Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Muhyiddin İbni Arabi Hazretleri`nin Hayatı Hakkında Kısa Bir Giriş..

Posted by Site - Yönetici Ocak 17, 2008

Muhyiddin İbni Arabi Hazretleri kimdir,Muhyiddin İbni Arabi Hazretleri`nin Hayatı Hakkında Kısa Bir Giriş..

Muhyiddin İbni Arabi Hazretleri`nin Hayatı Hakkında Kısa Bir Giriş..

Muhittin Arabi Hz. Daha doğmadan önce bir olay gelişir ki, bu olay anlatıldığında onun kim olduğu hakkında bir ön bilgi edinmiş oluruz.
Bu olay Gavs-ı A’zam Abdülkadir Geylani Hz. leri zamanında meydana gelmiştir.
Muhittin Arabî Hz. nin babasından rivâyet olunur ki: Cenâb-ı Hak bu zâta her türlü nimet ve devlet ihsan buyurduğu halde kendisine vâris olacak bir erkek evlâdı olmadığına çok müteessir olduğu için şimdiki İspanya olan Mağrib’de birçok evliyanın himmetlerine başvurmuş, malesef hiçbir zâtdan derdine derman olacağına dair müjde alamamış.
Çok zamanlar evlâd hayaliyle kalbi rahatsız olan bu zâta günün birinde bir meczûb-u ilâhi rastgelir ve ona der ki:
“Sana himmet ve inâyet, derdine derman ancak Hazreti Gavs-ı A’zam Abdülkadir Efendimiz’den olacaktır. Hemen Bağdat’a git, Cenâb-ı Gavs’a müracat et. Zira şimdiki zamanın tasarruf sahibi odur. Senin muradını Cenâb-ı Hak, O Zât’ın sayesinde ihsan buyuracaktır.”
Muhiddin-i Arabi Hz. Ali bu müjdeyi alır almaz derhal Bağdat’a sefer eder ve şehre girince doğruca Gavs-ı A’zam Abdülkadir Geylani Hz.lerinin huzuruna varıp el öper ve kendisi hiçbir şey söylemeden Hazreti Pîr kendisine der ki:
“Senin için erkek evlâd mukadder değildir. Biz nereden sana erkek
evlâdı bulup verebiliriz?”

Muhiddin-i Arabi Hz. Ali bu kelâmı işitince Hazreti Pîr’den şöyle niyazda bulunur:
“Sultânım! Nasîbimde erkek evlâdı olmadığını biliyorum. Fakat sizin, Hakk’ın izniyle her şeye kaadir olduğunu ve bana bir evlâd vermek kudretinde bulunduğunu da biliyorum. Gavsiyyetinize sığınan benim gibi âciz bir insanın lûtuftan mahrum edilmeyeceği kanaatindeyim. Cenab-ı ilâhiden bana çok hayırlı bir evlâd ihsân edilmesini sizinkereminizden istirham eylerim. Zira, İlahi sohbet yerine başvuranlar, ümitsiz olarak geri dönmezler.”
Gavs-ı A’zam bu ihlaslı adamın hatırını memnun etmek için:
“Yâ Muhiddin-i Arabi Hz. Ali! Zürriyetimde bâkî kalan son evlâdımı İlahi kudret ile sana bahşettim.” deyince, Muhiddin-i Arabi Hz. Ali çok memnun kalarak, memleketi olan Mağrib şehrine döner. Bu manevî ilâhi sır ile Cenâb ı Hak da hikmetle tecellîsini gösterir. Bir müddet sonra Muhiddin-i Arabi Hz.ü’ş-şüyûh (Muhiddin-i ArabiHz.lerin Muhiddin-i Arabi Hz.i) Muhyiddîn-i Arabî Hazretleri doğar.
Özetle bu İslam ümmeti içinde Cenâb-ı Hak iki Muhyiddin yaratmıştır ki, biri peder-i manevî Gavs-ı A’zam Seyyid Sultan Muhyiddin Abdülkadir-i Geylani, diğeri de O’nun manevî evlâdı olan Kutbü’l-Aktâb Hazreti Muhyiddin-i Arabî’dir. Bu iki Zât’ın evliyaullaharasında kadir ve kıymetleri pek yüce ve mukaddesdir.Allah O’nlardan razı olsun.

Gavs- A’zam Seyyid Muhyiddin Apdülkadir Geylani Hz.’leri vefatından evvel arkadaşlarına şöyle buyurmuştur: “Şu hırkayı alın, Mağripten gelecek aziz bir vücuda verin, o, Muhiddin-i Arabi’dir.”demiş, vefatından nice yıllar sonra bu hırkayı Muhiddin-i Arabi Hz.’lerine vermişlerdir. Muhiddin-i Arabi Hz.’leri de aynı hırkayı üvey oğlu,çok sevdiği Sadrettin Konevi Hz.’lerine vermiştir.

İbn-i Arabi Hz, Endülüsün Mursiya kasabasında 7 Ramazan 560 (7-Ağustos-1165) yılında doğmuştur. 8 yaşında iken Mursiya’dan İşbiliye’ye taşınmışlar ve ilk tahsiline İşbiliye de başlamıştır.
Gençliğinin bir devrinde bazı valilere katiplik yaptığı bilinmektedir. Küçük denecek yaşta iken şiddetli bir hastalığa yakalanmış, hastalığın tesiriyle bayılmış ve kendisini ölüsanmışlar. Bu hastalığı Futuhat-ı Mekkiye isimli eserinde şöyle anlatır: “Bu esnada çirkin suratlı kimselerin kendisine eziyet etmek istediklerini, buna karşılık güzel yüzlü ve kokulu bir şahsın kendisini kurtarmaya çalışıp, ötekileri dağıttığını görmüş, bu şahsa kim olduğunu sorunca, “Yasin suresi” cevabını almıştır.Kendisine gelince, babasının başı ucunda ağlayarak, Yasin suresini okumakta olduğunu görmüş. Bu ve buna benzer olaylar hayatı boyunca defelarca tekrarlanmış ve onun tasavvufi fikirlerinin esaslarından birini teşkil etmiştir. Herhangi bir şeye delalet eden isimler ona bir insan şahsı gibi görünmüş ve bu insan kendisine türlü konularhakkında bilgi vermiştir.

Bu hadiseden bir süre sonra İbn-i Arabi Hz. Bir süre halvete çekilmiş, her sahada, bilhassa Tasavvufi marifetler sahasında hiç bir şey bilmezken, şahıs olarak görünen isimlerin telkini ile halvetten herşeyi bilir olarak çıkmıştır.

