GÖYNEM ( BEYSEHiR )

İLAHİ-KURAN-İSLAM-DİN-HABER-RESİM-VİDEO-TASAVVUF-BELGESEL-DUA-HADiS-TARİH-ŞİİR

21 Sep 2007 için Arşiv

O’nun Gibi Yaşamadıkça….

Yazan: Site - Yönetici Eylül 21, 2007

 

 O’nun Gibi Yaşamadıkça….

İslâmî yapılanmada üç unsur vardır:
1-Kur’ân-ı Kerîm,
2-Peygamberimiz Efendimizin şahsı,
3-Efendimiz aleyhisselâmın hadisleri(sünneti).

Resulullah (SAV)’ın şahsını, yaşam tarzını çok iyi bilmemiz gerekiyor. Aile efradımızı konuyla ilgili olarak bilgilendirmemiz gerekiyor.
O’nun yaşam tarzına (sünnetine) şöyle bir bakalım.
Fahr-i Kainat Efendimiz (SAV):
* İnsanların en cömerdi idi.
* Sıkıntılara göğüs germe bakımından göğsü en geniş olanı idi.
* İnsanların, sözü en doğru olanı idi.
* Üzerine aldığı işi en iyi şekilde yerine getireni idi.
* Akrabalarına en çok ikramda bulananı idi.
* Kendisinden bir şey istendiğinde, istenilen şey varsa verirdi. Yoksa, eğer bulabilecekse vereceğine dair söz verirdi. İmkânı olmadığı takdirde susardı.
* İnsanların en cesuru idi.
* Az söyler, az konuşurdu.
* İnsanların en mütevazısı idi.
* Hastaları ziyaret ederdi.
* Kölelerin bile davetine icabet ederdi.
* Evde zevcelerinin işlerine katılır ve onlara yardım ederdi.
* Çocuklara selâm verirdi.
* Kendisini çağıran (seslenen kişiye) “buyurun” diye cevap verirdi.
* Bir meclise girdiği zaman, orada hangi konu konuşuluyorsa bu yönden onların sohbetine katılırdı.
* Gülmez, daima gülümserdi.
* Yürürken sallanmaz ve adımlarını fazla açmazdı.
* Tedbirlerini muntazaman alırdı.
* Hâlis bir çöl arabı O’nu ilk gördüğünde:
“-Vallahi gördüğüm şu simâ yalancı olamaz” derdi. Görünüşü itibariyle de doğruluğuna şahadet ederdi.
* Yaşayışı gayet sade idi.
* Kendi işlerini kendi görmeye çalışır, kimseye yük olmak istemezlerdi.
* Daima şefkat ve merhametli olurdu. Şefkat ve merhametten yoksun olanlar, tevazudan da mahrumdurlar.
* Bir meclise girdiğinde baş köşeye geçmez, orada boş olan yer neresi ise oraya otururdu.
* Kendisi için ayağa kalkıp ta’zim edilmesini istemezdi.
* Övülmekten hoşlanmazlardı.
* İnsanlar arasında ayırım yapmazdı.
* İnsanların en adaletlisiydi.
* Günün ilk saatlerinde uyanır, bir daha uykuya yatmazlardı.
* Öğlen vaktinde kısa bir kaylule (öğle uykusu) yaparlardı.
* Az yer, az konuşur, az uyurlardı.
* Eve girdiklerinde selâm verirlerdi.
* Dişlerinin, tırnaklarının ve vücutlarının temizliğine çok önem verirlerdi.
* Sağlığı yerinde olduğu müddetçe kimseden emir verip yardım istemezdi.

Hz.Aişe anamız diyor ki:
-Kalkar suyunu kendisi içerdi. İçtikten sonra da bana dönüp:
“-Ya Aişe su ister misin? İstiyorsan sana da su vereyim” diye sorarlardı. İstersem getirip su verirlerdi.
* Söz verdiğinde kesinlikle sözünü yerine getirirlerdi.
* Kimseyi asla aldatmazdı. “Aldatan bizden değildir” diye buyurmuşlardı.
* Daima tebessüm ederlerdi. “Gülümsemenin de bir çeşit sadaka olduğu”nu emir buyururlardı.

