GÖYNEM ( BEYSEHiR )

İLAHİ-KURAN-İSLAM-DİN-HABER-RESİM-VİDEO-TASAVVUF-BELGESEL-DUA-HADiS-TARİH-ŞİİR

13 Mar 2008 için Arşiv

Ailenin önemi ve Osmanlı’da aile nizamı

Yazan: Site - Yönetici Mart 13, 2008

Ailenin önemi ve Osmanlı’da aile nizamı

“Ben Batılı bir âile hukuku profesörü olarak diyorum ki; Türk milletinin elinden âile nizâmını alınız, geriye hiçbir şey kalmaz.” (Prof. Gaston Jezz)

Acaba neden bir Batılı âile hukuku profesörü Osmanlı‘nın sahip olduğu her şeyi âile nizâmına dayandırıyordu. Geliniz bu soruya, Osmanlı‘nın son devresinde dünyaya gelen Münevver Ayaşlı‘nın hâtıralarında cevap arayalım. O, Osmanlı âile nizâmını şöyle anlatıyor:

“Osmanlı âile hayatındaki güzellik, nezâhet, ve samimiyet zannetmiyorum ki başka bir yerde olsun. Osmanlı’daki İslâmî hayat, huzurlu bir hayatın zirve noktasıydı. Birbirine sevgi-saygı, bayramlarda-kandillerde küçüklerin büyükleri ziyareti, büyüklerin küçükleri okşamaları-iltifatları şiir gibi bir hayat yaşatıyordu insanlara. ‘Osmanlı hayatı neydi?’ diye sorarsanız; güzelliklerle dolu, edebiyatla bezenmiş bir şiirdi diyebilirim. Bu hayat ne Avrupa’da ne Amerika’da vardır. Hatta dindaşlarımız arasından böylesi güzellikleri yakalamış başka bir millete rastlamıyoruz.”

Evet, bir kere âilenin temel taşı olan kadının mevkii sağlamdı. Çünkü La Baronne Durand de Fontmange‘nin dediği gibi, “Ülkenin asırlık âdet ve an‘âneleri ile dînî hükümleri her seviyedeki kadını koruduğu için Osmanlı’da ne iğfâl edilmiş kız, ne sokakta bulunmuş çocuk, ne düello, ne de intihar var”dı. Kadın, evlilikte hak ettiği itibarı bulurdu.

İşte bir başka Batılı Avrupalı Mareşal Noltke Sur Lorient‘nın söyledikleri:

“İtiraf etmeliyiz ki; bizde bir genç kız, nişanlılıktan evliliğe geçmekle bir derece daha itibardan düşer. Çünkü, zenneperest erkeklerin âşıkane iltifatları, pek tabiî ki bütün ömür boyu sürmez. Şarkta ise evlilik, kadını yüceltir; zira, erkeğe tâbi olmakla beraber ev içindeki hizmetçilerin, uşakların, kız ve erkek çocukların tek hâkimi odur.”

Osmanlı‘da cemiyeti ayakta tutan ictimaî müesseseler; mahalle cemiyetleri, âile düzeni ve lonca teşkilatlarıdır. Osmanlı sistemini güçlü kılan bir diğer faktör de, mahalle nizâmı idi. Mahalle, âile için bir kalkan vazifesi görüyordu. Bir mahalleden ötekine taşınabilmenin şartları vardı. Her şeyden evvel iyi bir insan olduğunu, umumî hayata zarar verecek bir huyu ve alışkanlıklarının bulunmadığını, bir iş veya sanat sahibi olduğunu isbatlaması gerekiyordu.

Kısacası mahalle, bugünkü sosyal güvenlik sisteminin fonksiyonunu yerine getiriyordu. Mahalleli arasındaki yardımlaşma, bugün gıpta edilecek seviyede idi. Evlilik çağına gelmiş fakir bir kızın çeyizini, sermayesi olmayan genç bir sanatkârın âlet ve edevâtını veya yoksul olduğu için tahsiline devam edemeyecek olan bir talebenin ihtiyacı olan parayı hemen bulur verirlerdi.

Osmanlı âile nizâmı içinde baba da hürmet ve itaatı temsil ederdi. Babanın âile içindeki bu saygıya lâyık yerini, Türk insanına pek sıcak bakmayan, hep Türkler’in aleyhinde olan İngiliz sefîri Sir Jamer Porter şöyle anlatır:

“Türklerde baba sevgisi çok kuvvetlidir. Onun için çocuklarda babaya karşı sonsuz bir hürmet ve itaatla beraber, evlat vazifesiyle alâkalı olabilecek her şeye karşı da sarsılmaz bir bağlılık görülür. Bu terbiye tarzının neticesi olarak Türkler’de, büyüklerine karşı son derece saygı ve yaşları ilerledikçe ihtiyarlara karşı büyük bir hürmet hâsıl olmaktadır.”

