GÖYNEM ( BEYSEHiR )

İLAHİ-KURAN-İSLAM-DİN-HABER-RESİM-VİDEO-TASAVVUF-BELGESEL-DUA-HADiS-TARİH-ŞİİR

15 Nov 2007 için Arşiv

Mirac Mucizesini Müşrikler Nasıl Karşıladı?

Yazan: Site - Yönetici Kasım 15, 2007

 

 

Mirac Mucizesini Müşrikler Nasıl Karşıladı?


Rahman Rahim Allahin adi ile…
Allaha hamd olsun.
Selam olsun onun secmis oldugu kullarina.
******

Mirac Mucizesini Müşrikler Nasıl Karşıladı?

Peygamber Efendimiz, Mirac sabahı halkın yanına gidip, onlara Miracını haber verdi. Her ne gördüyse serteser (baştan başa) anlattı. Maalesef imanı zayıf olanlardan bir kısmı buna inanmayıp irtidat etti ise de büyük ekseriyat bu mucizeye inandı ve imanları kuvvetlendi. Bunu aklıyla tartmağa kalkışanlar şaştılar, *Ya Muhammed (S.A.V.)! Buna delilin nedir? Biz bunun bir benzerini daha işitmedik* dediler.

Peygamber Efendimiz; *Buna delil, filanoğullarının devesine, filan vadide, filan yerde rastladım. Develerini kaçırmışlar arıyorlardı. Onları, develerine doğru kılavuzladım ve ben Şama yöneldim. Sonra dönüşümde Daphanana geldiğim zaman filanoğullarının kafilesine rastladım. Halkı uyur bir halde buldum. Onlara ait üzeri örtülü su kabının örtüsünü açıp içindeki suyu içtim. Yine üzerini eskisi gibi örttüm.

Başka bir delil de; sizlere ait bir kafileye Tenin yokuşunda rastladım ki, önde toprak renginde karamtırak bir deve vardı. Üzerinde iki çuval bulunuyordu. Birisi siyah, öbürü alaca renkli idi* dedi.

Halk, acele Seniyye mevkiine çıktılar. Başkaları gidip kavuşmadan kendilerine tarif edilen ilk deveyi karşıladılar. Deve aynen bildirildiği gibiydi. Su dolu kaplarını sordular. Onlar da su doldurup üzerini örttüklerini bildirdiler. Hemen su kabına bakıp, üzerini örttükleri gibi örtülü gördüler, fakat içinde hiç su bulamadılar.

Müşrikler, Mekkeye gelen başka kafilelerden de sordular. Onlar da; *Doğrudur. Vallahi biz anlattığı gibi, vadide dağıldığı zaman devemizi yakalayıncaya kadar, bizi kendisine çağıran bir insan sesini işitip deveye kadar götürüldük* dediler.

Peygamber Efendimize Mescid-i Aksayı tarif et denince; Beyti Makdis (Mescid-i Aksa) Peygamber Efendimizin mubarek gözlerinin önüne getiriliverdi. Allah Rasulü, bir ekrandaki görüntü misali bakarak, kapılarını, pencerelerini hepsini birer birer saydı, tarif etti.

Buna rağmen Kureyş müşrikleri inat ve hasedlerinden dolayı inanmak istemiyorlardı. Mirac haberini kabule yanaşmadılar. Kibirlendiler. Miracı, akla baid görerek; *Kervanların bir ayda gidip, bir ayda döndüğü mesafeyi Muhammed bir gecede nasıl alabilecek?* dediler. Allahın herşeye kaadir olduğunu, kudretinin hudutsuzluğunu düşünemediler.

Peygamber Efendimiz de zaten onların kendisini inkar ile karşılayacaklarını biliyordu. Mirac gecesinde Hz.Peygamberimiz, Cebraile; *Kavmim beni tasdik etmez.* demiş.

