GÖYNEM ( BEYSEHiR )

İLAHİ-KURAN-İSLAM-DİN-HABER-RESİM-VİDEO-TASAVVUF-BELGESEL-DUA-HADiS-TARİH-ŞİİR

03 Oct 2007 için Arşiv

Muhtasar İlmihal

Yazan: Site - Yönetici Ekim 3, 2007

 

 

Muhtasar İlmihal
(Resimli Namaz Hocası)


Takdim
Önsöz
Mühim Hatırlatma

Dinimiz İslâm
Din
Şerîat

Îman

Îmanın Şartları

Allâhü Teâlâ’ya İman
Sıfât-ı Zâtiyye
Sıfât-ı Subûtiyye

Meleklere İman
Dört Büyük Melek

Kitaplara İman
Suhuf (Sayfalar)
Kitaplar

Peygamberlere İman
Peygamberlerin Sıfatları
Kur’an’da İsimleri Geçen Peygamberler
Peygamberimiz
Peygamberimizin Ecdâd-ı Âlîsi (Dedeleri)
Peygamberimizi İyi Tanıyalım
Ashâb-ı Kirâm

Âhiret Gününe İman

Kader ve Kazâya İman
İrâde-i Cüz’iyye
Kader
Kazâ
Rızık Mes’elesi
Tevekkül
Ecel
Şiir
İmanın Devamının Şartları
Îmanın Koruyucu Kaleleri
Müslümanın Dikkatle Kaçınması Gereken Hususlar

Edille-i Şer’iyye
İlmin Yolları ve Bilgi Vasıtalarımız

Mezhebler
Mezheb
İ’tikadda hak mezheb
Amelde Hak Mezhebler

İslamın Şartları

Kelime-i Şehâdet

Ef’âl-i Mükellefîn
Ef’âl-i Mükellefîn Sekizdir

Namaz
Namazın Şartları ve Rükünleri

Hadesten Tahâret

Abdest
Abdestin Farzları
Abdestin Sünnetleri
Abdestin Mekruhları
Abdesti Bozan Şeyler
Abdest Nasıl Alınır

Gusül
Guslün Farzları
Guslün Sünnetleri
Gusül Abdesti Nasıl Alınır
Gusül Abdesti ve Kaplama Diş Mes’elesi
Diş Doldurtma Mes’elesi

Teyemmüm
Teyemmümün Farzları
Teyemmüm Nasıl Yapılır

Mestler Üzerine Mesh
Meshin Miktarı
Meshi Bozan Şeyler
Sargı ve Yara Üzerine Mesh

Kadınlara Mahsus Haller
Hayız ve Nifas Hallerinde Yapılması Haram Olan Şeyler

Necâsetten Tahâret
İstinca, İstinka, İstibra

Setr-i Avret
İstikbâl-i Kıble
Vakit
Kerâhet Vakitleri
Niyet

Ezan ve Kaamet

Namazın Rükünleri
İftitah Tekbiri
Kıyam
Kırâat

Namazda Okunan Bâzı Sûre ve Âyetler
Fâtiha-i Şerîfe
Âyetü’l-Kürsî
İnşirah Sûresi
Kadr Sûresi
Fîl Sûresi
Kureyş Sûresi
Mâûn Sûresi
Kevser Sûresi
Kâfirûn Sûresi
Nasr Sûresi
Leheb Sûresi
İhlâs Sûresi
Felak Sûresi
Nâs Sûresi

Namazda Okunan Bazı Dualar
Tekbir
Sübhâneke
Tehıyyât
Salevât-ı Şerîfeler
Salevât-ı Şerîfeden Sonra Okunacak Duâ
Kunut Duâları

Rükû
Secde
Ka’de-i Ahîre


Namazın Vâcibleri
Namazın Sünnetleri
Namazın Âdâbı
Namazın Mekruhları
Namazı Bozan Şeyler

