
BEDİR GAZASI
Resül-i Ekrem, Bedir’e giderken “Size müjdelerim ki, AIIahü Teala, bana iki topluluktan birini va’detti. AlIah’a yemin ederim ki, ben sanki Kureyş kavminin düşüp telef olacakları yerlere bakıyorum.” buyurdu. Bedir’e varıldığında ise “Burası filanın, şurası da filanın öldürüleceği yerdir.” diye mübarek eliyle gösterdi. Hiçbirinin yeri şaşmadı, hep öyle oldu.
Fakat ne garip bir manzara idi ki, Ebü Aziz bin Umeyr, müşrik Kureyş ordusunun birinci bayraktarı ve kardeşi Mus’ab bin Umeyr (r.a.), muhacirlerin sancaktarı idi. Hz. Ebü Bekirin bir oğlu Abdullah (r.a.) kendi yanında ve diğer oğlu Abdurrahman da Kureyş müşriklerinin arasında idi. Hz. Ebu Bekir, oğlu Abdurrahmanı müşriklerin arasında görünce onunla çarpışmak üzere izin istedi; fakat Resül-i Ekrem “Ey Ebü Bekir! Bilmez misin ki; sen, benim görür gözüm ve işitir kulağım yerindesin.” buyurdu ve yanından ayrılmasına izin vermedi.
Harp esnasında Resül-i Ekrem, mağara arkadaşı Hz. Ebü Bekir’le birlikte çadırda, “Ya Rabbi! Bana va’dettiğin yardımı ver.” diye dua ve niyaz ederken, kendisine hafifçe bir uyku geldi ve sonra gülümseyerek uyandı. “Müjde ey Ebü Bekır! Işte melekler ile Cebrail (a.s.) yardıma geldi.” diye buyurdu. 0 sırada Resül-i Ekrem bir avuç kum alıp “Yüzleri çirkin ve kara olsun.” diyerek düşmanların üzerine attı. 0 kumların her biri, müşriklerin gözlerine ve burun deliklerine girerek onları sersem etti. Bu hal, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in mücizelerinden ve zaferin manevi sebeplerindendir.
Peygamber Efendimiz (s.a.v.), hamle ve hücüm için emir verdi ve “Her kim, bugün düşmandan yüz çevirmeyip de, direnir ve şehit olarak ölürse Allahü Teala, elbette onu cennete koyacaktır. Bugün şehit olanlara Firdevs cenneti hazırdır. Ve onların gelişini cennetin kapıcısı büyük melek Rıdvan beklemektedir. Haydi, şiddetle hücum ediniz.” buyurdu.
Mekkelilerin reislerinden bazıları öldürüldü. Ebü Süfyan kervanın başında gitmişti. Ebü Cehl’in de öldürülmesinden sonra Kureyşin ordusundan kaçanlar kurtuldu, kalanlar esir edildi. Allahü Teala’nın inayetiyle zafer Müslümanların oldu.
Hadis-i Şerif : “Hastalığında seni ziyaret etmeyeni, sen ziyaret et. Sana hediye ( ve ihsan ) etmeyene, sen hediye ( ve ihsan ) et.” (Buhârî, et-Târîhu’l Kebîr)
HADİS-İ ŞERİF
“ÖZÜR DİLEMEYİ GEREKTİRECEK ŞEYLERDEN SAKININIZ“
(Taberani,el-Mu’cemü’l-Evsat)
GÖĞSÜN GENİŞLEMESİNİN ALAMETİ
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ashabına; “Allah herkimi hidayetine erdirmek isterse sinesini İslam’a açar, göğsüne genişlik verir…” (En’am,125) mealindeki âyeti celile’yi okudu.
“Bu şerh-i sadr(göğüs genişlemesi) nedir?” diye sordular. Peygamber Efendimiz(s.a.v.):
“Nur, kalbe akıtıldığı zaman göğüs açılır ve genişler.” buyurdu. “ Bunun bir alameti varmıdır?” diye sordular. Peygamber Efendimiz (s.a.v.): “Evet vardır. Aldatıcı olan dünyadan uzaklaşıp, ebedi ahrete yönelmek ve gelmeden önce ölüme hazırlanmaktır.” buyurdu.
AKIL VE İBADETLER
Ceab-ı Hakk yarattıklarından akıl ve idrak sahibi olanlara peygamberler göndermek suretiyle de hükümler beyan etmiş, bir kısım dini ibadet ve farzlarla mükellef kılmıştır.
Cenab-ı Hakk’ın aciz ve zavallı kullarını bir kısım teklif ve ibadetlerle mes’ul tutması, onların ibadetlerine ihtiyacı olduğundan değil, zaten üzerlerinden nimetlerini hiç eksik etmediği kullarını ayrıca insanlara kavuşturmak içindir.
İbadet ve taat karşılığı verilen nimetler, diğer nimetlerden daha şa’şaalı bir şekilde tecelli etmektedir. Çünkü ibadetten başka şeyleri kazandırdığı nimetlerin faydası sadece fani dünyaya ait olduğu halde, ibadetle elde edilen, maddi ve manevi faydalar dünya ve ahiret saadetini içine alır.
Yerine getirmekle mükellef olduğumuz dini vecibelerin ehemmiyetini anlamamız için Allahü Teâlâ bizlere nice ni’metler vermiştir. Bunlardan en mühimi akıldır. Bunun için teklifler daima aklı tam olanlara yapılagelmiştir.
Fazilet