Cebrail (A.S) de; *Seni, Ebu Bekir (R.A.) tasdik eder, O sıddıktır.* demişti.


Fakat, Mirac hadisesi, görüş ufku çok geniş olan Müslümanların, imanlarını kuvvetlendirdi. Hz.Ebu Bekir (R.A.) bunların başındaydı
.

Yazı kategorisi: DiGER KONULAR, DiNi KONULAR, DİNİ HİKAYELER, GENEL, GÜNCEL, GÜNDEM, NAMAZ, NASİHAT, SORU ve CEVAPLAR, TÜRKİYE, YORUMLAR, YORUMSUZ | » yorum bırak;

Hariciler

Yazan: Site - Yönetici Kasım 15, 2007

Hariciler 


Hariciler

Hariciler, Hz. Ali döneminde meydana gelen Sıffin savaşından sonra ortaya çıkarlar. Hz. Ali ve Hz. Muaviye taraftarları arasında meydana gelen bu savaşta, Hz. Muaviye taraftarları yenileceklerini anlayınca mızraklarının ucuna Kuran sayfaları takarlar, “aramızda Kuran hakem olsun” derler. Bunun üzerine çatışmalar durur, görüşmeler başlar.

İşte bu “hakem olayından” sonra bir kısım insanlar “sen insanları hakem olarak kabul ettin. Halbuki hüküm ancak Allahındır” diyerek Hz. Alinin saflarından ayrılırlar. (1) Bunlara “hariciler” denir.

Ayetten muktebes “Hüküm ancak Allahındır”(2) cümlesi haricilerin sloganı haline gelir. Hatta bir gün Hz. Ali halka hitabederken haricilerden biri kalkar,”ey Ali! Allahın Dinine insanları ortak kıldın. Hüküm ancak Allahındır” der. Bunun üzerine her taraftan “Hüküm ancak Allahın!”, “Hüküm ancak Allahın!” sesleri yükselir. Hz. Ali buna mukabil şöyle der: “Hak bir söz. Fakat bununla batıl murat ediliyor.” (3)

Birgün Hz. Peygamber ganimet dağıtırken biri çıkar, “ya Muhammed, adil ol! Adaletle dağıtmadın!” der. Kıpkırmızı olan Hz. Peygamber “Ben adil olmazsam daha kim adil olur?” der ve şunu bildirir: “Dikkat edin, bunun neslinden (bu cinsten) ilerde bir kavim zuhur edecek. Okun yaydan çıktığı gibi dinden çıkacaklar.” (4)

İşte hariciler bu hadisin çizdiği çerçevede insanlardır. İslam kahramanı Hz. Aliyi bile tekfirden çekinmemişlerdir. Aslında ibadete düşkündürler. Hz. Peygamberin tarifiyle, “sizden biri onların namazı yanında kendi namazını, onların orucu yanında kendi orucunu küçük görür. Lakin onların imanı boğazlarını aşmaz.” (5)Şatıbînin yorumuyla, yani okuduklarını anlamazlar. (6)

Hz. Ali, İbn-i Abbası haricilere elçi olarak gönderir. Onlar “Hüküm ancak Allahın!” dediklerinde İbn-i Abbas “evet der, hüküm ancak Allahın. Fakat Allah karı- koca arasındaki geçimsizlikte hakem tayinini istemiştir. (7) Keza, ihramlı iken avlanan hakkında yine hakem tayin etmiştir. (8) Dolayısıyla karı- koca ve av meselesinde hakem tayin etmek mi önce gelir, yoksa ümmeti ilgilendiren bir meselede mi?” (9)

 

Yazının devamını oku »

Yazı kategorisi: BUNLARI BiLiYORMUYDUNUZ, DiGER KONULAR, DiNi KONULAR, GENEL, GÜNCEL, GÜNDEM, KİM KİMDİR, YORUMLAR, YORUMSUZ | » yorum bırak;