Namaz Nasıl Kılınır
Beş Vakit Namaz
Sabah Namazı
Öğle Namazı
İkindi Namazı
Akşam Namazı
Yatsı Namazı
Vitir Namazı
Beş vakit namazdaki rek’atlerin sayıları

Sehiv Secdesi
Sehiv Secdesi’nin İcabettiği Yerler
Sehiv Secdesi’nin Yapılışı
Cuma Namazı
Cuma Namazının Şartları
Cuma Namazına Niyet
Bayram Namazı
Kaza Namazları

Bazı Nâfile Namazlar
Evvâbin Namazı
Duhâ Namazı
Teheccüd Namazı
Tesbih Namazı
Tesbih Namazının Kılınışı

Cenâze Bahsi
Kefen
Cenâze Nasıl Kefenlenir
Cenâze Namazı
Cenâze Namazının Kılınışı
Mühim Hatırlatma
Kabir ve Defin
Kabir Suâli
Kabirde Suâl ve Cevapları
Kabirleri Ziyâret

Sefer Bahsi

Kur’an’daki Tilâvet Secdeleri
Kur’an-ı Kerimdeki Secde Âyetleri

Mübârek Gecelerde Yapılacak İbâdetler
Mevlid Gecesi
Regâib Gecesi
Mi’rac Gecesi
Berât Gecesi
Kadir Gecesi

Oruç
Orucun Farzları
Orucun Kısımları
Oruç Ayrıca İki Kısımdır
Orucu Bozup Sadece Kazâ İcap Ettiren Şeyler
Orucu Bozup Kazâ ve Keffâret İcâbettiren Şeyler
Oruçluya Mekruh Olan Şeyler
Orucu Bozmayan Şeyler
Sadaka-i Fıtır
Terâvih Namazı

Zekât
Öşür
Masârıf-ı Zekât
Zekâtın Verileceği Yerler

Hac
Haccın Farz Olmasının Şartları
Haccın Edasının Farz Olma Şartları
Haccın Sıhhatinin Şartları

Kurban
Kurbanın Kesilme Vakti, Şekli ve Niyet
Kurbanı Kesme Şekli

Günah Nedir ve Başlıca Günahlar
Günahlar İki Kısımdır
Başlıca Büyük Günahlar
Günah Hastalığından Kurtulmanın İlâcı: Tevbe ve İstiğfar
Ümitsizlik Doğru Değildir
Tevbenin Kabul Olmasının Şartları
Büyük İstiğfar
Nefs-i Emmâre

Cihad

Müslümanların Cemiyet İçindeki Vazifeleri
Komşu Hakkına Riâyet
Müsâfire Karşı Vazifelerimiz
Diğer İctimâî Vazifelerimiz

Bazı Dualar
Helaya Girerken Okunacak Dua
Helâdan Çıkınca Okunacak Duâ
Korkulu Bir Rüya Görünce Yapılacak Duâ
Zengin Olmak İçin
Akşam Yatarken Okunacak Duâ
Yataktan Kalkarken Okunacak Duâ
Devamında Büyük Fayda Olan Dualar
Belaya Uğramış Bir Kimseyi Görünce Okunur
Sabah Namazının Farzı ile Sünneti Arasında Okunacak Duâ
Sabah Erken Kalkmak
Salevât-ı Şerîfeler
Salât-ı Münciye
Salât-ı Fethiyye
Salât-ı Nâriye
Hatim Duâsı

Otuziki Farz
İmânın Şartları
İslâmın Şartları
Abdestin Farzları
Guslün Farzları
Teyemmümün Farzları
Namazın Farzları

Ellidört Farz

Bazı Batı Bilginlerinin Dinimiz, Kur’ân-ı Kerîm ve Peygamberimiz Hakkındaki Sözleri
Everyman’s Encyclopaedia, İslâm Maddesi
J.W. von Goethe Kur’ân-ı Kerîm Hakkında Diyor Ki
Bismarck Diyor Ki

Müslüman Çocuğuna Bazı Dini Sualler

Yazı kategorisi: Kategorilenmemiş | » yorum bırak;

H.Z HÜZEYR (a.s)

Yazan: Site - Yönetici Ekim 3, 2007

 

Hz. ÜZEYR (a.s)

İsrailoğullarına (Yahudilere) göre meşhur bir peygamber olan Üzeyr (a.s)’ın adı Kur’an-ı Kerîm’de geçmektedir. Fakat İslâm’a göre onun peygamber olup olmadığı hususunda ihtilaf vardır.

