GÖYNEM ( BEYSEHiR )

İLAHİ-KURAN-İSLAM-DİN-HABER-RESİM-VİDEO-TASAVVUF-BELGESEL-DUA-HADiS-TARİH-ŞİİR

11 Oct 2007 için Arşiv

BAYRAMINIZ KUTLU OLSUN

Yazan: Site - Yönetici Ekim 11, 2007

Yazı kategorisi: BAYRAM GÜNÜ NE YAPILIR, DUYURULAR, DiGER KONULAR, DiNi KONULAR, GENEL, GÜNCEL, GÜNDEM, TV, TÜRKİYE, YORUMLAR, YORUMSUZ | 5 Yorum »

ŞİİR

Yazan: Site - Yönetici Ekim 11, 2007

 

ŞİİR

Dünyayı dolaştım
Giymedim başıma taç,
Ne zengini tok gördüm,
Ne fakiri aç…..

Yarabbi…..
Öyle bir fevzi kanaat verki,
Namerde değil,
Merde de eyleme muhtaç…

Şu çeşmenin haline bak,
Su içecek tası yok,
Kırma kimsenin kalbini,
Yapacak ustası yokk…

Yazı kategorisi: ŞİİR | » yorum bırak;

Kafire dua edilir mi?

Yazan: Site - Yönetici Ekim 11, 2007

 

Kafire dua edilir mi?



Mümin olarak ölenlere dua etmenin bir sakıncası olmadığı gibi, hem dua edilene hem de dua edene karşılığı verilir.

Günah işleyerek ya da zulmederek, zalim ve fasık da olsa hayatındayken iman ettiği biliniyorsa ona dua edilebilir. Ayrıca insanların iç alemini ancak Allah bilir. Bu nedenle iman ettiğini söyleyenlere münafık demek dinen caiz olmadığı böyle bir şeyi başkalarına söylemek de helal olmaz. Bu açıdan hayatında iman ettiği bilinen her insana dua edilebilr. Bir kimsenin münafık olduğu ise ancak Allahın bildirmesiyle anlaşılır.

Kafir olarak ölen birisine gelince:

Rasulüllah Efendimiz küfür üzere ölen bir yakını için “Eğer Allah yasaklamazsa ona mağfiret dileyecegim“(bk. Kurtubî, VNI/272) deyince şu âyet-i kerime nazil oldu: “Cehennemlik oldukları anlaşıldıktan sonra akraba dahi olsalar, müşrikler için mağfiret dilemek Peygambere ve mü’minlere yaraşmaz” (Tevbe (9) 113). Münafıklardan Abdullah b. Ubey b. Selül’ün cenaze namazını Rasulüllah Efendimiz kıldırmıştı.(Kurtubî, VNI/218) (O münafıkları tanıdığı halde, siyaseten davranışta onları mü’minlerden ayırmıyordu). Bu konuda da şu âyeti kerime geldi: “Onlardan ölen kimsenin namazını sakın kılma! Mezarı başında da durma. Çünkü onlar Allah’ı ve Rasulünü inkâr ettiler….” (Tevbe (9) 84). Şu ayetin de aynı konu ile alâkalı olarak geldiği söylenir:

“Onlara ister bağışlanma dile, ister dileme, farketmez. Onlara yetmiş defa bağışlanma dilesen de Allah onları asla bağışlamayacaktır. Bu, onların Allah’ı ve Rasulünü inkâr etmesinden ötürüdür. Allah fasıklar güruhuna hidayet vermez” (Tevbe (9) 80)

Bu naslar karşısında, özellikle Malikî Imam Karafi meseleyi bütün detayı ile ele almış ve özet olarak: “Kafirin bağışlanması için dua etmek küfürdür (dua eden kâfir olur). Çünkü, Kur’ân’ı Kerim birçok âyetle müşrikleri Allah’ın bağışlamayacağını, kâfirlerin Cehennem’de ebedî kalacağını kesinkes haber verdikten sonra böyle bir şey istemek, Allah’ı yalanlamak ve sanki’(Ya Rab! Sen öyle diyorsun ama bağışlaşan daha iyi edersin) demek olur. Bu da küfürdür. Tüm mü’minlerin bağışlanmasını istemek de haramdır. Çünkü günahkâr mü’minlerin Cehennem’de, bir süre için de olsa, kalacakları sahih hadislerle bildirilmektedir.(Bu konuda geniş bilgi için bk. Karafi, el-Furük, IV/259 vd.)