Namazdan Kurtuluşun yolu

Yazan: Site - Yönetici Kasım 15, 2007

 

 

Namazdan Kurtuluşun yolu

Bütün ibadetlerine yerine getirmeye çalışan bir adam varmış.Orucunu tutar,zekatını verir,insanlara yardım elini uzatmaktan hiç geri kalmazmış.Yalnız bu adamın bir kusuru varmış:

Namaz kılmak ona çok ağır gelirmiş,üşenirmiş.Bir gün varmış gitmiş çok büyük bir hocanın yanına.
Demiş ki:
Hocam ne yap et beni şu namazdan kurtar.Namaz kılmamak için ne yapmam gerekse söyle yapayım.Yeter ki şu namazdan kurtulayım demiş.


Hoca:
Ya evlat ben hiçbir yerde ne duydum ne işittim bu namazdan kurtuluş yok,borcun kılacaksın demiş.
Adam yalvarmış bul hocam diye.Hoca müddet istemiş adam gitmiş.
Aradan haftalar geçmiş,adam gelmiş:
Buldun mu hocam demiş,kurtulacak mıyım?
Hoca:Buldum evladım eğer şu 5 şarttan biri sana uyuyorsa Namaz dan mesul değilsin:

1.Ölü isen

2.Deli isen

3.Çocuk isen

4.Hayvan isen

5.Kafir isen….. tercih senin…

Yazı kategorisi: DiGER KONULAR, DiNi KONULAR, GENEL, GÜNCEL, GÜNDEM, GÜZEL SÖZLER, MUHABBET, MiZAH, NAMAZ, SORU ve CEVAPLAR, TÜRKİYE, YORUMLAR, YORUMSUZ, İLGİNÇ | » yorum bırak;

Hadislerle Anne- Baba Hakki…

Yazan: Site - Yönetici Kasım 15, 2007

Hadislerle Anne- Baba Hakki


 

Anne-babaya öf bile demeyelim…


Hz. Ebu’d-Derdâ’nın (ra), şöyle dediği rivayet edilmiştir: “Ben Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellemin şöyle buyurduğunu işittim: “Anne-baba, Cennet’in orta kapısıdır. Artık sen o kapıyı ister zayi et, ister muhafaza et.” (Tirmizî, Birr, 3)

Rabbimiz bizi şöyle ikaz ediyor: “Rabb’in şöyle buyurdu:ALLAH’tan başkasına ibadet etmeyin. Anneye ve babaya güzel muamele edin. Şayet onlardan her ikisi veya birisi yaşlanmış olarak senin yanında bulunursa sakın onlara hizmetten yüksünme, “öff!” bile deme, onları azarlama, onlara tatlı ve gönül alıcı sözler söyle. Şefkatle, tevazu ile onlara kol kanat ger ve şöyle dua et: “Yâ Rabbi, onlar küçüklüğümde nasıl beni ihtimamla yetiştirdilerse, ona mükâfat olarak Sen de onlara merhamet buyur!” (İsrâ Sûresi, 17/23-24)

En çok kim hak sahibidir?

Efendimiz’in hadislerine baktığımızda anne hakkının baba hakkından üç misli fazla olduğunu öğreniyoruz.
Ebu Hureyre (radıyallahu anh) anlatıyor: Bir adam gelerek: “Ey ALLAH’ın Resulü! İyi davranıp hoş sohbette bulunmama en çok kim hak sahibidir?” diye sordu. Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselam): “Annen!” diye cevap verdi. Adam: “Sonra kim?” dedi, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselam) “Annen!” diye cevap verdi. Adam tekrar: “Sonra kim?” dedi Resûlullah (aleyhissalâtu vesselam) yine: “Annen!” diye cevap verdi. Adam tekrar sordu: “Sonra kim?” Resûlullah (aleyhissalâtu vesselam) bu dördüncüyü: “Baban!” diye cevapladı.” Buhârî, Edeb 2; Müslim, Birr 1)