Üzeyr (a.s)’ın adı hakkında da alimlerin farklı yorumları vardır. Bazı alimlere göre onun adı Arapça bir isimdir. Diğer bazı alimlere göre ise, Üzeyr kelimesi Arapça değil, İbranicedir (el-Ukberî, İmlau ma menne bihi’r Rahman, Mısır, 1961, II, 7).

İbranice’de Üzeyr kelimesinin karşılığı “Azra”dır. Tevrat’ın bu dildeki nüshasında böyle geçmektedir (Biblio Hobraica, nşr. Rud. Kittel, Stuttgart,1952; Esra, VII,1; Nehemio, VIII,13).

Üzeyr (a.s), Harun Peygamber’in neslinden gelmektedir (es-Sa’lebî, el-Arais, Mısır, 1951, 344).

Üzeyr (a.s)’ın adı, Kur’an-ı Kerîm’de bir yerde geçmektedir: “Yahudiler. ‘Üzeyr, Allah’ın oğludur; dediler. Hristiyanlar da: Mesih Allah’ın oğludur’, dediler. Bu, onların ağızlarıyla geveledikleri sözlerdir. (Sözlerini), önceden inkâr etmiş(olan müşrik)lerin sözlerine benzetiyorlar. Allah onları kahretsin, nasıl da (haktan batıla) çevriliyorlar!.. Hahamlarını ve rahiplerini Allah’tan ayrı rehber edindiler, Meryem oğlu Mesîh’i de. Oysa kendilerine yalnız tek Tanrı olan Allah’a ibâdet etmeleri emredilmişti. Ondan başka ilâh yoktur. O, onların ortak koştukları şeylerden münezzehtir” (et-Tevbe, 9/30, 31).

Burada söz konusu olan Üzeyr (a.s) hakkında çeşitli rivâyetler vardır. En meşhuru İbn Abbas’ın rivâyetidir. Buna göre, Yüce Allah İsrâil oğullarının elinde bulunan Tevrat’ı onlardan aldı. Tevratın içinde bulunduğu sandığı kaybettiler. Aynı zamanda Tevrat zihinlerinden de silindi. İsrail oğulları buna çok üzüldüler. Bilhassa Üzeyr (a.s) Allah’a çok ibâdet etti; O’na yalvarıp yakardı. Allah’tan inen bir nur, onun kalbine girdi. Unutmuş olduğu Tevrat’ı hatırladı. Ondan sonra Tevrat’ı yeniden İsrail oğullarına öğretti. Daha sonra Tevrat’ın içinde bulunduğu sandık bulundu. Bunun üzerine Üzeyr (a.s)’ın öğrettiğinin aslına uygun olduğunu gördüler. Bunun üzerine Üzeyr (a.s)’ı çok sevdiler. Fakat bu hususta aşırı gittiler. “O, olsa olsa Allah’ın oğludur” dediler (İbn Cerir et-Taberî, Camiu’l-Beyân, Mısır,1951, X,111). Bu âyetler, onların bu hususta aşırı gitmelerini ve Hristiyanların da, İsâ (a.s) Allah’ın oğludur diye söylemelerini reddetme mahiyetinde nazil olmuştur. Onların bu sözlerinin batıl olduğu anlatılmış ve Yüce Allah’ın, onların bu iddialarından münezzeh olduğu ifâde edilmiştir (el-Beydâvî, Envaru’t-Tenzîl ve Esraru’t Te’vîl, Mısır, 1955, I, 196).