Bu görüş Hanefilerce biraz ağır bulunur ve “kâfirin bağışlanması için dua etmek küfürdür, tüm mü’minlerin bütün günahlarının bağışlanması için dua etmek ise haram değildir” denir. Ibn Âbidîn buna açıklık getirirken der ki: “Mesele şuradan kaynaklanıyor: Allah’ın va’dinden dönmeyeceğini kendi kelâmıyla biliyoruz. Ama acaba vâdinden (azab edeceği sözünden ve tehdidinden) de dönmez mi? Işte Karafi ve onu izleyenler, Allah’ın va’di gibi vâdinden de dönmeyeceğini düşünerek, eğer Allah kâfirleri Cehennem’e koyacağını ve onların orada ebedî kalacağını bildiriyorsa bunun aksini istemek Allah’ı isabetsizlikle suçlamak ve onu tekzib olur, bu ise küfürdür diye düşünmüşlerdir. Hanefi Ibn Emîr el Hâcda (Vefatı 879 (1474) bk. Mu’cemu’1-müellifin, XI/274) kâfire dua konusunda onlar gibi düşünmüş tüm mü’minlere dua konusunda biraz daha müsamahalı davranmıştır. Doğrusu da budur.(bk. Ibn Abidin (Âmira), I/351, (Mısır), I/523)

Buna göre kâfir olarak ölen birisi için dua etmek küfürdür. Ancak küfrü açık (bevâh) olmayanlara günahlarıyla küfür damgası vurup onları mü’min saymamak da bizim hakkımız değildir. Meselâ Allah’ın birliğine, Hz. Muhammed (sav)’in peygamberligine, Kur’ân’ın bütününe inanan birisi Haccâc gibi zalim de olsa onu kâfir saymak bizim elimizde değildir. Ama bunlara olduğu gibi inanmamış, ya da bunları tahkir etmişse, onu da mü’min saymak bizim elimizde değildir.

Konu ölmüş gitmiş kâfirler için böyledir. Hayatta olan kâfirlerin doğru yolu bulmaları için dua etmenin ise caiz olduğu görüşü hâkimdir. Çünkü Rasulüllah Efendimiz Uhud Günü mübarek dişleri kırılıp, yüzü yaralandığında, müşrikler için: “Allah’ım kavmimi bağışla, çünkü onlar bilmiyorlar” diye dua etmişlerdi. Ibn Abbas da: “Mü’minler kâfir olarak ölmüş yakınlarına dua ediyorlardı. Bunu yasaklayan âyet (Tevbe 113) geldi, onlardan duayı kestiler. Ama bu âyet onların, hayatta olan kâfirlere dua etmelerini yasaklamıyordu” demiştir (Kurtubî, VNI/274).

Bununla beraber; Buhari’nin nakline göre, Rasulüllah Efendimiz (sav)’in Uhud’daki bu sözü, kendi duası değildir. O bunu: “Daha önce de bir peygamber yaralanmış ve böyle demişti” tarzında söylemiştir (bk. Buharî, magazî; Müslim, cihad 103) şeklinde söyleyip kâfirin hayatta olanına dahi dua edilemeyeceği görüşünde olanlar da vardır (Kurtubî, VNI/278). Fakat böyle dahi olsa, önceki bir peygamberin sözü bizim şeriatimizde kaldırılmadıkça bizim için geçerli olacağından (Allah’u alem) hayattaki bir kâfirin hidayete ermesi için dua etmekte bir sakınca olmamalıdır. Çünkü onun hidayeti bulması muhal değildir ve Allah kâfir olanların dünyada iken mü’min olamayacaklarını söylememiştir ki, bizim bunu istememiz, Allah (cc)’in olmaz, dediğinde israr etmemiz anlamına gelmiş olsun. Bir sonraki âyette bildirildigi üzere; Hz. Ibrahim’in Babası için mağfiret dilemesini de böyle anlamak gerekir (Ibn Abbas ayete değişik izah getirir bk. Kurtubî, VNI/274; Ayrıca bk. Celal Yıldırım, Kur ân Ahkâm, N/309 vd.)

Yazı kategorisi: BUNLARI BiLiYORMUYDUNUZ, DiGER KONULAR, DiNi KONULAR, FETVALAR, GENEL, GÜNCEL, GÜNDEM, SORU ve CEVAPLAR, TV, TÜRKİYE, YORUMLAR, YORUMSUZ | » yorum bırak;

Üç Aylar Sonrası ve Şevval Orucu

Yazan: Site - Yönetici Ekim 11, 2007

Üç Aylar Sonrası ve Şevval Orucu

 

Üç Aylar Sonrası ve Şevval Orucu


Üç aylar manevî ticaret bakımından çok bereketli, kazançlı ve sevaplı bir mevsimdir. Bu mevsimde yapacağımız mânevi” çalışmalar, iç âlemimizde bambaşka ufuklar açar. Ancak, bu aylarda kazanılan ruh disiplinini daha sonra da devam ettirmek gerekir. Çünkü bir sonraki üç aylara erişebileceğimiz hususunda elimizde bir senet yoktur.

