmanla savaşta onlara üstünlük sağlayıp zararlarından emin olabilmek ve gerekse küslerin/dargınların aralarını düzeltip huzuru temin etmek için başka çare kalmamışsa, yalan söylenebilir.

İşte bu noktada yalan söylemenin caiz olduğunu, bu sözlerin yalan hükmünde olmadığını haber veriyor Resûlüllah Efendimiz (s.a.v.) bizlere


Hasılı;

Mü’minler arasında huzur, sükûn ve güvenin bozulması son derece tehlikeli olduğu içindir ki, bunun temin ve tesis edilmesinde “yalan” gibi bir yasağa dahi ruhsat vermiştir Yüce dinimiz.

Rabbim rızasısından, Resûlünün sünnetine ittibadan, sair sevdiklerinin yolunu takipten ayırmasın.


Halis Ece : Bilgicagi
DİPNOT
(1) Süyûti, Feyzu’l-Kadir, Matbaa-i Mustafa Muhammed, Mısır, 1938, V, 10.

Yazı kategorisi: BUNLARI BiLiYORMUYDUNUZ, DiGER KONULAR, DiNi KONULAR, GENEL, GÜNCEL, GÜNDEM, YORUMLAR, YORUMSUZ | Etiketler: | » yorum bırak;

Kabul olmayacak dua

Yazan: Site - Yönetici Nisan 28, 2008

Kabul olmayacak dua

SUAL : Kabul olmayacak duaya amin denmez demek, küfrü gerektirir mi?

CEVAP

Önce kabul olmayacak dua olur mu, olmaz mı ona bakalım! Mesela, (Ya Rabbi, beni peygamber yap) demek kabul olmayacak bir duadır. Böyle dua etmek Allah�ın emrine aykırıdır ve böyle duaya amin denmez.

Ayrıca Allahü teâlânın âdetine zıt olan dualara da amin denmez. Mesela, (Beni öldürme, beni melek yap, beni kadın yap) demek böyledir. Ayrıca ibadet yapmadan Cennete girmek için dua etmek de günahtır. (İslam Ahlakı)

Haramdan sadaka verse, alan fakir de haramdan olduğunu bilerek, verene, Allah razı olsun dese veya Allah kabul etsin dese ve veren de, amin dese, ikisi de imanlarını kaybeder. Başka biri de amin dese, o da kâfir olur. (Birgivi şerhi)

Haram olduğu bilinen belli mal ile cami veya başka hayır yaptırmak ve bunlara karşılık sevap beklemek küfürdür. (Redd-ül-muhtar)

Demek ki kabul olmayacak ve amin denmeyecek dualar vardır. Bu bakımdan, (Kabul olmayacak duaya amin denmez) demek küfrü gerektirmez. Fakat böyle sözler söylememek iyi olur

Dinimizislam

Yazı kategorisi: BUNLARI BiLiYORMUYDUNUZ, DiNi KONULAR, GENEL, GÜNCEL, GÜNDEM, SORU ve CEVAPLAR, YORUMLAR, YORUMSUZ | Etiketler: , , | » yorum bırak;

Şeyh Şibli’nin Çözüm Yolu

Yazan: Site - Yönetici Nisan 28, 2008

Şeyh Şibli’nin Çözüm Yolu

Adamın biri Hz.Şeyh Şibli’ye gelip:

-Efendim,bakmakla yükümlü olduğum aile efradım çok fazla,geçim sıkıntısı içindeyim,bana bir çıkar yol göster,dedi

.

İmam-ı Şibli şöyle bir yol tarif etti:

-Hemen eve git,kimin rızkını sana bağlı görüyorsan kapı dışarı et,kimin rızkını da Allah’a havale ediyorsan evinde onlar kalsın.Evde kalanların rızkını Allah’a bağlı gördüğüne göre bakmaya mecbur değilsin,senin bakmakla yükümlü olduklarını da dışarı attığına göre mesele kalmamıştır.buyurdu.