Yazının devamını oku »

Yazı kategorisi: H.Z ÜZEYR | » yorum bırak;

H.Z LOKMAN

Yazan: Site - Yönetici Ekim 3, 2007

LOKMAN (LUKMAN)

Bir nebî veya velî olduğu ihtilâflı; ancak çoğunluğun tercihine göre hakim bir şahsiyet.

Kur’ân-ı Kerîm’de Lokman adı iki yerde geçer (Lokman, 31/12,13). Kelime, aynı zamanda Mekkî bir surenin adıdır. Bu sûrenin nüzul sebebi Kureyşlilerin Lokman’ı Hz. Peygamber (s.a.s)’e sormalarıdır.

Lokman’ın adı geçen iki ayetin meâli şöyledir: “Andolsun Biz Lokman’a Allah’a şükretmesi için hikmet verdik. Şükreden kimse ancak kendisi için şükretmiş olur. Nankörlük eden ise, bilsin ki Allah her şeyden müstağnîdir, övülmeye lâyık olandır. Lokman, oğluna öğüt vererek. “Yavrum, Allah’a eş koşma, doğrusu eş koşmak büyük zulümdür” demişti ” (Lokman, 31/12,13). Lokman’ın adı içinde geçmese de onun oğluna öğütleri devam etmektedir. Ancak arada iki ayet içinde Yüce Allah, Lokman’ın öğüdündeki eş koşmayı(şirk) tekit için ana-babaya iyi davranmak; yaradana şükür, ana-babaya teşekkür etmesini bilmekle beraber; eğer ana-baba Allah’a eş koşmak üzere çocuğunu körü körüne zorlarlarsa o çocuğun onlara itaat etmemesi, dünya işlerinde onlarla güzelce geçinip Allah’a yönelen kimselerin yoluna uyması gerektiğini bildirmektedir (Lokman, 31/14,15). Lokman’ın öğütleri şöyle devam etmektedir: “Yavrum, işlediğin şey bir hardal tanesi ağırlığınca olsa da, bir kayanın içinde, göklerde veya yerde bulunsa da, Allah onu getirip meydana kor. Doğrusu Allah Lâtif’dir, haberdar’dır. Yavrum, namazı kıl, iyiliği emret, kötülükten vazgeçir ve başına gelene sabret; doğrusu bunlar azmedilmeye değer işlerdir. İnsanları küçümseyip yüz çevirme, yeryüzünde böbürlenerek yürüme! Allah, kendini beğenip böbürlenen kimseyi hiç şüphesiz ki sevmez. Yürüyüşünde ölçülü ol, sesini de kıs! Seslerin en çirkini şüphesiz merkeplerin sesidir” (Lokman, 31/16-19).

Lokman suresinde geçen meâli verilen ayetlerden anlaşılmaktadır ki, bu zat bir hakimdir. Çünkü ona hikmet verilmiştir. Böyle bir hikmete ulaşan kimseye gereken, o hikmete şükürdür. Aslında Yüce Allah’ın, şükür de dahil hiç bir şeye ihtiyacı yoktur. Ancak şükre ihtiyacı olan insandır. Çünkü Allah, şükredince nimetleri artırma vadinde bulunmuştur (İbrâhim, 14/7). Lokman, üç kere “yavrum” veya “oğlum” diye hitap ederek oğluna öğüt vermiştir. Bunlardan ilkinde Allah’a eş, ortak koşmamasını öğütlemiştir. Çünkü bu, Allah’ın hakkını başkasına vermek, kulların ve bütün varlıkların yaratanına olan bu haksızlıkla onların haklarını çiğnemek, başta Yüce Allah’ın ikram ettiği, şerefli kıldığı insan olmak üzere bu varlıkları esas yaratanından başka fâni, âciz, güçsüz şeylere yönelterek onları tahkîr etmektir. Lokman, ikinci “yavrum” hitabiyle başlayan öğüdünde, Yüce Allah’ın hardal tanesi kadar da olsa yapılan bütün iyilik ve kötülükleri gördüğünü, bildiğini ve onları ahirette değerlendireceğini anlatmıştır. Nitekim Yüce Allah, zerre miktar hayır-şer işleyenin karşılığını göreceğini bildirmektedir (ez-Zilzâl, 99/7-8). Lokman, yine oğluna hitaben üçüncü öğüdünde onun namazı kılmasını, iyiliği emredip kötülükten vazgeçirmesini, başına gelene sabretmesini, insanlara böbürlenip kibirlenmemesini, çalım satıp öğünmemesini, yürümesinde, konuşurken sesinde ölçülü olmasını tavsiye etmiştir.