 

Abdullah İbn Amr İbn’l-Âs (radıyallahu anh) anlatıyor:

Bir adam: “Ey ALLAH ’ın Resulü benim malım ve bir de çocuğum var. Babam malımı almak istiyor. (Ne yapayım?)” diye sordu, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselam): “Sen ve malın babana aitsiniz. Şunu bilin ki, evladlarınız kazançlarınızın en temizlerindendir. Öyle ise evladlarınızın kazançlarından yiyin” buyurdu. (Ebu Dâvud, Büyû’ 79; İbn Mâce, Ticârât 64.)

Cennet onların ayağı altındadır

Muâviye ibn Câhime’nin anlattığına göre; Câhime (radıyallahu anh) Hz Peygamber’e ve (aleyhissalâtu vesselam) gelir ve: “Ey ALLAH ’ın Resulü, ben gazveye (cihad) katılmak istiyorum, bu konuda sizinle istişare etmeye geldim” der. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselam): “Annen var mı?” diye sorar. “Evet” deyince, “Öyleyse ondan ayrılma zira Cennet onun ayağının altındadır” buyurur. (Nesâî, Cihad 6.)

Ebu Hureyre (ra) anlatıyor: “Hz. Peygamber (sas) bir gün: “Burnu sürtülsün, burnu sürtülsün, burnu sürtülsün” dedi. “Kimin burnu sürtülsün ey ALLAH’ın Resulü?” diye sorulunca şöyle buyurdu: “Ebeveyninden her ikisinin veya sâdece birinin yaşlılığına ulaştığı halde (rızasını alıp da) Cennet’e giremeyenin.” (Müslim, Birr 9)

Esma Bintu Ebî Bekr (r. anhâ) anlatıyor: Henüz müşrik olan annem yanıma geldi. Hz. Peygamber’den (sas) sorarak: “Annem geldi, görüşüp konuşmayı arzu ediyor, anneme iyi davranayım mı?” dedim. “Evet” dedi, “Ona gereken hürmeti göster.” (Buhârî, Hibe 28, Edeb 8)

İbn Ömer (radıyallahu anh) anlatıyor: “Bir adam Resûlullah’a (aleyhissalâtu vesselam) gelerek: “Ben büyük bir günah işledim, buna tevbe imkanım var mı?” dedi. Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselam): “Annen var mı?” diye sordu. Adam: “Hayır yok” dedi. “Peki teyzen de mi yok?” dedi. Adam: “Evet, var” deyince Resûlullah (aleyhissalâtu vesselam): “Öyle ise ona iyilik yap! Teyze anne makamındadır.” diye emretti,” (Tirmizî, Birr 6.)

 

Samimi niyet ve dua


Ebû Hüreyre rivayet ediyor: ‘Sizden önce geçenlerden üç kişi çocuklarının geçimini sağlamak için yola koyuldular. O sırada yağmura tutuldular. Bunun üzerine bir mağaraya sığındılar.

Daha sonra bir kaya parçası düşerek mağaranın ağzını kapattı. Aralarında şöyle konuştular:

“Mahvolduk, taş düştü. Bunun sebebini yalnız  ALLAH bilir. Yaptığımız en güzel davranışları dile getirerek ALLAH ’a dua etmekten başka çaremiz yoktur. İçlerinden biri anlatmaya başladı:

”ALLAH “’ım, hoşuma giden bir kadın vardı. Ona sahip olmak istedim. Fakat o kabul etmedi. Bunun üzerine bir miktar para verdim. Kabul etti. Tam ona yaklaşacağım sırada vazgeçtim. Bilirsin ki, bundan sırf senin rahmetini kazanmak, azabına uğramamak için uzaklaştım. Şu kayayı bizden uzaklaştır.” deyince kaya parçası bir miktar açıldı.