(Büyük Dini Hikayeler s.229)

Yazı kategorisi: DiGER KONULAR, DiNi KONULAR, GENEL, GÜNCEL, GÜNDEM, NASİHAT, TAVSİYELER, YORUMLAR, YORUMSUZ, İLGİNÇ | Etiketler: , | » yorum bırak;

Akçeli Kötek – Nasrettin Hoca

Yazan: Site - Yönetici Nisan 27, 2008

Akçeli Kötek – Nasrettin Hoca

Hoca, pazarda dolaşırken biri ensesine okkalı bir tokat atmış.Adamdan davacı olup, birlikte Kadı’ya gitmişler. Oysa, adam Kadı’nın akrabasıymış. Kadı;

— Bir tokatın cezası bir akçedir. Git, getir, demiş.

Adam gidiş o gidiş… Hoca da ne yapsın? Kadı’nın ensesine bir tokat indirdikten sonra;

— Kadılığını akraba hatırına kullanırsan, demiş, kötekten sen de nasibini alırsın. Getireceği bir akçeyi benim attığım bu tokadın cezası olarak sen al!

Yazı kategorisi: FIKRALAR, MiZAH, NASREDDİN HOCA, TÜRKİYE, YORUMLAR, YORUMSUZ | Etiketler: , | » yorum bırak;

Nasihat H.z Ali (k.v) den.

Yazan: Site - Yönetici Nisan 27, 2008

NASiHAT H.Z Ali`DEN ( K.V )

H.z Ali (k.v) buyurdu ki :

” Size bes sey øgretecegim, dikkat edin,ezberleyip aklinizdan cikarmayin . Onlari gemilere binip uzun seferlere,uzak memleketlere gitseniz bile benden baska ehlini bulup øgrenemezsiniz :

1- Kimse Allah`tan baskasindan bir sey umit etmesin.

2- Kimse gunahindan baska bir seyden korkmasin.

3- Alim, bilmedigi seyi øgrenmekten omuz silkmesin, kacmasin.

4- Sizden birinize bilmedigi bir seyden sorulursa, bilmiyorum desin.

5- Beden icin bas ne ise,iman icin de sabir odur.

 

Yazı kategorisi: BUNLARI BiLiYORMUYDUNUZ, DiGER KONULAR, DiNi KONULAR, DÜŞÜNDÜREN SÖZLER, GENEL, GÜNCEL, GÜNDEM, GÜZEL SÖZLER, H.Z ALİ, NASİHAT, TAVSİYELER, YORUMLAR, YORUMSUZ | Etiketler: , | 1 Yorum »

Ezan-İkamet ve “Türkçe Ezan” Meselesi

Yazan: Site - Yönetici Nisan 27, 2008

Ezan-İkamet ve “Türkçe Ezan” Meselesi

Vakitler, Cenab-ı Hakk’ın ilahi birer nimeti olan namazlar için zahirî bir sebep ve namazı kullarına farz kıldığının bir alâmeti olduğu gibi, ezan da vaktin alâmetidir.

Ezan’ın lûgavi manası/sözlük anlamı “bildirmek”tir. Yani ezan i’lâmdır, bildirmedir. Gerçi aslında vakit de bir i’lâmdır, fakat seçkinlere… Ezan ise herkese i’lâmdır; avam-havas, ehassu’l-havas… O bakımdan Müslümana yakışan, vakit ile kendine gelmektir. Vakit ile kendine gelemeyeni ise ezan uyarır.

Fıkıh lisanında ezan, “Özel bir şekilde yapılan bildirim”in adıdır. Ezan okuyana da müezzin denir.

Namaz için ezan okumak vacip değilse de vacip kuvvetinde müekked bir sünnettir. Bir namaz vaktinin girdiği ezanla ilân edilir. Bir günde 5 vakit namaz vardır ve 5 defa ezan okunur.


***

Ezanın sahih/geçerli olmasının şartları

1. Kelimelerinin asli şekliyle yani Arapça olması,

2. Müslüman ve akıllı bir kimsenin okumasıdır.

Ezan şu mübarek kelimelerden meydana gelmiştir

Allâhü ekber Allâhü ekber. Allâhü ekber Allâhü ekber.

Eşhedü en lâ ilahe illallâh. Eşhedü en lâ ilahe illallâh.

Eşhedü enne Muhammeden Resûlullâh. Eşhedü enne Muhammeden Resûlullâh.

Hayye ale’s-salâh. Hayye ale’s-salâh.

Hayye ale’l-felâh. Hayye ale’l-felâh.