Buhalini gören babası onun yakın dostu, zamanın en büyük felsefecilerinden biri olan İbn-i Rüşd’ün yanına bir iş bahanesiyle göndermiştir.
İbn-i Rüşd, İbn-i Arabi Hz.’lerini görünce, ona sarılmış ve “Evet” demiş, kendiside buna “Evet” cevabı vermiştir. İbn-i Rüşd anlaşıldığına sevinirken, İbn-i Arabi Hz.’lerinin “hayır” demesi üzerine, canı sıkılmış, rengi atmış, felsefesinin yalnış olup-olmadığından şüpheye düşerek, ona şu suali sormuş:
-“İlham ve keşf ile nasıl bir netice elde ettin? Bu bizim mantıklı düşünce ile elde ettiklerimize uyuyormu?”
-İbn-i Arabi Hz.’leri buna: -“Evet, Hayır. Evet ile hayır arasında ruhlar bedenlerinden, boyunlar gövdelerinden ayrılır.” cevabını vermiştir.
Bunun üzerine İbn-i Rüşd, sararıp titremiş, böyle bir kimse ile görüşmeyi nasip ettiği için Allah’a hamd ve şükür etmiştir. O zaman İbn-i Arabi Hz.’leri henüz 18 yaşında idi. Kendisine vakıf olan ilhamlara rağmen, İbn-i Rüşd’ün yüksek düşünce ve bilgilerini kabul eden İbn-i Arabi Hz.’leri, onu bir daha görmek istediği halde, bunun mümkün olmadığını, aralarına gerilen bir perdenin (Hicap) buna engel olduğunu söylemiştir. 1194 yılına kadar, her ne kadar Endülüs ve Kuzey Afrika’nın bir çok şehirlerini dolaşıp, bu şehirlerdeki çeşitli tasavvuf büyükleriyle görüşsede esas olarak İşbiliye’de kalmış, 1194 yılında Tunus’a, 1195 yılında da Fas’a gitmiş, 1199 yılında Kurtuba’da İbn-i Rüşd’ün cenaze töreninde bulunmuştur.
Yanında bulunan arkadaşının dikkat çekmesi ile Marakeş’ten gelen cenazenin bir hayvan üzerinde, bir tarafında cenaze, bir tarafında eserleri olarak dengeli bir biçimde olduğunu görmüş ve arkadaşına, “Ümitlerinin gerçekleşip-gerçekleşmediğini ne kadar bilmek isterdim.” demiştir. 1201 yılında Magrip şehrinde iken, Hz. Hızır ile Musa’nın (A.S) makamına erişmiştir. Buradan, Tunus’a, geçmiştir. Tunus’tan Mısır’a gitmek üzereyken yol üzerinde, sazlıklar içinde ömrünün 30 yılını geçirmiş bir adama tesadüf etmiş. Adamın hali hoşuna gittiğinden onunla 3 gün kalmış ve onunla birlikte ibadetle meşgul olmuştu. Adam her gün denizden 3 balık tutar, birini yer, birini azat eder, birini de misafire ikram edermiş. Ayrılacağı zaman Muhittin Arabi Hz.’lerine nereye gittiğini
sormuş, Mısır’a gideceğini öğrendiğinde gözleri dolarak, “Ah! Benim de üstadım Mısır’dadır. Ona git ve benim selamımı söyle, bana biraz hikmetli sözler ve nasihat iste” demiş. Muhiddin-i Arabi Hz.’leri hayretler içinde, bu dünyadan elini eteğini çekmiş bir kişinin nasıl olupta hala nasihat ve hikmetli söze ihtiyacı olacağını düşünerek Mısır’a varmış ve bahsettiği üstadın sarayını bulmuş. Üstadı, debdebe ve tantana içinde bir dünya ehli gibi yaşarken bulmuş, kendisinden, o şahıs için nasihat istediğinde;

üstadı:
-“Ona git söyle, gönlünden dünya muhabbetini silsin.” Demesiyle hayret ederek bir süre sonra, o şahısla karşılaşıp üstadının söylediğini aktarınca, bu dünyadan elini çekmiş gibi görünen şahıs derin bir ah çekerek “Ben otuz küsür senedir burada ibadet ediyorsam da hakikatte gönlüm dünyadadır. Üstadım dünya ziynetleri içindeyse de kalbinde zerre kadar dünya sevinci ve kederi yoktur. Ey Muhittin! işte bizim hakikatte farkımız budur” demiştir.
Bu hikayeden bize ders; insanlık cemiyet hayatı üzerine kurulmuştur. Kalbin arınması da yine insanlar arasında yaşıyarak ve Allah’ın isim ve sıfatlarının zuhurunu müşahede ederek tefekkür ve kalb temizliğinin, yüzlerce yıl halvette kalmaktan daha önemli bir irfan yolu olduğudur.


Muhiddin-i Arabi Hz.’leri bir yıl sonrada Tunus’tan gemi ile Mısır’a geçmiş. Mısırda; Taki Al-din b. Abdulrahman’ın elinden Hızır A.S’ın hırkasını giymiştir. Buradan Kudüs’e geçmiş, Kudüste bir kaç gün kalarak, yürüyerek Mekke’ye gidip Hacc’ını yerine getirmiştir. Burada iki yıl kalarak manevi hallerinin en yüksek noktasına
erişmiştir. Mekke’de kaldığı iki yıl boyunca sık sık Kabe’yi tavaf edermiş. Bir seferinde Kabe’yi tavaf ederken, herkezin gölgesini olduğu halde, çok uzun boylu bir adamın gölgesinin olmadığını farketmiş. Uzun boylu adam tavaf ederken; -“Bizler de sizler gibi bu beyti tavaf ediyoruz” dermiş.
Yanına yaklaşıp, kim olduğunu sorduğunda:
– Ben senin büyük atalarındanım, demiş.
– Sordum:
– Hangi asırda yaşadınız?
– Kırkbin sene evvel vefat etmiştim.
– İnsanın atası olan Adem’in (A.S) altıbin sene evvel halkolunduğunu söylerler.
Sen hangi Adem’den bahsediyorsun? Bil ki; insanın ilk atası olan Adem’den evvel yüzbin Adem gelip geçmiştir.” dedi.
1202 yılında Allah’a kendi kendine söz vererek oruca başlamış ve üç ay boyunca hiç bir şey yemiyerek ve içmiyerek, Allah’ın ona açtığı ilahi bilgilerle kendisinden hiç bir şey katmıyarak “Fütuhat-ı Mekkiye” adlı eserini yazmıştır. Bu üç ay süresince Kabeyi tavaf ederken,” zemzem, kulak ile duyacak şekilde, kendisinden su içmesini isterdi.” Fakat kendisi, Ulhi yakınlığın son noktasına geldiği bu haller içerisinde, onu dinlemenin bu hali sona erdirecek bir perde olacağını düşünerek, Zemzem’e susmasını söylerdi.
Bir rivayete göre Fütuhat-ı Mekkiye’yi tamamladığı vakit, sayfalar halinde onu Kabe’nin damına koymuş. “Eğer bu kitapta benden bir kelime varsa, bu sahifeler kaybolsun” demiş, bütün kış bu sahifeler evinin damında kaldığı halde, hiç bir sahifesi kaybolmadıktan sonra kitap tamamlanmıştır. 1203 yılında gördüğü bir rüyada: Kabenin duvarları altın ve gümüş tuğlalarla örülmüştü, kendisi bunun güzelliğini seyrediyordu. Orada iki tuğlalık bir boşluk vardı ve nefsi iki tuğla halini alarak bu boşluğu dolduruyordu. Kendisi hem onları seyrediyor, hemde yerlerini doldurduğunu, yani zat’ı ile onların Zat’ının aynı olduğunu görüyor ve anlıyordu.
1204 yılında Ali b. Abdullah b. Caminin elinden ikinci defa Hızır’ın (A.S) hırkasını giymiştir. Aynı yıl Muhiddin Arabi Hz. Malatya’ya geldiği yıldır.