Diğeri şöyle anlattı:

“Yâ Rabbi, bilirsin, benim çok yaşlı anne-babam vardı. Onlara akşam sütünü içirmeden ne çocuklarıma ne de başkalarına bir şey içirmezdim. Bir gün odun toplamak için uzağa gittim. Döndüğümde onlar uyumuştu. Akşam sütlerini hazırladım, fakat onlar uykudaydı. Onlar içmeden önce çocuklarımla birlikte akşam süt içmeyi uygun bulmadım. Onlar uyanıncaya kadar süt kabı elimde olduğu halde bekledim. Sonunda sabah oldu, uyandılar ve sütlerini içtiler. ALLAH’ım, eğer bunu sırf Senin rızanı kazanmak için yapmışsam su kayayı buradan uzaklaştır.” dedi.

Bunun üzerine kaya parçası biraz daha açıldı. Fakat çıkılacak gibi değildi.

Sonra bir diğeri şöyle anlattı:

“ ALLAH ’ım, bilirsin bir gün bir işçi tutmuştum. Yarım gün çalıştı. Ücretini verdim. Kızarak ücretini almadı. Çekip gitti. Ben de her çeşit maldan onun hesabına çoğalttım. Bir zaman sonra ücretini almaya geldi. Ben de; ‘Şu gördüklerinin hepsini al, tamamı senindir, dedim. İstesem yalnız önceki ücretini verir, diğerlerini vermezdim. ALLAH ’ım bilirsin ki, bunu sırf senin rahmetini umduğum, azabından korktuğum için yaptım. Şu kayayı buradan uzaklaştır” dedi. Kaya parçası bütünüyle kalktı. Onlar da çıkıp yola koyuldular.’

Yazı kategorisi: ANA - BABA HAKKI, BUNLARI BiLiYORMUYDUNUZ, DiGER KONULAR, DiNi KONULAR, GENEL, GÜNCEL, GÜNDEM, HADIS-i SERIFLER, HADİS, TAVSİYELER, TÜRKİYE, YORUMLAR, YORUMSUZ | 3 Yorum »

Haramdan kurtulmanın en kısa yolu nedir?

Yazan: Site - Yönetici Kasım 15, 2007

 

Haramdan kurtulmanın en kısa yolu nedir?


İmam-ı Rabbani hazretlerinin bildirdiği yol ile dinin emir ve yasaklarına uymak kolaylaşıyor. O da salihlerle, sadıklarla beraber olmaktır.
Bir âyet-i kerime meali de şöyledir:
(Allah’tan korkup sadıklarla [doğrularla] beraber olun!) [Tevbe 119]

Hadis-i şeriflerde de buyuruldu ki:
(Âlimin yüzüne bakmak ibadettir.) [Ebu Davud]
(Âlimle beraber bulunmak ibadettir.) [Deylemi]
(Haramdan sakınan kimse ile oturmak ibadettir.) [Deylemi]

İyilerle beraber olan iyi, kötülerle beraber olan da kötü olur. Bir âyet-i kerime meali şöyledir:
(Kâfirlerle beraber oturmayın; yoksa siz de onlar gibi olursunuz.) [Nisa 140]

Zaruret olmadıkça kâfirlerle, bid’at ehli ile oturmak uygun değildir. Allah adamları ile, evliya ile salih âlimlerle birlikte bulunmaya çalışmalıdır. Çünkü hadis-i şerifte buyuruluyor ki:
(Onlarla beraber olan şaki olmaz.) [Buhari]

Peki salih ulema ve evliyayı bulamayan ne yapacak? Bunu da bildirmişler: (Onları bulamayan, kitaplarını okurlarsa, bunlar da şaki olmaz) buyurmuşlardır. O halde Ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarını büyük nimet bilip okumaya çalışmalıdır. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Allahü teâlâ buyurdu ki: Benim evliyam şunlardır ki, ben anılırsam, onlar hatırlanır, onlar hatırlanınca ben anılırım.) [Ebu Nuaym]