Allâhü ekber Allâhü ekber. Lâ ilahe illallâh

***

Ezanın okunuş şekli; yavaş yavaş, harfleri ve kelimeleri tane tane okumak, ikamette olduğu gibi acele etmemektir. Bütün vakitlerde okunan ezanlar aynıdır. Ancak sabah ezanında, “Hayye ale’l-felâh”dan sonra iki defa, namaz uykudan hayırlıdır anlamındaki “es-Salâtü hayrun mine’n-nevm” cümlesi ilave edilir.

İkamet de ezan gibidir. Ancak ikamette Hayye ale’l-felâh”dan sonra iki defa “Kad kameti’s-salâh” denilir.

Ezan ve ikamet, normal zamanlarda ve yolculukta, farz namazları edada ve kazada erkeklere müekked bir sünnettir. Kadınların ise ezan ve ikamette bulunmaları mekruhtur. Vakit girmeden ezan okunmaz, okunursa tekrar edilir. Ezan, vakitlerin sünneti değil namazların sünnetidir. Onun için kaza namazlarına da ezan ve kaamet okumak sünnettir. Evde, işyerinde ve kırda namaz kılanların yalnız ikametle yetinmesi caizdir, çünkü mahallenin ve köyün ezanı onlar için de geçerlidir. Fakat ikameti terk edip yalnızca ezanla yetinmeleri mekruhtur. Câhillerin ve fâsıkların ezan okuması da mekruhtur. İyiyi kötüyü, yanlışı doğruyu ayırabilen (mümeyyiz) sabinin ezan okuması caizdir.

Biraz önce de belirttiğimiz üzere kadınlar ezan ve ikaamet okumazlar. Ezan ve ikaamette cümlelerin son kelimeleri cezimlidir. Yani son harflerinde durulur, harekelendirilmez. “Hayyeale’s-salâti Hayyeale’s-salâh” şeklinde değil, “Hayyeale’s-salâh, Hayyeale’s-salâh diyerek her cümlenin sonu cezimli okunur. Tekbirlerde durulmayarak geçilmesi halinde ise “ra” harfi, “Allâhü ekberallâhü ekber” şeklinde meftuh/üstün okunur.


***

Ezan okunurken…

Ezan okunurken kişi; şayet namaz kılmıyor, hutbe okumuyor, hutbe dinlemiyor, derste ve yemekte de değil, bir ihtiyacını giderme (tuvalet) durumu da yok, (kadın) âdetli ve lohusa da değilse ezana icabet eder. Yani hürmetle dinler ve bu esnada tekbirleri, şehadetleri müezzinle birlikte aynen tekrar eder. “Hayye ale’s-salâh ve Hayye ale’l-felâh”larda 4 kerre “Lâ havle velâ kuvvete illâ billâhil aliyyil azıym” (1) der. (Sabah ezanındaki es-Salâtü hayrun mine’n-evm” cümlesine karşılık, doğrusun hakikati-gerçeği söylüyorsun anlamında, “sadakte ve berirte” diyerek icabet eder.) Sonra, “Allâhü ekber Allâhü ekber Lâ ilahe illallâh” diyerek müezzinle birlikte bitirir ve ardından da şu duayı okur:

Allâhümme Rabbe hâzihi’d-da’veti’t tâmmeti ves-salâti’l-kaaimeti âti Muhammedeni’l-vesîlete vel-fazîlete veb’ashü mekaamen mahmûdeni’l-lezî veadtehû, inneke lâ tuhlifü’l-mîâd.”

Manası: Allâh’ım! Ey bu dâvetin ve kılınmak üzere bulunan namazın Rabbi. Peygamberimiz Hazreti Muhammed’e (s.a.v.) vesîleyi ve fazileti ver. Onu kendisine va’detmiş olduğun Makâm-ı Mahmûd’a eriştir. Şüphesiz sen, va’dinden dönmezsin.(2)


***

Sonuç olarak diyebiliriz ki;

Ezan-ı Muhammedî, İslâmın en büyük güzelliklerinden biridir. Bununla müezzin, bütün âleme karşı Allah Teâlâ’nın varlığını, birliğini, Hz. Muhammed’in (s.a.v.) hak peygamber olduğunu ilan eder. Bütün insanları ebedi kurtuluşa ve saadete/mutluluğa çağırır.

Milli şairimiz ne de güzel söylemiş:

Şu ezanlar ki şehadetleri dinin temeli
Ebedi yurdumun üstünde benim inlemeli
.”