Her yıl uğrayıp manevî hayatımızı nurlarla ışıklandıran üç ayları gerilerde bırakırken, Onun bizlere yaşattığı sonsuz hazları hiçbir zaman unutamayız. Kadir Gecesinde ışıl ışıl yanan caddelerde akan nur selini nasıl hatırlarımızdan çıkarabiliriz?

İftar sofralarının feyzi yıl boyunca burnumuzda tütmez mi? Sahurların bereketini unutabilir miyiz? O kudsî hatıraları elbette unutamayız. Özler, arar ve bekleriz.

Ama tabiî ki kuru bekleyiş ve özleyişle yetinmeyiz. Üç aylarda ve bilhassa Ramazan’da kazandığımız manevî disiplini yıl boyunca da devam ettirmeye çalışırız.

Yine namaz kılarız, zaman zaman oruç tutarız, başkalarına yardım ederiz. Malımızla, canımızla ve dilimizle Allah yolunda cihada koşarız. Nefsani his ve arzularımıza kulak vermeyiz. Huzur verici hatıralarını içimizde yaşattığımız mübarek üç aylarda kazandığımız manevî havayı devam ettirmeye çalışırız.

Hayat sermayesinin durmaksızın elden çıktığını unutmayıp bir daha gelecek nur ve huzur mevsimine ulaşıp ulaşamayacağımız ümit ve endişesini her zaman canlı tutarak âhiret hazırlığına aynı şekilde devam ederiz.

Böylece, gelecek yılın o mübarek mevsimlerine yine aynı ruhla ve temiz vicdanla erişmeyi umarız. Bu ruh içinde hayatımız devamlı bir gelişmeye ve ilerlemeye sahne olur. Allah’ın rızasına erişme yolunda dâima ileri gideriz ve bu ilerleme, inşallah son nefese kadar devam eder.

Şevval Orucu

Ramazan-ı Şerif’ten sonraki Şevval ayında oruç tutmak öteden beri sevimli bir adet olarak gelmiştir.

Yazının devamını oku »

Yazı kategorisi: GENEL, GÜNCEL, GÜNDEM, ORUC, RAMAZAN-I ŞERİF, YORUMLAR, YORUMSUZ, ÜÇ AYLAR | 2 Yorum »

Kimler, neden Hadis uydurmuştur?

Yazan: Site - Yönetici Ekim 11, 2007

 

Kimler, neden Hadis uydurmuştur?


Şu ana kadar Hadis olduğunu sandığınız ve üzerinde titrediğiniz sözlerin aslında bir uydurma olduğunu öğrenseniz ne yapardınız? İşte sizi bu hataya sürükleyenlerin deşifresi

Her ne kadar Resülullah Sallallahu Aleyhi vesellem, “Kim benden,benim söylemediğim bir şeyi söylerse, o şimdiden cehennem ateşindeki yerine hazırlansın.” (Buhari,ilim bölüm 38 hadis 109) Buyurmuş ise de insanlar şu ya da bu nedenlerle hadis uydurmaktan çekinmemiş ve ne yazık ki bu uydurma hadisler gerçekmiş gibi toplum hayatında hüsnü kabul görmüş ve tarihin akışında da önemli rol oynamışlardır.

Hadis diye bildiğimiz ibadet ve düşünce hayatımıza girmiş bir çok sözün aslında hadis olmadıkları konusunda çok sayıda alim uyarıda bulunmuştu. Son olarak Harun Ünal’ın Mirac Yayınları’ndan neşrettiği Uydurma Hadisler adlı 6 ciltlik eserde bu uydurma hadisleri delilleriyle görecek ve hayretler içerisinde öğreneceksiniz…

Uydurma hadisler konusunda şu ana kadar hazırlanmış olan tüm kaynak eserleri kapsayan bu çalışma ile ilgillerin konu hakkındaki tüm bilgileri tek eserden öğrenmesi hedefleniyor…

Haber7 Kitap Dünyası olarak sizler için bu eserden oldukça ilginç bir bölüm alıntılamayı uygun gördük. Kimlerin neden hadis uydurduğu konusunu bu vesile ile de tartışmaya açalım istedik….

Hadis Uydurma Sebepleri

Aslında hadis uydurma sebepleri oldukça çeşitlidir. Biz burada sadece kısa olarak bir kısmına değinip geçeceğiz.