Ey Müslümanlar!
Peygamberimiz Efendimizin sözünü tutalım, sünnetini yaşayalım ve yaşatalım. Çünkü mutluluğumuz buna bağlıdır

Yazı kategorisi: DiGER KONULAR, DiNi KONULAR, GENEL, GÜNCEL, GÜNDEM, YORUMLAR, YORUMSUZ | » yorum bırak;

GOYNEM ( Çam içi Mesire ve piknik alani )

Yazan: Site - Yönetici Eylül 21, 2007

Yazı kategorisi: BÖLGEMİZDEN RESİMLER, GENEL, GÖYNEM`DEN RESİMLER, RESiMLER, YUKARI KAYALAR KASABASINDAN RESiMLER | 2 Yorum »

Müslümanın Günlüğü

Yazan: Site - Yönetici Eylül 21, 2007

 

01. Yatağından kalkarken besmele çeker.
02. Sabah namazını camide cemaatle kılmaya gayret eder.
03. Sabah erkenden işine giderken Allah’ tan helâl rızık ister.
04. Kabir azabından her an Allah’a sığınır.
05. Cennete girmek için her fırsatta Allah’a dua eder.
06. Beş vakit namazını cemaatle kılma azminde olur.
07. Sünnet namazlarını terk etmez. Mümkünse nafile de kılar.
08. Namazını huşu içinde kılmaya çalışır.
09. Yeme, içme, giyim, kuşam ve para kazanma hususlarında Allah’a sığınır.
10. Kendisini İslâm nimetine kavuşturduğu için Allah’a hep şükür duygusu içinde olur.
11. Kulak, göz ve diğer organ nimetlerinden Allah’a şükretmekten geri kalmaz.
12. Duanın kabul saatlerini fırsat bilip o saatlerde dua eder.
13. Kur’an’dan ezberinde olanları okur ve onunla amel eder.
14. Ezberinde olan hadislerle de amel etmeyi ihmal etmez.
15. Dini bilgilerini artırmak için farzları, sünnetleri öğrenir ve ilim meclisinde bulunur.
16. Göz, kulak ve diğer organlarını haramdan hep uzak tutar.
17. Peygamberimiz (s.a.v.)’in üzerine çokça salâvat getirir.
18. Hastalarla ilgilenir ve onları ziyaret eder.
19. Din kardeşlerinin cenazelerinde bulunur ve cenaze sahiplerine baş sağlığı diler.
20. İyiyi emreder, kötüden de alı koyar.
21. Din kardeşlerine öğüt verir.
22. Din kardeşlerine yardım eder elini uzatıp sıkıntılarını giderir.
23. Sözünde durur, ahde vefa gösterir.
24. Allah’ın kontrolünde olduğunu bildiği için gizli aşikâr bütün hallerinde ihlâsı ihmal etmez.
25. Harcamalarında iktisada dikkat edip, malını saçıp savurmaz, cimride davranmaz.
26. Kendinden iyiliği kesseler bile akrabasını ziyaret eder.
27. Ne öfke ne de hoşnutluk halinde aşırıya kaçmaz.
28. Kendisine zulmedeni bağışlar. Ver meyene de verir.
29. Sevdiğini Allah için sever, yerdiğini de Allah için yerer.
30. Susması fikir, konuşması zikir ve bakması ibret olur.
31. Aralarındaki sevgi samimiyet artırmak için din kardeşleri ile hediyeleşir.
32. İyi arkadaşlar seçer, kötülerden uzak durur.
33. Çok gülmez. Bilir ki çok gülmek kalbi öldürür.
Diri tutmak istediği kalbini daima tövbe istiğfarla meşgul eder.
Kimpaş; Eğitim hizmeti-KARAMAN

Yazı kategorisi: BUNLARI BiLiYORMUYDUNUZ, DiGER KONULAR, DiNi KONULAR, GENEL, GÜNCEL, GÜNDEM, YORUMLAR, YORUMSUZ | » yorum bırak;

DARU’L-HARP’TE FAİZ ALIP VERMEK ?

Yazan: Site - Yönetici Eylül 21, 2007

 

DARU’L-HARP’TE FAİZ

Müslümanların egemen olduğu ülkelere dar’ül-İs­lam, yani İslam ülkesi egemen olmadığı ülke­lere de dar’ül-harp, yani düş­man ülkesi adı verilir. Bunların içinde müslümanlarla saldırmazlık ve barış an­laşması yap­mış olanlara dar’ül-harp yerine daha çok sulh, eman ve ahid ülkesi denir.

Ebû Ha­nife ile İmam Muhammede göre gayrimüslim­lerin ülke­sinde (dar’ül-harp) bulunan bir Müs­lüman, o ül­ke­nin vatandaşıyla faizli işlem yapabilir. O şahıs isterse orada müslüman olmuş ve henüz islam ülkesine (dar’ul-İslama) göç etmemiş olsun.

Ebû Yusuf bu görüşte değildir. Çünkü islam ülkesine gir­mesine müsade etti­ğimiz bir gayrimüslim (المستأمن = müste’men) burada faizli işlem ya­pamayacağına göre bir müslü­man­ da onların ülkesinde bu işlemi yapamaz. Maliki, Şafiî ve Hanbelî mezheplerine göre de faiz her yerde ya­saktır. Çünkü faizi yasaklayan ayet ve ha­dis­lerde böyle bir yer ayırımı yoktur.

Eğer yiyor­larsa, dar’ul-harp ahalisine öl­müş hayvan eti ve do­muz satmada ve onlarla kumar oynamada da aynı ihtilaf geçerlidir. Ebu Hanife ve İmam Mu­hammed’e göre bunlar da yapılabilir.

1 – DELİLLER a – Hadis

Mekhûl’un rivayetine göreAllah’ın Elçisi, ona dua ve selâm ol­sun, şöyle demiştir:

لا ربا بين المسلم والحربي في دار الحرب “Dar’ül-harpte müslüman ile harbî arasında faiz ol­maz.”

Bu hadis hakkında çok söz söy­lenmiş ve bir çokları böyle bir hadisin varlığını ka­bul etmemiştir.

Kemaleddin b. el-Hümâm şöyle diyor: Bu hadis garibtir[1]. Bildirildiğine göre Mekhûl, Allah’ın Elçisi’nin böyle dediğini riva­yet etmemiştir.

İmam Şafiî’ye göre Ebu Yusuf şunu söylemiştir: “Bu yalnızca Ebu Hanife’nin sözüdür. Çünkü bir üstad bize, Mekhûl’ün şöyle dediğini bildi­rdi: Allah’ın Elçisi dedi ki, “Dar’ul-harbın halkı arasında faizli işlem olmaz.” Zannede­rim bir de “ve müslüman halk.” dedi.

İmam Şafiî dedi ki; “Bu hadis sabit değildir. Bunun delil olacak bir yanı yoktur.” Bu sözü İmam Şafiî’ye dayandıran Beyhakî’dir.

Mebsut’a göre “Bu hadis mürseldir. Mekhûl de gü­venilir (sika) bir kişidir. Böylelerinin mürseli kabul edilir[2].

Caferî mezhebine göre de dar’ul-harpte müslüman ile oranın halkı arasında faizli işlem olmaz. Onlar bunu Hz. Ali’den yaptıkları bir rivayete dayandırırlar. Hz. Ali şöyle dedi: Ona ve ailesine selâm olsun, Allah’ın Elçisi dedi ki:

ليس بيننا وبين أهل حربنا ربا فإنا نأخذ منهم ألف درهم بدرهم ونأخذ منهم ولا نعطيهم

“Bizimle, bize karşı savaş halinde olan halk (dar’ul-harp ahalisi) arasında faizli işlem olmaz. Bir dirhem verip onlar­dan bin dirhem alabiliriz, onlardan alırız ama verme­yiz[3].”

b – Veda hutbesi “Hz. Muhammed, ona dua ve selâm olsun, Veda Hutbesinde şöyle demiştir:

وربا الجاهلية موضوع وأول ربا أضعه ربانا ربا عباس بن عبد المطلب، فإنه موضوع كله.

“Cahiliye faizi kaldırılmıştır. Kaldırmakta olduğum ilk faiz bizim faizimiz, Abdülmut­talib’in oğlu Abbas’ın fa­izidir. Onun ta­mamı kal­dırıl­mıştır.”

İbni Rüşd[4], bu hadise dayanarak dar’ul-halpte faiz alınabile­ceğine hükmetmiştir. Onun yorumu şöyledir:

Bu hadîste, Ebû Hanîfe ve Muhammed’in[5] görüşüne uygun ola­rak dar­‘ül-harpte harbîlerle faiz işlemi yap­manın caiz olacağına işa­ret vardır. Çünkü önceleri Mekke dar’ül-harp idi ve Abbas (r.a.) orada yaşayan bir müslümandı. Ebû İshak’ın bildirdiğine göre Abba­s’ın müslüman oluşu, Bedir sa­va­şından öncesine rastlar. Çünkü o, Bedir’de esir alınınca, Peygamberi­miz onun fidye vererek kurtulmasını emret­miş, o da özür beyan ederek “Ben za­ten müslü­man­dım. Bu sa­vaşa istemeye­rek katıldım.” demiş, Hz. Peygamber de, “Görünüşte bize karşısın, öyleyse kendini fidye ile kurtar.” de­mişti.

Bu rivayet doğru kabul edilmezse, İbni İshak­‘ın ri­vayeti kabul edilebilir. Buna göre Haccac b. Allât, Hz. Abbas’ın Hayber’in fet­hinden önce müslüman olduğunu söy­lemiştir. Faizli işlem ise Hayber’in fethi sı­rasında haram kılınmıştır. Çünkü riva­yete göre Hz. Muhammed’e Hayber’de ganimet­ler arasında al­tınlı ve bon­cuklu bir gerdanlık getirilmişti de ger­danlıktaki altınla­rın çıkarılma­sını emret­mişti. Bunun üzerine altın­lar çıkarılarak ayrıca satılmıştı. O za­man Hz. Muhammed şöyle demişti: الذهب بالذهب وزنا بوزن “Altına altın tartıya tartıdır.”

Veda Hutbesi’nde Hz. Muhammed’in, Abbas (r.a.)’ın müslüman olduğu andan itiba­ren aldığı tüm faiz­leri değil de Mekke’­den cahi­liyye­ kalıntılarının si­linme­sinden sonra henüz tahsil etmediği faiz alacaklarını kaldırması, onun daru’l-harpte faize müsade et­tiğini gös­terir[6].”
Yazının devamını oku »

Yazı kategorisi: BUNLARI BiLiYORMUYDUNUZ, DiGER KONULAR, DiNi KONULAR, FETVALAR, FIKIH, GENEL, GÜNCEL, GÜNDEM, HARAM ve HELAL, SORU ve CEVAPLAR, YORUMLAR, YORUMSUZ | » yorum bırak;

Bu Yüz Çiğnemeye Değil Öpülmeye Layıktır

Yazan: Site - Yönetici Eylül 21, 2007

 

Bu Yüz Çiğnemeye Değil Öpülmeye Layıktır

Ebû Zerr Hazretleri anlatıyor:
Bir gün Bilal-i Habeşi ile sohbet ederken, bir mesele hakkında anlaşamayarak işi münakaşaya döktük. Bilal Hazretlerine:
Sen bundan ne anlarsın siyah kadının oğlu, diyerek hakaret ettim.
Hazreti Bilal bunu Efendimiz (s.a.v.) Hazretlerine söylemiş, Resulüllah beni huzuruna çağırdı. Hemen Efendimizin huzuruna koştum.
Peygamberimiz bana:
- Sen rengi siyah diye Bilal’i küçük görmüş ona hakaret etmişsin. Doğru mu?
Ben çok maçup olmuştum, utancımdan hiç bir şey söyleyemedim. Resulüllah devamla:
- Demek sende hala cahiliyyet devrinin adetlerinden eser var. Halbuki islamiyette insanın derisinin hiç bir ehemniyeti yok. İslamiyet ırk, renk, ve soy – sop farkını ortadan kaldırmıştır. Müslümanlıkta Allah’tan kim daha fazla korkarsa o öbüründen daha üstündür. Sen bu hali nasıl işledin? Buyurdular.
Ben Resulüllah (s.a.s) efendimizin bu sözleri karşısında ziyadesiyle üzülmüş ve ne yapacağımı şaşırmıştım. Resulüllah’ın huzurundan ayrıldıktan sonra doğru Bilal-i Habeşi Hazretlerinin evine gidip başımı evin eşiğine koydum:
- Ey Bilal, mübarek ayakların bu kaba başın üzerine basarak geçmedikçe kendimi affetmeyeceğim ve buradan ayrılmayacağım, dedim.
Biraz sonra Hazreti Bilal içeriden çıktı, beni tutarak kaldırdı ve bana :
- Ey kıymetli kardeşim ben seni affettim, Allah da affetsin. Bu yüz çiğnemeye değil öpülmeye layıktır dedi ve beni kucaklayarak içeri aldı.
Ben Bilal Hazretlerinin bu hareketine çok sevinmiştim. Bilal’in iki gözlerinden öptüm. Sevincimden gözlerim yaşarmıştı.

Yazı kategorisi: ASHAB-I KRAM, DiGER KONULAR, DiNi KONULAR, GENEL, GÜNCEL, GÜNDEM, TAKVA, TEVAZU, YORUMLAR, YORUMSUZ, İBRETLİK | » yorum bırak;