(Evliya görülünce, Allahü teâlâ hatırlanır.) [İbni Mace]

Salih bir zatın oğluna nasihati şöyledir:
Oğlum, salihlerle beraber ol! Eğer ilim sahibi isen, ilmin onlara faydalı olur. İlim sahibi değilsen, onlardan bir şeyler öğrenirsin. Allahü teâlâyı hatırlamayanlarla beraber olma! İlim ehli de olsan, ilmin onlara faydası olmaz. İlim ehli değilsen, daha çok zarara girersin. Eğer Allahü teâlâ onlara gazap ederse, sen de helâk olursun. İyilerle beraber iken, Allahü teâlâ onlara rahmet ederse, layık olmasan da, sen de o rahmetten faydalanırsın. Peygamber efendimize kimlerle beraber olmak gerektiği sual edildiğinde buyurdu ki:
(Gördüğünüzde sizlere Allahü teâlâyı hatırlatan, konuşması ilminizi artıran, ilmi ahireti düşünmenize yarayanla beraber olun!) [Ebu Ya’la]

Yazı kategorisi: DiGER KONULAR, DiNi KONULAR, GENEL, GÜNCEL, GÜNDEM, NASİHAT, SORU ve CEVAPLAR, TÜRKİYE, YORUMLAR, YORUMSUZ | » yorum bırak;

Laz baba`dan oğluna mektup

Yazan: Site - Yönetici Kasım 15, 2007

Laz babadan oğluna mektup

Uy sevgili uşağum, Allah’ın selâmı tabiidur.

Mektubumu çok yavaş yazayrum, çunkim bilirum ki,okuman zayuftur,çabuk okuyamazsun…

Benden sana sual edersen, Allahuma pin şükur iyiyum, yeni pir is buldum. Emrimde 500′e yakın adam var, hepside sessuz sedasuz, kendi hallerinde… Ne is pulduğumu soraysan soyleyeceğum patlama, mezarluk pekçisi oldum…

Geçtigimiz hafta puraya iki tefa yağmur yağdu… Piri pazartesinden perşembeye oburide persembeden pazara…

Bacin Emine bir ussak doğuracak, daha erkekmidir kizmidir pelli değil, hacan o yüzden sağa dayi mi oldin, teyzemi oldin söyleyemeyrum…

Kotu havadisler piter mu? Pahriyede askerlik yapan 10 uşağuda kaybettuk. Pindikleri denizaltu pozulmus, motoru turmus, inmis asağu, denizaltuyu itekleyup, motorunu çalıstırmak istemuslar…

Temel emicende tukkan actu, o da 30 a alduguni 25 e verir, surumden kazaniyormus oyle dedu… Bizim koye findukcularun Temel’i muhtar sectuk, akullu usakta…Gecen gün hepimizu zelzeleye karşı asi etturdu. Temel hem akillidur, hemde dürusttur… Geçenlerde bir taksinin şöforu köye varmış, muhtarı arıyor, meğer yolda bir tavuk ezmiş sahibini soraymuş. Muhtar Temel tavuğa pakmiş, ha bu pizden deguldur pizum koyde yassu tavuk yoktir demiş..

Senin kucuğun Ergin çok akullu usak çiktu. Gecen gün tepeye varmis, elinde bir ip sallayip duriy. Anan uy usağum ne edeysun orada demis. O da heva durumuna bakayrum demiş. Çektum oni akşam karşuma,anlat bakayum su hava turumu işinu dedum. Anlattu, meğer ip sallanınca havanın ruzgarli olduguni; ip islanunca da yagmur yağduğuni anlaymıs. Cok akillu uşak vesselam. Sen o yasta böyle akillu değildun.

Senin gönderdiğun resmi alduk, pir yanında bir Alman herif pir yanında pir Alman
karisi var, ortada da sen. Iyiki resmin arkasına ortadaki penum diye yazmissun yoksam tanımayacaktuk.