Malatya’dan Konya’ya geçmiş. Konya’da, Selçuklu hükümdarlarından büyük destek görmüştür. Kendisine 100.000 dirhem değerinde ev bağışlanmış, fakat kendisine gelen bir dilenciye “Ey dilenci, şu anda saraydan başka bir şeyim yoktur. Allah rızası için şu ev senin olsun” diyerek, bu evi sadaka olarak bağışlamıştır. Bu arada bir çok kereler Kudüs, Mısır’ı ve Halep’i ziyaret etmiştir.
Büyük dostu Maceddin İshak’ın vefatı ile onun dul karısı ile evlenerek Sadrettin-i Konevi Hz. Üvey babası olmuştur. Muhiddin-i Arabi Hz.’lerinin bu evlilikten iki oğlu ve bir kızı meydana geldi.
Oğullarından Sadullah 1222 senelerinde Malatyada doğdu. Bütün ömrünü hadisi şerifle, nakil tedrisiyle (Tarikat öğretimi) geçirdi. 44 yaşında Şam’da öldü. İmadettin de Sadullah’tan 6yıl sonra Şam’da vefat etmiştir. Kızı Zeynep küçük yaşta iken ölmüştür.1230 yılında, üvey oğlu Sadrettin Konevi Hz. ile birlikte Şam’a yerleşti ve
ölünceye kadar burada kaldı.

1240 yılının bir cuma gecesi, Rıhlet (Geçmek, göçmek) kelimesinin bir remzi olarak bu dünyadan ayrıldı. Ömürleri 75 yıl olup Hakim ismine mazhar olmuştur.
Muhiddin-i Arabi Hz.’leri bu günkü Şamı’ın Salihiye mevkiine gömüldü. Bir süre sonra mezarı kaybolmuş ta ki, Yavuz Sultan Selim, Mısır’ı alınca, Vasiyeti gereğince mezarı buldu. Zira, Muhiddin-i Arabi Hz.’leri kitabında: “Şin Şın’a girerse benim mezarım meydana çıkar” demiştir. Yavuz Sultan Selim, Şam’a girince de mezarı buldurtup, oraya mükemmel bir türbe, yanına bir cami ve imaret yaptırmıştır. Ayrıca Muhiddin-i Arabi Hz.’lerinin ayak vurduğu yere giderek buradaki hikmeti anlamak istedi. Tam Muhiddin-i
Arabi Hz.’lerinin ayağını vurduğu yeri kazdırdığında, bir küp altın bulmuşlardır.

Muhiddin-i Arabi Hz.’leri hakkında Hakikat ehli olmıyan bazı kimseler kendisinin hayatta olduğu zaman da olduğu gibi, şimdi de ilimleri yeterli olmadığından ötürü bazı yersiz karşı çıkmalar olmaktadır. Zaten bizim bu kitabı hazırlamamızdaki temel neden de budur. Şimdi Yavuz Sultan Selim Han zamanına dönelim ve Yavuz Sultan Selim’in Şeyhülislamı büyük insan ve Müftiyüssakaleyn ünvanını kazanmış İbni Kemal paşa’nın Muhiddin-i Arabi Hz.’leri hakkındaki fetvasını bugünkü dile aktaralım.
“Ey İnsanlar! Biliniz ki Şeyhlerin en büyüğü, kerimlerin en önde gideni, Arifler kutbu ve Allah’ın birliğine inananların İmamı Endülüslü Muhammed İbnül Arabi Ayet ve Hadislerden hüküm çıkarabilenlerin en kamili ve Fazilet sahibi bir Yol göstericidir.
Zamanın Alim ve Faziletli kişilerinin bilgilerindeki hayat hikayelerini, (kıssalarını) inkar ve inkarında ısrar ederse, şüphesiz delalette kalır. Kendilerinin “Füsusül Hikem ve Futuhat-ı Mekkiye” gibi bircok eseri vardır. Bu eserlerdeki meselelerden bazılarının lafız ve manası malum ve emri ilahi, bazısı Nebevi açıklamalar ve bazısı keşif ve manevi bilgileri bilenlerden başkasına kapalıdır, zahir ehlinin idrakinden gizlidir.

Bu manaları anlamayanlara bu makamda susmaları vacip olur. Zira Cenab-ı Allah “Bilmediğin şeye tabi olma, tahkik, kulak, göz ve kalb bunların herbirisinden sahibinin ilmi derecesinde sual olunur.”
Ayrıca “bir mümine kafir diyen, şüphesiz küfretmiş olur” hadisini de hatırlatırız.

Muhiddin-i Arabi Hz.’leri sadece Asya ve Arabistan da değil tüm dünyada bilinmektedir. İşte buna bir örnek:
İkinci dünya savaşının devam ettiği 1943 yılında bir Türk heyeti Amerika’yı ziyaret etmektedir. Cumhur başkanı Roosewelt hasta olmasına rağmen heyetimizle görüşmeyi arzu eder. Bundan sonrasını heyette bulunan zattan dinliyelim:
“Başkan Beyaz saraydaki dairesinde bizleri kabul edip oturttuktan sonra sözlerine;
“Bir Türk heyetinin Amerika’yı ziyaretini bana bildirdikleri andan itibaren sizlerle tanışıp, politikanın dışında bir görüşme yapmayı arzu etmiştim” diye başladı ve devamla;

