
4 HAK MEZHEBiN iMAMLARI TASAVVUFA GIRMiŞLERMiDiR ?
Dört büyük mezhebin kurucusu bulunan imamlarin
bizzat kendileri, çagdasi olan seyhlerden tarikat
almislar mi? Ferdî veya toplu zikir meclislerinde onlarla
bir arada bulunmuslar mi? Teveccüh ve mukâbele
ile yapilan niyaz merâsimlerine katilmislar mi?
Tasavvuf ve tarikat büyüklerine karsi mütevâzi bir
tavir takinip onlara karsi saygi ve hürmet göstermisler
midir?
Mezkûr imamlarin hepsi de bir seyhe intisâb etmisler
ve ondan ma’nen feyz almislardir.
Nitekim
Imam-i A’zam Hazretleri, vefatlarindan iki sene önce
kendi ögrencilerinden birine intisâb ederek tarikat
almis, vefât ederken de: «Son iki senem olmasaydi
helâk olurdum» buyurmustur.
Imam Sâfi’î Hazretleri ise, aslen ümmî, fakat gönlü
ilm-i ledünnî ile dolu Seybân-i Râ’î gibi bir zâtin
önünde, anasinin dizi dibinde oturan bir çocuk gibi
mütevâzi bir tavir içinde bulunur ve teveccüh için
beklerdi. Hattâ Imam-i Hanbelî Hazretleri :
»—Yâ Imâm-i Sâfi’i! Seybân-i Râ’î gibi bir ümmiye
karsi niçin bu kadar tevâzû gösteriyorsunuz?»
diye sordugunda O:«—Yâ imâm-i Hanbelî!
Bizim ilim ve îman konusundaki
sözlerimiz bu zâtta fi’len yasanilan bir hâl
ve davranis seklinde tezâhür etmistir» diye cevap vermistir.
Hattâ Imâm-i Hanbelî, imtihan etmek ve ilmî
seviyesini ölçmek maksadiyla Seybân-i Râ’î Hazretleri’ne,
fikhin en çetrefil mes’elelerinden birkaç soru
sormus, aldigi pek ince ve nükte dolu cevap karsisinda
hayret etmekten kendini alamamis ve düsüp bayilmistir.
Bu hâdiseden sonra da Imâm-i Sâfi’î ile birlikte
Seybân-i Râ’î’nin zikir ve sohbet meclislerine katilmislar,
diger âlim ve ögrencilerine de süfiyye meclislerine
devam etmelerini tavsiye buyurmuslardir.
Imam Azam Ebû Hanife rahmetullah aleyh’in vefâtindan
iki sene önce sûfiyye yolunu benimseyerek
talebelerinden birine intisâb edip ondan tarikat aldigi,
vefâti esnâsinda da
«Ömrümün son iki senesi olmasaydi
Nu’man helâk olurdu» sözleriyle de bunu vecizelestirdigi
ve ölümsüzlestirdigi bilinmelidir.
(Mektûbât-i Rabbani)
Imam A’zam Hazretleri hadîs-i serifte de isaret
edildigi üzere, abdest suyuyla birlikte akan günâhin
necâsetini kesfen gördügünden, abdest aliminda kullanilmis
müsta’mel suyun, tekrar abdest almak için
kullanilamiyacagina hükmetmistir.
(Sa’rânî, Mîzânü’l-kübrâ)
Imam Sa’rânî Tabakât’inda Imam Sâfi’i ile Ahmedb.
Hanbel”in sûfiyye meclislerine devam etme ve onlarin
zikir ve sohbetlerinde bulunma konusunda
i’tinâ gösterdikleri, kendilerine; zikir ve sohbetten baska
mesgaleleri bulunmayan sûfilerle niçin hasir-nesir
oluyorsunuz? denildiginde de: «Takvâ, zikir, muhabbet
ve ma’rifetten meydana gelen dini hayâtin
ana sermâyesi sûfîler nezdinde bulunmaktadir» cevâbini
verdiklerini nakletmektedir.
Imâm-i Sâfi’i Hazretleri, Seybân-i Râ’î’nin huzûrunda
anasinin önünde diz çöken çocugun durus ve
oturusu gibi saygili bir tavir içinde bulunurdu. Imam
Ahmed b. Hanbel Imâm-i Sâfi’î’nin yaninda oturur.
iken bir gün Seybân-i Râ’î çika geldi. Ahmed b. Hanbel:
«Bu zât, zâhiri ilimlerdeki eksikligine ragmen hâlâ
bâtin ilmini elde etmege çalisiyor, bu yüzden kendisine
fikhi birkaç mes’ele sormak istiyorum» deyince
Imâm-i Sâfi’î: «Bunu yapma» dediyse de Imam
Ahmed b. Hanbel kendisini alamayarak Seybân-i
Râ’î ye:«Bes vakit namazdan birini kazaya birakip,
bilâhare kazâ edecegi zaman da bu vaktin hangisi oldugunu
unutan bir kimse hakkinda ne dersin? Böyle bir
kimse ne yapmali ve nasil davranmalidir? diye sordu.
O’nun: «Allah’tan gâfil ve habersiz olarak yasayan
böyle bir kimse bu hâlinden vazgeçinceye ve gafleti
unutuncaya kadar cezâlandirilmalidir» seklindeki cevabi
karsisinda Ahmed b. Hanbel kendinden geçerek
yigilip kaldi ve bayildi. Ayilinca Imâm-i Sâfi’i: «Ben
sana O’na karsi gelmemeni söylememis miydim?»
dedi.
Baska bir zaman da develerin zekâtinin nasil verilmesi
gerektigini sordu ve su cevâbi aldi:
«Fikhin sâdece ilmiyle ugrasan sizlere göre, her
bes deveye karsilik bir koyun verilir. Ama bize göre
bes devenin besi de, hattâ varsa koyun da zekât olarak
verilir» buyurdu. «Bu konuda delilin nedir ve
dayanagin kimdir?» diye sorulunca da: «Imâmim Ebû
Bekri’s-Siddîk’tir. Zira O, bir mücâhede sirasinda elinde
ve avucunda ne varsa hepsini ordunun teçhizi için
Rasûlüllaha arzettiginde, kendisine: «Senin ve ehl ü
iyâlin için geride ne biraktin? diye sorulunca: «Evet
onlar için Allah ve Rasûlü’nü biraktim» cevâbini lütfetti.
Bunun üzerine huzûrda bulunanlar hayret ve
saskinlik içinde kaldilar. Seybân-i Râ’i bir ümmi idi.
Ümmîsinin hâli böyle olunca, âlim olan sûfilerin ÎRSAD
durumunu buna göre düsünmek ve takdir etmek gerekir.

