Yaa iste böyle usağum. Memlecetten saga pol pol havadis.. Yeni havadis olursa yine
yazarum. Baki hudaya emanet ol. Baban

NOT: Mektupa para koyacaktım, ama geç akluma geldi, zarfı kapatmisum.

Yazı kategorisi: DiGER KONULAR, FIKRALAR, GENEL, GÜNCEL, GÜNDEM, MUHABBET, MiZAH | » yorum bırak;

Tâlût – Câlût – H.z Dâvud.

Yazan: Site - Yönetici Kasım 15, 2007

 

Tâlût:

Tâlût; İsrailoğullarının Dâvûd (a.s.) zamanındaki melikidir. Esas adı Saul’dür. Kelime olarak “Tâlût” İbranice bir lakabdır. Arapça “Tûl” kelimesi ile alâkalı olup, aşırı derecede boylu ve kudretli anlamına gelir (Goldziher, Der Mythosbei den Hebraern, 162 vd.).

Kur’an’da iki yerde Tâlût kelimesi geçmektedir (2/Bakara, 247, 249). Birkaç yerde de, ona işaret eden zamirler bulunmaktadır. Mısır ile Filistin arasında yaşayan Amalika adlı bir kavim vardı. Başlarında Câlût adında bir kral bulunuyordu. Bunlar İsrailoğullarına saldırıp onları perişan ettiler. İsrailoğulları da, kendi peygamberlerinden, düşmanlarıyla çarpışmak için kendilerine bir kumandan tâyin etmesini istediler. Onların bu peygamberi, Mûsâ (a.s.)’dan sonraki peygamberlerden biriydi. Onların bu talebi üzerine, peygamberleri onların başına, nesli Ya’kûb (a.s.)’un oğlu Bünyâmin’e dayanan Tâlût’u hükümdar olarak tâyin etti (Taberî, Câmiu’l-Beyân, Mısır 1954, II, 595 vd.). Bu durum Kur’an’da söyle ifâde edilmiştir: “Peygamberleri onlara: ‘Bilin ki Allah, Tâlût’u size hükümdar olarak gönderdi’ dedi. Bunun üzerine (onlar): ‘Biz hükümdarlığa daha lâyık olduğumuz halde, kendisine servet ve zenginlik yönünden geniş imkânlar verilmemişken, o bize nasıl hükümdar olur?’ dediler. (Peygamberleri:) ‘Allah sizin üzerinize onu seçti. İlimde ve cüssede ona, sizden daha çok üstünlük verdi. Allah, mülkünü dilediğine verir. Allah her şeyi ihâta eden ve her şeyi bilendir’ dedi” (2/Bakara, 247).

İsrâiloğulları onun krallığını tasvip etmek istemediler; işi zenginlik ve kısır kavmiyet noktasından ele almaya çalıştılar. Oysa âyette ifâde edildiği gibi, Yüce Allah, Tâlût’a ilimde ve cisimde, maddî ve mânevî yönden bir üstünlük vermişti. Maddî yönden iri cüsseli, güçlü, kuvvetli ve güzel olarak yaratmıştı. Mânevî yönden de, dinî, siyasî, fen, teknik ve savaş ilimlerinde ona üstün bir başarı ve mahâret vermişti. Aynı zamanda o, fakirlere karşı merhametli ve şefkatliydi, yoksulların dertleriyle dertlenir, sıkıntılarını gidermeye çalışırdı. Bir de, Yüce Allah âmirliği dilediğine verir. Komutanlık ve âmirlik için bunlar önemlidir. Yoksa verâset, soy-sop, ayrı nesepten gelme şartları geçerli ve önemli değildir (el-Beydâvî, Envâru’t-Tenzîl ve Esrâru’t-Te’vîl, Mısır 1955, I, 55).