“Gerek Amerikalı, gerekse dünyanın her köşesinden gelen ilim adamlarıyla yaptığım özel görüşmelerimde bugüne kadar dünyada ilim, felsefe ve mistik alanda sayıları bir çok insanın yetiştiğini bilinmekle beraber bunların en büyüğü olarak hemen hepsinin bir tek insan üzerinde ve yaşadığı sürede beşyüze yakın eser bırakmış Endülüslü tanınmış Alim ve Mutasavvıf Muhittin el Arabinin üzerinde birleştiklerini tesbit ettim. Yalnız benim için aydınlanması gereken bir husus var. Füsusül Hikem ve Fütuhat-ı Mekkiye gibi değerli bir çok eser yazan bu büyük insan hakkında neden İslam bilginleri aleyhinde bulunmuşlar, yakışıksız sözler söylemişler ve ölümünden sonra da mezarını belirsiz bir hale getirmişler? Ancak bu zatın ölümünden üçyüzyıl sonra bir Türk Hakanı Sultan Selim Mısır’ı almaya giderken mezarını buldurup, türbesini yaptırmıştır. Bu jest şüphesiz ona karşı duyduğu saygıdan ileri gelmiştir. Fakat bu geçikme neden? İşte bunu bilmek
istiyorum.”
Benim bu sahada meşgul olduğumu bilen Heyet Başkanı, cevap vermeyi bana bıraktı:
“Efendim, önce şunu bilhassa belirtmek isterim ki, bütün İslam bilginleri Şeyhül Ekber Muhiddin-i Arabi’nin aleyhinde bulunmamışlardır. Bu zatın aleyhinde bulunanlar daha ziyade zahiri ilme mensup bilginlerdir. Bunlar onun geniş kapsamlı Allah’ın vücud
birliği fikirlerini, ya kavrayamamış veyahut İslam şeriatine uygun düşmediği düşüncesine kapılmışlar ve onu bu yüzden haksız yere yermişlerdir. Fakat batıni ilme mensup bilgin, hakikat ve irfan ehli kimseler, onu gerçek yönleriyle tanımış ve onu en büyük bir müctehid (Ayet ve hadislerden hüküm çıkarmış büyük İslam alimleri ve
önderleri) ve Mutasavvıf olarak kabul etmişler ve kendisine büyük saygı duymuşlardır. Yalnız onun eseri olan Füsusu yüze yakın Türk ve İslam bilgininin şerh etmesi buna bir delil teşkil eder.”
Dedik.
Bunun üzerine Başkan gülümsedi ve “Şimdi durum benim için aydınlandı, teşekkür ederim” diyerek önündeki çekmeceyi açtı. “Bakınız ben hergün işime başlamadan önce o büyük insanın Fütuhat-ı Mekkiyesini okurum, halen üçüncü cildini hayranlıkla okumaktayım” dedi ve kitabı bize gösterdi. Hepimiz hayretler içinde kaldık”

Biz muslumanlarin ibret alacagi bir davranis, ABD universitelerinde ibni sina.ibni haldun`larin kitaplari bastaci edilirken,Bizler o buyuk alimlere ilgisiz kaldik. Maalesef.

22 Yanıt to “Muhyiddin İbni Arabi Hazretleri`nin Hayatı Hakkında Kısa Bir Giriş..”

  1. mahir said

    kurban doğru olan söze can feda allah rzı olsun emeğinize sağlık inşallah bu bilgilerin devanımı niyaz ediyoruz.allaha emanet olunuz.

  2. efendi kalkan said

    fütühatti mekkiye eserini bu siteye ekleseniz çok sevinirim ALLAH’a emanet olun

  3. Admin said

    Efendi bey, fütühatti mekkiye isimli eser elimize gecerse siteye veririz insaallah. Yorumunuz icin tesekkur ederiz.

  4. Çok değerli site yöneticisi;

    “Fatih Sultan Mehmet’in Edremit’e iki kez gelişi” hakkında bir yazı yazıyordum. Elimde bulunan tarihi dökümandan “Sadrettin Konevi’nin, “Miftah’ül Gayb’ülervah” adlı eserini “şerh” etmesini istemiş Fatih Sultan, “Edremit’li Şeyh Ahmet ilah’tan. Google’den her ne kadar araştırdıysam bulamamıştım Şeyh Ahmet İlah’ı. Ama sizin sayfanıza araştırma esnasında takılı kaldım.

    Özellikle Muhiddin Arabi Hz’lerini görünce şevk içinde okuya kaldım. Çünkü yıllar önce elime geçen küçük bir kitapta, onun hadisleri ve anılarını okumuş ama yaşamı hakkında bilgi hiç yer verilmemişti.

    Şimdi hakkındaki bilgim tam oldu. Ve size ne kadar teşekkür etsem azdır. Benim de siteye katkım olsun istedim ve Muhiddin Arabi Hz’leri hakkında bir anıyı size aktarmaktan memnun olacağım:

    ” Muhiddin Arabi Hz’leri, hayır için hep yemek ziyafetleri verdiği bir günmüş. Sofrası yine kalabalık yine bereketliymiş. Dualarla yemek yemeğe başlanıldığı bir sırada Hz’lerin gözüne bir 24 yaşlarında genç ilişmiş. Genç yemek yeme şöyle dursun, her iki gözlerinden yaşlar eteklerine bolca dökülüyormuş.

    Kalp gözü açık Muhiddin Arabi Hz’leri;

    -” Evlat, neden ağlarsın ve neden yemek yemezsin, aç değil misin?” diye sormuş.

    Aslında Hz’leri manevi perdesinde şunları görmüş ve o gencinde kalp gözünün açık olduğunu ve annesinin işlediği bir günah yüzünden cehenneme doğru meleklerin götürdüğünü her ikisi de görmüş. Genç Hz’lerin bu sorusuna yine iki gözü çeşme hıçkırıklar içinde yanıtlamış:

    -“Efendim, annem cehennem ateşinde yanacak iken ben burada nasıl yerim. Karnım aç ama acımdan yiyemiyorum…”demiş.

    Değerli Zat-ı Muhterem Muhiddin Aarbi Hz’lerine tüm sofrasında konuk olanlar susmuşlar ve bir mucizeye de tanık olmuşlar…

    -“Yüce Rabbim, daha önce kendim için okumuş olduğum ve hala üzerimde bulunan 70 bin Kelime-i Tevhid’i,senin rızan için verdiğim bu yemek masamda bulunan şu gencin, ölmüş annesinin ruhuna hediye ediyorum. Kabul eyle Yarabbim!”

    -“Aminn!” dedikten sonra ellerini yüzüne sürmüş ve sofrada herkes “Amin!” diye dualar etmişler.

    Az sonra o genç, sevinçle ve mutlulukla haykırmış:

    -“Allah sizden razı olsun efendim!..Annemi melekler şimdi de, cennete götürüyorlar!”

    Allah Yüce İslamı Habibi Hz. Muhammed ile bize hediye vermiş ve Kuran’ı ile yolumuzu aydınlatmıştır. Her kim bu yüce ve kutsal insanları bize bilgisiyle, kalemiyle çıkar amacı gütmeden sunuyorsa, Allah onlardan da razı olsun!

    Saygılarımla

    Emine Pişiren/Edremit/Akçay

  5. muhittin said

    selamun aleyküm diyerek sizden bu zatın adını taşıyarak bu insanın kitablarını nerden ve ne şekilde bulabilirim birde duydugum kadarıyla bi kitabı daha varmış onu göremedim kitabcılarda acaba bu kitabıda nerelerden temi edebilirim yada yoksa bana ufak bilgiler verebilirmisiniz teşekkür ederim kitabın adı cifr deniliyo eyer bana açıklarsanız sevinirim allaha emanet olun saolun allah raziy olsun sizlerden böle sitelere ihtiyacımız çok

  6. Admin said

    Muhittin bey, Nerede yasadiginizi bilmiyorum, eger istanbuldaysaniz suhuflar carsisina bir bak orda bulabilirsiniz belki.
    Yorumunuz icin tesekkur ederiz.