Yazının devamını oku »

Yazı kategorisi: H.Z LOKMAN | » yorum bırak;

İSLÂMİYETTEN ÖNCE ARABİSTAN

Yazan: Site - Yönetici Ekim 3, 2007

 

İSLÂMİYETTEN ÖNCE ARABİSTAN
3- FİL VAK’ASI (Ebrehe’nin Kâbe’ye Saldırması) (571 M.)

Habeşistan Kırallığı’nın Yemen Vâlisi Ebrehe, Hristiyanlığı Arabistan’da yaymak ve Arapları Kâbe ziyâretinden vazgeçirmek için, San’a'da muhteşem bir kilise yaptırmıştı. Fakat, Araplardan bu kiliseye ilgi gösteren olmadı. Üstelik, Kinâne Kabîlesi’nden bir Arap, bir gece gizlice kilise içine pisledi. Ebrehe bunu bahâne ederek büyük bir ordu ile Kâbe’yi yıkmak üzere Mekke üzerine yürüdü. Arapların bu orduya karşı koyabilecek güçleri yoktu. Mekkeliler şehri boşaltarak etraftaki dağlara çekildiler.
Ebrehe, Mekke yakınlarında karargâhını kurdu. Kureyş Kabîlesinin reisi olan Abdülmuttalib’e elçi göndererek, kan dökmek üzere değil, sâdece Kâbe’yi yıkmak için geldiğini bildirdi. Bu esnâda Ebrehe’nin öncü kuvvetleri Mekkelilerin sürülerini yağmalayıp ordugâha götürmüşlerdi. Bunlar arasında Abdülmuttalib’in de yüz devesi vardı. Abdülmuttalib, Ebrehe’ye giderek yağmalanan sürülerin geri verilmesini istedi.

Ebrehe: -”Ben, Kâbe’yi yıkmamam için ricâya geldiğini sanmıştım. Görüyorum ki sen, develerinin derdindesin, bunu sana yakıştıramadım…” deyince,

Abdülmuttalib büyük bir vakarla: -” Ben, develerin sâhibiyim, onları istiyorum. Kâbe’nin de sâhibi var. O’nu sâhibi koruyacaktır” diye cevap vermişti. Bu cevap karşısında Ebrehe, Abdülmuttalib’in develerini ve Mekkelilerin yağmalanan bütün mallarını geri verdi.

Kur’an-ı Kerîm’de de açıklandığı üzere, Ebrehe amacına ulaşamadı. Kâbe’yi yıkmak üzere hücûma geçileceği sırada, Ebrehe’nin her seferinde berâberinde bulundurduğu Mamut adlı büyük fil ile diğer filler her türlü çabaya rağmen, diz çöküp oldukları yerde kaldılar; Kâbe cihetine yürümediler. Bu esnâda gök yüzünde beliren sürü sürü kuşlar, ağızlarında ve pençelerinde taşıdıkları küçük taşları Kâbe’ye hücûma hazırlanan askerlerin üzerine bıraktılar. Ebrehe’nin büyük ordusu bir anda perişan oldu.(17) Büyük bir kısmı orada telef oldu. Kaçıp kurtulabilen askerlerin bir kısmı ile Ebrehe San’a'ya döndü ise de, yakalandığı hastalıktan kurtulamayarak çok geçmeden öldü.
Ordu’nun önünde yürüyen filler sebebiyle, tarihte bu hâdiseye “Fil Vak’ası”, bu olayın meydana geldiği seneye de “Fil Yılı” denilmiştir.