1- Siyasi Çekişmeler sebebiyle hadis uydurulması: Birçok akımlar kendi siyasi düşüncelerini hâkim kılmak maksadıyla Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)-’in ağzından hadis diye birçok sözler uydurmuşlardır. Örneğin Rafızilerin Hz. Ali (radıyallahu anh) ve Ehli Beyte ilişkin hadis uydurmaları, aynı şekilde sahabe hakkında ve özellikle de sahabenin büyüklerinden olan Ebû Bekir ve Ömer gibi -ki bu ikisi Şeyhayn diye anılır- sahabe hakkında hadis uydurmaları gibi.

Yine Ehli Sünnetin de cahil kesimi bu akımlara aynı şekilde hadis uydurarak cevap vermeleri de bunun bir diğer örneğidir.

Keza Muaviye ve Emevi hanedanına karşı taassup içerisinde olanlar, onları tutanlar da bu defa Muaviye’nin ve Emevilerin faziletine, üstünlüklerine ilişkin hadis uydurmuşlardır. Aynı şekilde Abbasilerin tarafını tutanlar da, bunların faziletlerine ilişkin hadisler uydurmuşlardır.

Yazının devamını oku »

Yazı kategorisi: BUNLARI BiLiYORMUYDUNUZ, DiGER KONULAR, DiNi KONULAR, GENEL, GÜNCEL, GÜNDEM, TÜRKİYE, YORUMLAR, YORUMSUZ, İLGİNÇ | » yorum bırak;

BAYRAM GÜNÜ NE YAPILIR

Yazan: Site - Yönetici Ekim 11, 2007

BAYRAM GÜNÜ NE YAPILIR

Bayram sevinç günleridir Sual: Bayramda ne yapmak gerekir?
CEVAP
Bayramda erken kalkmak, gusletmek, misvak kullanmak, güzel koku sürünmek, yeni ve temiz elbise giymek, sevindiğini belli etmek, fıtr, yani Ramazan bayramında, bayram namazından önce tatlı yemek, hurma yemek, hurmayı 1, 3, 5 gibi tek adet yemek, teke riayet etmek sünnettir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Allahü teâlâ tektir, teke riayet edeni sever.) [Buhari]

Bayramda yüzük takmak, karşılaştığı müminlere güler yüzle selam vermek, fakirlere çok sadaka vermek, İslamiyet`e doğru olarak hizmet edenlere yardım etmek, dargınları barıştırmak, akrabayı, din kardeşlerini ziyaret etmek, onlara hediye götürmek sünnettir.

Ramazan gittiği için değil, günahlarımızın affolduğu için, büyük sevap ve nimete kavuştuğumuz için
bayram yapıyoruz. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Bayram sabahı Müslümanlar, namaz için camilerde toplanınca, Allahü teâlâ, meleklere, İşini yapıp ikmal edenin karşılığı nedir? diye sorar. Melekler de, Ücretini almaktır, derler. Allahü teâlâ da, Siz şahit olun ki, Ramazandaki oruçların ve namazların karşılığı olarak kullarıma kendi rızamı ve mağfiretimi verdim. Ey kullarım, bugün benden isteyin, izzet ve celâlim hakkı için istediklerinizi veririm, buyurur.) [Beyheki]

Peygamber efendimiz, (Ramazanın son günü Allahü teâlâ, oruç tutanları affeder) buyurunca, Eshab-ı kiram, (Ya Resulallah, o gün Kadir Gecesi mi?) diye sual etti. Peygamber efendimiz, (Bilmez misiniz ki, iş yapana, işi bitirince ücreti verilir) buyurdu. (Beyheki)

Bu mükafatları bilen bir Müslüman nasıl sevinmez ve bayram etmez ki? Bayram günleri sevinmek, neşelenmek gerekir. Hazret-i Ebu Bekir, kızı Âişe validemizin evine gidince, iki cariyenin tef çalıp oynadığını gördü. Ensar-ı kiramın kahramanlıklarını övüyor, destan söylüyorlardı. Hazret-i Ebu Bekir, Resulullahın evinde böyle şey yapılmasının uygun olmayacağını bildirerek, onların susmalarını söyledi. Peygamber efendimiz, Hazret-i Ebu Bekir`e, (Onlara mani olma! Her kavmin bir bayramı vardır, bu da bizim bayramımızdır. Bayram, sevinç günleridir) buyurdu. (Buhari)

Hazret-i Ali buyurdu ki:
(Bugün, orucu kabul edilmiş, çalışmasının mükafatını görmüş ve günahları affedilmiş olanların bayramıdır.)

Yazının devamını oku »

Yazı kategorisi: BAYRAM GÜNÜ NE YAPILIR, BUNLARI BiLiYORMUYDUNUZ, DiGER KONULAR, DiNi KONULAR, FETVALAR, FIKIH, GENEL, GÜNCEL, GÜNDEM, SORU ve CEVAPLAR, TAVSİYELER, TÜRKİYE, YORUMLAR, YORUMSUZ, İBADET | 2 Yorum »