İşte, Osmanlı’nın âile nizâmı buydu. Ya bugün?!

Bugünkü düzensizliği sosyolog Prof. Dr. Ümit Meriç hanımefendi şöyle hulâsa ediyor:

“Baba ocağından kovuldu insanlar… Ya sokağa döküldüler, ya gecekondulara sığınmak zorunda kaldılar. Âile topluluğu çöktü, ev diye bir şey kalmadı… Kadınlar pazarda iş aramaya başladılar… Feminizm, eskiden hayatını evinde kazanan kadının, pazarda iş bulma dâvâsıdır…”
***

TEFEKKÜR VE TEDBİR


FİKRİN MAYASI HAMURUNDAN ÖNEMLİDİR

Ziyâd rahımehullâh şöyle diyor:

“Bir sıkıntıya düştükten sonra tedbir alan, akıllı değildir. Akıllı kişi, hâdiseleri/gelişmeleri önceden kestirip ona göre tedbir alandır. Çünkü fikrin mayası, hamurundan daha önemlimdir.” (İmâm Şa‘rânî, Tenbîhü’l-Muğterrîn)

Yazı kategorisi: BUNLARI BiLiYORMUYDUNUZ, DiGER KONULAR, DiNi KONULAR, GENEL, GÜNCEL, GÜNDEM, OSMANLILAR, TAVSİYELER, TÜRKİYE, YORUMLAR, YORUMSUZ, İLGİNÇ | » yorum bırak;

NAMAZDA KALB HUZURU

Yazan: Site - Yönetici Mart 13, 2008

HADİS-İ ŞERİF
Nafile gece namazının nafile gündüz namazı üzerine üstünlüğü,gizli sadakanın aşikare sadaka üzerine üstünlüğü gibidir.(Taberani,el-Mu’cemü’l Kebir)

NAMAZDA KALB HUZURU


Namazda kalbin huzuruna mâni olan şeyler şüphesiz kişinin kendisinin muhtaç olduğu şeylerdir. Bu arzularından vazgeçmek için nefsini muaheze eder, hesaba çeker ve bilir ki kendisini namazda meşgul eden şey, dînin düşmanı olan şeytanın yardımcısıdır.
Bütün hatâların başı ve fesadın kaynağı dünyâ sevgjsidir. Dünyâ sevgisi, kökü çok derinlerde bir ağaç gibidir ki kimin kalbini istilâ ederse namazda münâcâtın lez¬zetini alamaz. Dünyâ zevkine dalan kimse, Allâhü Teâlâ ile münâcâttan zevk alamaz. Kişinin himmeti gözünün dikildiği noktadadır. Eğer gözü dünyalıkta ise himmeti de dünyalıktır. Bunun yegâne tedavisi bu fesat ağacını kökünden sökmektir. İşte acı ilâç budur. Acı olduğu için insan tabîatı onu sevmez
Ebû Talha (r.a.); bahçesinde namaz kılarken, daldan dala konup cıvıldaşan bir kuş hoşuna gitti. Bir müddet ona bakıp oyalanırken kaç rek’ât kıldığını şaşırdı. Hâdiseyi Peygamber Efendimiz’e (s.a.v.) anlattıktan son¬ra, “
Yâ Resûlallah, beni namazda meşgul eden bu bahçeyi sadaka ediyorum. Nereye emir buyurursan oraya sarf edilsin.” diyerek bahçeyi tasadduk etti.
Kişinin namazın bütün cüzlerinde huzuru kalp üzere bulunması pek zordur. Fakat bununla beraber gayretten geri kalmamak, gönlünü namaza bağlamak ve mümkün olduğu kadar meşgalelerini azaltmak lâzımdır.

Yazı kategorisi: NAMAZ | » yorum bırak;

MENEMEN VAK’ASI

Yazan: Site - Yönetici Mart 13, 2008

MENEMEN VAK’ASI

Genelkurmay Başkanlığı’nın arşivine göre Kubilay’ın katilleri esrarkeş

Erdal Şen – Politika Muhabiri, ZAMAN Gazetesi, 24.12.2006

‘İrticaî kalkışma’ şeklinde sunulan Menemen Olayı ile ilgili önemli belgelere ulaşıldı. Genelkurmay ve Emniyet arşivi, Kubilay’ı katledenlerin esrarkeş olduğunu ortaya koyuyor.