(17) “Kâbe’yi yıkmağa gelen fil sâhiplerine, Rabbinin ne ettiğini görmedin mi? Onların kötü plânlarını (hile ve düzenlerini) boşa çıkarmadı mı? Onların üzerine sert taşlar atan sürü sürü kuşlar gönderdi. Sonunda onları yenilmiş ekin yaprağı gibi yapıverdi”. (Fil Sûresi, 1-5)

Rasûlllah (s.a.s.) Efendimiz, Fil Vak’ası’ndan 52 gün kadar sonra dünyaya geldiği için bu olayı görmemişti. Fakat bu Sûre indiği esnâda bu olay o kadar iyi biliniyordu ki, hayatta olanlardan, olayı görmemiş olanlar da sanki görenler kadar olaydan haberdardı. Bu sebeple Hz. Muhammed (s.a.s.) olay sırasında henüz dünyaya gelmemiş olduğu halde “görmedin mi?” buyrulmaktadır. Burada görmek , “bilmek ve duymak” anlamında kullanılmıştır.

Yazı kategorisi: PEYGAMBERLER, İSLÂMİYETTEN ÖNCE ARABİSTAN | » yorum bırak;

İSLÂMİYETTEN ÖNCE ARABİSTAN.

Yazan: Site - Yönetici Ekim 3, 2007

2—MEKKE VE KÂBE

Yeryüzünde Allah’a ibâdet için yapılan ilk binâ, bütün namazlarda kıblegâh olarak yönelmekte olduğumuz Kâbe’dir.(5) Allah’ın emriyle Hz. İbrâhim ve oğlu Hz. İsmâil tarafından(6) Milattan 2000 yıl kadar önce Mekke’de yapılmıştır.(7) Tavâfa başlama yerinin işâreti olmak üzere, Kâbe’nin güney-doğu köşesi (Rükn-i Hacer-i Esved) nde bulunan “Hacer-i Esved” denilen siyah taşı Hz. İbrâhim, Ebu Kubeys dağından getirerek hâlen bulunduğu köşeye koymuştur. İnşaatın tamamlanmasından sonra Hz. İbrâhim ilk tavâfı oğlu Hz. İsmâil’le beraber yapmış, bütün insanları hacca, Kâbe’yi ziyârete dâvet etmiştir.(8)
Mekke şehri, Hz. Peygamber (s.a.s.)’in büyük dedelerinden Kusayy tarafından, Kâbe’nin inşâsından çok sonra kurulmuştur. Allah’a ibadet için yapılmış olan Kâbe, zamanla “Tevhid İnancı”nın unutulmasıyla, putlarla doldurulmuş; Mekke puperestliğin merkezi hâline gelmiştir.

a) Mekke ve Kâbe ile İlgili Özel Vazifeler
Mekke şehrini kuran Kusayy, şehrin idâresi, Kâbe’nin bakımı ve Kâbe’yi ziyârete gelenlere hizmetle ilgili bazı görevler ihdâs etti. Bu hizmetler Hz. İsmâil’in neslinden olan kimseler tarafından yerine getiriliyordu. Bu hizmet ve görevlerden bir kısmı şunlardır:
1- Hicâbe: Kâbe’nin perdedarlığı ve anahtarlarını taşıma görevidir.
2- Sikâye: Kâbeyi ziyârete gelenlerin suyunu temin etme ve Zemzem kuyusuna bakma görevidir.
3- Rifâde: Kâbeyi ziyâret için Mekke’ye gelenleri ağırlama, barındırma ve muhtaçlara yardımcı olma hizmetidir.
4- Nedve: Kusayy tarafından yapılan “Dâru’n-Nedve” adlı istişâre meclisi binâsında yapılan toplantılara başkanlık etme görevidir. Savaş, sulh ve memleketin diğer bütün önemli işlerinin kararı, burada yapılan toplantılarda verilirdi. Kırk yaşından küçük olanlar, bu meclise alınmazlardı.