  7. hilmi said

    selamun aleykum. boyle bir site yaptiginiz icin Allah razi olsun. bazen sag sutundaki yazi basliklari kayboluyor yani hepsi cikmiyor acaba neden.onlari *butun yazilar* diye bir sayfada toplasaniz cok iyi olacagini dusunuyorum. Allah tekrar tekrar razi olsun cok ama cok istifade ediyoruz. selamlar. hilmi /kocaeli

  8. Admin said

    Hilmi kardesim, evet son iki gundur ana basliklar bazen kayboluyor, bu wordpress serverinden kaynaklaniyor, yani sitelerin daha iyi olmasi icin calismalar oluyor ve bazi yazilar bizim irademizin disinda kayboluyor, insaallah yakinda duzelir. Allaha emanet olun.

  9. Murat said

    Muhittin Arabi DEĞİL Muhyiddin-i İbn-i Arabi’dir ismi

  10. ilknur said

    mrb lar evliyaların hayatı kendimi bildim bileli beni etkilemiştir şeyh muhiddini arabi hz lerinin hayatının bu kadarını bilmiyordum çok etkilendim yazan kişiye ve bu siteyiaçan kişiyede tşkr edrm

  11. Belya B. Melikan said

    Geçenlerde Muhyidin İbni Arabi Hazretlerinin o muhteşem kitaplarından birini okurken bir paragrafa gözüm takıldı. O sırlar deryası , ilimler deryasının anlatımlarının birinde ‘’ Allah C.C 6 sayısını Peygamber efendimize has kıldı ki daha önce bu kimseye verilmemiştir ‘’ cümlesi kafama takıldı. Biraz araştırma yapınca aşağıdaki inanılmaz sonuçlar ortaya çıktı, sizlerle paylaşmak istedim. Doğrusunu Allah bilir.

    Sevgili peygamberimiz Hz. Muhammed S.A.V efendimizin hayatındaki önemli sayılar ve 6 sayısının sırrı.

    Sevgili Peygamberimizin ;

    Doğum tarihi : 20.04.571 : 2+4+5+7+1 : 19

    Vefat tarihi : 08.06.632 : 8+6+6+3+2 : 25

    Evlendiğinde yaşı : 25

    Babası Hz Abdullah’ın vefat ettiğindeki yaşı : 25

    Kızı Hz. Fatıma annemiz vefat ettiğindeki yaşı : 25

    Şimdi gelelim 6 rakamının ve katlarının enteresan ve mucizevi varlığına ;

    • ‘’ Allah Gökleri ve yeri 6 günde yarattı’’ ( Resulum kainatı senin yüzü suyu hürmetine yarattım ) kudsi hadis .
    • Allah C.C ismi şerifinin ebced değeri : 66
    • Vekil ismi şerifinin ebced değeri : 66
    • Allah C.C. nin zati sıfatları : 6
    • “İnsanı-Âdem’i kendi suretimde yarattım”. Adem den kasıt peygamber efendimizdir.
    • Kur’an-ı Kerimde insanın yaratılışına dair 6 ayet
    • Niteliksiz çamurdan yaratıldığına ait 6 ayet
    • Bu çamurun niteliklerine dair de 6 ayet vardır
    • İnsanın ilk yaratılışı altı safhada olduğu gibi, anne karnında yaratılışı da altı safhada cereyan etmektedir.
    • Ayrıca insan psikolojik ve ruhsal olarak da altı temel karaktere ayrılmaktadır.
    • Muhammed isminin ebced değeri : 132 : 1+3+2 : 6
    • 132 6 ya tam sayı olarak bölünüyor
    • 132 iki cihan güneşi peygamber efendimizin isminin ebced değeri ikiye bölününce çıkan sonuç 132/2 : 66
    • Peygamberimizin vefat tarihi toplamından ( 25 ) doğum tarihi toplamını ( 19 ) çıkarınca sonuç ; 25-19 : 6
    • Kur’an-ı Kerim 114 suredir , 114 ‘ü Peygamberimizin doğum tarihi toplamı olan 19 ‘a böldüğümüzde çıkan sonuç 6 .
    • Peygamber efendimizin vefat tarihi 632 – doğum tarihi 571 : 61 . Yeryüzünde 61 yıl yaşayan peygamberimizin ismi Kuranı Kerimin 61. suresi olan Saf suresinin 6. ayetinde Hz. İsa tarafından Ahmed ismiyle peygamber geleceği müjdelenmiştir. Ahmed ismi Kuran-ı Kerim de sadece bu ayette zikredilmiştir. Allahü Ekber
    • Kuran_ı Kerim’in 96. suresi olan Alak suresi 19 ayettir. ( peygamberimizin doğum tarihi toplamı ) Alak suresinin ilk ayeti ‘’ Yaratan Rabbinin adı ile oku ‘’ ayeti peygamber efendimize vahiy edilen , ilk inen Kuran-ı Kerim ayetidir. Allahü Ekber
    • Kuran-ı Kerim ‘in 6. suresi olan EN’AM suresinin 6 ayeti Medinede inmiştir.
    • Kuran-Kerim ‘in ilk suresi olan ve Kuran-ı Kerim ‘in özü kabuledilen ve Besmelei şerif haricindeki ayet adeti 6 olan Fatiha suresi’nin “Fâtiha” , “Ümmü’l-Kitâp” , “el-Esâs” , “el-Vâfiye” , “el-Seb’u’l-Mesânî” , “el-Kenz” adıyla 6 ismi şerifi vardır.
    • Kuran-ı Kerim de ayet sayısı birbirine eşit 6 tam sayıya bölünebilen öyle 12 sure varki bu surelerin 6’sı tek sayılı , 6 sı ise çift sayılı sureler, ayet sayıları ise birbirine denk ve çift sayılı surelerin ayet sayısı küçüldükçe sure iniş sıraları büyüyor . Surelerin iniş sıraları toplamı 6 tam sayıya bölünebiliyor 690 / 6 :115 . Tek sayili surelerin toplami 6 sayisina bölündüğünde ise peygamber efendimizin vefaat yaşı ( 61 ) çıkıyor Allahü Ekber

    6 Nas 104 12 Tahrim 66 18 Tegabün64 54 Sebe 34 60 Rum 30 78 Hacc 22
    6 Kafirun 109 12 Talak 65 18 Hücurat 49 54 Fussilet 41 60 Zariyat 51 78 Rahman55