***

KA‘BE’NİN ÜZERİNDE OKUNAN EZAN Yazının devamını oku »

Yazı kategorisi: BUNLARI BiLiYORMUYDUNUZ, DiGER KONULAR, DiNi KONULAR, EZAN, GENEL, GÜNCEL, GÜNDEM, TÜRKİYE, YORUMLAR, YORUMSUZ | Etiketler: | » yorum bırak;

Öğüt almanın yaşı yok

Yazan: Site - Yönetici Nisan 26, 2008

Öğüt almanın yaşı yok


ÖĞÜT ALMASINI / NASİHAT DİNLEMESİNİ BİLENE ÖĞÜTLER

Biri sana sarıldığında önce onun kollarını gevşetmesini bekle…

Kendini değiştirebilme gücünü hafife alma, başkalarını değiştirebilme gücüne de çok fazla güvenme…

Zarif ol, kimseyi bile bile kendinden soğutma…

İşi ne kadar önemsiz olursa olsun, ekmek parası için çalışan herkese saygı duy…

İnsanlara üçüncü bir şans verme, bırak ikide kalsınlar….

Herkesin önünde öv ama eleştirilerini bir kenara çekerek söyle…

Asil savaşı kazanmak için küçük bir çarpışmayı yitirmeyi göze al…

Köprülerini atma, aynı nehri kaç kez daha geçmek zorunda kalacağına şaşıracaksın…

Yeterli zamanım yok deme, büyük insanların da günleri 24 saattir…

“Bilmiyorum” demekten çekinme…

Sevdiğine önce çiçeği yolla, sebebini sonra bul…

Başucunda kâğıt kalem bulundur… Milyarlık fikirler bazen sabaha karşı saat 3”te gelir…

Çok çalışarak elde ettiğin bir şeyin zevkini çıkarmaya da zaman ayır…

Yılda en az bir kez güneşin doğuşunu seyret….

İlk önce sen “Merhaba” de….

Herhangi bir konuda öğretmenlik yap, herhangi bir konuda öğrenci de ol…

Hiç kimseden asla umut kesme, mucizeler her gün oluyor…

Hayat arkadaşını çok dikkatli seç, mutluluğun ya da bedbahtlığın yüzde doksan biri bu karara bağlıdır….

İş ve aile ilişkilerinde en önemli şeyin “Güven” olduğunu aklından çıkarma…

Asla birilerinin “umud”unu kırma, belki de sahip oldukları tek şey o”dur….

Yeterli paranın olmamasını asla dert etme, sınırlı imkânlar bazen bir lutûftur çünkü başarmayı başka hiç bir şey bu kadar teşvik edemez…

“Atak” ve “Cesur” ol, bir gün geriye dönüp baktığında yaptıklarından çok yapmadıkların için pişmanlık duyacaksın…

İnsanlara verdiğin nasihatin tersi davranışlarda bulunma…

Hatalarını kabul et…

Zekânı eğlendirmek için kullan, başkaları ile eğlenmeye değil…

Sağlıklı olmanın değerini bil…

Fikren-zihnen bulanık, moralin bozukken kimseye görünme…

Çocuklarla oyun oynadığında bırak kazansınlar…

Eski hatalarına hayıflanmakla zaman kaybetme, onlardan ders al ve arkana bakma…

Gelenek ve göreneklerine saygılı ol… sevdiklerini esirge…

Her şeyi bulduğundan daha iyi bırak…

Gerektiğinde “fazla verici” olma, zaman zaman “hayır” demesini öğren…

Yalnız başlamasını bil….

Değer yargılarınla/kıymet hükümlerinle çelişmeyecek bir meslek seç…

Alçak gönüllü ol, sen gelirken onlar gidiyordu…

Mükemmeli ara, kusursuzu değil…

Açık, esnek ve mantıklı ol…

Tanıştığın herkes senin bilmediğin bir şeyler biliyordur, onlardan öğren…

Hayatın her zaman âdil olmasını bekleme…

Her zaman haline “şükr”et, “nankör” olma…

(Anonim)

Yazı kategorisi: DiGER KONULAR, DiNi KONULAR, GENEL, GÜNCEL, GÜNDEM, NASİHAT, TAVSİYELER, TÜRKİYE, YORUMLAR, YORUMSUZ | Etiketler: , | » yorum bırak;