Yazının devamını oku »

Yazı kategorisi: PEYGAMBERLER, İSLÂMİYETTEN ÖNCE ARABİSTAN | » yorum bırak;

İSLÂMİYETTEN ÖNCE ARABİSTAN

Yazan: Site - Yönetici Ekim 3, 2007

 

İSLÂMİYETTEN ÖNCE ARABİSTAN

1— ARABLARIN DURUMU

Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.) Arap yarımadasının Hicaz bölgesinde, Mekke şehrinde doğdu. O’nun hayâtını ve insanlık târihinde yaptığı büyük inkılâbı kavrayabilmek için, yaşadığı asırda Arabistan’ın genel durumunun ve Arapların yaşayışlarının, ana hatları ile de olsa, bilinmesinde fayda vardır.

İslâmiyet’ten önce Araplar, henüz millet hâline gelemedikleri için; kabîleler hâlinde yaşıyorlardı. Her kabîle, diğerlerinden ayrı bir devlet gibiydi. Kabîle başkanına “Şeyh” deniyordu. Hicaz ve Yemen bölgelerinde bazı şehirler kurulmuşsa da, genellikle çöllerde çadır ve göçebe hayâtı geçiriyorlardı. Hicaz bölgesinde üç önemli şehir, Mekke, Yesrib (Medine) ve Tâif’ti. Mekke’de Kureyş Kabîlesi, Tâifte Sakîf Kabîlesi, Yesrib (Medine) de Evs ve Hazreç adlı Arap kabîleleri ile Kaynukaoğulları, Nadîroğulları ve Kurayzaoğulları olmak üzere üç yahûdi kabîlesi bulunuyordu. Diğer kabîleler genellikle göçebe idiler.

Kabîleler arasında kan davası ve sınır anlaşmazlıkları gibi sebepler yüzünden savaş eksik olmazdı. Yalnızca yılın dört ayında (Muharrem, Recep, Zilka’de ve Zilhicce aylarında) harbetmezlerdi. Bu aylara “eşhür-i hurum”(1) (savaşılması, kan dökülmesi haram olan hürmetli aylar) denir. Bu esnâda, bütün kabîleler güvenlik içinde seyâhat edebildikleri için, genellikle büyük panayırlar bu aylarda kurulurdu. Mekke’nin hâkimi, Kâbe ve civârındaki putların koruyucusu oldukları için Kureyş kabîlesi, diğer bütün kabîlelerden saygı görürdü. Bu sebeple Kureyşliler, senenin her mevsiminde diledikleri yere seyâhat edebiliyorlardı.(2)
Hicaz bölgesindeki panayırların en önemlileri, Mekke civârında kurulmakta olan Ukaz, Mecenne ve Zülmecaz panayırlarıydı. Bu panayırlara ülkenin dört bir yanından akın akın gelenler arasında satıcılar, iffetsiz kadınlar, şâirler, hatipler, kâhinler ve çeşitli dinlere mensup kimseler de bulunuyordu. Tâif’le Nahle arasında kurulmakta olan Ukaz panayırında, şiir yarışmaları yapılır; beğenilip derece alan şiirler, Kâbe’nin duvarlarına asılırdı. Bu şekilde Kâbe duvarında asılmış olan yedi ünlü kasideye “el-Muallekatü’s-seb’a” (Yedi Askı) denilmiştir.

Yazının devamını oku »

Yazı kategorisi: H.z MUHAMMED ( S.A.V ), PEYGAMBERLER, İSLÂMİYETTEN ÖNCE ARABİSTAN | » yorum bırak;