    • Kuranda peygamber efendimize ithaf olunduğu söylenen ve peygamber efendimizin isimlerinden olan Yasin ( İnsan ) suresi kuranın 36. suresidir. 36 sayısı 6 ya bölündüğünde çıkan rakam 6.
    • Yasin suresi 3000 harftir
    • Kuranın 72. Suresi olan Cin suresi 6 ya bölündüğünde çıkan rakam 12 . Peygamber efendimiz hem insanlara hemde cinlere yani iki alemede peygamber olarak gönderilmiştir 12 /2 : 6
    • Enteresan tarafı Yasin ( İnsan ) 36. sure , Cin ise 72. suredir yani tam iki katı ve peygamberimiz bu iki topluluğa peygamber olarak gelmiştir.
    • Kuran-ı Kerim’de ayet sayısı birbirini tutmayan 55 adet sure vardır. Peygamberimiz annesi 6 yaşında vefat edip öksüz ve yetim kaldıktan sonra 55 yıl yaşadı.
    • Hz. Aişe ile düğünü yapıldığında Peygamber efendimiz 55 yaşında idi.
    • Peygamber efendimiz 632 yılının 6. ayında vefat etmiştir.
    • Babası peygamberimiz anne karnında 6 aylıkken öldü
    • Peygamber efendimizin mubarek valideleri Hz. Amine ‘nin 6. ayında bir gece gördüğü rüyada bir zât çıkıp dedi ki: ‘Yâ Âmine! Bil ki, sen âlemlerin hayrına hamilesin. Doğurunca ismini Muhammed koy ve halini hiç kimseye açma ‘’
    • Peygamber efendimiz 6 yaşındayken babasının kabristanına gitti.
    • Peygamber efendimiz tanyeri ağırırken doğmuştur , kısaca saat 6 civarı
    • Annesi 30 yaşında iken vefat ettiğinde , peygamberimizin yaşı 6 idi
    • Peygamber efendimiz 12 yaşındayken amcası Ebu Talip ile birlikte Şam’a giden ticaret kervanına katılmıştı . Burada Rahip Buheyra Peygamber efendimizi görünce O ‘ nun geleceğin peygamberi olacağını söylemişti.
    • Peygamberimizin kızı Hz.Zeynep 30 yaşında vefat etti. Hz.Zeynep Peygamberimizin Hz. Hatice den olan çocuklarından vefat eden 5. si idi 30/5 : 6
    • Hz Zeynep doğduğunda Peygamberimiz 30 yaşındaydı. Hz Hatice ile evliliğinin 5. yılında Hz.Zeynep dünyaya gelmişti 30 /5 : 6
    • Zeynep isminin harf toplamı 6
    • Hz Zeynep 30 yaşında vefat ettiğinde Peygamberimiz 60 yaşında idi . Kuranın 30. suresi olan Rum suresi de 60 ayettir.
    • Süt annesi Halime nin isminin harf toplamı 6
    • İlk eşi Hz.Hatice isminin harf toplamı 6
    • H harfi Latin alfabesinin sessiz 6. harfidir.
    • İlk eşinden 6 çoçuğu oldu
    • 6 çocuğunun isimlerinin harf toplamı 36
    • Soyu 6. Çocuğu olan Hz. Fatıma dan devam etti
    • Hz. Fatıma nın isminin harf toplamı 6
    • F harfi Latin alfabesinin 6. harfidir
    • Hz Fatıma peygamberimizin vefatından 6 ay sonra vefat etti
    • Hz. Fatıma ile Hz. Ali peygamber efendimizin Medineye tesriflerinin 6. ayında nikahlandı.
    • Peygamber efendimiz küçük bir çocuk olan Hz Ali efendimizi himayesine aldığında yaşı 36 idi
    • Peygamberimizin kızı Hz. Ümmü Gülsüme Hz Osman la 6 yıl evli kaldıktan sonra vefat etti
    • Peygamberimiz 6 defa evlat acısı yaşamıştır.
    • Mekke müşrikleri risaletin 6. yılında 616 da peygamberimizi öldürme kararı almıştı.
    • Hudeybiye anlaşmasını hicretin 6. yılında yaptı.
    • Hicretin 6. yılında annesinin kabrini ziyarete gitmiştir.
    • Kabedeki 360 putu temizledi
    • Peygamberimizin 6 yayı vardı
    • Peygamberimizin 6 halası vardı
    • Hicretin 6. senesinde resmi evraklarda kullanmak üzere Mühri Şerif yaptırmıştı . Bu Mühri Şerif Hz. Osman ın 12 senelik halifelik zamanında 6. senesinde Eris Kuyusuna düşerek kaybolmuştur.
    • Peygamber efendimiz bu Mühri Şerifle , 6 mektup yazarak , 6 ayrı hükümdara islamin tebligini gondermistir.
    • 6. yüzyılda peygamber oldu
    • Miraca çıkan 6. peygamber oldu
    • Hz Isa dan 6 asır sonra gelmiştir.
    • İnzivaya çekildiği Hira mağarası Mekkenin kuzeyinden yaklaşık 6 km ileridedir.
    • Peygamber efendimizden önce sadece 16 kişi Muhammed ismini almıştır .
    • Peygamber efendimizin oğlu Hz.İbrahim 16 aylıkken vefat etmiştir.
    • Peygamberimizin amcası ve süt kardeşi Hz.Hamza Mekke devrinin 6. yılında 616 da Müslüman oldu
    • Peygamberimizin 13 nikahlı hanımı vardı , bunlardan sadece 2 tanesiyle zifaf etmedi 13-2 : 11 bunlar dışında 1 cariyesinden çocuğu oldu 11+1 : 12 . Bu hanımlarından 2 tanesinden çocukları oldu 12/2 : 6
    • Kuran-ı Kerim’in 66. suresi olan Tahrim suresi ( 6 harf ) 12 ayettir . Bu sure peygamber efendimizin hanımlarından bahseder.
    • Cennet isminin harf toplamı 6 dır.
    • Peygamberimizin cennet teki makamının ismi ‘vesile’ isminin harf toplamı 6 dır.
    • Peygamberimiz 6 yer de şefaat edecektir.
    • İmanın şartları 6 dır .
    • ‘’Ailene namazı emret; kendin de ona sabırla devam et ‘’ Bu ayetin hükmü gereği peygamberimiz , 6 ay müddetle Mescid-i Nebeviye sabah namazına gitmeden önce, Hz. Fatıma ve Hz. Alinin evlerine uğrar ve kapılarının önünde durur: Ey Ehl-i Beyt (Muhammedin ev halkı) namaza kalkınız buyururdu.
    • Kendisine, ilk vahiy ve peygamberlik baslangıcı, uykuda Sadık rü`yalar görmekle olmuştur. Peygamberimiz , 6 ay bu hal üzere kaldı.
    • 1.Akabe görüşmesinde 6 medineli Müslüman oldu
    • 2. akabe görüşmesinde görüşmeye 12 medineli Müslüman geldi
    • Peygamber Efendimiz s.a.v. buyurdular ki; 6 şey 6 yerde gariptir…
    1- Namaz kılmayanlar arasında mescid gariptir.
    2- Okumayanların evinde mushaf gariptir.
    3- Fasık kimsenin içinde Kuran gariptir.
    4- Müslüman saliha kadın, kötü huylu zalim adamın elinde gariptir.
    5- Salih müslüman erkek, kötü huylu alçak kadının elinde gariptir.
    6- Kendisini dinlemeyenler arasında alim gariptir.