Yazının devamını oku »

Yazı kategorisi: H.Z DAVUD, PEYGAMBERLER | 1 Yorum »

İbni Teymiye

Yazan: Site - Yönetici Kasım 15, 2007

 

İbni Teymiye

Sual: Vehhabilerin [selefilerin] Şeyh-ül-İslam bilip yolundan gittikleri İbni Teymiye kimdir, âlimlerimiz onun hakkında ne demiştir?
CEVAP
Hanbeli fıkıh ve hadis âlimi iken mezhepsiz oldu. Ehl-i sünnete uymayan yazılarından dolayı Mısır`da iki defa hapsedildi. 1263 senesinde Harran`da doğup, 1328 de Şam`da kalede hapiste iken vefat etti.

İbni Teymiye, Ehl-i sünnet âlimlerinin büyüklüğünü anlamamış, tasavvufu inkâr etmiş, Ehl-i sünnetten ayrılmıştır. Kitapları, kendilerine Selefiyyeci diyen mezhepsizlere kaynak olmaktadır. Mezhepsizler, onu övmekte, İslam müceddidlerinin piri demektedirler. İbni Teymiye`nin şaki ve dalalette olduğu Seyf-ül-Cebbar ve farisi Tâlim-üs-sübyanda da yazılıdır.

Camiul-ezherdeki hanefi âlimlerinden Muhammed Bahitin (Tathir-ül-füad min-denisil itikad) kitabı, (Et-tevessüli bin-Nebi ve bis-Salihin), (Şevahid-ül-hak), (Cevahir-ül-bihar), (Seyf-ül-Cebbar) ve (Tâlim-üs-sübyan) kitapları, İbni Teymiye�nin dalalete düştüğünü vesikalarla ispat etmektedir.

İbni Battuta, ibni Hacer-i Mekki, imam-ı Sübki, kendi oğlu Abdulvehhab, izzeddin bin Cema’a, Ebu Hayyan Zahiri, Zahid-ül Kevseri, Yusuf-i Nebhani, imam-ı Şarani, Ahmed bin Seyyid Zeyni Dahlan, Şeyh-ül-İslam Mustafa Sabri Efendi gibi nice âlimler İbni Teymiye`ye reddiyeler yazmışlar, dalalet ve küfürlerini açıklamışlardır. Üstad Necip Fazıl da, (14. asrın irşad kutbu seyyid Abdülhakim Arvasi, �İbni Teymiye dini içinden zedeleyen mülhiddir� buyurdu) diyor. (Türkiye�nin Manzarası)

Dal ve mudil olduğu, Savi tefsiri 107. sayfasında da yazılıdır.

İslam âlimleri buyuruyor ki:
(Allahü teâlânın, sapıtmasına ilmini sebep ettiği kimsedir.) [İbni Hacer-i Mekki - Fetava-yı hadisiyye]

(İbni Teymiye öyle bir kimsedir ki, bozuk sözlerine ve çürük vesikalarına, büyük âlimler cevap vermişler ve düşüncelerinin çirkinliğini ortaya koymuşlardır. [Şam, Mısır ve Kudüs`de kadılık yapmış olan şafii fıkıh ve hadis âlimlerinden Muhammed] İzzibni Cemaa, onun için, Allahü teâlânın dalalete sürüklediği, azdırdığı ve zillet gömleği giydirdiği kimsedir. İslam âlimlerine ve bilhassa Hulefa-i raşidine karşı ahmakça itirazlarda bulunmuştur demiştir.) [İbni Hacer-i Mekki - El-cevher-ül-munzam]

Yazının devamını oku »

Yazı kategorisi: BUNLARI BiLiYORMUYDUNUZ, DiGER KONULAR, DiNi KONULAR, FETVALAR, GENEL, GÜNCEL, GÜNDEM, KİM KİMDİR, SORU ve CEVAPLAR, TÜRKİYE, YORUMLAR, YORUMSUZ | 6 Yorum »