Genelkurmay, ayrıca dönemin yerel idarecilerini, haberdar olmasına rağ-men olaylara seyirci kalmakla suçluyor.

Tarihe ‘Menemen Olayı’ olarak geçen Asteğmen Kubilay’ın katledilmesinin üzerinden 76 yıl geçti. Ancak ‘irticaî kalkışma’ olarak sunulan hadiseyle ilgili şüpheler zihinlerden hiç çıkmadı. Gerek Mehdiliğini ilan edip topladığı bir avuç müridini esrar içirerek kendisine bağlayan Derviş Mehmet‘in kimliği, gerekse resmî makamların olay sırasındaki ihmalleri, resmî teze karşı çıkan araştırmacıların komploiddiasına yol açtı. Bu tartışma her 23 Aralıkta yeniden gündeme gelirken, Zaman olayın perde arkasıyla ilgili önemli bir belgeye ulaştı.

O dönemde Büyük Erkan-ı Harbiye Riyaseti olarak adlandırılan Genelkurmay Başkanlığı‘na ait 26 Aralık 1930 tarihli bir belge, hükümet yetkililerinin ihmallerine dikkat çekiyor. Genelkurmay tarafından Menemen’e gönderilen 1. Kolordu Komutanı Vekili Muğlalı Mustafa Paşa (Mustafa Muğlalı) hadiseden üç gün sonra Ankara’ya ilettiği raporda Derviş Mehmet’in şüpheli hareketlerinin yetkili mercilerce bilindiğine işaret ediyor. Buna rağmen gerekli takibatın yapılmadığı; uzaktan seyirci kalınarak adeta “olay çıkmasına göz yumulduğu” ima ediliyor. Emniyet arşivlerindeki bir belgede ise Derviş Mehmet’in etrafındaki insanları esrara alıştırıp, istediğini yaptırdığı belirtiliyor. Dokuz maddeden oluşan dört sayfalık Genelkurmay raporunda da kendisini ‘Mehdi’ ilan eden Derviş Mehmet’in Manisa’da bir esrarkeş kahvesini mekan edindiği ve çevresindeki insanlarla uzun süre şüphe uyandıracak fiiller içinde bulunduğu kaydediliyor. Derviş Mehmet’in bu şüpheli halinin bilinmesine rağmen ortadan kaybolduğuna dikkat çekilen raporda, “Kayboluşları Manisa hükümetine bildirilmesine rağmen, Menemen’e gelene kadar 15 gün boyunca gezdikleri civar köylerde ahaliye telkinatta bulunmalarına rağmen bundan haberdar olunmaması ve hükümet konağı önüne gelene kadar Menemen hükümetinin bundan hiçbir suretle malumat almaması” eleştiriliyor.

Genelkurmay raporunda Menemen kaymakamı ve ilçe jandarma komutanı hakkında da ağır suçlamalar var. Kaymakamın hükümet konağına çok sonradan geldiği ve olan bitene uzaktan seyirci kaldığı kaydedilirken, jandarma kumandanı için, “Hükümet konağı içerisine dört neferiyle birlikte girerek kadın gibi saklandı.” ifadeleri kullanılıyor.

“Büyük Erkan-ı Harbiye Riyaseti’nin 26/12/1930 tarihli ve 6747 No’lu tezkeresinin suretidir” üst başlığı bulunan dokuz maddelik raporun 6. maddesinden bazı satırbaşları şöyle: “Şu mes’elede çok şayan-ı dikkat ve mühim gördüğüm noktalar Manisa’da ilk önayak olarak ortaya atılan bu şerirlerin Manisa’da iken bir esrarkeş kahvesinde daimi surette içtima ederek orasını tekke haline getirdikleri ve son zamanlarda hepsinin sakal bırakmak suretiyle bütün bütün calib-i şüphe vaziyet aldıkları ve bu hal Manisa zabıtasınca da malum olduğu halde Manisa’dan birdenbire gaybiyetleri ve hatta bu gaybiyetlerin aileleri tarafından hükümete malumat verilmesi üzerine Manisa hükümetinin bunlar için hiçbir teşebbüste bulunmaması ve civar kazaların nazar-ı dikkatleri celbedilmemesi gerek Manisa’da gerekse haricinde teşkilatların olup olmadığı hakkında tahkikat ve tetkikat yapılmayarak işin tesadüfe bırakılması Manisa’dan ayrıldıktan sonra Paşaköy, Yağcılar, Bozalan, Çukurköy ve civarlarında on beş gün dolaşarak ahaliye birtakım telkinatta bulunmalarından hiç kimsenin haberdar olmaması 23/12/1930 günü sabah namazına doğru musellahan ve birlikte sabah namazını kılarak ve camiden ellerine bir de bayrak alarak yine ahali ile camiden çıkışlarından ve sabahleyin hükümet konağı önüne kadar gelişlerinden Menemen hükümetinin hiçbir suretle malumat almaması…” Aynı maddenin sonunda kaymakamlık ve jandarma komutanının tavrı da şu sözlerle eleştiriliyor: “Menemen kaymakamı beyin, hükümet konağı cihet-i askeriye tarafından işgal edildikten sonra ancak hükümete gelmesi ve bu zamana kadar adeta seyirci vaziyetinde kalması ve bir silah arkadaşı koyun gibi karşısında boğazlanırken Menemen jandarma kumandanının dört neferi ile hükümet konağı içerisine girerek kadın gibi saklanması…”

Raporun 7. maddesinde ise Kubilay’ın askerlerinin neden cephanesiz olduğu sorgulanıyor: “Sevk u idare hatalarına alaydan telefonla kuvvet talep eden jandarma kumandanı şu kuvvetin ne için ne maksatla ve ne gibi bir vaziyet karşısında talep edildiği hakkında alayı tenvir etmemiştir. Jandarma kumandanının noksan olarak verdiği bu malumat alayca gönderilen ilk bölüğün cephanesiz olarak yola çıkarılması kuvvetlerin vaziyeti hakim olmasına sebep olmuştur.”

Emniyet raporu: Esrarlı sigarayla tasarrufunu artırıyormuş
Kubilay’ı öldüren Derviş Mehmet’in çevresindeki insanları esrarla etki altına aldığına ilişkin bir başka resmî bilgi de Emniyet Genel Müdürlüğü kayıtlarında yer alıyor. Dönemin İçişleri Bakanlığı’na 25 Aralık 1930′da
Vali Kazım imzasıyla gönderilen 7 maddelik raporun 4. maddesinde şunlar yazılı: “Bunların hepsinde esrar ve esrarlı sigara olup, Derviş Mehmet bunları Manisa’da alıştırmış ve bununla da tasarrufunu artırıyormuş.”
———————————————————————————-

23 Aralık 1930′da Menemen’de neler yaşandı?

Mustafa Fehmi Kubilay, Giritli Hüseyin ve Zeynep çiftinin çocuğu olarak dünyaya geldi. 1906 doğumlu Kubilay’ın asıl mesleği öğretmenlikti.

23 Aralık 1930′da İzmir’in Menemen ilçesinde meydana gelen olay sırasında askerlik görevini yapıyordu.

‘Mehdi” olduğunu iddia eden Giritli Mehmet (Derviş Mehmet) 7 Aralık’ta, 6 müridiyle Manisa’dan yola çıkarak, civardaki Paşa köyünde yaptıkları hazırlık ve propagandalardan sonra 23 Aralık sabahı, gün doğarken tekbirlerle Menemen’e girdi.

Belediye meydanında çevresine topladığı yaklaşık yüz kişiyle hükümet karşıtı sloganlar atmaya başladı. Silahlı olan asiler bir müfrezenin başında olaya müdahale eden Asteğmen Kubilay’ı, hemen ardından da Hasan ve Şevki adındaki iki mahalle bekçisini öldürdü. Olay, arkadan yetişen askerî birlikler tarafından şiddetle bastırılırken, Derviş Mehmet ve iki müridi öldürüldü.

31 Aralık 1930′da toplanan bakanlar kurulu, Menemen ilçesi ile Manisa ve Balıkesir merkez ilçelerinde bir ay süre ile sıkıyönetim ilan edilmesine karar verdi.

Sıkıyönetim komutanlığına 2. Ordu Kumandanı Fahrettin Paşa (Altay), Divan-ı Harp Reisliği’ne 1. Kolordu Komutan Vekili Muğlalı Mustafa Paşa atandı.

Olay 1 Ocak 1931′de Denizli Milletvekili Mazhar Müfit (Kansu) ve arkadaşlarınca verilen soru önergesiyle TBMM gündemine getirildi. Soru önergesini Başbakan İsmet Paşa (İnönü) cevaplandırdı. Daha sonra sıkıyönetim ilanına ilişkin önerge tartışıldı ve oybirliğiyle kabul edildi.

Erdal Şen – Politika Muhabiri

Yazı kategorisi: BUNLARI BiLiYORMUYDUNUZ, DiGER KONULAR, GENEL, GÜNCEL, GÜNDEM, TARİH, TAVSİYELER, TÜRKİYE, YORUMLAR, YORUMSUZ | » yorum bırak;