    • Resûl-i Ekrem Efendimiz , Ramazan orucunu tutanların, Ramazan’ın hemen ardından gelen Şevval ayında 6 gün daha oruç tutmalarını tavsiye etti.
    • Peygamber Efendimiz (sav)Hz. Ali’ye buyurdu:
    “Ya Ali, altıyüzbin koyun mu istersin,yahut altıyüzbin altın mı veya altıyüzbin nasihat mı istersin?”
    Hz.Ali dedi: “Altıyüzbin nasihat isterim.”
    Peygamberimiz buyurdu: “Şu ( 6 ) altı nasihate uyarsan altıyüzbin nasihate uymuş olursun:
    1.Herkes nafilelerle meşgul olurken sen farzları ifa et.Yani farzlardaki rükünleri,vacipleri,sünnetleri,müstehapları ifa et.
    2.Herkes dünya ile meşgul olurken sen Allahu Teala’yı hatırla.İslam’a uygun yaşa;İslam’a uygun kazan;İslam’a uygun harca.
    3.Herkes birbirinin ayıbını araştırırken sen kendi ayıplarını ara.Kendi ayıplarınla meşgul ol.
    4.Herkes dünyayı imar ederken sen dinini imar et,zinetlendir.
    5.Herkes halka yaklaşmak için vasıta ararken, halkın rızasını gözetirken sen Hakk’ın rızasını gözet;Hakk’a yaklaştırıcı sebep ve vasıtaları ara.
    6.Herkes çok amel işlerken sen amelin çok olmasına değil,ihlaslı olmasına dikkat et.”
    • Allah Resûlü meâlen şöyle buyururlar:
    “Siz bana altı ( 6 ) mes’elede söz verin; ben de size cenneti tekeffül edeyim.”
    1. “Konuşurken dosdoğru konuşun!”
    2. “Va’dettiğinizi yerine getirin!”
    3. “Emanette emin olun!”
    4. “İffetli olun!”
    5.”Gözlerinizi harama karşı kapayın!”
    6. “Elinizi başkalarına zarar vermekten uzak tutun! ”

    • Efendimiz in (s.a.v) şöyle buyurduğu rivayet edilir:
    «Ben altı ( 6 ) hususta peygamber lere üstün yapıldım:
    1- Bana az, ama öz söz söyleme sırrı verildi,
    2- Düşmana korku salma (heybetiyle) desteklendim,
    3- Harp ganimeti bana helal kılındı,
    4- Yeryüzü bana temiz ve namazgah kılındı,
    5- Ben bütün yaratıklara peygamber olarak gönderildim,
    6- Benimle peygamberlerin gelmesi sona erdirildi

    Peygamber efendimizin hayatında 6 sayısının bu kadar enteresan bir şekilde yer almasının sırrına vakıf olma şerefini bana da bahşettiği için Rabbime hamdolsun. Hatamız olduysa düzeltin lütfen . Biraz düşündüğünüzde elektronlardan , güneş sistemine kadar sarmal bir şekilde sürekli dönmekte olan kainatımızın dönüşü 6 rakamına ne kadar çok benziyor değilmi ? Doğrusunu Allah bilir.

    Kâinatın yaratılışının altı günde olduğunu yüce Allah Kur’an-ı Kerimde açıkça ifade etmektedir. Peki sizce burada bir işaret yokmudur ? ” Allah gökleri ve yeri yarattı ” diyede bize tebliğ edemezmiydi ? Böyle olsaydı imanımızda bir eksiklikmi olacaktı ? Neden ” Allah gökleri ve yeri altı günde yarattı ” diyerek yaradılışı neden bir zamana bağlama ve bir taahhüde gerek duydu acaba ? Amaç kendini övmek olsaydı yeri ve göğü gözaçıp kapayıncaya kadar yarattı demezmiydi , yoksa Allah bundan acizmiyidi ? Yoksa düşünen akıl sahipleri için bir işaretmi verdi ?

    Kur’an-ı Kerimde insanın yaratılışına dair 6 ayet, niteliksiz çamurdan yaratıldığına ait 6 ayet, bu çamurun niteliklerine dair de 6 ayet vardır. Elbette bu büyük hikmetleri ve sırları içinde saklamaktadır.

    İnsanın ilk yaratılışı altı safhada olduğu gibi, anne karnında yaratılışı da altı safhada cereyan etmektedir. Ayrıca insan psikolojik ve ruhsal olarak da altı temel karaktere ayrılmaktadır. Tabi ki alemlerin yüzü suyu hürmetine yaratıldığı ve ilk yaratılan ın Nur-i Muhhammediye olduğu İnsan-ı Kamil ve Hakk’ın yeryüzündeki halifesi sevgili Peygamberimizin zahirinde vukuu bulan olayların batınında bizlere bir delil ve ibret ve hikmet olması için Allah ‘ın yaratılıştaki mührü bulunacak . Bu mühür altı da olabilir ama amaç mühür değil mührün sahibidir ve burada ki Hakk’ın tecellisidir.

    Varlık Allah’ın tanınmasını sağlarken, mahlûkat içinde akıllı ve şuurlu olarak yaratılan insanın da görevi Allah’ı tanımaktır. Allah’ı iman ile tanıyarak yaratılış amacına hizmet eden insan ebedi saadeti kazanır.
    Yaratılışın gayesi ve amacı yaratıcıyı tanımaktır

    “Ben gizli bir hazine idim, bilinmek ve tanınmak istedim mahlûkatı yarattım”

    Allah’ın hazineleri ise isimlerinde gizlidir. Çünkü mükemmel benzersiz gizli bir cemal kendi güzelliklerini aynada görmek ve güzelliğinin derecelerini şuurlu ve kendine âşık olanların gözleri ile de görünmek ve bilinmek ister. Bu da kendisinin isim ve sıfatlarını görerek eserlerini bilen, anlayan ve öven, takdir edenlerin varlığını gerektirir. Yüce Allah da kâinatı yaratarak kendi hazinelerini ortaya çıkardı. İnsanı yaratarak bu eserlerin sahibi, yaratıcısını bilmek ve iman ile tanımak, ibadet ile itaat etmeyi gerekli kıldı.
    Cenabı Hakkın bizlerin gerçekleri bilip anlamamız için , O’ nu daha iyi tanıyabilmemiz ve yanlış şeylere sapmamız için bizlere rehber olarak gönderdiği o yüce Kuran-ı Azimüşan dan alacağız tabiki bütün emirleri , ilimleri , nurları ve bilgileri o bizim en büyük kaynağımızdır ve yaratılmış bütün ilimlerin zabıt altına alındığı hikmet dolu olan ve Hakk’ın büyük akıla emrettiği levhaya yazılmış hikmet dolu sözleridir. . Cenab-ı Allah bizleri sadece namaz kılalım , oruç tutalım , zekat verip hacca gidelim diye yaratmış olsaydı Kuran ‘a ve onca peygambere ne hacet vardı ? Hiç düşündünüzmü ilk inen ayet neden ” Allah’ın adı ile oku ” dur acaba ? Maksat sadece namaz kıl olsaydı ilk inen ayet ” namazı kılın, zekatı verin. Rükû edenlerle birlikte siz de rükû edin. ” ayeti olması lazım değilmiydi ? Buradaki hikmeti anlamak lazım. Sadece ” oku ” da denmemiştir dikkat ederseniz ” Allah ‘ın adı ile oku ” Allah ‘ı bilerek , tanıyarak , onun izni ile oku denmiştir. Çünkü İnsan-ı Kamil Hakk’ın yeryüzündeki halifesi ise bizde ona yakışır bir şekilde halife olmak için gayret etmeliyiz ve O’nun biz Ademoğluna ilk ayeti olan ” Allah’ın adı ile oku ” emrini es geçip diğer lerini yapmaya kalkarsak durumumuz ruhu olmayan vücuda benzer ve yaptıklarımız ezberden ve taklitçilikten öteye geçemez.

