GÖYNEM ( BEYSEHiR )

İLAHİ-KURAN-İSLAM-DİN-HABER-RESİM-VİDEO-TASAVVUF-BELGESEL-DUA-HADiS-TARİH-ŞİİR

04 May 2007 için Arşiv

Peri Bacaları da dünya harikası

Yazan: Site - Yönetici Mayıs 4, 2007

 

Peri Bacaları da dünya harikası

04 Mayıs 2007 Cuma 23:05

Times gazetesinin listesinde Bolivya Salar de Uyuni’ndeki tuz düzlükleri birinci sırada yer alırken, listeye Türkiye’den de Kapadokya’daki Peri Bacaları girdi. Peri Bacaları beşinci sıradaydı.

Liste, dünyanın birçok yerine seyahat rehberi yayımlayan İngiltere’deki “Rough Guides” adlı yayınevi tarafından kuruluşunun 25. yıldönümü nedeniyle yayımlandı. Mekanların yanı sıra etkinliklerinde yer aldığı liste, seyahat rehberlerinin deneyimleri ışığında hazırlandı.

Çin’deki Yasak Şehir ile “Las Vegas’ın Cazibesi”nin de yer bulduğu listeye göre “Dünyanın Yeni 25 Harikası” şöyle:
1- Bolivya’da Salar de Uyuni’deki tuz düzlükleri
2- Avustralya’daki Uluru veya Alers Kayalıkları
3- Mısır’daki Giza Piramitleri
4- Amazon Nehri akıntısı
5- Türkiye’de Kapadokya’daki Peri Bacaları ve mağaralar
6- ABD’de Arizona’daki Büyük Kanyon
7- Ürdün Çölü’ndeki taşlardan yapılan Petra şehri
8- Peru’daki İnka kenti Machu Picchu
9- Gaudi’nin İspanya’nın Barcelona kentinde bulunan “Sagrada Familia” (Kutsal Aile) Kilisesi
10- Patagonya’daki Perito Moreno Buzulu
11- Roma’daki Sistine Şapeli
12- Himalayalar’da yürüyüş
13- Kamboçya’daki Angkor Wat Tapınağı
14- Venedik’teki kanal ve saraylar
15- Sahra Çölü’nü deve kervanıyla geçmek
16- Çin Seddi
17- Zambia ve Zimbabwe’deki Victoria Şelalesi
18- Belize Resif Bariyeri’nde kürekle gezinti
19- Hindistan’daki Tac Mahal
20- Meksika ve Guatemala’daki Maya kalıntıları
21- Güney Pasifik’teki Easter Adası’nda bulunan taştan dev heykeller
22- Mali’deki Büyük Cami
23- Las Vegas’ın cazibeleri
24- Çin’deki Yasak Şehir
25- Paraguay ve Brezilya’daki dünyanın en büyük su bendi olan Itaipu

Milliyet

Yazı kategorisi: HABERLER | » yorum bırak;

insan vucudunun maddi değeri

Yazan: Site - Yönetici Mayıs 4, 2007

 

 

insan vucudunun maddi değeri


Bir kimyagerin araştırmalarına göre insanın maddi değeri komik denecek kadar düşük olup adeta sudan ucuzdur. Çünkü vucudumuzda 7 kalıp sabun yapacak kadar yağ, orta boyda civi yapacak kadar demir, ancak bir kahve fincanını dolduracak kadar şeker, bir tavuk kümesini boyayacak kadar kireç, 2000 kibrit yapacak kadar fosfor, ufak bir topun atımına yetecek barut için potasyum bulunmaktadır.

Madde itibariyle bu kadar ucuz olduğu halde tek bir organını bile dünyaya değişmeyen insan, kendisine verilen bu değerin kıymetini bilmeli ve Yaratan RABBİNE karşı kulluk görevini yerine getirmelidir.

Aksi takdirde gerçek değer kokuşmaya mahkum birkaç kilo et, birkaç litre kan, ve bir yığın kemikten ibaret kalacaktır.

MD HABER AJANSINDAN ALINTIDIR

Yazı kategorisi: SAĞLIK | » yorum bırak;

Ashabı keyfin köpeği cennetlikmidir?

Yazan: Site - Yönetici Mayıs 4, 2007

 

CENNETE GİRECEK HAYVANLAR

Rivayete göre

1-ibrahim as nin BUZAĞISI
2-İsmail as nin yerine kesilen KOÇ
3-Salih as nin bir mucizesi olan DEVE
4-Musa as nin İNEĞİ
5-Üzeyir as nin MERKEBİ
6-Yunus as yutan BALIK
7-Süleyman as nin KARINCASI
8-Belkısın HÜD HÜD KUŞU
9-Ashabı Kehfin KITMİR isimli KÖPEĞİ
10- Peygamberimizin devesi KASVA

Kaynak
Dakaikul Ahbar

Hz. Büreyde radıyallahu anh anlatıyor: “Bir adam Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm’a: “Cennette at var mı?” diye sordu. Aleyhissalatu vesselam da:

“Allah Teâla Hazretleri seni cennete koyduğu takdirde, kızıl yâkuttan bir at üzerinde orada dolaşmak isteyecek olsan, o seni istediğin her yere uçuracaktır” buyurdular. Bunun üzerine diğer biri de:

“Cennette deve var mı?” diye sordu. Ama buna Aleyhissalatu vesselam öncekine söylediği gibi söylemedi. Şöyle buyurdular:

“Eğer Allah seni cennete koyarsa, orada canının her çektiği, gözünün her hoşlandığı şey bulunacaktır.” Tirmizi, Cennet 11, (2546).

Yazı kategorisi: DiNi KONULAR | 1 Yorum »

Beysehir Gün Batımı & Taş Köprü

Yazan: Site - Yönetici Mayıs 4, 2007

Yazı kategorisi: FOTOGRAFLAR iLE BEYSEHiR | 4 Yorum »

Mezarlar da kaçak !

Yazan: Site - Yönetici Mayıs 4, 2007

Mezarlar da kaçak !

Hemen herşeyin bir kaçağı ve sahtesi olduğu Türkiye’de artık mezarlar da kaçak

Yazı kategorisi: HABERLER | » yorum bırak;

Hadimu’l-Harameyn Es-Serifeyn

Yazan: Site - Yönetici Mayıs 4, 2007

 

Hadimu’l-Harameyn Es-Serifeyn


Yavuz Sultan Selim, haleb Ulu camii’nde Cuma namazini eda ederken hatip, Mekke ve Medine’nin hakimi manasina gelen ”Hakimu’l.Harameyn es-Serifeyn” ünvaniyla hitap edince o, yerinden kalkip bu lakabin yerine ”Hadimu’l-Harameyn es-Serifeyn” ( Harameyn’in hizmetkari) kelimelerini telaffuzla kendisine bu ünvanin verilmesini istemisti.

Hatipin ayni sözleri tekrarlamasi üzerine cok sevinen Yavuz Sultan Selim, 1000 dukadan daha fazla degeri olan kaftanini cikarip hatibe giydirecek ve üzerinde namaz kildigi haliyi kaldirip topraga secde edecektir.

Böylece o, Islam tarihinde diyanetperverligin ne kadar üstün oldugunu gösterdigi gibi, Hz. Peygamber’in (sav), Sair Ka’b b. Züheyr’in kasidesine (Kaside-i Bürde) karsi bürdesini (hirka vermesini örnek alarak böyle bir harakette bulunmustur.
BU hareket tarzi, Selimin Islam’a ve Resulullah’a (sav) ne kadar bagli oldugunun en belig ve acik numunesidir ki bu, Osmanogullarinin en karakteristik vasfini teskil eder. Yavuz icin kullanilan ünvan, kendisinden sonra gelen bütün Osmanli hükümdarlari icin de kullanilan önemli bir lakab olmustur.

Yazı kategorisi: OSMANLI TARiHi | » yorum bırak;

İstanbulun manevi fatihi mutlaka okuyun

Yazan: Site - Yönetici Mayıs 4, 2007

 

 

İstanbulun manevi fatihi mutlaka okuyun


İSTANBUL’UN MÂNEVÎ FÂTİHİ

Ubeydullah-ı Ahrâr‘ın torunu Hâce Muhammed Kâsım’dan şöyle nakledilmiştir:

“Ubeydullah-ı Ahrâr hazretleri, bir gün öğleden sonra, âniden atının hazırlanmasını istedi. Atı hazırlanınca, binip Semerkant’tan süratle çıktı. Talebelerinden bir kısmı da ona tâbi olup, tâkib ettiler. Biraz yol aldıktan sonra Semerkant’ın dışında bir yerde talebelerine;
“Siz burada durunuz!” buyurdu.

Sonra atını Abbâs Sahrâsı denilen sahrâya doğru sürdü. Talebeleri arasında Mevlânâ Şeyh adıyla tanınmış bir talebesi, bir müddet daha peşinden gidip tâkib etmişti. Bu talebesi şöyle anlattı:
“Hâce Ubeydullah-ıAhrâr hazretleri ile sahrâya vardığımızda, atını sağa sola sürmeye başladı. Sonra birdenbire gözden kayboldu.”

Ubeydullah-ı Ahrâr daha sonra evine döndüğünde, talebeleri nereye ve niçin gittiğini sorduklarında;
“Türk Sultânı Sultan Muhammed Hân (Fâtih), kâfirlerle harbediyordu. Benden yardım istedi. Ona yardım etmeye gittim. Allahü teâlânın izniyle gâlib geldi. Zafer kazanıldı” buyurdu.

Bu hâdiseyi nakleden ve Ubeydullah-ı Ahrâr hazretlerinin torunu olan Hâce Muhammed Kâsım, babası Hâce Abdülhâdî’nin şöyle anlattığını nakletmiştir:

“Bilâd-ı Rûm’a (Anadolu’ya) gittiğimde, Sultan Muhammed Fâtih Hânın oğlu Sultan Bâyezîd Hân, bana, babam Ubeydullah-ıAhrâr’ın şeklini ve şemâilini târif etti ve;
“O zâtın beyaz bir atı var mıydı?” diye sordu. Ben de târif ettiği bu zâtın, babam Ubeydullah-ı Ahrâr olduğunu ve beyâz bir atının olup, bâzan ona bindiğini söyledim. Bunun üzerine Sultan Bâyezîd Hân, bana şöyle anlattı:

Babam Sultan Muhammed Fâtih Hân bana şunları dedi:
“İstanbul’u fethetmek üzere savaştığım sırada, harbin en şiddetli bir ânında, Şeyh Ubeydullah-ı Ahrâr Semerkandî’nin imdâdıma yetişmesini istedim. Şekil ve şemâilini târif ederek şu vasıfta ve şu şekilde ve beyaz bir at üzerinde bir zât yanıma geldi;

“Korkma!” buyurdu.

Ben de;

“Nasıl endişelenmeyeyim, küffâr çok.” dedim.

Ben böyle söyleyince, elbisesinin yeninden bakmamı söyledi. Baktım, büyük bir ordu gördüm.

“İşte bu ordu ile sana yardıma geldim. Şimdi sen falan tepenin üzerine çık, üç defâ kös vur ve orduna hücûm emri ver.” buyurdu.

Emirlerini aynen yerine getirdim. O da bana gösterdiği ordusuyla hücûma geçti. Böylece düşman hezîmete uğradı. İstanbul’un fetih işi gerçekleşti.”

Yazı kategorisi: OSMANLI TARiHi | » yorum bırak;

Fatih Ve Papazlar

Yazan: Site - Yönetici Mayıs 4, 2007

Fatih Ve Papazlar


Fatih, Rumeli Hisarı gibi, Bizans’ın boğazını sıkacak dev eseri, üçbuçuk ayda tamamladı. Başta kendisi olmak üzere bütün Vezirler sırtlarında taş taşıdı. Dürüstlükle, harcından çalınmadan yapılan eser, 550 senedir dimdik ayakta. 17 Ağustos’ta moloz yığını olan binaların mimar ve mühendisleri bundan ders almalıdır! Çeşitli yalanlarla suçladıkları fethin babası, din ayrımı gözetmeksizin Rum, Ermeni ve Yahudilere inanç ve icrai sanat hürriyetini tattıran insandır. 52 günlük bir muhasaradan sonra, Türk askerleri İstanbul surlarından, coşkun bir sel gibi akıyordu. Bizans halkı ise, ölüm korkusu ile Ayasofya’da toplanmışlar ve gaipten bir kurtarıcı bekliyorlardı. Zira yıllardır, Papazları onlara , “Türkler Ayasofya’ya kadar geldiklerinde, gökten bir melek inecek ve yanında getirdiği kılıcı, Bizanslı bir cengaverin eline verecek. Cengaver Türkleri bu kılıçla öldürecek” demişlerdi. Halk bu yalana kanmış ve savaşı bırakıp Ayasofya’da tir tir titreyerek, ağlaşarak “kurtarıcı meleği” bekliyorlardı. Fatih Sultan Mehmet, Ayasofya’ya gelip, bunlara “korkmayınız size hiç zarar verilmeyecektir. Herkes inanç ve ticaretinde serbesttir” deyince, Bizanslılar Fatih’in ellerine sarılıp, ayaklarına kapandılar…

Fatih bu insanlara, din büyüklerinin nerede olduğunu sordu… Onlar da Patrik Gennadios’un, bugünkü Zeyrek tarafında bir manastırda hapiste olduğunu bildirdi. Sultan emredip, Gennadios’u getirtti. Ve huzuruna çıkarılınca, “Bundan böyle Ortodoksların Patriki sensin. Bunların din işleriyle meşgul olacaksın” diyerek eline “Patriklik işareti” olan bir de “asa” verdi. Ona Vezirlere (bakan) eş bir makam ile, Hazineden yüksek maaş bağladı. Gennadios, birkaç papazın da Animas zindanlarında bulunduğunu arzetti. Bunun üzerine o papazlar da kurtarıldı. Sultan Mehmet, yeni gelen bu iki papaza sordu: “Neden zindana atıldınız?” Papazlar da “İmparator Kostantin bize Bizans’ın istikbali hakkında sorular sordu.

Biz “Bu ahlaksızlık ve adaletsizlik devam ederse, çok sürmez Türkler burayı alır” dedik. İmparator bizlere pek kızdı. Süresiz olarak zindana attırdı. Senelerdir hapisteyiz” dedi. Fatih, papazlara “Peki benim İstanbul’u aldığımı biliyorsunuz. Bu İstanbul Türklerin elinde ne kadar kalır?” diye sordu. Papazlar Fatih’e “Efendim sizin idare tarzınızı ve adaletinizi tanımıyoruz. Şimdi bir karar verirsek yanlış olur. Bize izin verin bir müddet insanlarınızı ve idarenizi, memleketi gezip görelim size arz ederiz” dediler. İzin verildi. Papazlar ülkeyi gezmeye çıktılar. Yolları Bursa’ya düştü. Orada bir mahkemeye vardılar. “Türklerin adalet dağıtımı nasıl?” diye merak ediyorlardı. Mahkeme kapalı idi. Kapıda bir köylü, hakimi bekliyordu. Hakim gelmedi. Böylece üç gün, köylü mahkemeye gelip eli boş döndü.

Dördüncü gün hakim (Kadı) gelmişti. Köylü davasını hakime anlattı: Komşum filan kimse, haksız yere öküzümü öldürdü. Ödemesini istiyorum deyince, hakim köylüye “Evladım benim hastam vardı. Üç gündür izinli idim. Bugün izinim bitti. Ancak sen üç gün önce öküzünün parasını almalıydın. Bu benim suçum. Öküzünün parasını benim ödemem lazım” diyerek köylünün parasını ödedi. Papazlar şaşırıp kaldılar. Yeter göreceğimizi gördük diyerek İstanbul’a geri döndüler. Fatih’e rapor verdiler: “Türkler, bugünkü gibi adil ve müşfik davranırsa, İstanbul kıyamete kadar elinizden çıkmaz. Adaleti bıraktığınızda, sizin de elinizden çıkar” dediler. Fatih vezirine dönüp “Lala, görüyorsun! Bu söz haklı. Ferman edelim ki hiçbir devlet adamı halka zulmetmeye!” dedi.

Yazı kategorisi: OSMANLI TARiHi | » yorum bırak;

Bir hac hikayesi

Yazan: Site - Yönetici Mayıs 4, 2007

 

 

Bir hac hikayesi


Osmanlılar zamanında 1900’lü yıllarda, mukaddes topraklarda bugünkü gibi otel sistemi yokmuş.

Çünkü buralarda yaşayan halk günlerce önceden şehir dışına çıkar, hiç tanımadığı bir yerden hac yapmak maksadıyla gelen kişileri karşılar ve bundan da büyük şeref duyarlarmış.

İşte böyle bir hac mevsiminde, takriben 1903-1904 yıllarında, Mekke halkı yine hacıları karşılamak üzere şehir dışına çıkmış.

Bunlardan biri, gözüne kestirdiği uzun boylu, endamlı, sakallı, normal giyimli birisinin yanına yaklaşarak, kendisini evinde misafir etmek istediğini bildirip, eğer gelirse büyük şeref duyacağını söyleyerek rica minnet evine davet etmiş.

Gelen zat hac müddeti boyunca o kişinin evinde kalmış. Hac zamanı bitiminde bu iki kişi helalleşerek ayrılmışlar.

Ayrılırken, hacı olan zat, hane sahibine bir kese altın hediye etmek istemiş.

Hane sahibi bu altınları kabul etmek istememişse de, hacı olan zat fevkalade ısrar edince, ev sahibi kabul etmek zorunda kalmış.

Bir de mektup bırakıp ev sahibine demiş ki:
“Bu mektubu ben gittikten en az bir gün sonra Mekke Emiri’ne teslim et!”

Hacı gittikten bir müddet sonra hane sahibi kendi kendine: “Allah, Allah! Ben kiim, koskoca Mekke Emiri kim, bu mektubu yazan o hacı kim!” diye düşünmüş.

Derken hanımı mektubu Mekke Emiri’ne muhakkak vermesi gerektiğini, aksi halde vebal altında kalacağını söyleyerek beyini ikna etmiş.

Neticede çeşitli mercilerden geçerek mektubu Mekke Emiri’ne vermiş. Emir mektubu açınca hemen ayağa kalkmış, selam durmuş ve hane sahibine sormuş:

- Şimdi nerede bu misafir ettiğin zat-ı muhterem?
- Efendim, haccını tamamlayıp memleketine döndü.
- Bak mektup nasıl başlıyor: “Ben Harem-i Şerifin Hadimi Halife-i Müslimin Sultan Abdülhamid Han-ı Sani ki.”

Bunu duyan adam bayılmış ve 2 gün kendine gelememiş.

İşte Sultan Abdülhamid Han, devletin bekasını ve belki de mütevazı bir hac yapamayacağını düşünerek, kimseye haber vermeden hac vazifesini yerine getirmiş ve efendimizi (s.a.v) ziyaret ile şereflenmiştir.

Yazı kategorisi: OSMANLI TARiHi | » yorum bırak;

”Bunlarda Medine-i Münevvere’nin tozu var ”

Yazan: Site - Yönetici Mayıs 4, 2007

 

 

”Bunlarda Medine-i Münevvere’nin tozu var ”


Sultan Abdulaziz’in, gayet dindarane ve intizamli bir hayat süren dürüst bir insandi.

Bir gün hasta yataginda baygin ve sararmis bir vaziyette yatarken: ”Medine-i Münevvere mücavirlerinden bir dilekce var!” denildiginde, yaverine:

”Derhal beni ayaga kaldiriniz! Haremeyn’den gelen talepleri ayakta dinleyeyim! ALLAH Rasulu’ne (sav) komsu olanlarin talebleri, böyle ayak uzatilarak edebe aykiri bir sekilde dinlenmez! ” diyerek Hz. Peygamber’e (sav) olan muhabbetini güzel bir surette ortaya koymustur.

Abdulaziz ayrica, her Medine-i Münevvere postasi geldiginde abdest tazeleyip, mektuplari: ”Bunlarda Medine-i Münevvere’nin tozu var!” diye öpüp alnina götürdükten sonra katibine okutmustur.

Yazı kategorisi: OSMANLI TARiHi | » yorum bırak;