    Allah görünmek ve bilinmek ister. Bu da kendisinin isim ve sıfatlarını görerek eserlerini bilen, anlayan ve öven, takdir edenlerin varlığını gerektirir. Bu da yaratılanları araştırıp, olanları okuyup , öğrenip , düşünen , kalben O’na iman edip , ibadetini ona en layık şekilde elinden geldiğince yapmaya çalışarak O’nu layıkı ile tanımaya , bilmeye çalışarak varlığının amacını ortaya koyan İnsan-i Kamil olmayı gerektirir. Yoksa 6 rakamının aritmetikte 7 den 8 den farkı yoktur , amaç 6 değil , Amaç zahiren bilinen ve görünen şeylerin ardındaki batınındaki Allah C.C. bizlere hayretler içerisine düşüren hikmetlerini idrak edebilmektir. Yoksa kitabımızı içinde ne olduğunu anlamadan bilmeden bir roman gibi okumak değil.
    Doğrusunu Allah bilir.

    Ariflerin ve alimlerin şeyhi Şeyh-ül Ekber Muhyiddin İbn-i Arabi hazretlerinden Allah razi olsun , inşallah o büyük hesap günü Peygamber efendimizle birlikte onunda şefaat ettiklerinden olurum.

  12. osaniyeli said

    dedem rahmetli anlatırdı zaretin kısalarından ama uç kulak agzımız ayrık kalırdı ölümünden 600 yıl sonraki hadiseleri habervedigini olayları benim aklım dururdu cocuklugumdan beri hala etkisi altındayım 30 yıl oldu bu sitedeki bilgiler benim için bütün dünyanın üzerindedir bu siteyi kuranlara minettarım nasıl teşekür edecegimi bilmiyorum sizi allaha havale ediyorum

  13. Osmaniyeli kardesim, Allah sizlerden razi olsun,yorumunuz icin tesekkur ederiz.Allaha emanet olun.

  14. osmaniyeli said

    deyerli allah ve resulunu ve dahi hak dostlarını sevenler bende muhyiddin ibn.i arabi aşıgıyım futuhatı mekkiye den tavsiyeler adlı bir eser buldum yasin yayın evinden çıkmış okuyorum çokgüzel tercüme edilmiş bu kitapta aşk var artı olarak niyazi mısri nin divanınıda aldım çok güzel bu kitaplar insanı hayata baglıyo manevi bir haz veriyo zahite allaha emanet olun

  15. islam said

    YÜCE ALLAHIN İNDİRMİŞ OLDUGU KURANI KERİME SIKICA SARILALIM.YARADANIN EMİRLERİNİ YERİNE GETİRELİM.İNŞALLAH..HARFLERLE ŞİFRELERLE UGRAŞMAYIP CENNETİN ANAHTARINI SAYILARDA 6 DA 7 DE ARAMAYIP AKLI BAŞINDA KURAN EMİR VE YASAKLARINA UYAN LARDAN OLALIM.İNŞALLAH.HAVASLA EBCET LE UGRAŞANLARIN SONUNDA CİNLERİN ŞEYTANIN OYUNCAGI OLDUGUNU UNUTMAYALIM.KURAN DIŞI İLİMLERİN CEHENNEM KAPISINI ARALADIGI AYETLERDE APACIK..EN AM 128..BİLMEYEN BAKABİLİR.CİNLER NE HAYIR İCİN NEDE ŞER İCİN KULLANILAMAZ.DİNİMİZ YASAKLAMIŞTIR.KURANIMIZI ALLAH KORUR.ONUN GÖREVLENDİRDİGİ MELEKLERİ(HADİM-HÜDDAM)KİMSE ALLAHIN EMRİNDEN CIKARIP KENDİ EMRİNE ALMAYA MUKTEDİR DEGİLDİR..ALLAH KURANDAN AYIRMASIN..İNŞALLAH CÜMLEMİZİ..AMİN

  16. TUĞBA said

    ****dahakısa olanı yok mu****

  17. TUĞBA said

    neden cevap yok
    ****acaba****

  18. melek said

    bu arada çok güzel şeylermiş

  19. humaşan said

    saçtaki enerji ile meleklerin o meknda bulunup bulunmaması arasında nasıl bir bağlantı olduğunu bilen varsa anlatmasını isterdim. Admin kardeşin bu konudaki bilgisini paylaşması mümkün mü?Allahın selameti üzerimize olsun.

  20. VARLIK ÇALIKOĞLU.. said

    Belya M. MELİKAN..Ne güzel yazmışınız, ilk defa böyle bir şeye raslıyorum desem doğrudur.benide çok etkiledi…burada yorum ve yazı yazan tüm kardeşlerime teşekkürler ediyorum….hakkınızı helal ediniz…ben sizleri takip etmeye devam edeceğim….saygılarımla…ÇALIKOĞLU

  21. sırrı keşf said

    Perdelerin açılması ve sırlara erip ibn arabi gibi müşahede ile keşfe cikmak gunumuz sartlarinda zor olsa bile inanamiyacaginiz bir sürede ulaşmanın yolu var fakat bu çok özel bir daire ve bu daireye akil ile girilmiyecegini ibn arabiyi okuyanlar bilsede yinede uyarayim istedim. Ben gercekten kalp temizligi ibadet samimiyeti teslimiyet ve sınırlar koymamis olabilirlikler oldugunu bilen Allah aski ile yanacak kisiler ariyorum ve ben yandim yanacak yurekler oldugunu biliyorum bir gun birinin bu cagriyi yapacagini beklediginizide biliyorum. Dunyadan bir ornek vereyim harry porterun sihir yapacagi yere giden trene binmek gibi sizde gelin ve dondugunuzde ilk once yunus mevlana sonraki asamalarda ibn arabi beyazit bestami hallac Mansur olabilirsiniz muhafaza etme şartıyla yoksa 1 hafta icerisinde eski halinize donersiniz

  22. sebahat said

    varlığını sorgulamayan insanın diğer canlılardan farkı yoktur, akıl ve bilinç dışıdır. Hazreti Muhyiddin İbn Arabi okumak isteyen kişiere / kaynak. http://www.ibnularabi.com/‎ kaynak.18.09.2013
    Sebahat tuğral

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

 
Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 464 takipçiye katılın

%d blogcu bunu beğendi: